• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Raşit Tunca Board
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Raşit Tunca Board > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 27
Son Üye» Son Üye Fahriye
Toplam Konular» Toplam Konular 6,754
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 7,677

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



insan ile Allah (c.c) Arasindaki Perdeler


İNSAN İLE ALLAH (C.C) ARASINDAKİ PERDELER

Hikem-i Atâiyye isimli kitaptan bazı sohbetlerimizde bazı maddeleri açıklamaya çalışmıştık. Şimdi yine aynı kitaba devam ediyoruz inşallah.

“Allah’ın “Kahhar” sıfatının bir delili de beraberinde olmayan bir şeyle seni perdelemesidir”

Allah (c.c) kadîmdir. O’nun dışındaki her şey, mevcudât hadîstir (sonradan yaratılmadır) O varken başka bir şey yoktur. Aslen mevcut olmayan bu şeylerin sana hakikî ve tek mevcut olan Allah’ı (c.c) perdelemesi O’nun “Kahhar” sıfatını gösterir. Fâni şeyin bâki olanı perdelemesi Kahr alametidir.

Muhterem kardeşlerim!

Meselâ size dedim ki burada ışık var. Fakat önüne bir perde çektiğimiz zaman ışığı göremiyoruz. Bu burada ışık yok demek değildir. Var fakat perdeli olduğu için göremiyoruz.

Aziz kardeşlerim, Allah’ın (c.c) varlığı zâtî’dir. Ezelî’dir, Kadîm’dir. Allah Teâlâ’dan başka bütün eşyaların varlığı, zâtî değildir, yani kendisinden değil de Allah’ın (c.c) yaratması iledir. Zâtî demek, Allah’ın (c.c) varlığı kendisinden olup, başka bir şeye ihtiyacı olmaması demektir. Oysaki, Allah Teâlâ’dan başka bütün eşyaların varlığı ise, Allah’ın (c.c) yaratması iledir. Yani Allah (c.c) yaratmasaydı, onlar olmazdı.

Muhterem kardeşlerim!

Her şeyin ayakta durması, Allah (c.c) ile olup, hiçbir şeyin müstakil varlığı yoktur. Yani şöyle bir misâl vereyim:

Eğer Allah (c.c) yedi kudretini bir saniye olsun kâinattan çekmiş olsa, bütün eşyalar altüst olur. Ne yer kalır, ne gök kalır, ne de dağ kalır. Hiçbir şey kalmaz. Bütün bunları tutan sadece ve sadece Allah’ın (c.c) yed-i kudretidir.

Bunun için, mademki bütün mevcudât, Allah’ın (c.c) varlığı ile var, o halde hiçbir şeyin Allah ile kul arasında perde olmaması gerekir. Fakat bununla beraber, çok kişiler ya mala veya evlada vs.ye takılarak Allah’ı (c.c) görmemezlikten geliyorlar.

İşte bunlarAllah’ın (c.c) “kahhar” vasfıdır. Allah (c.c) bizi muhafaza eylesin.

İnsan bir takım günahlar işliyor, hatta büyük günahlar işliyor. O günahlar kalbe perde oluyor. O zaman da insan Allah’ın (c.c) bu kudretini ve azâmetini unutuyor ve başka şeylere, mala, evlada vs. bağlı kalıyor. O ilahi nuru artık göremez oluyor ve Allah’a (c.c) karşı mahcub kalıyor.

Bütün bunlara sebep olan insanın isyanıdır. İnsan âsi olmaz ise, kalb temiz olursa, mutlaka Allah’ın (c.c) kudretini, azâmetini görecektir. Ancak, günah işleyince, bütün bunlardan mahrum kalıyor. Burada bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Sadece günahlar kalbe perde olmuyor, günah ile birlikte, kalpte kibir, gurur, kendini beğenme gibi şeyler olursa, o zaman hicab devam ediyor ve Allah’a (c.c) dönmesi de çok zor oluyor.

Değerli kardeşlerim, işlenen günah ne kadar büyük olursa olsun, eğer işin içinde kibir ve nefis olmazsa, inşaallah en sonunda kişi tevbeye muvaffak oluyor. Hatta işlenen o günah çoğu kere, kişinin kendisini, hakir ve fakir görmesine sebep oluyor, ancak kibir olursa, dönmesi çok zor oluyor.

Meselâ ilk günah işleyen şeytan aleyhillâne, o işlediği günah, kibirden dolayı olduğu için hiç dönmedi. Âdem (a.s) ise, evet Allah’ın (c.c) emrine muhalefet etti ama kibirden dolayı etmediği için, O döndü ve tevbe etti.

“Her şeyi ortaya çıkaran O (c.c) iken bir şeyin O’nu perdelemesi nasıl tasavvur edilebilir?”

Allah (c.c) aslında “zahir”dir. Basiret ile (kalp gözüyle) her şeyde görülebilir. Perde O’nda değil, görmeyenin gözlerindedir. Evet, daha önce de belirtmiştik ki, hiçbir şeyin varlığı müstakil değildir, bütün her şeyin varlığı Allah’ın (c.c) yaratması iledir. Hiçbir şey yok iken, onu var eden, ortaya çıkaran Allah (c.c) iken, Allah’ın yarattığı bir şeyi nasıl olur da Allah’a (c.c) perde olabilir?

Ancak daha önce söylediğimiz o günahlar ve kibir vs.den dolayı kalpte oluşan perdeler müstesna. Allah (c.c) aslında “zâhir”dir dedik, evet yaratılmış olan her şey Allah’ın (c.c) bir sıfatının tecellisidir. Allah (c.c) her şeyi yarattığı gibi, her şeyin devamı da Allah (c.c) iledir.

Meselâ, bir insan bir kâğıda bir şeyler yazar ve o yazı da öyle kalır. Ancak, Allah’ınki (c.c) öyle değil. O bu kâinatı yaratmış, yarattığı gibi de bu kâinatı ayakta tutuyor. Yani, kâinatın yaratılması Allah’ın (c.c) varlığına delil olduğu gibi, kâinatın ayakta duruyor olması da yine Allah’ın (c.c) varlığına delildir.

Meselâ, güneşin ve ayın bu şekilde durması, bu toprak ve üzerindeki bitkilerin bitmesi, yerin altındaki ve üstündeki suların akması hep Allah’ın (c.c) sayesindedir.

“Her şey için zâhir iken bir şeyin O’nu perdelemesi nasıl düşünülebilir”

Allah(c.c) her şey için “zâhir”dir. Her şey O’nu tanıyor ve hâl lisanıyla O’nu tesbih ediyor. Ama bunu ancak ârifler anlayabiliyor.



“Yedi gök, yer ve içindekiler O’nu tesbih ederler. Hiçbir şey yok ki O’nu tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız.” (İsra-44)

Muhterem kardeşlerim, birincide, her şeyi izhar eden Allah’tır (c.c) dedik, ikincide, her şeyi ayakta tutan Allah (c.c) dedik. Şimdi ise üçüncü yani Allah’ın (c.c) her şeyde görünmesini açıklayacağız inşaallah.

Meselâ âsi bir insan görürsünüz. Bu insan da bile Allah’ın (c.c) bir vasfı vardır. Nedir o? O vasıf, Allah’ın vasıflarından “şedidül ikab”dır. Bir insan görürsünüz ki bu ise “mûti”dir. Onda Allah’ın “Rahîm” ve “Rahman” sıfatı vardır. Bir insan görürsünüz, tevbe ediyor. Onda Allah’ın (c.c) “Gafur” sıfatı var. Yani her şeyde Allah’ın sıfatlarından birisi vardır. Birisine baktığınız zaman Allah’ın (c.c) “Cemâl” sıfatını, ateşe baktığınız zaman “Celâl” sıfatını görürsünüz. Her neye bakarsanız bakın, her şeyde Allah’ın (c.c) sıfatlarından birini mutlaka görürsünüz. Yani bütün gördüğümüz eşya, güzelliği ve içindeki hikmetiyle, bize Allah’ın (c.c) sıfatlarını andırır. Bu duruma göre biz diyoruz ki:

“Allah her şey için zâhirken bir şeyin, O’nu perdelemesi nasıl düşünülebilir?”

Elbette düşünülemez.

Muhterem kardeşlerim, bütün ins, cin ve melekler, akıllarıyla daima Allah’ın (c.c) adaletini ve kudretini görürler. Bunlar gördükleri gibi, bunlardan başka her şeyde Allah’ı (c.c) tesbih ve takdis ederler. Burada, Ataullah İskenderî (k.s) diyor ki:

“Yalnız cin, ins ve melekler değil, Allah (c.c) bütün mahlukât için “zâhir”dir. Bütün mahlukât, Allah’ı (c.c) bilir ve tesbih eder.”

Demek ki, canlı, cansız her şey Allah’ı biliyor ve tesbih ediyor. Evet bizler işitmesek de onlar ve bütün mahlukât, Allah’ı (c.c) tesbih ediyorlar. Ancak evliyaullahtan bazı kişiler, bu tesbihleri işitebiliyorlar. Muhammed Emin Hoca adında bir meczub vardı. Dediğimiz gibi “meczub”tu ve hâl ehliydi. Bu meczup bazen yatağında yatarken, birden yatağından fırlar ve:

“Vay Emin vay! Yorgan ‘Allah’ diyor, yastık ‘Allah’ diyor, yatak ‘Allah’ diyor, sen nasıl yatağa girip mahrum kalırsın!”diye söylenirdi.

Sahabe-i Kirâm anlatıyor:

“Peygamber Efendimiz (s.a.v) Mescid-i Nebevî’de hutbe verirken, bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe irad ederdi. Daha sonra birisi, Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v) bir minber yaptı ve hutbe irad etmek üzere Resûlullah Efendimiz (s.a.v) yeni yapılan minbere çıktığı zaman tıpkı develerin sesine benzer bir ses duyuldu. Mescid ağzına kadar dolu olduğu halde hepimiz bu sesi işittik. Hepimiz çok şaşırmıştık, çünkü, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v) daha önceleri üzerine çıkıp hutbe okuduğu bu hurma kütüğü ağlıyor ve inliyordu. Daha sonra Resûlullah Efendimiz (s.a.v) minberden inerek hurma kütüğüne yaklaştı ve bir babanın evladına sarılması gibi onu kollarıyla sararak;

– İstersen hayatta kaldığım sürece, minbere çıkmayıp, senin üzerinde hutbe okuyayım, istersen de seni şu bulunduğun yere gömeyim kıyamette beraber olalım, dedi.

Hurma kütüğü bu iki tercihten ikincisini yani cennette Resûlullah (s.a.v) ile beraber olmak üzere bulunduğu yere gömülmeyi tercih etti.

Muhterem kardeşlerim, hurma kütüğü doğru tercihte bulundu. Kıyamette, Resûlullah (s.a.v) ile beraber olmayı tercih etmek büyük bir akıllılıktır.

Demek ki, Allah’ı (c.c) tanımayan hiçbir şey yok, ancak biz bilmiyoruz.

Şöyle bir kıssa daha anlatayım: Fil hadisesinde, Ebrehe Mekke-i Mükerreme’ye saldırmak istedi. Kâbe’yi yıkmak üzere gelirken Müzdelife ile Mina arasında konakladılar. Sabahleyin ordu harekete geçmek üzere kalktığında, ordunun en önündeki “Mahmud” isimli fil yürümedi, bu fil ne yöne çevrilirse gidiyor hatta koşuyor, ancak Kâbe tarafına döndürüldüğünde bir adım bile atmıyordu. Demek ki, o fil hidayet oldu ve o anda helak olmadı ama diğerleri hep helak oldu.

Demek ki, muhterem kardeşlerim, sadece insan, cin, melek değil, her şey Allah’ı biliyor.

“Hiçbir şey yok iken O zâhir idi. O halde bir şeyin O’nu perdelemesi nasıl tasavvur edilebilir?”

O (c.c) ezelde binefsihi zâhirdi. Mahlukâtın zuhuru O’nun yaratmasıyladır. O aslında başkasıyla zahir olmaktan ve başkasının O’nu tanımasından da müstağnidir (bunlara muhtaç değildir). Hâl böyleyken başkası O’nu (c.c) perdeleyemez.

“O, her şeyden daha zâhir iken başkasının O’nu perdelemesi tasavvur edilebilir mi?”

Allah’ın (c.c) hâfi (gizli, görünmez) olması çok fazla zahir olduğu içindir. “Kibriya”sı (yüceliği) sebebiyle görünmezdir. O kadar zâhir ve yakındır ki zatı görülemez.



“İnsanı Biz yarattık, onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de Biz pekiyi biliriz. Çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf-16)

Allah’ın (c.c) yakınlığı mesafe cihetinden değil, ilim ve ihâta (kuşatma) cihetindendir.

Muhterem kardeşlerim! Bir insan gelip bize dese ki:

-Ben şu ışığı görüyorum ama Allah’ı (c.c) göremiyorum.

Biz ona deriz ki:

– Peki kardeşim sen o ışığı ne ile görüyorsun?

– Gözümüz ile,

– Peki bu gözü bize kim verdi?

– Allah (c.c),

Yine aynı yere geldik. Demek ki, Allah (c.c) her şeyde zâhirdir. Her şeyi Allah’ın (c.c) bize verdiği duyu organları ile hissederiz. Gözümüz ile görür, kulağımız ile işitir, burnumuz ile koku alır, elimiz ile tutar hisseder ve dilimizle tad alırız.

Ancak, Allah’ın (c.c) varlığını kalpteki “nur” ile idrak ederiz. Duyu organları ile değil.

“O (c.c) bir iken, başka hiçbir şey yok iken, bir şey O’nu (c.c) nasıl perdelesin?”

Allah (c.c) vacibul-vücut’tur. Ezelî ve ebedîdir ve bizatihi kâimdir. Başkaları ise caizul-vücuttur ve varlığı Allah’ın (c.c) iradesiyledir. Vücudiyyeti vacip olmayan şeyler hakîkatte “adem” (yok) hükmündedir. Olmayan bir şey O’nu (c.c) perdeleyemez.

Muhterem kardeşlerim!

Bunu sizlere daha önceleri de söyledim, bazı tasavvuf kitaplarında “vahdet-i-vücud” derken, Allah’tan (c.c) başka bir şeyin olmadığını söylüyorlar, ancak Hikem-i Atâiyye böyle söylemiyor. Yani, Allah’tan (c.c) başka bir şey yok demiyor. Allah (c.c) ile beraber başka hiçbir şey yok diyor.

Daha önce söylediğimiz gibi Allah’ın (c.c) varlığı zâti’dir. Ancak diğer varlıkların varlığı ise, Allah (c.c) iledir.

Biz her gün okuduğumuz Âyet-el Kürsî’de “Allah’tan (c.c) başka ilah olmadığını, O’nun (c.c) sağ olduğunu ve her şeyi ayakta tutanın Allah (c.c) olduğunu” söyleyerek bunu vurgulamış oluruz.

-Havadaki uçağı kim tutuyor?

-Denizdeki vapuru kim tutuyor? Her şeyi tutan Allah’tır (c.c).

Meselâ bir de şöyle misal verelim: Bir kişi yanındaki küçük çocuğunun elinden tutmuş yolda gidiyor. Burada çocuk elinden tutan kişinin tutması ile ayakta duruyor, yoksa onun tek başına ayakta durması mümkün değildir. Eli bırakılsa duramayacak ve düşecektir. İşte bütün kâinat ve mahlukât Allah (c.c) ile beraber değil, Allah’ın (c.c) tutması ile ayakta duruyor.

“O (c.c) sana her şeyden daha yakınken başka bir şeyin O’nu (c.c) perdelemesi nasıl düşünülebilir?”

Az önce zikredildiği gibi, O’nun (c.c) yakınlığı ilim ve ihata cihetindendir. Mesafe cihetinden değil. Çünkü Allah (c.c) mekân ve mesafeden münezzehtir. Allah (c.c) her şeyi görür, gizliyi de açığı da bilir. Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de bize şah damarından daha yakın olduğunu bildiriyor. Biz de aklımız ile fikrimiz ile Allah’ı (c.c) düşünmeliyiz ve hiçbir şeyin O’nu (c.c) perdeleyemeyeceğini bilmeliyiz. Allah (c.c) her şeye her şeyden daha yakındır, ama ne ile yakın? İlmi ile, kudreti, iradesi ile yakındır.

Muhterem kardeşlerim!

Bir Arabî’ye “Allah’ın (c.c) varlığını ne ile biliyorsun?” diye sormuşlar. Buna cevap olarak Arabî şöyle demiş “Yolda giderken bir iz gördüğüm zaman biliyorum ki oradan bir adam geçmiştir. Bir deve pisliği görsem bilirim ki oradan bir deve geçmiştir. Peki bu kâinat, denizler ve ırmaklar Allah’ın (c.c) varlığına delalet etmez mi?” diye cevap vermiş.

“Allah’ın (c.c) o anda vermiş olduğu hâlin dışında bir hâli isteyen, cahillikten hiçbir şeyi terk etmemiş demektir”.

Kudret-i ilahî neyi takdir edip ortaya çıkarmış ise kişi en güzel ve en kâmil olarak onu bilmelidir. Allah (c.c) kişiyi bir halde bırakmışsa rıza göstermelidir. O (c.c) ne yapmışsa en güzel ve en kâmil olan odur. Ârife lazım olan edep, Allah’ın (c.c) yaptığına “keşke şöyle olsaydı” veya “olmasaydı” dememektir. Ârif, bir şeyin olmasını ister ve gayretini sarf eder ama istediğinin olmadığını gördüğünde kadere razı olur ve Allah’ın (c.c) takdirine saygılı olur. Bir hadîs-i kudsîde Mevlâ (c.c) şöyle buyurur:

“Kim kazama (hükmüme) razı olmaz ve belâma sabretmezse benden başka Rabb arasın” (Beyheki)

Abdullah b. Abbas (r.a) ve Abdullah b. Mesud (r.a) demişlerdir ki:

“Benim, bir ateşin korunu dilimle yalayıp yakacağı kadar yakıp, yakmayacağı yeri bırakması benim için, olan bir şey hakkında “keşke olmasaydı” veya olmayan bir şey hakkında “keşke olsaydı” dememden daha hoştur”.

Muhterem kardeşlerim!

Bizler Allah’ın (c.c) yeryüzündeki halifesiyiz, sorumluluk ve yükümlülüklerimiz var. Onun için bazı vakitlerde kendi işimizi-gücümüzü, bazı vakitlerde istirahatimizi, bazı vakitlerde ise yapmakla yükümlü olduğumuz ibadetlerimizi yapmalıyız. Meselâ; ezan okundu diyelim ne yapacağız? Hemen abdest alıp namazımızı kılacağız. Her şeyi uygun olan vaktinde yapmalıyız. Çalışmak zamanı çalışmak, istirahat zamanı istirahat, ibadet zamanı da ibadet etmeliyiz. Hatta zaman zaman da Nâfile ibadetlerimiz için zaman ayırmayı da unutmamalıyız. Meselâ hatme ve sohbet… vs. gibi.

Bütün zamanımızı dünyaya verip ahiretimizi unutmayacağız, bütün zamanımızı âhirete verip dünyamızı da unutmayacağız. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında, sahabe-i kiram namaz vakti mescidi nebeviye gelip Resûlullah’ın (s.a.v) arkasında namaz kılar, Kur’ân okur, çalışır, cihat zamanı da cihat ederlerdi.

Demek ki, biz de her şeyin zamanı ne ise, zamanında o işi yapmalıyız. Meselâ sabah namazından sonra mutlaka bir miktar tesbih çekmek vs. gibi bir virdimiz olmalı çünkü bu da bizim bir ihtiyacımızdır.

“Amelleri boş vakitlere havale etmek nefsin bilgisizliğindendir”.

Tamamen boş kalıncaya ve iş kolaylaşıncaya dek amelleri geciktirmek büyük bir zaafiyettir. Çünkü vaktin idrak edilip edilmeyeceği meçhuldür.

Resûlullah (s.a.v) buyuruyor ki:

“Yarıncılar helak olmuştur”.

“Akıllı kişi; nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel edendir. Aciz kişi ise, nefsini hevasına tâbi kılan ve Allah’tan (c.c) boş temennide bulunandır. Allah (c.c) affeder deyip kendini avutandır.” (Tirmizî)

Muhterem kardeşlerim!

Namaz kılmayan birisine soruyoruz, “Niçin namaz kılmıyorsun?” diyor ki; “hele bir emekli olayım, ondan sonra hep taat ve ibadet edeceğim”.

Hacca gitmeyen zengin birisine “Niçin hacca gitmiyorsun?” diye soruyoruz, o da bize “Ben daha gencim şimdi hacca gidersem, geldiğim zaman sorumluluklarımı yerine getiremem” diyor. Birisine soruyoruz “Sen neden tevbe almıyorsun?” o da bize “Ben şimdi tevbe alırsam yerine getiremem, hele bir yaşlanayım o zaman tevbe alırım” diyor.

İşte burada, Hikem-i Atâiyye diyor ki; “Amelleri geciktirme”. Yani, sen nasıl yemeğini geciktirmiyorsun, nasıl ki, bir dünyevî ihtiyacını geciktirmiyorsun, o halde ahiretlik amelini de geciktirme. Çünkü, ahiretlik amelini geciktirmek nefsin cehaletindendir. Acaba sen tehir ettiğin zaman kadar yaşayacak mısın? Allah (c.c) sana mal ve imkân vermiş o halde hemen hac vazifeni yerine getir. Tevbe alma fırsatını bulduğun zaman hemen tevbeni al. Taat ve ibadet vakti geldiği zaman, hemen namazını kıl. Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerim’de “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” buyuruyor. O halde her şeyi vaktinde yap ve tehir etme.

Muhterem kardeşlerim!

Allah’ın (c.c) verdiği nimetlere gark olup, Allah’ı (c.c) unutmamak gerekir. Nimetlere dalıp vazifeleri ihmâl etmemek lazımdır. Çünkü ecelin ne zaman geleceği belli olmaz.
Read More Read More / Comment Comment
Sayfamizi ziyaret edenlerin Geçmişlerinin Ruhuna Hatim hediye etdim.

.jpg   Raşit Tunca Fotoğrafları - V1910201603N3448-N169.jpg (Dosya Boyutu: 1.36 MB / İndirme Sayısı: 12027)

Selamün aleyküm arkadaşlar

Kirmiziisik-2

Peygamberimiz Buyurdularki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin.

Temiz agiz nedir: Müslüman kardeşinin diger kardeşine ettigi duadir yani onun agzi senin için bir günah işlememişdir senin agzindanda onun için günah işlenmemişdir.
işde Bu sebebten vakti olan kardeşlerimiz foruma girdiklerinde diger kardeşlerine Temiz ağız ile Dua ederse, dua edenin belki en fazla beş
dakikasini alir amma onun okudugu bu ayetler ve ettigi dua belki diger kardeşini bir beladan kurtarcak, yahut bir kazadan, yahut imani felfellediyse, onun imanina yeniden can gelcek, yahut onun annesi babasigecmişleri azapta ise, onlarin azabi haffileycek, belkide az bir günahlari kaldiysa, affedilip cennet bahcesine alincaklar.
Bunun için
Bu etkinligimiz Sayfayaya ve ve bu bölüme giren arkadaş biliyor ise yasin yahut yasinden bir parca veya 3 kulhu bir fatiha onuda bilmiyor ise bir fatiha onuda bilmiyor ise salavat onuda bilmiyor ise 3 ,5 besmele veya tekbir kelimei şehadet okuyup benden sonra Bu gün Bu Sayfaya veya buraya bu bölüme girenlerin Kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna hediye ettim diycek.ve ve her hafta hediye edersek,her ziyarette hediye edersek, bir gün burada 100 yasin veya hatim, yarin 200 yasin veya hatim olur, ve bir diger girdigimizde 250 yasin  veya hatim sevabina hergiren nail olur, ve bu bir sevap artiran kar ortakligi şirketi gibi olur.

Kirmiziisik-2

Bunun için ben bu hafta başlayip


Ben karoglan Hoca Benim ve S. T. nin ortak okudugumuz ve ve Kadir Gecesinden önce Bitirdigimiz HATMi ŞERiFDEN hasil olan sevabi
Rasulallah S.A.V efendimizin ve ehli ve ashabinin ruhuna hediye etim, Sonrada bütün Gelmiş Gecmişlerimizin Ruhuna ve Kendilerimizin Ruhaniyetine ve Ayrıca Mehdi ve cemaatinin kendilerinin Ruhaniyetine Gecmişlerinin Ruhuna hediye ettim.
sonrada Buraya şu andan sonra giren Ehli iman kimselerin her girişinde Kendilerinin Ruhaniyetine Gecmişlerinin Ruhuna hediye ettim.

Kabul Eyle,Vasil Eyle Ya Rabbi.

Kirmiziisik-2


Ben i.N. T. Sene icinde Başlayıp 2014 senesi Kadir Gecesi bitirdiğim HATMi ŞERiFDEN hasil olan sevabi
Rasulallah S.A.V efendimizin ve ehli ve ashabinin ruhuna hediye etim, Sonrada bütün Gelmiş Gecmişlerimizin Ruhuna hediye etim ve Ailemiz ve Kendilerimizin Ruhaniyetine hediye etim ve Ayrice Mehdi ve cematinin kendilerinin Ruhaniyetine Gecmişlerinin Ruhuna hediye ettim.
sonrada Buraya şu andan sonra giren Ehli iman kimselerin her girişinde Kendilerinin Ruhaniyetine Gecmişlerinin Ruhuna hediye ettim.

Kabul Eyle,Vasil Eyle Ya Rabbi.

Kirmiziisik-2


Ben Ben Karoglan Hoca Sene icinde Başlayıp 2014 senesi Ramazan Boyu okuduğum ve Kadir Gecesi bitirdiğim HATMi ŞERiFDEN hasil olan sevabi
Rasulallah S.A.V efendimizin ve ehli ve ashabinin ruhuna hediye ettim, Sonrada bütün Gelmiş Gecmişlerimizin Ruhuna hediye ettim ve Ailemiz ve Kendilerimizin Ruhaniyetine hediye ettim ve Ayrice Mehdi ve cematinin kendilerinin Ruhaniyetine Gecmişlerinin Ruhuna hediye ettim.
sonrada Buraya şu andan sonra giren Ehli iman kimselerin her girişinde Kendilerinin Ruhaniyetine Gecmişlerinin Ruhuna hediye ettim.

Kabul Eyle,Vasil Eyle Ya Rabbi.

Amiyn.

Kirmiziisik-2

<<<<<<<<<<<<< KAROGLAN >>>>>>>>>>>>>

Kirmiziisik-2
Read More Read More / Comment Comment
Mevsim Geçişi: Sonbahara Giriş ve Ziya ile Alfa Hareketinin Terk Edilmesi


Mevsim Geçişi: Sonbahara Giriş ve Ziya ile Alfa Hareketinin Terk Edilmesi

(Kar©glan’ın 21 Eylül 2016 Vaazı)

Giriş: Nur ve Ziya Kavramları

İman, hakikati görmemizi sağlayan bir nurdur. Akıl, kalp ve ruh bu nur ile aydınlanır. Ziya (ışık) ise, güneşten gelen ve gözümüzün fiziksel olarak görmesini sağlayan ışıktır. Bu iki kavramı bir deneyle açıklayalım:

Karanlık bir odada bir lamba yaktığımızı ve önümüze bir bardak su koyduğumuzu düşünelim. Lambanın ışığı sayesinde bardağı görür, varlığından emin oluruz. Lambayı söndürdüğümüzde ise bardak ortadan kalkmaz; sadece onu görmemizi sağlayan ışık kaybolur. İşte iman, bardağın orada olduğuna dair kesin bilgiye ve gönül huzuruna sahip olmaktır. İnkâr ise, lamba söndüğünde bardağın yok olduğunu sanmaktır. Bu benzetme, inkârın genellikle ya gözün (aynel yakin) ya da aklın (hakkal yakin) hakikati tam olarak kavrayamamasından kaynaklandığını gösterir.

Ziya ve Mevsimlerin Dengesi

Güneşin ışığına Arapça'da "Ziya" denir. Güneşten gelen bu ışıma, sadece bir enerji değil, aynı zamanda kâinattaki dengenin de bir parçasıdır. Bu denge, her şeyin yerli yerinde olmasıyla sağlanır. Tıpkı 12 ay ve 12 burcun eşit şekilde dağılması gerektiği gibi, her bir burcun ve onların temsil ettiği niteliklerin de dengede olması gerekir. Bu denge, hayatın ve mevsimlerin döngüsünü mümkün kılar.

Güneş sistemimizdeki her özellik, o sistemin işleyişi için gereklidir. Daha önce belirttiğimiz gibi, her mizaç bir peygamber grubunu temsil eder. Örneğin, Oğlak burcu Şuayb ve Yakup kıssalarıyla ilişkilendirilir. Bu dengedeki bir eksiklik veya fazlalık, sadece insanları değil, bitkileri, hayvanları ve hatta hava olaylarını bile etkiler. Tıpkı bir inşaat malzemesinin azlığının veya çokluğunun yapıyı etkilemesi gibi.

Alfa Hareketi ve Ziyanın Yönetimi

Peygamberimizin sünnetinde, eşyayı tutuş ve oturuş şekilleri gibi birçok davranışta "Alfa" hareketi olarak adlandırabileceğimiz bir yansıma vardır. Bu hareketler, güneşin ziyasını (ışımasını) artıran birer davranış biçimi olarak düşünülebilir. Bu sene, bu hareketlerin yaygınlaşmasıyla birlikte ziyası kuvvetli ve sıcak bir yaz geçirdik.

Ancak şimdi sonbahara giriyoruz. Yaprakların sararması, havaların serinlemesi ve doğanın kışa hazırlanması için ziyanın azalması gerekmektedir. Bu sebeple, yaz boyunca devam ettirdiğimiz bu hareketleri artık yavaş yavaş terk etme vakti gelmiştir. Bu, tasavvufta "terki terk" olarak bilinen bir makamdır.

Tasavvufta "Terki Terk"

"Terki terk", önce bir şeyi (mesela abdestsiz dolaşmayı) terk edip, sonra o terk edişin kendisini de terk ederek tekrar abdestsiz dolaşabilmektir. Bu bir gerileme değil, mevsimlerin ve zamanın gerektirdiği bir uyumdur. Nasıl ki ilkbaharda yeşil, yazın kırmızı ve sarı, sonbaharda ise toprak ve kahverengi tonları hâkim oluyorsa, insanın hali ve amelleri de bu döngüye ayak uydurmalıdır. Kışın gelmesi için gece ve karanlığın galip gelmesi, bir anlamda "kötülüğün" de işlevini görmesi, dünyanın dengesi için gereklidir. İyiliklerin yanında, bu dengenin bir parçası olan zorluklar ve sıkıntılar da vardır. Yunus peygamberin kıssasında olduğu gibi, bazen sitem etmek ve farklı bir hâle bürünmek, döngünün bir gereği olabilir.

Bu bağlamda, yaz boyunca yaptığımız alfa hareketlerini ve oturuşunu şimdilik terk ederek, sonbaharın ve kışın gelişine izin vermeliyiz. Bu, sünneti terk etmek değil, mevsimin ve zamanın hakkını vermek, yani "terki terk" etmektir.

Gündüz ve Gecenin Uzaması Üzerine

Ayetlerde, gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kılmamız emredilir. Bu vakitler, aynı zamanda gündüz ve gecenin birbirine geçtiği sınır noktalarıdır. Mevsimlerin değişimi ve gecelerin uzayıp gündüzlerin kısalması da bir yönüyle bu sınırlarla ilişkilidir. Allah’ın, geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını bildiren ayetler, bu döngünün ilahi kudretle olduğunu gösterir. Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi gibi mucizeler Allah’ın izniyle gerçekleştiği gibi, bu döngülerde de insana düşen, bu ilahi sistemi anlamak ve ona uygun hareket etmektir.

Raşidi Tarikatı ve Varoluş Gayesi

Başağaçlı Raşit Tunca (Karoglan) tarafından kurulan Raşidi Tarikatı, insanın yeryüzünde bir halife olduğu bilincini hakikat derecesinde öğretmeyi amaçlar. Tarikatın temel prensibi, bir nehir gibi akıp gelen büyük misyonlarla tek başına yarışılamayacağı, ancak bir grup ve düzenli bir yol ile bu akışa katkıda bulunulabileceği fikrine dayanır. Bu yönüyle Raşidi Tarikatı, günlerin, ayların, mevsimlerin ve hatta ziya ile nurun devamını sağlamaya yönelik bir usul ve yoldur.

Zikir ve İnsan Üzerindeki Etkileri

Zikir, sadece dil ile yapılan bir tekrar değil; kalp, beden ve amellerle bütünleşen bir eylemdir. Kuran-ı Kerim’in Arapça oluşu ve her kelimenin derin anlam katmanları barındırması, onun aynı zamanda bir ses ve frekans düzeni olduğu gerçeğini de beraberinde getirir. Her harf ve kelime, ebced hesabıyla belirli bir sayısal değere, yani bir frekansa karşılık gelir. Bu frekansların zikir yoluyla tekrarlanması, insan beyninde ve çevresinde enerjisel bir etki oluşturabilir. Bu ilim, günümüzde maddeye indirgenmiş olsa da, özü itibarıyla evrenin yazılımına dokunmanın bir yolu olarak görülebilir. Raşidi Tarikatı’nın zikir evradı da bu prensipler çerçevesinde düzenlenmiştir.

Mevsim Tesbihi ve Sınıflar

Raşidi Tarikatı’nda, sofinin manevi seviyesine göre farklı zikir ve tesbih modelleri bulunur. Mevsim tesbihi, mevsimin rengine ve enerjisine uygun olarak yapılan, 3. sınıf ve üstü sofiler için özel bir uygulamadır. Tarikatta, 5. sınıftan itibaren "Hizbül Kebir" ve "Hizbül Kasr" gibi düzenli virdler okunur. İlerleyen sınıflarda ise zamanın hakimiyeti, deprem, Hızır makamı gibi daha derin konular talim ettirilir. Nihai nokta ise mevsimleri ayarlama görevinin bir veliaht halifeye emanet edilmesidir.

Sonuç

Mevlana’nın "ölüme düğüne gider gibi gitmesi" kıssasından yola çıkarak, her şeyin bir vakti ve zemini olduğunu unutmamalıyız. Dua ederken ve bir şeyler talep ederken, istediğimiz şeyin hakikatini ve sonuçlarını iyi düşünmeliyiz. Mevsimlerin değişimi, gecenin ve gündüzün birbirine dönüşümü, hayatın ta kendisidir.

Rabbim, bu yolda yürüyenlere hayırlı ve mübarek kılsın, gayemizi hakikat eylesin.

Amin.

--OoO--

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 21 Eylül Çarşamba

Original Kar © glan
Read More Read More / Comment Comment
Peygamber Efendimizin Kıssaları


Peygamber Efendimizin Kıssaları

-Hz. Muhammed’in Gülümsemesi-

Bir gün Resulullah (s.a.v) gülümseyerek göğe bakıyordu, bir adam Hz. Muhammed’in gülmesinin sebebini sorunca Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular: Evet göğe bakıyordum, iki melek, kendi yerinde ibadetle meşgul olan mümin bir kulun gece gündüz yaptığı ibadetlerinin mükafatını yazmaları için yeryüzüne indiler, fakat onu, hasta olduğundan dolayı ibadetgahında bulamayınca göğe çıkıp Hak Teala’ya şöyle arz ettiler: Ey Rabbimiz! Biz o mümin kulun ibadetini yazmak için her zamanki gibi onun ibadetgahına gittik, fakat onu orada bulamadık, hasta yatağına düşmüştü.

ALLAH-u Teala, o meleklerin cevabında şöyle buyurdu: O mümin kul, hasta yatağında olduğu sürece, her gün ibadetgahında olduğu zaman ona yazdığınız her günün sevabı miktarınca ona sevap yazın. Hasta yatağında olduğu müddetçe onun hayır amellerinin mükafatı bana aittir; onun mükafatını ben vereceğim.

-Turfanda Hurma-


Bir gün bir sepet hurma getirip:

Buyur ya Resulullah turfanda hurma, dediler. Peygamberimiz, “Hurmalar oldu mu ki?” diye sordu. Hayır, olmadı; ama bizim bahçemiz sıcak bir dere içinde bu yüzden ilk hurma bizde erişir. Kimse yemeden size getirdik ki en önce siz yiyesiniz turfanda hurmayı. Peygamberimiz uzakta oynayan çocukları gösterdi, “götürün bu turfanda hurmaları şu oynayan çocuklar yesinler. Ben komşularımın yemediğini yemem. Ne zaman komşularımız da hurma yemeye başlarsa işte o zaman ben de gönül rahatlığı içinde hurma yiyebilirim.” buyurdu.

-Mal benim borç Resulullah’ın-

Peygamberimiz yoksullara yardım etmeyi çok severdi. Yine bir gün davet ettiği muhtaçlara önceden hazırladığı yardımı sırayla dağıtmış, alanlar da dağılıp gitmişlerdi ki, tam o sırada bir başka yoksul uzaklardan koşarak gelip kendisine verilecek bir şey kalmadığını anlayınca üzülmüştü. Peygamberimiz üzülen bu yoksula, “Üzülme.” dedi: “Sana da bir çare bulabiliriz.” Bulduğu çareyi de şöyle açıkladı: “Buradan doğruca Medine çarşısına git, ihtiyaçlarını satan dükkanlara gir, ne lazımsa al, sonra da de ki: “Mal benim, borç Resulullah’ındır! Yeter ki çocuklarını sevindir, sen de üzülme!”

Adam ‘Olur mu böyle bir şey?’ demek isteyince, Efendimiz onu dükkanlara doğru yönlendirirken tembihini tekrarladı. “Unutma!” dedi, “Mal benim borç Resulullah’ın, diyeceksin. Mal sana, ödemesi bana ait olacaktır.” buyurdu.

-İki Deve-

Esirlerden Cüveyriyye hatunun babası Haris Bin Ebi Dırar, kızını kurtarmak için birçok deve getirirken, iki deveye kıyamayıp, şehre yakın yerde sakladı. Resulullah'la buluştukta, bunları alıp, "Kızımı bana ver !"dedi.
Resulullah: "Hani, filan yerde sakladığın iki deve?" buyurunca, Haris hayran olup, "Ya Resulallah, benim onları sakladığımı Allah'tan başka bir ferd bilmezdi" deyip, kendisi, iki oğlu ve kavminden nice kimseler imana geldi.
O iki deveyi de getirip verdi. Kızı da imana geldi. Daha sonra da Resululahın hanımı olmakla şereflendi.

-Hz. Peygamberin Devesinin Kaybolması-
Müreysi gazadan dönüşte, bir gece konakladıkları yerde büyük bir fırtına çıktı. Bu fırtına sebebiyle, Resulullahın bindiği deve kayboldu. Zeyd bin Lusayt adlı münafık, Muhammed devesinin nerede olduğunu bilmezken, Rifa'a'nın ölümünü nereden bilir dedikte, Cebrail aleyhisselam gelip, Zeyd'in sözünü ve devenin yerini bildirdi.

Resulullah: "Ben gaybı bilemem, Allah bilir. Lakin Allahü teâlâ bana o münafıkın sözünü ve devenin yerini haber verdi. İşte filan yerdedir ve yuları ağaca takılmıştır" buyurdu.
İşitenler doğru oraya koşup, deveyi buyurulan yerde, buyurulduğu şekilde bulup getirdiler. Zeyd imana geldi
Read More Read More / Comment Comment
Zımba Nedir - Zımba Hakkında Bilgi - Tel Zımbası - Delgeç Zımbası

Zımba Nedir - Zımba Hakkında - Zımba Özellikleri Nelerdir

Zımba, kağıtları ince bir metal zımba teli ile birbirine tutturmak için kullanılan bir cihazdır. Zımbalar devlet dairelerinde, ofislerde, evlerde ve okullarda yaygın olarak kullanılmaktadır. “Zımba” kelimesi aslında çeşitli kullanım alanlarına sahiptir. Kağıtları bir araya getirmenin yanı sıra, cerrahi bir yarayı kapatmak için ameliyathanelerde, mobilya sektöründe koltuk yüzü kaplaması yapmak için de kullanılır.

Kağıt zımbasının manuel ve elektrikli olarak iki ayrı türü vardır. Manuel zımbalar elle tutulur, ancak bir masa veya başka bir yüzeye sabitlenmiş olarak kullanılan modelleride vardır. Elektrikli zımba modelleri de vardır. Elektrikli zımbalayıcılar farklı tasarım ve modellerde bulunur. Çok sayıda kağıt yaprağını bir araya getirmekte kullanılır. Bazı elektrikli zımbalayıcılar aynı anda 20 sayfaya kadar işlem yapabilir. Zımba tabancası genellikle daha ağır bir iş için kullanılır ve elde taşınır cihazdır; pnömatik modelleri de vardır.
Zımbayı kim icat etti

Kim tarafından yapıldığı bilinmese de, bilinen ilk zımba 18. yüzyılda Kral Louis XV için Fransa’da yapılmıştır. 19. yüzyılda gittikçe artan kağıt kullanımı, verimli çalışan bir kağıt tutturucuya ihtiyacı arttırmıştır

1866’da George McGill, modern zımbanın öncülü olan küçük, pirinçten yapılma bir kağıt tutturucu için 56.587 sayılı ABD patentini aldı. 1867’de, raptiyeyi kağıda sokmak için bir başka bir 67.665 sayılı ABD patentini aldı. Buluşunu 1876 yılında Pennsylvania Philadelphia’daki Centennial Sergisinde gösterdi ve 1880’lerde birçok çeşitli kağıt tutturucular üzerinde çalışmaya devam etti. 1868 yılında C.H.Gould tarafından İngiltere’de bir zımba teli için bir patent alındı. Ayrıca, 1868 yılında St Louis, MO’lu Albert Kletzker, kağıt zımbalamak için bir cihaz patenti aldı.

1877 yılında Henry R. Heyl, tek bir hamlede zımbalama yapabilen bir cihaz için 195.603 patent numarasıyla patentini aldı. Bu nedenle bazıları onu modern zımbalamanın mucidi olarak görüyorlar.

18 Şubat 1879’da George McGill, ticari olarak başarılı ilk zımba olan “McGill Single-Stroke Staple Press” için 212.316 patent aldı. Cihazın iki buçuk kilo ağırlığında 1/2 inç genişliğinde bir tel zımba ile çalışıyordu.

Ince bir metal tel ile kağıtları tutturan bir makineyi tanımlamak için “Stapler” (Zımbalayıcı) sözcüğünün ilk kullanımı 1901’de American Munsey Dergisinde bir ilanda yer aldı.

1900’lerin başında delikli ve katlanmış kağıtları metalik bir klips olmadan birbirlerine tutturmak için çeşitli cihazlar geliştirildi ve patentlendi.

Modern Zımba

1941’de günümüzde en yaygın olarak  kullanılan dört yönlü kağıt zımbası gibi türler geliştirildi.
Modern zımbalar evrim geçirmeye ve kullanıcıların değişen ihtiyaçlarına adapte olmaya devam ediyor. Örneğin daha zahmetli veya kolay sıkıştırılmış / kullanışlı zımbalayıcılar, kullanıcının uyguladığı güç miktarını azaltmak için farklı kaldıraç verimliliklerini kullanmaktadır. Bu zımbalar, tekrar eden, büyük zımbalama işlerinin rutin olduğu çalışma ortamlarında kullanılmaktadır. Bazı modern masaüstü zımbalayıcıları Flat Clinch teknolojisi kullanmaktadır.

Cerrah Zımba

Cerrahlar, cerrahi zımbaları cildin kapatılması için dikiş yerine veya cerrahi anastomoz sırasında ameliyat sırasında kullanılmaktadır. Bir cerrahi zımba, örs yok olduğundan standart bir zımba benzemez. Cerrahi zımba sıklıkla “M” ye önceden şekillendirilir. Zımbayı deriye bastırarak kola baskı uygulayarak zımba derisini cebe doğru ve ön panonun içine doğru bükerek iki uç neredeyse ortada bir dikdörtgen oluşturacak şekilde buluşsun.

Kolorektal cerrahide bağırsak rezeksiyonlarında zıvana yaygın olarak intraoperatif kullanılır. Çoğu zaman bu zımbalar, zımba yerleştirilirken bağırsakları keser ve aseptik alanı muhafaza eden ayrılmaz bir bıçağa sahiptir. Cerrahi çelikten yapılmış zımba, tipik olarak tek kullanımlık sterilize kartuşlar halinde verilir.

Zımba, kâğıtları bir arada tutmak amacı ile metalden bir tel ile tutturan araç. Birden fazla kâğıt zımbanın arasına yerleştirildikten sonra mekanik basınç uygulandığında mekanizmada bulunan metalik telin iki sivri ucu kâğıtları delerek geçmekte ve alt bölümde eğilerek kapanmaktadır.

İlk zımbalama makinesinin Fransa Kralı 15. Louis’e ait olduğuna inanılır. Ayrıntılı hazırlanmış el yapımı zımba, kraliyet sembolüne sahipti ve mahkeme belgelerinin bir arada tutturulması amacıyla kullanılıyordu.

1868 yılında Charles Gould, dergilere ait sayfaların bir arada tutturulmasını sağlayan bir tel dikicinin İngiltere’de patentini aldı. Patentini aldığı mekanizma, istenen ölçülerde kesilen bir telin açık uçlarının kağıtların üzerinden geçirilmesinin ardından yine aynı uçların katlanması yöntemi ile çalışıyordu. Bu mekanizma, günümüzde kullanılan zımbaların da doğrudan atası olarak gösterilir.

Birleşik Devletler’de yine 1868 yılında Albert Kletzker, bir tür ataç patentini üzerini aldı. Patentte, geniş yapıda tek bir zımba telinin kağıtları bir arada tutması tanımlanıyordu ancak kağıtlardan geçirildikten sonra zımba telinin uçlarının el ile kıvrılması gerekiyordu. 1877 yılında Henry R. Hell‘in üzerine aldığı patentte ise zımba telinin kağıttan geçirilme ve ardından uçlarının kıvrılması işlemini tek bir harekette yapan bir aygıtın tanımı yapılmıştı.

Ticari olarak başarıya ulaşan ilk zımba ise George W. McGill tarafından 1879 yılında üretildi. Her ne kadar her bir zımbalama işi için gereken telin her seferinde teker teker zımba makinesine yerleştirilmesi gerekse de makine, zımba telini kağıtlardan geçirdikten sonra uçlarını kıvırıp tekrar kağıdın içine yerleştiriyordu. Bu mekanizma, günümüz zımbalama makinelerinde halen kullanılmaktadır.

Gün geçtikçe, zımba makineleri üzerinde iyileştirmeler yapılmaya ve birden fazla zımba telinin makine içerisine tek seferde yerleştirilmesine olanak sağlandı. 1930lu yıllarda üreticiler, birbirlerine balıksırtı dizisi şeklinde yapıştırılmış bir dizi zımba telinin yer aldığı zımbalama makinesini piyasaya sürdüler.

Zımbalama makineleri, günümüz ofislerinin vaz geçilmez bir aracı konumunda olmalarına rağmen, çalışanların masalarından sürekli kaybolmayı başarmaları sebebiyle de çalışanlar tarafından pek sevilmezler. Zımbalar ayrıca ameliyat masalarında dikişlerin yerini alan mekanizmalar olarak da kullanılmaktadır.

Zımba tabancası ne için kullanılır?

   Zımba tabancaları, mobilyaların döşenmesi, duvar kaplamalarının (tekstil duvar kağıtları, yalıtım malzemeleri, vb.) takılması, kağıt ya da folyoların (posterler) asılması ve yumuşak ağaç ve levhaların (taban panelleri, dolapların sunta arka duvarları, vb.) monte edilmesi gibi, evin içindeki ve çevresindeki bir çok farklı dekorasyon işi için kullanılır.

Delgeç

Delgeç veya Perfaratör, kağıtları dosyalamak için gereken delikleri açan alet. Bir zımbayı andırır. Kağıt Delgi Zımbasının Mucidi Alman girişimci, Friedrich Soennecken icad etmişdir 14 Kasım 1886
Read More Read More / Comment Comment
Sümela Manastırının Tarihçesi

.jpg   sumela-5035247_1280.jpg (Dosya Boyutu: 446 KB / İndirme Sayısı: 187)

Sümela Manastırının Tarihçesi

Sümela manastırı Trabzon bölgesinde bulunan Maçka ilçesinin sınırlarında bulunan Altındere köyünde inşa edilmiştir. Sümela manastırı tarihi eserler konusunda tarihi dokusu ve kendisi hakkında ortaya atılan iddialarla oldukça önemli bir yere sahip olmaktadır.

Bu manastır, kurulduğu dönemden itibaren pek çok Ortodoks Hristiyanın aktif olarak kullandığı bir kilise haline gelmiştir. Bir dağın yüzeyine inşa edilmesiyle zaten yeterince ilginç olan Sümela manastırı, oldukça da geniş bir alanı kaplamıştır. İçerisinde ana kaya kilisesi, mutfak, misafirhane, bir kaç şapel, kütüphane ve öğrenci odaları bulunan manastırın giriş kısmında da bir su kanalı vardır. Manastıra su taşıdığı düşünülen bu yapının bir kısmı zamanla kırılmıştır.

Sümela manastırına nasıl gidilmekteir?

Sümela manastırı zaten turizm açısından oldukça ilgi gören bir yapı olduğundan, özellikle yaz aylarında bölgeye tur şirketleri pek çok yerli yabancı turisti Sümela manastırı turları için getirmektedir. Dağda yolun belli bir kısmı araçlarda çıkıldıktan sonra manastıra yaklaşılan son süreçlerde dağda manastıra giden bir patikadan geçilmekte, son olarak da manastırın girişinde bulunan uzun ve dar basamaklar geçilerek manastırın içine ulaşılmaktadır.
Sümela manastırının geçmişi

Sümela manastırı tarihçesi özetlenirse, kilisenin kurulduktan sonraki 1000 yıllık sürecinde çeşitli iddiaların ortaya atıldığı ancak geçerlilik konusunda hiç bir kesinliğe varılamadığı belirlenmiştir.Bu yapı ilk olarak klasik bir mağara kilisesi şeklinde ortaya çıkartılsa da daha sonrasında manastır formuna doğru yöneltilmiştir.

Karadeniz’de yaşayan Rumların anlatmış oldukları efsaneye göre, Atina asıllı Barnabas ve Sophroinos isimli iki farklı keşiş, rüyalarında içerisinde Meryem Ana’nın bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu Sümela Manastırının yerini bilmeden görmüşlerdir. Sonrasında ikisi de birbirinden habersiz olarak burayı bulmak için yola çıkmış; denizleri aşarak Trabzon’a gelmişlerdir. Burada karşılaşan ikili, birbirlerine gördükleri rüyayı anlatarak Sümela Manastırı’nın inşasına başlamışlardır.

Bununla birlikte yer alan bir başka iddia ise, bu manastırın ilk kurulduğu zamanlarda kilise şeklinde kurulması sebebiyle içerisinde bulunan fresklerde sıklıkla Trabzon imparatoru 3. Alexios’un yer alması, bu kilisenin inşa edilmesi süresince asıl kurucu ismin 3. Alexios olması ihtimalinin üzerinde durulmaktadır.
[/font][/size]
Read More Read More / Comment Comment
Wer ist Başağaçlı Raşit Tunca - Prediger Karoglan ? Biografie

.jpg   Raşit Tunca Fotos V020620251546-N8.jpg (Dosya Boyutu: 440.19 KB / İndirme Sayısı: 32)

Başağaçlı Raşit Tunca – Wer ist Karoglan Hoca? Biografie
Persönliche Daten:
  • Name: Raşit Tunca
  • Zweitname: Selim
  • Familienübername: Haceliler
  • Spitznamen: Karoglan oder Kar©glan und imageman
  • Name des Vaters: Mustafa
  • Name der Mutter: Rabia
  • Geburt: 1970, Başağaç
Ausbildung:
  • Grundschule: 1976 -1981, Başağaç
  • Mittelschule & Gymnasium: 1981 -1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi (Sandıklı Imam-Hatip Gymnasium). Abschluss am 13.06.1988 mit einem „guten“ Diplomdurchschnitt von 8,25.
  • Hochschule: 1988 -1989, AÜHF – AYO (Ankara Universität Juristische Fakultät – Hochschule für Justiz). Er brach das Studium nach dem zweiten Semester 1989 ab und reiste im Sommer 1989 nach Österreich.
  • Berufsausbildung: Elektrotechniker (EBT und EIT) in Sigmundsherberg, Österreich.
    • Lehrabschlussprüfung 1: Bestanden als „Elektrobetriebstechniker“ am 25.01.2006 – Landesberufsschule Wiener Neustadt.
    • Lehrabschlussprüfung 2: Bestanden als „Elektroinstallationstechniker“ am 24.06.2006 – Landesberufsschule Stockerau für Elektrotechnik.
Er beendete die Grundschule in der Başağaç Dorfgrundschule. Seine Mittelschul- und Gymnasialausbildung absolvierte er am „Sandıklı Imam Hatip Gymnasium“. Während seiner Gymnasialzeit nahm er an der Prüfung für das „kostenlose staatliche Wohnheim“ teil, die an seiner Schule angeboten wurde, bestand sie und wohnte dort bis zum Ende des ersten Semesters der Abschlussklasse. Im zweiten Semester zog er wieder nach Hause, um in einer ruhigeren Umgebung für die Universitätsaufnahmeprüfungen zu lernen. Er bestand die ÖSS-Prüfung 1988/89 für die AÜHF-AYO (Ankara Universität Juristische Fakultät – Hochschule für Justiz) und ging für sein Hochschulstudium nach Ankara.
LEBENSGESCHICHTE
Wer ist Başağaçlı Raşit Tunca?
Raşit Tunca hat seine sufistischen religiösen Predigten, die Gebete und das Wissen seines gegründeten Raşidi-Ordens, seine Erfahrungen auf dem sufistischen Weg, seine Gedichte, Artikel und Grafiken... in Buchform veröffentlicht. Er hat sowohl normale Bücher als auch elektronische "EPUB"-Buchversionen veröffentlicht. Für Mittellose und Studenten hat er auch kostenlose PDF- und HTML-Versionen auf verschiedenen Webseiten veröffentlicht. Sie können meine Bücher hier von meinem Verlag, von Amazon, Google Books, usw. beziehen.
„Ich bin ein aktiver Content-Producer auf Online-Plattformen. Ich interagiere, indem ich neue Themen in Foren eröffne, und veröffentliche regelmäßig neue Beiträge auf meiner eigenen Blog-Seite (mit Blogger). Gelegentlich drehe und teile ich auch kurze YouTube-Videos. Neben der Produktion digitaler Inhalte schreibe ich weiterhin neue Bücher und erstelle religiöse islamische Grafikdesigns. Zu meinen Hobbys gehören Fotografieren, Musik hören auf YouTube sowie das Anschauen von Serien und verschiedenen Videos. Neben all dem verbringe ich auch Zeit mit meiner Familie und meinen Katzen und kümmere mich um sie.“
Başağaçlı Raşit Tunca (Karoglan Hoca): Eine vielseitige Persönlichkeit
Geboren 1970 in Başağaç, absolvierte Raşit Tunca seine Mittelschul- und Gymnasialausbildung am Sandıklı Imam-Hatip Gymnasium. Obwohl er für die Hochschule für Justiz der Juristischen Fakultät der Universität Ankara zugelassen wurde, brach er seine Ausbildung 1989 ab und zog nach Österreich. Tunca, der 1988 seinen Vater verloren hatte, erhielt eine Ausbildung zum Elektrotechniker in Österreich, erwarb berufliche Qualifikationen auf diesem Gebiet und arbeitete in verschiedenen Firmen. Derzeit lebt er als Berufsunfähigkeitsrentner in Österreich.
Verheiratet und Vater von zwei Kindern, unternahm Raşit Tunca 1997 seine Haddsch- und Umra-Besuche zusammen mit seiner Mutter. Seine sufistische Reise begann er 1992 mit dem Naqshbandi-Orden, wurde Mitglied in den Zweigen der Burhaniyya und Desukiyya Shadhiliyya und gründete um 2015 den Raşidi-Orden. Er setzt seine Mission als Gründer und Imam des Raşidi-Ordens fort, den er als „Saison-Tariqa“ bezeichnet.
Unter Spitznamen wie „Karoglan“ und „imageman“ bekannt, hat Raşit Tunca Bücher mit seinen sufistischen Predigten, Gebeten und Erfahrungen veröffentlicht und bietet auch kostenlose PDF- und HTML-Versionen an. Seit 2003 ist er ein aktiver Webmaster, gründet Foren, Blogs und Webseiten, um seine Predigten, Gespräche und Grafikdesigns im digitalen Raum zu teilen. Mit dem TUNCAWEB-Projekt zielt er darauf ab, seine Erfahrungen in diesem Bereich auch an andere weiterzugeben.
WAISE
Sein Vater verstarb 1988.
ANKARA:
Er ging für seine Hochschulausbildung nach Ankara. Zunächst wohnte er etwa 3-4 Wochen lang bei einem Verwandten in einer Wohnung zwischen der Haltestelle Keçiören gazino und der Haltestelle şose. Dann wohnte er im kostenpflichtigen Privatwohnheim 'RESA' in Ulus. Anschließend wohnte er im staatlichen kostenpflichtigen Wohnheim in Balgat.
FAMILIE:
Er heiratete Ende 1990. Er hat zwei Kinder, einen Jungen und ein Mädchen.
HADDSC und UMRA:
1997 unternahm er die Haddsch- und Umra-Besuche zusammen mit seiner Mutter im Rahmen der Haddsch-Gruppe der Österreichischen Milli-Görüş-Organisation (von der Krems – Hezogenburg Moschee).
RELIGIÖSES und SUFISTISCHES LEBEN:
1991 wurde er Mitglied im Burhaniyya-Orden.
1992 wurde er Mitglied im Naqshbandi-Orden.
Um 2003 -2004 wurde er Mitglied im Düsûkî-Orden.
Auf seiner Reise auf dem sufistischen Pfad gründete er den Raşidi-Orden.
Er setzt seinen Weg derzeit als Gründer und Imam des Raşidi-Ordens auf dem sufistischen Pfad fort.
ÖSTERREICH:
1989 arbeitete er als Arbeiter im Steinbruch Schrems (Schrems, Hatberg 1) in Österreich (Wiener Baustoff Werke). Später wechselte seine Firma zweimal den Besitzer und wurde zu Poschacher Natursteinwerk. Später verließ er den Steinbruch. Er arbeitete zweimal, etwa sechs Monate lang jeweils, beim großen Metzger „Gresinger“ (in Perg, Oberösterreich). Er absolvierte eine Berufsausbildung [Lehre als „Elektrobetriebstechniker“], schloss sie ab und erhielt sein Diplom. Danach legte er die Prüfung zum „Installationstechniker“ ab, bestand sie und erhielt sein Diplom. Er arbeitete als Elektrotechniker in Firmen in Liesing. Bevor er in Rente ging, arbeitete er zuletzt als Allrounder bei „Backwelt Pilz“. Derzeit lebt er als „Berufsunfähigkeitsrentner“ in Österreich.
AUTOR:
Raşit Tunca hat seine sufistischen religiösen Predigten, die Gebete und das Wissen seines gegründeten Raşidi-Ordens, seine Erfahrungen auf dem sufistischen Weg, seine Gedichte, Artikel und Grafiken... in Buchform veröffentlicht. Er hat sowohl normale Bücher als auch elektronische "EPUB"-Buchversionen veröffentlicht. Für Mittellose und Studenten hat er auch kostenlose PDF- und HTML-Versionen auf verschiedenen Webseiten veröffentlicht. Sie können meine Bücher von meinem Verlag unten, von Amazon, Google Books, usw. beziehen.
VERLAG:
Sie können meinen Verlag hier erreichen und meine Bücher von hier beziehen.
Sie können meine Bücher von meinem neuen Verlag "bookmundo" hier erreichen und beziehen.
HIER SCHAUEN BESTELLUNG AUFGEBEN
https://publish.bookmundo.de/site/?r=use...a/allbooks
BEI EPUBLI SCHAUEN BESTELLUNG AUFGEBEN
https://www.epubli.com/?s=Rasit+Tunca
BEI FRAUHOFER SCHAUEN BESTELLUNG AUFGEBEN
https://www.frauhofer.at/list?cat=&quick...9Fit+Tunca
BEI AMAZON SCHAUEN BESTELLUNG AUFGEBEN
https://www.amazon.de/s?k=Rasit+Tunca&i=...nb_sb_noss
Sie können alle unsere Bücher mit ISBN-Nummer auch bei Amazon und anderen Buchhandlungen beziehen.
Sie können unsere digitalen und E-Book-Versionen auch bei Google Books und anderen Buchhandlungen beziehen, sofort herunterladen und lesen.
WEBMASTER
Seit ungefähr 2003 bis heute hat er auf kostenlosen und kostenpflichtigen Hosting-Diensten Foren, Blogs und Internetseiten eingerichtet, um seine Predigten, Gespräche und Grafikdesigns in der virtuellen Umgebung zu teilen. Er ist ein erfahrener Webmaster. Und schließlich, um denen zu helfen, die von seiner Erfahrung profitieren möchten und eine Amateur- oder Profi-Webseite besitzen möchten, und natürlich nach dem Grundsatz „Wer Honig anfasst, leckt seinen Finger“, das heißt gegen Bezahlung für die aufgewendete Zeit, wird er denen, die unser Honorar bezahlen, beim Einrichten ihrer Webseiten helfen. Diejenigen, die eine Forum-Seite einrichten, eine Blog-Seite eröffnen oder eine Fotogalerie einrichten möchten, können professionellen Support von uns erhalten.
Sie können Ihre Anfragen und Bewerbungen an unsere E-Mail-Adresse senden: karoglan446@gmail.com
Read More Read More / Comment Comment
Raşidi Tarikatının Kurucusu Başağaçlı Raşit Tunca Kimdir - Biyografisi

.jpg   Raşit Tunca Fotos V020620251546-N8.jpg (Dosya Boyutu: 440.19 KB / İndirme Sayısı: 39)

Başağaçlı Raşit Tunca – Karoglan Hoca Kimdir? Biyografisi
Kişisel Bilgiler:
  • İsim: Raşit Tunca
  • Göbek ismi: Selim
  • Soyadı / Aile Lakabı: Haceliler
  • Takma İsimler: Karoglan, Kar©glan, imageman
  • Baba Adı: Mustafa
  • Anne Adı: Rabia
  • Doğum: 1970, Başağaç
Eğitim:
  • İlkokul: 1976 -1981, Başağaç İlkokulu
  • Ortaokul ve Lise: 1981 -1988, Sandıklı İmam Hatip Lisesi
  • 13.06.1988 tarihinde 8.25 diploma notu ile iyi derecede mezun oldu.
  • Yükseköğretim: 1988 -1989, AÜHF – AYO (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi – Adalet Yüksek Okulu)
  • 1989'da üniversiteyi ikinci dönem sonunda yarıda bırakarak terk etti ve 1989 yazında Avusturya'ya seyahat etti.
  • Mesleki Eğitim: Elektrik Teknisyenliği, EBT ve EIT, Sigmundsherberg, Avusturya.
    • Lehrabschlussprüfung 1: Elektrobetriebstechniker (Endüstriyel Elektrik Teknisyeni) - 25.01.2006 tarihinde başarıyla geçti – Landesberufsschule Wiener Neustadt.
    • Lehrabschlussprüfung 2: Elektroinstallationstechniker (Elektrik Tesisat Teknisyeni) - 24.06.2006 tarihinde başarıyla geçti – Landesberufsschule Stockerau.
İlkokulu Başağaç Köy İlkokulu'nda tamamladı. Ortaokul ve lise eğitimini "Sandıklı İmam Hatip Lisesi"nde tamamladı. Lise eğitimi sırasında, okulunda açılan "parasız devlet yurdu" sınavına girdi ve kazanarak son sınıfın birinci dönem sonuna kadar yurtta kaldı. İkinci dönemde, üniversite sınavlarına daha rahat bir ortamda hazırlanabilmek için tekrar eve çıktı. 1988/89 ÖSS Sınavı ile AÜHF-AYO (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi – Adalet Yüksek Okulu) kazandı ve üniversite eğitimi için Ankara'ya gitti.
HAYAT HİKÂYESİ
Başağaçlı Raşit Tunca Kimdir?
Raşit Tunca, tasavvufi ve dini konulardaki vaazlarını, kurmuş olduğu Raşidi Tarikatı'na ait zikirleri, duaları ve bilgileri, tasavvuf yolundaki deneyimlerini, şiirlerini, makalelerini ve grafiklerini kitap haline getirerek normal kitap ve elektronik kitap (EPUB) versiyonlarını yayımlamıştır. Parası olmayanlar ve öğrenciler için ücretsiz PDF ve HTML versiyonlarını çeşitli internet sayfalarında yayınlamıştır. Kitaplarına aşağıdaki yayınevimden, Amazon'dan ve Google Kitaplık'tan ulaşabilirsiniz.
"Çevrimiçi platformlarda aktif bir içerik üreticisiyim. Forum sitelerinde yeni konular açarak etkileşim sağlıyor, kendi blog sitemde (Blogger kullanarak) düzenli olarak yeni yazılar yayımlıyorum. Zaman zaman kısa YouTube videoları da çekip paylaşıyorum. Dijital içerik üretimimin yanı sıra, yeni kitaplar yazmaya devam ediyor ve dini/İslami grafik tasarımlar yapıyorum. Hobilerim arasında fotoğraf çekmek, YouTube'da müzik dinlemek, dizi ve çeşitli videolar izlemek bulunuyor. Tüm bunların yanında aileme ve kedilerime de zaman ayırarak onlarla ilgileniyorum."
Başağaçlı Raşit Tunca (Karoglan Hoca): Çok Yönlü Bir Şahsiyet
1970 yılında Başağaç'ta doğan Raşit Tunca, ortaokul ve lise eğitimini Sandıklı İmam Hatip Lisesi'nde tamamlamıştır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksek Okulu'nu kazanmasına rağmen, 1989'da eğitimini yarıda bırakarak Avusturya'ya yerleşmiştir. Babasını 1988'de kaybeden Tunca, Avusturya'da elektrik teknisyenliği eğitimi alarak bu alanda mesleki yeterlilik kazanmış ve çeşitli firmalarda görev yapmıştır. Halen malulen emekli olarak Avusturya'da yaşamaktadır.
Evli ve iki çocuk babası olan Raşit Tunca, 1997 yılında annesiyle birlikte Hac ve Umre ziyaretlerini gerçekleştirmiştir. Tasavvufi yolculuğuna 1992'de Nakşibendi Tarikatı ile başlayıp, daha sonra Burhaniye ve Desukiyye Şaziliyye kollarına intisap etmiş, ardından 2015 civarında Raşidi Tarikatı'nı kurmuştur. Kendi ifadesiyle "Mevsim Tarikatı" olarak tanımladığı Raşidi Tarikatı'nın kurucusu ve imamı olarak misyonunu sürdürmektedir.
"Karoglan" ve "imageman" gibi takma adlarla da bilinen Raşit Tunca, tasavvufi vaazlarını, zikirlerini ve deneyimlerini içeren kitaplar yayımlamış, ayrıca ücretsiz PDF ve HTML versiyonlarını da sunmuştur. 2003 yılından bu yana aktif bir webmaster olarak forum, blog ve internet siteleri kurarak vaazlarını, sohbetlerini ve grafik tasarımlarını dijital ortamda paylaşmaktadır. TUNCAWEB projesiyle de bu alandaki deneyimlerini başkalarına aktarmayı hedeflemektedir.
ÖKSÜZ
1988'de babasını kaybetti.
ANKARA:
Yüksekokul eğitimi için Ankara'ya gitti. İlk defa bir akrabasının yanında, Keçiören'de gazino durağı ile şose durağı arasında bir apartman dairesinde yaklaşık 3-4 hafta kaldı. Daha sonra Ulus'taki paralı özel yurt 'RESA'da kaldı. Ardından Balgat'taki Devlet Paralı Yurdu'nda kaldı.
AİLE:
1990 yılı sonunda evlendi. İki çocuğu vardır; biri oğlan, diğeri kızdır.
HAC ve UMRE:
1997 yılında Hac ve Umre ziyaretini, annesiyle birlikte, Avusturya Milli Görüş Teşkilatı Hac Organizasyonu kafilesi ile (Krems – Hezogenburg Camii) gerçekleştirdi.
DİNİ ve TASAVVUFİ HAYAT:
1991 senesinde Burhaniye Tarikatı'na intisap etti.
1992'de Nakşibendi Tarikatı'na intisap etti.
2003-2004 yılları civarında Desukiye Tarikatı'na intisap etti.
Tasavvufi hayat yolculuğunda Raşidi Tarikatı'nı kurdu.
Halen tasavvuf yolunda, Raşidi Tarikatı'nın kurucusu ve imamı olarak yoluna devam etmektedir.
AVUSTURYA:
1989'da Avusturya'da, Schrems Taş Ocağı'nda (Schrems, Hatberg 1) Wiener Baustoff Werke firmasında işçi olarak çalıştı. Daha sonra firma iki defa el değiştirerek Poschacher Natursteinwerk oldu. Ardından taş ocağından ayrıldı. İki defa, yaklaşık altışar ay boyunca, büyük bir kasap olan "Gresinger"da (Oberösterreich, Perg) çalıştı. Mesleki eğitimini [Ausbildung Elektrobetriebstechniker (Endüstriyel Elektrikçi)] tamamlayarak mezun oldu ve diplomasını aldı. Daha sonra [Installationstechniker (Kurulum Teknisyeni)] sınavına girerek kazandı ve diplomasını aldı. Liesing'deki firmalarda Elektrik Teknisyeni olarak çalıştı. Emekli olmadan önce en son "Backwelt Pilz" firmasında Allrounder (çok yönlü eleman) olarak çalıştı. Halen "malulen emekli" olarak hayatına Avusturya'da devam etmektedir.
YAZAR:
Raşit Tunca, tasavvufi ve dini konulardaki vaazlarını, kurmuş olduğu Raşidi Tarikatı'na ait zikirleri, duaları ve bilgileri, tasavvuf yolundaki deneyimlerini, şiirlerini, makalelerini ve grafiklerini kitap haline getirerek normal kitap ve elektronik kitap (EPUB) versiyonlarını yayımlamıştır. Parası olmayanlar ve öğrenciler için ücretsiz PDF ve HTML versiyonlarını çeşitli internet sayfalarında yayınlamıştır. Kitaplarına aşağıdaki yayınevimden, Amazon'dan ve Google Kitaplık'tan ulaşabilirsiniz.
YAYINEVİ
Yayınevime ve kitaplarıma buradan ulaşabilirsiniz.
Yeni yayınevim "bookmundo" ve kitaplarıma yeni yayınevimden buradan ulaşıp temin edebilirsiniz.
  • BURADAN BAK / SİPARİŞ VER
    https://publish.bookmundo.de/site/?r=use...a/allbooks
  • EPUBLi'DEN BAK / SİPARİŞ VER
    https://www.epubli.com/?s=Rasit+Tunca
  • FRAUHOFER'DEN BAK / SİPARİŞ VER
    https://www.frauhofer.at/list?cat=&quick...9Fit+Tunca
  • AMAZON'DAN BAK / SİPARİŞ VER
    https://www.amazon.de/s?k=Rasit+Tunca&i=...nb_sb_noss
ISBN numarası olan tüm kitaplarımızı Amazon'dan ve diğer kitap satan mağazalardan temin edebilirsiniz.
Dijital ve e-Kitap versiyonlarımızı da Google Kitaplık'tan ve diğer kitap satan mağazalardan temin edebilir, hemen indirip okuyabilirsiniz.
WEBMASTER
Yaklaşık olarak 2003 yılından bu yana, ücretsiz ve paralı hostinglerde forum, blog ve internet sayfaları kurarak vaaz ve sohbetlerini ve grafik tasarımlarını sanal ortamda paylaşıma sunmuştur. Deneyimli bir webmaster'dır. Son olarak, deneyimlerinden faydalanmak isteyen, amatör veya profesyonel web sayfası sahibi olmak isteyenlere yardımcı olmak ve tabii ki "bal tutan parmağını yalar" usulünce, onlara ayırdığı zamanın karşılığını almak kaydıyla, ücretini ödeyenlere web sayfası kurmalarında yardımcı olacaktır. Forum sayfası kurmak isteyenler, blog sayfası açmak isteyenler, fotoğraf galerisi oluşturmak isteyenler bizden profesyonel destek alabilirler.
İstek ve başvurularınızı için: karoglan446@gmail.com
Read More Read More / Comment Comment
Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Püf Noktaları - Ekşi veya Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?


Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Püf Noktaları - Ekşi veya Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?

Yoğurt hakkındaki  genel bilgiler


Yoğurt, besin değeri yüksek, laktik asit fermantasyonu sonucunda elde edilen ve canlı laktik asit bakterileri içeren fermente bir süt ürünüdür.[1] Lactobacillus bulgaricus sütten yoğurt yapmak için kullanılan birkaç bakteri türünden biridir.
Yoğurdun ilk olarak kimlerce ve nasıl üretildiği üzerine kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Tarihsel anlamda ise 6000 yıldır yoğurt üretilip tüketildiği tahmin edilmektedir.[2] Yüksek kalsiyum oranı, riboflavin (B2), kobalamin (B12), piridoksin (B6) gibi vitaminler ve protein içermesi nedeniyle dünyada tüketimi en yaygın ve besleyici gıda maddelerindendir. Bazı Fransız kaynakları bunu göçebe ya da barbar yemeği olarak tanımlamaktadırlar. Yoğurdun adı Türkçe olup neredeyse tüm dillerde adı budur[3][4].[5] Fakat Bulgar ve Rus kaynaklar bunu Bulgar buluşu olarak tanıtmaya çalışmaktadırlar. Hatta Rusçada Yoğurt-Йогурт olarak adlandırılmasına rağmen Rus kaynaklar onu Bulgar buluşu olarak tanıtmaktadır. Avrupa'nın yoğurt ile tanışması ise Osmanlı zamanında Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle Balkanlar'daki sancaklardan Avrupa'daki bazı krallara şifalı yiyecek olarak gönderilmesiyle olmuştur.
Yoğurt saf olarak yendiği gibi meyvelisi de mevcuttur. Bunun dışında da yoğurdun çeşitleri bulunmaktadır. Örneğin; süzme yoğurt yaygın olarak meze yapımında kullanılmaktadır. Yoğurt ile yapılan pek çok yemek ve içecek türü vardır, ayran, cacık ve keş bunlardan bazılarıdır.
Yoğurt (< Yuğurt) Türkçe kökenlidir. Orta Türkçe dönemine ait Divânu Lügati't-Türk'te ىُغُرْتْ olarak yazılan veriyi Besim Atalay geniş yuvarlak o ünlülü «yogurt»[6] biçiminde okur, fakat Hasan Eren geniş dar u ünlülü «yuğurt» biçimini doğru okunuş olarak kabul eder ve etimolojisini «yuğurmak» fiiline «-t» fiilden isim yapım eki getirilerek yapılan türev olarak açıklar[7]. Eren Kumanca biçimini de «yuğurt» olarak verir ve bunun Kıpçakçada ikili «yağurt ~ yuğurt» biçimlerinde geçtiğini belirtir. Kıpçakçada düz geniş a ünlülü olmasını yağ kelimesinin baskısına dayandırır. Çağdaş Türk dillerinden Türkmencede yoğurt, Nogaycada yuvırt, Kırgızca cuurat (Genel Türkçe y- ön sesi Kırgızcada c- sesine dönüşür), Sagayların lehçesinde çoort, Yakutçada suorat (Genel Türkçe y- ön sesi Yakutçada s- sesine dönüşür) biçimleri Orta Türkçe yuğurt kelimesinin günümüzdeki varyeteleridir. Avrupa dillerine (İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Sırpça, Bulgarca, Rusça, Macarca) de Türkçeden geçmiştir.
Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır Yoğurt Yapımı için Malzemeler :
3 litre süt ( organik, doğal, inekden sağıldığı gibi, hic pişirilmemiş, yani pastörize olmamalıdır )
1 adet bu kadar sütü alabilcek kadar büyüklükteki celik veya aluminyum tencere ve kapağı
ocak tüp veya gazli veya elektrikli ocak
1 adet Battaniye 1 adet eski gazete yada büyük boy kitap
mayalamak için 3 kaşık katkısız (jelatinsiz ve kimyasal katkısız doğal yoğurt
bir adet komposta tası
Yoğurt Nasıl Mayalanır Tarifi Yapılışı
ilk önce evimizde kimsenin ona zarar veremeyeceği bir köşeye, Battaniyemiz iki katlanıp yayılır, ve bir tarafının tam ortasına gazetemiz veya eski kitabımız konup hazır edilir.
Süt Tencereye boşaltılır ve, ocak kısık ateşde iken tencere ve sütümüz ısıtılır, ve kaynatılmaz, yoksa kaynatılırsa bize gerekli olan iyi bakteriler ölür, ve süt pastörize olmuş olur, o yüzden ocak 2 yada 2,5 dercede 5 dakika gibi beklenir, ve bakılır, süt parmak yakmayacak sıcaklıkda olmalıdır, bunun için sütten bir kaşık alınır ve paramağımızla kontrol edilir, yeterli sıcaklığa ulaşan süt ocakdan alınıp hazırladığımız köşdeki, battaniyenin üstündeki kitap yada gezetenin üstüne konur, tenceremizden "mayalamak için 3 kaşık katkısız (jelatinsiz ve kimyasal katkısız doğal yoğurt kattığımız komposta tasına, sütten bir kaç kaşık katarak ve karıştırarak, mayalık yoğurtumuzun kıvamını yumuşatırız, ve sonra bu komposta tasındaki mayamızı tenceremizdeki sıcak süte katarak, kaşıkla karıştırırız, ve kapağını da kaptıp, sonrada battaniyemizide üstüne sarmalayıp örtüp, sıcak kalmasını sağlarız, çünkü iyi yoğurt bakterileri o sıcaklıkda kimyasal reaksiyon sonucu üreyip çoğalarak sütün tamamını kaplamları lazımdır, bunun içinde yaklaşık dört saat gibi bir süre mayalanmaya bırakılır.
Eğer Tatlı Yoğurt istiyorsak
Dört saat mayalandıktan sonra, tenceremizin üstündeki battaniye açılır, ve sonrada tenceremizin kapağı hafifce aralanır, ve Yoğurtumuz bir saat yada birbuçuk saatte, kısa süreli hızlı soğumaya bırakılır. sonra tatlı Yoğurtumuz hazır, bir bez kese ile ile süzerek, yada süzmeden sulu sulu kullanabiliriz, Eğer süzdükten sonra tuz katılırsa uzun süre dayanıklı olur.
Eğer Ekşi Yoğurt istiyorsak
Dört saat mayalandıktan sonra, tenceremizin üstündeki battaniye hafif açılır, ve tenceremizin kapağı ise açılmaz, ve Yoğurtumuzu 4-5 saat gibi, yavaş yavaş, uzun süreli soğumaya bırakılır. sonra ekşi Yoğurtumuz hazır, bir bez kese ile ile süzerek, yada süzmeden sulu sulu kullanabiliriz, Eğer süzdükten sonra tuz katılırsa uzun süre dayanıklı olur.

Önemli Not : Her ilacın yan tesiri olduğu gibi, bizim ilacımızında yan tesiri vardır, nedir o?  yoğurt yaptığımız sütü pastörize edip mikroplarını kırmadığımız için, iyi bakterilerde ölmesin diye, 90 ve 100 derece kaynatmıyoruz sütü, o yüzden eğer süt aldığımız hayvanlarda, şap gibi tüberküloz gibi ve benzeri hastalıklar varsa, bu süt yolu ile bizlerede geçecekdir, buna dikkat etmek lazımdır, bunların izalesi içinde, tatlı şeyler yiyerek, onların tesrini izale eebiliriz, ve karaciğerin onların hakkından gelmesini sağlarız, amma tatlılarımız mısır  şurubu olmamalı, reçel amma pancar şekerinden yapılmış reçel, yine baklava şerbeti pancar şekerinden yapılmış şerbet olmalı,yine bal gibi ağır tatlılar yiyerek karaciğeri güçlendirip, tüberküloz ve benzeri hastalıkların, vücuda zarar vermesinin önüne geçilir.
-------------- 
Etiketler : Evde Yoğurt Nasıl Mayalanır, Püf Noktaları,Ekşi Yoğurt Nasıl Yapılır?, Tatlı Yoğurt Nasıl Yapılır?,Yoğurt Nasıl Yapılır?,Yoğurt, Nasıl, Yapılır?,Nasıl Mayalanır, Mayalanır,ev Yoğurtu,dogal Yoğurt,
Kaynaklar :
Yoğurt hakkındaki  genel bilgiler wikipedia dan alınmıştır
Yoğurt mayalama bilgisi Başağaçlı Raşit Tunca dan alınmıştır


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 28 Nisan 2018 Cumartesi
Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (742) Sayfa: « Önceki 1 … 736 737 738 739 740 … 742 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Dost Sayfalar1:

  • Bizde Forum
  • Bizde Blog
  • Dini Forum
  • Raşit Tunca
  • RT3 Board

Dost Sayfalar2:

  • www.raşit.tunca.at
  • Raşidi Tarikatı Blog
  • Efsane Board
  • Raşit Tunca
  • Bilge Forum

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Raşit Tunca Board
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-11-2026, 12:26 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS