• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Raşit Tunca Board
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Raşit Tunca Board > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 27
Son Üye» Son Üye Fahriye
Toplam Konular» Toplam Konular 6,682
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 7,618

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Ercan Yazgan Kimdir?


Ercan Yazgan Kimdir? Biyografisi

Necip Ercan Yazgan, (4 Nisan 1946, Sinop - 8 Mart 2018, İstanbul), Türk tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu ve yönetmen.[1]

Tuncay Özinel Tiyatrosu, AST gibi topluluklarda çalışan sanatçı, Perihan Abla dizisiyle tanındı. 1963'te sinemada yer aldı. Bizimkiler dizisindeki "Kapıcı Cafer" ve Kaygısızlar dizisindeki "Memnun Kaygısız" tiplemesiyle başarılı bir karakter oyunculuğu sergiledi. Buket Dereoğlu ve Billur Yazgan'ın babasıdır.

8 Mart 2018 tarihinde İstanbul'un Sultanbeyli ilçesindeki bir hastanede inmeye bağlı çoklu organ yetmezliği nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybetti. 10 Mart 2018'de Şakirin Camii'de düzenlenen cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'na defnedildi.

Bizimkiler dizisinde sergilediği Kapıcı Cafer performansıyla hafızalara kazınan Ercan Yazgan kimdir? Usta oyuncu Ercan Yazgan’dan acı haber geldi. Ercan Yazgan gece saat 23.45 sularında hayatını kaybetti. Peki, Ercan Yazgan hastalığı neydi, kızı kimdir? Billur Yazgan, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda, "Basında benim Ercan Yazgan'ın kızı olduğuma dair hatalı bir bilgi dolaşıyor, Ercan Yazgan babam değildir" ifadelerini kullandı. Ercan Yazgan, 4 Nisan 1946 tarihinde Sinop'ta doğdu. Yazgan, 1986 yılında Perihan Abla dizisindeki Şoför İsmet karakteriyle tanındı. 1989-2002 yılları arasında 13 yıl kesintisiz olarak yayınlanan "Bizimkiler" adlı dizide ise Kapıcı Cafer tiplemesiyle izleyici karşısına çıktı. Yazgan kariyeri boyunca birçok dizi ve sinema projesinde yer aldı. Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ercan Yazgan, geçirdiği felç nedeniyle tedavi altına alınmıştı. Alınan bilgiye göre, özellikle oynadığı televizyon dizileriyle tanınan Ercan Yazgan, hafta içi felç geçirerek Sultanbeyli'deki özel bir hastaneye kaldırılmıştı 1989-2002 yılları arasında 13 yıl kesintisiz olarak yayınlanan "Bizimkiler" adlı dizide Kapıcı Cafer karakterini canlandırırken; Erdal Özyağcılar, Savaş Dinçel, Ayşe Kökçü, Mehmet Akan, Uğurtan Sayıner, Atılay Uluışık, Aykut Oray, Salih Kalyon, Selçuk Uluergüven, Ali Uyandıran, Rutkay Aziz, Buket Dereoğlu, Cihat Tamer, Engin Şenkan, Güzin Özipek, Kemal İnci, Meral Çetinkaya, Dursun Ali Sarıoğlu, Arif Erkin Güzelbeyoğlu, Cezmi Baskın, Zihni Göktay, gibi oyuncularla birlikte rol aldı. Bülent Kayabaş ile Tiyatro yaptı.

Ercan Yazgan kimdir? Ercan Yazgan hatalığı neydi? Usta oyuncu Ercan Yazgan hayatını kaybetti. Bizimkiler dizisiyle hafızalarda yer edinen Yazgan’ın ölüm haberinin ardından Ercan Yazgan kimdir, hastalığı neydi, kızı kimdir gibi usta sanatçıyla ilgili merak edilen sorulara yanıt aranmaya başlandı. Billur Yazgan, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda, "Basında benim Ercan Yazgan'ın kızı olduğuma dair hatalı bir bilgi dolaşıyor, Ercan Yazgan babam değildir" ifadelerini kullandı. Ercan Yazgan, 4 Nisan 1946 tarihinde Sinop’ta doğdu. Oyuncu Buket Dereoğlu ve Billur Yazgan'ın babasıdır. Yazgan, 1986 yılında Perihan Abla dizisindeki Şoför İsmet karakteriyle tanındı. 1989-2002 yılları arasında 13 yıl kesintisiz olarak yayınlanan "Bizimkiler" adlı dizide ise Kapıcı Cafer tiplemesiyle izleyici karşısına çıktı. Yazgan kariyeri boyunca birçok dizi ve sinema projesinde yer aldı. Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ercan Yazgan, geçirdiği felç nedeniyle tedavi altına alınmıştı. Alınan bilgiye göre, özellikle oynadığı televizyon dizileriyle tanınan Ercan Yazgan, hafta içi felç geçirerek Sultanbeyli'deki özel bir hastaneye kaldırılmıştı. "İskemik serebrovasküler hastalık tanısıyla hastanemiz nöroloji kliniğinde medikal tedavisi devam ederken 3 Mart 2018 tarihinde gelişen solunum yetmezliği nedeniyle hastanemiz yoğun bakım servisine kaldırılmış, yoğun bakım takibinde iken gelişen hipotansiyon, böbrek ve karaciğer yetmezliği ve bunların sonucunda oluşan çoklu organ yetmezliği nedeniyle bugün saat 23.05'te kalbi durmuş, yapılan tüm müdahelelere rağmen geri döndürülememiş olup 23.45'te hayata gözlerini yummuştur.

Sanat dünyasına uzun yıllar hizmet etmiş böyle bir değerin kaybı için başta yakınları olmak üzere tüm sevenlerinin başı sağ olsun."

Ercan Yazgan’ın kızı Buket Dereoğlu kimdir? Billur Yazgan kimdir?


Ercan Yazgan’ın kızı Buket Dereoğlu’nun kim olduğu ve oynadığı diziler merak ediliyor. Billur Yazgan kimdir, Ercan Yazgan’ın kızı mı? "Kapıcı Cafer" ve Kaygısızlar dizisindeki "Memnun Kaygısız" tiplemesiyle tanınan usta oyuncu Ercan Yazgan, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Yazgan yarın Üsküdar'da bulunan Karacaahmet Şakirin Camii’nden son yolculuğuna uğurlandı. Ercan Yazgan’ın kızı Billur Yazgan kimdir sorusu araştırılan konular arasında yer aldı. Billur Yazgan konu ile ilgili bir açıklama yaptı. Billur Yazgan, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda, "Basında benim Ercan Yazgan'ın kızı olduğuma dair hatalı bir bilgi dolaşıyor, Ercan Yazgan babam değildir" ifadelerini kullandı. Açıklamanın tamamına haberimiz içerisinden ulaşabilirsiniz. Buket Dereoğlu, oyuncu Ercan Yazgan‘ın üvey kızıdır. Buket Dereoğlu 6 yaşında iken annesi İdil hanım, ikinci evliliğini 1976 yılında Ercan Yazgan ile yapmıştır. Selin Buket Dereoğlu, 1970 İstanbul‘da doğmuştur. İzmir kökenlidir. Annesi İdil hanımdır. Anne babası o 3 yaşındayken ayrılmışlar. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile anne tarafından akrabadır.

Ercan Yazgan’ın kızı Billur Yazgan kimdir sorusu araştırılan konular arasında yer aldı. Buket Dereoğlu kimdir? Unutulmaz dizilerde rol alan ve başarılı oyunculuğu ile hafızalara kazınan "Kapıcı Cafer" ve Kaygısızlar dizisindeki "Memnun Kaygısız" rollerine hayat vereb Ercan Yazgan bir süredir tedavi görüyordu. 3 Mart 2018 tarihinde solunum yetmezliği nedeniyle özel bir hastaneye kaldırılan Yazgan’ın vefat haberi geldi. Vatandaşlar Billur Yazgan’ın Ercan Yazgan’ın kızı olup olmadığını araştırmaya başladılar. Konu ile ilgili Billur Yazgan’dan açıklama geldi. Billur Yazgan, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda, "Basında benim Ercan Yazgan'ın kızı olduğuma dair hatalı bir bilgi dolaşıyor, Ercan Yazgan babam değildir" ifadelerini kullandı. Buket Dereoğlu, Ercan Yazgan’ın üvey kızıdır. Selin Buket Dereoğlu, 1970 İstanbul‘da doğmuştur. İzmir kökenlidir. Annesi İdil hanımdır. Anne babası o 3 yaşındayken ayrılmışlar. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile anne tarafından akrabadır.

BİLLUR YAZGAN ERCAN YAZGAN’IN KIZI MI?

Billur Yazgan, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda, "Basında benim Ercan Yazgan'ın kızı olduğuma dair hatalı bir bilgi dolaşıyor, Ercan Yazgan babam değildir" ifadelerini kullandı. İşte, ünlü oyuncu Billur Yazgan'ın açıklamasının tamamı;

"Bugün çok değerli ve hepimizin çok sevdiği bir sanatçı olan Ercan Yazgan'ı kaybettik... Herkes gibi bende çok severdim ve çok üzüldüm... Hepimizin başı sağolsun yalnız basında benim Ercan Yazgan'ın kızı olduğuma dair hatalı bir bilgi dolaşıyor. Ama bu durum sadece zamanında verdiğim bir röportajda soyadı benzerliğinden faydalanarak tamamen yalan haber yapan kendini bilmez bir gazeteciden kaynaklanmaktadır... Ercan Yazgan babam değildir! Allah rahmet eylesin gerçek çocuklarına, ailesine ve sevenlerine sabır versin..."

ERCAN YAZGAN’IN KIZI BUKET DEREOĞLU KİMDİR?

Selin Buket Dereoğlu, 1970 İstanbul‘da doğmuştur. İzmir kökenlidir. Annesi İdil hanımdır. Anne babası o 3 yaşındayken ayrılmışlar. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile anne tarafından akrabadır.

Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuar Tiyatro oyunculuk Bölümünden mezun oldu.

OYUNCULUK KARİYERİ

Oyunculuğa annesinin tiyatrosu olan “İdil Abla Çocuk Tiyatrosu”nda başladı. Daha sonra Dormenler Tiyatrosu, Gülriz Sururi– Engin Cezzar Tiyatrosu, Ercan Yazgan– Bülent Kayabaş Tiyatrosu”, TİM, “Tiyatro Portakal” gibi tiyatro gruplarında devam etti.

90’lı yıllarda Maret, Emlak Bankası, AEG ve Sümerbank reklamlarında oynadı.

1989 yılında başlayan 13 yıl devam eden “Bizimkiler” dizisinde Erdal Özyağcılar, Ercan Yazgan, Aykut Oray, Savaş Dinçel, Zihni Göktay, Meral Çetinkaya gibi oyuncularla oynamıştır.

1990 yılından sonra Türker İnanoğlu‘nun sahibi olduğu Ulusal Film şirketiyle çalışmaya başladı. Cümbüş Sokak dizisinde Sarı Gacı, Bizimkiler”de Sekreter Demet, 1996 yılında Tatlı Kaçıklar”da Aysu, 2012 yılında SüperTürk’de ise rolüyle çok sevildi.


Ercan Yazagan in  Ödülleri


   36. Altın Portakal Film Festivali - "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" - Duruşma


Ercan Yazagan in Filmografisi


   Bana Masal Anlatma - 2015
   İffet - 2011
   Kardelen - 2010
   Hanımın Çiftliği - 2010
   Nekrüt - 2008
   Yalancı Yarim - 2007
   Ahh İstanbul - 2006
   Tatil Aşkları - 2004
   Altın Kafes - 2004
   Hayat Bilgisi - 2003
   Sırlar Dünyası / Sır Kapısı - 2002
   Aşk Meydan Savaşı - 2002
   Balalayka - 2000
   Duruşma - 1999
   Sevda Kondu - 1996
   Kaygısızlar - 1994

Kaynak :

Wikipedia
aksam com tr
Read More Read More / Comment Comment
Stephen William Hawking Kimdir?


Stephen William Hawking Kimdir ?

Prof. Dr. Stephen Hawking CH CBE FRS (8 Ocak 1942, Oxford - 14 Mart 2018, Cambridge), İngiliz fizikçi, evrenbilimci, astronom, teorisyen ve yazar.

Hayatı

Hawking 8 Ocak 1942 yılında hayata gözlerini açmıştır. 8 yaşındayken Londra'dan 20 mil uzaktaki St Albans'a gitti. 11 yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti. Babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik öğrenimi görmeye başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi. Hawking daha sonra kozmoloji (evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge'e gitti. O zamanlar Oxford'da evren bilimi üzerine çalışma yoktu. Cambridge'de danışman olarak Fred Hoyle'u istemesine karşın Dennis Sciama atanmıştı. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College'de profesör asistanı oldu. 1973'de Gökbilim Enstitüsünden ayrıldıktan sonra Hawking, Uygulamalı matematik ve Kuramsal fizik bölümüne geçti. 1979'dan sonra matematik bölümünde Lucasian matematik profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlamento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669'da Isaac Newton'a verilmişti. Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein'ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang'le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi. Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı'nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucu da karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olduğuydu. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.[1][2]

Stephen Hawking kuantum fiziği ve kara deliklerle ilgili iddialarıyla, bugün yaşayan bilim insanları arasında dünyada en çok tanınan isimdir. Kitapları, 40 dile çevrildi; evrenle ilgili çılgın teorik bilgilerini popüler hale getirmek için gereken maddi bağımsızlığı sağlayacak ve Cambridge Üniversitesi'ndeki uygulamalı matematik ve teorik fizik laboratuvarını geliştirecek kadar da sattı. Hawking, hastalığıyla gizemli bir kişilik oluşturmaktadır. Son kitabı “Ceviz Kabuğundaki Evren”de, dünyanın büyük bir felaket ile karşı karşıya kalabileceğini belirterek uzayda insan kolonileri kurulmasını gündeme getirmişti. Bir fenomen haline gelen ve milyonlarca satan “Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Karadeliklere” kitabı, Hawking'e asıl şöhreti getirmişti. İlk kitabının yayımlanmasından bu yana gerçekleşen önemli buluşların ardındaki sırrı açığa çıkaran “Ceviz Kabuğundaki Evren”, “Zamanın Kısa Tarihi”nin bir devamı sayılabilir. Yeni kitabıyla yazar, bizleri çoğu kez gerçeklerin kurmacadan daha şaşırtıcı olduğu teorik fiziğin en üst noktalarına çıkarıyor ve evrenin temel ilkelerine dair anlaşılır yorumlarda bulunuyor. Görelilik kuramından zaman yolculuğuna, süper kütle çekiminden süpersimetriye, kuantum teorisinden M-Kuramı’na ve bütünsel beyin algılanımına kadar evrenin bilinen en kışkırtıcı sırlarına kapı aralayan kitap, Einstein’in “Genel Görelelik Kuramı” ile Richard Feynman'ın çoklu geçmiş düşüncesini birleştirerek evrende olup bitenleri tanımlayabilecek eksiksiz ve tek bir teori geliştirmeye çalışıyor. Okur, kitabı bir bilimsel eser olarak algılayabileceği gibi, rahatlıkla bir bilim–kurgu romanı gibi de değerlendirebilir. Hawking'in “karmaşık önermeleri günlük yaşamdan çekip aldığı analojilerle resmetme becerisi” buna imkân tanımaktadır. 2012'de “Büyük Tasarım” adlı kitabını da çıkartmıştır. Kitaplarında genellikle bir "Yaratan"ın varlığını reddeden Stephen Hawking, Her Şeyin Teorisi (Birleştirilmiş Alan Kuramı)’ne ulaşıldığı zaman, kainat’ın yaratım sürecinde, ‘Tanrı’ kavramına ihtiyaç olmadığını da net bir dille ifade eder.

Stephen Hawking, Einstein’dan bu yana dünyaya gelen en parlak teorik fizikçi olarak kabul edilmektedir. 12 onur derecesi almıştır. 1982'de CBE ile ödüllendirilmiş, bundan başka birçok madalya ve ödül almıştır. Royal Society'nin ve National Academy of Sciences (Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi) üyesidir.

Stephen Hawking kimdir? sorusu günün en çok sorulan sorusu olmaya aday? Sebebi ise ünlü fizikçinin hayatını kaybetmesi. Ünlü İngiliz Profesör Hawking nerede doğdu? ALS teşhisi hangi yıl kondu? İşte ünlü İngiliz profesör hakkında merak edilen ve bilinmeyen 10 özellik…

Bilimsel araştırmaları 40’ın üzerinde dünya diline çevrilen Stephen Hawking, bilim çevrelerinde Albert Einstein’dan sonraki en büyük dahi olarak görülmektedir.

STEPHEN HAWKİNG KİMDİR?

1973’de Gökbilim Enstitüsünden ayrıldıktan sonra Stephen Hawking, Uygulamalı matematik ve Kuramsal fizik bölümüne geçti. 1979’dan sonra matematik bölümünde Lucasian matematik profesörü oldu. Bu profesörlük 1663 yılında üniversite parlamento üyesi olan Henry Lucas tarafından kurulmuştu. İlk olarak Isaac Barrow sonra 1669’da Isaac Newton’a verilmişti. Hawking, evrenin temel prensipleri üzerine çalıştı. Roger Penrose ile birlikte Einstein’ın Uzay ve Zamanı kapsayan Genel Görelilik Kuramının, Big Bang’le başlayıp karadeliklerle sonlandığını gösterdi.

Bu sonuç Kuantum mekaniği ile Genel Görelilik Kuramı’nın birleştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bu yirminci yüzyılın ikinci yarısının en büyük buluşlarından biriydi. Bu birleşmenin bir sonucu da karadeliklerin aslında tamamen kara olmadığını, fakat radyasyon yayıp buharlaştıklarını ve görünmez olduklarını ortaya koyuyordu. Diğer bir sonuç da evrenin bir sonu ve sınırı olduğuydu. Bu da evrenin başlangıcının tamamen bilimsel kurallar çercevesinde meydana geldiği anlamına geliyordu.

ALS’DEN SONRA

Stephen Hawking 1960’ların başında 21 yaşındayken tedavisi olmayan Amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığına yakalandı. Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking’i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti. Ünlü bilim insanı, 1985 yılından bu yana sesini de yitirmiş olduğu için, koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabiliyordu.

Ünlü fizikçi en son 25 Kasım tarihinde Vatikan’da “Evrenin Kaynağı” başlıklı bir konferans vermiş ve Papa Francis ile görüşmüştü. 1942 yılında İngiltere’nin Oxford kentinde doğan Steven Hawking, kuantum fiziği ve kara delikler üzerine yaptığı çok kapsamlı çalışmalarla tanınıyordu.

İŞTE STEPHEN HAWKING’İN SİZİ HAYRETE DÜŞÜRECEK 10 ÖZELLİĞİ

1. Öğrencilik hayatı pek iyi başlamadı

Okul döneminde Hawking'in çok da başarılı biri değildi. 9 yaşındayken notları, sınıfın en kötü notları arasındaydı. Çabalayarak notlarını orta seviyeye çıkardı ancak, daha fazlası hiç olmadı.

2. O günlerde bile Einstein diyorlardı

Kötü notlarına rağmen takma adının “Einstein” olduğuna bakılırsa, çevresi onun geleceğin dahisi olduğunu anlamış gibi görünüyordu.İlerleyen yaşlarında, Oxford Üniveristesi burs sınavlarında yüksek puan alarak üniversitede okumaya başladı.

3. Biyolojiyi belirsiz buluyordu

Stephen Hawking küçük yaşlardan beri matematiği ve fiziği severdi. Hawking biyoloji ile ilgilenmezdi. Biyolojiyi “çok belirsiz, çok ezberli” bulduğunu söylemiştir.

4. Kürek takımındaydı

Fiziksel engellere yol açan hastalığının tanısı konmadan önce bile Hawking, çok iri biri değildi. Kürek takımında dümenci konumundaydı. Böyle iri olmayan kişiler, kürek takımında kürek çekmeyip yön ve hız verme amaçlı dümen pozisyonunda görev alıyordu.

5. ALS tanısı

Hawking 21’inde, yavaş yavaş sendeleme ve genel sakarlık belirtileri göstermeye başladı. Rahatsızlığı olduğunu anlamak için test yaptırmak üzere hastaneye gitti. Orada amyotrofik lateral skleroz (ALS) tanısı kondu. ALS, hastaların istemli kas kontrolünü kaybetmelerine neden olan nörolojik bir hastalıktır. Doktorlar ona büyük olasılıkla birkaç yıl ömrü kaldığını söylediler.

6. Kuramları ve kuantum mekaniği üzerine çalışmaları

Hawking'in en önemli başarılarında biri, 1983'te evrenin sınırlarının olmadığı kuramını ortaya atmasıdır. Hawking ve Hartle evrenin şekli ve doğasını anlamak amacıyla, kuantum mekaniği ve genel görelilik kavramlarını birleştirerek evrenin kapsanan bir varoluş olduğunu, ancak yine de sınırları olmadığını gösterdiler.

7. Uzaylıların varlığına inanırdı


2008 yılında NASA'nın 50. Yıldünümü kutlamasında Hawking konuşmacı olarak bu konudaki fikirlerini dile getirmiştir.

8. Geleceğimiz Uzayda

Hawking, küresel ısınma ve nükleer savaş yüzünden insan ırkının geleceğinin, eğer uzun bir gelecek olacaksa, uzayda olacağını belirtmiştir.

9. Yanıldığını söyleyecek kadar komplekssiz

2004 yılında Hawking kara deliklerle ilgili 1997'de girdiği bir iddiayı bilim insanı arkadaşlarının kazandığını ve kendisinin yanıldığını itiraf etti. Hawking, yanıldığını itiraf edebilecek kadar centilmen bir insandı, nitekim 2004 yılında yanıldığını itiraf etti.

10. Kitapları…

Hawking'in özgeçmişinde en beklenmedik özelliklerinde biri şüphesiz çocuk kitabı yazarı olmasıdır. 2007'de kızı Lucy ile birlikte “”Georgo'nun Evrene Açılan Gizli Anahtarı” kitabını yazdılar.Serinin ikinci kitabı 2009 yılında “Georgo'nun Kozmik Hazine Avı” adıyla yayınlandı.

İngiliz fizikçi, evrenbilimci, astronom, teorisyen ve yazar Prof. Dr. Stephen Hawking, 8 Ocak 1942 yılında doğdu. 8 yaşındayken Londra’dan 20 mil uzaktaki St Albans’a gitti. 11 yaşında St Albans okuluna kayıt oldu. Buradan mezun olduktan sonra babasının eski okulu Oxford Üniversitesi kolejine devam etti. Babasının tıpla ilgilenmesini istemesine karşın, o matematiği seviyordu. Fakat okulun matematik bölümü mevcut değildi. Bu yüzden onun yerine fizik öğrenimi görmeye başladı. Üç yıl sonra doğa bilimlerinde birinci sınıf onur madalyasıyla ödüllendirildi. Hawking daha sonra kozmoloji (evrenbilim) üzerine çalışmak üzere Cambridge’e gitti. O zamanlar Oxford’da evren bilimi üzerine çalışma yoktu. Cambridge’de danışman olarak Fred Hoyle’u istemesine karşın Dennis Sciama atanmıştı. Doktorasını aldıktan sonra ilk önce araştırma asistanı, daha sonra Gonville and Caius College’de profesör asistanı oldu.

Hastalığı
Stephen Hawking, amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığının nadir görülen, erken kendini gösterip yavaş ilerleyen bir formundan mustaripti. Bu hastalığın teşhisi 1963'te, Hawking 21 yaşındayken konuldu; doktorları tarafından Hawking'e iki yıllık ömür biçildi.[3][4] Motor nöronların zamanla yüzde seksenini öldürerek sinir sistemini felç eden; ancak beynin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan bu hastalık, Hawking'i tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm etti. 1970'lerin sonlarında konuşma yetisi gittikçe de zayıflamaya başladı, bu dönemde sadece en yakınları tarafından anlaşılan Hawking'in dış dünyayla iletişimini dediklerini dinleyip tekrarlayan yakınları sağlamaktaydı.[5] 1985'te CERN'i ziyaret ederken zatürre kaptı. Bu nedenle nefes borusuna delik açılması gerekti ve sesini tamamen yitirdi.[6][7] 1986'dan itibaren koltuğuna yerleştirilmiş, yazıları sese dönüştürebilen bilgisayarı sayesinde insanlarla iletişim kurabildi.[8] Bilimsel uğraşlarında ve günlük yaşantısında çevresinden ve ailesinden destek aldı. Konuşmak istediği anda, elindeki elektronik aleti sıkarak, sandalyesine bağlı özel bilgisayarının ekranına, dakikada ortalama 10 kelimeyi sıralayabilmekteydi. Bilgisayarının hafızasında yaklaşık 2600 kelime bulunmaktadır. Böylece herhangi bir kelimeyi söylemek istediğinde ekrana yazabilmekteydi. Sağlıklı insanların konuşmalarında kullandığı kelime sayısı da 2500 civarındadır. Dolayısıyla Hawking, duygularını ifade etmede kelime sıkıntısı çekmemekteydi.[9] 2005'te el kaslarını hareket etme yetisini kaybetmesiyle yanağındaki kasları kullanarak kelime seçmeye başladı

Ölümü
14 Mart 2018 tarihinde sabaha karşı, Cambridge, İngiltere'deki evinde 76 yaşındayken hayatını kaybetmiştir.[11] Ailesi ölüm sebebini açıklamamıştır ve "huzur içinde öldü" açıklamasını yapmıştır.[12] Stephen Hawking'in henüz 21 yaşındayken yakalandığı ve tedavisi olmayan ALS hastalığı yüzünden öldüğü düşünülmektedir.

Kişisel görüşleri
Hawking insanların 100 yıl içerisinde dünyayı terk etmesi ve farklı dünyalarda koloniler kurması gerektiğini söylemiştir. Hawking'e göre insanlar koloni kuramazlarsa hayatta kalamayacaktır.

Eserleri
Teknik


   Singularities in Collapsing Stars and Expanding Universes (D. W. Sciama ile birlikte), 1969 Comments on Astrophysics and Space Physics Vol 1 #1
   The Nature of Space and Time (Roger Penrose ile birlikte, Michael Atiyah'ın önsözüyle), New Jersey: Princeton University Press, 1996, ISBN 0-691-05084-8
   The Large Scale Structure of Spacetime (George Ellis ile birlikte), 1973 ISBN 0-521-09906-4
   The Large, the Small, and the Human Mind, (Abner Shimony, Nancy Cartwright ve Roger Penrose ile birlikte), Cambridge University Press, 1997, ISBN 0-521-56330-5 (hardback), ISBN 0-521-65538-2 (karton kapaklı), Canto edition: ISBN 0-521-78572-3
   Information Loss in Black Holes, Cambridge University Press, 2005
   God Created the Integers: The Mathematical Breakthroughs That Changed History, Running Press, 2005 ISBN 0-7624-1922-9

Popüler

   A Brief History of Time, (Bantam Press 1988) ISBN 0-553-05340-X
   Black Holes and Baby Universes and Other Essays, (Bantam Books 1993) ISBN 0-553-37411-7
   The Universe in a Nutshell, (Bantam Press 2001) ISBN 0-553-80202-X
   On The Shoulders of Giants. The Great Works of Physics and Astronomy, (Running Press 2002) ISBN 0-7624-1698-X
   A Briefer History of Time, (Bantam Books 2005) ISBN 0-553-80436-7

Çocuk kitapları

   George's Secret Key To The Universe,[14] Lucy Hawking ile birlikte (Random House, 2007) ISBN 978-0-385-61270-8
   George's Cosmic Treasure Hunt, (Simon & Schuster Children's Publishing, 2009) ISBN 978-1-4169-8671-3
   George and the Big Bang, (Doubleday, 2011) ISBN 978-0-385-61191-6

-------------
Kaynak :
Wikipedia
Read More Read More / Comment Comment
Phil Collins (Genesis) Kimdir?

Phil Collins (Genesis) Kimdir?

Philip David Charles Collins, veya genel olarak bilinen adıyla Phil Collins, 30 Ocak 1951 tarihli Chiswick, Londra, İngiltere doğumlu pop/rock müzisyeni, aktör ve baterist. Collins aynı zamanda ünlü rock grubu Genesis'in vokalisti ve bateristi olarak da tanınmaktadır. Ayrıca sanatçı solo albümleriyle Grammy Ödülü kazanmıştır.

...But Seriously adlı 1989 albümünde yer alan Another Day in Paradise adlı evsizlerin ve sokakta yaşayanların sorunlarına dikkat çeken parça, Phil Collins'e ve albümün yapımcısı Hugh Padgham'a 1991 Grammy Ödülü'nü kazandırmıştır. Ayrıca Collins, Tarzan filminin müzikleriyle Oscar ve Altın Küre Ödülü kazanmıştır.

İlk yılları


Philip David Charles Collins, 30 Ocak 1951'de Chiswick, Batı Londra, İngiltere'de, bir oyuncu menejeri olan Winifred M. "June" Strange ve bir sigortacı olan Greville Philip Austin Collins'in çocukları olarak dünyaya geldi. Beş yaşında Noel hediyesi olarak ilk oyuncak davuluna sahip oldu. Daha sonra amcası Collins'e bir davul seti yaptı ve yıllar geçtikçe ailesi Collins'e daha büyük setler almaya başladı. Collins, ilk yıllarında televizyon ve radyoda takip ettiği şarkılara eşlik etti. Bir yandan da 14 yaşında oyunculuk eğitimi almaya başladı. Lise yıllarında ilk grubu the Real Thing'i kurdu. Daha sonra the Freehold adlı bir gruba katılan Collins, ilk şarkısı "Lying Crying Dying"i bu grupta yazdı.

Kariyeri

1963-1970: İlk oyunculuk denemeleri

Collins, Barbara Speake Tiyatro Okulu'nda okurken çocuk aktör olarak oyunculuk kariyerine başladı ve Charles Dickens'ın romanı Oliver Twist'ten uyarlanan tiyatro oyunu Oliver!'da Artful Dodger rolünü oynadı. 1964'te çekilen the Beatles filmi A Hard Day's Night'ta figüranlardan biri olarak gözüktü. 1967 tarihli Calamity the Cow ve 1968 tarihli Chitty Chitty Bang Bang filmlerinde de kısa rollerde oynadı ancak son filmdeki sahneye filme dahil edilmedi. Aynı yıl yayınlanan Romeo ve Juliet filminde Romeo rolü seçmelerine katılsa da rol Leonard Whiting'in oldu.

Zamanla Collins müziğe yönelmeye başladı. Hickory adlı bir grupta çalarken albüm anlaşmasına imza attılar ve adlarını Flaming Young yaptılar. 1969'da insanoğlunun Ay'a yaptığı yolculuğun yarattığı ilgiyi anlattıkları albümleri Ark 2 yayınlandı. Ticari anlamda başarılı olmayan albüm Melody Maker tarafından "ayın pop albümü" olarak lanse edildi. Grup, bir sene sonra dağıldı. Collins daha üne kavuşmadan, Beatles gitaristi George Harrison'un All Things Must Pass albümündeki "Art of Dying" şarkısında perküsyon çaldı. Collins'in adı albümün ilk baskılarında geçmezken 2000 yılında yayınlanan versiyonda Collins de albüm kartonetinde yer buldu.
1970-1978: Genesis'e katılması

1970 yılının ortalarında rock grubu Genesis, davulcuları John Mayhew'in gruptan ayrılmasından sonra "akustik müziğe duyarlı bir davulcu" ilanı verdi. Collins, Charisma plak şirketi sahibi Tony Stratton-Smith'in adını ilanda gördüğü için ilana başvurmaya karar verdi. Provalar şarkıcı Peter Gabriel'in Surrey'deki evinde yapıldı. Provalara erken gelen Collins, zamanını Gabriel'in yüzme havuzında yüzerken şarkıları ezberleyerek geçirdi. Ağustos 1970'te Collins resmen Genesis'in bateristi oldu.

1970-1975 arasında Collins, grubun albümleri ve konserlerinde davul ve perküsyon çaldı ve geri vokallerde katkıda bulunud. 1971'de Genesis ile ilk albümü Nursery Cryme piyasaya çıktı. Collins ve gitarist Steve Hackett tarafından yazılan "For Absent Friends" şarkısında vokalleri yaptı. Daha sonra 1973 tarihli albümleri Selling England by the Pound'da "More Fool Me" şarkısını söyledi.

Ağustos 1975'te The Lamb Lies Down on Broadway turnesinden sonra Gabriel, Genesis'ten ayrıldı. Grup, Melody Maker'a vokalist ilanı verdi ve 400 tane cevap aldı. Uzun süren vokalist arama sürecinde adaylara geri vokal yapan Collins'in grubun vokalisti olmasına karar verildi ve A Trick of the Tail albümü kaydedildi. Albüm, İngiltere listelerinde üç numaraya çıkarak büyük başarı kazandı. 1977'de Hackett'in de ayrılması ise Collins, Tony Banks ve Mike Rutherford grubu üç kişi olarak devam ettirmeye karar verdi. Dönemin sonuna doğru Genesis, progresif rocktan pop-rock'a evrilmeye başladı. 1978 albümleri ...And Then There Were Three... ilk İngiltere Top 10 single'ları "Follow You Follow Me"yi içeriyordu.
1978–1983: Solo kariyerinin başlangıcı

Aralık 1978'de uzun süreli turneler sonucu zarar gören evliliğini kurtarmak ve ailesine daha çok vakit ayırmak için Collins, Vancouver, Kanada'ya gitti. Ancak evliliğini sona erdirmeye karar veren Collins, 1979 Nisan'ın da İngiltere'ye geri döndü. Bu dönemde grup arkadaşları solo albümlerine odaklanırlarken, Collins de ilk albümü Face Value'nün bestelerini oluşturmaya başladı. Bu sırada Genesis tekrar bir araya geldi ve 1980'de yayınlanan Duke üstünde çalışmaya başladı.

Bu albümün ardından Şubat 1981'de Face Value yayınlandı. Albümde davul ve vokalin yayında keyboard da çalan Collins, boşanma sürecinin albümüne ilham verdiğini açıkladı. Albüm, dünya çapında yedi ülkede bir numaraya yükseldi, ABD'de ise yedinci sıraya çıktı. Albümün ilk single'ı "In the Air Tonight" bir hit olup, İngiltere single listelerinde iki numaraya çıktı. Collins, ilk solo konserine Amnesty International'ın bir yardım organizasyonunda çıktı.

Eylül 1981'de Genesis, Abacab'ı yayınladı ve turneye çıktılar. 1982'nin başlarında Collins, ABBA vokalistlerinden Anni-Frid Lyngstad'ın üçüncü solo albümü Something's Going On'un prodüktörü oldu ve Led Zeppelin vokalisti Robert Plant'in ilk solo albümü Pictures at Eleven'ın çoğu şarkısıda davul çaldı. Ekim 1982'de tek konser için bir araya gelen Gabriel ve Hackett'li Genesis kadrosunda yer aldı.

Collins'in ikinci solo albümü Hello, I Must Be Going! 1982 Kasım'ında yayınlandı. Evlilikle ilgili sorunları hala "I Don't Care Anymore" ve "Do You Know, Do You Care" gibi şarkılarda yüz üstüne çıkıyordu. 3 milyon satan albüm İngiltere'de ikinci, Amerika'da sekizinci sıraya yükseldi. Albümün ikinci single'ı olan the Supremes cover'ı "You Can't Hurry Love", Collins'in İngiltere'deki ilk bir numaralı single'ı oldu. Şubat 1983'e kadar Collins, solo bir turne düzenledi. Turne sonrası Plant'in ikinci solo albümü olan The Principle of Moments'ta da çaldı. Mayıs 1983'te, Collins, Banks ve Rutherford, Genesis adında bir albüm kaydetti; bu albümün turnesi de 1984 Şubat'ına kadar devam etti.
1984–1985: Single'lar

1984'te Against All Odds filmi için aynı isimli bir şarkı kaydetti. Şarkının prodüktörlüğünü bu sefer Collins değil, Arif Mardin yaptı. Collins'in önceki single'larına göre daha pop olan bu parça, şarkıcının Billboard Hot 100 listesinin zirvesine çıkan ilk şarkısı oldu ve şakıcıya En İyi Erkek Pop Vokal Performansı Grammy Ödülü kazandırdı. Ayrıca o yılın en iyi özgün şarkı Oscar'ına aday gösterildi. Collins, bunun sonucunda turnesini Oscar'da şarkıyı söyleyebilme ihtimaline göre düzenledi. Ancak ödül töreninde şarkının bir başka sanatçı tarafından okunulmasına karar verildiği Collins'e bildirildi. Phil Collins'in de katıldığı törende şarkıyı aktris ve şarkıcı Ann Reinking söyledi. Eleştirmenlerce beğenilmeyen bu performans daha sonra Collins tarafından konserlerinde de ti'ye alındı. Şarkı, o sene Oscar ödülünü kazanamadı.

1984 yılında Collins, Earth, Wind & Fire vokalisti Philip Bailey'in üçüncü solo albümü Chinese Wall'ın prodüksiyonuna katkıda bulundu. Albümde şarkıcılar "Easy Lover" şarkısında düet yaptılar. Bu şarkı İngiltere'de bir numara oldu. Collins, Eric Clapton'ın Behind the Sun albümündeki bazı şarkıların prodüksiyonunu yaparken davul da çaldı. Kasım 1984'te Collins, dönemin en ünlü Britanyalı ve İrlandalı şarkılarından oluşan Band Aid'e katıldı ve "Do They Know It's Christmas?" şarkısının davullarını çaldı.

Şubat 1985'te Collins'in en başarılı albümü No Jacket Required piyasaya sürüldü. Albüm hem İngiltere'de hem ABD'de bir numaraya yükseldi. Albümde ABD'de listebaşı olan "One More Night" ve "Sussudio", ve ilk ona giren "Don't Lose My Number" ve "Take Me Home" şarkıları vardı. Albüme The Police vokalisti Sting ve eski grup arkadaşı Peter Gabriel de katkıda bulunmuştu. 1985 tarihli White Nights filmi için Marilyn Martin ile "Separate Lives" düetini yapan Collins, ABD'de de bu şarkıyla da bir numara oldu. Böylece Collins, ABD'de üç listebaşı şarkı ile senenin en başarılı sanatçısı olurken, albüm de Yılın Albümü Grammy Ödülü de dahil olmak üzere üç Grammy kazandı. Brit Ödüllerinde de Britanya'nın En İyi Albümü ve Britanyalı En İyi Erkek Şarkıcı ödüllerini kazandı.

Temmuz 1985'te Collins, Band Aid tarafından düzenlenen yardım konserleri Live Aid de sahne aldı. Hem İngiltere'deki Wembley Stadyumu hem de ABD'deki JFK Stadyumu'nda sahne alan tek şarkıcı oldu. Önce İngiltere'de "Against All Odds" ve "In the Air Tonight"ı söyleyen ve Sting ile sahne alan Collins, bir Concorde ile Philadelphia'ya uçup solo şarkılarının yanında Clapton'ın ve tek bir konser için yeniden bir araya gelen Led Zeppelin'in performanslarında da davul çaldı. Zeppelin ile gösterdiği performans izleyenler tarafından beğenilmedi. Gitarist Jimmy Page, Collins'in şarkıları iyi öğrenmediğini iddia ederken, Collins ise grubun çok iyi çalmadığını iddia etti ve Page'in tavırlarından dolayı sahneyi terk etmek istediğini aklından geçirse de negatif bir tepki almamak için devam ettiğini açıkladı.
1985–1991: ...But Seriously ve devam eden başarı

Ekim 1985'te Collins, Banks ve Rutherford ile Genesis'in yeni albümü Invisible Touch'ı kaydetmek için bir araya geldi. Aynı isimli ilk single İngiltere'de bir numaraya yerleşerek, Genesis'in ticari anlamda en başarılı şarkısı oldu. Grup, ayrıca tarihinin ilk ve tek Grammy'sini kazandı. 1987'de single'ları "Land of Confusion"ın kuklalı klibi ile MTV Video Müzik Ödülleri'nde yılın klibi adayı gösterildi.

1988 yılında Collins tekrar sinemaya döndü ve romantik komedi Buster'da rol aldı. Collins, 1963'te yaşanan büyük tren soygunundaki rolü nedeniyle tutuklanan Buster Edwards rolünü oynadı. Film konusu itibarıyla karışık tepkiler aldı. Prens Charles ve Prenses Diana, filmin hırsızlığı övdüğü gerekçesiyle gala davetini reddetti. Ancak Collins'in performansı beğenildi. Collins, filmin soundtrack'lerinin dördüne katkıda bulundu. The Mindbenders cover'ı "A Groovy Kind of Love", Collins'in hem İngiltere'de hem ABD'de listebaşı olan tek şarkısı oldu. Albümün bir başka hit single'ı ise Lamont Dozier ile yazdıkları "Two Hearts" oldu. Sanatçılar, En İyi Şarkı Altın Küre Ödülü kazanırlarken Oscar'a da aday gösterildiler.

1989'da The Who turnesinde grupla çalan Collins, Kasım ayında bir başka başarılı albüm olan ...But Seriously'yi yayınlandı. David Crosby'nin geri vokal yaptığı "Another Day in Paradise" yıl sonu Billboard listelerinde birinci oldu, 1990 yılında BRIT ödüllerinde Britanya'nın en iyi single'ı ödülünü, 1991'de ise Yılın Kaydı Grammy Ödülü'nü kazandı. Şarkı, 1980lerin ABD'de en son liste başı şarkısı. Albüm ise ABD'de 1990'ların ilk liste başı albümü, İngiltere'de ise 1990 yılının en çok satan albümü oldu.
1991–1997: Genesis'ten ayrılış

Beş yıllık bir aradan sonra Genesis, 1991 yılında We Can't Dance albümünü çıkardı. Albüm, Collins'in çalıştığı son stüdyo albümüydü. 1993 Amerikan Müzik Ödülleri'nde Genesis en iyi pop/rock grubu olarak ödüllendirildi.

1993'te Collins deneysel bir albüm olan Both Sides'ı yayınladı. Daha yavaş tempoda olan ve kişisel şarkılara sahip albüm, Collins'in albüm satışlarında bir düşüş olduğunu göz önüne serdi. Albümdeki bütün enstrümanlar Collins tarafından çalınmıştı. 1996 yılında Collins, solo kariyerine odaklanmak için Genesis'ten ayrıldığını açıkladı ve The Phil Collins Big Band'i kurdu ve Genesis şarkılarının caz versiyonlarını çaldılar. Ekim 1996'da bir başka solo albüm Dance into the Light yayınlandı ancak bu albümün satışları bir öncekinden de düşüktü.
1996-2006: Oscar ve Testify

1998'de The Phil Collins Big Band turneye çıktı ve bu turne kapsamında Montreux Caz Festivali'nde konser verdi. 1999'da A Hot Night in Paris adlı konser albümünü yayınladı.

Bu dönemde önce ...Hits adlı ilk toplama albümü daha sonra da Genesis'in toplama albümü Turn It On Again: The Hits üzerinde çalıştı. Bu albümde Genesis'in orijinal kadrosu son bir kez bir araya gelip The Carpet Crawlers şarkısını tekrar kaydetti.

1999'da Collins, Walt Disney şirketi ile animasyon filmi Tarzan filminin sonudtrackinde yer aldı. Filmin şarkısı "You'll Be in My Heart" Billboard'ın Adult Contemporary listesinde 19 hafta kalarak rekor kırdı. Collins ayrıca filmin Almanca, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca versiyonlarında şarkıları bu dillerde de kaydetti. "You'll Be in My Heart", Oscar ve Altın Küre ödüllerinde En İyi Film Şarkısı ödülünü kazandı. Collins, bu şarkıyı Super Bowl finalinde de söyledi. Bu başarılar sonunca 16 Haziran 1999'da Collins'in adı Hollywood Walk of Fame'e dahil edildi.

11 Kasım 2002'de Collins yedinci solo albümü Testify'ı yayınladı. Albüm yıl sonuna kadar ABD'de 140.000 kopya satmasına rağmen Collins'in kariyerindeki ABD performansı en kötü albüm oldu.
2006-2015: Genesis yeniden birleşimi ve emeklilik

Collins, Banks ve Rutherford ile tekrar bir araya geldi ve 7 Kasım 2006'da Genesis'in 40. yılını kutlamak üzere Turn It On Again turnesine başlayacaklarını duyurdular. 2007 yazında gerçekleşen turne süresince Avrupa ve Kuzey Amerika'da çaldılar. Grup, Live Earth kapsamında da sahne aldı.

Ekim 2009'da Collins, Motown şarkılarını yeniden yorumladığı bir albüm kaydedeceğini açıkladı. Going Back adı verilen bu albüm 13 Ekim 2010'da çıktı. İngiltere listelerini dördüncü sıradan giren albüm, sonraki hafta birinci sıraya yükseldi. Bu albüm için Collins, altı tane konser verdi.

4 Mart 2011'de sağlık problemlerini ve ailevi durumları öne süren Collins kariyerine ara verdiğini açıkladı. Bu dönemde ailesine odaklanan Collins, medyaya çok az röportaj verdi.
2016-günümüz: Emekliliğin sonu

Mayıs 2015'de Collins, Warner Music ile anlaşıp solo albümlerinin remastered versiyonlarının yayınlanmasına izin verdi. Aynı yılın ekim ayında da resmi olarak emekliliğini sonlandırdığını ve turne ve yeni bir albüm düşüncelerinin olduğunu açıkladı. 2016 yılında albümlerinin yeni versiyonları yeni kapakları ile piyasaya verilirken 25 Ekim 2016'da Collins'in otobiyografisi Not Dead Yet yayınlandı.

Stüdyo albümleri

   1981: Face Value
   1982: Hello, I Must Be Going!
   1985: No Jacket Required
   1989: ...But Seriously
   1993: Both Sides
   1996: Dance into the Light
   2002: Testify
   2010: Going Back

Read More Read More / Comment Comment
Alparslan Türkeş Kimdir?


Alparslan Türkeş Kimdir?

Alparslan Türkeş (doğum adı Ali Arslan veya Hüseyin Feyzullah 25 Kasım 1917, Lefkoşa - 4 Nisan 1997, Ankara), Türk asker, siyasetçi, Başbakan eski Yardımcısı, Milliyetçi Hareket Partisi'nin kurucusu ve ilk genel başkanı. MHP genel başkanlık görevini 1969–1997 yılları arasında sürdürmüştür. Mart 1975–Haziran 1977 ve Temmuz 1977–Ocak 1978 tarihleri arasında Süleyman Demirel tarafından kurulan hükümetlerde Başbakan Yardımcısı olarak yer almıştır. 1965, 1969, 1973, 1977 ve 1991 Türkiye genel seçimlerinde milletvekili olarak meclise girmiştir.

Türkeş, milliyetçi çevreleri bir araya getirmek için 1963 yılında Türkiye Huzur ve Yükselme Derneği'ni kurmuştur. 1965'te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne (CKMP) girerek fiilen siyasi hayata atılmış ve aynı yıl partinin genel başkanı olmuştur. İlk defa 1965 Türkiye genel seçimlerinde CKMP'nin Ankara milletvekili olarak meclise girmiştir. 1966 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanı adayı olmuştur fakat seçilememiştir. 1975'ten sonra Milliyetçi Cephe adı verilen koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevinde bulunmuştur.

12 Eylül Darbesi'nden sonra 1985 yılına kadar 4,5 yıl tutuklu kalmıştır. 1987 Türkiye anayasa değişikliği referandumu'nda siyasal yasağı kalkmıştır. Aynı yıl Milliyetçi Çalışma Partisi'ne girmiştir ve yapılan kongrede gene başkan seçilmiştir ve partisi 1991 Türkiye genel seçimlerinde Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile seçim ittifakı yapmıştır. 1992 yılında 12 Eylül darbesi ile kapatılmış olan partilerin eski adlarını alması hakkında Siyasi Partiler Kanunu'nda yapılan değişiklikle MÇP'nin ismi de 1993 yılında MHP olarak değiştirilmiştir. 1995 Türkiye genel seçimlerinde parlamento dışı kalan Türkeş, 4 Nisan 1997 tarihinde vefat etmiştir.

İlk yılları

Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917 öğle vaktinde Koyunoğlu ailesinden Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ile Fatma Zehra Hanım'ın çocuğu olarak, Lefkoşa'da Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade sokağı 13 numaralı evinde dünyaya geldi.Aslen Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinden Kıbrıs'a göç eden bir ailenin çocuğudur.[7] 1933'te ailesiyle birlikte Lefkoşa'dan ayrılarak Limasol'dan kalkan İtalya bandıralı "Viyana" gemisiyle İstanbul'a geldi.[8][9]
Askeri kariyerinin başlaması

1933'te Lefkoşa doğumlu İzmit milletvekili Hüseyin Sırrı Bellioğlu'nun tavsiyesiyle Kuleli Askeri Lisesine geçici olarak kaydoldu ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçince asli kaydı gerçekleşti. 1936'da Kuleli Askeri Lisesi'nden mezun olup 1938'de Harp Okulu'nu bitirdi. 1939'da piyade asteğmeni olarak atış okuluna girerek buradan teğmen rütbesiyle mezun oldu (P.938-348).[10] Refik Yurtsever'in ablasının kızı Muzaffer Hanım ile 5 Eylül 1939'da nişanlandı ve 14 Ocak 1940'ta evlendi. Bu sırada Gelibolu'daki 58. Piyade Alayı 5. Bölük Komutanlığı'na tayin edildi ve Balıkesir, Bandırma, Edincik, Erdek ve Marmara Adasında görev aldı.

1944'te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar'la birlikte "Irkçılık-Turancılık" davasından yargılandı ve 9 ay 10 gün Tophane Askeri Hapishanesinde kaldı. 1945 yılında Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edildi ve 1947'de beraat etti.

Alpaslan Türkeş konuyla ilgili olarak:"3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı." demiştir.[5]

Davanın sonucu


Orduya tekrar döndü. 1955'de Harp Akademisi'ni (94. sınıf, Sıra No. 39) bitirdi. Daha sonra ABD'ye gönderildi ve burada Amerikan Harp Akademisi'ni ve piyade okulunu bitirdi. 1955-1957 yılları arasında Washington'da NATO Daimi Komitesi'nde Türk genelkurmayı temsil heyetinde görev yaptı. Aynı sırada uluslararası ekonomi eğitimi gördü. 1959'da Almanya'da Atom ve Nükleer Okulu'na gönderildi ve buradaki eğitiminden sonra albaylığa yükseldi ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı NATO şube müdürü olarak atandı.

27 Mayıs Darbesi

27 Mayıs 1960'dan kısa süre önce Elâzığ'daki birliğinden Ankara'ya atandı ve Albay Talat Aydemir'in önerisiyle Millî Birlik Komitesi'ne (MBK) alındı. Darbeyi planlayıp yürütecek olan 37 kişilik MBK içinde yer aldı. darbe bildirisini 27 Mayıs 1960 günü radyodan okuduktan sonra adı sıkça duyulmaya başlandı. 27 Mayıs sonrası Başbakanlık müsteşarlığı yaptı. Bu dönemde sonradan AP Partisi Balıkesir Senatörü seçilecek Hikmet Aslanoğlu ve CKMP Genel Sekreteri olacak Fuat Uluç kendisinin yardımcılık görevini yerine getirdiler. Bu dönemde Millî Birlik Komitesi içindeki görüş ayrılığı sonucu 13 Kasım 1960'da MBK Başkanı Org. Cemal Gürsel bir bildiri yayımlayarak MBK'nin çalışmalarının ülkenin yüksek çıkarlarını tehlikeye düşürecek bir duruma geldiğini, bu nedenle Türk Silahlı Kuvvetleri ile MBK üyelerinin talepleri üzerine MBK'yi feshettiğini açıkladı. Yeni oluşturulan MBK'de ise Alparslan Türkeş'in de içinde bulunduğu ve "14'ler" olarak adlandırılan ve ülkenin köklü yapısal sorunları çözülmeden kısa süre içinde yapılacak seçimlerle iktidarın sivillere bırakılmasını reddeden 14 subaya yer verilmiyordu. MBK üyesi Korgeneral Cemal Madanoğlu'nun inisiyatifiyle gerçekleşen bu operasyonla söz konusu kişiler Türk Silahlı Kuvvetleri'nden de emekli edilerek çeşitli görevlerle yurt dışına sürgüne gönderildiler. Alparslan Türkeş de bu operasyon sonucu Yeni Delhi büyükelçilik müşaviri olarak Hindistan'a gönderildi. Sürgünde iken, Millî Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel 'e, Yüksek Adalet Divanı'nda yargılanan Adnan Menderes ve arkadaşlarının idam edilmelerinin doğru olmayacağını vurgulayan ve Millî Yol dergisinde yayınlanan mektubu gönderdi.

25 ay kadar sonra, 23 Şubat 1963'te Gümülcine'den yurda döndüğünde burada kalabalık bir "milliyetçi topluluk" tarafından karşılandı.

Siyasi hayata girişi

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi dönemi

Gökhan Evliyaoğlu'nun Adalet Partisi'ne katılma yolundaki teklifini reddeden Türkeş, milliyetçi çevreleri bir araya getirmek için 2 Mayıs 1963'te Türkiye Huzur ve Yükselme Derneği'ni kurdu. Darbe hazırlığı yapan Talat Aydemir - Fethi Gürcan ikilisiyle temas kurdu. Ancak Talat Aydemir'le anlaşamadı. Bunun üzerine darbeyi hükümete haber verdi. Kendisi de darbe girişimi nedeniyle yargılandı, ancak darbeyi hükümete duyurduğu için beraat etti. Alparslan Türkeş, sürgünde olduğu dönemde 14'lerden çoğu ile sık sık bir araya gelerek dönüşten sonraki stratejisini belirleyici toplantılar yapmıştı. Nitekim 31 Mart 1965'te, 14'lerden Dündar Taşer, Ahmet Er, Muzaffer Özdağ, Rıfat Baykal, Mustafa Kaplan gibi eski MBK üyeleri ile birlikte Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne (CKMP) girerek fiilen siyasi hayata atılmış oldu.

1965'te bu partinin başkanı oldu, uzun tartışmalardan sonra parti tüzüğünde 9 Işık Doktrini yer aldı. Türkeş, bu dönemde kendisini sevenler tarafından Başbuğ ilan edildi ve aynı yıl Ankara'dan milletvekili seçildi. 6-8 Şubat 1969'da Adana'da yapılan olağanüstü kongrede CKMP'nin adı Milliyetçi Hareket Partisi ve terazi olan amblemiyse üç hilâl olarak değiştirilmiştir. 1966 yılında cumhurbaşkanlığına aday oldu ve Cevdet Sunay karşısında 11 oy alarak seçimi kaybetti. 1969 ve 1973 yıllarında Adana milletvekili olarak parlamentoya seçildi.

1975 sonrası dönem ve 12 Eylül

1975'ten sonra Milliyetçi Cephe adı verilen koalisyon hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevinde bulundu. Bu dönemde sağ ve sol çatışması arttı. Yetkililerin elinde Milliyetçi Hareket Partisi'nin şiddetin esas kaynağı olduğuna dair kanıtlar vardı ve Cumhuriyet Savcısı kapsamlı bir soruşturma yapmak istiyordu. Ancak hükümet buna izin veremezdi. Çünkü bu rolün açığa çıkarılması koalisyonun dağılması anlamına geliyordu ve Demirel bunu düşünmek bile istemiyordu.[11] 12 Eylül darbesi sırasında Millî Güvenlik Konseyi başkanı, diğer üç parti başkanlarının teslim olduğunu, Alparslan Türkeş'in de teslim olmasını, aksi takdirde suçlu durumda olacağını belirten bir bildiri yayınladı.[12] 12 Eylül darbesinden sonra 9 Nisan 1985'e kadar 4,5 yıl tutuklu kaldı. 12 Eylül döneminde idam cezasıyla yargılanan Türkeş, bu davadan beraat etti.[13]

12 Eylül sonrası dönem

1987'de siyaset yasağının kalkmasıyla birlikte Milliyetçi Çalışma Partisi'ne girdi ve aynı yıl yapılan olağanüstü kongrede genel başkanlığa seçildi. 1991 genel seçimlerinde Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile seçim ittifakı yapan MÇP lideri Türkeş, Yozgat milletvekili olarak yeniden parlamentoya girdi. Bu sırada 1992'de 12 Eylül darbesi ile kapatılmış olan partilerin eski adlarını alması hakkında Siyasi Partiler Kanunu'nda yapılan değişiklikle MÇP'nin ismi de 1993 yılında MHP olarak değiştirildi. 1995 genel seçimlerinde parlamento dışı kalan Türkeş, bu dönemde uzlaşmacı bir lider olarak ülke siyaseti üzerinde en etkili siyasetçi oldu.[kaynak belirtilmeli] Türkeş, 9 Işık başta olmak üzere siyasi ve tarihi görüşlerini içeren kitaplar yazdı.
Ailesi ve ölümü
Tokat Ülkü Ocakları tarafından Tokat'ta yaptırılan Alparslan Türkeş anıt çeşmesi.
Etimesgut'ta bulunan Alparslan Türkeş Parkı.

İlk evliliği, 1940 yılında, Muzaffer Hanım ileydi. Muzaffer Hanım 1974 yılında ölmüştür. Bundan iki yıl sonra, 1976'da Seval Türkeş'le evlendi.

Çocukları:

   Ayzit,
   Umay,
   Selcen, XXIII. Dönem Bursa milletvekili Hamza Hamit Homriş ile evlidir.
   Sevenbige (Çağrı), Çağrı Saraç Türkeş
   Yıldırım Tuğrul, XIII., XXIV., XXV. ve XXVI. Dönem Ankara milletvekili ve 63. Türkiye Hükûmeti, 64. Türkiye Hükûmeti ve 65. Türkiye Hükûmeti Başbakan Yardımcısı.

Türkeş'in ikinci evliliği, 1976 yılında, Seval Hanım ileydi. Çocukları:

   Ayyüce,
   Ahmet Kutalmış, XXIV. Dönem İstanbul milletvekili

Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997'de geçirdiği kalp krizi sonucu Ankara'da yaşama veda etti. Kabri, Ankara Beştepe'de bulunmaktadır.

Eserleri

   Gönül Seferberliğine
   Temel Görüşler
   Türkiye'nin Meseleleri
   Bunalımdan Çıkış Yolu
   Kahramanlık Ruhu
   Yeni Ufuklara Doğru
   1944 Milliyetçilik Olayı, Yaylacık Matbaası, İstanbul, 1968
   27 Mayıs ve Gerçekler
   Fırtınalı Yıllar
   MHP ve Bozkurtlar
   Türklük Gururu ve Şuuru
   Her Türlü Emperyalizme Karşı
   Bir Devrin Perde Arkası
   9 Işık ve Türkiye
   9 Işık
   9 Işık / Millî Doktrin
   Milliyetçilik
   Ahlakçılık
   Türk Milliyetçilerinin Zaferi
   Ülkücülük
   Basılan Kervanımız
   Dış Politikamız ve Kıbrıs
   Milliyetçilik-Ülkücülük Üzerine Konuşmalar
   Toplumculuk
   Dış Meseleler
   Savunma
   Sorgu
   Millî Devlet Güçlü İktidar
   Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik
   İlimcilik
   27 Mayıs, 13 Kasım, 21 Mayıs ve Gerçekler

Vikisöz'de Alparslan Türkeş ile ilgili sözleri bulabilirsiniz.

Notlar

   ^ Türkeş'in gerçek adı tartışmalıdır. Resmî biyografisinde Ali Arslan, diğer kaynaklardaysa Hüseyin Feyzullah adının onun doğum adı olduğu iddiası mevcuttur.



------------------
Kaynakca :

Wikipedia

Read More Read More / Comment Comment
Necmettin Erbakan Kimdir?


Necmettin Erbakan Kimdir?

Necmettin Erbakan (d. 29 Ekim 1926, Sinop - ö. 27 Şubat 2011, Ankara), Türk siyasetçi, mühendis, akademisyen ve Türkiye başbakanı. Başbakanlık görevini 28 Haziran 1996 ile 30 Haziran 1997 tarihleri arasında sürdürmüştür. 28 Şubat sürecinden sonra istifa etmeye zorlanmıştır ve 5 yıl süreliğine siyaset yasağı getirilmiştir.

Erken yaşamı ve kariyeri

Sinop Kadı Vekili Mehmet Sabri ile Kamer Hanım'ın dört çocuklarının en büyüğü olarak dünyaya geldi. Anne tarafı Çerkez[1], baba tarafı ise, 19. yüzyılın sonlarında Adana'nın Kozan, Saimbeyli ve Tufanbeyli bölgelerinde hüküm sürmüş Kozanoğlu Beyliği'ne dayanır.[2][3] İlk öğrenimine Kayseri'de başlamasına karşın babasının tayin olması dolayısıyla Trabzon'da tamamladı. 1937'de orta tahsile başladığı İstanbul Erkek Lisesi'ni 1943'te birincilikle bitirdi. Üniversiteye sınavsız giriş hak kazanmış olmasına rağmen sınava girmeyi tercih etti. Erbakan'ın öğrenime başladığı yıl olan 1943'te , öğretim süresi altı yıl olan Yüksek Mühendis Mektebi üniversiteye dönüştürülerek adı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) olarak değiştirildi ve öğretim süresi beş yıla indirildi. Bu nedenle Erbakan kendisinden önce okula başlayan öğrencilerle birlikte tahsiline 2. sınıftan başladı.[2] Teknik üniversitedeki dönem öğrencileri arasında Süleyman Demirel ve Turgut Özal da vardı. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi'nden 1948 yılında mezun oldu. Aynı yıl "Motorlar Kürsüsü"nde asistan oldu (1948-1951). Bu süreçte öğretim üyesi olarak Prof. Dr. Selim Palavan'la beraber motor dersi verdi.

Üniversite tarafından 1951'de gönderildiği Almanya'da RWTH Aachen'de (Aachen Teknik Üniversitesi) doktorasını yaptı. Klockner Humboldt Deutz AG motor fabrikasına davet edildi. Alman ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma Merkezi'nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı ve Alman üniversitelerinde doktorasını verdi.[4]

1953'te doçentlik sınavını vermek üzere Türkiye'ye döndü. 1954'te, 27 yaşındayken İTÜ'de doçent oldu. Araştırmalar yapmak üzere altı aylığına tekrar Almanya'nın Deutz fabrikalarına gitti. Mayıs 1954-Ekim 1955 arasında askerlik yaptı. Tekrar üniversiteye döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş Motor'u kurdu ve motor üretimini gerçekleştirdi. 1965'te profesör unvanını aldı. 1967'de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Sekreterliği'ne seçildi. Aynı yıl, TOBB'da sekreteri olarak görev yapan Nermin (Saatçioğlu) Erbakan'la (1943-2005) evlendi.[5] Bu evliliğinden üç çocuğu (Zeynep (d. 1968), Elif (d. 1974) ve Fatih (d. 1978)) oldu.

Bu dönemde, büyük sanayici ve tüccarlara karşı Anadolu tüccar ve küçük sanayicilerini savunmasıyla dikkati çekti. 25 Mayıs 1969'da TOBB genel başkanlığına seçildi. Ama Adalet Partisi (AP) hükümetinin seçimleri iptal etmesiyle 8 Ağustos 1969'da başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı.[6]
İdeolojik yapı

Necmettin Erbakan Millî Görüş şeklinde ifade ettiği siyasi-dini ideolojik anlayışın kurucusu olarak bilinir.

Siyasi hayatı

1969'da Adalet Partisi'nden (AP) milletvekili aday adaylığı Süleyman Demirel tarafından veto edildiği için Konya'dan bağımsız aday oldu ve iki milletvekili seçtirecek oy alarak milletvekili seçildi. 17 Ocak 1970'te 17 arkadaşıyla Millî Nizam Partisi'ni (MNP) kurdu. Ancak parti 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesi'nden kısa süre sonra, "laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü" iddiasıyla açılan dava sonunda 20 mayıs 1971'de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı[7]; yöneticileri hakkında ise ceza davası açılmadı. Erbakan, MNP'nin kapatılmasından sonra İsviçre'ye gitti ve bir süre orada kaldı. 1973 genel seçimlerinden önce, Türkiye'ye döndü. Türkiye'ye dönüşüyle ilgili olarak Süleyman Demirel'in liderliğindeki Adalet Partisi'nin oylarını bölmek amacıyla Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ile Orgeneral Turgut Sunalp tarafından ikna edilerek Türkiye'ye döndüğü iddia edildi.[7][8] 11 Ekim 1972'de MNP kadrolarıyla Millî Selamet Partisi'ni (MSP) kurdu. 14 Ekim 1973 seçimlerinde Millî Selamet Partisi yüzde 12 oy oranıyla 48 milletvekilliği kazandı. Seçimlerden hemen sonra Bülent Ecevit'in liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi'yle (CHP) ile MSP arasında kurulan koalisyon hükümetinde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. Bu dönemde, Kıbrıs Harekâtı'nın yapılmasını savundu. Harekâttan sonra adanın tamamının ele geçirilmesi konusunda Ecevit ile görüş ayrılığına düştü. 17 Eylül 1974'de hükümet dağıldı.

Mart 1975'te Adalet Partisi, Millî Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) arasında kurulan I. Milliyetçi Cephe Hükümeti'inde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. 1977 genel seçimlerinde Millî Selamet Partisi'nin milletvekili sayısı yarı yarıya düşerek 24'e geriledi. Temmuz 1977'de AP, MSP ve MHP koalisyonuyla kurulan II. Milliyetçi Cephe Hükümeti'nde yine devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. Adalet Partisi'nin Kasım 1979'da kurduğu azınlık hükümetini dışarıdan destekledi. 6 Eylül 1980'de partisinin Konya'da düzenlediği Kudüs Mitinginin 12 Eylül Darbesi'nin sebeplerinden birisi olduğu söylenmiştir.[9][10]

12 Eylül'de bir süre İzmir Uzunada'da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980'de 21 MSP yöneticisiyle birlikte 'MSP'yi illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak' suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981'de serbest bırakıldı. 1983'te hakkında verilen hüküm Askeri Yargıtay'ca bozulduktan sonra beraat etti.

1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 6 Eylül 1987 halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 11 Ekim 1987'de Refah Partisi genel başkanı seçildi. Refah Partisi'nin Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi'yle (IDP) ittifak kurduğu 1991 seçimlerinde Konya'dan milletvekili seçildi.

Millî Görüş Hareketi'nin tarihindeki en büyük başarıyı elde ettiği 1995 seçimlerinde Refah Partisi, aldığı yüzde 21,37 oy oranı ve kazandığı 158 milletvekili ile birinci parti oldu. Doğru Yol Partisi (DYP) ile Anavatan Partisi (ANAP) arasında kurulan kısa ömürlü koalisyon hükümetinin istifasından sonra DYP ile kurduğu REFAHYOL hükümetinde, 28 Haziran 1996'da başbakan olarak göreve başladı. Koalisyon hükümeti başbakanı olarak görevde olduğu 1996-1997 arası 1 yıllık dönemde Türkiye ekonomisi %7,5 oranında büyümüş ve Türkiye'nin GSMH'si Dünya toplamının binde 11,96'sınden binde 12,37'sine yükselmiştir.[11] Yapılan reformlar arasında, kamu kuruluşları arasında havuz sisteminin kurulması ve gelişmekte olan halkın çoğunluğu Müslüman ülkelerden 8 tanesini biraya getiren D8 oluşumu gösterilebilir.

Laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları sonucunda, "post-modern darbe" olarak adlandırılan 28 Şubat süreci ile Erbakan istifa etmeye zorlansa da bu teşebbüs ilk etapta başarıya ulaşamamıştır (Koalisyon 30 Haziran 1997'ye kadar devam etmiştir). 21 Mayıs 1997 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "yasadışı bazı eylemlerin odağı olmaya başladığı ve bazı üyelerinin laik rejimi hedef alan girişimleri" nedeniyle Refah partisi'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Başsavcı Vural Savaş, dava ile ilgili yaptığı açıklamada partinin "laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini ve ülkeyi giderek bir iç savaş ortamına sürüklediğini" belirtti. Dava devam ederken Erbakan, başbakanlık görevini Tansu Çiller'e devretmek amacıyla 18 Haziran 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e istifasını sundu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise yeni hükümeti kurma görevini, Doğru Yol Partisi genel başkanı Tansu Çiller'e değil, Mesut Yılmaz'a verdi. 55. Hükûmet (ANASOL-D) Mesut Yılmaz'ın liderliğinde Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokrat Türkiye Partisi koalisyonu ile kuruldu.

Açılan kapatma davası sonunda Anayasa Mahkemesi, 16 Ocak 1998'de Refah Partisi'nin kapatılmasına ve aralarında Erbakan'ın da olduğu 6 kişiye 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirilmesine karar verdi. Refah Partisi'nin kapatılma kararından bir ay önce Millî Görüş çizgisindeki Fazilet Partisi kuruldu, partinin başına önce İsmail Alptekin, ardından da Recai Kutan getirildi. Bu dönemde tarafların aksi yöndeki demeçlerine karşın, Fazilet Partisi'nde Necmettin Erbakan'a yakın olan ve "ak saçlılar" ya da "gelenekçiler" olarak tanımlanan kanat ile Recep (:::) Erdoğan'ın temsil ettiği kanat olan "yenilikçiler" arasındaki gerilim tırmanmaya başladı.[12] Kanatlar arasındaki çekişmenin artık görünür hale geldiği 14 Mayıs 2000'de yapılan FP 1. Kongresi'nde, yenilikçi kanadın adayı Abdullah Gül 521, Recai Kutan 633 oy aldı. Haziran 2001'de Anayasa Mahkemesi'nin Fazilet Partisi'nin kapatılmasına karar vermesinden sonra kurucusu olduğu Millî Görüş Hareketi bölündü. Erbakan'ın desteklediği Millî Görüş'çü (gelenekçi) kanat Recai Kutan başkanlığında Saadet Partisi'ni (SP) kurarken, "yenilikçiler" ise Recep (:::) Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi'nde örgütlendiler.

Erbakan, "Kayıp Trilyon Davası" olarak bilinen -Refah Partisi'ne 1998 yılı için yapılan yaklaşık 1 trilyon TL'lik hazine yardımının harcanmış gibi gösterilerek devlete iade edilmemesi- davada, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Mart 2002'de "özel evrakta sahtecilik" suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi.[13] 2002 genel seçimlerinde Konya'dan bağımsız milletvekilliği adaylığı başvurusu Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından reddedildi.[14] 5 yıllık siyasi yasağı Şubat 2003'te sona eren Erbakan, 11 Mayıs 2003'te Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçildi. 3 Aralık 2003'te hakkındaki mahkûmiyet kararı Yargıtay tarafından onandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "Kayıp Trilyon Davası"nda mahkum olan ve mahkumiyet kararları kesinleşen Erbakan dahil 6 kişinin parti üyeliğinden çıkarılması ve parti organlarındaki görevlerine son verilmesini isteyince Erbakan, 30 Ocak 2004'te Saadet Partisi Genel Başkanlığından ve parti üyeliğinden ayrıldı.[15]

Aldığı sağlık raporu doğrultusunda infazı ertelen Erbakan’ın "Kayıp Trilyon Davası" nedeniyle aldığı hapis cezası Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yapılan değişiklik uyarınca Nisan 2008'de ev hapsine çevrildi. Erbakan ev hapsini çekerken Adli Tıp Kurumunun ‘sürekli hastalık’ raporu doğrultusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Ağustos 2008’de affedildi.[16]

17 Ekim 2010'da tekrar Saadet Partisi'nin tekrar genel başkanlığına seçildi. Sağlık durumu giderek kötüleştiği halde vefat ettiği güne dek kurmaylarıyla parti ve ülke meseleleri hakkında görüşmelerine devam etmiştir.

Vefatı ve cenazesi

19 Ocak 2011'de ayağında nükseden damar iltihabı rahatsızlığı sebebiyle hastanede yoğun bakım altına alınarak bir süre tedavi görerek taburcu edilmesinin ardından, kısa süre sonra solunum ve kalp yetmezliği rahatsızlığı sebebiyle kaldırıldığı Ankara'daki Güven Hastanesi'nde yoğun bakım altında uygulanan tüm tedavilere rağmen solunum yetmezliğine bağlı, kalp ve çoklu organ yetmezliği sebebiyle 27 Şubat 2011 sabahı saat 8:50'de doktorlarının muayenesi esnasında koroner arter rahatsızlığı sonucu şuurunu yitirerek komaya girmiş, saatler aynı sabahın 11:40'ını gösterirken doktorların tüm müdahaleleri ile yaşamsal işlevlerinin desteklenmesine rağmen yaşamını yitirmiştir.[17]
Necmettin Erbakan'ın Merkezefendi Mezarlığı'nda bulunan kabri

Vasiyetine uygun olarak resmi devlet töreni tertip edilmemiş ve 1 Mart 2011 Salı günü önce Ankara'da Hacı Bayram Camii'nde sabah namazına müteakip cenaze namazı kılındıktan sonra, cenazesi İstanbul'a getirilerek öğlen namazını müteakip Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazı sonrasında Zeytinburnu Merkezefendi Mezarlığı'na defnedilmiştir. Mezarına, sevenleri tarafından Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden getirilen topraklarla birlikte Kudüs, KKTC ve Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç'in mezarından getirilen topraklar serpilmiştir.

Cenaze merasimine Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genel Başkanlar, Bakanlar, Milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri Mensupları, Büyükelçiler, Belediye Başkanları, partililerin yanı sıra 60 ülkeden cemaat ve hareket liderleri ile temsilcileri katılmış, cenaze namazı iki milyonu aşkın kişi tarafından kılınarak, naaşı aile kabristanın da bulunduğu Merkezefendi Mezarlığı'na defnedilmiştir.[18]
Kültür Merkezleri

İstanbul'un Beykoz ilçesinde Necmettin Erbakan Kültür Merkezi bulunmaktadır. İstanbul'un Ümraniye ilçesinde Prof.Dr. Necmettin Erbakan Kültür Eğitim ve Sosyal Hizmet Merkezi bulunmaktadır. Tokat'ın Turhal ilçesinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür Merkezi bulunmaktadır. Ankara'nın Mamak ilçesinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür ve Kongre Merkezi bulunmaktadır. Sivas'ın Merkez ilçesinde Prof.Dr Necmettin Erbakan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bulunmaktadır..[19]
Üniversite
Konya'da Necmettin Erbakan Üniversitesi bulunmaktadır. Selçuk Üniversitesi'nin bölünmesi ile Konya'daki ikinci devlet üniversitesi olarak öğretime devam etmektedir.
---------------
Kaynakca :

Wikipedia

Read More Read More / Comment Comment
Bülent Ecevit Kimdir?

Bülent Ecevit Kimdir?

Mustafa Bülent Ecevit[1] (28 Mayıs 1925, İstanbul – 5 Kasım 2006, Ankara); Türk gazeteci, şair, yazar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Devlet Bakanı, başbakan yardımcısı ve Türkiye Başbakanı. 1974–2002 yılları arasında beş kez Türkiye başbakanlığı görevini üstlenmiştir. 1972–1980 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığında, 1987–2004 yılları arasında ise Demokratik Sol Parti Genel Başkanlığında bulunmuştur. 1961–1965 yılları arasında İsmet İnönü tarafından kurulan hükümetlerde Çalışma Bakanı olarak yer almış olan Ecevit, düşünceleri ve uygulamalarıyla, 20. yüzyıl Türk siyasal yaşamının en önemli isimlerden biri olmuştur.

Siyasi kariyerine CHP'de başlayan Ecevit, ilk defa 1961 genel seçimlerinde CHP Ankara milletvekili olarak meclise girmiştir. 1972 yılında istifa eden İsmet İnönü'nün yerine genel başkanlığa seçilmiştir. Genel başkanlığı sırasında partisi 1973 Türkiye genel seçimlerinde  %33,3 oy almıştır. 1974 yılında genel başkanlığını Necmettin Erbakan'ın yaptığı Millî Selamet Partisi ile kurduğu koalisyon hükümetinde ilk defa başbakanlık görevini almıştır. Başbakanlık dönemine 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı yapılmıştır. 10 ay süren bu koalisyon hükümeti Ecevit'in istifasıyla dağılmıştır. 1977 Türkiye yerel seçimlerinde parti oy oranını %41.4'e çıkarmıştır. Bu oy oranı sol görüşlü bir partinin çok partili siyasal yaşamda kazandığı en yüksek oy oranı olarak tarihe geçmiştir. 1978 yılında yeni bir hükûmet kurarak tekrar başbakan olmuştur. 1979 yılında ara seçimlerde başarısızlığa uğrayınca görevden çekilmiştir.

Ecevit 12 Eylül Darbesi sonrası diğer bütün partilerin ileri gelenleriyle birlikte 10 yıl siyaset yasaklıları kapsamına alınmıştır. Siyasal yasağı devam ederken eşi Rahşan Ecevit'in başkanlığında Demokratik Sol Parti kurulmuştur. 1987 yılında yapılan referandumla siyasal yasağı kaldırılınca DSP'nin başına geçmiştir. 1987 Türkiye genel seçimlerinde partisinin milletvekili çıkaramaması üzerine aktif siyasetten ve genel başkanlıktan ayrılacağını açıklamıştır. Ancak 1989'da aktif siyasete dönmüştür. 1999’da kurulan DSP-MHP-ANAP koalisyonunda yeniden başbakanlık koltuğuna oturmuştur. 2000 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üniversite mezunu olmaması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı'na aday olamamış, koalisyon partilerinin bu hükmü değiştirme teklifini ve kendisine cumhurbaşkanlığı teklifi getirmesini ise teşekkür ederek reddetmiştir. 2004 yılında yapılan 6. Olağan Kurultay ile aktif siyaseti bırakmıştır. 5 Kasım 2006 pazar günü dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat etmiştir.

Özel yaşamı Ailesi


Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925 tarihinde İstanbul'da doğdu. Mustafa ismi, Huzur-u Hümayun hocalarından dedesi Kürdizade Mustafa Şükrü Efendi'den kaynaklanmaktadır.[2][3][4] Babası Kürdizade Mustafa Şükrü Efendi'nin Oğlu Kastamonu doğumlu Fahri Ecevit Ankara Hukuk Fakültesi'nde adli tıp profesörüydü. (5 Mayıs 1951 tarihli Bülent Ecevit'in AÜ DTCF öğrenci kimlik cüzdanındaki nüfus cüzdan suretine göre baba adı Mehmet Fahrettin, gene 15 Ocak 1945 tarihli AÜ DTCF talebe hüviyet cüzdanındaki nüfus cüzdan suretine göre baba adı Fahrettin, öte yandan babasının 31 Ekim 1951 tarihli Yeni Sabah gazetesindeki ölüm ilanında Prof. Dr. Fahri Ecevit, ayrıca kullandığı kartvizitte Pr. Dr. Fahri Ecevit [kaynak belirtilmeli]) Fahri Ecevit daha sonra siyasete girerek 1943-1950 yılları arasında CHP'den Kastamonu milletvekilliği yaptı. İstanbul doğumlu olan annesi Fatma Nazlı ise ressamdı.

Eğitimi

Bülent Ecevit, 1944 yılında Robert Kolej'inden mezun oldu. Önce Ankara Hukuk Fakültesi sonra da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisi bölümüne kayıt yaptırmasına rağmen yüksek öğrenimine devam etmedi.

Çalışma hayatı

1944'te çalışma hayatına Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde çevirmenlik yaparak başladı. 1946-1950 yılları arasında Londra Elçiliğinin Basın Ataşeliği'nde kâtip olarak çalıştı. 1950 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin yayın organı olan Ulus gazetesinde çalışmaya başladı. 1951-52'de yedeksubay olarak askerliğini yaptıktan sonra yeniden gazeteye döndü. Ulus gazetesi Demokrat Parti tarafından kapatılınca Yeni Ulus ve Halkçı gazetelerinde yazar ve yazı işleri müdürü olarak görev yaptı. 1955 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Kuzey Karolina eyaletinin Winston-Salem kentinde, The Journal and Sentinel'de konuk gazeteci olarak çalıştı. 1957'de Rockefeller Foundation Fellowship Bursu ile yeniden ABD'ye gitti, Harvard Üniversitesi'nde sekiz ay sosyal psikoloji ve Orta Doğu tarihi üzerine incelemeler yaptı. Bu sırada Ecevit'in "Hocam" diye bahsettiği [kaynak belirtilmeli] Henry A. Kissinger Harvard Üniversitesi rektörü idi. Harvard'da 1957 yılında, 1950-1960 arasında verilen antikomünizm seminerlerine Olof Palme, Bertrand Russell gibi kişilerle birlikte katıldı. [kaynak belirtilmeli]

1950’lerde Forum Dergisi’nin yazı işleri kadrosunda yer aldı. 1965’te Milliyet gazetesinde günlük yazılar yazdı. 1972’de aylık Özgür İnsan, 1981’de haftalık Arayış, 1988’de aylık Güvercin dergilerini çıkarttı.
Evliliği
1946 yılında okuldan arkadaşı Rahşan Aral ile evlendi.

Siyasal yaşamı
Cumhuriyet Halk Partisi


1953 yılında CHP'ye kaydolan Ecevit, ilk olarak Gençlik Kolları Merkez Yönetim Kurulu'nda görev aldı. 32 yaşında, İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in adaylığını devretmesiyle, 27 Ekim 1957 seçimlerinde CHP'den milletvekili oldu. Milletvekili olarak siyasi yaşamına başlayan Bülent Ecevit, 12 Ocak 1959 günü toplanan CHP 14. Olağan Kurultayı'nda Parti Meclisi'ne giren isimler arasında yer aldı. 27 Mayıs 1960 Askerî Müdahalesi'nden sonra, CHP kontenjanından, Kurucu Meclis üyesi oldu. 1961 genel seçimlerinde Zonguldak milletvekili seçildi. 1961-65 arasında görev yapan İsmet İnönü başkanlığındaki üç koalisyon hükûmetinde de çalışma bakanı olarak yer aldı. Bu dönemde Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu'nun çıkarılması (24 Temmuz 1963), sosyal güvenlik haklarının genişletilmesi için çaba harcadı.

Süleyman Demirel'in başkanlığındaki Adalet Partisi'nin (AP) kazandığı 1965 genel seçimlerinde Zonguldak'tan yeniden milletvekili seçildi. Bülent Ecevit bu tarihten sonra muhalefete dönen CHP'nin içinde Ortanın Solu görüşünün öncülüğünü yapmaya başladı. Aynı dönemde parti içinde Ortanın Solu'na karşı çıkan bir klik ortaya çıktı. 18 Ekim 1966'da toplanan 18. Kurultay'da 43 yıllık CHP'nin genel sekreterliğine seçildi. CHP tarihinde ilk defa bir genel sekreter ilçelerden köylere bütün CHP örgütlerini tek tek gezerek partililer ve delegelerle tanıştı. Ecevit çalışkanlığı, hitabet gücü ve parti içinde demokratik sol duruşuyla giderek sivrildi. Ortanın Solu partinin temel ilkesi olarak kabul edildi. Ecevit, Ortanın Solu hareketiyle CHP'nin aşırı sola bir duvar çektiğini, AP'nin de aşırı sağa karşı bir duvar çekmesiyle demokrasinin sürekli yaşama olanağı bulacağını savundu.[5]

1967'de "Ortanın Solu" politikasına karşı çıkan Turhan Feyzioğlu ile Ecevit arasındaki çatışma tırmandı. Genel başkan İnönü, Ecevit'i desteklerken meclis grubu Feyzioğlu'nu tutuyordu. 28 Nisan 1967 tarihinde düzenlenen 4. Olağanüstü Kurultay'dan sonra Feyzioğlu önderliğindeki 47 milletvekili ve senatör partiden ayrılarak Güven Partisi'ni kurdu. Kemal Satır önderliğindeki bir grup ise parti içinde kalarak Ortanın Solu politikasına karşı mücadeleyi sürdürdü. Genel sekreter Ecevit köyleri kalkındırma planını açıklayarak "Toprak işleyenin, su kullananındır" sloganını ortaya attı (11 Ağustos 1969).[6]

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 12 Mart 1971 muhtırasından sonra, CHP'nin tutumu konusunda parti içinde önemli görüş ayrılıkları belirdi. İsmet İnönü, müdahaleye açıkça karşı çıkılmasını onaylamıyordu, Ecevit ise 12 Mart muhtırasının CHP içindeki "Ortanın Solu" hareketine karşı verildiğini söyleyerek, partisinin askeri yönetimce oluşturulan hükûmete katkıda bulunmasına karşı çıktı ve genel sekreterlikten istifa etti (21 Mart 1971). Ecevit'le yoğun bir mücadeleye giren İnönü, 4 Mayıs 1972'de toplanan 5. Olağanüstü Kurultay'da, "Ya Ben, Ya Bülent" sözleriyle siyasetinin partisince onaylanmaması durumunda istifa edeceğini açıkladı.[7] Kurultay'da parti meclisi için yapılan güvenoylamasında Ecevit yanlılarının 507'ye karşılık 709 oy ile güvenoyu alması üzerine, 8 Mayıs 1972'de istifa eden İsmet İnönü'nün yerine 14 Mayıs 1972 tarihinde genel başkanlığa seçildi. Böylece İsmet İnönü Türk siyasal yaşamında parti içi mücadele sonucunda değişen ilk genel başkan oldu. Kurultayın ardından Kemal Satır ve grubu partiden ayrılarak önce Cumhuriyetçi Parti'yi kurdu, kısa süre sonra da Millî Güven Partisi'yle birleşerek Cumhuriyetçi Güven Partisi'ne (CGP) katıldı.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı ve başbakanlığı

1973 cumhurbaşkanlığı seçiminde askerlerin desteklediği Faruk Gürler'in seçilmesine AP lideri Süleyman Demirel'le birlikte karşı çıktı. Cumhurbaşkanlığı krizi 6 Nisan 1973'te 6. Cumhurbaşkanlığına, Ecevit ve Demirel'in üzerinde anlaştıkları Fahri Korutürk'ün seçilmesiyle son buldu. Ancak, Ecevit'in Faruk Gürler'in aday olduğu seçimlere katılmama kararı almasına rağmen Gürler'e oy vermiş olan CHP Genel Sekreteri Kamil Kırıkoğlu ve arkadaşları partiden istifa ettiler.

CHP Ecevit liderliğinde girdiği ilk genel seçim olan 14 Ekim 1973 genel seçimlerinde yüzde 33,3'lük oy oranıyla 185 milletvekili çıkardı. CHP'nin oy oranı bir önceki seçime göre yüzde 5.9 arttı; partinin oy oranı kırsal alanda gerilerken kentlerde arttı. Ancak Ecevit'in başkanlığındaki CHP en fazla oyu almasına rağmen çoğunluğu kazanamadı. 26 Ocak 1974 tarihinde Millî Selamet Partisi (MSP) ile kurduğu koalisyon hükûmetinde ilk defa başbakanlık görevini aldı. Ecevit hükûmetinin en önemli uygulamalarından biri, Haziran 1971'de Amerika Birleşik Devletleri'nin baskısıyla yasaklanan haşhaş ekiminin 1 Temmuz 1974'te serbest bırakılmasıydı.

Bu arada ilk kez 1970'te CHP gençlik kollarının düzenlediği bir forumda kullanılan "demokratik sol" kavramı, 28 Haziran 1974'te toplanan CHP tüzük kurultayında parti tüzüğünün ilkeleri arasına alındı. Ecevit bu ilkeyi, ülkenin nesnel koşullarına dayanan, dogmaya ve özentiye kapılmayan yerli bir sol düşünce akımı olarak niteledi.
Kıbrıs Harekâtı
Temmuz 1974'te, Bülent Ecevit başbakanken, Yunanistan'daki askeri cuntanın desteklediği EOKA yanlısı Rumlar Kıbrıs’ta Makarios’a karşı darbe yaptı. Darbe nedeniyle Ada’da yaşayan Türkler’in yaşamlarının tehlikeye girmesi nedeniyle ordu alarma geçirildi. Londra'ya giden Ecevit, Türkiye gibi Kıbrıs anlaşmalarına garantör devlet olarak imza koymuş Britanya hükûmetinin yetkilileriyle görüştüyse de Kıbrıs'taki duruma bir ortak çözüm bulunamadı. Ecevit’in başında olduğu hükûmet askerî müdahale kararı aldı.

20 Temmuz'da başlayan Kıbrıs Barış Harekatı'nı, 14 Ağustos'ta II. Barış Harekatı izledi. Kıbrıs Harekâtı’ndan sonra Ecevit, “Kıbrıs fatihi” olarak anılmaya başladı.

Milliyetçi Cephe ve azınlık hükûmetleri


Kıbrıs Harekatının başarıya ulaşması ve büyük kamuoyu desteğine rağmen, tarihi bir laik-dindar uzlaşısı olarak görülen CHP-MSP koalisyon hükûmeti içindeki çelişkiler, siyasal mahkûmların da genel af kapsamına alınması ve Kıbrıs konusundaki anlaşmazlığın da etkisiyle gittikçe büyüdü. 10 ay süren bu koalisyon hükûmeti, 18 Eylül 1974'te Ecevit'in istifasıyla sona erdi. Bu hükûmetin dağılması üzerine Süleyman Demirel'in başbakan olarak görev yaptığı AP-MSP-MHP-CGP partilerinden oluşan I. Millî Cephe Hükûmeti kuruldu.

1977 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi oyunu yüzde 41,4'e çıkarmayı başardı. Bu oy oranı Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sol görüşlü bir partinin çok partili siyasal yaşamda kazandığı en yüksek oy oranı olarak tarihe geçti. Aynı zamanda bu oy oranı 1950'den sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin aldığı en yüksek oy oranı olarak tarihe geçti.

Ecevit oy oranını artırmakla birlikte o zamanki seçim sistemine (nisbi seçim sistemi) göre çoğunluğu kazanamadığı için bir azınlık hükûmeti kurmaya karar verdi. Bu azınlık hükûmetinin güven oyu alamaması nedeniyle Süleyman Demirel'in başbakanlığında II. Millî Cephe hükûmeti (AP-MSP-MHP) kuruldu. Ecevit, "Kumar borcu olmayan 11 milletvekili arıyorum" sözüyle AP'den ayrılan 11 milletvekiline (Güneş Motel Olayı) ek olarak Demokratik Parti ve Cumhuriyetçi Güven Partisi'nin de desteğiyle II. Milliyetçi Hükûmeti'ni devirip, 5 Ocak 1978 tarihinde yeni bir hükûmet kurarak tekrar başbakan oldu.

Ancak Ecevit seçim propagandası sırasında ve muhalefet önderi olarak ileri sürdüğü düzen değişikliğini, vaatlerini gerçekleştiremedi. Daha da hızlanan terör, etnik ve dinsel kışkırtmalarla Malatya ve Maraş gibi kentlerde katliam boyutlarına ulaştı. Enflasyon hızı da yüzde 100'ü geçti, grevler yayıldı. TÜSİAD gazetelere tam sayfa eleştiri ilanları vererek hükûmetin istifasını istedi. Bunlara ek olarak AP'den gelen ve bakan yapılan 11 milletvekilinin (Tuncay Mataracı, Hilmi İşgüzar, Orhan Alp, Oğuz Atalay, Mete Tan, Güneş Öngüt, Mustafa Kılıç, Şerafettin Elçi, Ahmet Karaaslan, Enver Akova, Ali Rıza Septioğlu) desteğini kazanmak için verdiği tavizler ve haklarında çıkan yolsuzluk söylentileri, Ecevit'e zarar verdi.

14 Ekim 1979'da yapılan ara seçimlerde başarısızlığa uğrayan Ecevit görevden çekildi ve Süleyman Demirel 25 Kasım 1979 tarihinde MSP ve MHP'nin desteğiyle bir azınlık hükûmeti kurdu.

Suikast girişimleri

Bülent Ecevit birçok başarısız suikast girişimine maruz kaldı. Bunlardan biri ABD'de, diğerleri ise Türkiye'de gerçekleşti.

Ecevit, 70'li yıllarda koalisyon hükümetlerinin kurulmasından itibaren çeşitli saldırılara uğradı. Bunlardan en önemlileri 23 Temmuz 1976'da New York'ta ve 29 Mayıs 1977'de o yıllarda sivil uçuşların yapıldığı Çiğli Havaalanında gerçekleşti. 1976'da Kıbrıs Harekatı sonrasında ABD'ye yapılan bir gezi sırasındaki saldırı, Ecevit'in korumalığını yapan FBI ajanı tarafından önlendi. Çiğli Havaalanı'ndaki girişimde dönemin İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan'ın kardeşi Mehmet İsvan yaralandı. Suikastte kullanılan silahın Özel Harp Dairesi'nde bulunduğu iddiaları sonraki yıllarda çeşitli tanıklıklarla tartışıldı.[8]

12 Eylül ve siyasi yasaklı dönem

12 Eylül Darbesiyle Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'in komutasındaki silahlı kuvvetler ülkenin yönetimine el koydu. Eşi Rahşan Ecevit ile birlikte Hamzakoy'da (Gelibolu) yaklaşık bir ay gözetim altında tutulan Ecevit diğer parti başkanlarıyla beraber siyasetten uzaklaştırıldı. 28 Ekim 1980'de siyasi parti çalışmaları durdurulunca, 30 Ekim 1980'de CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa etti. Askeri yönetime karşı verdiği yoğun demokrasi mücadelesi ve çıkışları nedeniyle önce Nisan 1981'de yurtdışına çıkması yasaklandı. 1981'de çıkarmaya başladığı Arayış dergisinde yayımlanan bir yazısı nedeniyle Aralık 1981'den Şubat 1982'ye kadar cezaevinde kaldı, Arayış dergisi de 1982'de askerî rejim tarafından kapatıldı. Daha sonra yabancı basına siyasi demeç verdiği gerekçesiyle Nisan-Haziran 1982 arasında yine tutuklu kaldı.

Ecevit, 7 Kasım 1982 halkoylamasında kabul edilen 1982 Anayasası'nın geçici 4. maddesi ile diğer bütün partilerin ileri gelenleriyle birlikte 10 yıl siyaset yasaklıları kapsamına alındı.

Demokratik Sol Parti

12 Eylül Döneminde eski CHP kadrolarından kopan Ecevit, 1983-85 arasında Demokratik Sol Parti'nin (DSP) kurulması çalışmalarını destekledi. 1985 yılında Bülent Ecevit'in siyasete girme yasağı devam ederken eşi Rahşan Ecevit'in başkanlığında DSP kuruldu. Eylül 1986 ara seçimlerinde başkanlığını Rahşan Ecevit'in yürüttüğü bu partinin propaganda gezilerine katıldı. Yaptığı konuşmalarla siyaset yasağını çiğnediği gerekçesiyle hakkında çeşitli davalar açıldı.

Bülent Ecevit, Kasım 1985'te Sosyal Demokrasi Partisi ve Halkçı Parti'nin Sosyaldemokrat Halkçı Parti adı altında birleşmelerine rağmen birleşme taleplerine karşı geldiği ve sol oyları böldüğü gerekçesiyle eleştirilere uğradı.[9]

Yine bu dönemde kamuoyunda aile partisi görüntüsü giderek yerleşen DSP'de bazı muhalif sesler parti içinde demokrasi olmadığından yakınmaya başladı. 14 Haziran 1987 tarihinde Rahşan Ecevit'e muhalif olan grubun gerçekleştirdiği 2. Kurucular Kurulu toplantısında muhalif harekete önderlik eden Celal Kürkoğlu, partiden ihraç edildiği belirtilen kurucu üyelerin katıldığı toplantıda, “Genel Başkan” ilan edildi. Bu süreçte muhalifler ve parti yönetimi karşılıklı suç duyurularında bulundu, parti içi tartışmalar, açılan davalarla mahkemelere taşındı. Yaklaşık üç ay süreyle “Genel Başkanlık” iddiasında bulunan Celal Kürkoğlu 14 Eylül 1987'de 15 arkadaşıyla birlikte SHP'ye katıldı.

Demokratik Sol Parti Başkanlığı

1987 yılında yapılan referandumla eski siyasilerin siyaset yasağı kaldırılınca Bülent Ecevit DSP'nin başına geçti (13 Eylül 1987). Aynı yılın kasım ayında yapılan genel seçimlerde DSP'nin yüzde 10'luk seçim barajını aşamayarak milletvekili çıkaramaması üzerine Ecevit ilk kongrede parti genel başkanlığından ve aktif siyasetten ayrılacağını açıkladı. Ancak 1989 yılının başlarında siyasete dönen Ecevit, partililer tarafından yeniden liderliğe getirildi.

20 Ekim 1991 seçimlerinde ulusal birliğin ve laikliğin korunması gerektiğini vurgulayan Ecevit, Türkiye'nin önder ülke durumuna gelmesini gerektiğini savundu. Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin (SHP) partisine karşı yürüttüğü "sosyal demokrat oyları bölmeyin" kampanyasına karşı, SHP'nin aday listelerinde Halkın Emek Partisi (HEP) üyelerine yer vermesini eleştirdi; SHP'nin "bölücülerle" işbirliği yaptığını ileri sürdü. İktidara geldiklerinde üretici, tüketici ve satıcıdan oluşan güçlü bir kooperatif düzen kuracaklarını açıkladı. Zonguldak'tan milletvekili seçilerek partisinden 6 milletvekiliyle birlikte TBMM’ye girdi. CHP'nin yeniden açılması gündeme gelince CHP kurultayının DSP'ye katılma kararı almasını önerdi. 9 Eylül 1992'de toplanan CHP kurultayına çağrıldığı halde katılmadı.

DSP’nin oyları 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan erken genel seçimde yüzde 14,64’e, milletvekili sayısı 76’ya yükseldi ve DSP solun en büyük partisi konumuna geldi. Ecevit, 30 Haziran 1997 tarihinde ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz başkanlığında kurulan ANASOL-D koalisyonunda Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 25 Kasım 1998'de koalisyon hükûmetinin gensoruyla düşürülmesinin ardından, Bülent Ecevit, 11 Ocak 1999'da CHP dışındaki partilerin desteğiyle DSP azınlık hükûmetini kurarak, yaklaşık 20 yıl aradan sonra, 4. kez başbakan oldu. Ecevit'in azınlık hükûmetinin iktidarda olduğu sırada PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirilmesiyle (15 Şubat 1999) Ecevit, 1970’lerden sonra yeniden patlama yaptı; DSP, 18 Nisan 1999’da yapılan genel seçimlerden yüzde 22,19 oy oranıyla birinci parti olarak çıktı.

Seçimlerden sonra hükûmeti kurmakla görevlendirilen Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1999’da kurulan DSP-MHP-ANAP koalisyonunda yeniden başbakanlık koltuğuna oturdu.

2000 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üniversite mezunu olmaması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı'na aday olamadı. Koalisyon partilerinin bu hükmü değiştirme teklifini ve kendisine cumhurbaşkanlığı teklifi getirmesini ise teşekkür ederek reddetti.

Süleyman Demirel'in ardından Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer ile Bülent Ecevit Hükûmeti arasında zaman zaman bazı yasaların iade edilmesi nedeniyle gerginlik yaşandı. Bu gerginlik 19 Şubat 2001 tarihinde yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında doruğa ulaştı. Cumhurbaşkanı Sezer ile yaşadığı tartışma nedeniyle Başbakan Ecevit, MGK toplantısını terk etti. Yaşanan bu kriz ekonomide zor günlerin başlangıcı oldu.

Sağlık sorunları


Sağlık sorunlarıyla ilgili söylentiler çıkan Bülent Ecevit, 4 Mayıs 2002’de rahatsızlanarak Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'ne kaldırıldı. Tedavisi sırasında durumu daha da kötüleşince[10] eşi Rahşan Ecevit tarafından hastaneden çıkartılarak[11] evine getirildi. Bir süre evinde dinlenen Bülent Ecevit 17 Mayıs'ta yeniden hastanede tedavi altına alındı ve 11 gün burada kaldı. Rahşan Ecevit bu dönemdeki tedaviler konusundaki kuşkularını kamuoyuyla paylaştı. İddiaları tekzip edildi ancak konu sonraki yıllarda Ergenekon Davası sırasında da gündeme geldi.[12][13]

Ecevit’in rahatsızlığı sırasında hükûmete yönelik tartışmalar ve erken seçim talepleri gündeme geldi. Bu tartışmalar partisine de yansıdı. Kendilerini “Dokuzlar” olarak adlandıran DSP'li 9 milletvekili, 25 Haziran'da bir bildiri yayınlayarak, “Ecevitler öncülüğünde Ecevitsiz yaşama geçilmesini” istediler. 5 Temmuz 2002'de Bülent Ecevit adına basın açıklaması yapan bir grup DSP'li milletvekili, Ecevit'e en yakın isimlerden biri olan Başbakan yardımcısı Hüsamettin Özkan’ı açık bir biçimde eleştirdi. Bunun üzerine Özkan, 8 Temmuz 2002'de görevinden ve partiden istifa etti. Hüsamettin Özkan'ın istifasını 6'sı bakan olmak üzere toplam 63 milletvekilinin istifası izledi. İstifalarla koalisyon hükûmeti TBMM’deki sayısal desteğini yitirdi. Bu gelişmeler üzerine 31 Temmuz 2002'de erken seçim kararı alındı. 3 Kasım 2002’de yapılan erken genel seçimlerde DSP barajı aşamadı ve TBMM dışı kaldı.

Genel başkanlıktan ayrılma kararını, 3 Kasım seçimlerinden önce olduğu gibi, seçimlerden sonra da zaman zaman dile getiren Bülent Ecevit, 22 Mayıs 2004 tarihinde düzenlediği basın toplantısıyla halefini ilan etti ve görevi Genel Başkan Yardımcısı Zeki Sezer’e devretmek istediğini belirtti. 24 Temmuz 2004 tarihinde yapılan 6. Olağan Kurultay ile aktif siyaseti bıraktı.

Vefatı

İlerleyen yaşı, bozulan sağlığı ve doktorlarının karşı çıkmasına rağmen, Danıştay Saldırısı'nda yaşamını kaybeden Yücel Özbilgin'in 19 Mayıs 2006'daki cenazesine katıldı.[14] Törenin ardından beyin kanaması geçiren Ecevit, uzun süre Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde yoğun bakımda kaldı.[15] Bu dönemde kendisi için tutulan ziyaretçi defteri Kaldırım Defteri adıyla anılır. Bülent Ecevit, bitkisel hayata girdikten 172 gün sonra 5 Kasım 2006 pazar günü Türkiye saatiyle 22:40'ta (20:40 [UTC]) dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat etti.[16]

Ecevit'in Devlet Mezarlığı'na gömülebilmesi için, ölümünün hemen ardından 9 Kasım'da yapılan bir kanun değişikliğiyle bu mezarlıklara başbakanların da gömülmesi sağlandı.[17] 11 Kasım 2006'da yapılan cenaze törenine yurdun dört bir yanından ve başta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olmak üzere pek çok ülkeden gelen büyük bir kalabalık katıldı. Cenaze törenine beş eski cumhurbaşkanı ve siyasetçiler de katıldı. Kocatepe Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi.[18][19][20] 11 Kasım 2006 günü Devlet Mezarlığı'na defnedilen Ecevit için anıt mezar yapılması da gündeme geldi. [21]

Beşiktaşlı olduğu bilinen Bülent Ecevit için, Çarşı grubunun Forzabesiktas.com adresli web sitesi karartıldı. Sitede, siyah zemin üzerine Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit’in bir mitingde, halkı selamlarken çekilmiş fotoğrafı yer alırken; fotoğrafın altında ise, “Karaoğlan, Kara Kartal Seni Unutmayacak" yazısı yazıldı.[22]

Kişisel

1973 seçimlerinde CHP'nin seçim kampanyasında, yaşlı bir kadının "Karaoğlan nirede ha evlatlar, Karaoğlan'ı görmek istiyom." şeklindeki sorusundan sonra Karaoğlan adı CHP'liler tarafından benimsenmiş ve ilerleyen yıllarda da Türkiye'de Bülent Ecevit için kullanılmaya başlanmıştır.[23] Seçim propagandalarında "Umudumuz Karaoğlan" sloganı söylenmeye başlamıştır. Süleyman Demirel, en büyük rakibi olan Bülent Ecevit'i, darbeyle devrilen Şilili sosyalist devlet adamı Salvador Allende'ye benzetip atıfta bulunmak için "Allende-Büllende" tabirini kullanmıştır.[24][25] Ecevit, başbakanlık dönemlerinde yapılan Kıbrıs Harekâtı sonrasında "Kıbrıs Fatihi", Abdullah Öcalan'ın yakalanışı sonrasında da "Kenya Fatihi" olarak anılmıştır. Kamuoyunda mütevazı kişiliğiyle de tanınmaktadır.[26]

Mavi gömleği ve kasketi ile marka haline gelen liderlerden biri olmuş olan Ecevit, Bitlis sigarası, Meclis sigarası içer, eniştesi İsmail Hakkı Okday'ın hediyesi Erika marka daktilosuyla yazardı. Bu 70 yıllık daktiloyu, ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi'ne armağan etmiştir.

Hatırası


Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nin ismi 2012 yılında “Bülent Ecevit Üniversitesi” olarak değiştirilmiştir.[27] Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi 2005 yılında hizmete girmiştir.

Edebî kişiliği


Bülent Ecevit, siyasi yaşamının yanı sıra yazarlık ve şairliği de birlikte yürütmüş ender siyasetçilerden birisidir. Sanskrit, Bengal ve İngilizce dillerinde çalışmalar yapmış olan Ecevit, Rabindranath Tagore, Ezra Pound, T. S. Eliot, ve Bernard Lewis'in yapıtlarını Türkçeye çevirmiş, kendi şiirlerini de kitap halinde yayımlamıştır.
Kitaplar
Şiir kitapları

   Bir Şeyler Olacak Yarın (Tüm şiirleri), Doğan Kitapçılık (2005)
   El Ele Büyüttük Sevgiyi, Tekin Yayınevi (1997)
   Işığı Taştan Oydum (1978)
   Şiirler (1976)

Siyasi kitapları

   Ortanın Solu (1966)
   Bu Düzen Değişmelidir (1968)
   Atatürk ve Devrimcilik (1970)
   Kurultaylar ve Sonrası (1972)
   Demokratik Sol ve Hükümet Bunalımı (1974)
   Demokratik Solda Temel Kavramlar ve Sorunlar (1975)
   Dış Politika (1975)
   Dünya-Türkiye-Milliyetçilik (1975)
   Toplum-Siyaset-Yönetim (1975)
   İşçi-Köylü Elele (1976)
   Türkiye / 1965-1975 (1976)
   Umut Yılı: 1977 (1977)

Hakkında yazılan kitaplar


   Faruk Bildirici, Kuzum Bülent (2000)
   Cüneyt Arcayürek, Bir Özgürlük Tutkunu Bülent Ecevit (2006)
   Aras Erdoğan, Umut Adam Ecevit (2006)
   Can Dündar ve Rıdvan Akar, Ecevit ve Gizli Arşivi (2008)
   Fikret Bila, Phoenix- Ecevit'in Yeniden Doğuşu (2001)
   Aytekin Gezici, Bülent Ecevit, Bir Karaoğlan Masalı (2006)
   Emrah Konuralp, Ecevit ve Milliyetçilik (2013)


----------------------
Kaynakca :

Wikipedia

Read More Read More / Comment Comment
Süleyman Demirel Kimdir


Süleyman Demirel Kimdir

Süleyman Demirel ya da tam adı ile Sami Süleyman Gündoğdu Demirel[1] (1 Kasım 1924, İslamköy, Atabey – 17 Haziran 2015, Ankara), Türk siyasetçi ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı. Bundan önce, 1965–1993 tarihleri arasında yedi farklı hükûmette toplam 10 yıl 5 aylık bir süreyle başbakanlık görevinde bulundu.[2] Ayrıca, 1964'ten 1980 yılına kadar Adalet Partisi, 1987–1993 yılları arasında ise Doğru Yol Partisi genel başkanı olarak görev aldı.

Demirel, siyasi kariyeri boyunca birçok ilki gerçekleştirdi. Türkiye'nin çok partili sisteme geçtiği 1946'dan sonraki dönemde, kurduğu 7 hükûmetle en çok hükûmet kuran siyasetçi, Türk siyasi tarihinde İsmet İnönü ve Recep (:::) Erdoğan'dan sonra en uzun süre görev yapan başbakan, 41 yaşında başbakanlık koltuğuna oturan en genç başbakan, 40 yaşında parti genel başkanı olan en genç politikacı ve 30 yaşında bir kamu kurumuna atanan en genç genel müdür rekorlarını kırdı.[3][4]

17 Haziran 2015'te, tedavi gördüğü hastanede solunum yolu enfeksiyonu ve kalp yetmezliği nedeniyle 90 yaşında hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Türkiye'de 17–19 Haziran tarihleri arasında ulusal yas ilan edildi

9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, 1 Kasım 1924?te Isparta'nın
Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde,
ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon'da bitirdi. Şubat 1949'da İstanbul
Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik
İşleri Etüd İdaresi' nde göreve başladı. Önce 1949-1950, daha sonra
1954-1955 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nde barajlar, sulama ve
elektrifikasyon konularında ihtisas yaptı.

İlk yılları
Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de Hacı Yahya Demirel (1893-1972) ile Hacı Ümmühan Demirel'in (1902-1979) oğlu olarak dünyaya geldi. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyonkarahisar'da bitirdi.[7] 1949'da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinden yüksek inşaat mühendisi olarak mezun oldu.[8][9] 1948'de babası Hacı Yahya Demirel'in yeğeninin kızı Nazmiye (Şener) Demirel'le evlendi.

Görevleri
1950'de Elektrik İşleri Etüd İdaresinde çalışmaya başladı. Sulama ve elektrik konularında araştırma yapmak için Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) gönderildi. Türkiye'ye dönüşünde, 1953 yılında Seyhan Barajı inşaatı başladığında proje mühendisi iken Başvekil Adnan Menderes'in dikkatini çekerek 1954 yılında Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünde Barajlar Dairesi Başkanlığına atandı. 1955 yılında da DSİ Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Bu arada Eisenhower Vakfının onu bursiyer olarak seçmesiyle yeniden ABD'ye gitti. Askerliğini yapmak üzere 1960 yılında genel müdürlük görevinden ayrıldı.[11] 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesinde inşaat mühendisliği alanında dersler verdi. Boğaziçi Köprüsü'nün ilk projesini (1954) hazırlayan, ABD'nin uluslararası mühendislik ve müteahhitlik firması Morrison Knudsen Inc.in Türkiye temsilciliğini üstlendi.

Siyasi kariyeri

1954
yılında Barajlar Dairesi Başkanı, 1955 yılında da Devlet Su İşleri
Genel Müdürü oldu. 1962-1964 yılları arasında serbest müşavir-mühendis
olarak çalıştı. Aynı yıllarda Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde su
mühendisliği konusunda dersler verdi.

1960'lar

Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu
üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964 tarihinde bu partiye genel başkan
seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965
tarihleri arasında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı
olarak görev aldı.

1962'de siyasi yaşama atılarak Adalet Partisi'ne (AP) girdi. Aynı yıl yapılan I. Kongre'de genel idare kuruluna seçildi. AP'lilerin af kampanyası sonucunda eski cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 22 Mart 1963'te şartlı olarak serbest bırakılmasının ardından Ankara'da meydana gelen olaylar sırasında AP genel merkezinin saldırıya uğraması üzerine aktif siyasetten çekildi. Demirel'in bu tavrı yıllar sonra parti içindeki muhalifleri tarafından, "şapkasını alıp kaçtı" ya da "şapkasını bırakıp kaçtı" diye aleyhinde propagandaya dönüştürüldü.[12]

Haziran 1964'te AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'nın beklenmeyen ölümü üzerine baş gösteren parti içi bunalım sırasında yeniden siyasete döndü. 28 Kasım 1964 tarihinde yapılan Adalet Partisi genel kongresinde Sadettin Bilgiç, Tekin Arıburun ve Ali Fuat Başgil'in de yarıştığı seçimde 1679 oydan 1072'sini alarak genel başkan seçildi.[13] İsmet İnönü hükûmetinin düşürülmesinden sonra Şubat 1965'te Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında AP, Yeni Türkiye Partisi (YTP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve Millet Partisi (MP) katılımıyla kurulmasını sağladığı 29. Türkiye Cumhuriyeti koalisyon hükûmeti'nde TBMM dışından başbakan yardımcısı ve devlet bakanı olarak görev aldı. Aynı yıl babası Yahya Demirel memleketi Isparta'nın İslamköy beldesinde belediye başkanı seçildi.[14]

1965 genel seçimlerinde, Yeni Türkiye Partisi'nin silinmesiyle Demokrat Parti (DP) çizgisinin tek mirasçısı durumuna gelen Adalet Partisi aldığı %52,8 oy ile tek başına iktidar oldu. Demirel de bu seçimlerde Isparta milletvekili olarak ilk kez TBMM'ye seçildi. 27 Ekim 1965'te, 27 Mayıs sonrasının ilk koalisyonsuz hükûmeti olan 30. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti'ni kurdu ve Türkiye'nin 12. başbakanı oldu.

Süleyman Demirel; İsmet İnönü, Celal Bayar ve Ragıp Gümüşpala gibi Kurtuluş Savaşı kahramanlarının yavaş yavaş siyaset arenasından çekildiği bu dönemde "Cumhuriyet Kuşağı" olarak bilinen 1920'lerde dünyaya gelmiş siyasetçilerin ilk örneklerindendi.

AP hükûmetinin işbaşı yapmasından kısa süre sonra, Süleyman Demirel'in karşılaştığı ilk kriz, 27 Mayıs 1960'ta devlet başkanlığını, 1961 Anayasası'nın kabul edilmesinden sonra da cumhurbaşkanlığını üstlenen Cemal Gürsel'in, sağlık durumunun görevini sürdürmesine engel olduğu yolundaki rapor üzerine cumhurbaşkanlığının sona ermesiydi. Ordu komuta kademesini altüst ederek yapılan ve üzerinden henüz altı yıl geçmiş olan 27 Mayıs Darbesi'nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki etkilerinin sürdüğü bir ortamda TSK içindeki güç dengelerini çok iyi bilen ve bu nedenle çok önemli bir konumda olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay, Demirel tarafından ordunun AP'ye karşı olan tavrının yumuşatılması için cumhurbaşkanlığına aday gösterildi.[15] 15 Mart 1966 tarihinde kendi isteği ile emekli olan ve kısa süre sonra kontenjan senatörü yapılan Sunay, 28 Mart 1966'da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin beşinci Cumhurbaşkanı seçildi.

Süleyman Demirel'in 1965 ile 1971 arasında başbakan olduğu dönemde Boğaziçi Köprüsü, Ereğli Demir Çelik İşletmeleri ve Keban Barajı gibi büyük yatırımlara imza atıldı. Bu dönemde Türkiye’de enflasyon %5, kalkınma hızı %7 idi. Bu kalkınma hızı Japonya’dan sonra petrol ülkeleri dışında, dünyanın ikinci yüksek kalkınma hızıydı.[16]

Bu gelişmelere karşın Adalet Partisi iktidarı toplumun aydın kesimleri ve özellikle öğrenci örgütlerince DP iktidarının 27 Mayıs sonrasındaki devamı olarak görüldü. 1961 Anayasası'nın sağladığı bazı temel haklar ve bunların kullanılması iktidarın giderek artan tepkileriyle karşılaşınca, 27 Mayıs 1960 öncesindeki gençlik protestolarının benzerlerini AP iktidarı da yaşamaya başladı. Öte yandan 1968'de Avrupa ve ABD'de yaygınlaşan gençlik hareketleri sosyalist düşünceyle yeni yeni ilişki kuran Türkiye'deki üniversite gençliğini de etkilemişti. Türkiye'deki ilk önemli öğrenci eylemi Haziran 1968'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki boykotla başladı. Bunu, öteki üniversite ve fakültelerde hızla yaygınlaşan boykot ve işgaller izledi. Akademik amaçlarla başlatılan bu eylemler daha sonra giderek siyasi içerik kazandı ve AP iktidarı için tedirginlik kaynağı oldu. Bunun ardından sağ ve sol görüşlü öğrenci grupları arasındaki çatışmalarda kan dökülmeye başladı. Huzursuzluğun, AP'yi DP'nin ardılı olarak gören Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde de yankılanmasının ardından "askerî müdahale" söylentileri yaygınlık kazandı. Kuvvet komutanlarının hükûmet başkanı Demirel'e ülkenin içinde bulunduğu duruma ilişkin mektup göndermeleri, sıradan gelişmeler hâline geldi.

1969'da, 27 Mayıs Darbesi'nden sonra, 1961 Anayasası'nın 68. maddesiyle Demokrat Partililere (DP) konan siyaset yasağının kaldırılması için, mayıs ve haziran aylarında İsmet İnönü ile Celal Bayar karşılıklı olarak tarihî sayılabilecek ziyaretler gerçekleştirdiler. Bu ziyaretlerden sonra anayasa değişikliği için Cumhuriyet Halk Partisi'nin de (CHP) desteğini alan AP'nin önerisi TBMM'de onaylandı. Ancak bu gelişmeler, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından 27 Mayıs'ın restorasyonu olarak algılanmasına ve anayasa değişikliğine tepki göstermesine, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın da anayasa değişikliğine karşı tavır almasına neden oldu. Tüm bu tepkiler AP'nin tavrını, anayasa değişikliği meselesinin 12 Ekim 1969'da yapılacak seçimler öncesi lüzumsuz bir gerginliğe neden olmaması ve Cumhuriyet Senatosunda görüşülmesinin seçim sonrasına bırakılması yönünde değiştirdi. AP'nin af konusundaki tutum değişikliği ile parlamentonun itibarının zedelendiğini ileri süren, Celal Bayar'ın kızı Nilüfer Gürsoy ve eski DP’li bakanlardan Samet Ağaoğlu'nun eşi AP Manisa Milletvekili Neriman Ağaoğlu, 31 Temmuz 1969 günü partilerinden ve milletvekilliklerinden istifa ettiler. Bu gelişme eski DP'lilerin AP’lilerle ihtilaflarının su yüzüne çıkması şeklinde yorumlandı.[17]

12 Ekim 1969 tarihindeki genel seçimlerde de AP yüzde 47 oy alarak yine tek başına iktidar oldu ve Demirel ikinci hükûmetini kurdu (3 Kasım 1969). Ancak, halktan gelen bu destek AP'nin bölünmesini önleyemedi; partisi dışından gelen eleştiriler karşısında hoşgörülü, liberal bir siyaset izleyen Demirel, Adalet Partisi içinde başlayan muhalefete karşı aynı hoşgörüyü göstermedi. Kendisine bağlı "Yeminliler" hizibindeki kişilerin kayırılması, ülkede günden güne artan toplumsal, iktisadi, siyasi karışıklıklara son verilmesi ve eski Demokrat Parti mensuplarının siyasi haklarının iadesi sorununun çözülmesi gibi istekleri dile getiren milletvekilleri partiden çıkarıldı. Bunun üzerine 72 AP'li senatör ve milletvekili, aynı istekleri içeren bir muhtırayı Demirel'e verdi (12 Ocak 1970). Demirel'in, "Biz muhtırayla iş görmeyiz." diyerek belirtilen istekleri göz ardı etmesi karşısında, 11 Şubat 1970'te, Saadettin Bilgiç ve Faruk Sükan'ın başını çektiği 41 AP'li milletvekili bütçe görüşmeleri sırasında, CHP ve öteki muhalefet partileriyle beraber ret oyu vererek Demirel'i istifaya zorladı. 41 milletvekilinin karşı oy vermesi üzerine bütçe 214 kabul oyuna karşılık 224 ret oyuyla güvenoyu alamadı ve Demirel ertesi gün başbakanlıktan istifa etti. Bu olaylardan sonra Celâl Bayar çevresindeki AP milletvekilleri istifa ederek eski Demokrat Parti'nin gerçek mirasçısı olma savındaki Demokratik Parti'yi kurdular. Aynı dönemde AP'nin İslamcı kanadının önemli bir bölümü partiden ayrılıp Necmettin Erbakan'ın kurduğu Millî Nizam Partisi'ne katıldı. Adalet Partisi'nde meydana gelen bu kopmalar, hükûmetin zayıflığından yakınanlar için önemli bir dayanak oluşturdu.

Demirel, Mart 1970'te yeni bir hükûmet kurdu ve aynı yıl yapılan 5. Kongre'de yeniden genel başkan seçildi.

12 Mart Dönemi

Parti içi muhalefet gibi Demirel iktidarının cendere altına alındığı bir diğer sorun haşhaştı. 1970 yılında, Richard Nixon yönetimindeki ABD Hükûmeti Demirel hükûmetinden haşhaş ekiminin yasaklanmasını istedi. 1960'lı yılların ikinci yarısında Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki yakınlaşmadan rahatsızlık duyan ABD yönetiminin bu talebinin, siyasi tabanı kırsal nüfusa dayanan Demirel tarafından reddedilmesiyle zaten yolunda gitmeyen ABD-Türkiye ilişkileri iyice gerildi.[18] Haşhaş meselesi 12 Mart'ın temel sebeplerinden biri oldu.[19]

İktisadi durumun bozulması, Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemlerinden biri olan 15-16 Haziran 1970 Olayları, Türk Lirası'nın değerinin yüzde 66 oranında düşürülmesi (10 Ağustos 1970)[20], 68 öğrenci olayları ve grevler karşısında Demirel, 1961 Anayasası'nı suçlayarak bu anayasayla ülkenin yönetilemeyeceğini savundu. Bu konuyu da kullanan Millî Demokratik Devrimciler 1971 yılında 9 Mart darbe teşebbüsüne kalkışınca 12 Mart muhtırası ile hükûmet istifaya zorlandı. Aynı gün Demirel istifa etmesiyle Nihat Erim hükûmeti kuruldu. Anayasa'da Demirel'in istediği yönde değişiklikler 12 Mart döneminde gerçekleştirildi, o da parti başkanı olarak "partilerüstü" denilen hükûmetleri bakan vererek destekledi. Bir yandan da parlamentodaki gücüne dayanarak askerî kesim karşısında üstünlük elde etmeye çalıştı. 1973 ilkbaharında CHP ile anlaşarak Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı seçilmesini önledi. Bu göreve, iki partinin de üzerinde anlaştığı Fahri Korutürk getirildi.

1973'ten 12 Eylül 1980'e

14 Ekim 1973 genel seçimlerinde, siyasi rakibi olan Bülent Ecevit'in liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demirel'in AP'sinden daha çok oy aldı, böylece AP 11 yıl aradan sonra CHP'nin karşısında ikinci parti durumuna düştü.

Adalet Partisinin bu başarısızlığının ardında 1972'de CHP liderliğine seçilen Ecevit'in halk nezdindeki popülaritesi kadar, Adalet Partisi içindeki bölünmeler de büyük rol oynamıştı. 1965 seçimlerinde oyların yarısını alan AP sağ siyasetin her rengini, küçük burjuvasından büyük burjuvasına kadar ülkedeki sermaye sahiplerinin tüm kesimlerinin çıkarlarını temsil eden bir koalisyondu. Ancak gelişen kapitalist ekonominin yol açtığı toplumsal sonuçlar 1960'ların sonlarında Türk sağında parçalanmalara neden olmuştu. 1960'lı yıllarda iyice belirgin hâle gelen İstanbul merkezli büyük sermayenin gelişip, yabancı sermayenin uzantısı (montaj sanayi) hâline gelmesiyle, Anadolulu küçük tüccar, esnaf ve toprak sahipleri piyasanın rekabet koşullarıyla baş edemez hâle geldi. Kuruluşundan sonra uzun süre farklı çıkarların temsilini bünyesinde taşıyan AP, 1960’ların sonlarına doğru git gide salt büyük sermayenin çıkarlarının savunucusu oldu. Bunun sonucu olarak Necmettin Erbakan'ın MSP'si ile birlikte aynı toplumsal tabana (Anadolulu küçük tüccar, esnaf ve zanaatkârlar) hitap eden, AP’den kopanların kurduğu Demokratik Parti 1973 seçimleri'nde toplam yüzde 24 oy oranına erişirken, Demirel liderliğindeki AP'nin oyları yüzde 17 oranında geriledi.[21]

Seçimlerden sonra kurulan CHP-MSP koalisyonu Kıbrıs Barış Harekâtı'nı gerçekleştirmesine rağmen, Kıbrıs başta olmak üzere birçok konuda kendi içinde anlaşmazlığa düşmüştü. Başbakan Ecevit erken seçime gidebilmek için 18 Eylül 1974'te istifa etmesine rağmen bu istifa erken seçimin yapılmasını sağlayamadığı gibi Eylül 1974'ten Mart 1975'e kadar 200 günü aşkın süren bir hükûmet krizine neden oldu. Sonunda güvenoyu alamayan Sadi Irmak hükûmetinin ardından 31 Mart 1975'te AP Genel Başkanı Süleyman Demirel'in başkanlığında Adalet Partisi (AP), Millî Selamet Partisi (MSP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Cumhuriyetçi Güven Partisi'nden (CGP) oluşan koalisyon hükûmeti kuruldu. Sola karşı hemen hemen bütün sağ partilerin birliğini oluşturan Demirel hükûmeti, "I. Milliyetçi Cephe Hükûmeti" olarak anıldı. Dört yıl aradan sonra başbakanlık koltuğuna oturan Demirel, koalisyonu yürütebilmek için MSP ve MHP'nin yandaşlarının devlet örgütü içinde kadrolaşmalarına göz yumdu. Bu hükûmet döneminde ülkede yeniden yoğun terör olayları ve toplumsal hareketler başladı; ülke dış ödemeler açığı ve hızlı enflasyondan kaynaklanan bir ekonomik bunalıma girdi.

1975 yılında kardeşi Hacı Ali Demirel'in oğlu Yahya Kemal Demirel'in adı hayali mobilya ihracatı yaptığı iddiasıyla gündeme geldi. Yurt dışına mobilya yerine sunta gönderdiği, devletten haksız vergi iadesi aldığı iddia edildi. Bu iddia gazeteci Uğur Mumcu tarafından haberleştirildi ve Altan Öymen'le birlikte hazırladıkları Mobilya Dosyası adlı kitapta belgeleriyle yayınlandı. Yahya Demirel kısa bir süre de cezaevinde yattı.[22]
Dönemin Romanya cumhurbaşkanı Nicolae Ceauşescu, Süleyman Demirel ile yaptığı görüşmede 23 Haziran 1976, Ankara

AP, 1977 seçimlerinde bir derece güçlenmesine karşın, aldığı 36,9 oy oranıyla, oylarını 8 puan artırarak yüzde 41,4 oy alan CHP'nin ardından ikinci parti olabildi. Seçim sonrasında kurulan Ecevit hükûmeti güvenoyu alamayınca, Ağustos 1977'de MSP ve MHP'nin de katılımıyla oluşan II. Milliyetçi Cephe Hükûmeti'nin başbakanı oldu. Bu hükûmet, Güneş Motel Olayı diye anılan operasyonla CHP'nin Adalet Partisi'nden seçilmiş 13 milletvekilini bakanlık vaadiyle transfer etmesinin üstüne 31 Aralık 1977'de CHP'nin gensoru önergesiyle düşürüldü. 1978 başında Ecevit tek başına iktidar oldu. AP'den transfer edilen milletvekillerinin çoğuna bakanlık verildi. İktidarı yitiren Demirel, CHP ağırlıklı hükûmetle diyalog kurmayı reddedip, Ecevit'e karşı hırçın bir muhalefet yürüttü. 21 Şubat 1979 Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e, sıkıyönetimin uzatılmasına karşı olduklarını açıkladı.

ABD ambargosunun getirdiği sıkıntılar, enflasyon ve bir kısmı Türk Gladio'su tarafından organize edilen anarşik olaylar (özellikle Kontrgerilla tarafından tertiplendiği iddia edilen Maraş Katliamı), Ecevit iktidarının halkın nezdinde güven kaybetmesine neden oldu. 14 Ekim 1979 ara seçimlerinde devrimci grupların da boykot etmesiyle oyları gerileyen CHP iktidardan çekildi. Büyük bir farkla seçimleri kazanan AP'nin lideri Demirel, önceki Milliyetçi Cephe hükûmetlerinin yarattığı olumsuz hava nedeniyle hükûmetini dışarıdan desteklenen bir azınlık hükûmeti olarak kurdu. Kasım 1979'da MHP ve MSP'nin dışarıdan desteğiyle kurulan 6. Demirel hükûmetiyle tekrar başbakan olan Demirel 12 Eylül 1980 Darbesi'ne kadar görevini sürdürdü.

Ülkenin büyük boyutlara varan iktisadi sorunları karşısında, kredi veren uluslararası kurumların önerdiği önlemleri (24 Ocak Kararları) uygulamak durumunda kaldı. Bu sırada Başbakanlık Müsteşarlığına Turgut Özal'ı getirdi. 24 Ocak 1980 Türkiye'nin liberal ekonomiye geçişinde tam bir dönüm noktası oldu.

12 Eylül Darbesi


Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının 1979 yılının son günlerinde cumhurbaşkanına verdikleri "uyarı mektubu"ndan sonra askerî darbenin beklenir duruma gelmesine karşın, ana muhalefet partisi başkanı Ecevit ile tırmanan teröre (eski başbakan Nihat Erim, eski Tekel Bakanı MHP'li Gün Sazak ve Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler gibi önemli kişiliklerin suikastlarla öldürülmesi) karşı ortak bir çözüm üzerinde anlaşmaktan kaçındı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün süresini doldurarak görevinden ayrılmasından (Nisan 1980) sonra ortaya çıkan cumhurbaşkanı seçim sorununun çözülmesini geciktirdi.

12 Eylül 1980'deki askerî müdahaleyle başbakanlığı sona erdi ve Hamzakoy'da (Gelibolu) yaklaşık bir ay gözetim altında tutuldu (13 Eylül-11 Ekim 1980). Partisi 16 Ekim 1981'de kapatılıncaya kadar başkanlıktan ayrılmadı. 7 Kasım 1982 halkoylamasında kabul edilen 1982 Anayasası'nın geçici 4. maddesi ile 10 yıl siyaset yasaklıları kapsamına alındı. Ancak partisinin eski yöneticileriyle bağlantılarını sürdürdü. Mayıs 1983'te siyasi partilerin kurulmasına izin verilmesinden sonra, Demirel "Tapulu arazime gecekondu yaptırmam." diyerek ne askerî yönetimin Bülend Ulusu'ya kurdurmaya çalıştığı partiye ne Turgut Sunalp liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi'ne ne de Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi'ne (ANAP) destek verdi.[23] 20 Mayıs 1983'te AP'nin devamı olarak Büyük Türkiye Partisi (BTP) kuruldu. Ancak, 31 Mayıs 1983'te AP'nin devamı olduğu gerekçesiyle Millî Güvenlik Konseyi tarafından kapatıldı. Demirel de siyaset yasağını çiğnediği gerekçesiyle bazı CHP ve AP'lilerle birlikte bir süre Çanakkale, Zincirbozan'da dört ay zorunlu ikamete tabi tutuldu.

Doğru Yol Partisi (DYP) kurulunca onu destekledi. 6 Eylül 1987'deki halk oylaması sonucunda siyaset yasağı kalkan Demirel, DYP'nin o tarihteki genel başkanı Hüsamettin Cindoruk'un istifası ile 24 Eylül 1987'de DYP'nin genel başkanlığa seçildi. 29 Kasım 1987 seçimlerinde Isparta'dan milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. 1988 ve 1990 yıllarında yapılan büyük kongrelerde DYP genel başkanlığına yeniden seçildi. Bu dönemde, 24 Ocak Kararları'nı beraber hazırladığı Turgut Özal'a karşı sert bir muhalefet yürüttü.

Son başbakanlığı

20 Ekim 1991 genel seçimlerinde DYP oyların yüzde 27'sini alarak çıkardığı 178 milletvekiliyle TBMM'de birinci parti durumuna gelince Demirel, hükûmeti kurmakla görevlendirildi. 20 Kasım 1991'de Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) ile bir koalisyon hükûmeti kurdu.

Bu dönemde Cumhurbaşkanı Turgut Özal'la Süleyman Demirel hükûmeti arasındaki yetki çatışması uzun süre siyaset gündemini belirledi ve parlamenter sistemde cumhurbaşkanının konumuyla ilgili bir sistem tartışmasına yol açtı. DYP-SHP hükûmetinin demokratikleşme yolunda attığı en önemli adımlar "Kürt realitesinin tanındığının" açıklanması[24], Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu'nun yeniden düzenlenmesi, 27 Mayıs 1960'tan sonra kapatılan DP ile 12 Eylül'den sonra kapatılan partilerin açılması ve sendikal özgürlüklerle ilgili bazı uluslararası sözleşmelerin onaylanması oldu.

Süleyman Demirel'in başbakanlığı döneminde DYP-SHP hükûmeti, enflasyon konusunda söz verdiği başarıyı gösterememekle birlikte, ekonomik büyümeyi canlandırmakta ve ücretlilerin reel gelirlerini artırmakta bir ölçüde başarılı oldu. 1992 yılında herhangi bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşların sağlık giderlerini karşılamak için "Yeşil Kart" uygulaması başlatıldı.[25] 1987 yılında başlatılan, emeklilikte belirli bir süre prim ödeme ve belirli bir süre sigortalı olma şartının yanında üçüncü bir şart olarak da belirli bir yaşı tamamlama şartı uygulaması Demirel döneminde değiştirildi; 1992 yılında çıkarılan 3774 sayılı Kanun'la emeklilikte “yaş” şartı tamamen kaldırıldı, böylece kadınlar 38 ve erkekler 43 yaşında emeklilik hakkı elde etti.[26]

Büyük kentlerdeki aşırı sol terör eylemlerinin denetim altına alınmasında da ilerleme sağlandı. Buna karşılık, laiklik yanlısı yazar Uğur Mumcu'nun Ocak 1993'te bombalı bir suikast sonucunda öldürülmesi, hükûmetin radikal İslamcı terör karşısındaki duyarlılığının sınanmasına yol açtı.

Koalisyonun iki ortağı da geçmişte Güneydoğu Anadolu'da olağanüstü hâlin ve koruculuk sisteminin kaldırılmasını, Çekiç Güç'ün görevine son verilmesini savundukları hâlde, DYP-SHP hükûmeti bu uygulamaları sürdürdü.

Cumhurbaşkanlığı

17 Nisan 1993 tarihinde 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal kalp ve koroner yetmezliğine bağlı tansiyon düşmesi sonucunda yaşamını yitirdi. Süleyman Demirel 4 Mayıs tarihinde, Turgut Özal'ın beklenmeyen ölümüyle boşalan Cumhurbaşkanlığına adaylığını ilan etti. 8 Mayıs günü TBMM'de yapılan seçimin ilk turunda Demirel 234 oyda kalarak yeterli çoğunluğu sağlayamadı. İkinci turda Demirel 225, öteki partilerin adayları Kamran İnan (ANAP) 95, Lütfi Doğan (RP) 49, İsmail Cem (CHP) 25 oy aldı. 16 Mayıs'taki üçüncü turda Doğru Yol Partisi dışında koalisyon ortağı Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) desteğiyle 244 oy olan Demirel Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçildi.[27]

Mart 1995'te Azerbaycan'da Haydar Aliyev'e karşı gerçekleştirilen darbe girişimini önceden haber alıp Aliyev'i bilgilendirdi.[28]

18 Mayıs 1996 tarihinde İzmit'te katıldığı bir alışveriş merkezinin temel atma töreni sırasında İbrahim Gümrükçüoğlu adlı bir eylemcinin ateşli silahla düzenlediği suikast girişiminden yara almadan kurtuldu. Saldırıda, silahını ateşlemek üzere çıkaran İbrahim Gümrükçüoğlu'nun üzerine atlayan koruma müdürü Şükrü Çukurlu kolundan, bir gazeteci ise ayağından yaralandı.

28 Şubat Süreci olarak bilinen dönemde bazı çevrelerce Refahyol Hükümeti'ne karşı oluşan cephenin başaktörü olmakla itham edilirken[29], bazı çevrelerce de gerginliği yumuşatarak bir darbeyi engellediği öne sürüldü.[30]

Görev süresinin bitimine doğru cumhurbaşkanlığı süresinin beş yıl daha uzatılmasını öngören T.C. Anayasası'nın 101. maddesi ilgili değişiklik teklifi, 5 Nisan 2000 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda reddedildi.[31] TBMM'de 351 sandalyesi bulunan koalisyon ortakları Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Anavatan Partisi'nin liderlerinin mutabakat açıklamalarına karşın, bir kişinin beşer yıllığına iki kez cumhurbaşkanı olabilmesini öngören anayasa değişiklik teklifine verilen oyların 303'te kalmasıyla Demirel köşke veda etmek zorunda kaldı. 16 Mayıs 2000 tarihinde, görevini Ahmet Necdet Sezer'e devretmiştir.

Eşi Nazmiye Demirel, Alzheimer hastalığı tedavisi gördüğü hastanede 27 Mayıs 2013'te yaşamını yitirdi.

Demirel'in memurluktan cumhurbaşkanlığının sona erdiği döneme kadar geçen sürede kullandığı eşyaların sergilendiği Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Isparta'da 26 Ekim 2014 tarihinde açıldı.[

Vefatı ve cenazesi

13 Mayıs 2015 tarihinde böbrek yetmezliği, kalp yetmezliği ve akut solunum yolları enfeksiyonu sebebiyle Güven Hastanesi'ne yatırılan Demirel, 17 Haziran 2015 günü, saat 02.05'te solunum yolu enfeksiyonu ve kalp yetmezliği nedeniyle aynı hastanede hayatını kaybetti. 19 Haziran 2015'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'deki devlet cenaze töreni ile Kocatepe Camii'ndeki dini törenden sonra Demirel'in naaşı memleketi Isparta'ya götürüldü. Naaşı ertesi gün memleketi Isparta, İslamköy'deki anıt mezar olarak tahsis edilen yerde toprağa verildi

Ödülleri


   Polonya Beyaz Kartal Nişanı, 28 Ekim 1993
   Hırvatistan Kral Tomislav Grand Madalyası, Zagrep 7 Temmuz 1994 (Türkiye ile Hırvatistan Cumhuriyeti arasındaki dönemin dış ilişkilerinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in barış, istikrar ve işbirliğinin yararına yönelik dış politikası, iki ülke ve iki halkın karşılıklı yararına, Hırvatistan ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki dostane ilişkiler kurmak ve geliştirmeye yönelik katkıları adına verilmiştir.)
   İtalya Liyakat Nişanı, 7 Ekim 1996
   Estonya Terra Mariana Haç Nişanı, 1997
   Romanya Romanya Yıldız Nişanı, 1999
   Gürcistan Altın Post, 1999
   Almanya Liyakat Nişanı, 6 Nisan 2000

Notlar

   Siyasi kariyeri boyunca, çocukluk yıllarında çobanlık yaptığı için "Çoban Sülü", 1950'li yıllardaki Devlet Su İşleri'ndeki çalışmaları için "Barajlar Kralı"[33], 1960'ların başlarında çalıştığı ABD'li Morrison Knudsen adlı mühendislik firması nedeniyle "Morrison Süleyman"[34], 12 Eylül Darbesi sonrasında siyasi yasaklı olduğu dönemde "Bir Bilen"[35] gibi lakaplarla anılmıştır.

Popüler Kültür

Fikret Kızılok, Yadigâr (1995) albümündeki "Demirbaş" şarkısıyla, Süleyman Demirel'in siyaset sahnesinden uzaklaşamamasını esprili bir dille anlatmıştır. Barış Manço'nun 1992 tarihli Mega Manço albümünün hit şarkılarından biri olan "Süleyman" yine bir Süleyman Demirel taşlamasıydı. 2007 yapımı Zincirbozan filminde Haldun Boysan tarafından canlandırılmıştır.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Öteki Türkiye'de filminde de konuk oyuncu olarak yer almıştır.



Adı verilen yerler


Süleyman Demirel'in adı memleketi Isparta'da yapılan bir havalimanına, bir üniversiteye ve çok sayıda okula verildi. Bunların bir kısmı

   Afyon Süleyman Demirel Fen Lisesi
   ADANA Süleyman Demirel Bulvarı
   Erciyes Üniversitesi Süleyman Demirel Kapalı Spor Salonu
   Isparta Süleyman Demirel Havalimanı[36]
   Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Süleyman Demirel Konferans Salonu
   Isparta Süleyman Demirel Bulvarı
   Isparta Süleyman Demirel Fen Lisesi
   Süleyman Demirel Üniversitesi[37]
   Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi
   Konya Selçuk Üniversitesi Süleyman
   Tiflis Özel Demirel Koleji
   Demirel Kültür Merkezi
   İstanbul, Kartal, Süleyman Demirel Anadolu Lisesi[38]
   İzmir, Karşıyaka, Emlakbank Süleyman Demirel Anadolu Lisesi[39]
   İzmir, Bornova, Süleyman Demirel Çok Programlı Lisesi[40]
   Silopi Süleyman Demirel İlköğretim Okulu[41]
   Hatay, Dörtyol, Dörtyol Süleyman Demirel Anadolu Lisesi[42]
   Ankara, Sincan, Süleyman Demirel Anadolu Lisesi[43]
   Kahramanmaraş Süleyman Demirel Fen Lisesi
   Edirne Süleyman Demirel Fen Lisesi
   Kahramanmaraş Süleyman Demirel İlköğretim Okulu
   Isparta, Keçiborlu, Süleyman Demirel Teknik Lise ve Çok Programlı Lisesi[44]
   Isparta Süleyman Demirel Eğitim Kompleksi
   Çankırı Süleyman Demirel Fen Lisesi
   Aydın, Efeler-Süleyman Demirel Anadolu Lisesi[45]
   Kdz. Ereğli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel İmam Hatip Orta Okulu
   Kdz. Ereğli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Orta Okulu
   Gebze Süleyman Demirel Anadolu Lisesi

------------------
Kaynakca :
Wikipedia

Read More Read More / Comment Comment
Ünal Aysal Kimdir

Ünal Aysal Kimdir

1941 İstanbul doğumlu olan Ünal Aysal orta öğrenimini 1960 yılında mezun olduğu Galatasaray Lisesinde, Yüksek öğrenimini de İsviçre - Neuchatel Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden de muadelet diplomasını aldı.

Galatasaray Lisesi'nden mezun olduğu 1960 yılından itibaren, çalışma hayatına başlamış olan Ünal Aysal, 1970-72 yıllarında Koç Holding bünyesindeki Ram Dış Ticaret şirketinde ihracat koordinatörü olarak görev yaptı.

Ünal Aysal, 1973 yılı başında Brüksel'deki bir firmanın ticaret müdürü olarak çalıştı. 1974 yılında da Unit International'i kurdu. Bu şirkette, ilk 10 yıllık dönemde demir çelik ve sanayi mamulleri satışı ve petrol swap işlemleri yaptıktan sonra, 1984 de petrolün yanı sıra, elektrik üretimi ve anahtar teslim santral inşa ve finansmanı projelerinde ihtisaslaştı.

Bu arada, Türkiye ve İran'da elektrik santralleri kuran Ünal Aysal, daha sonra temiz enerji yatırımları ve madencilik faaliyetlerine yöneldi.

Ünal Aysal, bu alandaki çalışma ve başarıları yanında turizm sektörü ile de ilgilendi; Antalya Kemer'de, biri 450, diğeri 370 odalı 5 yıldızlı oteller kurdu. Ayrıca İstanbul Boğazda bir butik otel sahibidir.
Ünal Aysal'ın, 1000 kişinin çalıştığı Unit Grubu'nun çatısını oluşturan 23 şirketin yönetim kurulu başkanı olarak yürüttüğü girişimlerden başka, bazı yatırımcı Avrupa şirketlerinin yönetim kurullarında da faal üye olarak çalışmaktadır.

Ünal Aysal 1999 yılında, Türkiye'yi yurt dışında en iyi temsil eden iş adamlarından biri olarak, Bakanlar Kurulu kararı ile Cumhurbaşkanı tarafından verilen Yüksek Liyakat Madalyası ile onurlandırılmıştır.
İktisadî Araştırmalar Vakfı, Tez Değerlendirme Yarışmasının sponsorluğunu üstlenen Ünal Aysal'ı, her yıl bu amaçla yapmış olduğu katkılardan dolayı şeref üyeliğine seçmiştir.

Ünal Aysal 2010-2011 Sezonununda 14.05.2011 tarihinde katıldığı seçimi kazanarak Galatasaray SK başkanı seçilmiştir. 2998 oy alarak tarihin en çok oy alan başkanı olmuştur.
Read More Read More / Comment Comment
Ahmet Mete Işıkara Kimdir

Ahmet Mete Işıkara

Deprem Dede

Türk Kızılayı Danışmanı

akademisyen

1941 yılında Mersin'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Bölümünden mezun oldu, aynı yerde doktora çalışmalarını tamamladı.

17 Ağustos 1999'da Marmara bölgesinde yaşanan deprem sonrası yaptığı toplumu bilinçlendirme çabaları nedeniyle özellikle dönemin çocuklarının bilincine deprem dede, deprem amca gibi isimlerle de yerleşti.

1964 – 1976 yılları arasında Arzmanyetik alanının değişimi ile ilgili çalışmalar yaptı ve Manyetik ve elektromanyetik yöntemlerle yer kabuğunun yapısının araştırılması çalışmalarında bulundu.
1969 yılında Necmi Rıza Ahıska'nın kızı Aysel Ahıska ile evlendi.

1976 - 1983 yılları arasında Türkiye Ulusal Jeodezi ve Jeofizik Birliği Ulusal Jeomagnetizma ve Aeronomi Komisyonu Başkanlığı yaptı.

1979 - 1982 yılları arasında Avrupa Depremlerin Önceden Belirlenmesi Çalışma Grubu’nda koordinatör yaptı.

1980 - 1983 yılları arasında Türkiye adına Avrupa Konseyi Deprem Uzmanları Komitesi’nde temsilcilik yaptı.

1980 - 1992 yılları arasında Avrupa Sismoloji Komisyonu’nda, Depremlerin Önceden Belirlenmesi Komisyonunda Sekter olarak bulundu.
1985 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nde göreve başladı.

1985 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü’nde müdür yardımcısı oldu.

1991 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü’nde müdür oldu.

1991 – 1992 B.Ü Rektör Yardımcılığı yaptı
1985 – 1999 Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Jeofizik Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.

1991 – 2002 Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü olarak görev yaptı.
1992 – 2000 B.Ü Yönetim Kurulu Üyesi oldu.
1993 - 2000 yılları arasında Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nda, Depremlerinin Önceden Belirlenmesi Değerlendirme Danışma Komitesi Üyeliğinde bulundu.

2000 – 2002 Başbakanlık Ulusal Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü Ulusal Danışmanlığı görevini yürüttü.

2002 Afete Hazırlık Eğitim Derneği (AHDER) Başkanlığı’nda bulundu.

2005 Türk Kızılayı Genel Başkan Danışmanlığı yapıyor.
1976 – 2008 yılları arasında deprem ve depremselik çalışması, depremlerin önceden belirlenmesi araştırmaları, deprem konusunda toplum eğitimi, afet yönetimi ve afet zararlarının azaltılması konusunda çalışmalar yürütüyor.

HABER


2010-2014 deprem geliyor
Milliyet 4 Eylül 2008

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nün 140. yılı kutlamalarında açıklama yapan Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, olası İstanbul depreminin 2010 - 2014 yılları arasında olacağını söyledi.

Kendisinin yürüttüğü olasılık araştırmasına göre, bu veriyi elde ettiğini söyleyen Işıkara, bu yıllar arasında Marmara depreminin büyük bir olasılıkla yaşanacağını kaydetti. " Benim bir olasılık modelime göre yaptığım bir araştırma var. Buna göre İstanbul'da her an bir deprem olabilir" diyen Işıkara 2010-2014 yılları arasında depremin olma olasılığının çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

"DEPREMİ ÖNCEDEN BİLMEK MÜMKÜN DEĞİL"

"Depremi önceden bilmek demek, bir depremin nerede, ne büyüklükte olacağını bilmek demek" diye konuşan Işıkara, depremi önceden bilmenin mümkün olmadığını söyledi. Prof. Işıkara depremin nerede ve ne büyüklükte olacğını bilimin söylediğini, ama bilimin maalesef zamnı tahmin edemediğini kaydetti. 1999'dan bu yana deprem konusunda bilincin arttığını, toplumun eskisinden daha da bilinçli olduğunu söyleyen Işıkara, Türkiye'nin deprem araştırmaları konusunda oldukça ileri düzeyde olduğunu da sözlerine ekledi.

HABER


Işıkara deprem bekliyor

Işıkara, “Marmara depremine, bir gün daha yaklaşıyoruz. 17 Nisan’a kadar 5 ve 5’in üzerinde bir veya iki deprem olursa sürpriz olmaz“ dedi.

Işıkara, “Yılda bir kere 5’in üzerinde 6 ile 6,9 büyüklüğünde deprem olurken, 1 Mayıs 2003’ten bu yana bu yaşanmadı. Bundan rahatsız oluyorum. 17 Ağustos öncesi de böyleydi. Deprem olacak gerçeğini kabul edip, hazırlıklı olmalıyız” dedi. Işıkara, Marmara depreminin 2010 ile 2014 yılları arasında olma ihtimalinin de yüksek olduğuna dikkat çekti.

HABER


'Deprem Dede' yoğun bakımda
Zaman 20 Kasım 2012

Türk Kızılayı Genel Başkanı Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, tedavi gördüğü hastanede yoğun bakıma alındı.

'Deprem Dede' olarak da bilinen Işıkara, İstanbul Göztepe - Medical Park Hastanesi'nde yoğun bakıma alındı. Işıkara'nın solunum yetmezliğinden dolayı yoğun bakıma alındığı ve koah hastası olduğu hastane yetkilileri tarafından belirtildi.

Işıkara, daha önce de nefes darlığı, yüksek tansiyon, yüksek tansiyona bağlı kalp yetersizliği ve kalp krizi şüphesi ile hastaneye başvurmuş ve 3 Ocak 2012 tarihinde anjiyo olmuştu.

VEFAT-HABER

Deprem Dede hayatını kaybetti
21 Ocak 2013

Kamuoyunda Deprem Dede olarak bilinen Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara vefat etti.Göztepe Medical Park Hastanesi'nde yoğun bakımdu tutulan Işıkara'nın bugün iki kez kalbi durdu. Yapılan tüm müdahalelere rağmen Işıkara kurtarılamadı.

Prof. Işıkara, 20 Kasım'da da Yüksek tansiyon, yüksek tansiyona bağlı kalp yetersizliği ve kalp krizi şüphesi hastaneye kaldırıymıştı.

Işıkara 3 Ocak 2012 tarihinde anjiyo olmuştu.
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (734) Sayfa: « Önceki 1 … 722 723 724 725 726 … 734 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Bölümlerimiz 1:

  • Cuma Selamı
  • Yasin Hatim
  • Dini Bölüm
  • Kültürel Bölüm
  • Raşidi Tarikatı

Bölümlerimiz 2:

  • Tasavvuf Bölümü
  • Raşid Tunca
  • PNG Resimler
  • JPG Resimler
  • GiF Resimler

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Raşit Tunca Board
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 05-03-2026, 10:32 AM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS