<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Board - Kıyamet ve Alametleri Hakkında]]></title>
		<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Board - https://xn--rait-65a.tunca.at]]></description>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 17:38:13 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[“Öyle Bir Zaman Gelecek ki” Hadisleri]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=37259</link>
			<pubDate>Wed, 23 Apr 2025 07:09:12 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=37259</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Öyle Bir Zaman Gelecek ki” Hadisleri</span></span><br />
<br />
Peygamber (sa.s.) Efendimiz’in ahir zamanda gerçekleşeceğini haber verdiği fitneler nelerdir? “Öyle bir zaman gelecek ki” diye başlayan hadisler...<br />
<br />
Allah Rasûlü  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, âhir zamanda gerçekleşecek bazı fitne ve fesatları haber vererek ümmetinin bu konuda dikkatli davranmasını istemişlerdir.<br />
“Öyle Bir Zaman Gelecek ki...”<br />
<br />
Kıyâmetin habercileri diyebileceğimiz bu nevî fitneleri beyân eden hadîs-i şerîflerin bir kısmı şöyledir:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki fâiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan (Ebû Dâvûd’un bir rivâyetinde “buharı” şeklinde geçmektedir.) bulaşacak.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 3/3331, Ayrıca bkz. Nesâî, Büyû’, 2/4452; İbn-i Mâce, Ticârât, 58; Ahmed, IV, 494; Beyhakî, Sünen, IV, 275.<br />
<br />
“Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7, 23)<br />
<br />
“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hâin sayılacak, hâinlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği hâlde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği hâlde yemin edecek.<br />
<br />
İnsanların dünya (nîmetlerinden en fazla istifâde ederek) en mes’ûd olanı, Allâh’a ve Rasûl’üne îmân etmeyen alçak oğlu alçak olacak!” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemî, VII, 283)<br />
<br />
“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 280)<br />
“Zaaf da Nedir, Ey Allâh’ın Rasûlü?”<br />
<br />
Hazret-i Sevban -radıyallâhu anh- anlatıyor:<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“–Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına dâvet ettiği gibi, birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır!” buyurmuşlardı.<br />
<br />
Orada bulunanlardan biri:<br />
<br />
“–O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu.<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“–Hayır, bilâkis o gün siz çok olacaksınız. Lâkin sizler, bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular.<br />
<br />
“–Zaaf da nedir, ey Allâh’ın Rasûlü?” denildi.<br />
<br />
“–Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmama duygusu!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Melâhim, 5/4297; Ahmed, V, 278)<br />
<br />
Hadîs-i şerîften anladığımıza göre; İslâm düşmanları, müslümanların kuvvetlerini kırmak, onları bölüp parçalamak ve neticede yok etmek için birbirleri­ni iş birliği yapmaya dâvet edeceklerdir. Bunu da, sofrasına adam dâvet eden bir sofra sahibinin rahatlığı içinde yapacaklardır. Yani nasıl ki onlar için kendi sofralarına oturup yemek gayet kolay bir işse, kâfirlerin İslâm’a karşı ittifak çağrısın­da bulunup müslümanların canlarına kastetmeleri, topraklarına musallat olup zenginliklerini sömürmeleri de o derece kolay olacaktır.<br />
<br />
Onları bu kadar cür’etlendiren şey ise, müslümanların azlığı değil, aksine onların îman ve takvâ bakımından zayıflığı ve dün­yaya aşırı düşkünlükleri olacaktır. Çünkü ölümden korkan ve dünyaya fazlaca düşkün olan kimse, fedakârlıkta bulunamaz, zorluklara katlanamaz, canı ve malı ile yapması gereken cihâdı ihmal eder. Böyle olunca müslümanlar, eskiden olduğu gibi düşmanlarının kalbine korku salan heybeti kaybederler. Dolayısıyla İslâm düşmanları, artık müslümanlardan korkmaz ve çekinmez olurlar.<br />
“Siz Öyle Günlerle Karşılaşacaksınız ki Her Yeni Gün, Giden Günden Daha Kötü Olacak”<br />
<br />
Zübeyr bin Adiy -rahmetullâhi aleyh- anlatıyor:<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikâyet ettik.<br />
<br />
“–Sabredin!” buyurdu. Sonra da sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
“–Siz öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, giden günden daha kötü olacak. Bu hâl, Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhârî, Fiten, 6; Tirmizî, Fiten, 35/2206)<br />
“Beş Şey Vardır ki, Onlarla Mübtelâ Olduğunuzda, Ben Sizin O Şeylere Erişmenizden Allâh’a Sığınırım”<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anh- şöyle der:<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bize yönelerek şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ey Muhâcirler cemaati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olduğunuzda, ben sizin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır:<br />
<br />
    Bir milletin içinde zinâ, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlakâ içlerinde vebâ hastalığı ve onlardan önce yaşamış milletlerde görülmemiş başka hastalıklar yayılır.<br />
    Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet, mutlakâ kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılır.<br />
    Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet, mutlakâ yağmurdan mahrum bırakılır (kuraklıkla cezalandırılır) ve hayvanları olmasa onlara yağmur yağdırılmaz.<br />
    Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûl’ünün ahdini (yaptığı anlaşmaları ve Sünnet’ini) terk eden her milletin başına, Allah mutlakâ kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve düşman, o milletin elindekilerin bir kısmını alır.<br />
    İdarecileri Allâh’ın Kitâbı ile amel etmeyip, indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe, Allah onların hesâbını kendi aralarında görür (fitne, fesat ve anarşi belâsına mâruz kalırlar).” (İbn-i Mâce, Fiten, 22; Hâkim, IV, 583/8623; Beyhakî, Şuab, III, 197)<br />
<br />
“İşlerini Kadınlara Veren Bir Toplum Kesinlikle Felâha Eremez!”<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“(İdarecilik ve hâkimlik gibi) işlerini kadınlara veren bir toplum kesinlikle felâha eremez!” (Buhârî, Meğâzî, 82)<br />
<br />
“İdarecileriniz hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz cömert kimselerse, işlerinizi aranızda istişâre ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü, altından hayırlıdır.<br />
<br />
Eğer idarecileriniz şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Fiten, 78/2266)<br />
<br />
Zira böyle bir toplumda artık dînin emirlerini ikāme imkânı kalmaz…<br />
“Ümmetim On Beş Şeyi Yapmaya Başlayınca Ona Büyük Belânın Gelmesi Vâcip Olur!”<br />
<br />
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- anlatıyor:<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün:<br />
<br />
“–Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı.<br />
<br />
Yanındakiler:<br />
<br />
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle sıraladı:<br />
<br />
“1. Ganimet (yani millî servet, fakir-fukarâya uğramadan sadece zengin ve mevkî sahibi kimseler arasında) tedâvül eden bir metâ hâline geldiği,<br />
<br />
    Emanet, ganimet gibi görülüp hıyânet edildiği,<br />
    Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve kayıp olarak telâkkî edildiği,<br />
    Kişi, (gayr-i meşrû işlerde) kadınına itaat ettiği,<br />
    Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu,<br />
<br />
6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu hâlde babasına kaba davrandığı,<br />
<br />
    Mescitlerde sesler yükseldiği (huşû kaybolduğu),<br />
    Bir milletin idarecisi en alçakları olduğu, (Nitekim bu, zaman zaman dünyanın muhtelif devletlerinde görülebilen bir hâdisedir.)<br />
    Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği,<br />
    Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği,<br />
    İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği,<br />
<br />
13-14. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı, (Günümüzde sanat, bale, konser vb. adlar altında; bar, gazino ve benzeri salonlarda ve hattâ radyo, televizyon gibi çeşitli mecrâlarda -maalesef- çok yaygın hâldedir.)<br />
<br />
    Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere lânet ettiği zaman, (Günümüzde bazı gâfillerin ecdâdımız Osmanlı’ya ve geçmiş İslâm âlimlerine buğz etmesi gibi.)<br />
<br />
İşte o zaman, (mü’minlerin ruhlarını kabzeden) kızıl rüzgârı, yere batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi, (Bkz. Tirmizî, Fiten, 38/2210.) zelzeleyi ve gökten taş yağmasını bekleyin.<br />
<br />
Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmet zuhûr eder ve bunlar, ipi kopan eski bir gerdanlığın ardı ardına düşen taneleri gibi birbirini takip ederler.” (Tirmizî, Fiten, 38/2211.)<br />
<br />
Gaybı ancak Allah bilir. Herhâlde bunlar, kıyâmete yaklaştıkça şerrin iyice artması neticesinde vukū bulacak alâmetlerdir.<br />
“Yakında Öyle Bir Fitne Zuhûr Edecek Ki Ondan Kişiyi Ancak Allah Teâlâ Kurtarır”<br />
<br />
Hadîs-i şerîfte buyrulur:<br />
<br />
“Yakında öyle bir fitne zuhûr edecek ki ondan kişiyi ancak Allah Teâlâ kurtarır, bir de boğulmak üzere olan kişinin duâsı gibi bir duâ…” (Beyhakî, Şuab, II, 367/1077)<br />
<br />
Huzeyfe -radıyallâhu anh- da şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zaman ancak denizde boğulmak üzere olan biri gibi duâ eden kişi kurtulabilecektir.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VI, 22/29173; Hâkim, IV, 471/8308)<br />
“Bir Gün Gelecek, İnsanlar Medîne’yi, En Hayırlı Ve Güzel Hâlindeyken Terk Edip Gidecekler”<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bir gün gelecek, insanlar Medîne’yi, en hayırlı ve güzel hâlindeyken terk edip gidecekler; orada sadece vahşî hayvanlar ve kuşlar kalacaktır.<br />
<br />
Dünyada en son ölecek kimseler, Müzeyne kabilesinden iki çobandır. Medîne’ye girmek isteyerek koyunlarına seslenirler. Ancak orayı ıpıssız, vahşî hayvanlarla dolu olarak bulurlar. Onlar da Vedâ Tepesi’ne gelince yüzüstü düşüp ölürler.” (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 5; Müslim, Hac, 498, 499; Muvatta, Câmî, 8)<br />
“Mehdî, Benim Neslimdendir”<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Mehdî, benim neslimden, Fâtıma’nın evlâdından olacak!” (Ebû Dâvûd, Mehdî, 1/4284; İbn-i Mâce, Fiten, 34)<br />
<br />
“Mehdî benim neslimdendir; alnı geniş, burnu incedir. Dünya zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, o adâletle dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.” (Ebû Dâvûd, Mehdî, 1/4286, Ayrıca bkz. M. Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi, II, 159.)<br />
<br />
Bu hadîs-i şerîflerde bildirilen pek çok alâmetin ya kendileri veya benzerleri gerçekleşmiştir. Fakat kıyâmetin vakti kesin olarak bilinemeyeceği için, bu alâmetlerin daha şiddetli olanlarının zamanla vukū bulması da mümkündür. Bu sebeple mü’minler olarak her zaman tedbirli ve uyanık olup âhirete daha iyi hazırlanmaya gayret etmemiz elzemdir.<br />
<br />
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ve İhsan</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Öyle Bir Zaman Gelecek ki” Hadisleri</span></span><br />
<br />
Peygamber (sa.s.) Efendimiz’in ahir zamanda gerçekleşeceğini haber verdiği fitneler nelerdir? “Öyle bir zaman gelecek ki” diye başlayan hadisler...<br />
<br />
Allah Rasûlü  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, âhir zamanda gerçekleşecek bazı fitne ve fesatları haber vererek ümmetinin bu konuda dikkatli davranmasını istemişlerdir.<br />
“Öyle Bir Zaman Gelecek ki...”<br />
<br />
Kıyâmetin habercileri diyebileceğimiz bu nevî fitneleri beyân eden hadîs-i şerîflerin bir kısmı şöyledir:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki fâiz yemeyen hiç kimse kalmayacak! Kişi doğrudan yemese bile ona tozundan (Ebû Dâvûd’un bir rivâyetinde “buharı” şeklinde geçmektedir.) bulaşacak.” (Ebû Dâvûd, Büyû, 3/3331, Ayrıca bkz. Nesâî, Büyû’, 2/4452; İbn-i Mâce, Ticârât, 58; Ahmed, IV, 494; Beyhakî, Sünen, IV, 275.<br />
<br />
“Öyle bir zaman gelir ki kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7, 23)<br />
<br />
“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hâin sayılacak, hâinlere güvenilecek. Kişi kendisinden şahitlik etmesi istenmediği hâlde şahitlik edecek, yemin etmesi istenmediği hâlde yemin edecek.<br />
<br />
İnsanların dünya (nîmetlerinden en fazla istifâde ederek) en mes’ûd olanı, Allâh’a ve Rasûl’üne îmân etmeyen alçak oğlu alçak olacak!” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, XXIII, 314; Heysemî, VII, 283)<br />
<br />
“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 280)<br />
“Zaaf da Nedir, Ey Allâh’ın Rasûlü?”<br />
<br />
Hazret-i Sevban -radıyallâhu anh- anlatıyor:<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“–Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına dâvet ettiği gibi, birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır!” buyurmuşlardı.<br />
<br />
Orada bulunanlardan biri:<br />
<br />
“–O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu.<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“–Hayır, bilâkis o gün siz çok olacaksınız. Lâkin sizler, bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular.<br />
<br />
“–Zaaf da nedir, ey Allâh’ın Rasûlü?” denildi.<br />
<br />
“–Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmama duygusu!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Melâhim, 5/4297; Ahmed, V, 278)<br />
<br />
Hadîs-i şerîften anladığımıza göre; İslâm düşmanları, müslümanların kuvvetlerini kırmak, onları bölüp parçalamak ve neticede yok etmek için birbirleri­ni iş birliği yapmaya dâvet edeceklerdir. Bunu da, sofrasına adam dâvet eden bir sofra sahibinin rahatlığı içinde yapacaklardır. Yani nasıl ki onlar için kendi sofralarına oturup yemek gayet kolay bir işse, kâfirlerin İslâm’a karşı ittifak çağrısın­da bulunup müslümanların canlarına kastetmeleri, topraklarına musallat olup zenginliklerini sömürmeleri de o derece kolay olacaktır.<br />
<br />
Onları bu kadar cür’etlendiren şey ise, müslümanların azlığı değil, aksine onların îman ve takvâ bakımından zayıflığı ve dün­yaya aşırı düşkünlükleri olacaktır. Çünkü ölümden korkan ve dünyaya fazlaca düşkün olan kimse, fedakârlıkta bulunamaz, zorluklara katlanamaz, canı ve malı ile yapması gereken cihâdı ihmal eder. Böyle olunca müslümanlar, eskiden olduğu gibi düşmanlarının kalbine korku salan heybeti kaybederler. Dolayısıyla İslâm düşmanları, artık müslümanlardan korkmaz ve çekinmez olurlar.<br />
“Siz Öyle Günlerle Karşılaşacaksınız ki Her Yeni Gün, Giden Günden Daha Kötü Olacak”<br />
<br />
Zübeyr bin Adiy -rahmetullâhi aleyh- anlatıyor:<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikâyet ettik.<br />
<br />
“–Sabredin!” buyurdu. Sonra da sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
“–Siz öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, giden günden daha kötü olacak. Bu hâl, Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhârî, Fiten, 6; Tirmizî, Fiten, 35/2206)<br />
“Beş Şey Vardır ki, Onlarla Mübtelâ Olduğunuzda, Ben Sizin O Şeylere Erişmenizden Allâh’a Sığınırım”<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radıyallâhu anh- şöyle der:<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bize yönelerek şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ey Muhâcirler cemaati! Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olduğunuzda, ben sizin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır:<br />
<br />
    Bir milletin içinde zinâ, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlakâ içlerinde vebâ hastalığı ve onlardan önce yaşamış milletlerde görülmemiş başka hastalıklar yayılır.<br />
    Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet, mutlakâ kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılır.<br />
    Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet, mutlakâ yağmurdan mahrum bırakılır (kuraklıkla cezalandırılır) ve hayvanları olmasa onlara yağmur yağdırılmaz.<br />
    Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûl’ünün ahdini (yaptığı anlaşmaları ve Sünnet’ini) terk eden her milletin başına, Allah mutlakâ kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder ve düşman, o milletin elindekilerin bir kısmını alır.<br />
    İdarecileri Allâh’ın Kitâbı ile amel etmeyip, indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe, Allah onların hesâbını kendi aralarında görür (fitne, fesat ve anarşi belâsına mâruz kalırlar).” (İbn-i Mâce, Fiten, 22; Hâkim, IV, 583/8623; Beyhakî, Şuab, III, 197)<br />
<br />
“İşlerini Kadınlara Veren Bir Toplum Kesinlikle Felâha Eremez!”<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“(İdarecilik ve hâkimlik gibi) işlerini kadınlara veren bir toplum kesinlikle felâha eremez!” (Buhârî, Meğâzî, 82)<br />
<br />
“İdarecileriniz hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz cömert kimselerse, işlerinizi aranızda istişâre ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü, altından hayırlıdır.<br />
<br />
Eğer idarecileriniz şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Fiten, 78/2266)<br />
<br />
Zira böyle bir toplumda artık dînin emirlerini ikāme imkânı kalmaz…<br />
“Ümmetim On Beş Şeyi Yapmaya Başlayınca Ona Büyük Belânın Gelmesi Vâcip Olur!”<br />
<br />
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- anlatıyor:<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün:<br />
<br />
“–Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı.<br />
<br />
Yanındakiler:<br />
<br />
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular.<br />
<br />
Rasûlullah  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle sıraladı:<br />
<br />
“1. Ganimet (yani millî servet, fakir-fukarâya uğramadan sadece zengin ve mevkî sahibi kimseler arasında) tedâvül eden bir metâ hâline geldiği,<br />
<br />
    Emanet, ganimet gibi görülüp hıyânet edildiği,<br />
    Zekât, ibadet olarak görülmeyip büyük bir yük ve kayıp olarak telâkkî edildiği,<br />
    Kişi, (gayr-i meşrû işlerde) kadınına itaat ettiği,<br />
    Kişi, annesine karşı itaatsizlikte bulunduğu,<br />
<br />
6-7. Kişi, arkadaşına iyilikte bulunduğu hâlde babasına kaba davrandığı,<br />
<br />
    Mescitlerde sesler yükseldiği (huşû kaybolduğu),<br />
    Bir milletin idarecisi en alçakları olduğu, (Nitekim bu, zaman zaman dünyanın muhtelif devletlerinde görülebilen bir hâdisedir.)<br />
    Bir kişiye şerrinden korkularak hürmet edildiği,<br />
    Çeşitli isimlerle îmâl edilen içkilerin serbestçe içildiği,<br />
    İpek elbiselerin erkekler tarafından giyildiği,<br />
<br />
13-14. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletlerine alâka arttığı, (Günümüzde sanat, bale, konser vb. adlar altında; bar, gazino ve benzeri salonlarda ve hattâ radyo, televizyon gibi çeşitli mecrâlarda -maalesef- çok yaygın hâldedir.)<br />
<br />
    Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere lânet ettiği zaman, (Günümüzde bazı gâfillerin ecdâdımız Osmanlı’ya ve geçmiş İslâm âlimlerine buğz etmesi gibi.)<br />
<br />
İşte o zaman, (mü’minlerin ruhlarını kabzeden) kızıl rüzgârı, yere batışı veya domuz ve maymunlara çevrilmeyi, (Bkz. Tirmizî, Fiten, 38/2210.) zelzeleyi ve gökten taş yağmasını bekleyin.<br />
<br />
Ondan sonra birbiri ardınca pek çok alâmet zuhûr eder ve bunlar, ipi kopan eski bir gerdanlığın ardı ardına düşen taneleri gibi birbirini takip ederler.” (Tirmizî, Fiten, 38/2211.)<br />
<br />
Gaybı ancak Allah bilir. Herhâlde bunlar, kıyâmete yaklaştıkça şerrin iyice artması neticesinde vukū bulacak alâmetlerdir.<br />
“Yakında Öyle Bir Fitne Zuhûr Edecek Ki Ondan Kişiyi Ancak Allah Teâlâ Kurtarır”<br />
<br />
Hadîs-i şerîfte buyrulur:<br />
<br />
“Yakında öyle bir fitne zuhûr edecek ki ondan kişiyi ancak Allah Teâlâ kurtarır, bir de boğulmak üzere olan kişinin duâsı gibi bir duâ…” (Beyhakî, Şuab, II, 367/1077)<br />
<br />
Huzeyfe -radıyallâhu anh- da şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zaman ancak denizde boğulmak üzere olan biri gibi duâ eden kişi kurtulabilecektir.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VI, 22/29173; Hâkim, IV, 471/8308)<br />
“Bir Gün Gelecek, İnsanlar Medîne’yi, En Hayırlı Ve Güzel Hâlindeyken Terk Edip Gidecekler”<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bir gün gelecek, insanlar Medîne’yi, en hayırlı ve güzel hâlindeyken terk edip gidecekler; orada sadece vahşî hayvanlar ve kuşlar kalacaktır.<br />
<br />
Dünyada en son ölecek kimseler, Müzeyne kabilesinden iki çobandır. Medîne’ye girmek isteyerek koyunlarına seslenirler. Ancak orayı ıpıssız, vahşî hayvanlarla dolu olarak bulurlar. Onlar da Vedâ Tepesi’ne gelince yüzüstü düşüp ölürler.” (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 5; Müslim, Hac, 498, 499; Muvatta, Câmî, 8)<br />
“Mehdî, Benim Neslimdendir”<br />
<br />
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Mehdî, benim neslimden, Fâtıma’nın evlâdından olacak!” (Ebû Dâvûd, Mehdî, 1/4284; İbn-i Mâce, Fiten, 34)<br />
<br />
“Mehdî benim neslimdendir; alnı geniş, burnu incedir. Dünya zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, o adâletle dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.” (Ebû Dâvûd, Mehdî, 1/4286, Ayrıca bkz. M. Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi, II, 159.)<br />
<br />
Bu hadîs-i şerîflerde bildirilen pek çok alâmetin ya kendileri veya benzerleri gerçekleşmiştir. Fakat kıyâmetin vakti kesin olarak bilinemeyeceği için, bu alâmetlerin daha şiddetli olanlarının zamanla vukū bulması da mümkündür. Bu sebeple mü’minler olarak her zaman tedbirli ve uyanık olup âhirete daha iyi hazırlanmaya gayret etmemiz elzemdir.<br />
<br />
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ve İhsan</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz, dedikleri hadisleri yazar mısınız?]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=35733</link>
			<pubDate>Sat, 22 Feb 2025 13:53:23 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=35733</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz, dedikleri hadisleri yazar mısınız?</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşimiz,<br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9, Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.)<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: 'Herhalde savaşı ben kazanacağım.' der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
    "'Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!' derler. Müslümanlar da: 'Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz.' derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar: 'Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!'" <br />
<br />
    "Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35)<br />
<br />
    Hadisin bir başka veçhinde:<br />
<br />
    "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)<br />
<br />
Selam ve dua ile...<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sorularla İslamiyet</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz, dedikleri hadisleri yazar mısınız?</span></span><br />
<br />
Değerli kardeşimiz,<br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9, Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.)<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: 'Herhalde savaşı ben kazanacağım.' der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
    "'Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!' derler. Müslümanlar da: 'Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz.' derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar: 'Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!'" <br />
<br />
    "Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35)<br />
<br />
    Hadisin bir başka veçhinde:<br />
<br />
    "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)<br />
<br />
Selam ve dua ile...<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sorularla İslamiyet</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Küçük ve Büyük Kıyamet Alametleri]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=34012</link>
			<pubDate>Thu, 26 Dec 2024 03:38:46 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=34012</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Küçük ve Büyük Kıyamet Alametleri</span></span><br />
<br />
“Onlar Kıyamet Zamanının<br />
Ansızın Başlarına Gelmesinden Başka Bir Şey mi Bekliyorlar?<br />
Onun Alâmetleri Gerçekten Gelmiştir.”<br />
(Muhammed: 18)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KIYAMETİN KÜÇÜK ALÂMETLERİ</span></span><br />
<br />
 <br />
<br />
“Kıyamet alâmetleri bir tek ipe dizilmiş boncuklar gibidir.<br />
İp kopmuştur.<br />
Bunlar birbirini takip edeceklerdir.”<br />
(Câmiu’s-sağîr: 3030)<br />
<br />
 <br />
<br />
Kıyametin yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler vardır.<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime’lerde ihtar mahiyetinde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” (Necm: 57)<br />
<br />
Kâinatın ömrüne nisbetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye “Âzife” denilmiştir.<br />
<br />
“Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onun alâmetleri gerçekten gelmiştir.” (Muhammed: 18)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hâtemü’l-enbiyâ olarak gönderilmesi kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Sehl bin Sa’d -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek şöyle buyurdular:<br />
<br />
“Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim.” (Buhârî, Rikâk 39 - Müslim: 2950)<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını, bu müthiş saatin ne zaman geleceğini Allah-u Teâlâ’dan başka kimse bilmez. Kesin olarak bilinen, alâmetleri zuhur etmeden kopmayacağıdır. Birisi zuhur edince, diğerleri birbiri ardından ortaya çıkar.<br />
<br />
Nitekim Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet alâmetleri bir tek ipe dizilmiş boncuklar gibidir. İp kopmuştur. Bunlar birbirini takip edeceklerdir.” (Câmiu’s-sağîr: 3030)<br />
<br />
Görülüyor ki kıyamet iyice yaklaşmıştır.<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Küçük Alâmetlerinden Bazıları:<br />
<br />
Kıyamet kopmadan önce küçük alâmetler bir bir meydana çıkacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şerif’lerde belirtilen küçük alâmetlerin başlıcaları hülâsa olarak şunlardır:<br />
<br />
• İlmin ortadan kalkıp cehâletin yerleşmesi,<br />
<br />
• Zinânın alenî hâle gelmesi,<br />
<br />
• Sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması,<br />
<br />
• Oyun ve çalgı âletlerinin ortaya çıkması ve yaygınlaşması,<br />
<br />
• Câriyenin (köle kadının) efendisini doğurması,<br />
<br />
• Çobanların zenginleşerek bina yapmakta yarışması,<br />
<br />
• Zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servetin çoğalması,<br />
<br />
• Aynı dâvâyı güden iki büyük topluluğun birbirleriyle savaşması,<br />
<br />
• Adam öldürme hadiselerinin fazlalaşması,<br />
<br />
• Emanetin ganimet bilinmesi,<br />
<br />
• Elli kadına bir erkek düşecek şekilde erkek nüfusunun azalması,<br />
<br />
• Müslümanların kıldan ayakkabı giyen, küçük gözlü ve geniş yüzlü insan gruplarıyla savaşması,<br />
<br />
• İnsanların hayatlarından bıkarak ölülere gıpta etmesi,<br />
<br />
• Peygamber olduğunu iddiâ eden otuza yakın deccalin türemesi,<br />
<br />
• “Allah” veya “Lâ ilâhe illâllah” diyen bir kimsenin kalmaması.<br />
<br />
 <br />
<br />
Yine Hadis-i şerif’lerin ifadelerine göre kıyamet alâmetleri şöyle gelişecektir:<br />
<br />
• Kur’an-ı kerim’in önemi insanlar tarafından unutulacak,<br />
<br />
• Cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek,<br />
<br />
• Namaz kılınmayacak,<br />
<br />
• Zekât angarya kabul edilecek,<br />
<br />
• Fâiz yemeyen kimse kalmayacak,<br />
<br />
• Büyük bir bereketsizlik olacak,<br />
<br />
• Gasp hadiseleri çoğalacak,<br />
<br />
• Liderliğe elverişli kişiler azalacak,<br />
<br />
• Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler idareci olup başa geçecek,<br />
<br />
• Fâsıklar toplumun efendisi hâline gelecek,<br />
<br />
• Ahmak ve alçaklar dünyanın en mutlu insanları olacak,<br />
<br />
• Anne-babaya isyan edilip erkekler hanımlarının emrine girecek,<br />
<br />
• Akrabalık bağları kesilecek,<br />
<br />
• Sonra gelenler geçmişlerine lânet okuyacak,<br />
<br />
• Akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak; sabah mümin olarak kalkan kişi akşam kâfir olacak,<br />
<br />
• Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek,<br />
<br />
• Kitapların sayısı artacak,<br />
<br />
• Başa geçen âmirler halka zulmedecek,<br />
<br />
• Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek,<br />
<br />
• Ticareti dürüst olmayan kimseler ele geçirecek,<br />
<br />
• İş ehil olmayanlara verilecek,<br />
<br />
• Emanet kelepir kabul edilecek,<br />
<br />
• Aza kanaat edilmeyecek, çok ile de doyulmayacak,<br />
<br />
• Yağmurlar yıldırımlar çoğalacak,<br />
<br />
• Zelzeleler artacak,<br />
<br />
• Madenler yok olacak,<br />
<br />
• Mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek,<br />
<br />
• İnsanlar mescidlerle birbirine karşı övünecekler,<br />
<br />
• Câhiller aynı zamanda dürüst olmayan zâhidler türeyecek,<br />
<br />
• Sadece din dışı ilimler öğrenilecek,<br />
<br />
• Âni ölümler çoğalacak,<br />
<br />
• Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetinecek,<br />
<br />
• Kadınlar her hususta ön plâna çıkarılacak,<br />
<br />
• Erkekler kadınlara benzemeye çalışacak,<br />
<br />
• Açıklık çıplaklık yayılacak,<br />
<br />
• Fuhuş ve hayâsızlık çoğalacak...<br />
<br />
 <br />
Cebrâil Aleyhisselâm’ın Soruları:<br />
<br />
Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre, şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Günün birinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in huzurunda bulunduğumuz sırada aniden bir adam çıkageldi. Elbisesi bembeyaz, saçları simsiyahtı, üzerinde hiçbir yolculuk eseri görülmüyordu. Hiçbirimiz onu tanımıyorduk.<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in önüne oturdu, dizlerini dizlerine dayadı, ellerini iki dizinin üzerine koydu ve: “Yâ Muhammed! İslâm nedir, bana söyle!” dedi.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resul’ü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yoluna gücün yeterse Beytullah’a haccetmendir.” buyurdu.<br />
<br />
O yabancı adam: “Doğru söylüyorsun!” dedi. “Hem soruyor hem de tasdik ediyor.” diye hayret ettik.<br />
<br />
Sonra: “İman nedir, bana söyle!” dedi.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm da:<br />
<br />
“İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere yani hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmandır.” buyurdu.<br />
<br />
O adam yine: “Doğru söylüyorsun!” dedi. Devamla: “İhsan nedir?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“İhsan, Allah’a sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremiyorsan da O seni görüyor.” buyurdu.<br />
<br />
O yine: “Doğru söylüyorsun!” dedi. Sonra: “Kıyametin ne zaman kopacağını bana haber ver!” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir.” buyurdu.<br />
<br />
“O halde bana alâmetlerinden haber ver!” deyince Resulullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Câriyenin efendisini doğurması, yalın ayak, üstü çıplak ve fakir koyun çobanlarının yüksek binalar yapmakta birbirleriyle yarışmalarını görmendir.”<br />
<br />
Sonra o yabancı kimse çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. Sonra Resulullah Aleyhisselâm bana:<br />
<br />
“Yâ Ömer! Sual soran bu zâtın kim olduğunu biliyor musun?” buyurdu.<br />
<br />
“Allah ve Resul’ü bilir.” dedim.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“O Cebrâil idi. Size dininizi öğretmeye geldi.”” (Müslim: 8 - İbn-i Mâce: 63)<br />
<br />
Bedevîler ve fakirler servet sahibi olacaklar ve yüksek apartmanlar yaptırmakta birbirleriyle yarış edecekler ve bu binalarla övüneceklerdir.<br />
<br />
Nitekim bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“İnsanlar bina yapmakta birbirleriyle yarışmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhârî)<br />
<br />
Şimdi olduğu gibi. Çünkü âhirzamanda meşhur olan bina ile zinadır. Bu da bereketsizliktendir.<br />
<br />
 <br />
Önce Küçük Alâmetler Zuhur Edecektir:<br />
<br />
Öyle bir zamana geldik ki, bütün kötülüklerin bir bir ortaya çıktığı seyyiat zamanını yaşıyoruz.<br />
<br />
Ve kıyametin küçük alâmetleri bir bir çıkmaya, zuhur etmeye başlamıştır. Ve bu hal son deccale kadar devam edecektir.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Ümmetim üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslâm’ın yalnız ismi, imanın resmi, Kur’an’dan ise harf ve hurufat kalacak.<br />
<br />
Gayretleri mideleri, dinleri para, kıbleleri karıları olacak. Onlar aza kanaat etmeyecekler, çok ile de doymayacaklar.”<br />
<br />
İnsanlar bu hâle geldiği zaman bunlar zuhur edecek ve çeşitli ibtilâlara maruz kalacaklar. Bunun içindir ki içki, kumar, fuhuş, faiz, denize çırılçıplak girilmesi, futbol gibi ve buna mümasil küfür âdetlerinin yerleşmesi, bunların yaygınlaşması, hakikatin kalkması ile artık insanlar her şeye müstehak olmuş demektir.<br />
<br />
Halk çok bunalacak. Bunun da sebebi küfre boyun eğmeleridir. Bu isyanlarının cezalarını göreceklerdir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bir Hadis-i kudsi’de buyurur ki:<br />
<br />
“Benim cinlerle ve insanlarla önemli bir hadisem var! Ben yaratıyorum, benden başkasına ibadet ediliyor! Ben rızıklandırıyorum, benden başkasına şükrediliyor.” (Taberânî)<br />
<br />
İşte bugün medeniyet adı altında kâfir ve münafıkların bu kadar ileri gitmelerine sebep; kadınların çılgın, erkeklerin sarhoş, orta tabakanın şaşkın, zenginlerin azgın oluşundan ve halkın da bölücülerin peşinden koşuşundandır. Allah-u Teâlâ da azap üstüne azap indiriyor.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki gayretleri mideleri, şerefleri servetleri, kıbleleri karıları, dinleri dirhemleri ve dinarları olacak. Onlar mahlûkatın en şerlileridir ve onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.” (Deylemî)<br />
<br />
Böyle zamanda böyle insanlar gelecek ve insanlar da böyle cezalanacak.<br />
<br />
Dünya cezaları böyle olduğu gibi, ahiretteki cezaları da ebedî cehennemde kalmalarıdır.<br />
<br />
Hak ve hakikatten saptıkları için başlarına bu belâlar gelecek. Başlarındaki âmirler de öyle olacak.<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Fuhuş ve ahlâksızlık açıkça yapılıncaya ve dirhem ile dinara tapılıncaya kadar, şöyle şöyle oluncaya kadar kıyamet kopmaz.” (Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
Bütün bu Hadis-i şerif’ler kıyametin küçük alâmetlerinin bir bir zuhur ettiğini göstermektedir.<br />
<br />
 <br />
İlmin Ortadan Kalkıp Cehâletin Yerleşmesi:<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İlmin kalkması, bilgisizliğin yerleşmesi, çeşitli içkilerin içilmesi, zinanın aleni yapılması elbet kıyamet alâmetlerindendir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 71)<br />
<br />
Zaten ilmin kalkmasından sonra bütün bu haller türedi ve zuhur etti. Bütün bunlar küçük alâmetlerdir.<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İlmin azalması, bilgisizliğin çoğalması, fuhşun alana çıkması, kadınların çoğalması, elli kadına bir erkek düşecek kadar erkeklerin azalması kıyamet alâmetlerindendir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 72)<br />
<br />
Yetişen âlimler sırf dünyalık elde etmek için yetişti, hakiki âlim yetişmedi.<br />
<br />
Zamanımızda Allah için tahsil yapan yok, memuriyet alayım ve geçineyim tahsili var.<br />
<br />
İlmin olmayışı ve kötü âlimlerin sebebiyle insanları irşad ve ikaz eden olmayacak. Dolayısı ile fuhuş da alenen olacak.<br />
<br />
Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zâyi olacak. Sayı itibarı ile elli kadın bir erkeğin himayesine girecek. Önümüzdeki harpler Allah-u âlem bunu gösteriyor.<br />
<br />
Üçüncü dünya harbi bir âfâttır. Çinlilerin istilası ise bir helâkiyettir.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivâyet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Allah-u Teâlâ ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla çekip almaz. Lâkin âlimleri, ilimleri ile beraber cemiyet içinden alır, ruhlarını kabzeder. Artık kara câhil bir zümre kalır. Halk bunlardan dini ihtiyaçlarını sorarlar, onlar da (Âyet, Hadis gözetmeden) kendi düşünce ve arzularına göre fetva verip, hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.” (Buhârî Tecrîd-i sarîh: 2174)<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bid’at sahibi, mânen küçük kişilerin yanında ilim aramak, kıyamet alâmetlerindendir.” (Câmiu’s-sağîr: 2475)<br />
<br />
Halk mânen boş olduğu için boş lâfları satın almaktadırlar.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Dünyaya karşı zühd dilde kalmadıkça, takvâ da yapmacık hâline gelmedikçe kıyamet kopmaz.” (Câmiu’s-sağîr: 9856)<br />
<br />
Nice müttaki görünen kimseler vardır ki, uzaktan baktığın zaman onu müslümanların en ön safında görürsünüz, fakat takvâ içine nüfuz etmemiştir.<br />
<br />
Abdullah bir Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştı. Halbuki insanların dünyaya karşı ancak hırsları artıyor, Allah’tan uzaklaşıyorlar.” (Hâkim)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif’lere bakan bir ayna gibi kendisini görür, ona göre kendisini ayarlar.<br />
<br />
 <br />
Gök Kubbe Altındaki En Şerli Kişiler:<br />
<br />
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslâm’ın yalnız ismi, Kur’an’ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.<br />
<br />
Onların âlimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir.” (Beyhakî)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bugünkü mescidleri olduğu gibi görmüşler. Kubbeli kubbeli camiler, yeşil yeşil halılar ne kadar güzel, ne kadar imarlı, fakat içinde adam yok.<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’lerinde de buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar mescidlerle birbirine karşı övünmedikçe kıyamet kopmaz.” (Nesâi)<br />
<br />
“Ben daha güzel cami yaptım, filân şehir şöyle cami yaptı!..” diyerek, Allah için değil de nam ve şöhret için yapacaklar. Bununla iftihar edecekler.<br />
<br />
Tahareti bilmez, istibraya dikkat etmez, daha camiye girmeden abdesti bozulmuştur, abdestsiz namaz kılar.<br />
<br />
Kimisi hanımının mehrini vermemiştir, öldükten sonra verileceğini zanneder, kendi âilesi ile zina yapar. Ya fâizcidir, ya bölücüdür. Mescidlerin içi adam dolu, fakat hidayetten mahrum.<br />
<br />
Ulemânın durumu ise meydanda. Bunların yaptığı tahribatı hiçbir papaz ve hiçbir kâfir yapamaz. Çünkü onların cephesi var, tedbirini alırsın. Fakat bunlar İslâm gibi göründükleri için, çok büyük tahribat yaparlar. Dinleyenler sözüne inanır, müslümansa İslâm’dan çıkar, kâfir ise zaten küfründe devam eder.<br />
<br />
Halk çoğunlukla nefse uydukları, İslâm’ı yaşamak, emr-i ilâhî’yi tatbik etmek nefislerine zor geldiği için açık kapı aramaktadırlar. Onlar da halkın içindeki bu arzuları bildiklerinden dolayı halkın hoşuna giden fetvâları vererek ifsad ediyorlar, beşeriyeti peşlerinden sürüklemek istiyorlar. Şu kadar var ki kendilerine modern müslüman adını verenler bunların peşindedirler.<br />
<br />
Zaten Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz âhir zaman ulemâsının gökkubbe altındakilerin en şerlileri olacağını çok zaman evvel bildirmişti. Bu gibilere hiç hayret etmeyin. Bu gibi sapıklar, sadece bugün değil, bundan evvel de vardı, bundan sonra da çıkacak. O zaman türediği gibi, bundan sonra da türeyecektir.<br />
<br />
Bu fitneler gökkubbe altındaki en şerli insanlar olan bu zâhirî ulemâdan çıktı. Münâfık âmirlerden de çıktı. Kâfirlerin icraatları ise zaten aleni idi. Ve fakat Allah-u Teâlâ bu fitneyi çıkaranların karşısına, çıkardıkları fitneleri çıkaracaktır. Zira Resulullah Aleyhisselâm’ın bu fitnelerin yine onları bulacağına dair işaretleri bulunuyor.<br />
<br />
Hakiki müctehidler ictihadlarını yürütüyorlardı. Bunlar ise ifsatlarını yürütüyorlar.<br />
<br />
Onun içindir ki gökkubbe altında en şerli insanlardır.<br />
<br />
Gerek fetvacılar, gerek din kurucular ve gerekse âhir zaman uleması, bunların hepsi bu kapsamın içindedir. Şu kadar var ki bu yaptıkları yanlarına kalmayacak. Bu fitneyi fesadı çıkardılar ve fakat yine onlara dönecek ve bunun zararını onlar çekecekler.<br />
<br />
 <br />
Birbirini Takip Eden Alâmetler:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyururlar ki:<br />
<br />
“Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı, emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı, ilim dinden başka gaye için tahsil edildiği, kişi karısına itaat edip annesine âsi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı, mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği, şaraplar içildiği ve bu ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman; işte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler.” (Tirmizî: 2308)<br />
<br />
Hadis-i şerif’in açıklaması:<br />
<br />
“Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı.”<br />
<br />
Devlet malı birkaç şahsın elinde olacak ve bunu istedikleri gibi kullanacaklar. Kim fazla çalarsa o çok rağbet görecek.<br />
<br />
Devleti idare edenler, halka âit malları kendi üzerlerinde toplamaya çalışacaklar, halkın kazancını vergiler vasıtası ile ellerinden alacaklar ve bunu rahatça hem yiyecekler hem de yığacaklar. Kendileri büyük refah içinde yaşayıp halk sıkıntı çekecek.<br />
<br />
Zâlimin zulmü artacak, mazlum ise inleyecek.<br />
<br />
Çünkü onlar Hakk’a yönelmeyecek, halka yönelecek. Her yöneldiği kimse başına kaynar su dökecek. “Yandım!” diyecek, yine ona sokulacak. Niçin? Şaşkın olduğu için.<br />
<br />
Fakat hakikat ehli yine kanaat sebebiyle huzurludur. Onlar halka hiç bir zaman rağbet etmezler, Hazret-i Allah’a ve Resul’üne rağbet ederler. Fakat bunlar da pek azdır.<br />
<br />
“Emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı.”<br />
<br />
Bu kötülük zamanında emanet ganimet bilinecek, onu vermemeye gayret edilecek.<br />
<br />
Binaenaleyh böyle bir zamanda çok tedbirli olmak gerekiyor. Çünkü itimat kalkmıştır. Bunun da sebebi kalpte imanın olmayışıdır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Münâfığın alâmeti üçtür: Söylerse yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edilirse hıyanet eder.” (Buhârî Tecrîd-i sarîh: 31)<br />
<br />
Bundan ötürü bu haller husule gelecek.<br />
<br />
“İlim dinden başka gaye için tahsil edildiği.”<br />
<br />
İlim Allah için değil, memuriyet için, geçim için tahsil edilecek. Görünüşte ilim tahsil ediyor denilecek, fakat menfaat, nam ve şöhret için tahsil edilecek, onların Allah-u Teâlâ ile ilgileri olmayacak.<br />
<br />
“Kişi karısına itaat edip annesine âsi olduğu.”<br />
<br />
İşte böyle bir zamanda amellerinin karşılığı olarak Allah-u Teâlâ onların başına kadın idareciler getirir. Bu kötü icraat onların amelidir.<br />
<br />
“Dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı.”<br />
<br />
Dinden imandan uzaklaşan bir millet, Allah-u Teâlâ’nın her emrini bıraktığı gibi;<br />
<br />
“Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir.” (Ahkâf: 15)<br />
<br />
Emr-i şerif’ini de bırakmıştır. Kalbi tamamen ters döndüğü için, ana-babasına yapamadığını başkalarına yapıyor.<br />
<br />
“Mescidlerde gürültüler başgösterdiği.”<br />
<br />
Gerçek mânâda tâzim ve saygı kalkacak, herkes aklına geleni söyleyecek. Tabii ki bu söylenenlerin hepsi ahkâma mugayir olacak.<br />
<br />
“Fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği.”<br />
<br />
Bu seyyiat zamanı öyle bir devirdir ki, baştakiler hep fâsık ve münafık olacak.<br />
<br />
“Aşağılık adamın milletin lideri olduğu.”<br />
<br />
Halkın içinden asaletsiz, şerefsiz, haysiyetsiz insanlar milletin başına geçecekler. Yani ayak takımı başa, baştakiler ayak altına alınacak.<br />
<br />
“Şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu.”<br />
<br />
O zâlimler başa geldiğinde şerleri çok olacak. Halk korkup menfaatlerinden onlara boyun eğmek zorunda kalacak.<br />
<br />
“Şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği.”<br />
<br />
O zamanda bunlara itibar edilecek. Bütün fuhuş, fenalık, rezalet alenen meydanda olacak ve bunlara rağbet edilecek. Allah-u Teâlâ onlara lânet eder ve hiçbir surette onlara rahmet nazarı ile bakmaz.<br />
<br />
“Ve bu milletin sonunda gelenler, evvel gelenleri lânetlediği.”<br />
<br />
Öyle bozuk bir nesil gelecek ki, o kadar asaletsiz türemeler türeyecek ki, ecdadı ile övünmeyecek de içindeki kötülüğü onlara hamledecek, bu asaletsiz ayak takımı onlara hakaret nazarı ile bakacak.<br />
<br />
Oysa geçen devirler, değil müslümanları, dünyayı hayrete düşüren en güzel hasletlerle dolu idi. Onlar iman, şecaat, cesaret, adalet, fazilet sahibi idiler.<br />
<br />
“İşte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler.”<br />
<br />
Kızıl rüzgâr, yani insanlar bu hale geldikten sonra harp felâketini bekleyin. Allah-u Teâlâ bu vesile ile intikamını alır ve o milletin helâkına vesile olur. Bu azgınlığın cezası böyle olur.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kişinin camiye girip de iki rekât namaz kılmaması, tanıdığı kimselerden başkasına selâm vermemesi ve küçüklerin yaşlılara iş buyurması kıyâmet alâmetlerindendir.” (Câmiu’s-sağîr: 8228)<br />
<br />
Bunlar küçük alâmetlerdir ve bunlar sıra ile geliyor. Bunlardan sonra büyük alâmetler zuhur etmeye başlar.<br />
<br />
•<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştığı zaman taylesan giymek çoğalır. Ticaret artar, mal çoğalır, servet sahibi yüceltilir, fuhuş (her türlü kötülük) çoğalır.<br />
<br />
Çocuklar yönetici olur. Kadınlar çoğalır. Hükümdar zâlim olur. Ölçü ve tartıda hile yapılır.<br />
<br />
O zaman bir adamın köpek yavrusu beslemesi, kendisi için bir evlât büyütmesinden daha hayırlı olacaktır.<br />
<br />
Büyüğe karşı saygı, küçüğe merhamet gösterilmeyecektir.<br />
<br />
Zina mahsulü çocuklar çoğalır; öyle ki yolun ortasında adam kadının üzerine abanır (zina eder).<br />
<br />
O vakitte bulunanların en iyisi: ‘Keşke yoldan ayrılsaydınız!’ derler.<br />
<br />
Kurt (gibi) kalpler üzerine koyun postları giyerler.<br />
<br />
O vakitte bulunanların en iyisi dalkavuk kimse olacaktır.” (Hâkim, Müstedrek; 3/343 - Kenzü’l-Ummâl: 38501)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif’ten işin artık iyice çığırından çıktığı anlaşılıyor.<br />
<br />
Fakir der ki: “Öyle bir zamandayız ki doğana sevinmeyin, ölene üzülmeyin.” İşte o gün bugün.<br />
<br />
 <br />
Karşılıksız Kalmayan İsyanlar:<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Şu beş şey sizin aranızda vuku bulsa nasıl olursunuz? Onların aranızda vuku bulmasından veya onlara ulaşmanızdan Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâun ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.<br />
<br />
Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü görmezlerdi.<br />
<br />
Bir topluluk ölçü ve tartıyı eksik tuttuklarında, kıtlık, geçim sıkıntısı ve zâlim idareci ile cezalandırılırlar.<br />
<br />
Âmirleri Allah’ın indirdiğinden başka şeylerle hükmettiklerinde Allah, onların üzerlerine düşmanları musallat kılar ve ellerinde bulunan şeylerin bir kısmını tüketir.<br />
<br />
Allah’ın kitabını ve Resulullah’ın sünnetlerini bir kenara bıraktıklarında, Allah birbirine düşürür.” (İbn-i Mâce: 4019)<br />
<br />
Hadis-i şerif’in açıklaması:<br />
<br />
“Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâun ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.”<br />
<br />
Şimdiki zaman tarif ediliyor. Öyle hastalıklar var ki, ismi bile belli değil. Bir ahlâksızlık başgösterdiği zaman Allah-u Teâlâ bir hastalık musallat ediyor.<br />
<br />
“Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü görmezlerdi.”<br />
<br />
Zamanımızdaki bütün bölücüler fakirin kapısını kapatıp hakkını gasbediyorlar. Zekâtı kendileri toplayıp, aralarında bölüyorlar. Zekât paraları ile bina kuruyorlar, lüks ve refah içinde yaşıyorlar. Bu ise büyük bir hıyanettir, gadab-ı ilâhî’ye vesiledir.<br />
<br />
Bunun içindir ki kuraklık, harp, zelzele gibi çeşitli ibtilâlara, âfatlara bu millet maruz kalabilir.<br />
<br />
Ve nihayetinde de Allah-u Teâlâ bunları yapanların kökünü keser. Şimdilik onlara ruhsat veriyor.<br />
<br />
Halk hâlâ bunları müslüman zannediyor. Çünkü halk da balık otu yutmuş.<br />
<br />
“Bir topluluk ölçü ve tartıyı eksik tuttuklarında, kıtlık, geçim sıkıntısı ve zâlim idareci ile cezalandırılırlar.”<br />
<br />
İşte bugün olduğu gibi.<br />
<br />
“Âmirleri Allah’ın indirdiğinden başka şeylerle hükmettiklerinde Allah, onların üzerlerine düşmanları musallat kılar ve ellerinde bulunan şeylerin bir kısmını tüketir.”<br />
<br />
Aynı bugün olduğu gibi.<br />
<br />
“Allah’ın kitabını ve Resulullah’ın sünnetlerini bir kenara bıraktıklarında, Allah onları birbirine düşürür.” (İbn-i Mâce: 4019)<br />
<br />
Bugün olduğu gibi müslümanlar paramparça olmuşlar, herkes kendi dinini kendi partisini kuvvetlendirmek ve ayakta tutmak için çalışıyor. İslâm dini umurunda bile değil, İslâm dini ile onun hiçbir ilgisi yok.<br />
<br />
Sevban -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Size çullanmak üzere yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi birbirini çağıracakları zaman yakındır.” buyurdu.<br />
<br />
Orada bulunanlardan biri:<br />
<br />
“O gün sayıca azlığımızdan mı?” diye sordu.<br />
<br />
“Hayır! Bilâkis siz o gün çoksunuz. Fakat sizler bir selin getirdiği çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp durumunda olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” cevabını verdi.<br />
<br />
“Zaaf nedir yâ Resulellah?” denildiğinde:<br />
<br />
“Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdu. (Ebu Dâvud: 4297)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Mâlik el-Eş’arî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Benim ümmetimden bazı insanlar muhakkak ki içki içip ona adından başka isim takacaklar. Baş uçlarında çalgılar çalınacak ve şarkıcı kadınlar şarkı-türkü söyleyecekler. Allah onları yere batırsın ve onlardan maymunlar, domuzlar yapsın!” (İbn-i Mâce: 4020)<br />
<br />
Geçmiş ümmetlerde bu durum gerçekten olmuştur. Kıyamete yakın dönemde sapıtmış insanların başına bu felâketler gelebilir.<br />
<br />
 <br />
Altı Alâmet:<br />
<br />
Avf bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Kıyamet kopmadan önce vuku bulacak alâmetlerden altı şeyi sayınız:<br />
<br />
1. Benim ölümüm.<br />
<br />
2. Kudüs’ün fethedilmesi.<br />
<br />
3. Koyun vebası gibi bir hastalıkla insanların kırılması.<br />
<br />
4. Mal çokluğu ki, birisine yüz altın verildiğinde onu az görerek öfkelenmesi, memnun olmaması.<br />
<br />
5. İstisnasız her Arap evine girecek bir fitnenin yayılması.<br />
<br />
6. Sizinle sarı ırk arasında bir barış antlaşmasının yapılması, onların bu barışı bozmaları ve her birinde on iki bin kişi bulunan seksen sancakla gelip size hücum etmeleri.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1313)<br />
<br />
İlk iki alâmet gerçekleşmiştir, üçüncü ve dördüncü alâmetler henüz vuku bulmamıştır.<br />
<br />
Beşinci ise televizyon vesaire, buna mümasil fitneler her eve girdi. Bu vasıtalarla her rezalet yapılıyor.<br />
<br />
Üsame -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Benim gördüğümü görüyor musunuz? Ben sizin evlerinizin arasında fitnelerin yerlerini yağmur yerleri gibi görüyorum.” (Buhârî. Tecrid-i sarîh: 889 - Müslim: 2885)<br />
<br />
Altıncısı da daha olmadı. Tabii ki İslâm ülkelerinde petrol ve zengin madenler olması sebebiyle, bunu alabilmek için hücum edileceğine işaret ediliyor.<br />
<br />
Amma bunu Resulullah Aleyhisselâm görüyordu ve duyuyordu. Âhir zamanda olacak nice hadiseleri daha o zaman bildiriyordu. Büyük ateşler çıkacağını, büyük harpler olacağını, Arabistan üzerine gelecek çeşitli felâketleri bir bir açmıştır.<br />
<br />
Kâbe-i muazzama’nın yıkılacağını, Medine-i münevvere’nin nötron bombası ile yok olacağını birer birer haber vermiştir.<br />
<br />
Çünkü Allah-u Teâlâ kıyamete kadar ve kıyametten sonra olacak bütün hadisatı ona gösterdi.<br />
<br />
Demek istiyoruz ki, o zamanki hüküm kıyamete kadar devam ediyor. Çünkü onun ümmeti kıyamete kadar devam edecektir. Amma o bir fırka, yalnız o bir fırka devam edecektir.<br />
<br />
 <br />
Fâizin Yaygınlaşması:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, fâiz yemeyen kimse kalmayacaktır. Fâizin kendisini yemese bile tozunu yutacaktır.” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
Bunun da sebebi, bugün ekseri insanlar fâizle iş görüyor. O alıp vermiyor amma, fâizci ile alış-veriş yaptığı için onun tozu ona dokunacak.<br />
<br />
 <br />
Müminin Rüyâsının Doğru Çıkması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Zaman yaklaştıkça müslümanın rüyâsı hemen hemen yanlış çıkmayacaktır. Sizin en doğru rüyâ göreniniz, en doğru söyleyeninizdir.” (Müslim: 2263)<br />
<br />
Çünkü doğru söylemeyen bir kimsenin rüyâsında da bozukluk olur.<br />
<br />
Hadis-i şerif’ten anlaşılıyor ki; rahmani rüyâya o zaman yalan karışmaz, tâbire ihtiyaç göstermeyecek bir açıklıkta olur. Allah-u Teâlâ sâlih kullarına sâdık rüyâlarla ikramda bulunur.<br />
<br />
 <br />
Kötü Âmirlerin Başa Geçmesi:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyurur ki:<br />
<br />
“Her milletin başına münafıklar geçmedikçe kıyamet kopmaz.” (Mecmau’z-Zevâid)<br />
<br />
Binaenaleyh başınıza münafıklar geçtiği zaman hayret etmeyin. Bu da sizin ameliniz ve cezanızdır.<br />
<br />
İşte Hadis-i şerif:<br />
<br />
“Siz ne halde iseniz, başınıza o halde idareciler gelir.” (Deylemî)<br />
<br />
Ve onlardan her kötülüğü bekleyin. Çünkü bu kötülüğü başta siz yaptınız. Ki Allah-u Teâlâ böylelerini başınıza verdi.<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz gelecekle ilgili hadiseler hakkında bilgi verirken bir noktasında şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Bir kimse hakkında ne kadar kahraman zattır, ne kadar zarif kişidir, o ne kadar akıllı kimsedir, diye övülür. Halbuki onun kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur.” (Müslim, Fiten)<br />
<br />
İşte o zaman böyle insanlar çok türeyecek. Yani ruhu ölmüş, canlı cenaze.<br />
<br />
Siz bunları dıştan dinde kahraman gibi görürsünüz. Oysa ki bunlar sahte kahramandır. Allah-u Teâlâ bunlara hidayet vermemiştir. İmansız olarak yaşarlar, bütün iş ve icraatları gösterişten ibarettir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz.” (Tirmizî: 2210)<br />
<br />
İşte şimdi bu durum mevcut.<br />
<br />
Ayak takımının başa, baş takımının ayağa alınması ve bu ayak takımının her türlü kötülüğünü halkın alkışlaması, fakat o şerefli haysiyetli insanların nazar-ı itibara alınmaması.<br />
<br />
Mahalle muhtarından tutun da en başa kadar bu silsile böyle olacak.<br />
<br />
Neden bu hâl husule geliyor? Halkın Hakk’tan kopmasından, harama irtikap etmesinden, sefalete düşmesinden, maddeye tapmasından ve şöhrete kapılmasından ileri gelir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, imamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize karşı kullanmadıkça, dünyanıza şerlileriniz vâris olmadıkça kıyamet kopmaz.” (Tirmizî)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif günümüzdeki anarşiye işaret etmektedir.<br />
<br />
Aralarındaki iyileri öldürecekler, halk şaşırıp birbirini öldürecek, en kötüler başa geçecek.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanların üzerine yağmurun bolluğu, fakat verimin azlığıyla aldatıcı yıllar gelecektir. O dönemde yalancı adam doğrulanacak, doğru adam yalanlanacak; hâin adama güvenilecek, güvenilir adam hâinlikle itham edilecek ve kamu işinde rüveybıda (bilgisi kıt) adam söz sahibi olacaktır.” (İbn-i Mâce: 4036)<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, öldürme ve zorbalıktan başka yolla devlet idaresine sahip olunamayacaktır. Gasb ve cimrilikten başka yolla zenginliğe, dinden çıkma ve nefsânî duygulara tâbi olmaktan başka yolla da (diğer insanların) sevgisine ulaşılmayacaktır. Kim bu zamana ulaşır ve zengin olması mümkünken fakirliğe sabreder, sevgilerini kazanma mümkünken nefretlerine sabrederse, aziz (onurlu haysiyetli) olmaya gücü yeterken zillete sabrederse, Allah o kuluna beni tasdik eden elli sıddık sevabı verecektir.” (Tahavî)<br />
<br />
O Allah-u Teâlâ’yı tercih etmiş, elindeki fırsatı kenara atmış.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize:<br />
<br />
‘Benden sonra birtakım işler göreceksiniz ki, bunları inkâr edeceksiniz.’ buyurdu.<br />
<br />
Orada bulunanlar: ‘O zamanda ne yapmamızı emredersiniz yâ Resulellah?’ diye sordular.<br />
<br />
‘Onlara karşı olan vazifenizi yerine getirin, kendi hakkınızı da Allah’tan isteyin.’ buyurdu.” (Buhârî - Tirmizî)<br />
<br />
Câbir -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur ki:<br />
<br />
“Şüphesiz ki kıyametin önünde yalancılar zuhur edecektir.” (Müslim: 2923)<br />
<br />
Hadis-i şerif’i rivayet eden Câbir -radiyallahu anh-: “Onlardan korunuverin!” buyurmuştur.<br />
<br />
İşte bu yalancılar bu zamanda mevcuttur. Onların her şeyi yalan ve dolandır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Zerr -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Sizin, benden sonra şu devlet malının kökünü kazıyacak olan imamlara (yöneticilere) karşı durumunuz ne olacak?” diye sordu.<br />
<br />
Ben: “Seni hak ile gönderen Zât’a yemin ederim ki kılıcımı omuzuma takıp, sana ulaşıncaya kadar onunla savaşacağım!” dedim.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“Sana bundan daha hayırlısını söyleyeyim mi? Bana ulaşıncaya kadar sabredersin.” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdurrahman bin Amr -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Yağmurun çoğalıp bitkinin az olması, Kur’an okuyanların çok fakihlerin az olması, idarecilerin çok, güvenilir olanlarının ise az olması kıyametin yaklaştığının delillerindendir.” (Câmiu’s-sağîr: 8234)<br />
<br />
•<br />
<br />
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri bir Hadis-i kudsi’de şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Sizi idare edenlerin sahibi ve Meliklerin melikiyim. Onların kalpleri benim kudret elimdedir.<br />
<br />
Eğer kullar bana itaat ederlerse, ben de onları onlara rahmet kılarım, merhamet ve şefkatle muamele ederler. Yok eğer kullar bana isyan ederlerse; ben de onları onlara belâ ederim. Kalplerini kin ve gazapla onlara çeviririm. En kötü azap ile azap ederler.<br />
<br />
Binaenaleyh sizi idare edenlere karşı sövmekle beddua etmekle meşgul olmayınız. Fakat nefislerinizi beni zikretmekle, bana dua ve tazarru ile meşgul ediniz. Böylece ben de onların hakkından gelirim, sizi onların şerrinden korurum.” (Mişkât’ül-Mesabih: 3721)<br />
<br />
Bugün müslümanların eziyet altında oluşu, sefahat, gaflet ve kabahat içinde oluşlarından ileri geliyor. Eğer biz samimi olarak Hazret-i Allah’a sığınsak, Hazret-i Allah onlara bu fırsatı vermez. Sefahat içinde yaşadığımız için başımıza bu haller geliyor. Biz bu hale suçumuzdan ötürü düşmüş oluyoruz. Bu felâketleri kendi elimizle hazırlamışızdır.<br />
<br />
Demek oluyor ki; insanlar, yaratıcı ve yaşatıcı olan Allah-u Teâlâ’dan, O’nun emir ve nehiylerinden ayrıldıkları zaman, onlara hakettikleri ceza olarak başlarına zâlim idareci veriyor. Onlar da en şiddetli azap ile halka zulmederler.<br />
<br />
 <br />
Kör Taklit:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Ümmetim önceden geçenlerin yoluna karşı karış karış, arşın arşın takip edinceye kadar kıyamet kopmaz.”<br />
<br />
Ashâb-ı kiram:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! (Yollarından gidilenler) Acem ve rum gibi milletler midir?” diye sordular.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Onlardan başka insanlardan kim var?” buyurdu. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2175)<br />
<br />
Dikkat ederseniz bu Hadis-i şerif olduğu gibi tecellî etmiştir.<br />
<br />
Bu iki milletin ahlâk ve yaşayışlarını adeta imrenircesine benimseyenler bulunmaktadır.<br />
<br />
Yılbaşısı olsun, balolar, plajlar, çıplaklık, her türlü küfür âdetleri benimsenmiş ve bununla da iftihar ediyorlar. Bunların hangisi İslâm dininde mevcuttur?<br />
<br />
Herkesin haddini bilmesi ve nerede olduğunu görmesi için bu gerçekleri gözler önüne seriyoruz.<br />
<br />
 <br />
Fırat Nehrinin Altın Hazinelerinin Alana Çıkması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Fırat nehri altın bir dağ üzerinden suyu çekilip açılmadıkça kıyamet kopmaz. İnsanlar onun için harp edecek ve her yüz kişiden doksandokuzu öldürülecek. Onlardan her biri: ‘Belki ben kurtulurum!’ diyecektir.” (Buhârî - Müslim: 2894)<br />
<br />
Çok büyük harplerin olacağını Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz haber veriyor.<br />
<br />
Şu anda Fırat nehri akıyor. Suyu çekildiği zaman, o yer zamanla açılacak, o yerin altında Allah-u âlem altın hazinesi var. O çıkınca oradaki devletler, biri “Ben alayım!” diğeri: “Ben alayım!” derken birbirine girecekler. Bu harplerde çok insan kırılacak.<br />
<br />
Bu hazine altın olduğu gibi, su da olabilir. Çünkü yerine göre su da altın kadar kıymetlidir.<br />
<br />
Diğer bir rivayet şöyledir:<br />
<br />
“Fırat nehrinin altın hazinelerinden bir kısmının alana çıkması yakındır. Her kim o zaman orada bulunursa, ondan bir şey almasın.” (Buhârî: Tecrîd-i sarîh: 2122 - Müslim: 2894)<br />
<br />
Bu emr-i peygamberi’ye uyanlar kurtulacak, fakat emri dinlemeyip maddeye yönelenlerin helâkına vesile olacak.<br />
<br />
 <br />
Yalancı Deccallerin Ortaya Çıkması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Hepsi de Allah’ın peygamberi olduğunu iddiâ eden otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe kıyamet kopmaz.” (Tirmizî: 2315 - Ebu Dâvud: 4333)<br />
<br />
Şimdi deccâliyet devrinin içindeyiz, en son deccale gelinceye kadar devam edecek.<br />
<br />
 <br />
Cinayetlerin Fazlalaşması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, insanlara öyle bir zaman gelecek, katil niçin öldürdüğünü, maktül de niçin öldürüldüğünü bilmeyecektir.” (Müslim: 2908)<br />
<br />
Bugünkü anarşi beyan ediliyor.<br />
<br />
Niçin öldürdüğünü, kimi öldürdüğünü bilmiyor. Sebep yok, maksat yok.<br />
<br />
Bütün bu kötü haller ve icraatlar hep kötü idareciler sebebiyle husule geliyor. Onlar münafık olacaklar. Görünüşte ismi İslâm, fakat isimde kalmıştır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Herc çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”<br />
<br />
Buyurmuşlar, Ashâb-ı kiram: “Herc nedir yâ Resulellah?” diye sorduklarında:<br />
<br />
“Katildir katil!” buyurmuşlardır. (Müslim: 157)<br />
<br />
•<br />
<br />
Haksız yere kasten bir kimseyi öldürmek büyük bir suçtur. Bu cinayeti işleyenler dünyada kısasa, ahirette ise cezaya uğrar.<br />
<br />
Kur’an-ı kerim’de öldürmenin haram olduğuna dair pek çok Âyet-i kerime vardır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde bir mümini haksız yere öldürmenin büyük bir cinayet olduğunu ve o nisbette cezaya sebep olacağını beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Kim bir mümini kasten öldürürse, onun cezası, içinde devamlı kalacağı cehennemdir.” (Nisâ: 93)<br />
<br />
Çünkü o, çok büyük bir suç işlemiştir.<br />
<br />
“Allah ona gazap etmiş, lânetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisâ: 93)<br />
<br />
Cehennemde ebedî kalma cezası, katilin tevbekâr olmamasına âittir. Tevbesinin kabul edilip edilmemesi ise Allah-u Teâlâ’nın iradesine bağlıdır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Eğer gök ve yer sakinleri bir müminin kanının akıtılmasına (öldürülmesine) katılsalar, Allah mutlaka onları cehenneme yüzü üzere sürer.” (Tirmizî. Diyât 8)<br />
<br />
İnsanların nazarında dünya büyük ve önemli bir varlık olmasına rağmen, bir mümini öldürmenin anlatılmayacak derecede tehlikeli ve korkunç bir âfet olduğu belirtilmektedir.<br />
<br />
Allah-u Teâlha diğer bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide: 32)<br />
<br />
Burada insan hayatının ne kadar değerli olduğu gözler önüne serilmektedir.<br />
<br />
Haksız yere bir başkasının hayatını alan veya ölümüne sebep olan kimse, yalnızca bir kişiye zulmetmekle kalmamış, aynı zamanda insan hayatının ulvîliğini ayaklar altına almış, bu hususta başkalarına da cesaret vermiş, Allah-u Teâlâ’nın gazabını haketmiş olur.<br />
<br />
Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:<br />
<br />
“Mümin haram olan kanı akıtmadıkça, dininin geniş alanında kalır.” buyuruyorlar. (Buhârî)<br />
<br />
Bir mümin büyük günahlar işlese de; tevbe eder, kul haklarını öderse, Allah-u Teâlâ’nın affına uğrayabilir ve dininin geniş alanında kalır. Fakat kendisine mümin kardeşinin kanı bulaşan kimse, aff-ı ilâhiden ümitsiz olarak yaşadığından, dini de hayatı da onu sıkar. Huzur içinde yaşayamaz.<br />
<br />
Öldürülen insanın velisi, kısas yoluyla katilin öldürülmesini istese bile, bu ceza dünyadaki cezasıdır. Ölenle öldürülen arasındaki diğer hükümler ahirete kalmıştır.<br />
<br />
İlâhî mahkemede ilây-ı kelimetullah için öldüren kurtulacak, fakat gayr-i meşru bir maksatla öldüren, öldürdüğü kimsenin de günahını yüklenerek hesap yerinden ayrılacaktır.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Kıyamet günü bir adam bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: ‘Ey Rabb’im! Bu beni öldürdü!’ der.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah da: ‘Onu niye öldürdün?’ diye sorar. Adam: ‘İzzet senin için olsun diye öldürdüm!’ der. Allah-u Teâlâ: ‘İzzet benim içindir!’ buyurur.<br />
<br />
Bir başka adam da bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: ‘Ey Rabb’im! Bu beni öldürdü!’ der.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah da: ‘Onu niye öldürdün?’ diye sorar. Adam: ‘İzzet falancanın olsun diye öldürdüm!’ der. Allah-u Teâlâ: ‘İzzet falancanın değildir!’ buyurur ve o adam öbürünün günahıyla döner.” (Nesâi. Tahrim 2)<br />
<br />
İnsan öldürmenin haram olduğunu belirten daha pek çok Hadis-i şerif mevcuttur.<br />
<br />
Büreyde -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Müminin öldürülmesi Allah katında, bütün dünyanın yok olup gitmesinden daha büyüktür.” (Nesâi. Tahrim 1)<br />
<br />
Berâ bin Âzib -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Şüphesiz ki dünyanın yok olup gitmesi, Allah katında haksız yere bir mümini öldürmekten daha hafiftir.” (İbn-i Mâce: 2619)<br />
<br />
Kasten öldürmenin cezası Sünnet-i seniye’de de belirlenmiştir.<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’te şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kim mümin bir kimseyi (kasten) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur.” (Ebu Dâvud: 4539)<br />
<br />
Öldürmenin haram olduğuna dair aynı zamanda icmâ vardır.<br />
<br />
 <br />
Aynı Dâvâyı Güden İki Büyük Topluluğun Birbirleriyle Savaşması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Dâvâları bir olan iki büyük fırka çarpışarak aralarında büyük bir harp olmadıkça kıyamet kopmaz.” (Müslim: 157)<br />
<br />
İran’la Irak çarpıştı işte. İkisinin de dâvâsı yahudiye hücum gibi görünüyordu. Fakat Amerika bunu hissedince bir oyunla onları birbirine vurdurdu, yahudi de keyiflice baktı.<br />
<br />
Bu oyunu Amerika yaptı, yahudi yaptı. Kendisi kuvvet buldu, müslümanları zayıf düşürdü. Gerek Amerika’dan gerek yahudilerden çok büyük paralarla silah aldılar. Küffar onları birbirine tutuşturmakla hem silah verip paralarını aldı, hem de çok müslüman kanı döküldü. Memleketler harap oldu, birbirlerinin varlıklarını, evlerini barklarını yok ettiler. Hazineleri boşaldı. Neticede ellerine hiçbir şey geçmedi.<br />
<br />
Hüseyin Amerika’nın oyununa geldi. Sonra Amerika onun başına neler getirdi.<br />
<br />
Bu arada Suudi Arabistan da İran’a karşı Irak’a yardım edeyim derken hazinesinin büyük bir kısmını oraya boşalttı, o da çok büyük sarsıntı geçirdi.<br />
<br />
 <br />
Türklerle Yapılan Savaşlar:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Müslüman Türklerle, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olup, kıl elbise giyen ve kıl içinde yürüyen bir kavimle harbetmedikçe kıyamet kopmaz.” (Müslim: 2912)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Siz ayakkabıları kıldan kişilerle savaş yapmadan, hatta küçük gözlü, kırmızı yüzlü, küçük burunlu, yüzleri deri örtülü, kalkan gibi yayık, enli Türkler’le savaş yapmadan kıyamet kopmaz.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1467)<br />
<br />
Nitekim bu savaşlar tarihin dönemlerinde yapılmış, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in mucizeleri gerçekleşmiştir.<br />
<br />
 <br />
Bereketin Azalması:<br />
<br />
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Zamanın bereketi azalıp; sene ay kadar, ay hafta kadar, hafta gün kadar, gün saat kadar, saat de ateşte kuru otun yanması kadar kısalmadan kıyamet kopmaz.” (Tirmizî: 2332)<br />
<br />
İşte şimdiki zaman... Bereketsiz bir devir. Gece ve gündüzlerin nasıl geçtiği hiç anlaşılmıyor.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıtlık ve fitneler yılı; yağmurun yağmaması değil, yağmurun yağıp yağıp da bitki adına birşey bitirmemesidir.” (Müslim)<br />
<br />
Hiç hayır olmayacak, hayır kalktığı için yağmur yağsa da bereket olmayacak.<br />
<br />
 <br />
İnsanların Hayatlarından Bıkarak Ölülere Gıpta Etmesi:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bir kimse bir adamın kabrinin yanından geçerken: ‘Keşke onun yerinde yatan ben olsaydım!’ deyinceye kadar kıyamet kopmaz.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2123)<br />
<br />
O kadar sıkıntılar olacak ki, pahalılık artacak. Alan alamayacak, satan satamayacak, iki tabaka birden çökecek.<br />
<br />
Ceza olarak çok korkunç günler gelecek.<br />
<br />
İhtiyaç çok, parası yok. “Ah onun yerinde yatan ben olsaydım da şu sıkıntıyı çekmeseydim!” diyecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-in diğer bir rivâyetinde ise Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, bir adam bir kabrin yanından geçerek üzerine yuvarlanmadıkça ve: ‘Keşke bu kabir sahibinin yerinde ben olsaydım!’ demedikçe dünya bitmeyecektir. Halbuki bu sözü ona söyleten din değil, ancak belâ olacaktır.” (Müslim: 157)<br />
<br />
 <br />
İşlerin Ehliyetli Olmayanlara Verilmesi:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- der ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanındaki cemaate konuşurken bir kimse gelerek:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Kıyamet ne zaman kopacak?’ diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiğinde:<br />
<br />
“Sual sahibi nerede?” dedi.<br />
<br />
O kimse:<br />
<br />
‘İşte buradayım yâ Resulellah!’ karşılığını verdi.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Emanet zâyi edildiği vakit kıyameti bekle!” buyurdu.<br />
<br />
O kimse yine:<br />
<br />
‘Emanet nasıl zâyi edilir?’ diye sordu.<br />
<br />
“İş ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdu. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 54)<br />
<br />
İşte şimdi tam o zaman.<br />
<br />
Üzerine aldığı iş hakkında hiç ilgisi bilgisi olmadığı halde o işin başına geçiriliyor.<br />
<br />
Yani daha doğrusu işe adam aranmıyor da, nâehil olduğu halde adama iş veriliyor.<br />
<br />
 <br />
Karanlık Gece Kıtaları Gibi Fitnelerle Karşılaşılması:<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet kopmazdan önce karanlık gece kıtaları gibi fitneler olacak. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlar, mümin olarak akşamlayıp kâfir olarak sabaha çıkar. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık karşılığında dinlerini satarlar.” (Tirmizî: 2196)<br />
<br />
Fitnenin vehametinden insan bir günde bu derece değişiklikler geçirecek, günü gününe saati saatine uymayacak, kalpler bozulacak, iman sâfiyeti kalmayacak.<br />
<br />
Bir âhir zaman âlimi veya bir bölücü Allah-u Teâlâ’nın hükmüne aykırı bir söz söylüyor, o da: “Bu doğru söylüyor!” deyip tasdik ediyor, böylece azıcık bir dünyalık karşılığında dinlerini fedâ ediyorlar.<br />
<br />
Türkiye’nin bu anki hâli.<br />
<br />
Dinden çıkmak kolay oluyor, çünkü bölücüler önünü kesiyor.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın hıfz-u himayesine tasarruf-u ilâhîsine aldığı kimseler hiç şüphesiz ki bu fitnenin dışında kalacaklardır.<br />
<br />
Nitekim Ebu Ümâme -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’te şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Birtakım fitneler olacaktır. Kişi o fitnelerde mümin olarak sabahlayacak ve kâfir olarak akşamlayacaktır.<br />
<br />
Ancak Allah’ın, ilim ile (kalbini) ihyâ ettiği kimseler (bu tehlikeden) müstesnâdır.” (İbn-i Mâce: 3954)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Birtakım fitneler olacaktır. O fitnelerde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Kim o fitnelerin başında dikilirse, fitneler onu yıkar. Her kim o fitneler zamanında sığınacak bir yer bulursa, hemen oraya sığınsın.” (Müslim: 2886)<br />
<br />
Birçok fitneler zuhur edecek, ediyor da.<br />
<br />
Kişi o fitnelerin tehlikesinden ve fitnelere karışanlardan ne kadar uzak durursa onun için o kadar hayırlıdır.<br />
<br />
Memlekette herhangi bir karışıklık çıktığında siz uzak durun, o ateşin içine girmeyin. Çok şeyler husule gelecek. O ateş bölücülük ateşidir, harp ateşidir, halkın birbirine düşme ateşidir. Onun için böyle bir şey olduğunda kenarda durun.<br />
<br />
•<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Birtakım fitneler olacaktır. O fitnelerin kapıları başında cehennem ateşine çağırıcı kimseler olacaktır. Bir ağacın kökünü ısırır halde ölmen onlardan birisine tâbi olmandan senin için daha iyidir.” (İbn-i Mâce: 3981)<br />
<br />
Fitne dönemlerinde fitne gruplarından uzak durmak en uygun olanıdır.<br />
<br />
Nitekim Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir diğer Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Mutlu kimse fitnelerden uzakta kalandır, mutlu kimse fitnelerden uzakta kalandır, mutlu kimse fitnelerden uzakta kalan ve fitneye maruz kalıp da sabreden kişidir. Fitneye başlayan ve çalışanın vay haline!” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Her kim bir soy sop dâvâsına (halkı) teşvik ederek veya bir soy sop dâvâsı için öfkelenerek hak veya bâtıl olduğu bilinmez bir gaye ile körü körüne açılan (gayesi İslâm olmayan) bir bayrak altında (yani toplanan topluluk içinde) savaşırsa o kimsenin öldürülüşü câhiliyet öldürülüşüdür.” (İbn-i Mâce: 3948)<br />
<br />
Bu sıkışık durumlarda bir müslümanın memleketinde olması ve memleketinde ölmesi lâzım. Niyeti hâlis ise şehit olur, fakat küffâr bayrağı altında ölürse nasıl olacak, kimin için ölmüş olacak, gidişi nasıl olacak?<br />
<br />
Kaçabildiğiniz kadar kaçın, bu fırtınaya tutulmayın!<br />
<br />
Kişi yalnız kendisinden mesul değil, çoluk-çocuğundan da mesuldür.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Bekre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak ki birçok fitneler olacaktır. Dikkat edin! Sonra bir fitne olacaktır ki; o fitne zamanında oturan kimse fitneye yürüyenden daha hayırlı, yürüyen fitneye koşandan daha hayırlı olacaktır.<br />
<br />
Dikkat edin! O fitne indiği veya olduğu vakit; kimin develeri varsa fitneden kaçıp hemen develerinin bulunduğu yere gitsin, kimin koyunları varsa onların yanına varıp meşgul olsun, kimin toprağı varsa toprağına gitsin ve toprağı ile meşgul olsun!”<br />
<br />
Bunun üzerine bir kimse:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Develeri, koyunları ve toprağı olmayan için ne buyurursun?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Kılıcını alır, onun keskin tarafını bir taşla kırar. Sonra kaçabilirse süratle kaçsın!” dedi ve devamla şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah’ım! Tebliğ ettim mi? Allah’ım! Tebliğ ettim mi? Allah’ım! Tebliğ ettim mi?”<br />
<br />
Bunun üzerine bir kimse:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Çarpışan iki safa, yahut çarpışan iki gruba zorla götürülürsem ve onlardan biri kılıcı ile bana vurursa veya bir ok isabet edip beni öldürürse ne olur?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Hem senin günahını hem de kendi günahını yüklenir ve cehennemliklerden olur.” buyurdu. (Müslim: 2887 - Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu ümmette dört (büyük) fitne olacaktır. Sonuncusunda kıyamet kopacaktır.” (Ebu Davud: 4241)<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir diğer Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak öyle bir fitne olacaktır ki, Arap’ın kökünü kazıyacaktır. Bunların maktulleri cehennemdedir. Dilin tesiri, bu fitnede kılıçtan daha şiddetlidir.” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Arapları kaplayan bir fitne olacaktır. Öldürülenleri cehennemdedir. O fitnede dil, kılıç darbesinden daha şiddetlidir.” (İbn-i Mâce: 3967)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Fitnelerden uzak durun! Şüphesiz ki fitnelerde dil (tesir bakımından) kılıç darbesi gibidir.” (İbn-i Mâce: 3968)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Kureyş’ten bazı insanlar (ileride) insanları (fitne ile) ölüme sürükleyecekler!” buyurdu.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Biz o zaman ne yapalım?” diye sordular.<br />
<br />
“Keşke insanlar onlardan uzak bulunsalar!” cevabını verdi. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1469)<br />
<br />
•<br />
<br />
Zübeyr bin Adiyy -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:<br />
<br />
“Haccac’dan başımıza gelenler hakkında Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-e şikayet ettik.<br />
<br />
‘Sabredin! Çünkü bundan sonra bu şimdikinden daha kötü bir zaman gelecektir, tâ ki Rabbiniz’e kavuşuncaya kadar. Bunu Peygamber’iniz -sallallahu aleyhi ve sellem-den böyle işittim.’ dedi.” (Buhârî - Tirmizî)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdurrahman bin Abd-i Rabbi’l-Kâbe -radiyallah anh- şöyle demiştir:<br />
<br />
Bir gün Abdullah bin Amr bin el-Âs -radiyallahu anhümâ- Kâbe’nin gölgesinde oturmuş, başında da halk toplanmış iken ben onun yanına vardım. (Bu esnada) Abdullah’dan şunu işittim:<br />
<br />
“Biz bir yolculukta Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in beraberinde idik. O, bir ara bir konakta konakladı. Bunun üzerine kimimiz kendi çadırını kuruyor, kimimiz ok atışı yapıyor ve kimimiz otlayan hayvanı ile meşgul oluyordu. Bu sırada Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in çağırıcısı: ‘Haydin namaza!’ diye çağrıda bulundu. Biz de hemen toplandık. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ayağa kalkarak bize şu hitabede bulundu:<br />
<br />
‘Benden önceki her peygamber üzerine kendi için hayır bildiği şeyleri ümmetine göstermesi ve şer bildiği şeylere karşı onları korkutması şüphesiz ki bir hak bir görev oldu. Sizin bu ümmetinizin âfiyeti (yani dine zarar veren şeylerden selâmette bulunması) evvelinde kılındı. Bu ümmetinizin son kısmının başına belâ ve hoşlanmayacağınız işler muhakkak gelecektir. Sonra öyle fitneler gelecek ki bazısı diğer bazısını hafifletecek (yani sonra gelen fitne bir önceki fitneden şiddetli olacağından öncekini hafif bırakacaktır). Artık mümin kul (bir fitne geldiğinde): ‘İşte beni helâk eden fitne budur!’ der. Bir süre sonra o fitne geçer, bunun arkasından başka bir fitne gelir ve mümin kul: ‘İşte beni helâk edici fitne budur!’ der. Sonra o fitne de açılıp gider. Artık kim cehennem ateşinden uzaklaştırılması ve cennete girdirilmesi kendisini sevindiriyorsa Allah’a ve ahiret gününe iman eder halde iken ölümü gelsin ve insanlara kendisine yapmalarını arzu ettiği şeyleri yapsın.<br />
<br />
Kim bir devlet başkanına beyat edip ona elini vermiş (yani seçmiş) ve samimiyetle bağlanmış ise artık olanca gücü ile ona itaat etsin. Şayet bundan sonra başka bir devlet başkanı çıkıp gelir de birincisi ile nizaa kalkışırsa (yani isyan çıkarmak isterse) sonra gelenin boynunu vurunuz.”<br />
<br />
Abdurrahman bin Abd-i Rabbi’l Kâbe -radiyallahu anh- demiştir ki:<br />
<br />
“Bunun üzerine ben başımı topluluktan ileri sokarak (yani Abdullah -radiyallahu anh-ın yakınına sokularak): ‘Allah aşkına sana soruyorum, bu hadisi Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den sen kendin işittin mi?’ dedim. Abdurrahman demiştir ki: Bunun üzerine Abdullah -radiyallahu anh- eliyle kulaklarına işaret ederek: ‘Bunu kulaklarım işitti, kalbim de belledi, iyice belledi.’ dedi.” (İbn-i Mâce: 3956)<br />
<br />
Hadis-i şerif’te fitne ve fesadın çoğaldığı zamanlarda müslüman bir kimsenin dikkat edeceği mühim hususlar beyan edilmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anh-der ki:<br />
<br />
“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in yanında idik. Fitnelerden söz etti, birçok fitneler anlattı. Hatta bir ‘Ahlâs’ fitnesine temas etti.<br />
<br />
Dinleyenlerden biri:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Bu Ahlâs fitnesi nedir?’ diye sordu.<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
‘Ahlâs fitnesi; şiddetli düşmanlık yüzünden insanların birbirinden kaçması ve bir şey bırakmamak üzere mallarının yağma edilmesidir.’ buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
‘Sonra ‘Serrâ’ fitnesi vardır ki, bunun dumanı Ehl-i beyt’imden olan bir adamın ayakları altından tütecektir. Bu adam kendini benden sanacaktır, halbuki benden değildir. Çünkü benim velilerim ancak takvâ sahibi olan kimselerdir. Sonra insanlar eğri, kaburga kemiği üzerine oturmuş gibi bir adama beyat etmek üzere anlaşacaklardır. (Yani devam etmeyen bir sulh yapacaklardır).<br />
<br />
Bundan sonra ‘Duheymâ’ fitnesi vardır. Bu ümmetten kendisine şamar indirmediği bir tek kimse bırakmayacaktır. ‘Hemen bitti, sona erdi!’ denildiği vakit yine devam edecektir.<br />
<br />
Bu fitne zamanında kişi sabah mümin akşam kâfir olacaktır.<br />
<br />
O kadar ki insanlar iki kısma ayrılacaktır;<br />
<br />
Kendisinde nifak olmayan iman grubu ile kendisinde iman olmayan nifak grubu.<br />
<br />
Bu fitne meydana geldiği vakit, o gün yahut ertesi gün Deccal’i bekleyin.’” (Ebu Dâvud - Hâkim)<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bu ümmetin sonunda yere batma, kılık değiştirme ve taşlaşma belâları meydana gelecektir.”<br />
<br />
Ben:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Aramızda sâlih kullar bulunduğu hâlde helâk olur muyuz?” diye sordum.<br />
<br />
“Evet! Pislik meydana çıktığı vakit!” buyurdu. (Tirmizî: 1007)<br />
<br />
•<br />
<br />
İmran bin Husayn -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu ümmette yere batma, kılık değiştirme ve taşlaşma olacaktır.”<br />
<br />
Bunun üzerine müslümanlardan bir kimse:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Bu ne zaman olacak?” diye sordu.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“Şarkıcı kızlar ve çalgı âletleri türediği ve şaraplar içildiği vakit!” (Tirmizî: 2309)<br />
<br />
 <br />
Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Müslümanlarla yahudiler harbetmedikçe kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öyle bir öldürecekler ki, hatta yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç da: ‘Ey müslüman, ey Allah’ın kulu! Şu arkamdaki yahudidir, hemen gel de onu öldür!’ diyecektir. Yalnız Ğargad ağacı bunu demeyecek, çünkü o yahudilerin ağacıdır.” (Müslim: 2922)<br />
<br />
Allah-u âlem yahudiler Mekke-i mükerreme’ye ve Medine-i münevvere’ye giremeyecek, Medine-i münevvere’ye nötron bombası atsalar gerek. Amma onlar, amma Çinliler. Bütün halk ölecek. Bundan değil müslümanlar, bütün küffar halkı da rahatsız olacak.<br />
<br />
Sonra Allah-u Teâlâ onların öldürülmesini murad ettiği zaman, küffar memleketine sığınmış bir yahudiyi dahi ikrah ettikleri için haber verecekler. “Burada yahudi var gel öldür!” diye. Yalnız Amerika haber vermeyecek, çünkü Amerika onlardandır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bir zaman gelecek ki Medine hayrı ve güzelliği ile boş kalacak, kurtlar ve kuşlar işgal edecek.<br />
<br />
İnsanoğlundan en son ölecek olan Müzeyne kabilesinden iki çobandır. Bunlar Medine’ye doğru koyunlarını sürüp gelirken onun perişanlığını görerek korkup, yüzüstü düşerek ölecekler.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 885)<br />
<br />
Medine-i münevvere’nin bu metrûk durumu kıyamet saatinin yaklaştığı âhir zamanda meydana gelecektir.<br />
<br />
Avf bin Malik -radiyallahu anh- der ki:<br />
<br />
“Bir kere Resulullah Aleyhisselâm Mescid-i saâdete girmişti. Sonra bizim yüzümüze bakıp şöyle buyurdu:<br />
<br />
‘Allah’a yemin ederim ki gelecek nesil bu Medine’yi kırk sene kadar zelil bir halde avâfiye bırakacaktır. Avâfiye nedir bilir misiniz? Bakınız ben size söyleyeyim: Kurtlar ve kuşlar!’” (Buhârî, Tecrîd-i sarîh, C. 6, sh: 235)<br />
<br />
•<br />
<br />
Hafsa -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu beyte (Kâbe’ye) bir ordu gaza etmek için mutlaka kastedecektir. Fakat yerin bir çölüne vardıkları zaman ortada bulunanları batırılacak, öndekileri sondakilere haykıracaklar, sonra onlarla batırılacaklar. Ve onlardan haber veren serseriden başka kimse kalmayacaktır.” (Müslim: 2883)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe’yi taş taş yıktığını görüyorum sanki.” (Buhârî. Tecrid-i sarîh: 790)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kâbe’yi Habeşliler’den incecik baldırlı biri harap edecektir.” (Müslim: 2909)<br />
<br />
•<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Şüphesiz ki bir ordu (son zamanlarda) şu Kâbe’yi yıkmaya kastedecektir. Nihayet o güruh Beydâ denilen yere geldikleri zaman onların orta tabakası yere batırılır ve önde gidenleri arkadakilere haykırışta bulunur. Sonra onlar da yere batırılır. Artık kaçıp da kendilerinden haber verecek olandan başka hiç kimse kalmaz.” (İbn-i Mâce: 4063)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yere batırılacak ordudan bahsettiğinde Ümmü Seleme -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! O ordunun içinde (kendilerine katılmaya) zorlanmış kimse olabilir (onun hâli ne olacak)?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Onlar kıyamet günü niyetlerine göre diriltilirler.” buyurdu. (İbn-i Mâce: 4065)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif zâlimlerden uzak durmanın, onlarla görüşmekten sakınmanın gerekliliğine delâlet eder. Bâtıl yolda olanların beraberinde bulunanlar iyi niyetli olsa bile felâkete uğrayabilirler.<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in uykuda vücudu titredi.<br />
<br />
Biz: ‘Yâ Resulellah! Uykun arasında bir şey yaptın ki, evvelce bunu yapmazdın!’dedik.<br />
<br />
Bunun üzerine:<br />
<br />
‘Şaşılacak şey! Ümmetimden bazı kimseler Kâbe’ye sığınmış olan Kureyşli bir adam yüzünden ona yöneliyorlar. Fakat çöle vardıklarında yere batırılacaklar!’ buyurdu.<br />
<br />
Biz: ‘Yâ Resulellah! Şüphesiz ki, yol (çeşitli) insanları bir araya toplar!’ dedik.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
‘Evet! Onların arasında; işi iradesi ile kasıtlı yapan vardır, zorlanmış olan vardır, yolcu vardır. Hepsi aynı azaba düçar olurlar, fakat ayrı ayrı yerlerden çıkarlar. Allah onları niyetlerine göre (kıyamette) diriltir.’ buyurdu.” (Buhârî, Kitâbü’l-Buyû - Müslim: 2884)<br />
<br />
Hadis-i şerif zâlimlerden uzak kalmanın lüzumuna işaret etmektedir. Tâ ki suçlulara verilen cezâ, suçsuzlara da isabet etmesin.<br />
<br />
•<br />
<br />
Muâz bin Cebel -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Beyt-i mukaddes’in mamur oluşu, Medine’nin harap oluşu demektir. Medine’nin harap oluşu, büyük savaşın çıkması demektir. Büyük savaşın çıkması, Kostantiniye’nin fethi demektir. Kostantiniye’nin fethi de Deccal’in çıkması demektir.” buyurmuş, sonra eli ile kendisine bunu anlattığı zatın uyluğuna yahut omuzuna vurmuş, sonra da şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu, senin burada olduğun, yahut senin burada oturmakta olduğun gibi haktır.” (Ebu Dâvûd)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Bekre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Medine’ye Deccal’in korkusu girmeyecektir. O gün onun yedi kapısında ikişer melek bekçilik edecektir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 890)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Medine’nin girecek yerlerinde melekler beklediğinden oraya tâun ve Deccal girmeyecektir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 891)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak iman, yılanın deliğine toplandığı gibi Medine’ye akıp toplanacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 887)<br />
<br />
Medine-i münevvere İslâm’ın intişar merkezi olduğundan ve Resulullah Aleyhisselâm’ın orada medfun bulunduğundan dolayı her müslümanın oraya karşı bir muhabbeti, kalbî teveccühü vardır. Bu teveccüh ve muhabbet Asr-ı saâdet’ten beri devam edegelmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Mekke ve Medine’den başka, Deccal’in ayak basmayacağı yer kalmayacaktır. Bunların giriş yerlerinde saf saf melekler bekleyecek; sonra Medine üç defa zelzele ile çalkalanacak ve ne kadar münafık ve kâfir varsa Allah onları Medine’den çıkaracaktır. (Deccal’in yanına gideceklerdir).” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 892 - Müslim: 2943)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Deccal çıkacak; Medine’ye giremeyip bazı kumluğuna inecek, Medine’den insanların hayırlısı olan bir kahraman çıkarak Deccal’e:<br />
<br />
‘Ben şâhitlik ederim ki, Allah’ın elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in haber verdiği Deccal sensin!’ diyecek.<br />
<br />
Deccal halka:<br />
<br />
‘Ben bunu öldürüp diriltirsem, benim ilâh olduğumdan şüphe eder misiniz?’ diyecek.<br />
<br />
Halk: ‘Şüphe etmeyiz.’ diyecekler. Deccal, o kahraman insanı öldürüp diriltecek.<br />
<br />
O kimse:<br />
<br />
‘Bugün daha iyi anladım. (Sen yalancısın, Deccal’sin).’ diyecek.<br />
<br />
Deccal:<br />
<br />
‘Onu yine öldürürüm!’ diyecek fakat öldüremeyecek.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 893)<br />
<br />
<br />
#####################<br />
<br />
“Kıyamet Yaklaştıkça Yaklaşmıştır.”<br />
(Necm: 57)<br />
“Siz Daha Evvel On Alâmet Görmedikçe Kıyamet Kopmayacaktır.”<br />
(Müslim: 2901)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ</span></span><br />
<br />
 <br />
<br />
Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:<br />
Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.<br />
<br />
 <br />
On Büyük Alâmet:<br />
<br />
Huzeyfe’tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki:<br />
<br />
“Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yanımıza geldi.“Ne konuşuyordunuz?”diye sordu. Arkadaşlar “Kıyamet gününden bahsediyorduk.” dediler. Bunun üzerine buyurdular ki:<br />
<br />
“Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim: 2901)<br />
<br />
Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:<br />
<br />
Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.<br />
<br />
 <br />
1. DUHÂN<br />
<br />
Büyük bir duman demektir. Kıyamet gününden evvel hakikati zuhur edecek, bütün yeryüzünü kaplayacak, bu hal kırk gün sürecektir. Yeryüzü âdeta bacasız bir fırın, içinde ateş yanmış bir oda gibi ısınacaktır. Müminler bu dumandan hafif nezleye tutulmuş gibi çok az etkilenecekler; kâfir ve münafıklar ise şiddetle sarsılacaklar, sarhoş gibi olacaklardır.<br />
<br />
 <br />
2. DECCAL<br />
<br />
Âhir zamanda bu isimde bir şahıs türeyip önce peygamberlik daha sonra da ilâhlık dâvâsında bulunacak ve göstereceği hârikulâde şeyler sayesinde bir süre insanları saptıracaktır.<br />
<br />
Rüzgâr gibi bir hıza sahip olarak yeryüzünü dolaşacak, sadece Kudüs-ü şerif’e, Mekke-i mükerreme’ye ve Medine-i münevvere’ye giremeyecektir.<br />
<br />
İmran bin Husayn -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:<br />
<br />
“Âdem’in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal’den daha büyük bir fitne yoktur.” buyurmuştur. (Müslim: 2946)<br />
<br />
Ebu Derdâ -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde, Kehf sûre-i şerif’inin ilk on Âyet-i kerime’si ile son on Âyet-i kerime’sini okumaya devam edenlerin, onun şerrinden kurtulacağını haber vermiştir. (Müslim: 809)<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde:<br />
<br />
“Deccal yahudidir.” buyurmuşlardır. (Müslim: 2927)<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde ise buyururlar ki:<br />
<br />
“Taylesan elbiseleri giyinmiş yetmişbin İsfahan yahudisi Deccal’in emrine girecektir.” (Müslim: 2944)<br />
<br />
Deccal Amerika’dan geldiği zaman, yahudiler ona tâbi olacak ve ondan sonra Arabistan üzerine yürüyecekler.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“Resulullah Aleyhisselâm Vedâ haccı sırasında bir ara:“İnsanlar susup dinlesin” buyurduktan sonra hamd ve senâda bulundu, akabinde Mesih ve Deccal’den uzun uzun söz etti:<br />
<br />
“Allah’ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla korkuttu. Nuh Aleyhisselâm ümmetini onunla korkuttu, ondan sonra gelen peygamberler de korkuttular.<br />
<br />
O sizin aranızdan çıkacak. Onun hâli sizden gizli kalmayacak. Rabb’inizin tek gözlü olmadığı size gizli değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü dışa fırlamış üzüm danesi gibidir.” (Buhârî. Fiten 17 - Müslim: 169)<br />
<br />
Ashâb-ı kiram Hazerâtının devrinde küçük çocuklara Deccal bilgisi verildiği rivayet edilmektedir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’e göre; Deccal’in iki gözü arasında “Kâfir” yazılıdır, bunu her müslüman okuyacaktır.<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Deccal’in sol gözü yoktur. Saçı çok bir adamdır. Cennet ve cehennem namıyla nezdinde iki mevki vardır. Lâkin hakikatte cehennem gösterdiği mevki cennet ve cennet gösterdiği mevki ise cehennemdir.” (Müslim: 2934)<br />
<br />
Deccal’in bir rivayette sağ gözünün, diğer rivayette sol gözünün kör olduğu bildirilmesi her iki gözünün sakat oluşundandır. Biri tamamiyle kör, diğeri anadan doğma çıkıktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadisi şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Size onun hakkında bir söz söyleyeceğim ki, bu sözü hiç bir peygamber kavmine söylememiştir.<br />
<br />
Bilmiş olun ki bu adamın bir gözü kördür. Allah Tebâreke ve Teâlâ ise kör değildir.” (Müslim: 2931)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şeytana verdiği ruhsat gibi Deccal’e ruhsat verecektir. Şeytana kıyamete kadar, fakat Deccal’e İsa Aleyhisselâm çıkıncaya kadar. Çıktığı zaman onu öldürecek.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Kim Deccal’i işitirse ondan uzaklaşsın! Zira, Allah’a yemin ederim ki; Deccal bir adama gelir ve adam onda gördüğü aldatıcı bazı harikalar yüzünden onu mümin sayar ve ona uyar.” (Ebu Dâvûd)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o zamanda yaşayan insanları imtihan etmek için, ona istidraç kabilinden birçok ruhsatlar verecektir.<br />
<br />
Ona tâbi olanlar büyük bir lütfa ermiş gibi görünecek, fakat ebedî cehennemlik olacaklar. Onların dünyadaki refahları çok kısa ve geçicidir.<br />
<br />
Ona inanmayıp imanlarında sebat edenler bir müddet sıkıntı göreceklerse de onlar Hazret-i Allah’a iman ettikleri için ebedî cennetlik olacaklardır. Onların refahları ebedîdir.<br />
<br />
Muğire bin Şûbe -radiyallahu anh- der ki:<br />
<br />
“Deccal hakkında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e benim sorduğumdan daha çok soran olmamıştır.<br />
<br />
“Ondan seni yoran nedir?” diye sordu.<br />
<br />
Ben: “Yâ Resulellah! ‘Onun beraberinde yiyecekler ve nehirler olacakmış!’ diyorlar.” dedim.<br />
<br />
“O Allah nezdinde bundan daha kıymetsizdir.” buyurdu.” (Müslim: 2939)<br />
<br />
Yani kendisinden zuhur eden hârikaların, Allah katında müminlerin sapmasına sebep olacak bir kıymeti olmadığı gibi; doğruluğunu gösterecek hiçbir delil de yoktur. Hatta Allah-u Teâlâ onda küfrünü ve yalancılığını gösteren, okuma bilenin de bilmeyenin de okuyacağı açık bir alâmet yaratmıştır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz her zaman şöyle duâ ederlerdi:<br />
<br />
“Ey Allah’ım! Cimrilikten, tembellikten, sefalet ve bunaklık ile geçen uzun ömürden, kabir azabından, Deccal’in fitnesinden, yaşayışta ve ölümdeki diğer fitnelerden sana sığınırım.” (Buhârî)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif’in mânâsı:<br />
<br />
“Allah’ım! Nefsime fırsat verme! Bu düşmanlarıma karşı beni muhafaza buyur! Bunların her biri benim zararıma çalışabilir. Bunların şerrinden sana sığınırım.” demektir.<br />
<br />
Burada nefse, şeytana, şeytanlaşmış insanlara, Deccal’e, kötü huylara fırsat vermemesi için Allah-u Teâlâ’ya sığınma vardır.<br />
<br />
Onun Allah-u Teâlâ’ya sığınması, ümmet-i muhteremesine bir numune-i imtisaldir. Deccal’in bir gün gelip çıkacağı haberi müslümanlar arasında nesilden nesile intikal eder, herkes onun yalancı ve müfsit bir kimse olacağını zamanında öğrenmiş olur. Bu sebeple müminlere onun hiçbir gizli tarafı kalmaz ve Deccal ile karşılaşan müminler hiçbir şekilde şaşırmazlar.<br />
<br />
 <br />
3. HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ölmemiş, semâya çekilmiştir. Cesedi ile birlikte semâda yaşamaktadır. Deccâlin fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecektir ve icraatlarını gerçekleştirecektir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm’ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.<br />
<br />
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.<br />
<br />
Ümmet-i Muhammed’in her asırdaki âlimlerinin ileri gelenleri, İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ etmişler, muhalefette bulunmamışlardır. Ancak bir takım filozoflar inkâra kalkışmışlardır. Bunda şüphe eden bil’icmâ küfre düşer.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
“Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir.” (Zuhruf: 61)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir. Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasından az önce onu gökten indirecektir. Onun belirmesi ile kıyametin kopmasının yakın olduğu anlaşılır.<br />
<br />
“Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa’ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır.” (Nisâ: 159)<br />
<br />
İman edecekler amma, imanları makbul değildir. Çünkü zamanın peygamberi o değil. Ancak Resulullah Aleyhisselâm’a yapılan iman makbuldür.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın şâhitlik yapması; “Ben o zamanın peygamberi değilim, ben onlara Resulullah’ı tavsiye etmiştim.”<br />
<br />
O onun geleceğini işaret etmişti, onun emrini dinlemediler, kendi arzularına uydular.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadisi şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim: 153)<br />
<br />
İman etse müslüman olacak, yahudi veya hıristiyan olmayacak.<br />
<br />
Onun içindir ki Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“İbrahim ne yahudi ne de hıristiyandı. Fakat o Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.” (Âl-i imrân: 67)<br />
<br />
Onun içindir ki İsa Aleyhisselâm’a iman etmeleri onları kurtarmayacaktır. İsa Aleyhisselâm onları Muhammed Aleyhisselâm’a indirilen ahkâma uymaya dâvet edecek, bu dâvete uyan kurtulacaktır.<br />
<br />
Bu ehl-i kitap, âhir zamanda onun nüzulü esnasında hayatta bulunacak olan kitap ehlidir. Yeryüzüne indiği zaman onun vefatından önce bütün ehl-i kitap iman edeceklerdir. O zaman bütün insanlar İslâmiyet’e nâil olacaklar, bir ümmet halinde bulunacaklardır.<br />
<br />
Onlar öyle iştiyakla iman edecekler ki, içlerinden: “Ah, ne olaydı, ben de onu görseydim!” diyenler çıkacak.<br />
<br />
Nitekim Alman İmparatorluğu’nun ilk Başbakanı Prens Bismark da bu gerçeği ifade etmişti.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ve Kur’an-ı kerim hakkında der ki:<br />
<br />
“Seninle aynı çağda yaşayamadığım için çok üzgünüm ey Muhammed!<br />
<br />
Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap senin değildir, o ilâhidir. Bunun ilâhi olduğunu inkâr etmek, mevcud ilimlerin asılsız olduğunu ileri sürmek kadar gülünçtür.<br />
<br />
Bunun için beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da göremeyecektir.<br />
<br />
Ben heybetli huzurunda en büyük hürmetle eğilirim.”<br />
<br />
Mehdi Resul ve İsa Aleyhisselâm zamanında gerçeği görerek iman edenler de aynı sözü söyleyecekler. İman ettikçe hatırlanacak.<br />
<br />
•<br />
<br />
Süleyman Ateş; Hazret-i Isa, Hazret-i Mehdi ve Deccâl hakkında kendi zannı ile yanlış bilgiler vererek halkı şaşırtmakta ve küfre kaymalarına sebep olmaktadır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:<br />
“Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158) buyurmaktadır.<br />
Yaşar Nuri Öztürk ise “Kur’an’daki İslâm” isimli kitabının 600. sayfasında Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın göğe yükselmediğini ve tekrar yeryüzüne indirilmeyeceğini söyleyerek bâtıl inanışını müslümanlara yaymaya çalışmaktadır:<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:<br />
“Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1018)<br />
Buyurduğu halde Yaşar Nuri Öztürk “Cevap Veriyorum” isimli kitabının 63. sayfasında şunları yazmıştır:<br />
<br />
•<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm; kendi zamanına kadar gelen dînî hayatı tazelemiş, kendisinden sonra gelecek olan Ahmed-i Muhtar’ı açıkça ismiyle duyurmuş, fikir ve kanaatları Hatem-ül Enbiyâ Muhammed Aleyhisselâm’a meylettirmiş, göğe yükselmeden önce bütün insanlara en büyük müjdeyi vererek şöyle söylemişti:<br />
<br />
“Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.” (Saf: 6)<br />
<br />
Görüldüğü üzere İsa Aleyhisselâm, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de İsa Aleyhisselâm’ın tekrar gökten inip geleceğini, ümmetine ona uymasını emredip, ne gibi işler yapacağını da bir bir müjdelemiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceğine dair Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-in rivayet ettiği bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1018)<br />
<br />
Haçı kırması; kendisinin öldürüldüğünü iddiâ edenlerin yalan söylediklerine, dinlerinin bâtıl, İslâmiyet’in hak olduğuna, kendisinin müslümanlığı meydana çıkarmak gibi icraatla o dinleri iptal etmek için indiğine işarettir. Müslümanlıktan başka din kabul etmeyecektir. Dinleri iptal edilip yeryüzünden kaldırılınca, diğer birçok bâtıl inançların yanında domuz yeme âdetleri de kaldırılmış olacak.<br />
<br />
Cizyeyi kaldırmaktan murad, kâfirlerden onun alınmasının kaldırılıp, İslâm’dan başka hiçbir şeyin kabul edilmemesidir. Çünkü müslümandan cizye alınmaz, zekât alınır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Vallahi Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak mutlaka inecek ve haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, genç dişi develer başıboş bırakılarak onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, küsüşmeler ve hasetlikler muhakkak surette kalkacak.<br />
<br />
(İsa Aleyhisselâm) İnsanları mala davet edecek, fakat malı hiç kimse kabul etmeyecektir.” (Müslim: 155)<br />
<br />
Çıkan harplerde çok az insan kalacak. Çünkü üçüncü dünya harbi bitmiş, yahudiler gitmiş, Çinliler yok olmuş, İsa Aleyhisselâm gönderilmiş, birçok hadiseler olmuş, her şey meydanda kalmış.<br />
<br />
Yani dünya yüzünde insan az, mal ve servet çok. Hazineler var, fakat insan yok.<br />
<br />
•<br />
<br />
Câbir bin Abdullah -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hak için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.<br />
<br />
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 155)<br />
<br />
Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?<br />
<br />
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlatları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)<br />
<br />
Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:<br />
<br />
“O’nun peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız.” buyuruyor. (Bakara: 285)<br />
<br />
Onları birbirinden ayırmak emr-i ilâhiye muhalefet etmek demektir.<br />
<br />
Onlar gerçek dinde kardeştir, muteber olan da dinde kardeş olmaktır, karında değil. Eğer karında kardeşlik muteber olsaydı Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu da dahil olurdu.<br />
<br />
Aynı zincir, son bakla...<br />
<br />
Yalnız şu var ki, Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm’ın nurunu Âdem Aleyhisselâm’a taktı. Onun şeref bulması, o nur sayesindedir. O nur bütün peygamberan-ı izam hazeratına geçti. Nur nura gelince bütün âlemleri kapladı. Sonra o nur hangi vekile geçtiyse, yine o aynı âlemlerin nurunu taşıyordu.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz İsa Aleyhisselâm’ın hacc yapacağını Hadis-i şerif’lerinde haber vermişlerdir:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryemoğlu, Hacc veya umre yahut her ikisini birden yapmak için mutlaka Fecc-i Ravhâ’da telbiye getirecektir.” (Müslim: 1252)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif de İsa Aleyhisselâm’ın sağ olduğuna delildir. Âhir zamanda yeryüzüne inecektir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bir gece rüyamda kendimi Kâbe’nin yanında gördüm. Derken öyle karayağız güzeli bir zat gördüm ki, erkeklerden gördüğüm karayağızların en güzeli! Kulaklarına inmiş öyle saçları vardı ki gördüğüm uzun saçların en güzeli! Saçlarını taramış, üzerlerinden su damlıyordu. İki zâta (yahut iki zâtın omuzlarına) dayanarak beyti tavaf ediyordu. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Meryem oğlu Mesih!’ dediler.<br />
<br />
Sonra birdenbire son derece kıvırcık saçlı, sağ gözü şaşı bir herifle karşılaştım. Zannedersin ki, gözü salkımdan dışarı fırlamış bir üzüm tanesi. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Bu da Mesih Deccal’dir’ dediler.” (Müslim: 169)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Benimle İsa Aleyhisselâm arasında bir peygamber yoktur. O inecektir. Gördüğünüz vakit, onu tanıyın:<br />
<br />
Orta boylu, pembeye mâil beyaz tenli, üzerinde iki parçadan ibaret bir takım elbisesi olan bir kimsedir. Islaklık yoksa da, sanki başından su damlar. İslâm üzerine insanlarla savaş edecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. Onun zamanında Allah, İslâm’dan başka bütün milletleri helâk edecek, Mesih Deccal’i de helâk edecektir.<br />
<br />
Sonra, yeryüzünde sükunet, emniyet meydana gelecektir. O kadar ki arslanlar develerle, panterler ineklerle ve kurtlar kuzularla serbestçe otlayıp geçinecekler, çocuklar da yılanlarla oynayacaklardır.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm kırk yıl yeryüzünde yaşayacak, sonra ölecek, cenazesini de müslümanlar kılacaktır.” (Ebu Dâvud - Hâkim - Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
“Allah’ın düşmanı Deccal, İsa’yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi erir.” (Müslim)<br />
<br />
Zülmaniyet nur ile eriyecek, yok olacak!<br />
<br />
•<br />
<br />
Biz İsa Aleyhisselâm’ı çok severiz ve gelmesini de bekleriz.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini duyurmuştur.<br />
<br />
Biz de size bu gerçekleri duyurmaya çalışıyoruz ve hemen ona uymanızı tavsiye ediyoruz.<br />
<br />
Ey kardeş!<br />
<br />
Hıristiyan âlemi hakikati arıyor ve bir gün bulacak. Sen de bu bölücüleri, saptırıcıları bırak ve hakikati bul.<br />
<br />
Onlar bölücüler kadar muhalefet edemez. Çünkü o: “İsa geldi!” der, “Ben onu bekliyordum!” der, amma bölücü kendi imamını bekler. Onların âkıbeti çok kötü! Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz dinden çıkacaklarını ve bir daha dine girmeyeceklerini, onların hayvandan da daha aşağı olduklarını haber veriyor.<br />
<br />
Hıristiyan, İsa Aleyhisselâm’ın gelmesiyle aradığını beklediğini bulmuş olacak ve fakat bölücü dinden çıktığından ötürü, ne arayacak ne de bekleyecek.<br />
<br />
Kurtuluşa ermen için sana bunca Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle hakikati açıkça beyan ediyoruz.<br />
<br />
Yetmiş iki fırka dalâlette ve cehennemde olduğu için o bir fırkayı bul. Bölücülerin arasında bulunursan; o bir fırkayı bulamadığın gibi, İsa Aleyhisselâm’a uymana da mâni olurlar.<br />
<br />
Yalancı imamlardan size çok bahsettik. Gerçekten bir imam gelecek, fakat fakirin tahminine göre bu zamana daha otuz sene kadar var. Nasibi olan bu hakiki imamı görür. Çıktığı zaman tereddütsüz biat edin.<br />
<br />
Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bakalım imamınız kendinizden olduğu halde Meryem oğlu İsa yanınıza indiği zaman durumunuz nasıl olur?” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1406)<br />
<br />
Herkes imtihan olacak, böylece iman ile küfür ayrılacak.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kime o lütuf nurunu koymuşsa ona tâbi olacak, kime koymamışsa olmayacak.<br />
<br />
Önümüzde çok büyük hadiseler, çok büyük sıkıntılar, çok büyük harpler var. Şimdiden Hazret-i Allah’a ve Resul’üne sığınmaya bakın.<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Dünyanın geniş vakitlerinde, (yani sıhhat ve servet, asayiş ve emniyet gibi istirahat sebepleri mükemmel olduğu bir zamanda) Cenâb-ı Hakk’a ibadet ve taat ile kendini takdim et ki, muzayakalı bir zamanda seni lütfu ile yad buyursun.”(Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
O gün gelmeden önce tevbe edip Allah-u Teâlâ’ya ve Resulullah Aleyhisselâm’a yönelenlere ne mutlu! O dilediğini dilediği şekilde kurtarır. Bu gibi kimselerin dünyası saadet, ahireti selâmet olur. Çünkü o Hakk ile idi, halk ile değil.<br />
<br />
Hazret-i Allah’a yönelelim, bize O yeter! Kalsak yolunda, gitsek yolunda ölelim inşaallah. Bizim için fayda getirecek budur: Yolunda olalım, yolunda ölelim.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’ya yönelmekten daha güzel bir kale olmaz, O’nun kalesinin harici boşluktur. O kalesine kimi aldıysa hayat vardır, hem de hayat-ı ebediye vardır. Bu bir ikazdır, hatırlatmadır, yöneltmedir. O dilediğine hidayet verir. Dilerse O her felâketten kurtarır.<br />
<br />
Kitapları daima okuyun ve böylece bu devirleri aşmaya bakın!<br />
<br />
 <br />
4. YE’CÜC ve ME’CÜC<br />
<br />
Aslı ve nesebi belirsiz iki kabile, önlerine çekilmiş olan barajı aşıp yeryüzüne yayılacaklar. Bir müddet etrafı ifsad etmeye çalışacaklar. Daha sonra İsa Aleyhisselâm’ın duâsı ile mahvolacaklar. Bunlar Çinliler’dir.<br />
<br />
Üçüncü dünya harbi bir âfâttır, Allahu âlem bu olacak.<br />
<br />
Yahudiler Arabistan’ı istilâya hazırlanıyor. Çinliler ise dünyâyı istilâ etmek için hazırlanıyor.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de:<br />
<br />
“Biz o gün onları (Ye’cüc ve Me’cüc’ü) bırakırız, dalgalar hâlinde birbirine girerler.” buyuruluyor. (Kehf: 99)<br />
<br />
Dalga dalga dünyanın üzerine hücum ederler ve memleketleri istilâ ederler.<br />
<br />
Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zayi olacak. Sayı itibarı ile elli kadın bir erkeğin himayesine girecek. Önümüzdeki harpler Allahu âlem bunu gösteriyor.<br />
<br />
Çinlilerin istilâsı bir helâkiyettir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Nihayet Ye’cüc Me’cüc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden saldırırlar.” (Enbiyâ: 96)<br />
<br />
Bunu Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle tarif buyurmuşlardır:<br />
<br />
Cahş kızı Zeynep -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:<br />
<br />
“Bir gün Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hâne-i saâdetlerine telâşlı bir hâl ile:‘Lâ ilâhe illallah!’ diyerek girdi. Baş parmağıyla şehadet parmağını halka yaparak:<br />
<br />
‘Yaklaşan fitne ve belâdan vay Arapların hâline! Bugün Ye’cüc ve Me’cüc seddinden bu kadar yer yıkıldı!’ buyurdu.” (Buhârî, Fiiten 7 - Müslim: 2880)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Ye’cüc ve Me’cüc (seddi) açılacak. Allah-u Teâlâ’nın:<br />
<br />
‘Ve onlar her tepeden saldırırlar.’ (Enbiyâ: 96)<br />
<br />
Âyet’inde buyurduğu gibi onlar çıkıp yeryüzünü istilâ edecekler.<br />
<br />
Müslümanlar da onlar(ın saldırısın)dan dolayı yerlerini bırakıp geri çekilecekler. Hatta kalan müslümanlar şehirlerine ve kal’alarına sığınmış olacak ve mevâşî (deve, sığır, koyun, keçi) sürülerini yanlarında barındıracaklar (yani meraya göndermeyeceklerdir). Ye’cüc ve Me’cüc’ün (öncüleri) nehire uğrayıp yatağında hiçbir şey kalmayacak şekilde suyunu içip tüketeceklerdir.<br />
<br />
Onların arkasından gelen geridekiler oraya uğrayacaklar ve sözcüleri: ‘Şüphesiz ki bu yerde bir kere su vardı.’ diyeceklerdir. Onlar yeryüzüne hâkim olacaklardır. Sonra sözcüleri: ‘Şu insanlar yeryüzü halkıdır, işlerini bitirdik. Yemin olsun ki şimdi gök halkı ile savaşacağız.’ diyeceklerdir. Hatta onlardan biri harbesini (kısa mızrağını) göğe doğru fırlatacak ve harbesi kana bulanmış olarak dönecektir. Bunun üzerine onlar: ‘Biz gök halkını da şüphesiz öldürdük!’ diyeceklerdir.<br />
<br />
Onların böyle olduğu sırada Allah âniden deve kurdu sürüsüne benzer hayvanlar gönderecek ve bu hayvanlar onları boyunlarından yakalayacaklar ve onlar çekirge sürüsünün ölümü gibi ölüp birbirinin üstüne yığılıp kalacaklardır.<br />
<br />
Sabahleyin müslümanlar onların ses sedâsını işitmeyecekler, bunun üzerine müslümanlar: ‘Kim canını fedâ edip onların ne yaptığına bakacak?’ diyeceklerdir. Bunun üzerine müslümanlardan nefsini Ye’cüc ve Me’cüc’e öldürtmeye hazırlamış durumda olan bir adam (sığındığı yerden) inecek ve Ye’cüc ile Me’cüc gürûhunu ölmüş olarak bulacaktır. Bunun üzerine müslümanlara: ‘Dikkat ediniz! Sizleri müjdeliyorum. Düşmanlarınız ölmüşlerdir!’ diyecektir.<br />
<br />
Bunun üzerine müslümanlar (sığındıkları yerden) dışarı çıkacaklar ve küçükbaş, büyükbaş hayvanlarını salıvereceklerdir. Fakat Ye’cüc ve Me’cüc’ün etlerinden başka hayvanların yiyeceği hiçbir ot olmayacaktır. Hayvanlar yedikleri (besleyici) bir otla en güzel biçimde semizlendiği gibi onların etlerini yemekle o biçimde semizlenecekler.” (İbn-i Mâce: 4079)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- şöyle demiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin (Mirac’a) götürüldüğü zaman İbrahim, Musa ve İsa Aleyhimüsselâm’a rastladı da kıyamet (gününün ne zaman kopacağı) hakkında müzakere ettiler. (Müzakereye) İbrahim ile başlayarak kıyamet(in ne zaman kopacağın)ı ona sordular. Konu hakkında onun yanında bir bilgi olmadı.<br />
<br />
Sonra Musa’ya sordular. Onun yanında da konu hakkında bir bilgi olmadı. Bunun üzerine söz İsa bin Meryem’e verildi. O: ‘Kıyametin kopmasına yakın şeyler (hadiseler) hakkında bana bilgi verildi. Amma kıyametin kopması vaktini Allah’tan başka hiç kimse bilemez.’ dedikten sonra Deccal’in çıkmasını anlattı.<br />
<br />
Dedi ki: ‘Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketlerine dönecekler. Bu kere onların karşısına Ye’cüc ve Me’cüc çıkacak ve her tepeden hızla gideceklerdir. Artık Ye’cüc ve Me’cüc uğradıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edeceklerdir. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah’tan yardım dileyeceklerdir. Ben de Allah’a duâ ederek Ye’cüc ve Me’cüc’ü öldürmesini dileyeceğim. (Bu dilek kabul olunacak) ve yer onların (leşlerinin) kokusu ile pis pis kokacaktır. Ben yine Allah’a duâ edeceğim. Allah da bir su gönderecek ve o su onları taşıyıp denize atacaktır. Daha sonra dağlar ufaltılıp dağıtılacak ve yer derinin yayılıp genişletildiği gibi yayılıp genişletilecektir. İşte o durum olunca insanlara yakınlığı bakımından kıyameti; ev halkı ne zaman doğumu ile âniden karşılaşacaklarını bilmedikleri hamile kadın gibi olacağı bana bildirildi.’” (İbn-i Mâce: 4081)<br />
<br />
•<br />
<br />
Nevvâs bin Sem’ân -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Müslümanlar Ye’cüc ve Me’cüc’ün (silâh olarak kullandıkları) yaylarından, oklarından ve kalkanlarından yedi yıl ateş yakacaklardır.” (İbn-i Mâce: 4076)<br />
<br />
Onlar bir gecede yok olacaklar, kalan silahlara işaret ediliyor.<br />
<br />
Buradan anlaşılıyor ki artık silâhlar patlamayacak, eski duruma gelecek. Zira üçüncü dünya harbinde bu nükleer silâhlar patlayıcı maddeleri yok ettiği zaman, silâh var amma patlamayacak. O zaman eski duruma dönecek, onu tarif ediyor. Silâhlar Allahu âlem yine kılıç ve at olacak.<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Ye’cüc ve Me’cüc’ten sonra Kâbe’de hacc ve umre yapılacaktır.” (Buhâri, Hacc 47)<br />
<br />
 <br />
5. DABBETÜ’L-ARZ<br />
<br />
Âhir zamanda Allah-u Teâlâ’nın emirlerinin terkedildiği, insanların gerçek dini değiştirdikleri sırada çıkacak olan bir hayvandır. Takibedenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“(Kıyametin kopacağına dair) O sözün tahakkuk zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe çıkarırız da insanların âyetlerimize yakinen iman etmemiş olduklarını söyler.” (Neml: 82)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu Dabbe’yi kıyametin kopması gibi büyük bir hadisenin başlangıcı olarak, insanların Kur’an-ı kerim’e kesin olarak inanmayışları sebebiyle ortaya çıkaracaktır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Dabbetü’l-arz, beraberinde Musa Aleyhisselâm’ın asası, Süleyman Aleyhisselâm’ın mührü bulunduğu halde çıkar. Mühür ile müminin yüzünü parlatır, asa ile kâfirin burnunu kırar. Öyle ki insanlar sofra üzerinde biraraya gelirler de, mümin kâfirden ayırt edilip tanınır.” (Tirmizî)<br />
<br />
Böylece mümin ile kâfir tanınmış olacak. Böyle bir gün yaklaştığı zaman tevbeler kabul edilmeyecek, içinde bulundukları duruma göre insanların hükümleri verilecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Üç şey vardır ki bunlar çıktıkları zaman, daha önceden iman etmeyen veya imanında hayır kazanmayan hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbetü’l-arz.” (Müslim: 158)<br />
<br />
Çünkü o zaman edilen imanla, işlenen amel-i salihin hükmü, can boğaza geldiği zaman edilen imanın hükmü gibidir.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Çıkış itibariyle kıyamet alâmetlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine Dabbetü’l-arz’ın çıkmasıdır.<br />
<br />
Hangisi arkadaşından önce çıkarsa öteki de onun hemen peşindedir.” (Müslim: 2941)<br />
<br />
İki alâmetten hangisinin önce olacağına dair kesin bir ifade olmamakla beraber, biri çıkınca diğeri çok kısa bir zaman sonra onu takip edecektir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir diğer Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Altı şeyden; güneşin battığı yerden doğmasından, dumandan, Deccal’den, Dabbe’den, birinizin hususi olarak başına gelecek hadiseden ve umuma gelecek fitneden önce amellere koşunuz.” (Müslim: 2947)<br />
<br />
Daha Mehdi Aleyhisselâm gelmediği gibi Dabbetü’l-arz da daha çıkmamıştır. Bu zamanda “Ben Dabbetü’l-arz’ım” diyenlere küfür damgası vurulur. Neden? Âyet-i kerime’leri inkâr ettiği için ve nefsini ilâh edindiği için. Zira Allah-u Teâlâ nefsini ilâh edinenlerin şirk içinde olduğunu ferman buyurmuştur.<br />
<br />
 <br />
6. GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI<br />
<br />
Kıyametin büyük alâmetlerinden birisi de, Allah-u Teâlâ’nın izni ve emriyle bir defaya mahsus olmak üzere güneşin bir cuma günü battığı yerden doğmasıdır.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet alâmetlerinden ilk meydana gelecek olanı güneşin battığı yerden doğması ve Dabbe’nin kuşluk vaktinde insanlara (yerden) çıkmasıdır.” (İbn-i Mâce: 4069)<br />
<br />
Bu iki alâmetin arasında uzun bir zaman olmayacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde güneşin batıdan doğduğunu gördüklerinde yeryüzü halkının tevbelerinin kabul edilmeyeceğine hükmederek şöyle buyurur:<br />
<br />
“Rabb’inin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz.” (En’âm: 158)<br />
<br />
Öyle mucizeler ki inanmayanların pişmanlık ve tevbeleri hiçbir fayda vermediği gibi, kurtulmak için dünya dolusu altın verseler kabul edilmeyecektir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar iman edecek, fakat o gün daha evvelden iman etmeyen, yahut imanında bir hayır kazanamayan hiç kimseye imanı fayda vermeyecektir.” (Müslim: 157)<br />
<br />
Önceden iman etmeyen bir kâfirin güneş batıdan doğduktan sonra iman etmesinin fayda vermemesi, can boğaza geldiği zaman edilen imanın hükmü gibidir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün güneşin battığı bir sırada Ebu Zerr -radiyallahu anh-e:<br />
<br />
“Güneş nereye gider bilir misin?” diye sordu. “Allah ve Resul’ü bilir!” demesi üzerine şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Güneş gider, arşın altında secde eder ve tekrar doğmak için izin ister, izin verilir. Bir gün gelir secde edip izin ister, fakat secdesi kabul edilmeyip izin verilmez. Ona: ‘Geldiğin yere git battığın yerden doğ!’ denilir. O da battığı yerden doğar.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1321 - Müslim: 159)<br />
<br />
Güneşin âdeti hilâfına battığı yerden doğması, gökte meydana gelecek acaib alâmetlerin ilkidir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Kâdı Muhammed bin Mehmed -kuddise sırruh- Hazretleri “En-Nâberât fî Beyânu Hatmü’l-Velâyeti’l-Muhammediyye” adlı risâlesinde, Hâtemü’l-evliyâ’nın âhir zamanda şer’î hudutları yeniden yerine oturtacağını haber vererek şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah-u Teâlâ âhir zamana kadar, tâ ki Hâtem’ül evliyâ ile birleşinceye dek, onu (şer’i hudutları) devam ettirecek ve onunla tekrar yerine oturtacaktır. Ki Allah, nübüvvet duvarını nasıl ki Hâtemür-resul’ün nübüvvetiyle hatmetmişse, sonra da Hatem’ül evliyâ ile O’nun duvarının her iki tuğlasını tamamlamış olsun. Buna göre de umarım ki güneşin batıdan doğma saati artık iyice yaklaşacaktır.” (Risaletü fî’l-Beyânu Hatm’ül-Velâye; Düğümlü Baba, no: 283’de mahfuz. 26b yaprağı)<br />
<br />
 <br />
7. HİCAZ TARAFINDAN BÜYÜK BİR ATEŞİN ÇIKMASI<br />
<br />
Medine yahudilerinin en büyük bilgini olup sonra İslâm’la müşerref olan Abdullah bin Selâm -radiyallahu anh-: “Kıyamet alâmetlerinin birincisi nedir?” diye sorduğu zaman Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Kıyametin ilk alâmeti, bir ateşin çıkıp insanları batıya sürmesi.” buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1368)<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Hicaz toprağından, Busrâ’daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2121 -Müslim: 2902)<br />
<br />
 <br />
8.9.10. ÜÇ BÜYÜK YER ÇÖKÜNTÜSÜ OLMASI<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyametten önce, birisi doğuda, birisi batıda ve birisi de Arap yarımadasında olmak üzere üç çöküntü meydana gelecektir.” (Müslim: 2901)<br />
<br />
 <br />
Resulullah Aleyhisselâm’ın Duyurduğu Gerçekler:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz kıyamet alâmetlerinin arka arkaya zuhur edeceğini, o günlerde insanların nelerle karşılaşacağını bir bir haber vermiştir.<br />
<br />
Nevvâs bin Sem’an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den şöyle söylediği rivayet olunmuştur:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sabah Deccâl’den bahsederken, onun ne büyük bir belâ olduğunu belirtti. Öyle ki, biz onu Nahl civarında zannettik. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-in huzurundan ayrıldık, sonra tekrar geldik. Bizdeki hüzün ve teessürü anladı ve: “Derdiniz nedir?” diye sordu.<br />
<br />
Dedik ki:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Bu sabah Deccâl’den bahis açarak onu tezyif ettiniz, ne büyük bir belâ ve fitne olduğunu söylediniz. Hatta biz onun Nahl civarında olduğunu sanmıştık.”<br />
<br />
Bunun üzerine buyurdu ki:<br />
<br />
“Sizin için en korktuğum Deccâl’den başkalarıdır. Şayet Deccâl ben sizin aranızdayken zuhur ederse, yalnız başıma onu mağlup edebilirim. Eğer ben aranızda değil iken çıkarsa, artık herkes kendi nefsini müdafaa edip şerrinden korunmalıdır. Zaten Allah-u Teâlâ her müslümanı onun şerrinden himaye edecektir.<br />
<br />
Deccâl, son derece kıvırcık saçlı, gözü dışarıya fırlamış bir delikanlıdır. Ben onu sanki Katan oğlu Abdül-uzzâ’ya benzetiyorum. Her kim Deccâl’e yetişirse, Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun.<br />
<br />
Deccâl Şam ile Irak arasındaki bir yerden çıkacak, sağı ve solu ifsad edecektir. (O zamanda bulunan) Ey müminler, dininizde sebat ediniz!”<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Deccâl yeryüzünde ne kadar kalacak?” dedik.<br />
<br />
“Kırk gün kalacak. Bir günü bir sene, bir günü bir ay, bir günü bir hafta ve diğer günleri ise sizin günleriniz kadar olacaktır.” buyurdu.<br />
<br />
Biz yine sorduk:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Bir sene kadar olan o günde, bir günlük namaz bize kifâyet eder mi?”<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“Hayır! Siz ona göre namaz vakitlerini tahmin ve takdir edersiniz.” buyurdu.<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Onun yerdeki hızı ne kadar olacaktır?” dedik.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“Rüzgârın önüne kattığı bulutun hızı kadar. Bir topluluğun yanından geçer, onları kendisinin rableri olduğuna inanmaya dâvet eder. Onlar da ona iman ve icâbet ederler. Bunun üzerine Deccâl göğe yağmur yağdırmasını emreder, yağmur yağar. Toprağa emreder, otlar, çayırlar biter. Hayvanlar da merâdan fevkalâde besili ve sütlü olarak dönerler.<br />
<br />
Sonra Deccâl başka bir topluluğa gelir, onları da kendisinin rab olduğuna inanmaya davet eder. Lâkin onlar bu dâveti reddederler, Tevhid dininde sebat ederler, o da onlardan ayrılır. O topluluktan yağmur kesilir, otlar kurur. Mal namına ellerinde hiçbir şey kalmaz.<br />
<br />
Bir harabeye gelir, ona: ‘Hazinelerini, definelerini çıkar!’ diye emredince, bal arılarının beylerini takip ettikleri gibi, o hazineler de süratle Deccal’i takip ederler.<br />
<br />
Sonra gençlikle dopdolu bir delikanlıyı kendisine iman etmeye dâvet eder. Kabul etmeyince onu bir kılıç darbesiyle iki parçaya ayırır, yine davet eder. Delikanlı beşûş bir çehre ile güler.<br />
<br />
O bu vaziyette iken, Allah-u Teâlâ Meryem’in oğlu Mesih’i gönderir. İsa Aleyhisselâm boyanmış iki hülleye bürünmüş, ellerini de iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak Şam’ın doğusundaki Beyaz Minâre’ye iner.<br />
<br />
Başını eğince hamamdan çıkmış gibi tertemiz bir halde terler, başını kaldırdığı zaman da saçından inci taneleri gibi nûrânî damlalar iner. Onun nefesini koklayan bir kâfir muhakkak ölür. O nefes göz alabildiği yere kadar uzanır.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Deccâl’i aramaya koyulur. Neticede ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür. Sonra İsa Aleyhisselâm’ın yanına Deccâl’in şerrinden Allah’ın muhafaza buyurduğu bir topluluk gelir. İsa Aleyhisselâm onların yüzlerini mesheder, cennetteki derecelerini haber verir. Bu sırada Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’a şöyle vahyeder:<br />
<br />
‘Ben sana itaat eden bir cemaat meydana getirdim. Hiçbir kimsenin onları öldürmeye gücü yetmez. O kullarımı Tur dağında muhafaza et.’<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk Ye’cüc ve Me’cüc’ü gönderir. Bunlar yüksek yerlerden akın edecekler. İlk kafile Taberiye gölüne uğrayıp oradaki suları tamamen içecekler. Sonra geridekiler bu göle uğrayacaklar ve: ‘Vaktiyle burada çok su varmış!’ diyecekler. Sonra Beyt-i Makdis dağına yürüyecekler. ‘Yeryüzündekileri öldürdük, geliniz göktekileri de öldürelim!’ diyecekler ve oklarını göğe doğru atacaklar. Allah-u Teâlâ okları kana boyanmış olduğu halde onlara geri çevirecek. İsa Aleyhisselâm ve ashâbı Tûr dağında mahsur kalacaklar. Öyle ki muhasaranın şiddetinden o gün bir öküz başı, onlardan her biri için bugünkü paranızla yüz dinardan daha hayırlı olacak.<br />
<br />
Bunun üzerine Nebiyullah İsa Aleyhisselâm ve ashâbı onların belâsından kurtarması için Allah’a yalvaracaklar. Allah-u Teâlâ Ye’cüc ve Me’cüc kabilelerinin enselerine kurtçuklar musallat eder. Sabahleyin hepsi de Allah’ın kudreti ile bir tek nefsin ölümü gibi bir anda kırılır helâk olurlar. Sonra İsa Aleyhisselâm ve ashâbı Tûr dağından yere inerler. Yeryüzünde onların kokmuş lâşelerinden hâli bir karış yer bulamazlar.<br />
<br />
Yine İsa Aleyhisselâm ve ashâbı Allah’a yalvarırlar da Cenâb-ı Hakk deve boynu gibi kuşlar gönderir. Onlar lâşeleri alıp Allah’ın istediği yere atarlar. Sonra Cenâb-ı Hakk pek çok yağmur indirir ki, hiçbir ev ve çadır bu yağmurdan kurtulmaz. Bu yağmur bütün yeryüzünü yıkar, ayna gibi tertemiz, yemyeşil bir hale getirir.<br />
<br />
Sonra yeryüzüne: ‘Meyvalarını bitir, evvelki gibi feyiz ve bereket ver!’ diye emrolunur. İşte o gün bir cemaat bir tek nar yiyip doydukları gibi onun kabuğu ile de gölgelenirler. Merâya gönderilen deve, sığır, koyun ve keçilerin sütleri de bereketli olur. Öyle ki, sağmal devenin sütü kalabalık bir cemaati, sığırınki bir kabileyi, koyunun sütü de yakın akrabadan bir cemaati doyurur. İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgar gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar.” (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)<br />
<br />
•<br />
<br />
Yaşar Nuri Öztürk “Cevap Veriyorum” isimli kitabının 237. sayfasında Hazret-i Mehdi’yi ve geleceğini inkâr etmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Deccal ümmetimin arasında çıkacak ve kırk (zaman) kalacaktır. (Kırk gün mü dedi, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum). Derken Allah Meryem oğlu İsa’yı gönderecektir. Sanki o Urve bin Mesud gibidir. Deccal’i arayıp helâk edecektir.<br />
<br />
Sonra insanlar, iki kişi arasında bir düşmanlık olmadan yedi sene yaşayacaklardır.<br />
<br />
Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayır yahut iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, hepsinin ruhunu kabzedecektir. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa, rüzgâr da üzerine girerek ruhunu kabzedecektir.”<br />
<br />
Râvi der ki: “Ben bunu Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den işittim. Şöyle buyurdular):<br />
<br />
“Bunun üzerine insanların kötü takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabiatında kalacaklar. Ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülüğü men edecekler. Şeytan kendilerine temessül ederek;<br />
<br />
‘Bana icabet ediyor musunuz?’ diyecek.<br />
<br />
Onlar da: ‘Bize ne emredersin?’ cevabını verecekler ve onlara putlara tapmayı emredecek.<br />
<br />
Onlar bu hâlde rızıkları bol, yaşayışları güzel devam ederken sonra Sûr’a üfürülecektir. Bunu işiten herkes boyun bükecek ve boyun kaldıracaktır.<br />
<br />
Onu ilk işiten develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen ölecek, diğer insanlar da öleceklerdir. Sonra Allah çiğ gibi yahut gölge gibi bir yağmur gönderecek, yahut yağmur indirecek. Bundan insanların cesetleri bitecek.<br />
<br />
Sonra Sûr’a bir daha üfürülecek ve birden kalkıp bakacaklardır.<br />
<br />
Sonra: ‘Ey insanlar! Rabb’inize gelin! Bunları durdurun! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.’ denilecektir.<br />
<br />
Sonra: ‘Cehennem ordusunu çıkarın!’ denilecek ve: ‘Kaç kişiden?’ diye sorulacaktır. ‘Her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzu!’ denilecektir. İşte çocukları ihtiyarlatacak gün bu ve işte baldırın açılacağı gün budur!” (Müslim: 2940)<br />
<br />
 <br />
Mehdi Aleyhisselâm’ın Zuhuru:<br />
<br />
Hazret-i Mehdi’nin zuhur etmesi de kıyamet alâmetlerindendir. Onun âhir zamanda geleceğine dâir birçok Hadis-i şerif’ler vardır.<br />
<br />
Asr-ı saâdet’ten bu yana asırlardır müslümanların kâffesi; âhir zamanda Ehl-i beyt’e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm’ı güçlendireceğine, adaleti hâkim kılacağına, müslümanların ona tâbi olup İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracağına, bu zât-ı âlîye “Mehdi” denileceğine inanmışlardır. Böylece bu Hadis-i şerif’ler mütevâtir derecesine ulaşmıştır.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.” (Ebu Dâvud, Tirmizi)<br />
<br />
Kitabımızın (Kıyamet ve Alâmetleri) ilgili bölümlerinde bu hususla ilgili bütün Hadis-i şerif’ler arzedilmiş olup, gerekli açıklamalar yapılmıştır.<br />
<br />
•<br />
<br />
“Selâm olsun hidayete tâbi olanlara.” (Tâhâ: 47)<br />
<br />
 <br />
HAKK’A UYANLAR BÂTILA SAPANLAR<br />
“İslâm Dimdik Ayakta Duran Bir Dindir”:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ din olarak İslâm dinini seçip beğenmiş ve katında makbul olan bu dini Resul-i Ekrem’i olan Muhammed Aleyhisselâm vasıtasıyla beşeriyete ilân etmiştir:<br />
<br />
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imrân: 19)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın katında makbul olan din yalnız budur. Bu O’nun hükmüdür. Din olarak yalnız İslâm vardır. Gerek Allah-u Teâlâ’yı inkâr eden kâfirler, gerekse müslüman görünen din kurucu kâfirler; bu hükmü bozmak, kendi zanlarına, kendi dinlerine göre bu Âyet-i kerime’yi hükümsüz saymak, kurdukları bâtıl dini bu Âyet-i kerime’nin yerine koymak isterler. Bunu yaptıkları zaman da bu emr-i ilâhî’yi inkâr etmiş olurlar. İster dış kâfir olsun, ister bölücü kâfir olsun, bu Âyet-i kerime’yi kaldırmak isteyen kim olursa olsun, kıpkızıl kâfirdir. Zaten kâfir olalı çok olmuştur.<br />
<br />
Hüküm budur. İlâhî emirler budur.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:<br />
<br />
“Bu, dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm: 30)<br />
<br />
Dimdik ayakta durmak ne demektir? Allah-u Teâlâ indirdi, hükmü ile emri ile indirdi. Bu din O’nun dinidir, ancak bu din ile amel edilir. Bu din ile amel eden müslümandır, bu din ile amel etmeyenler; inkâr etmezse fâsıktır, inkâr ederse kâfirdir. Bu dini bozmaya ve yıkmaya çalışmak, hiç şüphesiz ki kâfirin küfür alâmetlerinden birisidir.<br />
<br />
İslâm dini Allah-u Teâlâ’nın râzı olduğu ve ondan başkasını kabul etmediği bir dindir.<br />
<br />
Diğer bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki aslâ kabul edilmeyecektir. Ahirette de ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i imrân: 85)<br />
<br />
Bu kimseler bütün iyiliklerini kaybetmişler ve cezâya müstehak olmuşlardır. İslâm’dan yüz çevirip bir başka din arayan kimse, faydalıyı kaybedip büyük bir zarara düşmüştür.<br />
<br />
İslâm dini Allah-u Teâlâ’nın emridir, hükmüdür. İlk insan ve ilk peygamber Hazret-i Âdem Aleyhisselâm ile başlamış, zamanın akışı içerisinde ve her peygamber gelişinde en mükemmele doğru daima bir gelişme kaydetmiştir. Hazret-i Musâ Aleyhisselâm’a indirilen İslâm, Hazret-i Nuh Aleyhisselâm’a indirilen İslâm’dan daha geniş ve daha mükemmeldi. Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a gönderilen İslâm, Hazret-i Musa Aleyhisselâm’a indirilen İslâm’dan daha şümullü ve daha mükemmeldi. Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’a gelince de kemâlini buldu ve son şeklini aldı.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:<br />
<br />
“Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğendim.” buyuruyor. (Mâide: 3)<br />
<br />
İslâmiyet son dindir, kıyamete kadar bâkidir. Her yönü ile ilâhidir, günün şartlarına uymaz, o şartları değiştirip kendine uydurur. Zamanın değişmesiyle ilâhi hükümler değişmez ve değiştirilemez. İnsanların yeni bir dine ihtiyaçları yoktur. Fakat zamanla vesveselere dalıp arzu ve heveslere kapıldıkları için, hakikati hatırlatmaya, ruhlarını kuvvetlendirmeye ihtiyaçları vardır.<br />
<br />
•<br />
<br />
İslâm; boyun bükmek, teslim olmak, kurtuluşa girmek, selâmete çıkarmak, karşılıklı güven ve barış sağlamak, ihlâs ve samimiyet... gibi çeşitli mânâlar ifade eder.<br />
<br />
Dini bir terim olarak İslâm ise; ilâhî emirlere teslim olmak ve boyun eğmek demektir.<br />
<br />
Kelime itibariyle iman ile İslâm arasında fark olmakla beraber, dinde İslâmsız iman, imansız da İslâm olmaz. Bunlar bir şeyin dışı ve içi, yüzü ve astarı gibidir. Din ise iman ve İslâm ile beraber bütün şeriatın ismidir.<br />
<br />
İslâm dini yalnız bir iman meselesi değildir. İman ve amellerin toplamıdır. Amellerle ilgili tatbikatı bırakmak çok tehlikelidir.<br />
<br />
Amelin farz oluşuna iman ile, o ameli yapmak birbirinden farklıdır. Bir müslüman amel ettiği için mümin olacak değil, iman ettiği için amel edecektir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın isteği olan iman, yalnız bir vicdan işi olmaktan ibaret değildir. Hakiki iman kalbin içinden başlayıp, bütün dışa yayılacak ve sonra da beşeriyete güzel ameller saçacaktır.<br />
<br />
İslâm, teslimiyet demektir. Teslimiyet ya kalben veya söz ile, ya da uzuvlarla olur. Kalben olanı iman, sözle olanı ikrar, uzuvlarla olanı ise ibadetlerden ibarettir. Bir ağaç meyvesiyle birlikte bir bütün teşkil ettiği gibi, İslâm da bu bütünü ifade etmiş olur.<br />
<br />
İnsanoğlu yeryüzüne yalnız imanla mükellef tutulmak için değil, sâlih ameller işleyerek Allah-u Teâlâ’ya kulluk etmesi için gönderilmiştir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de:<br />
<br />
“Ben cinleri ve insanları ancak (beni bilsinler) bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyuruluyor. (Zâriyât: 56)<br />
<br />
İslâm’da bir iyiliğin ve sâlih amelin geçerli olması ve sevap kazandırması için, bu ameli işleyenin imanlı olması şarttır.<br />
<br />
İman mutlak tasdiktir. Söylenen sözü kendi isteği ile kabullenmek, gönülden benimsemek, şüpheye yer vermeyecek şekilde kesin olarak içten inanmak, teslim olmak, karşıdakine güven vermek demektir.<br />
<br />
İslâm dinine göre ise; Allah-u Teâlâ’nın varlığına, birliğine, Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’ın O’nun kulu ve peygamberi olduğuna ve onun Allah-u Teâlâ tarafından bize getirip tebliğ ettiği esas ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddüt etmeden kesin olarak inanmaktır.<br />
<br />
İslâm dinine girmenin ilk şartı olan bu iki esas “Kelime-i şehâdet”de toplanmıştır. Kelime-i şehâdet’i kalp ile tasdik edip dili ile de söyleyen bir kimseye “İnanmış” mânâsına gelen “Mümin” adı verilir.<br />
<br />
İman kalbî ve vicdanî bir durumdur. İmanın esası kalpte olan tasdiktir.<br />
<br />
Bir insanın müslüman olabilmesi için dili ve kalbi ile şehadet getirmesi gerekir. Dili ile söyleyip de kalbi ile tasdik etmedikçe iman kapısından içeriye girmiş olmaz. İman etmiş gibi görünse de müşrik olarak yaşar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Asr sûre-i şerif’inde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten hüsran içindedir. Ancak iman edip amel-i sâlih işleyenler, birbirlerine Hakk’ı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnâ.”<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu dört vasfı taşıyanların dışındaki bütün insanların hüsranda, zarar ve ziyanda olduklarına hükmetmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde kendisine inanan ve Resul’ünü tasdik eden kullarına; İslâm’ın bütün hükümlerini benimsemelerini, buyruklarını uygulamalarını, yasaklarını terketmelerini emir buyuruyor:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Hep birden tam bir teslimiyetle İslâm’ın sulh ve selâmetine girin.” (Bakara: 208)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’ya gerçek mânâda teslim olun, hem dışınızla hem içinizle O’na itaat edin. İslâm’a bir başka şeyi karıştırmayın.<br />
<br />
İslâm bir bütündür. Hükümlerinden hiçbiri birbirinden ayrılmaz.<br />
<br />
Ayrıca bu Âyet-i kerime müminleri ittifak ve ittihada dâvet etmekte, tefrikadan bölücülükten şiddetle sakındırmaktadır.<br />
<br />
Bu gibi ilâhi emirlere muhalif harekette bulunanlar için büyük bir tehdit olmak üzere diğer Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Size açık açık deliller geldikten sonra ayağınız kayarsa, şunu iyi bilin ki Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Bakara: 209)<br />
<br />
Kendisine isyan edenlerden intikam almaktan aciz değildir. İntikam alırken bile ancak hak olarak intikam alır.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resul’üne itaat edin, işitip durduğunuz halde ondan dönmeyin.” (Enfâl: 20)<br />
<br />
Halbuki sizler, kendisine itaat edilmesinin gerekli olduğunu söyleyen Kur’an-ı kerim’i işitiyorsunuz, ona muhalefet etmeyi yasaklayan öğütleri de dinliyorsunuz.<br />
<br />
“İşitmedikleri halde: ‘İşittik!’ diyenler gibi olmayın.” (Enfâl: 21)<br />
<br />
“Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü akletmeyen o sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfâl: 22)<br />
<br />
Onlar, kabul etmemek ve yüz çevirmek için böyle söylerler. Sanki hiç duymamış, işitmemiş gibi hareket ederler.<br />
<br />
Bu Âyet-i kerime’ler Resulullah Aleyhisselâm’ın sözlerini, emir ve yasaklarını işitip de mühimsemeyen veya hafife alan kimseler hakkında bir ihtar mahiyetindedir. Bu gibi kimseler işittiklerini gerçek mânâda işitmedikleri için, söz anlamayan sağır ve dilsiz hayvanlara benzetilmişlerdir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ inanan kullarına istikâmet üzerinde olmalarını, dosdoğru yolda sebat etmelerini farz kılmış, dininin gönderdiği gibi tatbik edilmesini emir buyurmuştur:<br />
<br />
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd: 112)<br />
<br />
Doğruluk; bir müslümanın niyetinde, söz ve davranışlarında dürüst olması, yalandan ikiyüzlülükten uzak olması demektir.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram’dan bir zât: “Yâ Resulellah! İslâmiyet hakkında bana öyle bir söz söyle ki, o hususta sizden başka hiçbir kimseden sormaya ihtiyacım kalmasın.” diye sorduğunda Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdular. (Müslim: 38)<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür.” (Buhârî)<br />
<br />
Buradan da anlaşılıyor ki, Allah-u Teâlâ’ya imanı yalnızca kalpte saklamayıp dil ile de ikrar ve ilân eyledikten sonra, her hususta doğruluk, İslâm dinini özetleyen en mühim özelliktir. Bunun böyle olduğunu birçok Âyet-i kerime’ler ortaya koymakta ve müslümanları istikametten ayrılmamaya teşvik etmektedir.<br />
<br />
Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Eğer seninle tartışmaya girişirlerse de ki: Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.” (Âl-i imrân: 20)<br />
<br />
İşte İslâm budur. İşte ümmet-i Muhammed’in dini, sırat-ı müstakimi budur. Doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ’ya teslimiyettir. Hakk’tan başkasına boyun eğip teslim olmak ise O’na isyandır, yoldan çıkmaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Müşrikler, Muhammed Aleyhisselâm’a gelerek kendi putlarına saygı göstermesi halinde, onlar da onun Rabb’ine karşı saygılı olabileceklerini söyleyerek uzlaşma taraftarı olduklarını belirtmek istiyorlardı.<br />
<br />
Bu hususta nâzil olan Âyet-i kerime’lerde ise İslâm’la ve imanla bağdaşmayan hiçbir teklife iltifat edilmemesi beyan buyuruldu:<br />
<br />
“(Hakikati) yalan sayanlara boyun eğme! Onlar senin yumuşak ve müsamahalı davranmanı isterler ki, kendileri de sana yumuşak davransınlar.” (Kalem: 8-9)<br />
<br />
Âyet-i kerime’de geçen “Müdâhene”, lüzumsuz yere yumuşak davranmak demektir.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm İslâmiyet’in yayılmasını engelleyen pürüzlerin az da olsa kalkması için dinin esasını bozmayan bazı hususlarda Kureyş müşriklerine biraz hoşgörülü davranmayı düşünmüştü.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Neredeyse onlar sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için akıllarınca seni bile fitneye düşürecek ve o takdirde seni samimi bir dost edineceklerdi.” (İsrâ: 73)<br />
<br />
“Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, neredeyse onlara birazcık meyledecektin.” (İsrâ: 74)<br />
<br />
“Ve o takdirde sana hayatın da ölümün de sıkıntılarını kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.” (İsrâ: 75)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in, müşriklerin istedikleri imtiyazı vermesi hâlinde dünya azabının da ahiret azabının da kendisine kat kat tattırılacağını bildirmesi; önder durumundaki kişilerin işledikleri suçun çok büyük olacağını, dolayısıyla bu gibi suçların cezalarının da büyük olacağını göstermektedir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’ler Resulullah Aleyhisselâm’ın şahsında, iman ve İslâm esaslarını muhafaza bakımından ümmetine büyük dersler vermektedir. Allah-u Teâlâ’nın hükümlerini küçümseyip önemsememenin ne kadar büyük tehlike doğuracağına, böyle bir sapıklığa cüret eden bir kimsenin dünyada da ahirette de çok ağır bir ceza göreceğine işaret edilmektedir.<br />
<br />
Ayrıca müslümanların bu gibi Hazret-i Allah’a ve Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e isyan edenlere karşı susması, onları hoş görmesi de bu kapsama girer. Bu unutulmamalıdır.<br />
<br />
 <br />
İmanın Kalbe Yerleştiği Hakiki Müminler:<br />
<br />
İslâm’a ilk girdiklerinde henüz iman kalplerine yerleşmemişken, iman makamına eriştiklerini iddiâ eden bedevîler hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Bedevîler: ‘İman ettik’ derler. De ki: ‘Siz iman etmediniz, bâri: ‘Müslüman olduk.’ deyin.’” (Hucurât: 14)<br />
<br />
Çünkü iman, yalnız dil ile ikrardan ibaret değil, yürekten bir sevgi ile kalp huzuru içinde tasdik etmektir. Halbuki bu sizde yok. Öyle olsaydı İslâm’ı kabul etmenizi Resulullah Aleyhisselâm’ın başına kakmazdınız.<br />
<br />
“İman henüz kalplerinize yerleşmedi.” (Hucurât: 14)<br />
<br />
Siz henüz imanın hakikatine ulaşamadınız. Yalnız dil ile yapılan iman iddiası, bu hususta yeterli değildir.<br />
<br />
Mümin olmak için imanın kalbe nüfuz etmesi ve o kimsenin takvâya bürünmesi lâzımdır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında bazı kimselere ihsanda bulunmuş, fakir müslümanlardan bazılarına ise hiçbir şey vermemişti.<br />
<br />
Sa’d bin Ebî Vakkas -radiyallahu anh- hadiseyi şöyle anlatmıştır:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde çok beğendiğim birisine bir şey vermedi. Bunun üzerine:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Filânı niye bıraktın? Vallahi ben onu pek mümin görüyorum!’ dedim.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
‘Yahut müslim!’ buyurdu. Biraz sustum. Sonra yine o zât hakkındaki bilgim galebe çaldı.<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Filânı niye bıraktın? Vallahi ben onu pek mümin görüyorum!’ dedim.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tekrar:<br />
<br />
‘Yahut müslim!... Başkası benim için daha makbul olduğu halde, ben bazen bir adam yüzüstü cehenneme atılır endişesi ile ona bir şeyler veriyorum.’” buyurdu. (Müslim: 150)<br />
<br />
Bu ise “Harîsun aleyküm...” Âyet-i kerime’sinin tecellisidir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Eğer Allah’a ve Peygamber’ine itaat ederseniz, Allah amellerinizden hiçbir şey eksiltmez.” (Hucurât: 14)<br />
<br />
Açıktan şehadet ile ikrar edildiği gibi, kalben de ihlâs ve samimiyetle amel ederek Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm’ın emirleri seve seve yerine getirilirse; karşılığı ve mükâfatı kat kat verilir, eksik olarak ödenmez.<br />
<br />
“Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Hucurât: 14)<br />
<br />
İtaat edenlerin kusurlarını bağışlar, kullarına karşı merhameti pek çoktur.<br />
<br />
“Mümin kimdir, nasıl olur?” denilirse, sonraki Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resul’üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda canları ve malları ile cihad etmişlerdir.<br />
<br />
İşte onlar sâdıklardır.” (Hucurât: 15)<br />
<br />
İmanlarında sâdık, verdikleri ikrara kalpleriyle ve icraatlarıyla içten bağlılık göstermiş samimi müslümanlardır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kâmil müminleri üç sıfatla vasıflandırmaktadır:<br />
<br />
Birincisi; Allah-u Teâlâ’ya ve Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine kesin iman.<br />
<br />
İkincisi; şek ve şüpheye düşmemek.<br />
<br />
Üçüncüsü ise; mal ve can ile cihad etmek.<br />
<br />
Kim bu sıfatları kendinde toplarsa, o gerçek mümindir.<br />
<br />
Müminler o kimselerdir ki; Allah-u Teâlâ’nın mevcudâtı yoktan var ettiğine, gizliyi, gizlinin de gizlisini bildiğine, kalplerdeki sırları bildiğine, lütuf ve kerem sahibi olduğuna, gücünün her şeye yettiğine, her şeyin kendisine döneceğine, kendi Zât-ı akdes’inden başka her şeyin yok olacağına, mahşer gününde herkesin O’nun huzurunda toplanacağına inanırlar.<br />
<br />
Müminler; Allah’ın Resul’ü Muhammed Aleyhisselâm’ın peygamberlerin sonuncusu ve önderi olduğuna, Rabb’inden gelen bütün hükümleri en ince teferruatına kadar tebliğ ettiğine, kendi arzu ve hevesine göre hiçbir şey söylemediğine, söylediği her sözün Rabb’i tarafından kendisine vahyedilen gerçekler olduğuna inanırlar.<br />
<br />
Müminler; hiçbir hususta şüpheye kapılmazlar, onların imanları hiçbir zorluk karşısında sarsılmaz.<br />
<br />
Allah yolunda malla ve canla cihad etmek, imanın delili, işareti, esası ve mihenk taşıdır. İslâm dâveti, dünya menfaati elde etmek için yapılan bir cihad değil, Allah yolunda ve ilây-ı kelimetullah uğrunda yapılan bir cihaddır.<br />
<br />
İşte kim bu vasıfları kendinde toplarsa, o gerçek mümindir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Bu Âyet-i kerime’ler nâzil olunca bir kısım bedevîler, huzur-u Peygamberî’ye gelmişler, kendilerini sâdık müminler olduklarına dair yemin etmişlerdi.<br />
<br />
Bunları susturmak ve bu husustaki ilâhî beyanları pekiştirmek için de şu Âyet-i kerime’ler nâzil olmuştur:<br />
<br />
“De ki: Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da bilir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Hucurât: 16)<br />
<br />
15. Âyet-i kerime’de beyan edilen ölçü “Müslümanım” diyenlerin üzerine uygulandığı takdirde, iman iddiâsında bulunan birçok kimsenin bu iddiâlarının, sözü geçen bedevîlerinkine benzediği görülür.<br />
<br />
“Onlar İslâm’a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın.<br />
<br />
Eğer doğru kimseler iseniz, aksine sizi imana erdirdiği için Allah size minnet eder.” (Hucurât: 17)<br />
<br />
Bu minnet bile imanın hakikatinin henüz kalplerine yer etmemiş olduğunu, imanın zevkine eremediklerini ifade etmektedir.<br />
<br />
Başa kakmak sizin hakkınız değil, aksine Allah’ın hakkıdır. Eğer siz müslüman olduk diye başa kakarsanız, doğrusu Allah size minnetinin ağırlığını yükletir, nimetini keser. Sizi böyle hidayet gibi ebedî bir nimete erdirmiş olan Rabb’inize hamd ve şükretmeniz gerekmez mi?<br />
<br />
“Şüphesiz ki Allah göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.” (Hucurât: 18)<br />
<br />
Müslümanlığınızda doğru olup olmadığınızı, kalplerinizde iman ve sadâkat bulunup bulunmadığını, niyetlerinizden neler geçirdiğinizi tamamen bildiği gibi, göklerde ve yerde neler olacağını da bilir, her ne yaparsanız görür. Hiçbir şey O’na gizli kalmaz.<br />
<br />
•<br />
<br />
Bir insan için kuvvetli bir iman kadar kıymetli hiçbir şey yoktur. İnsanı gerek bu dünyada gerekse ahirette saâdet ve selâmete ulaştıracak yegâne cevher böyle bir imandır. Bunun için de ömrün son anına kadar onu elden kaçırmamak için çalışmak lâzımdır. Aksi takdirde bu büyük nimetten mahrum olur.<br />
<br />
Bir insan nasıl ki tertemiz bir müslüman olarak dünyaya geliyorsa, öyle yaşamalı, o güzelliğini muhafaza etmeli ve öylece ölmelidir. Hayatta iken gerek dinine gerekse imanına zarar verecek, tehlikeye düşürecek her türlü kötü söz ve inkârdan korunması gerekir.<br />
<br />
İman inkârla gider. Bir kimse dinin esaslarından birini kabul etmez veya hafife alırsa, dinimizde haram sayılan bir şeyi helâl, helâl sayılan bir şeyi haram kabul ederse imanını kaybetmiş olur.<br />
<br />
•<br />
<br />
Gerçek bir imanla Allah-u Teâlâ’ya inanan, gönülden boyun eğen muttaki müminler hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Müminler saâdete ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtlarını verirler. Onlar ki, eşleri ve câriyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar kınanamazlar. Bu sınırı aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.” (Müminûn: 1-2-3-4-5-6-7)<br />
<br />
“O müminler ki, emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler. Namazlarına riâyet ederler. Onlar Firdevs cennetine vâris olacaklar, orada ebedî kalacaklardır.” (Müminûn: 8-9-10-11)<br />
<br />
“Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır ve yalnız Rabb’lerine tevekkül ederler.” (Enfâl: 2)<br />
<br />
“Rahman’ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ve vakar ile yürürler. Cahiller kendilerine lâf attıklarında: ‘Selâm!’ derler.<br />
<br />
Onlar ki, gecelerini Rabbleri için secdeye vararak ve kıyama durarak geçirirler.<br />
<br />
Onlar ki şöyle derler: ‘Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası ne kötü bir yer, ne kötü bir konaktır!’<br />
<br />
Onlar ki, harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler. Harcamaları bu ikisi arasında dengeli olur.<br />
<br />
Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler.” (Furkân: 63-68)<br />
<br />
“Onlar büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar. Kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar, affederler.” (Şûrâ: 37)<br />
<br />
“Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygamber’e çağırıldıkları zaman, müminlerin sözü sadece: ‘İşittik, itaat ettik!’ demekten ibarettir.<br />
<br />
İşte saâdete erenler onlardır.” (Nûr: 51)<br />
<br />
“Onlar bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah da güzel davrananları sever.<br />
<br />
Onlar bir kötülük yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.<br />
<br />
İşte onların mükâfâtı, Rabb’leri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedî olarak kalacaklardır.<br />
<br />
Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!” (Âl-i imrân: 134-135-136)<br />
<br />
 <br />
İslâm’ın Geleceği:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kendi peygamberine ve dinine yardımını değişik biçimlerde, değişik tezahürlerle sürdürecektir. İslâmiyet kıyamete kadar pâyidar olacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Onlar Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (Saf: 8)<br />
<br />
O zaman tamamladığı gibi bugün de bu nuru tamamlayacak ve onu kıyamete kadar muhafaza edecektir. Bu nur kıyamete kadar bâkidir, aslâ söndürülemez. Allah-u Teâlâ nihayetinde muzafferiyeti er veya geç İslâm’a bahşedecektir.<br />
<br />
“Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar.” (Tevbe: 33)<br />
<br />
Peygamber’ini hak din ile gönderen Allah-u Teâlâ onun vasıtası ile dinini yüceltecek, şirk ve küfrü eninde sonunda perişan edecektir. Bu O’nun ilâhî bir vaadidir.<br />
<br />
İslâm dini’nin diğer dinlerden üstün olması sadece Asr-ı saâdet’e mahsus olmayıp, kıyamete kadar bu hüküm geçerlidir.<br />
<br />
Hâlen de hak dini bütün dinlere üstündür ve bütün dinlere hâkimdir.<br />
<br />
İslâm dini gönderildiği zaman nasıl taptaze idiyse, kıyamete kadar da bu tazeliğini ve ciddiliğini koruyacaktır. O, Allah-u Teâlâ’nın dinidir ve dimdik ayakta kalacaktır. Kur’an-ı kerim’in bir harfi bile değişmez, bir tek Âyet-i kerime’si inkâr edilmez.<br />
<br />
Her zaman ve mekânda İslâm’ın geleceği gece değil gündüzdür, sönük değil parlaktır.<br />
<br />
Ara sıra basan gece zulmetleri, İslâm’ı dinlendirip tekrar uyandırmak içindir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ müminlere, küfre karşı İslâm’ı muzaffer kılacağını, onları yeryüzünün mirasçıları yapacağını, beğenip seçtiği dinleri olan İslâm’ı güçlendirecek şekilde iktidar yapacağını ve üzerlerinde bulundukları korkuyu gidereceğini vâdetmekte ve şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Allah içinizden iman edip de sâlih amel işleyenlere vâdetti ki, kendilerinden evvel gelenleri nasıl yeryüzüne hükümran kıldıysa, onları da yeryüzüne hükümran kılacak.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Yukarıda geçtiği üzere, Allah-u Teâlâ Sâf sûre-i şerif’inin 8. Âyet-i kerime’sinde kâfirler istemese de nurunu tamamlayacağını beyan buyurmaktadır. Bu nur kıyamete kadar bakidir, aslâ söndürülemez. Allah-u Teâlâ en sonunda muzafferiyeti İslâm’a bahşedecektir.<br />
<br />
“Ve onlar için seçip beğendiği dinlerini kuvvetlendirecek, korkularını üzerlerinden kaldırdıktan sonra muhakkak emniyete kavuşturacak.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Günümüzde İslâm’ı zayıf düşürmeye çalışıyorlar.<br />
<br />
İslâm bir zaman için büsbütün boğulmaya çalışılacak, büyük sıkıntılara maruz kalınacak. Şimdi böyle gidiyor, ancak kötü gidiyor. Deccal’in devrinde ise çok büyük sıkıntılar olacak. Müslümanlar büyük bir ezginlik, büyük bir kahır altında inledikleri bir zamanda Allah-u Teâlâ sevdiği, seçtiği bu sâlih kullarının korkularını kaldıracak ve onları felâha erdirecek. Onlar için bu bir imtihan ve ibtilâdır. Allah-u Teâlâ’nın bu has kulları kendisi için yarattığı kullarıdır.<br />
<br />
“Öyle ki, bana ibâdet etsinler, bana hiçbir şeyi ortak koşmasınlar.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Bunlar az bir zümredir, fakat halis bir ümmettir. Allah-u Teâlâ’ya ve Resul’üne gönülden bağlı olmuş, Allah-u Teâlâ’nın sevdiği seçtiği kimselerdir. Sayıları azdır, fakat çok seçkindirler.<br />
<br />
Bunlar İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Resul Hazretleri’nin maiyetine girecek olan az bir fırkadır. Ve bu fırka Allah-u Teâlâ tarafından korunacak, hiçbir kimse bunlara hiçbir zarar veremeyecektir.<br />
<br />
Bütün bu beyan ve açıklamalardan sonra, kim ki bu hakikatleri inkâr ederse, yoldan saparsa, artık o kendi kendisini helâk etmiş olur.<br />
<br />
“Kim de bundan sonra inkâr eder, nankörlük ederse; işte onlar yoldan çıkmış olanlardır.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Âyet-i kerime’de açıkça görülüyor ki, kim bu hakikatleri inkâr ederse, onlar fâsıktırlar. “Bize böyle söylüyor!” demeyin. Biz sadece ilâhî beyanları hatırlatıyoruz, kendinize gelmenizi tavsiye ediyoruz.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ yardımına lâyık olan kimselerin vasıflarını belirtmek üzere diğer Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Onlar ki, eğer biz kendilerine yeryüzünde iktidar mevkii verirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder, kötülükten nehyederler.<br />
<br />
Bütün işlerin sonucu Allah’a âittir.” (Hacc: 41)<br />
<br />
Yegâne tasarruf sahibi O’dur, ahirette de yalnız O’nun hükmü tecellî edecektir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Gerek Tevrat’ta ve gerekse İncil’de Resulullah Aleyhisselâm’ın fazilet ve meziyeti, daha dünyaya teşrif etmeden önce duyurulduğu gibi, Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı’nın fazilet ve meziyeti de aynı kitaplarda beyan edilmiştir.<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Muhammed Allah’ın Peygamber’idir.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Onun Allah katındaki vasfı budur. O Allah-u Teâlâ’nın Resul’üdür. Bundan dolayı, ona olan vaadlerini fiilen gerçekleştirerek ispat edecek olan da Allah-u Teâlâ’dır.<br />
<br />
O’nun bu şehâdetine karşı “Muhammed Allah’ın Resul’üdür.” demek istemeyenler ebedî olarak zarar etmiş olurlar.<br />
<br />
“Onunla beraber bulunanlar da kâfirlere karşı çok çetin ve sert, birbirlerine karşı çok merhametlidirler.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Bu da ona iman eden müminlerin vasfıdır. Kâfirlerin küfürlerine karşı zayıflık, yılgınlık ve müsamaha göstermezler, kızgın ve asık suratlıdırlar. Dinlerine muhalefet edenlere aslâ sevgi beslemezler.<br />
<br />
Aralarındaki din kardeşliği sebebiyle birbirlerine karşı alçakgönüllü, güleryüzlüdürler. Birbirleriyle karşılaştıklarında selâmlaşır, tokalaşır ve kucaklaşırlar.<br />
<br />
İçlerinden birinin bir belâ ve musibete uğraması hepsini üzer. Aralarında birlik, beraberlik ve kardeşlik devam eder durur.<br />
<br />
“Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Namazlarını Allah için ihlâsla kılarlar. Çünkü namaz ibadetlerin en hayırlısıdır.<br />
<br />
“Allah’tan lütuf ve hoşnutluk isterler.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Öyle çalışırlar ki, daima Allah-u Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanmayı, rızâsına doğru ilerlemeyi düşünürler.<br />
<br />
“Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Onların alâmetleri alınlarındadır. Devam ettikleri secdelerin bir feyzi olarak simâlarında ayrı bir güzellik bulunur.<br />
<br />
“İşte bu, onların Tevrat’ta anlatılan vasıflarıdır.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Anlatılan bu sıfatlar gerçek müminlerin Tevrat’ta belirtilen hususiyetlerindendir.<br />
<br />
Onların İncil’deki özelliklerine gelince:<br />
<br />
“İncil’de de şöyle vasıflandırılmışlardır: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış ve gövdesinin üzerine dikilmiş bir ekine benzerler. Ki bu, ekincilerin hoşuna gider.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Bu, Allah-u Teâlâ’nın İslâm’ın başlangıcına, kuvvetlenip sapasağlam yer edinceye kadar gücünün ilerlemesine verdiği bir misaldir.<br />
<br />
Çünkü Resulullah Aleyhisselâm önce tek başına dâvete başladı. Sonra Allah-u Teâlâ kendisi ile birlikte iman edenlerle incecik yeşeren bir ekinin zamanla kendisinden meydana gelen diğer parçalarla güçlenerek ekin ekenlerin hoşuna gidinceye kadar güçlenmesi gibi güçlendirdi.<br />
<br />
İşte Resulullah Aleyhisselâm ve Ashâb-ı kiram’ı böyle hoş, mükemmel, intizamlı, güzel bir ekin gibi yetiştirilmiş bir ordudur.<br />
<br />
“Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Bu misallerde anlatıldığı üzere onların Allah-u Teâlâ tarafından övülmeleri, yüce vasıflarla vasıflandırılmaları, cihanşümûl bir intişara nâil olmaları kâfirlerin öfkelerini artırmaktadır.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram’a öfke duyan, onların kusurlarını diline dolayan bir kimse bu Âyet-i kerime’ye göre küfre düşer. Çünkü Allah-u Teâlâ onlardan övgü ile söz etmiş ve onlardan râzı olmuştur. Bu ise onlara yeterlidir.<br />
<br />
“Allah iman edip sâlih ameller işleyenlere, hem mağfiret hem de büyük bir mükâfat vâdetmiştir.” (Fetih: 29)<br />
<br />
O’nun vaadi doğrudur, gerçektir, aslâ değişmez ve değiştirilemez.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de geleceğin fetihleriyle İslâm’a girip güzel hizmetler edecek kimselerin bağışlanacakları, çok büyük mükâfatlara erecekleri müjdelenmiş oluyor.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı’ndan sonra kıyamete kadar Muhammed Aleyhisselâm’ın nurlu yolunda bulunanlar da bu müjdeye dahildirler. İlâhî rahmet ve inayet bütün müminleri kuşatmaktadır.<br />
<br />
O zaman da garip idi, sonra fidan yavaş yavaş gövdenin üzerine oturduğu gibi, size bunu hem bildirmeyi hem de ilerisini göstermeyi arzu ediyorum.<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivâyet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Müslümanlık garip olarak başladı, başladığı gibi garip olarak avdet edecektir.<br />
<br />
Ne mutlu gariplere!” (Müslim)<br />
<br />
Hadis-i şerif’te geçen “Gariplik” kelimesi çok mânâlıdır, geleceğe âittir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in zaman-ı saâdetlerinde daha garipti. Çünkü kendisinden ve birkaç müslümandan başka kimse yoktu. Amma şimdi hamdolsun o nurlu yolda yürüyen bir fırka yine mevcut.<br />
<br />
O zaman daha garipti. Bunlar hep Allah-u Teâlâ’nın iradesiyle, hükmüyle, kuvvetiyle, kudretiyle oluyor.<br />
<br />
Bugün İslamiyet’in garip durumuna bakıp aldanmayın, gariplik yine başlamıştır. Ve biiznillâh-i Teâlâ bu hâle gelecektir.<br />
<br />
Daha evvel de böyle garipti, sonra gövdenin üzerinde oturdu ve gariplik yine başladı, Allah-u Teâlâ bunun nihayetini getirecek.<br />
<br />
Câbir bin Semura -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu din ayakta durmakta mutlaka devam edecektir. Onun namına tâ kıyamet kopuncaya kadar müslümanlardan bir cemaat çarpışacaktır.” (Müslim: 1922)<br />
<br />
•<br />
<br />
Bugünkü perişanlık şuradan geliyor.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Şüphesiz ki dininizin evveli peygamberlik ve rahmettir. Bu, Allah’ın dilediği kadar sizde bulunacak, sonra Allah -celle celâlühu- onu kaldıracak ve arkasından peygamberlik yolunda (ve doğrultusunda) halifelik olacak. Bu da Allah’ın dilediği kadar aranızda bulunacak.<br />
<br />
Sonra Allah -celle celâlühu- hilafeti kaldıracak ve ısırıcı azgın hükümdarlık olacak. Bu da Allah’ın dilediği kadar aranızda bulunacak.<br />
<br />
Sonra Allah -celle celâlühu- onu da kaldıracak ve akabinde zorbalığa dayalı hükümdarlık olacak; Allah’ın dilediği kadar aranızda bulunacak.<br />
<br />
Sonra Allah -celle celâlühu- bunu da kaldıracak ve yine peygamberlik yolunda hilafet olacak. İnsanlar arasında Peygamber’in sünnetiyle amel edecek. İslâm, yeryüzündeki komşularına dal ve kol salacak. Gökte ve yerde eyleşenler İslâm ümmetinden râzı olacaklar. Gök tek bir iklim bırakmayıp hepsine yağmur indirecek, yer hiçbir bitki ve bereketini bırakmayıp hepsini ortaya çıkaracak.” (Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu durumu haber vermiş: “Bunlar gelecek!” buyurmuştur. Bundan sonra saâdet devrini bekleyeceğiz.<br />
<br />
Kaynak<br />
<br />
Bu mevzu Muhterem müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Kıyamet ve Alâmetleri” isimli eserinden derlenmiştir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Küçük ve Büyük Kıyamet Alametleri</span></span><br />
<br />
“Onlar Kıyamet Zamanının<br />
Ansızın Başlarına Gelmesinden Başka Bir Şey mi Bekliyorlar?<br />
Onun Alâmetleri Gerçekten Gelmiştir.”<br />
(Muhammed: 18)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KIYAMETİN KÜÇÜK ALÂMETLERİ</span></span><br />
<br />
 <br />
<br />
“Kıyamet alâmetleri bir tek ipe dizilmiş boncuklar gibidir.<br />
İp kopmuştur.<br />
Bunlar birbirini takip edeceklerdir.”<br />
(Câmiu’s-sağîr: 3030)<br />
<br />
 <br />
<br />
Kıyametin yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler vardır.<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime’lerde ihtar mahiyetinde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” (Necm: 57)<br />
<br />
Kâinatın ömrüne nisbetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye “Âzife” denilmiştir.<br />
<br />
“Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onun alâmetleri gerçekten gelmiştir.” (Muhammed: 18)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hâtemü’l-enbiyâ olarak gönderilmesi kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
Sehl bin Sa’d -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek şöyle buyurdular:<br />
<br />
“Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim.” (Buhârî, Rikâk 39 - Müslim: 2950)<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını, bu müthiş saatin ne zaman geleceğini Allah-u Teâlâ’dan başka kimse bilmez. Kesin olarak bilinen, alâmetleri zuhur etmeden kopmayacağıdır. Birisi zuhur edince, diğerleri birbiri ardından ortaya çıkar.<br />
<br />
Nitekim Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet alâmetleri bir tek ipe dizilmiş boncuklar gibidir. İp kopmuştur. Bunlar birbirini takip edeceklerdir.” (Câmiu’s-sağîr: 3030)<br />
<br />
Görülüyor ki kıyamet iyice yaklaşmıştır.<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Küçük Alâmetlerinden Bazıları:<br />
<br />
Kıyamet kopmadan önce küçük alâmetler bir bir meydana çıkacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şerif’lerde belirtilen küçük alâmetlerin başlıcaları hülâsa olarak şunlardır:<br />
<br />
• İlmin ortadan kalkıp cehâletin yerleşmesi,<br />
<br />
• Zinânın alenî hâle gelmesi,<br />
<br />
• Sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması,<br />
<br />
• Oyun ve çalgı âletlerinin ortaya çıkması ve yaygınlaşması,<br />
<br />
• Câriyenin (köle kadının) efendisini doğurması,<br />
<br />
• Çobanların zenginleşerek bina yapmakta yarışması,<br />
<br />
• Zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servetin çoğalması,<br />
<br />
• Aynı dâvâyı güden iki büyük topluluğun birbirleriyle savaşması,<br />
<br />
• Adam öldürme hadiselerinin fazlalaşması,<br />
<br />
• Emanetin ganimet bilinmesi,<br />
<br />
• Elli kadına bir erkek düşecek şekilde erkek nüfusunun azalması,<br />
<br />
• Müslümanların kıldan ayakkabı giyen, küçük gözlü ve geniş yüzlü insan gruplarıyla savaşması,<br />
<br />
• İnsanların hayatlarından bıkarak ölülere gıpta etmesi,<br />
<br />
• Peygamber olduğunu iddiâ eden otuza yakın deccalin türemesi,<br />
<br />
• “Allah” veya “Lâ ilâhe illâllah” diyen bir kimsenin kalmaması.<br />
<br />
 <br />
<br />
Yine Hadis-i şerif’lerin ifadelerine göre kıyamet alâmetleri şöyle gelişecektir:<br />
<br />
• Kur’an-ı kerim’in önemi insanlar tarafından unutulacak,<br />
<br />
• Cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek,<br />
<br />
• Namaz kılınmayacak,<br />
<br />
• Zekât angarya kabul edilecek,<br />
<br />
• Fâiz yemeyen kimse kalmayacak,<br />
<br />
• Büyük bir bereketsizlik olacak,<br />
<br />
• Gasp hadiseleri çoğalacak,<br />
<br />
• Liderliğe elverişli kişiler azalacak,<br />
<br />
• Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler idareci olup başa geçecek,<br />
<br />
• Fâsıklar toplumun efendisi hâline gelecek,<br />
<br />
• Ahmak ve alçaklar dünyanın en mutlu insanları olacak,<br />
<br />
• Anne-babaya isyan edilip erkekler hanımlarının emrine girecek,<br />
<br />
• Akrabalık bağları kesilecek,<br />
<br />
• Sonra gelenler geçmişlerine lânet okuyacak,<br />
<br />
• Akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak; sabah mümin olarak kalkan kişi akşam kâfir olacak,<br />
<br />
• Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek,<br />
<br />
• Kitapların sayısı artacak,<br />
<br />
• Başa geçen âmirler halka zulmedecek,<br />
<br />
• Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek,<br />
<br />
• Ticareti dürüst olmayan kimseler ele geçirecek,<br />
<br />
• İş ehil olmayanlara verilecek,<br />
<br />
• Emanet kelepir kabul edilecek,<br />
<br />
• Aza kanaat edilmeyecek, çok ile de doyulmayacak,<br />
<br />
• Yağmurlar yıldırımlar çoğalacak,<br />
<br />
• Zelzeleler artacak,<br />
<br />
• Madenler yok olacak,<br />
<br />
• Mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek,<br />
<br />
• İnsanlar mescidlerle birbirine karşı övünecekler,<br />
<br />
• Câhiller aynı zamanda dürüst olmayan zâhidler türeyecek,<br />
<br />
• Sadece din dışı ilimler öğrenilecek,<br />
<br />
• Âni ölümler çoğalacak,<br />
<br />
• Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetinecek,<br />
<br />
• Kadınlar her hususta ön plâna çıkarılacak,<br />
<br />
• Erkekler kadınlara benzemeye çalışacak,<br />
<br />
• Açıklık çıplaklık yayılacak,<br />
<br />
• Fuhuş ve hayâsızlık çoğalacak...<br />
<br />
 <br />
Cebrâil Aleyhisselâm’ın Soruları:<br />
<br />
Hazret-i Ömer -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre, şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Günün birinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in huzurunda bulunduğumuz sırada aniden bir adam çıkageldi. Elbisesi bembeyaz, saçları simsiyahtı, üzerinde hiçbir yolculuk eseri görülmüyordu. Hiçbirimiz onu tanımıyorduk.<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in önüne oturdu, dizlerini dizlerine dayadı, ellerini iki dizinin üzerine koydu ve: “Yâ Muhammed! İslâm nedir, bana söyle!” dedi.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resul’ü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yoluna gücün yeterse Beytullah’a haccetmendir.” buyurdu.<br />
<br />
O yabancı adam: “Doğru söylüyorsun!” dedi. “Hem soruyor hem de tasdik ediyor.” diye hayret ettik.<br />
<br />
Sonra: “İman nedir, bana söyle!” dedi.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm da:<br />
<br />
“İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere yani hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmandır.” buyurdu.<br />
<br />
O adam yine: “Doğru söylüyorsun!” dedi. Devamla: “İhsan nedir?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“İhsan, Allah’a sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu göremiyorsan da O seni görüyor.” buyurdu.<br />
<br />
O yine: “Doğru söylüyorsun!” dedi. Sonra: “Kıyametin ne zaman kopacağını bana haber ver!” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir.” buyurdu.<br />
<br />
“O halde bana alâmetlerinden haber ver!” deyince Resulullah Aleyhisselâm şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Câriyenin efendisini doğurması, yalın ayak, üstü çıplak ve fakir koyun çobanlarının yüksek binalar yapmakta birbirleriyle yarışmalarını görmendir.”<br />
<br />
Sonra o yabancı kimse çıktı gitti. Ben epeyce bir müddet kaldım. Sonra Resulullah Aleyhisselâm bana:<br />
<br />
“Yâ Ömer! Sual soran bu zâtın kim olduğunu biliyor musun?” buyurdu.<br />
<br />
“Allah ve Resul’ü bilir.” dedim.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“O Cebrâil idi. Size dininizi öğretmeye geldi.”” (Müslim: 8 - İbn-i Mâce: 63)<br />
<br />
Bedevîler ve fakirler servet sahibi olacaklar ve yüksek apartmanlar yaptırmakta birbirleriyle yarış edecekler ve bu binalarla övüneceklerdir.<br />
<br />
Nitekim bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“İnsanlar bina yapmakta birbirleriyle yarışmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhârî)<br />
<br />
Şimdi olduğu gibi. Çünkü âhirzamanda meşhur olan bina ile zinadır. Bu da bereketsizliktendir.<br />
<br />
 <br />
Önce Küçük Alâmetler Zuhur Edecektir:<br />
<br />
Öyle bir zamana geldik ki, bütün kötülüklerin bir bir ortaya çıktığı seyyiat zamanını yaşıyoruz.<br />
<br />
Ve kıyametin küçük alâmetleri bir bir çıkmaya, zuhur etmeye başlamıştır. Ve bu hal son deccale kadar devam edecektir.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Ümmetim üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslâm’ın yalnız ismi, imanın resmi, Kur’an’dan ise harf ve hurufat kalacak.<br />
<br />
Gayretleri mideleri, dinleri para, kıbleleri karıları olacak. Onlar aza kanaat etmeyecekler, çok ile de doymayacaklar.”<br />
<br />
İnsanlar bu hâle geldiği zaman bunlar zuhur edecek ve çeşitli ibtilâlara maruz kalacaklar. Bunun içindir ki içki, kumar, fuhuş, faiz, denize çırılçıplak girilmesi, futbol gibi ve buna mümasil küfür âdetlerinin yerleşmesi, bunların yaygınlaşması, hakikatin kalkması ile artık insanlar her şeye müstehak olmuş demektir.<br />
<br />
Halk çok bunalacak. Bunun da sebebi küfre boyun eğmeleridir. Bu isyanlarının cezalarını göreceklerdir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bir Hadis-i kudsi’de buyurur ki:<br />
<br />
“Benim cinlerle ve insanlarla önemli bir hadisem var! Ben yaratıyorum, benden başkasına ibadet ediliyor! Ben rızıklandırıyorum, benden başkasına şükrediliyor.” (Taberânî)<br />
<br />
İşte bugün medeniyet adı altında kâfir ve münafıkların bu kadar ileri gitmelerine sebep; kadınların çılgın, erkeklerin sarhoş, orta tabakanın şaşkın, zenginlerin azgın oluşundan ve halkın da bölücülerin peşinden koşuşundandır. Allah-u Teâlâ da azap üstüne azap indiriyor.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki gayretleri mideleri, şerefleri servetleri, kıbleleri karıları, dinleri dirhemleri ve dinarları olacak. Onlar mahlûkatın en şerlileridir ve onların Allah katında hiçbir nasipleri yoktur.” (Deylemî)<br />
<br />
Böyle zamanda böyle insanlar gelecek ve insanlar da böyle cezalanacak.<br />
<br />
Dünya cezaları böyle olduğu gibi, ahiretteki cezaları da ebedî cehennemde kalmalarıdır.<br />
<br />
Hak ve hakikatten saptıkları için başlarına bu belâlar gelecek. Başlarındaki âmirler de öyle olacak.<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Fuhuş ve ahlâksızlık açıkça yapılıncaya ve dirhem ile dinara tapılıncaya kadar, şöyle şöyle oluncaya kadar kıyamet kopmaz.” (Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
Bütün bu Hadis-i şerif’ler kıyametin küçük alâmetlerinin bir bir zuhur ettiğini göstermektedir.<br />
<br />
 <br />
İlmin Ortadan Kalkıp Cehâletin Yerleşmesi:<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İlmin kalkması, bilgisizliğin yerleşmesi, çeşitli içkilerin içilmesi, zinanın aleni yapılması elbet kıyamet alâmetlerindendir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 71)<br />
<br />
Zaten ilmin kalkmasından sonra bütün bu haller türedi ve zuhur etti. Bütün bunlar küçük alâmetlerdir.<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İlmin azalması, bilgisizliğin çoğalması, fuhşun alana çıkması, kadınların çoğalması, elli kadına bir erkek düşecek kadar erkeklerin azalması kıyamet alâmetlerindendir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 72)<br />
<br />
Yetişen âlimler sırf dünyalık elde etmek için yetişti, hakiki âlim yetişmedi.<br />
<br />
Zamanımızda Allah için tahsil yapan yok, memuriyet alayım ve geçineyim tahsili var.<br />
<br />
İlmin olmayışı ve kötü âlimlerin sebebiyle insanları irşad ve ikaz eden olmayacak. Dolayısı ile fuhuş da alenen olacak.<br />
<br />
Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zâyi olacak. Sayı itibarı ile elli kadın bir erkeğin himayesine girecek. Önümüzdeki harpler Allah-u âlem bunu gösteriyor.<br />
<br />
Üçüncü dünya harbi bir âfâttır. Çinlilerin istilası ise bir helâkiyettir.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivâyet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Allah-u Teâlâ ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla çekip almaz. Lâkin âlimleri, ilimleri ile beraber cemiyet içinden alır, ruhlarını kabzeder. Artık kara câhil bir zümre kalır. Halk bunlardan dini ihtiyaçlarını sorarlar, onlar da (Âyet, Hadis gözetmeden) kendi düşünce ve arzularına göre fetva verip, hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.” (Buhârî Tecrîd-i sarîh: 2174)<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bid’at sahibi, mânen küçük kişilerin yanında ilim aramak, kıyamet alâmetlerindendir.” (Câmiu’s-sağîr: 2475)<br />
<br />
Halk mânen boş olduğu için boş lâfları satın almaktadırlar.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Dünyaya karşı zühd dilde kalmadıkça, takvâ da yapmacık hâline gelmedikçe kıyamet kopmaz.” (Câmiu’s-sağîr: 9856)<br />
<br />
Nice müttaki görünen kimseler vardır ki, uzaktan baktığın zaman onu müslümanların en ön safında görürsünüz, fakat takvâ içine nüfuz etmemiştir.<br />
<br />
Abdullah bir Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştı. Halbuki insanların dünyaya karşı ancak hırsları artıyor, Allah’tan uzaklaşıyorlar.” (Hâkim)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif’lere bakan bir ayna gibi kendisini görür, ona göre kendisini ayarlar.<br />
<br />
 <br />
Gök Kubbe Altındaki En Şerli Kişiler:<br />
<br />
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslâm’ın yalnız ismi, Kur’an’ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.<br />
<br />
Onların âlimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir.” (Beyhakî)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bugünkü mescidleri olduğu gibi görmüşler. Kubbeli kubbeli camiler, yeşil yeşil halılar ne kadar güzel, ne kadar imarlı, fakat içinde adam yok.<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’lerinde de buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar mescidlerle birbirine karşı övünmedikçe kıyamet kopmaz.” (Nesâi)<br />
<br />
“Ben daha güzel cami yaptım, filân şehir şöyle cami yaptı!..” diyerek, Allah için değil de nam ve şöhret için yapacaklar. Bununla iftihar edecekler.<br />
<br />
Tahareti bilmez, istibraya dikkat etmez, daha camiye girmeden abdesti bozulmuştur, abdestsiz namaz kılar.<br />
<br />
Kimisi hanımının mehrini vermemiştir, öldükten sonra verileceğini zanneder, kendi âilesi ile zina yapar. Ya fâizcidir, ya bölücüdür. Mescidlerin içi adam dolu, fakat hidayetten mahrum.<br />
<br />
Ulemânın durumu ise meydanda. Bunların yaptığı tahribatı hiçbir papaz ve hiçbir kâfir yapamaz. Çünkü onların cephesi var, tedbirini alırsın. Fakat bunlar İslâm gibi göründükleri için, çok büyük tahribat yaparlar. Dinleyenler sözüne inanır, müslümansa İslâm’dan çıkar, kâfir ise zaten küfründe devam eder.<br />
<br />
Halk çoğunlukla nefse uydukları, İslâm’ı yaşamak, emr-i ilâhî’yi tatbik etmek nefislerine zor geldiği için açık kapı aramaktadırlar. Onlar da halkın içindeki bu arzuları bildiklerinden dolayı halkın hoşuna giden fetvâları vererek ifsad ediyorlar, beşeriyeti peşlerinden sürüklemek istiyorlar. Şu kadar var ki kendilerine modern müslüman adını verenler bunların peşindedirler.<br />
<br />
Zaten Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz âhir zaman ulemâsının gökkubbe altındakilerin en şerlileri olacağını çok zaman evvel bildirmişti. Bu gibilere hiç hayret etmeyin. Bu gibi sapıklar, sadece bugün değil, bundan evvel de vardı, bundan sonra da çıkacak. O zaman türediği gibi, bundan sonra da türeyecektir.<br />
<br />
Bu fitneler gökkubbe altındaki en şerli insanlar olan bu zâhirî ulemâdan çıktı. Münâfık âmirlerden de çıktı. Kâfirlerin icraatları ise zaten aleni idi. Ve fakat Allah-u Teâlâ bu fitneyi çıkaranların karşısına, çıkardıkları fitneleri çıkaracaktır. Zira Resulullah Aleyhisselâm’ın bu fitnelerin yine onları bulacağına dair işaretleri bulunuyor.<br />
<br />
Hakiki müctehidler ictihadlarını yürütüyorlardı. Bunlar ise ifsatlarını yürütüyorlar.<br />
<br />
Onun içindir ki gökkubbe altında en şerli insanlardır.<br />
<br />
Gerek fetvacılar, gerek din kurucular ve gerekse âhir zaman uleması, bunların hepsi bu kapsamın içindedir. Şu kadar var ki bu yaptıkları yanlarına kalmayacak. Bu fitneyi fesadı çıkardılar ve fakat yine onlara dönecek ve bunun zararını onlar çekecekler.<br />
<br />
 <br />
Birbirini Takip Eden Alâmetler:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyururlar ki:<br />
<br />
“Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı, emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı, ilim dinden başka gaye için tahsil edildiği, kişi karısına itaat edip annesine âsi olduğu ve dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı, mescidlerde gürültüler başgösterdiği, fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği ve aşağılık adamın milletin lideri olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği, şaraplar içildiği ve bu ümmetin sonunda gelenler evvel gelenleri lânetlediği zaman; işte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler.” (Tirmizî: 2308)<br />
<br />
Hadis-i şerif’in açıklaması:<br />
<br />
“Devlet malı belirli çevrelerin menfaati yapıldığı.”<br />
<br />
Devlet malı birkaç şahsın elinde olacak ve bunu istedikleri gibi kullanacaklar. Kim fazla çalarsa o çok rağbet görecek.<br />
<br />
Devleti idare edenler, halka âit malları kendi üzerlerinde toplamaya çalışacaklar, halkın kazancını vergiler vasıtası ile ellerinden alacaklar ve bunu rahatça hem yiyecekler hem de yığacaklar. Kendileri büyük refah içinde yaşayıp halk sıkıntı çekecek.<br />
<br />
Zâlimin zulmü artacak, mazlum ise inleyecek.<br />
<br />
Çünkü onlar Hakk’a yönelmeyecek, halka yönelecek. Her yöneldiği kimse başına kaynar su dökecek. “Yandım!” diyecek, yine ona sokulacak. Niçin? Şaşkın olduğu için.<br />
<br />
Fakat hakikat ehli yine kanaat sebebiyle huzurludur. Onlar halka hiç bir zaman rağbet etmezler, Hazret-i Allah’a ve Resul’üne rağbet ederler. Fakat bunlar da pek azdır.<br />
<br />
“Emanet kelepir ve zekât angarya sayıldığı.”<br />
<br />
Bu kötülük zamanında emanet ganimet bilinecek, onu vermemeye gayret edilecek.<br />
<br />
Binaenaleyh böyle bir zamanda çok tedbirli olmak gerekiyor. Çünkü itimat kalkmıştır. Bunun da sebebi kalpte imanın olmayışıdır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Münâfığın alâmeti üçtür: Söylerse yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edilirse hıyanet eder.” (Buhârî Tecrîd-i sarîh: 31)<br />
<br />
Bundan ötürü bu haller husule gelecek.<br />
<br />
“İlim dinden başka gaye için tahsil edildiği.”<br />
<br />
İlim Allah için değil, memuriyet için, geçim için tahsil edilecek. Görünüşte ilim tahsil ediyor denilecek, fakat menfaat, nam ve şöhret için tahsil edilecek, onların Allah-u Teâlâ ile ilgileri olmayacak.<br />
<br />
“Kişi karısına itaat edip annesine âsi olduğu.”<br />
<br />
İşte böyle bir zamanda amellerinin karşılığı olarak Allah-u Teâlâ onların başına kadın idareciler getirir. Bu kötü icraat onların amelidir.<br />
<br />
“Dostunu kendisine yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı.”<br />
<br />
Dinden imandan uzaklaşan bir millet, Allah-u Teâlâ’nın her emrini bıraktığı gibi;<br />
<br />
“Biz insana anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir.” (Ahkâf: 15)<br />
<br />
Emr-i şerif’ini de bırakmıştır. Kalbi tamamen ters döndüğü için, ana-babasına yapamadığını başkalarına yapıyor.<br />
<br />
“Mescidlerde gürültüler başgösterdiği.”<br />
<br />
Gerçek mânâda tâzim ve saygı kalkacak, herkes aklına geleni söyleyecek. Tabii ki bu söylenenlerin hepsi ahkâma mugayir olacak.<br />
<br />
“Fâsık kimsenin kabilenin başına geçtiği.”<br />
<br />
Bu seyyiat zamanı öyle bir devirdir ki, baştakiler hep fâsık ve münafık olacak.<br />
<br />
“Aşağılık adamın milletin lideri olduğu.”<br />
<br />
Halkın içinden asaletsiz, şerefsiz, haysiyetsiz insanlar milletin başına geçecekler. Yani ayak takımı başa, baştakiler ayak altına alınacak.<br />
<br />
“Şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu.”<br />
<br />
O zâlimler başa geldiğinde şerleri çok olacak. Halk korkup menfaatlerinden onlara boyun eğmek zorunda kalacak.<br />
<br />
“Şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri türediği.”<br />
<br />
O zamanda bunlara itibar edilecek. Bütün fuhuş, fenalık, rezalet alenen meydanda olacak ve bunlara rağbet edilecek. Allah-u Teâlâ onlara lânet eder ve hiçbir surette onlara rahmet nazarı ile bakmaz.<br />
<br />
“Ve bu milletin sonunda gelenler, evvel gelenleri lânetlediği.”<br />
<br />
Öyle bozuk bir nesil gelecek ki, o kadar asaletsiz türemeler türeyecek ki, ecdadı ile övünmeyecek de içindeki kötülüğü onlara hamledecek, bu asaletsiz ayak takımı onlara hakaret nazarı ile bakacak.<br />
<br />
Oysa geçen devirler, değil müslümanları, dünyayı hayrete düşüren en güzel hasletlerle dolu idi. Onlar iman, şecaat, cesaret, adalet, fazilet sahibi idiler.<br />
<br />
“İşte o zaman kızıl bir rüzgâr, zelzele, yere batma, şekil değiştirme, taşlanma ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardı sıra gitmesi gibi birbirini takip eden alâmetler beklesinler.”<br />
<br />
Kızıl rüzgâr, yani insanlar bu hale geldikten sonra harp felâketini bekleyin. Allah-u Teâlâ bu vesile ile intikamını alır ve o milletin helâkına vesile olur. Bu azgınlığın cezası böyle olur.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kişinin camiye girip de iki rekât namaz kılmaması, tanıdığı kimselerden başkasına selâm vermemesi ve küçüklerin yaşlılara iş buyurması kıyâmet alâmetlerindendir.” (Câmiu’s-sağîr: 8228)<br />
<br />
Bunlar küçük alâmetlerdir ve bunlar sıra ile geliyor. Bunlardan sonra büyük alâmetler zuhur etmeye başlar.<br />
<br />
•<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştığı zaman taylesan giymek çoğalır. Ticaret artar, mal çoğalır, servet sahibi yüceltilir, fuhuş (her türlü kötülük) çoğalır.<br />
<br />
Çocuklar yönetici olur. Kadınlar çoğalır. Hükümdar zâlim olur. Ölçü ve tartıda hile yapılır.<br />
<br />
O zaman bir adamın köpek yavrusu beslemesi, kendisi için bir evlât büyütmesinden daha hayırlı olacaktır.<br />
<br />
Büyüğe karşı saygı, küçüğe merhamet gösterilmeyecektir.<br />
<br />
Zina mahsulü çocuklar çoğalır; öyle ki yolun ortasında adam kadının üzerine abanır (zina eder).<br />
<br />
O vakitte bulunanların en iyisi: ‘Keşke yoldan ayrılsaydınız!’ derler.<br />
<br />
Kurt (gibi) kalpler üzerine koyun postları giyerler.<br />
<br />
O vakitte bulunanların en iyisi dalkavuk kimse olacaktır.” (Hâkim, Müstedrek; 3/343 - Kenzü’l-Ummâl: 38501)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif’ten işin artık iyice çığırından çıktığı anlaşılıyor.<br />
<br />
Fakir der ki: “Öyle bir zamandayız ki doğana sevinmeyin, ölene üzülmeyin.” İşte o gün bugün.<br />
<br />
 <br />
Karşılıksız Kalmayan İsyanlar:<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Şu beş şey sizin aranızda vuku bulsa nasıl olursunuz? Onların aranızda vuku bulmasından veya onlara ulaşmanızdan Allah’a sığınırım.<br />
<br />
Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâun ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.<br />
<br />
Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü görmezlerdi.<br />
<br />
Bir topluluk ölçü ve tartıyı eksik tuttuklarında, kıtlık, geçim sıkıntısı ve zâlim idareci ile cezalandırılırlar.<br />
<br />
Âmirleri Allah’ın indirdiğinden başka şeylerle hükmettiklerinde Allah, onların üzerlerine düşmanları musallat kılar ve ellerinde bulunan şeylerin bir kısmını tüketir.<br />
<br />
Allah’ın kitabını ve Resulullah’ın sünnetlerini bir kenara bıraktıklarında, Allah birbirine düşürür.” (İbn-i Mâce: 4019)<br />
<br />
Hadis-i şerif’in açıklaması:<br />
<br />
“Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâun ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.”<br />
<br />
Şimdiki zaman tarif ediliyor. Öyle hastalıklar var ki, ismi bile belli değil. Bir ahlâksızlık başgösterdiği zaman Allah-u Teâlâ bir hastalık musallat ediyor.<br />
<br />
“Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü görmezlerdi.”<br />
<br />
Zamanımızdaki bütün bölücüler fakirin kapısını kapatıp hakkını gasbediyorlar. Zekâtı kendileri toplayıp, aralarında bölüyorlar. Zekât paraları ile bina kuruyorlar, lüks ve refah içinde yaşıyorlar. Bu ise büyük bir hıyanettir, gadab-ı ilâhî’ye vesiledir.<br />
<br />
Bunun içindir ki kuraklık, harp, zelzele gibi çeşitli ibtilâlara, âfatlara bu millet maruz kalabilir.<br />
<br />
Ve nihayetinde de Allah-u Teâlâ bunları yapanların kökünü keser. Şimdilik onlara ruhsat veriyor.<br />
<br />
Halk hâlâ bunları müslüman zannediyor. Çünkü halk da balık otu yutmuş.<br />
<br />
“Bir topluluk ölçü ve tartıyı eksik tuttuklarında, kıtlık, geçim sıkıntısı ve zâlim idareci ile cezalandırılırlar.”<br />
<br />
İşte bugün olduğu gibi.<br />
<br />
“Âmirleri Allah’ın indirdiğinden başka şeylerle hükmettiklerinde Allah, onların üzerlerine düşmanları musallat kılar ve ellerinde bulunan şeylerin bir kısmını tüketir.”<br />
<br />
Aynı bugün olduğu gibi.<br />
<br />
“Allah’ın kitabını ve Resulullah’ın sünnetlerini bir kenara bıraktıklarında, Allah onları birbirine düşürür.” (İbn-i Mâce: 4019)<br />
<br />
Bugün olduğu gibi müslümanlar paramparça olmuşlar, herkes kendi dinini kendi partisini kuvvetlendirmek ve ayakta tutmak için çalışıyor. İslâm dini umurunda bile değil, İslâm dini ile onun hiçbir ilgisi yok.<br />
<br />
Sevban -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Size çullanmak üzere yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi birbirini çağıracakları zaman yakındır.” buyurdu.<br />
<br />
Orada bulunanlardan biri:<br />
<br />
“O gün sayıca azlığımızdan mı?” diye sordu.<br />
<br />
“Hayır! Bilâkis siz o gün çoksunuz. Fakat sizler bir selin getirdiği çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp durumunda olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” cevabını verdi.<br />
<br />
“Zaaf nedir yâ Resulellah?” denildiğinde:<br />
<br />
“Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdu. (Ebu Dâvud: 4297)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Mâlik el-Eş’arî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Benim ümmetimden bazı insanlar muhakkak ki içki içip ona adından başka isim takacaklar. Baş uçlarında çalgılar çalınacak ve şarkıcı kadınlar şarkı-türkü söyleyecekler. Allah onları yere batırsın ve onlardan maymunlar, domuzlar yapsın!” (İbn-i Mâce: 4020)<br />
<br />
Geçmiş ümmetlerde bu durum gerçekten olmuştur. Kıyamete yakın dönemde sapıtmış insanların başına bu felâketler gelebilir.<br />
<br />
 <br />
Altı Alâmet:<br />
<br />
Avf bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Kıyamet kopmadan önce vuku bulacak alâmetlerden altı şeyi sayınız:<br />
<br />
1. Benim ölümüm.<br />
<br />
2. Kudüs’ün fethedilmesi.<br />
<br />
3. Koyun vebası gibi bir hastalıkla insanların kırılması.<br />
<br />
4. Mal çokluğu ki, birisine yüz altın verildiğinde onu az görerek öfkelenmesi, memnun olmaması.<br />
<br />
5. İstisnasız her Arap evine girecek bir fitnenin yayılması.<br />
<br />
6. Sizinle sarı ırk arasında bir barış antlaşmasının yapılması, onların bu barışı bozmaları ve her birinde on iki bin kişi bulunan seksen sancakla gelip size hücum etmeleri.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1313)<br />
<br />
İlk iki alâmet gerçekleşmiştir, üçüncü ve dördüncü alâmetler henüz vuku bulmamıştır.<br />
<br />
Beşinci ise televizyon vesaire, buna mümasil fitneler her eve girdi. Bu vasıtalarla her rezalet yapılıyor.<br />
<br />
Üsame -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Benim gördüğümü görüyor musunuz? Ben sizin evlerinizin arasında fitnelerin yerlerini yağmur yerleri gibi görüyorum.” (Buhârî. Tecrid-i sarîh: 889 - Müslim: 2885)<br />
<br />
Altıncısı da daha olmadı. Tabii ki İslâm ülkelerinde petrol ve zengin madenler olması sebebiyle, bunu alabilmek için hücum edileceğine işaret ediliyor.<br />
<br />
Amma bunu Resulullah Aleyhisselâm görüyordu ve duyuyordu. Âhir zamanda olacak nice hadiseleri daha o zaman bildiriyordu. Büyük ateşler çıkacağını, büyük harpler olacağını, Arabistan üzerine gelecek çeşitli felâketleri bir bir açmıştır.<br />
<br />
Kâbe-i muazzama’nın yıkılacağını, Medine-i münevvere’nin nötron bombası ile yok olacağını birer birer haber vermiştir.<br />
<br />
Çünkü Allah-u Teâlâ kıyamete kadar ve kıyametten sonra olacak bütün hadisatı ona gösterdi.<br />
<br />
Demek istiyoruz ki, o zamanki hüküm kıyamete kadar devam ediyor. Çünkü onun ümmeti kıyamete kadar devam edecektir. Amma o bir fırka, yalnız o bir fırka devam edecektir.<br />
<br />
 <br />
Fâizin Yaygınlaşması:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyurur ki:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, fâiz yemeyen kimse kalmayacaktır. Fâizin kendisini yemese bile tozunu yutacaktır.” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
Bunun da sebebi, bugün ekseri insanlar fâizle iş görüyor. O alıp vermiyor amma, fâizci ile alış-veriş yaptığı için onun tozu ona dokunacak.<br />
<br />
 <br />
Müminin Rüyâsının Doğru Çıkması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Zaman yaklaştıkça müslümanın rüyâsı hemen hemen yanlış çıkmayacaktır. Sizin en doğru rüyâ göreniniz, en doğru söyleyeninizdir.” (Müslim: 2263)<br />
<br />
Çünkü doğru söylemeyen bir kimsenin rüyâsında da bozukluk olur.<br />
<br />
Hadis-i şerif’ten anlaşılıyor ki; rahmani rüyâya o zaman yalan karışmaz, tâbire ihtiyaç göstermeyecek bir açıklıkta olur. Allah-u Teâlâ sâlih kullarına sâdık rüyâlarla ikramda bulunur.<br />
<br />
 <br />
Kötü Âmirlerin Başa Geçmesi:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyurur ki:<br />
<br />
“Her milletin başına münafıklar geçmedikçe kıyamet kopmaz.” (Mecmau’z-Zevâid)<br />
<br />
Binaenaleyh başınıza münafıklar geçtiği zaman hayret etmeyin. Bu da sizin ameliniz ve cezanızdır.<br />
<br />
İşte Hadis-i şerif:<br />
<br />
“Siz ne halde iseniz, başınıza o halde idareciler gelir.” (Deylemî)<br />
<br />
Ve onlardan her kötülüğü bekleyin. Çünkü bu kötülüğü başta siz yaptınız. Ki Allah-u Teâlâ böylelerini başınıza verdi.<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz gelecekle ilgili hadiseler hakkında bilgi verirken bir noktasında şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Bir kimse hakkında ne kadar kahraman zattır, ne kadar zarif kişidir, o ne kadar akıllı kimsedir, diye övülür. Halbuki onun kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur.” (Müslim, Fiten)<br />
<br />
İşte o zaman böyle insanlar çok türeyecek. Yani ruhu ölmüş, canlı cenaze.<br />
<br />
Siz bunları dıştan dinde kahraman gibi görürsünüz. Oysa ki bunlar sahte kahramandır. Allah-u Teâlâ bunlara hidayet vermemiştir. İmansız olarak yaşarlar, bütün iş ve icraatları gösterişten ibarettir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz.” (Tirmizî: 2210)<br />
<br />
İşte şimdi bu durum mevcut.<br />
<br />
Ayak takımının başa, baş takımının ayağa alınması ve bu ayak takımının her türlü kötülüğünü halkın alkışlaması, fakat o şerefli haysiyetli insanların nazar-ı itibara alınmaması.<br />
<br />
Mahalle muhtarından tutun da en başa kadar bu silsile böyle olacak.<br />
<br />
Neden bu hâl husule geliyor? Halkın Hakk’tan kopmasından, harama irtikap etmesinden, sefalete düşmesinden, maddeye tapmasından ve şöhrete kapılmasından ileri gelir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, imamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize karşı kullanmadıkça, dünyanıza şerlileriniz vâris olmadıkça kıyamet kopmaz.” (Tirmizî)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif günümüzdeki anarşiye işaret etmektedir.<br />
<br />
Aralarındaki iyileri öldürecekler, halk şaşırıp birbirini öldürecek, en kötüler başa geçecek.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanların üzerine yağmurun bolluğu, fakat verimin azlığıyla aldatıcı yıllar gelecektir. O dönemde yalancı adam doğrulanacak, doğru adam yalanlanacak; hâin adama güvenilecek, güvenilir adam hâinlikle itham edilecek ve kamu işinde rüveybıda (bilgisi kıt) adam söz sahibi olacaktır.” (İbn-i Mâce: 4036)<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, öldürme ve zorbalıktan başka yolla devlet idaresine sahip olunamayacaktır. Gasb ve cimrilikten başka yolla zenginliğe, dinden çıkma ve nefsânî duygulara tâbi olmaktan başka yolla da (diğer insanların) sevgisine ulaşılmayacaktır. Kim bu zamana ulaşır ve zengin olması mümkünken fakirliğe sabreder, sevgilerini kazanma mümkünken nefretlerine sabrederse, aziz (onurlu haysiyetli) olmaya gücü yeterken zillete sabrederse, Allah o kuluna beni tasdik eden elli sıddık sevabı verecektir.” (Tahavî)<br />
<br />
O Allah-u Teâlâ’yı tercih etmiş, elindeki fırsatı kenara atmış.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize:<br />
<br />
‘Benden sonra birtakım işler göreceksiniz ki, bunları inkâr edeceksiniz.’ buyurdu.<br />
<br />
Orada bulunanlar: ‘O zamanda ne yapmamızı emredersiniz yâ Resulellah?’ diye sordular.<br />
<br />
‘Onlara karşı olan vazifenizi yerine getirin, kendi hakkınızı da Allah’tan isteyin.’ buyurdu.” (Buhârî - Tirmizî)<br />
<br />
Câbir -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur ki:<br />
<br />
“Şüphesiz ki kıyametin önünde yalancılar zuhur edecektir.” (Müslim: 2923)<br />
<br />
Hadis-i şerif’i rivayet eden Câbir -radiyallahu anh-: “Onlardan korunuverin!” buyurmuştur.<br />
<br />
İşte bu yalancılar bu zamanda mevcuttur. Onların her şeyi yalan ve dolandır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Zerr -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Sizin, benden sonra şu devlet malının kökünü kazıyacak olan imamlara (yöneticilere) karşı durumunuz ne olacak?” diye sordu.<br />
<br />
Ben: “Seni hak ile gönderen Zât’a yemin ederim ki kılıcımı omuzuma takıp, sana ulaşıncaya kadar onunla savaşacağım!” dedim.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“Sana bundan daha hayırlısını söyleyeyim mi? Bana ulaşıncaya kadar sabredersin.” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdurrahman bin Amr -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Yağmurun çoğalıp bitkinin az olması, Kur’an okuyanların çok fakihlerin az olması, idarecilerin çok, güvenilir olanlarının ise az olması kıyametin yaklaştığının delillerindendir.” (Câmiu’s-sağîr: 8234)<br />
<br />
•<br />
<br />
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri bir Hadis-i kudsi’de şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Sizi idare edenlerin sahibi ve Meliklerin melikiyim. Onların kalpleri benim kudret elimdedir.<br />
<br />
Eğer kullar bana itaat ederlerse, ben de onları onlara rahmet kılarım, merhamet ve şefkatle muamele ederler. Yok eğer kullar bana isyan ederlerse; ben de onları onlara belâ ederim. Kalplerini kin ve gazapla onlara çeviririm. En kötü azap ile azap ederler.<br />
<br />
Binaenaleyh sizi idare edenlere karşı sövmekle beddua etmekle meşgul olmayınız. Fakat nefislerinizi beni zikretmekle, bana dua ve tazarru ile meşgul ediniz. Böylece ben de onların hakkından gelirim, sizi onların şerrinden korurum.” (Mişkât’ül-Mesabih: 3721)<br />
<br />
Bugün müslümanların eziyet altında oluşu, sefahat, gaflet ve kabahat içinde oluşlarından ileri geliyor. Eğer biz samimi olarak Hazret-i Allah’a sığınsak, Hazret-i Allah onlara bu fırsatı vermez. Sefahat içinde yaşadığımız için başımıza bu haller geliyor. Biz bu hale suçumuzdan ötürü düşmüş oluyoruz. Bu felâketleri kendi elimizle hazırlamışızdır.<br />
<br />
Demek oluyor ki; insanlar, yaratıcı ve yaşatıcı olan Allah-u Teâlâ’dan, O’nun emir ve nehiylerinden ayrıldıkları zaman, onlara hakettikleri ceza olarak başlarına zâlim idareci veriyor. Onlar da en şiddetli azap ile halka zulmederler.<br />
<br />
 <br />
Kör Taklit:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Ümmetim önceden geçenlerin yoluna karşı karış karış, arşın arşın takip edinceye kadar kıyamet kopmaz.”<br />
<br />
Ashâb-ı kiram:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! (Yollarından gidilenler) Acem ve rum gibi milletler midir?” diye sordular.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Onlardan başka insanlardan kim var?” buyurdu. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2175)<br />
<br />
Dikkat ederseniz bu Hadis-i şerif olduğu gibi tecellî etmiştir.<br />
<br />
Bu iki milletin ahlâk ve yaşayışlarını adeta imrenircesine benimseyenler bulunmaktadır.<br />
<br />
Yılbaşısı olsun, balolar, plajlar, çıplaklık, her türlü küfür âdetleri benimsenmiş ve bununla da iftihar ediyorlar. Bunların hangisi İslâm dininde mevcuttur?<br />
<br />
Herkesin haddini bilmesi ve nerede olduğunu görmesi için bu gerçekleri gözler önüne seriyoruz.<br />
<br />
 <br />
Fırat Nehrinin Altın Hazinelerinin Alana Çıkması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Fırat nehri altın bir dağ üzerinden suyu çekilip açılmadıkça kıyamet kopmaz. İnsanlar onun için harp edecek ve her yüz kişiden doksandokuzu öldürülecek. Onlardan her biri: ‘Belki ben kurtulurum!’ diyecektir.” (Buhârî - Müslim: 2894)<br />
<br />
Çok büyük harplerin olacağını Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz haber veriyor.<br />
<br />
Şu anda Fırat nehri akıyor. Suyu çekildiği zaman, o yer zamanla açılacak, o yerin altında Allah-u âlem altın hazinesi var. O çıkınca oradaki devletler, biri “Ben alayım!” diğeri: “Ben alayım!” derken birbirine girecekler. Bu harplerde çok insan kırılacak.<br />
<br />
Bu hazine altın olduğu gibi, su da olabilir. Çünkü yerine göre su da altın kadar kıymetlidir.<br />
<br />
Diğer bir rivayet şöyledir:<br />
<br />
“Fırat nehrinin altın hazinelerinden bir kısmının alana çıkması yakındır. Her kim o zaman orada bulunursa, ondan bir şey almasın.” (Buhârî: Tecrîd-i sarîh: 2122 - Müslim: 2894)<br />
<br />
Bu emr-i peygamberi’ye uyanlar kurtulacak, fakat emri dinlemeyip maddeye yönelenlerin helâkına vesile olacak.<br />
<br />
 <br />
Yalancı Deccallerin Ortaya Çıkması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Hepsi de Allah’ın peygamberi olduğunu iddiâ eden otuza yakın yalancı deccaller türemedikçe kıyamet kopmaz.” (Tirmizî: 2315 - Ebu Dâvud: 4333)<br />
<br />
Şimdi deccâliyet devrinin içindeyiz, en son deccale gelinceye kadar devam edecek.<br />
<br />
 <br />
Cinayetlerin Fazlalaşması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, insanlara öyle bir zaman gelecek, katil niçin öldürdüğünü, maktül de niçin öldürüldüğünü bilmeyecektir.” (Müslim: 2908)<br />
<br />
Bugünkü anarşi beyan ediliyor.<br />
<br />
Niçin öldürdüğünü, kimi öldürdüğünü bilmiyor. Sebep yok, maksat yok.<br />
<br />
Bütün bu kötü haller ve icraatlar hep kötü idareciler sebebiyle husule geliyor. Onlar münafık olacaklar. Görünüşte ismi İslâm, fakat isimde kalmıştır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Herc çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”<br />
<br />
Buyurmuşlar, Ashâb-ı kiram: “Herc nedir yâ Resulellah?” diye sorduklarında:<br />
<br />
“Katildir katil!” buyurmuşlardır. (Müslim: 157)<br />
<br />
•<br />
<br />
Haksız yere kasten bir kimseyi öldürmek büyük bir suçtur. Bu cinayeti işleyenler dünyada kısasa, ahirette ise cezaya uğrar.<br />
<br />
Kur’an-ı kerim’de öldürmenin haram olduğuna dair pek çok Âyet-i kerime vardır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde bir mümini haksız yere öldürmenin büyük bir cinayet olduğunu ve o nisbette cezaya sebep olacağını beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Kim bir mümini kasten öldürürse, onun cezası, içinde devamlı kalacağı cehennemdir.” (Nisâ: 93)<br />
<br />
Çünkü o, çok büyük bir suç işlemiştir.<br />
<br />
“Allah ona gazap etmiş, lânetlemiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisâ: 93)<br />
<br />
Cehennemde ebedî kalma cezası, katilin tevbekâr olmamasına âittir. Tevbesinin kabul edilip edilmemesi ise Allah-u Teâlâ’nın iradesine bağlıdır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Eğer gök ve yer sakinleri bir müminin kanının akıtılmasına (öldürülmesine) katılsalar, Allah mutlaka onları cehenneme yüzü üzere sürer.” (Tirmizî. Diyât 8)<br />
<br />
İnsanların nazarında dünya büyük ve önemli bir varlık olmasına rağmen, bir mümini öldürmenin anlatılmayacak derecede tehlikeli ve korkunç bir âfet olduğu belirtilmektedir.<br />
<br />
Allah-u Teâlha diğer bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide: 32)<br />
<br />
Burada insan hayatının ne kadar değerli olduğu gözler önüne serilmektedir.<br />
<br />
Haksız yere bir başkasının hayatını alan veya ölümüne sebep olan kimse, yalnızca bir kişiye zulmetmekle kalmamış, aynı zamanda insan hayatının ulvîliğini ayaklar altına almış, bu hususta başkalarına da cesaret vermiş, Allah-u Teâlâ’nın gazabını haketmiş olur.<br />
<br />
Cenâb-ı Fahr-i Kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:<br />
<br />
“Mümin haram olan kanı akıtmadıkça, dininin geniş alanında kalır.” buyuruyorlar. (Buhârî)<br />
<br />
Bir mümin büyük günahlar işlese de; tevbe eder, kul haklarını öderse, Allah-u Teâlâ’nın affına uğrayabilir ve dininin geniş alanında kalır. Fakat kendisine mümin kardeşinin kanı bulaşan kimse, aff-ı ilâhiden ümitsiz olarak yaşadığından, dini de hayatı da onu sıkar. Huzur içinde yaşayamaz.<br />
<br />
Öldürülen insanın velisi, kısas yoluyla katilin öldürülmesini istese bile, bu ceza dünyadaki cezasıdır. Ölenle öldürülen arasındaki diğer hükümler ahirete kalmıştır.<br />
<br />
İlâhî mahkemede ilây-ı kelimetullah için öldüren kurtulacak, fakat gayr-i meşru bir maksatla öldüren, öldürdüğü kimsenin de günahını yüklenerek hesap yerinden ayrılacaktır.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Kıyamet günü bir adam bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: ‘Ey Rabb’im! Bu beni öldürdü!’ der.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah da: ‘Onu niye öldürdün?’ diye sorar. Adam: ‘İzzet senin için olsun diye öldürdüm!’ der. Allah-u Teâlâ: ‘İzzet benim içindir!’ buyurur.<br />
<br />
Bir başka adam da bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: ‘Ey Rabb’im! Bu beni öldürdü!’ der.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah da: ‘Onu niye öldürdün?’ diye sorar. Adam: ‘İzzet falancanın olsun diye öldürdüm!’ der. Allah-u Teâlâ: ‘İzzet falancanın değildir!’ buyurur ve o adam öbürünün günahıyla döner.” (Nesâi. Tahrim 2)<br />
<br />
İnsan öldürmenin haram olduğunu belirten daha pek çok Hadis-i şerif mevcuttur.<br />
<br />
Büreyde -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Müminin öldürülmesi Allah katında, bütün dünyanın yok olup gitmesinden daha büyüktür.” (Nesâi. Tahrim 1)<br />
<br />
Berâ bin Âzib -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Şüphesiz ki dünyanın yok olup gitmesi, Allah katında haksız yere bir mümini öldürmekten daha hafiftir.” (İbn-i Mâce: 2619)<br />
<br />
Kasten öldürmenin cezası Sünnet-i seniye’de de belirlenmiştir.<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’te şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kim mümin bir kimseyi (kasten) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur.” (Ebu Dâvud: 4539)<br />
<br />
Öldürmenin haram olduğuna dair aynı zamanda icmâ vardır.<br />
<br />
 <br />
Aynı Dâvâyı Güden İki Büyük Topluluğun Birbirleriyle Savaşması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Dâvâları bir olan iki büyük fırka çarpışarak aralarında büyük bir harp olmadıkça kıyamet kopmaz.” (Müslim: 157)<br />
<br />
İran’la Irak çarpıştı işte. İkisinin de dâvâsı yahudiye hücum gibi görünüyordu. Fakat Amerika bunu hissedince bir oyunla onları birbirine vurdurdu, yahudi de keyiflice baktı.<br />
<br />
Bu oyunu Amerika yaptı, yahudi yaptı. Kendisi kuvvet buldu, müslümanları zayıf düşürdü. Gerek Amerika’dan gerek yahudilerden çok büyük paralarla silah aldılar. Küffar onları birbirine tutuşturmakla hem silah verip paralarını aldı, hem de çok müslüman kanı döküldü. Memleketler harap oldu, birbirlerinin varlıklarını, evlerini barklarını yok ettiler. Hazineleri boşaldı. Neticede ellerine hiçbir şey geçmedi.<br />
<br />
Hüseyin Amerika’nın oyununa geldi. Sonra Amerika onun başına neler getirdi.<br />
<br />
Bu arada Suudi Arabistan da İran’a karşı Irak’a yardım edeyim derken hazinesinin büyük bir kısmını oraya boşalttı, o da çok büyük sarsıntı geçirdi.<br />
<br />
 <br />
Türklerle Yapılan Savaşlar:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Müslüman Türklerle, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olup, kıl elbise giyen ve kıl içinde yürüyen bir kavimle harbetmedikçe kıyamet kopmaz.” (Müslim: 2912)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Siz ayakkabıları kıldan kişilerle savaş yapmadan, hatta küçük gözlü, kırmızı yüzlü, küçük burunlu, yüzleri deri örtülü, kalkan gibi yayık, enli Türkler’le savaş yapmadan kıyamet kopmaz.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1467)<br />
<br />
Nitekim bu savaşlar tarihin dönemlerinde yapılmış, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in mucizeleri gerçekleşmiştir.<br />
<br />
 <br />
Bereketin Azalması:<br />
<br />
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Zamanın bereketi azalıp; sene ay kadar, ay hafta kadar, hafta gün kadar, gün saat kadar, saat de ateşte kuru otun yanması kadar kısalmadan kıyamet kopmaz.” (Tirmizî: 2332)<br />
<br />
İşte şimdiki zaman... Bereketsiz bir devir. Gece ve gündüzlerin nasıl geçtiği hiç anlaşılmıyor.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıtlık ve fitneler yılı; yağmurun yağmaması değil, yağmurun yağıp yağıp da bitki adına birşey bitirmemesidir.” (Müslim)<br />
<br />
Hiç hayır olmayacak, hayır kalktığı için yağmur yağsa da bereket olmayacak.<br />
<br />
 <br />
İnsanların Hayatlarından Bıkarak Ölülere Gıpta Etmesi:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bir kimse bir adamın kabrinin yanından geçerken: ‘Keşke onun yerinde yatan ben olsaydım!’ deyinceye kadar kıyamet kopmaz.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2123)<br />
<br />
O kadar sıkıntılar olacak ki, pahalılık artacak. Alan alamayacak, satan satamayacak, iki tabaka birden çökecek.<br />
<br />
Ceza olarak çok korkunç günler gelecek.<br />
<br />
İhtiyaç çok, parası yok. “Ah onun yerinde yatan ben olsaydım da şu sıkıntıyı çekmeseydim!” diyecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-in diğer bir rivâyetinde ise Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, bir adam bir kabrin yanından geçerek üzerine yuvarlanmadıkça ve: ‘Keşke bu kabir sahibinin yerinde ben olsaydım!’ demedikçe dünya bitmeyecektir. Halbuki bu sözü ona söyleten din değil, ancak belâ olacaktır.” (Müslim: 157)<br />
<br />
 <br />
İşlerin Ehliyetli Olmayanlara Verilmesi:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- der ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanındaki cemaate konuşurken bir kimse gelerek:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Kıyamet ne zaman kopacak?’ diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiğinde:<br />
<br />
“Sual sahibi nerede?” dedi.<br />
<br />
O kimse:<br />
<br />
‘İşte buradayım yâ Resulellah!’ karşılığını verdi.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Emanet zâyi edildiği vakit kıyameti bekle!” buyurdu.<br />
<br />
O kimse yine:<br />
<br />
‘Emanet nasıl zâyi edilir?’ diye sordu.<br />
<br />
“İş ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdu. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 54)<br />
<br />
İşte şimdi tam o zaman.<br />
<br />
Üzerine aldığı iş hakkında hiç ilgisi bilgisi olmadığı halde o işin başına geçiriliyor.<br />
<br />
Yani daha doğrusu işe adam aranmıyor da, nâehil olduğu halde adama iş veriliyor.<br />
<br />
 <br />
Karanlık Gece Kıtaları Gibi Fitnelerle Karşılaşılması:<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet kopmazdan önce karanlık gece kıtaları gibi fitneler olacak. Bu karışıklıklar içinde kişi mümin olarak sabahlayıp kâfir olarak akşamlar, mümin olarak akşamlayıp kâfir olarak sabaha çıkar. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık karşılığında dinlerini satarlar.” (Tirmizî: 2196)<br />
<br />
Fitnenin vehametinden insan bir günde bu derece değişiklikler geçirecek, günü gününe saati saatine uymayacak, kalpler bozulacak, iman sâfiyeti kalmayacak.<br />
<br />
Bir âhir zaman âlimi veya bir bölücü Allah-u Teâlâ’nın hükmüne aykırı bir söz söylüyor, o da: “Bu doğru söylüyor!” deyip tasdik ediyor, böylece azıcık bir dünyalık karşılığında dinlerini fedâ ediyorlar.<br />
<br />
Türkiye’nin bu anki hâli.<br />
<br />
Dinden çıkmak kolay oluyor, çünkü bölücüler önünü kesiyor.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın hıfz-u himayesine tasarruf-u ilâhîsine aldığı kimseler hiç şüphesiz ki bu fitnenin dışında kalacaklardır.<br />
<br />
Nitekim Ebu Ümâme -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’te şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Birtakım fitneler olacaktır. Kişi o fitnelerde mümin olarak sabahlayacak ve kâfir olarak akşamlayacaktır.<br />
<br />
Ancak Allah’ın, ilim ile (kalbini) ihyâ ettiği kimseler (bu tehlikeden) müstesnâdır.” (İbn-i Mâce: 3954)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Birtakım fitneler olacaktır. O fitnelerde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Kim o fitnelerin başında dikilirse, fitneler onu yıkar. Her kim o fitneler zamanında sığınacak bir yer bulursa, hemen oraya sığınsın.” (Müslim: 2886)<br />
<br />
Birçok fitneler zuhur edecek, ediyor da.<br />
<br />
Kişi o fitnelerin tehlikesinden ve fitnelere karışanlardan ne kadar uzak durursa onun için o kadar hayırlıdır.<br />
<br />
Memlekette herhangi bir karışıklık çıktığında siz uzak durun, o ateşin içine girmeyin. Çok şeyler husule gelecek. O ateş bölücülük ateşidir, harp ateşidir, halkın birbirine düşme ateşidir. Onun için böyle bir şey olduğunda kenarda durun.<br />
<br />
•<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Birtakım fitneler olacaktır. O fitnelerin kapıları başında cehennem ateşine çağırıcı kimseler olacaktır. Bir ağacın kökünü ısırır halde ölmen onlardan birisine tâbi olmandan senin için daha iyidir.” (İbn-i Mâce: 3981)<br />
<br />
Fitne dönemlerinde fitne gruplarından uzak durmak en uygun olanıdır.<br />
<br />
Nitekim Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir diğer Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Mutlu kimse fitnelerden uzakta kalandır, mutlu kimse fitnelerden uzakta kalandır, mutlu kimse fitnelerden uzakta kalan ve fitneye maruz kalıp da sabreden kişidir. Fitneye başlayan ve çalışanın vay haline!” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Her kim bir soy sop dâvâsına (halkı) teşvik ederek veya bir soy sop dâvâsı için öfkelenerek hak veya bâtıl olduğu bilinmez bir gaye ile körü körüne açılan (gayesi İslâm olmayan) bir bayrak altında (yani toplanan topluluk içinde) savaşırsa o kimsenin öldürülüşü câhiliyet öldürülüşüdür.” (İbn-i Mâce: 3948)<br />
<br />
Bu sıkışık durumlarda bir müslümanın memleketinde olması ve memleketinde ölmesi lâzım. Niyeti hâlis ise şehit olur, fakat küffâr bayrağı altında ölürse nasıl olacak, kimin için ölmüş olacak, gidişi nasıl olacak?<br />
<br />
Kaçabildiğiniz kadar kaçın, bu fırtınaya tutulmayın!<br />
<br />
Kişi yalnız kendisinden mesul değil, çoluk-çocuğundan da mesuldür.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Bekre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak ki birçok fitneler olacaktır. Dikkat edin! Sonra bir fitne olacaktır ki; o fitne zamanında oturan kimse fitneye yürüyenden daha hayırlı, yürüyen fitneye koşandan daha hayırlı olacaktır.<br />
<br />
Dikkat edin! O fitne indiği veya olduğu vakit; kimin develeri varsa fitneden kaçıp hemen develerinin bulunduğu yere gitsin, kimin koyunları varsa onların yanına varıp meşgul olsun, kimin toprağı varsa toprağına gitsin ve toprağı ile meşgul olsun!”<br />
<br />
Bunun üzerine bir kimse:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Develeri, koyunları ve toprağı olmayan için ne buyurursun?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Kılıcını alır, onun keskin tarafını bir taşla kırar. Sonra kaçabilirse süratle kaçsın!” dedi ve devamla şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah’ım! Tebliğ ettim mi? Allah’ım! Tebliğ ettim mi? Allah’ım! Tebliğ ettim mi?”<br />
<br />
Bunun üzerine bir kimse:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Çarpışan iki safa, yahut çarpışan iki gruba zorla götürülürsem ve onlardan biri kılıcı ile bana vurursa veya bir ok isabet edip beni öldürürse ne olur?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
“Hem senin günahını hem de kendi günahını yüklenir ve cehennemliklerden olur.” buyurdu. (Müslim: 2887 - Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu ümmette dört (büyük) fitne olacaktır. Sonuncusunda kıyamet kopacaktır.” (Ebu Davud: 4241)<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir diğer Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak öyle bir fitne olacaktır ki, Arap’ın kökünü kazıyacaktır. Bunların maktulleri cehennemdedir. Dilin tesiri, bu fitnede kılıçtan daha şiddetlidir.” (Ebu Dâvud)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Arapları kaplayan bir fitne olacaktır. Öldürülenleri cehennemdedir. O fitnede dil, kılıç darbesinden daha şiddetlidir.” (İbn-i Mâce: 3967)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Fitnelerden uzak durun! Şüphesiz ki fitnelerde dil (tesir bakımından) kılıç darbesi gibidir.” (İbn-i Mâce: 3968)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Kureyş’ten bazı insanlar (ileride) insanları (fitne ile) ölüme sürükleyecekler!” buyurdu.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Biz o zaman ne yapalım?” diye sordular.<br />
<br />
“Keşke insanlar onlardan uzak bulunsalar!” cevabını verdi. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1469)<br />
<br />
•<br />
<br />
Zübeyr bin Adiyy -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:<br />
<br />
“Haccac’dan başımıza gelenler hakkında Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-e şikayet ettik.<br />
<br />
‘Sabredin! Çünkü bundan sonra bu şimdikinden daha kötü bir zaman gelecektir, tâ ki Rabbiniz’e kavuşuncaya kadar. Bunu Peygamber’iniz -sallallahu aleyhi ve sellem-den böyle işittim.’ dedi.” (Buhârî - Tirmizî)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdurrahman bin Abd-i Rabbi’l-Kâbe -radiyallah anh- şöyle demiştir:<br />
<br />
Bir gün Abdullah bin Amr bin el-Âs -radiyallahu anhümâ- Kâbe’nin gölgesinde oturmuş, başında da halk toplanmış iken ben onun yanına vardım. (Bu esnada) Abdullah’dan şunu işittim:<br />
<br />
“Biz bir yolculukta Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in beraberinde idik. O, bir ara bir konakta konakladı. Bunun üzerine kimimiz kendi çadırını kuruyor, kimimiz ok atışı yapıyor ve kimimiz otlayan hayvanı ile meşgul oluyordu. Bu sırada Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in çağırıcısı: ‘Haydin namaza!’ diye çağrıda bulundu. Biz de hemen toplandık. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ayağa kalkarak bize şu hitabede bulundu:<br />
<br />
‘Benden önceki her peygamber üzerine kendi için hayır bildiği şeyleri ümmetine göstermesi ve şer bildiği şeylere karşı onları korkutması şüphesiz ki bir hak bir görev oldu. Sizin bu ümmetinizin âfiyeti (yani dine zarar veren şeylerden selâmette bulunması) evvelinde kılındı. Bu ümmetinizin son kısmının başına belâ ve hoşlanmayacağınız işler muhakkak gelecektir. Sonra öyle fitneler gelecek ki bazısı diğer bazısını hafifletecek (yani sonra gelen fitne bir önceki fitneden şiddetli olacağından öncekini hafif bırakacaktır). Artık mümin kul (bir fitne geldiğinde): ‘İşte beni helâk eden fitne budur!’ der. Bir süre sonra o fitne geçer, bunun arkasından başka bir fitne gelir ve mümin kul: ‘İşte beni helâk edici fitne budur!’ der. Sonra o fitne de açılıp gider. Artık kim cehennem ateşinden uzaklaştırılması ve cennete girdirilmesi kendisini sevindiriyorsa Allah’a ve ahiret gününe iman eder halde iken ölümü gelsin ve insanlara kendisine yapmalarını arzu ettiği şeyleri yapsın.<br />
<br />
Kim bir devlet başkanına beyat edip ona elini vermiş (yani seçmiş) ve samimiyetle bağlanmış ise artık olanca gücü ile ona itaat etsin. Şayet bundan sonra başka bir devlet başkanı çıkıp gelir de birincisi ile nizaa kalkışırsa (yani isyan çıkarmak isterse) sonra gelenin boynunu vurunuz.”<br />
<br />
Abdurrahman bin Abd-i Rabbi’l Kâbe -radiyallahu anh- demiştir ki:<br />
<br />
“Bunun üzerine ben başımı topluluktan ileri sokarak (yani Abdullah -radiyallahu anh-ın yakınına sokularak): ‘Allah aşkına sana soruyorum, bu hadisi Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den sen kendin işittin mi?’ dedim. Abdurrahman demiştir ki: Bunun üzerine Abdullah -radiyallahu anh- eliyle kulaklarına işaret ederek: ‘Bunu kulaklarım işitti, kalbim de belledi, iyice belledi.’ dedi.” (İbn-i Mâce: 3956)<br />
<br />
Hadis-i şerif’te fitne ve fesadın çoğaldığı zamanlarda müslüman bir kimsenin dikkat edeceği mühim hususlar beyan edilmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anh-der ki:<br />
<br />
“Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in yanında idik. Fitnelerden söz etti, birçok fitneler anlattı. Hatta bir ‘Ahlâs’ fitnesine temas etti.<br />
<br />
Dinleyenlerden biri:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Bu Ahlâs fitnesi nedir?’ diye sordu.<br />
<br />
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
‘Ahlâs fitnesi; şiddetli düşmanlık yüzünden insanların birbirinden kaçması ve bir şey bırakmamak üzere mallarının yağma edilmesidir.’ buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
‘Sonra ‘Serrâ’ fitnesi vardır ki, bunun dumanı Ehl-i beyt’imden olan bir adamın ayakları altından tütecektir. Bu adam kendini benden sanacaktır, halbuki benden değildir. Çünkü benim velilerim ancak takvâ sahibi olan kimselerdir. Sonra insanlar eğri, kaburga kemiği üzerine oturmuş gibi bir adama beyat etmek üzere anlaşacaklardır. (Yani devam etmeyen bir sulh yapacaklardır).<br />
<br />
Bundan sonra ‘Duheymâ’ fitnesi vardır. Bu ümmetten kendisine şamar indirmediği bir tek kimse bırakmayacaktır. ‘Hemen bitti, sona erdi!’ denildiği vakit yine devam edecektir.<br />
<br />
Bu fitne zamanında kişi sabah mümin akşam kâfir olacaktır.<br />
<br />
O kadar ki insanlar iki kısma ayrılacaktır;<br />
<br />
Kendisinde nifak olmayan iman grubu ile kendisinde iman olmayan nifak grubu.<br />
<br />
Bu fitne meydana geldiği vakit, o gün yahut ertesi gün Deccal’i bekleyin.’” (Ebu Dâvud - Hâkim)<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bu ümmetin sonunda yere batma, kılık değiştirme ve taşlaşma belâları meydana gelecektir.”<br />
<br />
Ben:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Aramızda sâlih kullar bulunduğu hâlde helâk olur muyuz?” diye sordum.<br />
<br />
“Evet! Pislik meydana çıktığı vakit!” buyurdu. (Tirmizî: 1007)<br />
<br />
•<br />
<br />
İmran bin Husayn -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu ümmette yere batma, kılık değiştirme ve taşlaşma olacaktır.”<br />
<br />
Bunun üzerine müslümanlardan bir kimse:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Bu ne zaman olacak?” diye sordu.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“Şarkıcı kızlar ve çalgı âletleri türediği ve şaraplar içildiği vakit!” (Tirmizî: 2309)<br />
<br />
 <br />
Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Müslümanlarla yahudiler harbetmedikçe kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öyle bir öldürecekler ki, hatta yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç da: ‘Ey müslüman, ey Allah’ın kulu! Şu arkamdaki yahudidir, hemen gel de onu öldür!’ diyecektir. Yalnız Ğargad ağacı bunu demeyecek, çünkü o yahudilerin ağacıdır.” (Müslim: 2922)<br />
<br />
Allah-u âlem yahudiler Mekke-i mükerreme’ye ve Medine-i münevvere’ye giremeyecek, Medine-i münevvere’ye nötron bombası atsalar gerek. Amma onlar, amma Çinliler. Bütün halk ölecek. Bundan değil müslümanlar, bütün küffar halkı da rahatsız olacak.<br />
<br />
Sonra Allah-u Teâlâ onların öldürülmesini murad ettiği zaman, küffar memleketine sığınmış bir yahudiyi dahi ikrah ettikleri için haber verecekler. “Burada yahudi var gel öldür!” diye. Yalnız Amerika haber vermeyecek, çünkü Amerika onlardandır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bir zaman gelecek ki Medine hayrı ve güzelliği ile boş kalacak, kurtlar ve kuşlar işgal edecek.<br />
<br />
İnsanoğlundan en son ölecek olan Müzeyne kabilesinden iki çobandır. Bunlar Medine’ye doğru koyunlarını sürüp gelirken onun perişanlığını görerek korkup, yüzüstü düşerek ölecekler.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 885)<br />
<br />
Medine-i münevvere’nin bu metrûk durumu kıyamet saatinin yaklaştığı âhir zamanda meydana gelecektir.<br />
<br />
Avf bin Malik -radiyallahu anh- der ki:<br />
<br />
“Bir kere Resulullah Aleyhisselâm Mescid-i saâdete girmişti. Sonra bizim yüzümüze bakıp şöyle buyurdu:<br />
<br />
‘Allah’a yemin ederim ki gelecek nesil bu Medine’yi kırk sene kadar zelil bir halde avâfiye bırakacaktır. Avâfiye nedir bilir misiniz? Bakınız ben size söyleyeyim: Kurtlar ve kuşlar!’” (Buhârî, Tecrîd-i sarîh, C. 6, sh: 235)<br />
<br />
•<br />
<br />
Hafsa -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu beyte (Kâbe’ye) bir ordu gaza etmek için mutlaka kastedecektir. Fakat yerin bir çölüne vardıkları zaman ortada bulunanları batırılacak, öndekileri sondakilere haykıracaklar, sonra onlarla batırılacaklar. Ve onlardan haber veren serseriden başka kimse kalmayacaktır.” (Müslim: 2883)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe’yi taş taş yıktığını görüyorum sanki.” (Buhârî. Tecrid-i sarîh: 790)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kâbe’yi Habeşliler’den incecik baldırlı biri harap edecektir.” (Müslim: 2909)<br />
<br />
•<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Şüphesiz ki bir ordu (son zamanlarda) şu Kâbe’yi yıkmaya kastedecektir. Nihayet o güruh Beydâ denilen yere geldikleri zaman onların orta tabakası yere batırılır ve önde gidenleri arkadakilere haykırışta bulunur. Sonra onlar da yere batırılır. Artık kaçıp da kendilerinden haber verecek olandan başka hiç kimse kalmaz.” (İbn-i Mâce: 4063)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yere batırılacak ordudan bahsettiğinde Ümmü Seleme -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! O ordunun içinde (kendilerine katılmaya) zorlanmış kimse olabilir (onun hâli ne olacak)?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Onlar kıyamet günü niyetlerine göre diriltilirler.” buyurdu. (İbn-i Mâce: 4065)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif zâlimlerden uzak durmanın, onlarla görüşmekten sakınmanın gerekliliğine delâlet eder. Bâtıl yolda olanların beraberinde bulunanlar iyi niyetli olsa bile felâkete uğrayabilirler.<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in uykuda vücudu titredi.<br />
<br />
Biz: ‘Yâ Resulellah! Uykun arasında bir şey yaptın ki, evvelce bunu yapmazdın!’dedik.<br />
<br />
Bunun üzerine:<br />
<br />
‘Şaşılacak şey! Ümmetimden bazı kimseler Kâbe’ye sığınmış olan Kureyşli bir adam yüzünden ona yöneliyorlar. Fakat çöle vardıklarında yere batırılacaklar!’ buyurdu.<br />
<br />
Biz: ‘Yâ Resulellah! Şüphesiz ki, yol (çeşitli) insanları bir araya toplar!’ dedik.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
‘Evet! Onların arasında; işi iradesi ile kasıtlı yapan vardır, zorlanmış olan vardır, yolcu vardır. Hepsi aynı azaba düçar olurlar, fakat ayrı ayrı yerlerden çıkarlar. Allah onları niyetlerine göre (kıyamette) diriltir.’ buyurdu.” (Buhârî, Kitâbü’l-Buyû - Müslim: 2884)<br />
<br />
Hadis-i şerif zâlimlerden uzak kalmanın lüzumuna işaret etmektedir. Tâ ki suçlulara verilen cezâ, suçsuzlara da isabet etmesin.<br />
<br />
•<br />
<br />
Muâz bin Cebel -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Beyt-i mukaddes’in mamur oluşu, Medine’nin harap oluşu demektir. Medine’nin harap oluşu, büyük savaşın çıkması demektir. Büyük savaşın çıkması, Kostantiniye’nin fethi demektir. Kostantiniye’nin fethi de Deccal’in çıkması demektir.” buyurmuş, sonra eli ile kendisine bunu anlattığı zatın uyluğuna yahut omuzuna vurmuş, sonra da şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu, senin burada olduğun, yahut senin burada oturmakta olduğun gibi haktır.” (Ebu Dâvûd)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Bekre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Medine’ye Deccal’in korkusu girmeyecektir. O gün onun yedi kapısında ikişer melek bekçilik edecektir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 890)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Medine’nin girecek yerlerinde melekler beklediğinden oraya tâun ve Deccal girmeyecektir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 891)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak iman, yılanın deliğine toplandığı gibi Medine’ye akıp toplanacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 887)<br />
<br />
Medine-i münevvere İslâm’ın intişar merkezi olduğundan ve Resulullah Aleyhisselâm’ın orada medfun bulunduğundan dolayı her müslümanın oraya karşı bir muhabbeti, kalbî teveccühü vardır. Bu teveccüh ve muhabbet Asr-ı saâdet’ten beri devam edegelmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Mekke ve Medine’den başka, Deccal’in ayak basmayacağı yer kalmayacaktır. Bunların giriş yerlerinde saf saf melekler bekleyecek; sonra Medine üç defa zelzele ile çalkalanacak ve ne kadar münafık ve kâfir varsa Allah onları Medine’den çıkaracaktır. (Deccal’in yanına gideceklerdir).” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 892 - Müslim: 2943)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Deccal çıkacak; Medine’ye giremeyip bazı kumluğuna inecek, Medine’den insanların hayırlısı olan bir kahraman çıkarak Deccal’e:<br />
<br />
‘Ben şâhitlik ederim ki, Allah’ın elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-in haber verdiği Deccal sensin!’ diyecek.<br />
<br />
Deccal halka:<br />
<br />
‘Ben bunu öldürüp diriltirsem, benim ilâh olduğumdan şüphe eder misiniz?’ diyecek.<br />
<br />
Halk: ‘Şüphe etmeyiz.’ diyecekler. Deccal, o kahraman insanı öldürüp diriltecek.<br />
<br />
O kimse:<br />
<br />
‘Bugün daha iyi anladım. (Sen yalancısın, Deccal’sin).’ diyecek.<br />
<br />
Deccal:<br />
<br />
‘Onu yine öldürürüm!’ diyecek fakat öldüremeyecek.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 893)<br />
<br />
<br />
#####################<br />
<br />
“Kıyamet Yaklaştıkça Yaklaşmıştır.”<br />
(Necm: 57)<br />
“Siz Daha Evvel On Alâmet Görmedikçe Kıyamet Kopmayacaktır.”<br />
(Müslim: 2901)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KIYAMETİN BÜYÜK ALÂMETLERİ</span></span><br />
<br />
 <br />
<br />
Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:<br />
Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.<br />
<br />
 <br />
On Büyük Alâmet:<br />
<br />
Huzeyfe’tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki:<br />
<br />
“Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yanımıza geldi.“Ne konuşuyordunuz?”diye sordu. Arkadaşlar “Kıyamet gününden bahsediyorduk.” dediler. Bunun üzerine buyurdular ki:<br />
<br />
“Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim: 2901)<br />
<br />
Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:<br />
<br />
Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.<br />
<br />
 <br />
1. DUHÂN<br />
<br />
Büyük bir duman demektir. Kıyamet gününden evvel hakikati zuhur edecek, bütün yeryüzünü kaplayacak, bu hal kırk gün sürecektir. Yeryüzü âdeta bacasız bir fırın, içinde ateş yanmış bir oda gibi ısınacaktır. Müminler bu dumandan hafif nezleye tutulmuş gibi çok az etkilenecekler; kâfir ve münafıklar ise şiddetle sarsılacaklar, sarhoş gibi olacaklardır.<br />
<br />
 <br />
2. DECCAL<br />
<br />
Âhir zamanda bu isimde bir şahıs türeyip önce peygamberlik daha sonra da ilâhlık dâvâsında bulunacak ve göstereceği hârikulâde şeyler sayesinde bir süre insanları saptıracaktır.<br />
<br />
Rüzgâr gibi bir hıza sahip olarak yeryüzünü dolaşacak, sadece Kudüs-ü şerif’e, Mekke-i mükerreme’ye ve Medine-i münevvere’ye giremeyecektir.<br />
<br />
İmran bin Husayn -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:<br />
<br />
“Âdem’in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal’den daha büyük bir fitne yoktur.” buyurmuştur. (Müslim: 2946)<br />
<br />
Ebu Derdâ -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde, Kehf sûre-i şerif’inin ilk on Âyet-i kerime’si ile son on Âyet-i kerime’sini okumaya devam edenlerin, onun şerrinden kurtulacağını haber vermiştir. (Müslim: 809)<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde:<br />
<br />
“Deccal yahudidir.” buyurmuşlardır. (Müslim: 2927)<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde ise buyururlar ki:<br />
<br />
“Taylesan elbiseleri giyinmiş yetmişbin İsfahan yahudisi Deccal’in emrine girecektir.” (Müslim: 2944)<br />
<br />
Deccal Amerika’dan geldiği zaman, yahudiler ona tâbi olacak ve ondan sonra Arabistan üzerine yürüyecekler.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“Resulullah Aleyhisselâm Vedâ haccı sırasında bir ara:“İnsanlar susup dinlesin” buyurduktan sonra hamd ve senâda bulundu, akabinde Mesih ve Deccal’den uzun uzun söz etti:<br />
<br />
“Allah’ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla korkuttu. Nuh Aleyhisselâm ümmetini onunla korkuttu, ondan sonra gelen peygamberler de korkuttular.<br />
<br />
O sizin aranızdan çıkacak. Onun hâli sizden gizli kalmayacak. Rabb’inizin tek gözlü olmadığı size gizli değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü dışa fırlamış üzüm danesi gibidir.” (Buhârî. Fiten 17 - Müslim: 169)<br />
<br />
Ashâb-ı kiram Hazerâtının devrinde küçük çocuklara Deccal bilgisi verildiği rivayet edilmektedir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’e göre; Deccal’in iki gözü arasında “Kâfir” yazılıdır, bunu her müslüman okuyacaktır.<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Deccal’in sol gözü yoktur. Saçı çok bir adamdır. Cennet ve cehennem namıyla nezdinde iki mevki vardır. Lâkin hakikatte cehennem gösterdiği mevki cennet ve cennet gösterdiği mevki ise cehennemdir.” (Müslim: 2934)<br />
<br />
Deccal’in bir rivayette sağ gözünün, diğer rivayette sol gözünün kör olduğu bildirilmesi her iki gözünün sakat oluşundandır. Biri tamamiyle kör, diğeri anadan doğma çıkıktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadisi şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Size onun hakkında bir söz söyleyeceğim ki, bu sözü hiç bir peygamber kavmine söylememiştir.<br />
<br />
Bilmiş olun ki bu adamın bir gözü kördür. Allah Tebâreke ve Teâlâ ise kör değildir.” (Müslim: 2931)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şeytana verdiği ruhsat gibi Deccal’e ruhsat verecektir. Şeytana kıyamete kadar, fakat Deccal’e İsa Aleyhisselâm çıkıncaya kadar. Çıktığı zaman onu öldürecek.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Kim Deccal’i işitirse ondan uzaklaşsın! Zira, Allah’a yemin ederim ki; Deccal bir adama gelir ve adam onda gördüğü aldatıcı bazı harikalar yüzünden onu mümin sayar ve ona uyar.” (Ebu Dâvûd)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o zamanda yaşayan insanları imtihan etmek için, ona istidraç kabilinden birçok ruhsatlar verecektir.<br />
<br />
Ona tâbi olanlar büyük bir lütfa ermiş gibi görünecek, fakat ebedî cehennemlik olacaklar. Onların dünyadaki refahları çok kısa ve geçicidir.<br />
<br />
Ona inanmayıp imanlarında sebat edenler bir müddet sıkıntı göreceklerse de onlar Hazret-i Allah’a iman ettikleri için ebedî cennetlik olacaklardır. Onların refahları ebedîdir.<br />
<br />
Muğire bin Şûbe -radiyallahu anh- der ki:<br />
<br />
“Deccal hakkında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e benim sorduğumdan daha çok soran olmamıştır.<br />
<br />
“Ondan seni yoran nedir?” diye sordu.<br />
<br />
Ben: “Yâ Resulellah! ‘Onun beraberinde yiyecekler ve nehirler olacakmış!’ diyorlar.” dedim.<br />
<br />
“O Allah nezdinde bundan daha kıymetsizdir.” buyurdu.” (Müslim: 2939)<br />
<br />
Yani kendisinden zuhur eden hârikaların, Allah katında müminlerin sapmasına sebep olacak bir kıymeti olmadığı gibi; doğruluğunu gösterecek hiçbir delil de yoktur. Hatta Allah-u Teâlâ onda küfrünü ve yalancılığını gösteren, okuma bilenin de bilmeyenin de okuyacağı açık bir alâmet yaratmıştır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz her zaman şöyle duâ ederlerdi:<br />
<br />
“Ey Allah’ım! Cimrilikten, tembellikten, sefalet ve bunaklık ile geçen uzun ömürden, kabir azabından, Deccal’in fitnesinden, yaşayışta ve ölümdeki diğer fitnelerden sana sığınırım.” (Buhârî)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif’in mânâsı:<br />
<br />
“Allah’ım! Nefsime fırsat verme! Bu düşmanlarıma karşı beni muhafaza buyur! Bunların her biri benim zararıma çalışabilir. Bunların şerrinden sana sığınırım.” demektir.<br />
<br />
Burada nefse, şeytana, şeytanlaşmış insanlara, Deccal’e, kötü huylara fırsat vermemesi için Allah-u Teâlâ’ya sığınma vardır.<br />
<br />
Onun Allah-u Teâlâ’ya sığınması, ümmet-i muhteremesine bir numune-i imtisaldir. Deccal’in bir gün gelip çıkacağı haberi müslümanlar arasında nesilden nesile intikal eder, herkes onun yalancı ve müfsit bir kimse olacağını zamanında öğrenmiş olur. Bu sebeple müminlere onun hiçbir gizli tarafı kalmaz ve Deccal ile karşılaşan müminler hiçbir şekilde şaşırmazlar.<br />
<br />
 <br />
3. HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ölmemiş, semâya çekilmiştir. Cesedi ile birlikte semâda yaşamaktadır. Deccâlin fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecektir ve icraatlarını gerçekleştirecektir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm’ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.<br />
<br />
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.<br />
<br />
Ümmet-i Muhammed’in her asırdaki âlimlerinin ileri gelenleri, İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ etmişler, muhalefette bulunmamışlardır. Ancak bir takım filozoflar inkâra kalkışmışlardır. Bunda şüphe eden bil’icmâ küfre düşer.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
“Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir.” (Zuhruf: 61)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir. Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasından az önce onu gökten indirecektir. Onun belirmesi ile kıyametin kopmasının yakın olduğu anlaşılır.<br />
<br />
“Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa’ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır.” (Nisâ: 159)<br />
<br />
İman edecekler amma, imanları makbul değildir. Çünkü zamanın peygamberi o değil. Ancak Resulullah Aleyhisselâm’a yapılan iman makbuldür.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın şâhitlik yapması; “Ben o zamanın peygamberi değilim, ben onlara Resulullah’ı tavsiye etmiştim.”<br />
<br />
O onun geleceğini işaret etmişti, onun emrini dinlemediler, kendi arzularına uydular.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadisi şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim: 153)<br />
<br />
İman etse müslüman olacak, yahudi veya hıristiyan olmayacak.<br />
<br />
Onun içindir ki Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“İbrahim ne yahudi ne de hıristiyandı. Fakat o Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.” (Âl-i imrân: 67)<br />
<br />
Onun içindir ki İsa Aleyhisselâm’a iman etmeleri onları kurtarmayacaktır. İsa Aleyhisselâm onları Muhammed Aleyhisselâm’a indirilen ahkâma uymaya dâvet edecek, bu dâvete uyan kurtulacaktır.<br />
<br />
Bu ehl-i kitap, âhir zamanda onun nüzulü esnasında hayatta bulunacak olan kitap ehlidir. Yeryüzüne indiği zaman onun vefatından önce bütün ehl-i kitap iman edeceklerdir. O zaman bütün insanlar İslâmiyet’e nâil olacaklar, bir ümmet halinde bulunacaklardır.<br />
<br />
Onlar öyle iştiyakla iman edecekler ki, içlerinden: “Ah, ne olaydı, ben de onu görseydim!” diyenler çıkacak.<br />
<br />
Nitekim Alman İmparatorluğu’nun ilk Başbakanı Prens Bismark da bu gerçeği ifade etmişti.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ve Kur’an-ı kerim hakkında der ki:<br />
<br />
“Seninle aynı çağda yaşayamadığım için çok üzgünüm ey Muhammed!<br />
<br />
Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap senin değildir, o ilâhidir. Bunun ilâhi olduğunu inkâr etmek, mevcud ilimlerin asılsız olduğunu ileri sürmek kadar gülünçtür.<br />
<br />
Bunun için beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da göremeyecektir.<br />
<br />
Ben heybetli huzurunda en büyük hürmetle eğilirim.”<br />
<br />
Mehdi Resul ve İsa Aleyhisselâm zamanında gerçeği görerek iman edenler de aynı sözü söyleyecekler. İman ettikçe hatırlanacak.<br />
<br />
•<br />
<br />
Süleyman Ateş; Hazret-i Isa, Hazret-i Mehdi ve Deccâl hakkında kendi zannı ile yanlış bilgiler vererek halkı şaşırtmakta ve küfre kaymalarına sebep olmaktadır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:<br />
“Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158) buyurmaktadır.<br />
Yaşar Nuri Öztürk ise “Kur’an’daki İslâm” isimli kitabının 600. sayfasında Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın göğe yükselmediğini ve tekrar yeryüzüne indirilmeyeceğini söyleyerek bâtıl inanışını müslümanlara yaymaya çalışmaktadır:<br />
<br />
•<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:<br />
“Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1018)<br />
Buyurduğu halde Yaşar Nuri Öztürk “Cevap Veriyorum” isimli kitabının 63. sayfasında şunları yazmıştır:<br />
<br />
•<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm; kendi zamanına kadar gelen dînî hayatı tazelemiş, kendisinden sonra gelecek olan Ahmed-i Muhtar’ı açıkça ismiyle duyurmuş, fikir ve kanaatları Hatem-ül Enbiyâ Muhammed Aleyhisselâm’a meylettirmiş, göğe yükselmeden önce bütün insanlara en büyük müjdeyi vererek şöyle söylemişti:<br />
<br />
“Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.” (Saf: 6)<br />
<br />
Görüldüğü üzere İsa Aleyhisselâm, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de İsa Aleyhisselâm’ın tekrar gökten inip geleceğini, ümmetine ona uymasını emredip, ne gibi işler yapacağını da bir bir müjdelemiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceğine dair Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-in rivayet ettiği bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1018)<br />
<br />
Haçı kırması; kendisinin öldürüldüğünü iddiâ edenlerin yalan söylediklerine, dinlerinin bâtıl, İslâmiyet’in hak olduğuna, kendisinin müslümanlığı meydana çıkarmak gibi icraatla o dinleri iptal etmek için indiğine işarettir. Müslümanlıktan başka din kabul etmeyecektir. Dinleri iptal edilip yeryüzünden kaldırılınca, diğer birçok bâtıl inançların yanında domuz yeme âdetleri de kaldırılmış olacak.<br />
<br />
Cizyeyi kaldırmaktan murad, kâfirlerden onun alınmasının kaldırılıp, İslâm’dan başka hiçbir şeyin kabul edilmemesidir. Çünkü müslümandan cizye alınmaz, zekât alınır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Vallahi Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak mutlaka inecek ve haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, genç dişi develer başıboş bırakılarak onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, küsüşmeler ve hasetlikler muhakkak surette kalkacak.<br />
<br />
(İsa Aleyhisselâm) İnsanları mala davet edecek, fakat malı hiç kimse kabul etmeyecektir.” (Müslim: 155)<br />
<br />
Çıkan harplerde çok az insan kalacak. Çünkü üçüncü dünya harbi bitmiş, yahudiler gitmiş, Çinliler yok olmuş, İsa Aleyhisselâm gönderilmiş, birçok hadiseler olmuş, her şey meydanda kalmış.<br />
<br />
Yani dünya yüzünde insan az, mal ve servet çok. Hazineler var, fakat insan yok.<br />
<br />
•<br />
<br />
Câbir bin Abdullah -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hak için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.<br />
<br />
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 155)<br />
<br />
Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?<br />
<br />
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlatları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)<br />
<br />
Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:<br />
<br />
“O’nun peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız.” buyuruyor. (Bakara: 285)<br />
<br />
Onları birbirinden ayırmak emr-i ilâhiye muhalefet etmek demektir.<br />
<br />
Onlar gerçek dinde kardeştir, muteber olan da dinde kardeş olmaktır, karında değil. Eğer karında kardeşlik muteber olsaydı Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu da dahil olurdu.<br />
<br />
Aynı zincir, son bakla...<br />
<br />
Yalnız şu var ki, Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm’ın nurunu Âdem Aleyhisselâm’a taktı. Onun şeref bulması, o nur sayesindedir. O nur bütün peygamberan-ı izam hazeratına geçti. Nur nura gelince bütün âlemleri kapladı. Sonra o nur hangi vekile geçtiyse, yine o aynı âlemlerin nurunu taşıyordu.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz İsa Aleyhisselâm’ın hacc yapacağını Hadis-i şerif’lerinde haber vermişlerdir:<br />
<br />
“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryemoğlu, Hacc veya umre yahut her ikisini birden yapmak için mutlaka Fecc-i Ravhâ’da telbiye getirecektir.” (Müslim: 1252)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif de İsa Aleyhisselâm’ın sağ olduğuna delildir. Âhir zamanda yeryüzüne inecektir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bir gece rüyamda kendimi Kâbe’nin yanında gördüm. Derken öyle karayağız güzeli bir zat gördüm ki, erkeklerden gördüğüm karayağızların en güzeli! Kulaklarına inmiş öyle saçları vardı ki gördüğüm uzun saçların en güzeli! Saçlarını taramış, üzerlerinden su damlıyordu. İki zâta (yahut iki zâtın omuzlarına) dayanarak beyti tavaf ediyordu. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Meryem oğlu Mesih!’ dediler.<br />
<br />
Sonra birdenbire son derece kıvırcık saçlı, sağ gözü şaşı bir herifle karşılaştım. Zannedersin ki, gözü salkımdan dışarı fırlamış bir üzüm tanesi. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Bu da Mesih Deccal’dir’ dediler.” (Müslim: 169)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Benimle İsa Aleyhisselâm arasında bir peygamber yoktur. O inecektir. Gördüğünüz vakit, onu tanıyın:<br />
<br />
Orta boylu, pembeye mâil beyaz tenli, üzerinde iki parçadan ibaret bir takım elbisesi olan bir kimsedir. Islaklık yoksa da, sanki başından su damlar. İslâm üzerine insanlarla savaş edecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. Onun zamanında Allah, İslâm’dan başka bütün milletleri helâk edecek, Mesih Deccal’i de helâk edecektir.<br />
<br />
Sonra, yeryüzünde sükunet, emniyet meydana gelecektir. O kadar ki arslanlar develerle, panterler ineklerle ve kurtlar kuzularla serbestçe otlayıp geçinecekler, çocuklar da yılanlarla oynayacaklardır.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm kırk yıl yeryüzünde yaşayacak, sonra ölecek, cenazesini de müslümanlar kılacaktır.” (Ebu Dâvud - Hâkim - Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
“Allah’ın düşmanı Deccal, İsa’yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi erir.” (Müslim)<br />
<br />
Zülmaniyet nur ile eriyecek, yok olacak!<br />
<br />
•<br />
<br />
Biz İsa Aleyhisselâm’ı çok severiz ve gelmesini de bekleriz.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini duyurmuştur.<br />
<br />
Biz de size bu gerçekleri duyurmaya çalışıyoruz ve hemen ona uymanızı tavsiye ediyoruz.<br />
<br />
Ey kardeş!<br />
<br />
Hıristiyan âlemi hakikati arıyor ve bir gün bulacak. Sen de bu bölücüleri, saptırıcıları bırak ve hakikati bul.<br />
<br />
Onlar bölücüler kadar muhalefet edemez. Çünkü o: “İsa geldi!” der, “Ben onu bekliyordum!” der, amma bölücü kendi imamını bekler. Onların âkıbeti çok kötü! Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz dinden çıkacaklarını ve bir daha dine girmeyeceklerini, onların hayvandan da daha aşağı olduklarını haber veriyor.<br />
<br />
Hıristiyan, İsa Aleyhisselâm’ın gelmesiyle aradığını beklediğini bulmuş olacak ve fakat bölücü dinden çıktığından ötürü, ne arayacak ne de bekleyecek.<br />
<br />
Kurtuluşa ermen için sana bunca Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle hakikati açıkça beyan ediyoruz.<br />
<br />
Yetmiş iki fırka dalâlette ve cehennemde olduğu için o bir fırkayı bul. Bölücülerin arasında bulunursan; o bir fırkayı bulamadığın gibi, İsa Aleyhisselâm’a uymana da mâni olurlar.<br />
<br />
Yalancı imamlardan size çok bahsettik. Gerçekten bir imam gelecek, fakat fakirin tahminine göre bu zamana daha otuz sene kadar var. Nasibi olan bu hakiki imamı görür. Çıktığı zaman tereddütsüz biat edin.<br />
<br />
Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Bakalım imamınız kendinizden olduğu halde Meryem oğlu İsa yanınıza indiği zaman durumunuz nasıl olur?” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1406)<br />
<br />
Herkes imtihan olacak, böylece iman ile küfür ayrılacak.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kime o lütuf nurunu koymuşsa ona tâbi olacak, kime koymamışsa olmayacak.<br />
<br />
Önümüzde çok büyük hadiseler, çok büyük sıkıntılar, çok büyük harpler var. Şimdiden Hazret-i Allah’a ve Resul’üne sığınmaya bakın.<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Dünyanın geniş vakitlerinde, (yani sıhhat ve servet, asayiş ve emniyet gibi istirahat sebepleri mükemmel olduğu bir zamanda) Cenâb-ı Hakk’a ibadet ve taat ile kendini takdim et ki, muzayakalı bir zamanda seni lütfu ile yad buyursun.”(Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
O gün gelmeden önce tevbe edip Allah-u Teâlâ’ya ve Resulullah Aleyhisselâm’a yönelenlere ne mutlu! O dilediğini dilediği şekilde kurtarır. Bu gibi kimselerin dünyası saadet, ahireti selâmet olur. Çünkü o Hakk ile idi, halk ile değil.<br />
<br />
Hazret-i Allah’a yönelelim, bize O yeter! Kalsak yolunda, gitsek yolunda ölelim inşaallah. Bizim için fayda getirecek budur: Yolunda olalım, yolunda ölelim.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’ya yönelmekten daha güzel bir kale olmaz, O’nun kalesinin harici boşluktur. O kalesine kimi aldıysa hayat vardır, hem de hayat-ı ebediye vardır. Bu bir ikazdır, hatırlatmadır, yöneltmedir. O dilediğine hidayet verir. Dilerse O her felâketten kurtarır.<br />
<br />
Kitapları daima okuyun ve böylece bu devirleri aşmaya bakın!<br />
<br />
 <br />
4. YE’CÜC ve ME’CÜC<br />
<br />
Aslı ve nesebi belirsiz iki kabile, önlerine çekilmiş olan barajı aşıp yeryüzüne yayılacaklar. Bir müddet etrafı ifsad etmeye çalışacaklar. Daha sonra İsa Aleyhisselâm’ın duâsı ile mahvolacaklar. Bunlar Çinliler’dir.<br />
<br />
Üçüncü dünya harbi bir âfâttır, Allahu âlem bu olacak.<br />
<br />
Yahudiler Arabistan’ı istilâya hazırlanıyor. Çinliler ise dünyâyı istilâ etmek için hazırlanıyor.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de:<br />
<br />
“Biz o gün onları (Ye’cüc ve Me’cüc’ü) bırakırız, dalgalar hâlinde birbirine girerler.” buyuruluyor. (Kehf: 99)<br />
<br />
Dalga dalga dünyanın üzerine hücum ederler ve memleketleri istilâ ederler.<br />
<br />
Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zayi olacak. Sayı itibarı ile elli kadın bir erkeğin himayesine girecek. Önümüzdeki harpler Allahu âlem bunu gösteriyor.<br />
<br />
Çinlilerin istilâsı bir helâkiyettir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Nihayet Ye’cüc Me’cüc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden saldırırlar.” (Enbiyâ: 96)<br />
<br />
Bunu Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle tarif buyurmuşlardır:<br />
<br />
Cahş kızı Zeynep -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:<br />
<br />
“Bir gün Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hâne-i saâdetlerine telâşlı bir hâl ile:‘Lâ ilâhe illallah!’ diyerek girdi. Baş parmağıyla şehadet parmağını halka yaparak:<br />
<br />
‘Yaklaşan fitne ve belâdan vay Arapların hâline! Bugün Ye’cüc ve Me’cüc seddinden bu kadar yer yıkıldı!’ buyurdu.” (Buhârî, Fiiten 7 - Müslim: 2880)<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Ye’cüc ve Me’cüc (seddi) açılacak. Allah-u Teâlâ’nın:<br />
<br />
‘Ve onlar her tepeden saldırırlar.’ (Enbiyâ: 96)<br />
<br />
Âyet’inde buyurduğu gibi onlar çıkıp yeryüzünü istilâ edecekler.<br />
<br />
Müslümanlar da onlar(ın saldırısın)dan dolayı yerlerini bırakıp geri çekilecekler. Hatta kalan müslümanlar şehirlerine ve kal’alarına sığınmış olacak ve mevâşî (deve, sığır, koyun, keçi) sürülerini yanlarında barındıracaklar (yani meraya göndermeyeceklerdir). Ye’cüc ve Me’cüc’ün (öncüleri) nehire uğrayıp yatağında hiçbir şey kalmayacak şekilde suyunu içip tüketeceklerdir.<br />
<br />
Onların arkasından gelen geridekiler oraya uğrayacaklar ve sözcüleri: ‘Şüphesiz ki bu yerde bir kere su vardı.’ diyeceklerdir. Onlar yeryüzüne hâkim olacaklardır. Sonra sözcüleri: ‘Şu insanlar yeryüzü halkıdır, işlerini bitirdik. Yemin olsun ki şimdi gök halkı ile savaşacağız.’ diyeceklerdir. Hatta onlardan biri harbesini (kısa mızrağını) göğe doğru fırlatacak ve harbesi kana bulanmış olarak dönecektir. Bunun üzerine onlar: ‘Biz gök halkını da şüphesiz öldürdük!’ diyeceklerdir.<br />
<br />
Onların böyle olduğu sırada Allah âniden deve kurdu sürüsüne benzer hayvanlar gönderecek ve bu hayvanlar onları boyunlarından yakalayacaklar ve onlar çekirge sürüsünün ölümü gibi ölüp birbirinin üstüne yığılıp kalacaklardır.<br />
<br />
Sabahleyin müslümanlar onların ses sedâsını işitmeyecekler, bunun üzerine müslümanlar: ‘Kim canını fedâ edip onların ne yaptığına bakacak?’ diyeceklerdir. Bunun üzerine müslümanlardan nefsini Ye’cüc ve Me’cüc’e öldürtmeye hazırlamış durumda olan bir adam (sığındığı yerden) inecek ve Ye’cüc ile Me’cüc gürûhunu ölmüş olarak bulacaktır. Bunun üzerine müslümanlara: ‘Dikkat ediniz! Sizleri müjdeliyorum. Düşmanlarınız ölmüşlerdir!’ diyecektir.<br />
<br />
Bunun üzerine müslümanlar (sığındıkları yerden) dışarı çıkacaklar ve küçükbaş, büyükbaş hayvanlarını salıvereceklerdir. Fakat Ye’cüc ve Me’cüc’ün etlerinden başka hayvanların yiyeceği hiçbir ot olmayacaktır. Hayvanlar yedikleri (besleyici) bir otla en güzel biçimde semizlendiği gibi onların etlerini yemekle o biçimde semizlenecekler.” (İbn-i Mâce: 4079)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- şöyle demiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin (Mirac’a) götürüldüğü zaman İbrahim, Musa ve İsa Aleyhimüsselâm’a rastladı da kıyamet (gününün ne zaman kopacağı) hakkında müzakere ettiler. (Müzakereye) İbrahim ile başlayarak kıyamet(in ne zaman kopacağın)ı ona sordular. Konu hakkında onun yanında bir bilgi olmadı.<br />
<br />
Sonra Musa’ya sordular. Onun yanında da konu hakkında bir bilgi olmadı. Bunun üzerine söz İsa bin Meryem’e verildi. O: ‘Kıyametin kopmasına yakın şeyler (hadiseler) hakkında bana bilgi verildi. Amma kıyametin kopması vaktini Allah’tan başka hiç kimse bilemez.’ dedikten sonra Deccal’in çıkmasını anlattı.<br />
<br />
Dedi ki: ‘Sonra ben inip onu öldüreceğim ve bundan sonra halk memleketlerine dönecekler. Bu kere onların karşısına Ye’cüc ve Me’cüc çıkacak ve her tepeden hızla gideceklerdir. Artık Ye’cüc ve Me’cüc uğradıkları her suyu içip tüketecekler ve uğrayacakları her şeyi bozup alt-üst edeceklerdir. Bunun üzerine halk feryat ederek Allah’tan yardım dileyeceklerdir. Ben de Allah’a duâ ederek Ye’cüc ve Me’cüc’ü öldürmesini dileyeceğim. (Bu dilek kabul olunacak) ve yer onların (leşlerinin) kokusu ile pis pis kokacaktır. Ben yine Allah’a duâ edeceğim. Allah da bir su gönderecek ve o su onları taşıyıp denize atacaktır. Daha sonra dağlar ufaltılıp dağıtılacak ve yer derinin yayılıp genişletildiği gibi yayılıp genişletilecektir. İşte o durum olunca insanlara yakınlığı bakımından kıyameti; ev halkı ne zaman doğumu ile âniden karşılaşacaklarını bilmedikleri hamile kadın gibi olacağı bana bildirildi.’” (İbn-i Mâce: 4081)<br />
<br />
•<br />
<br />
Nevvâs bin Sem’ân -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Müslümanlar Ye’cüc ve Me’cüc’ün (silâh olarak kullandıkları) yaylarından, oklarından ve kalkanlarından yedi yıl ateş yakacaklardır.” (İbn-i Mâce: 4076)<br />
<br />
Onlar bir gecede yok olacaklar, kalan silahlara işaret ediliyor.<br />
<br />
Buradan anlaşılıyor ki artık silâhlar patlamayacak, eski duruma gelecek. Zira üçüncü dünya harbinde bu nükleer silâhlar patlayıcı maddeleri yok ettiği zaman, silâh var amma patlamayacak. O zaman eski duruma dönecek, onu tarif ediyor. Silâhlar Allahu âlem yine kılıç ve at olacak.<br />
<br />
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Ye’cüc ve Me’cüc’ten sonra Kâbe’de hacc ve umre yapılacaktır.” (Buhâri, Hacc 47)<br />
<br />
 <br />
5. DABBETÜ’L-ARZ<br />
<br />
Âhir zamanda Allah-u Teâlâ’nın emirlerinin terkedildiği, insanların gerçek dini değiştirdikleri sırada çıkacak olan bir hayvandır. Takibedenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“(Kıyametin kopacağına dair) O sözün tahakkuk zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe çıkarırız da insanların âyetlerimize yakinen iman etmemiş olduklarını söyler.” (Neml: 82)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu Dabbe’yi kıyametin kopması gibi büyük bir hadisenin başlangıcı olarak, insanların Kur’an-ı kerim’e kesin olarak inanmayışları sebebiyle ortaya çıkaracaktır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Dabbetü’l-arz, beraberinde Musa Aleyhisselâm’ın asası, Süleyman Aleyhisselâm’ın mührü bulunduğu halde çıkar. Mühür ile müminin yüzünü parlatır, asa ile kâfirin burnunu kırar. Öyle ki insanlar sofra üzerinde biraraya gelirler de, mümin kâfirden ayırt edilip tanınır.” (Tirmizî)<br />
<br />
Böylece mümin ile kâfir tanınmış olacak. Böyle bir gün yaklaştığı zaman tevbeler kabul edilmeyecek, içinde bulundukları duruma göre insanların hükümleri verilecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Üç şey vardır ki bunlar çıktıkları zaman, daha önceden iman etmeyen veya imanında hayır kazanmayan hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbetü’l-arz.” (Müslim: 158)<br />
<br />
Çünkü o zaman edilen imanla, işlenen amel-i salihin hükmü, can boğaza geldiği zaman edilen imanın hükmü gibidir.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Çıkış itibariyle kıyamet alâmetlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine Dabbetü’l-arz’ın çıkmasıdır.<br />
<br />
Hangisi arkadaşından önce çıkarsa öteki de onun hemen peşindedir.” (Müslim: 2941)<br />
<br />
İki alâmetten hangisinin önce olacağına dair kesin bir ifade olmamakla beraber, biri çıkınca diğeri çok kısa bir zaman sonra onu takip edecektir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir diğer Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Altı şeyden; güneşin battığı yerden doğmasından, dumandan, Deccal’den, Dabbe’den, birinizin hususi olarak başına gelecek hadiseden ve umuma gelecek fitneden önce amellere koşunuz.” (Müslim: 2947)<br />
<br />
Daha Mehdi Aleyhisselâm gelmediği gibi Dabbetü’l-arz da daha çıkmamıştır. Bu zamanda “Ben Dabbetü’l-arz’ım” diyenlere küfür damgası vurulur. Neden? Âyet-i kerime’leri inkâr ettiği için ve nefsini ilâh edindiği için. Zira Allah-u Teâlâ nefsini ilâh edinenlerin şirk içinde olduğunu ferman buyurmuştur.<br />
<br />
 <br />
6. GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI<br />
<br />
Kıyametin büyük alâmetlerinden birisi de, Allah-u Teâlâ’nın izni ve emriyle bir defaya mahsus olmak üzere güneşin bir cuma günü battığı yerden doğmasıdır.<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet alâmetlerinden ilk meydana gelecek olanı güneşin battığı yerden doğması ve Dabbe’nin kuşluk vaktinde insanlara (yerden) çıkmasıdır.” (İbn-i Mâce: 4069)<br />
<br />
Bu iki alâmetin arasında uzun bir zaman olmayacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde güneşin batıdan doğduğunu gördüklerinde yeryüzü halkının tevbelerinin kabul edilmeyeceğine hükmederek şöyle buyurur:<br />
<br />
“Rabb’inin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz.” (En’âm: 158)<br />
<br />
Öyle mucizeler ki inanmayanların pişmanlık ve tevbeleri hiçbir fayda vermediği gibi, kurtulmak için dünya dolusu altın verseler kabul edilmeyecektir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar iman edecek, fakat o gün daha evvelden iman etmeyen, yahut imanında bir hayır kazanamayan hiç kimseye imanı fayda vermeyecektir.” (Müslim: 157)<br />
<br />
Önceden iman etmeyen bir kâfirin güneş batıdan doğduktan sonra iman etmesinin fayda vermemesi, can boğaza geldiği zaman edilen imanın hükmü gibidir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün güneşin battığı bir sırada Ebu Zerr -radiyallahu anh-e:<br />
<br />
“Güneş nereye gider bilir misin?” diye sordu. “Allah ve Resul’ü bilir!” demesi üzerine şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Güneş gider, arşın altında secde eder ve tekrar doğmak için izin ister, izin verilir. Bir gün gelir secde edip izin ister, fakat secdesi kabul edilmeyip izin verilmez. Ona: ‘Geldiğin yere git battığın yerden doğ!’ denilir. O da battığı yerden doğar.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1321 - Müslim: 159)<br />
<br />
Güneşin âdeti hilâfına battığı yerden doğması, gökte meydana gelecek acaib alâmetlerin ilkidir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Kâdı Muhammed bin Mehmed -kuddise sırruh- Hazretleri “En-Nâberât fî Beyânu Hatmü’l-Velâyeti’l-Muhammediyye” adlı risâlesinde, Hâtemü’l-evliyâ’nın âhir zamanda şer’î hudutları yeniden yerine oturtacağını haber vererek şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah-u Teâlâ âhir zamana kadar, tâ ki Hâtem’ül evliyâ ile birleşinceye dek, onu (şer’i hudutları) devam ettirecek ve onunla tekrar yerine oturtacaktır. Ki Allah, nübüvvet duvarını nasıl ki Hâtemür-resul’ün nübüvvetiyle hatmetmişse, sonra da Hatem’ül evliyâ ile O’nun duvarının her iki tuğlasını tamamlamış olsun. Buna göre de umarım ki güneşin batıdan doğma saati artık iyice yaklaşacaktır.” (Risaletü fî’l-Beyânu Hatm’ül-Velâye; Düğümlü Baba, no: 283’de mahfuz. 26b yaprağı)<br />
<br />
 <br />
7. HİCAZ TARAFINDAN BÜYÜK BİR ATEŞİN ÇIKMASI<br />
<br />
Medine yahudilerinin en büyük bilgini olup sonra İslâm’la müşerref olan Abdullah bin Selâm -radiyallahu anh-: “Kıyamet alâmetlerinin birincisi nedir?” diye sorduğu zaman Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Kıyametin ilk alâmeti, bir ateşin çıkıp insanları batıya sürmesi.” buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1368)<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Hicaz toprağından, Busrâ’daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2121 -Müslim: 2902)<br />
<br />
 <br />
8.9.10. ÜÇ BÜYÜK YER ÇÖKÜNTÜSÜ OLMASI<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyametten önce, birisi doğuda, birisi batıda ve birisi de Arap yarımadasında olmak üzere üç çöküntü meydana gelecektir.” (Müslim: 2901)<br />
<br />
 <br />
Resulullah Aleyhisselâm’ın Duyurduğu Gerçekler:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz kıyamet alâmetlerinin arka arkaya zuhur edeceğini, o günlerde insanların nelerle karşılaşacağını bir bir haber vermiştir.<br />
<br />
Nevvâs bin Sem’an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den şöyle söylediği rivayet olunmuştur:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sabah Deccâl’den bahsederken, onun ne büyük bir belâ olduğunu belirtti. Öyle ki, biz onu Nahl civarında zannettik. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-in huzurundan ayrıldık, sonra tekrar geldik. Bizdeki hüzün ve teessürü anladı ve: “Derdiniz nedir?” diye sordu.<br />
<br />
Dedik ki:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Bu sabah Deccâl’den bahis açarak onu tezyif ettiniz, ne büyük bir belâ ve fitne olduğunu söylediniz. Hatta biz onun Nahl civarında olduğunu sanmıştık.”<br />
<br />
Bunun üzerine buyurdu ki:<br />
<br />
“Sizin için en korktuğum Deccâl’den başkalarıdır. Şayet Deccâl ben sizin aranızdayken zuhur ederse, yalnız başıma onu mağlup edebilirim. Eğer ben aranızda değil iken çıkarsa, artık herkes kendi nefsini müdafaa edip şerrinden korunmalıdır. Zaten Allah-u Teâlâ her müslümanı onun şerrinden himaye edecektir.<br />
<br />
Deccâl, son derece kıvırcık saçlı, gözü dışarıya fırlamış bir delikanlıdır. Ben onu sanki Katan oğlu Abdül-uzzâ’ya benzetiyorum. Her kim Deccâl’e yetişirse, Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun.<br />
<br />
Deccâl Şam ile Irak arasındaki bir yerden çıkacak, sağı ve solu ifsad edecektir. (O zamanda bulunan) Ey müminler, dininizde sebat ediniz!”<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Deccâl yeryüzünde ne kadar kalacak?” dedik.<br />
<br />
“Kırk gün kalacak. Bir günü bir sene, bir günü bir ay, bir günü bir hafta ve diğer günleri ise sizin günleriniz kadar olacaktır.” buyurdu.<br />
<br />
Biz yine sorduk:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Bir sene kadar olan o günde, bir günlük namaz bize kifâyet eder mi?”<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“Hayır! Siz ona göre namaz vakitlerini tahmin ve takdir edersiniz.” buyurdu.<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Onun yerdeki hızı ne kadar olacaktır?” dedik.<br />
<br />
Buyurdu ki:<br />
<br />
“Rüzgârın önüne kattığı bulutun hızı kadar. Bir topluluğun yanından geçer, onları kendisinin rableri olduğuna inanmaya dâvet eder. Onlar da ona iman ve icâbet ederler. Bunun üzerine Deccâl göğe yağmur yağdırmasını emreder, yağmur yağar. Toprağa emreder, otlar, çayırlar biter. Hayvanlar da merâdan fevkalâde besili ve sütlü olarak dönerler.<br />
<br />
Sonra Deccâl başka bir topluluğa gelir, onları da kendisinin rab olduğuna inanmaya davet eder. Lâkin onlar bu dâveti reddederler, Tevhid dininde sebat ederler, o da onlardan ayrılır. O topluluktan yağmur kesilir, otlar kurur. Mal namına ellerinde hiçbir şey kalmaz.<br />
<br />
Bir harabeye gelir, ona: ‘Hazinelerini, definelerini çıkar!’ diye emredince, bal arılarının beylerini takip ettikleri gibi, o hazineler de süratle Deccal’i takip ederler.<br />
<br />
Sonra gençlikle dopdolu bir delikanlıyı kendisine iman etmeye dâvet eder. Kabul etmeyince onu bir kılıç darbesiyle iki parçaya ayırır, yine davet eder. Delikanlı beşûş bir çehre ile güler.<br />
<br />
O bu vaziyette iken, Allah-u Teâlâ Meryem’in oğlu Mesih’i gönderir. İsa Aleyhisselâm boyanmış iki hülleye bürünmüş, ellerini de iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak Şam’ın doğusundaki Beyaz Minâre’ye iner.<br />
<br />
Başını eğince hamamdan çıkmış gibi tertemiz bir halde terler, başını kaldırdığı zaman da saçından inci taneleri gibi nûrânî damlalar iner. Onun nefesini koklayan bir kâfir muhakkak ölür. O nefes göz alabildiği yere kadar uzanır.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Deccâl’i aramaya koyulur. Neticede ona Lüdd kapısında yetişir ve onu öldürür. Sonra İsa Aleyhisselâm’ın yanına Deccâl’in şerrinden Allah’ın muhafaza buyurduğu bir topluluk gelir. İsa Aleyhisselâm onların yüzlerini mesheder, cennetteki derecelerini haber verir. Bu sırada Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’a şöyle vahyeder:<br />
<br />
‘Ben sana itaat eden bir cemaat meydana getirdim. Hiçbir kimsenin onları öldürmeye gücü yetmez. O kullarımı Tur dağında muhafaza et.’<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk Ye’cüc ve Me’cüc’ü gönderir. Bunlar yüksek yerlerden akın edecekler. İlk kafile Taberiye gölüne uğrayıp oradaki suları tamamen içecekler. Sonra geridekiler bu göle uğrayacaklar ve: ‘Vaktiyle burada çok su varmış!’ diyecekler. Sonra Beyt-i Makdis dağına yürüyecekler. ‘Yeryüzündekileri öldürdük, geliniz göktekileri de öldürelim!’ diyecekler ve oklarını göğe doğru atacaklar. Allah-u Teâlâ okları kana boyanmış olduğu halde onlara geri çevirecek. İsa Aleyhisselâm ve ashâbı Tûr dağında mahsur kalacaklar. Öyle ki muhasaranın şiddetinden o gün bir öküz başı, onlardan her biri için bugünkü paranızla yüz dinardan daha hayırlı olacak.<br />
<br />
Bunun üzerine Nebiyullah İsa Aleyhisselâm ve ashâbı onların belâsından kurtarması için Allah’a yalvaracaklar. Allah-u Teâlâ Ye’cüc ve Me’cüc kabilelerinin enselerine kurtçuklar musallat eder. Sabahleyin hepsi de Allah’ın kudreti ile bir tek nefsin ölümü gibi bir anda kırılır helâk olurlar. Sonra İsa Aleyhisselâm ve ashâbı Tûr dağından yere inerler. Yeryüzünde onların kokmuş lâşelerinden hâli bir karış yer bulamazlar.<br />
<br />
Yine İsa Aleyhisselâm ve ashâbı Allah’a yalvarırlar da Cenâb-ı Hakk deve boynu gibi kuşlar gönderir. Onlar lâşeleri alıp Allah’ın istediği yere atarlar. Sonra Cenâb-ı Hakk pek çok yağmur indirir ki, hiçbir ev ve çadır bu yağmurdan kurtulmaz. Bu yağmur bütün yeryüzünü yıkar, ayna gibi tertemiz, yemyeşil bir hale getirir.<br />
<br />
Sonra yeryüzüne: ‘Meyvalarını bitir, evvelki gibi feyiz ve bereket ver!’ diye emrolunur. İşte o gün bir cemaat bir tek nar yiyip doydukları gibi onun kabuğu ile de gölgelenirler. Merâya gönderilen deve, sığır, koyun ve keçilerin sütleri de bereketli olur. Öyle ki, sağmal devenin sütü kalabalık bir cemaati, sığırınki bir kabileyi, koyunun sütü de yakın akrabadan bir cemaati doyurur. İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgar gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar.” (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)<br />
<br />
•<br />
<br />
Yaşar Nuri Öztürk “Cevap Veriyorum” isimli kitabının 237. sayfasında Hazret-i Mehdi’yi ve geleceğini inkâr etmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Deccal ümmetimin arasında çıkacak ve kırk (zaman) kalacaktır. (Kırk gün mü dedi, kırk ay mı, yoksa kırk sene mi bilemiyorum). Derken Allah Meryem oğlu İsa’yı gönderecektir. Sanki o Urve bin Mesud gibidir. Deccal’i arayıp helâk edecektir.<br />
<br />
Sonra insanlar, iki kişi arasında bir düşmanlık olmadan yedi sene yaşayacaklardır.<br />
<br />
Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgâr gönderecek ve yeryüzünde kalbinde zerre kadar hayır yahut iman bulunan hiçbir kimse kalmayacak, hepsinin ruhunu kabzedecektir. Hatta biriniz bir dağın içine girmiş olsa, rüzgâr da üzerine girerek ruhunu kabzedecektir.”<br />
<br />
Râvi der ki: “Ben bunu Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-den işittim. Şöyle buyurdular):<br />
<br />
“Bunun üzerine insanların kötü takımı kuş hafifliğinde ve yırtıcı tabiatında kalacaklar. Ne bir iyilik tanıyacaklar, ne de bir kötülüğü men edecekler. Şeytan kendilerine temessül ederek;<br />
<br />
‘Bana icabet ediyor musunuz?’ diyecek.<br />
<br />
Onlar da: ‘Bize ne emredersin?’ cevabını verecekler ve onlara putlara tapmayı emredecek.<br />
<br />
Onlar bu hâlde rızıkları bol, yaşayışları güzel devam ederken sonra Sûr’a üfürülecektir. Bunu işiten herkes boyun bükecek ve boyun kaldıracaktır.<br />
<br />
Onu ilk işiten develerinin havuzunu sıvayan bir adam olacaktır. O adam hemen ölecek, diğer insanlar da öleceklerdir. Sonra Allah çiğ gibi yahut gölge gibi bir yağmur gönderecek, yahut yağmur indirecek. Bundan insanların cesetleri bitecek.<br />
<br />
Sonra Sûr’a bir daha üfürülecek ve birden kalkıp bakacaklardır.<br />
<br />
Sonra: ‘Ey insanlar! Rabb’inize gelin! Bunları durdurun! Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.’ denilecektir.<br />
<br />
Sonra: ‘Cehennem ordusunu çıkarın!’ denilecek ve: ‘Kaç kişiden?’ diye sorulacaktır. ‘Her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzu!’ denilecektir. İşte çocukları ihtiyarlatacak gün bu ve işte baldırın açılacağı gün budur!” (Müslim: 2940)<br />
<br />
 <br />
Mehdi Aleyhisselâm’ın Zuhuru:<br />
<br />
Hazret-i Mehdi’nin zuhur etmesi de kıyamet alâmetlerindendir. Onun âhir zamanda geleceğine dâir birçok Hadis-i şerif’ler vardır.<br />
<br />
Asr-ı saâdet’ten bu yana asırlardır müslümanların kâffesi; âhir zamanda Ehl-i beyt’e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm’ı güçlendireceğine, adaleti hâkim kılacağına, müslümanların ona tâbi olup İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracağına, bu zât-ı âlîye “Mehdi” denileceğine inanmışlardır. Böylece bu Hadis-i şerif’ler mütevâtir derecesine ulaşmıştır.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.” (Ebu Dâvud, Tirmizi)<br />
<br />
Kitabımızın (Kıyamet ve Alâmetleri) ilgili bölümlerinde bu hususla ilgili bütün Hadis-i şerif’ler arzedilmiş olup, gerekli açıklamalar yapılmıştır.<br />
<br />
•<br />
<br />
“Selâm olsun hidayete tâbi olanlara.” (Tâhâ: 47)<br />
<br />
 <br />
HAKK’A UYANLAR BÂTILA SAPANLAR<br />
“İslâm Dimdik Ayakta Duran Bir Dindir”:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ din olarak İslâm dinini seçip beğenmiş ve katında makbul olan bu dini Resul-i Ekrem’i olan Muhammed Aleyhisselâm vasıtasıyla beşeriyete ilân etmiştir:<br />
<br />
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imrân: 19)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın katında makbul olan din yalnız budur. Bu O’nun hükmüdür. Din olarak yalnız İslâm vardır. Gerek Allah-u Teâlâ’yı inkâr eden kâfirler, gerekse müslüman görünen din kurucu kâfirler; bu hükmü bozmak, kendi zanlarına, kendi dinlerine göre bu Âyet-i kerime’yi hükümsüz saymak, kurdukları bâtıl dini bu Âyet-i kerime’nin yerine koymak isterler. Bunu yaptıkları zaman da bu emr-i ilâhî’yi inkâr etmiş olurlar. İster dış kâfir olsun, ister bölücü kâfir olsun, bu Âyet-i kerime’yi kaldırmak isteyen kim olursa olsun, kıpkızıl kâfirdir. Zaten kâfir olalı çok olmuştur.<br />
<br />
Hüküm budur. İlâhî emirler budur.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime’sinde buyurur ki:<br />
<br />
“Bu, dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rûm: 30)<br />
<br />
Dimdik ayakta durmak ne demektir? Allah-u Teâlâ indirdi, hükmü ile emri ile indirdi. Bu din O’nun dinidir, ancak bu din ile amel edilir. Bu din ile amel eden müslümandır, bu din ile amel etmeyenler; inkâr etmezse fâsıktır, inkâr ederse kâfirdir. Bu dini bozmaya ve yıkmaya çalışmak, hiç şüphesiz ki kâfirin küfür alâmetlerinden birisidir.<br />
<br />
İslâm dini Allah-u Teâlâ’nın râzı olduğu ve ondan başkasını kabul etmediği bir dindir.<br />
<br />
Diğer bir Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki aslâ kabul edilmeyecektir. Ahirette de ziyan edenlerden olacaktır.” (Âl-i imrân: 85)<br />
<br />
Bu kimseler bütün iyiliklerini kaybetmişler ve cezâya müstehak olmuşlardır. İslâm’dan yüz çevirip bir başka din arayan kimse, faydalıyı kaybedip büyük bir zarara düşmüştür.<br />
<br />
İslâm dini Allah-u Teâlâ’nın emridir, hükmüdür. İlk insan ve ilk peygamber Hazret-i Âdem Aleyhisselâm ile başlamış, zamanın akışı içerisinde ve her peygamber gelişinde en mükemmele doğru daima bir gelişme kaydetmiştir. Hazret-i Musâ Aleyhisselâm’a indirilen İslâm, Hazret-i Nuh Aleyhisselâm’a indirilen İslâm’dan daha geniş ve daha mükemmeldi. Hazret-i İsa Aleyhisselâm’a gönderilen İslâm, Hazret-i Musa Aleyhisselâm’a indirilen İslâm’dan daha şümullü ve daha mükemmeldi. Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’a gelince de kemâlini buldu ve son şeklini aldı.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:<br />
<br />
“Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğendim.” buyuruyor. (Mâide: 3)<br />
<br />
İslâmiyet son dindir, kıyamete kadar bâkidir. Her yönü ile ilâhidir, günün şartlarına uymaz, o şartları değiştirip kendine uydurur. Zamanın değişmesiyle ilâhi hükümler değişmez ve değiştirilemez. İnsanların yeni bir dine ihtiyaçları yoktur. Fakat zamanla vesveselere dalıp arzu ve heveslere kapıldıkları için, hakikati hatırlatmaya, ruhlarını kuvvetlendirmeye ihtiyaçları vardır.<br />
<br />
•<br />
<br />
İslâm; boyun bükmek, teslim olmak, kurtuluşa girmek, selâmete çıkarmak, karşılıklı güven ve barış sağlamak, ihlâs ve samimiyet... gibi çeşitli mânâlar ifade eder.<br />
<br />
Dini bir terim olarak İslâm ise; ilâhî emirlere teslim olmak ve boyun eğmek demektir.<br />
<br />
Kelime itibariyle iman ile İslâm arasında fark olmakla beraber, dinde İslâmsız iman, imansız da İslâm olmaz. Bunlar bir şeyin dışı ve içi, yüzü ve astarı gibidir. Din ise iman ve İslâm ile beraber bütün şeriatın ismidir.<br />
<br />
İslâm dini yalnız bir iman meselesi değildir. İman ve amellerin toplamıdır. Amellerle ilgili tatbikatı bırakmak çok tehlikelidir.<br />
<br />
Amelin farz oluşuna iman ile, o ameli yapmak birbirinden farklıdır. Bir müslüman amel ettiği için mümin olacak değil, iman ettiği için amel edecektir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’nın isteği olan iman, yalnız bir vicdan işi olmaktan ibaret değildir. Hakiki iman kalbin içinden başlayıp, bütün dışa yayılacak ve sonra da beşeriyete güzel ameller saçacaktır.<br />
<br />
İslâm, teslimiyet demektir. Teslimiyet ya kalben veya söz ile, ya da uzuvlarla olur. Kalben olanı iman, sözle olanı ikrar, uzuvlarla olanı ise ibadetlerden ibarettir. Bir ağaç meyvesiyle birlikte bir bütün teşkil ettiği gibi, İslâm da bu bütünü ifade etmiş olur.<br />
<br />
İnsanoğlu yeryüzüne yalnız imanla mükellef tutulmak için değil, sâlih ameller işleyerek Allah-u Teâlâ’ya kulluk etmesi için gönderilmiştir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de:<br />
<br />
“Ben cinleri ve insanları ancak (beni bilsinler) bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyuruluyor. (Zâriyât: 56)<br />
<br />
İslâm’da bir iyiliğin ve sâlih amelin geçerli olması ve sevap kazandırması için, bu ameli işleyenin imanlı olması şarttır.<br />
<br />
İman mutlak tasdiktir. Söylenen sözü kendi isteği ile kabullenmek, gönülden benimsemek, şüpheye yer vermeyecek şekilde kesin olarak içten inanmak, teslim olmak, karşıdakine güven vermek demektir.<br />
<br />
İslâm dinine göre ise; Allah-u Teâlâ’nın varlığına, birliğine, Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’ın O’nun kulu ve peygamberi olduğuna ve onun Allah-u Teâlâ tarafından bize getirip tebliğ ettiği esas ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddüt etmeden kesin olarak inanmaktır.<br />
<br />
İslâm dinine girmenin ilk şartı olan bu iki esas “Kelime-i şehâdet”de toplanmıştır. Kelime-i şehâdet’i kalp ile tasdik edip dili ile de söyleyen bir kimseye “İnanmış” mânâsına gelen “Mümin” adı verilir.<br />
<br />
İman kalbî ve vicdanî bir durumdur. İmanın esası kalpte olan tasdiktir.<br />
<br />
Bir insanın müslüman olabilmesi için dili ve kalbi ile şehadet getirmesi gerekir. Dili ile söyleyip de kalbi ile tasdik etmedikçe iman kapısından içeriye girmiş olmaz. İman etmiş gibi görünse de müşrik olarak yaşar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Asr sûre-i şerif’inde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten hüsran içindedir. Ancak iman edip amel-i sâlih işleyenler, birbirlerine Hakk’ı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesnâ.”<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu dört vasfı taşıyanların dışındaki bütün insanların hüsranda, zarar ve ziyanda olduklarına hükmetmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde kendisine inanan ve Resul’ünü tasdik eden kullarına; İslâm’ın bütün hükümlerini benimsemelerini, buyruklarını uygulamalarını, yasaklarını terketmelerini emir buyuruyor:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Hep birden tam bir teslimiyetle İslâm’ın sulh ve selâmetine girin.” (Bakara: 208)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ’ya gerçek mânâda teslim olun, hem dışınızla hem içinizle O’na itaat edin. İslâm’a bir başka şeyi karıştırmayın.<br />
<br />
İslâm bir bütündür. Hükümlerinden hiçbiri birbirinden ayrılmaz.<br />
<br />
Ayrıca bu Âyet-i kerime müminleri ittifak ve ittihada dâvet etmekte, tefrikadan bölücülükten şiddetle sakındırmaktadır.<br />
<br />
Bu gibi ilâhi emirlere muhalif harekette bulunanlar için büyük bir tehdit olmak üzere diğer Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Size açık açık deliller geldikten sonra ayağınız kayarsa, şunu iyi bilin ki Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Bakara: 209)<br />
<br />
Kendisine isyan edenlerden intikam almaktan aciz değildir. İntikam alırken bile ancak hak olarak intikam alır.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resul’üne itaat edin, işitip durduğunuz halde ondan dönmeyin.” (Enfâl: 20)<br />
<br />
Halbuki sizler, kendisine itaat edilmesinin gerekli olduğunu söyleyen Kur’an-ı kerim’i işitiyorsunuz, ona muhalefet etmeyi yasaklayan öğütleri de dinliyorsunuz.<br />
<br />
“İşitmedikleri halde: ‘İşittik!’ diyenler gibi olmayın.” (Enfâl: 21)<br />
<br />
“Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü akletmeyen o sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfâl: 22)<br />
<br />
Onlar, kabul etmemek ve yüz çevirmek için böyle söylerler. Sanki hiç duymamış, işitmemiş gibi hareket ederler.<br />
<br />
Bu Âyet-i kerime’ler Resulullah Aleyhisselâm’ın sözlerini, emir ve yasaklarını işitip de mühimsemeyen veya hafife alan kimseler hakkında bir ihtar mahiyetindedir. Bu gibi kimseler işittiklerini gerçek mânâda işitmedikleri için, söz anlamayan sağır ve dilsiz hayvanlara benzetilmişlerdir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ inanan kullarına istikâmet üzerinde olmalarını, dosdoğru yolda sebat etmelerini farz kılmış, dininin gönderdiği gibi tatbik edilmesini emir buyurmuştur:<br />
<br />
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd: 112)<br />
<br />
Doğruluk; bir müslümanın niyetinde, söz ve davranışlarında dürüst olması, yalandan ikiyüzlülükten uzak olması demektir.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram’dan bir zât: “Yâ Resulellah! İslâmiyet hakkında bana öyle bir söz söyle ki, o hususta sizden başka hiçbir kimseden sormaya ihtiyacım kalmasın.” diye sorduğunda Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdular. (Müslim: 38)<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de cennete götürür.” (Buhârî)<br />
<br />
Buradan da anlaşılıyor ki, Allah-u Teâlâ’ya imanı yalnızca kalpte saklamayıp dil ile de ikrar ve ilân eyledikten sonra, her hususta doğruluk, İslâm dinini özetleyen en mühim özelliktir. Bunun böyle olduğunu birçok Âyet-i kerime’ler ortaya koymakta ve müslümanları istikametten ayrılmamaya teşvik etmektedir.<br />
<br />
Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Eğer seninle tartışmaya girişirlerse de ki: Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah’a teslim ettim.” (Âl-i imrân: 20)<br />
<br />
İşte İslâm budur. İşte ümmet-i Muhammed’in dini, sırat-ı müstakimi budur. Doğrudan doğruya Allah-u Teâlâ’ya teslimiyettir. Hakk’tan başkasına boyun eğip teslim olmak ise O’na isyandır, yoldan çıkmaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Müşrikler, Muhammed Aleyhisselâm’a gelerek kendi putlarına saygı göstermesi halinde, onlar da onun Rabb’ine karşı saygılı olabileceklerini söyleyerek uzlaşma taraftarı olduklarını belirtmek istiyorlardı.<br />
<br />
Bu hususta nâzil olan Âyet-i kerime’lerde ise İslâm’la ve imanla bağdaşmayan hiçbir teklife iltifat edilmemesi beyan buyuruldu:<br />
<br />
“(Hakikati) yalan sayanlara boyun eğme! Onlar senin yumuşak ve müsamahalı davranmanı isterler ki, kendileri de sana yumuşak davransınlar.” (Kalem: 8-9)<br />
<br />
Âyet-i kerime’de geçen “Müdâhene”, lüzumsuz yere yumuşak davranmak demektir.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm İslâmiyet’in yayılmasını engelleyen pürüzlerin az da olsa kalkması için dinin esasını bozmayan bazı hususlarda Kureyş müşriklerine biraz hoşgörülü davranmayı düşünmüştü.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Neredeyse onlar sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için akıllarınca seni bile fitneye düşürecek ve o takdirde seni samimi bir dost edineceklerdi.” (İsrâ: 73)<br />
<br />
“Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, neredeyse onlara birazcık meyledecektin.” (İsrâ: 74)<br />
<br />
“Ve o takdirde sana hayatın da ölümün de sıkıntılarını kat kat tattırırdık. Sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.” (İsrâ: 75)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in, müşriklerin istedikleri imtiyazı vermesi hâlinde dünya azabının da ahiret azabının da kendisine kat kat tattırılacağını bildirmesi; önder durumundaki kişilerin işledikleri suçun çok büyük olacağını, dolayısıyla bu gibi suçların cezalarının da büyük olacağını göstermektedir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’ler Resulullah Aleyhisselâm’ın şahsında, iman ve İslâm esaslarını muhafaza bakımından ümmetine büyük dersler vermektedir. Allah-u Teâlâ’nın hükümlerini küçümseyip önemsememenin ne kadar büyük tehlike doğuracağına, böyle bir sapıklığa cüret eden bir kimsenin dünyada da ahirette de çok ağır bir ceza göreceğine işaret edilmektedir.<br />
<br />
Ayrıca müslümanların bu gibi Hazret-i Allah’a ve Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e isyan edenlere karşı susması, onları hoş görmesi de bu kapsama girer. Bu unutulmamalıdır.<br />
<br />
 <br />
İmanın Kalbe Yerleştiği Hakiki Müminler:<br />
<br />
İslâm’a ilk girdiklerinde henüz iman kalplerine yerleşmemişken, iman makamına eriştiklerini iddiâ eden bedevîler hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Bedevîler: ‘İman ettik’ derler. De ki: ‘Siz iman etmediniz, bâri: ‘Müslüman olduk.’ deyin.’” (Hucurât: 14)<br />
<br />
Çünkü iman, yalnız dil ile ikrardan ibaret değil, yürekten bir sevgi ile kalp huzuru içinde tasdik etmektir. Halbuki bu sizde yok. Öyle olsaydı İslâm’ı kabul etmenizi Resulullah Aleyhisselâm’ın başına kakmazdınız.<br />
<br />
“İman henüz kalplerinize yerleşmedi.” (Hucurât: 14)<br />
<br />
Siz henüz imanın hakikatine ulaşamadınız. Yalnız dil ile yapılan iman iddiası, bu hususta yeterli değildir.<br />
<br />
Mümin olmak için imanın kalbe nüfuz etmesi ve o kimsenin takvâya bürünmesi lâzımdır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında bazı kimselere ihsanda bulunmuş, fakir müslümanlardan bazılarına ise hiçbir şey vermemişti.<br />
<br />
Sa’d bin Ebî Vakkas -radiyallahu anh- hadiseyi şöyle anlatmıştır:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde çok beğendiğim birisine bir şey vermedi. Bunun üzerine:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Filânı niye bıraktın? Vallahi ben onu pek mümin görüyorum!’ dedim.<br />
<br />
Resulullah Aleyhisselâm:<br />
<br />
‘Yahut müslim!’ buyurdu. Biraz sustum. Sonra yine o zât hakkındaki bilgim galebe çaldı.<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Filânı niye bıraktın? Vallahi ben onu pek mümin görüyorum!’ dedim.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tekrar:<br />
<br />
‘Yahut müslim!... Başkası benim için daha makbul olduğu halde, ben bazen bir adam yüzüstü cehenneme atılır endişesi ile ona bir şeyler veriyorum.’” buyurdu. (Müslim: 150)<br />
<br />
Bu ise “Harîsun aleyküm...” Âyet-i kerime’sinin tecellisidir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Eğer Allah’a ve Peygamber’ine itaat ederseniz, Allah amellerinizden hiçbir şey eksiltmez.” (Hucurât: 14)<br />
<br />
Açıktan şehadet ile ikrar edildiği gibi, kalben de ihlâs ve samimiyetle amel ederek Hazret-i Allah ve Resulullah Aleyhisselâm’ın emirleri seve seve yerine getirilirse; karşılığı ve mükâfatı kat kat verilir, eksik olarak ödenmez.<br />
<br />
“Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Hucurât: 14)<br />
<br />
İtaat edenlerin kusurlarını bağışlar, kullarına karşı merhameti pek çoktur.<br />
<br />
“Mümin kimdir, nasıl olur?” denilirse, sonraki Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Müminler o kimselerdir ki, Allah’a ve Resul’üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda canları ve malları ile cihad etmişlerdir.<br />
<br />
İşte onlar sâdıklardır.” (Hucurât: 15)<br />
<br />
İmanlarında sâdık, verdikleri ikrara kalpleriyle ve icraatlarıyla içten bağlılık göstermiş samimi müslümanlardır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kâmil müminleri üç sıfatla vasıflandırmaktadır:<br />
<br />
Birincisi; Allah-u Teâlâ’ya ve Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-ine kesin iman.<br />
<br />
İkincisi; şek ve şüpheye düşmemek.<br />
<br />
Üçüncüsü ise; mal ve can ile cihad etmek.<br />
<br />
Kim bu sıfatları kendinde toplarsa, o gerçek mümindir.<br />
<br />
Müminler o kimselerdir ki; Allah-u Teâlâ’nın mevcudâtı yoktan var ettiğine, gizliyi, gizlinin de gizlisini bildiğine, kalplerdeki sırları bildiğine, lütuf ve kerem sahibi olduğuna, gücünün her şeye yettiğine, her şeyin kendisine döneceğine, kendi Zât-ı akdes’inden başka her şeyin yok olacağına, mahşer gününde herkesin O’nun huzurunda toplanacağına inanırlar.<br />
<br />
Müminler; Allah’ın Resul’ü Muhammed Aleyhisselâm’ın peygamberlerin sonuncusu ve önderi olduğuna, Rabb’inden gelen bütün hükümleri en ince teferruatına kadar tebliğ ettiğine, kendi arzu ve hevesine göre hiçbir şey söylemediğine, söylediği her sözün Rabb’i tarafından kendisine vahyedilen gerçekler olduğuna inanırlar.<br />
<br />
Müminler; hiçbir hususta şüpheye kapılmazlar, onların imanları hiçbir zorluk karşısında sarsılmaz.<br />
<br />
Allah yolunda malla ve canla cihad etmek, imanın delili, işareti, esası ve mihenk taşıdır. İslâm dâveti, dünya menfaati elde etmek için yapılan bir cihad değil, Allah yolunda ve ilây-ı kelimetullah uğrunda yapılan bir cihaddır.<br />
<br />
İşte kim bu vasıfları kendinde toplarsa, o gerçek mümindir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Bu Âyet-i kerime’ler nâzil olunca bir kısım bedevîler, huzur-u Peygamberî’ye gelmişler, kendilerini sâdık müminler olduklarına dair yemin etmişlerdi.<br />
<br />
Bunları susturmak ve bu husustaki ilâhî beyanları pekiştirmek için de şu Âyet-i kerime’ler nâzil olmuştur:<br />
<br />
“De ki: Siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da bilir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Hucurât: 16)<br />
<br />
15. Âyet-i kerime’de beyan edilen ölçü “Müslümanım” diyenlerin üzerine uygulandığı takdirde, iman iddiâsında bulunan birçok kimsenin bu iddiâlarının, sözü geçen bedevîlerinkine benzediği görülür.<br />
<br />
“Onlar İslâm’a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın.<br />
<br />
Eğer doğru kimseler iseniz, aksine sizi imana erdirdiği için Allah size minnet eder.” (Hucurât: 17)<br />
<br />
Bu minnet bile imanın hakikatinin henüz kalplerine yer etmemiş olduğunu, imanın zevkine eremediklerini ifade etmektedir.<br />
<br />
Başa kakmak sizin hakkınız değil, aksine Allah’ın hakkıdır. Eğer siz müslüman olduk diye başa kakarsanız, doğrusu Allah size minnetinin ağırlığını yükletir, nimetini keser. Sizi böyle hidayet gibi ebedî bir nimete erdirmiş olan Rabb’inize hamd ve şükretmeniz gerekmez mi?<br />
<br />
“Şüphesiz ki Allah göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.” (Hucurât: 18)<br />
<br />
Müslümanlığınızda doğru olup olmadığınızı, kalplerinizde iman ve sadâkat bulunup bulunmadığını, niyetlerinizden neler geçirdiğinizi tamamen bildiği gibi, göklerde ve yerde neler olacağını da bilir, her ne yaparsanız görür. Hiçbir şey O’na gizli kalmaz.<br />
<br />
•<br />
<br />
Bir insan için kuvvetli bir iman kadar kıymetli hiçbir şey yoktur. İnsanı gerek bu dünyada gerekse ahirette saâdet ve selâmete ulaştıracak yegâne cevher böyle bir imandır. Bunun için de ömrün son anına kadar onu elden kaçırmamak için çalışmak lâzımdır. Aksi takdirde bu büyük nimetten mahrum olur.<br />
<br />
Bir insan nasıl ki tertemiz bir müslüman olarak dünyaya geliyorsa, öyle yaşamalı, o güzelliğini muhafaza etmeli ve öylece ölmelidir. Hayatta iken gerek dinine gerekse imanına zarar verecek, tehlikeye düşürecek her türlü kötü söz ve inkârdan korunması gerekir.<br />
<br />
İman inkârla gider. Bir kimse dinin esaslarından birini kabul etmez veya hafife alırsa, dinimizde haram sayılan bir şeyi helâl, helâl sayılan bir şeyi haram kabul ederse imanını kaybetmiş olur.<br />
<br />
•<br />
<br />
Gerçek bir imanla Allah-u Teâlâ’ya inanan, gönülden boyun eğen muttaki müminler hakkında Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Müminler saâdete ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtlarını verirler. Onlar ki, eşleri ve câriyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar kınanamazlar. Bu sınırı aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir.” (Müminûn: 1-2-3-4-5-6-7)<br />
<br />
“O müminler ki, emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler. Namazlarına riâyet ederler. Onlar Firdevs cennetine vâris olacaklar, orada ebedî kalacaklardır.” (Müminûn: 8-9-10-11)<br />
<br />
“Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır ve yalnız Rabb’lerine tevekkül ederler.” (Enfâl: 2)<br />
<br />
“Rahman’ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ve vakar ile yürürler. Cahiller kendilerine lâf attıklarında: ‘Selâm!’ derler.<br />
<br />
Onlar ki, gecelerini Rabbleri için secdeye vararak ve kıyama durarak geçirirler.<br />
<br />
Onlar ki şöyle derler: ‘Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Doğrusu onun azabı sürekli ve acıdır. Orası ne kötü bir yer, ne kötü bir konaktır!’<br />
<br />
Onlar ki, harcadıkları zaman ne israf ederler ne de cimrilik ederler. Harcamaları bu ikisi arasında dengeli olur.<br />
<br />
Onlar ki, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar. Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler.” (Furkân: 63-68)<br />
<br />
“Onlar büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar. Kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar, affederler.” (Şûrâ: 37)<br />
<br />
“Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygamber’e çağırıldıkları zaman, müminlerin sözü sadece: ‘İşittik, itaat ettik!’ demekten ibarettir.<br />
<br />
İşte saâdete erenler onlardır.” (Nûr: 51)<br />
<br />
“Onlar bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah da güzel davrananları sever.<br />
<br />
Onlar bir kötülük yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.<br />
<br />
İşte onların mükâfâtı, Rabb’leri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedî olarak kalacaklardır.<br />
<br />
Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!” (Âl-i imrân: 134-135-136)<br />
<br />
 <br />
İslâm’ın Geleceği:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kendi peygamberine ve dinine yardımını değişik biçimlerde, değişik tezahürlerle sürdürecektir. İslâmiyet kıyamete kadar pâyidar olacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Onlar Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nûrunu tamamlayacaktır.” (Saf: 8)<br />
<br />
O zaman tamamladığı gibi bugün de bu nuru tamamlayacak ve onu kıyamete kadar muhafaza edecektir. Bu nur kıyamete kadar bâkidir, aslâ söndürülemez. Allah-u Teâlâ nihayetinde muzafferiyeti er veya geç İslâm’a bahşedecektir.<br />
<br />
“Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. İsterse müşrikler hoşlanmasınlar.” (Tevbe: 33)<br />
<br />
Peygamber’ini hak din ile gönderen Allah-u Teâlâ onun vasıtası ile dinini yüceltecek, şirk ve küfrü eninde sonunda perişan edecektir. Bu O’nun ilâhî bir vaadidir.<br />
<br />
İslâm dini’nin diğer dinlerden üstün olması sadece Asr-ı saâdet’e mahsus olmayıp, kıyamete kadar bu hüküm geçerlidir.<br />
<br />
Hâlen de hak dini bütün dinlere üstündür ve bütün dinlere hâkimdir.<br />
<br />
İslâm dini gönderildiği zaman nasıl taptaze idiyse, kıyamete kadar da bu tazeliğini ve ciddiliğini koruyacaktır. O, Allah-u Teâlâ’nın dinidir ve dimdik ayakta kalacaktır. Kur’an-ı kerim’in bir harfi bile değişmez, bir tek Âyet-i kerime’si inkâr edilmez.<br />
<br />
Her zaman ve mekânda İslâm’ın geleceği gece değil gündüzdür, sönük değil parlaktır.<br />
<br />
Ara sıra basan gece zulmetleri, İslâm’ı dinlendirip tekrar uyandırmak içindir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ müminlere, küfre karşı İslâm’ı muzaffer kılacağını, onları yeryüzünün mirasçıları yapacağını, beğenip seçtiği dinleri olan İslâm’ı güçlendirecek şekilde iktidar yapacağını ve üzerlerinde bulundukları korkuyu gidereceğini vâdetmekte ve şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Allah içinizden iman edip de sâlih amel işleyenlere vâdetti ki, kendilerinden evvel gelenleri nasıl yeryüzüne hükümran kıldıysa, onları da yeryüzüne hükümran kılacak.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Yukarıda geçtiği üzere, Allah-u Teâlâ Sâf sûre-i şerif’inin 8. Âyet-i kerime’sinde kâfirler istemese de nurunu tamamlayacağını beyan buyurmaktadır. Bu nur kıyamete kadar bakidir, aslâ söndürülemez. Allah-u Teâlâ en sonunda muzafferiyeti İslâm’a bahşedecektir.<br />
<br />
“Ve onlar için seçip beğendiği dinlerini kuvvetlendirecek, korkularını üzerlerinden kaldırdıktan sonra muhakkak emniyete kavuşturacak.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Günümüzde İslâm’ı zayıf düşürmeye çalışıyorlar.<br />
<br />
İslâm bir zaman için büsbütün boğulmaya çalışılacak, büyük sıkıntılara maruz kalınacak. Şimdi böyle gidiyor, ancak kötü gidiyor. Deccal’in devrinde ise çok büyük sıkıntılar olacak. Müslümanlar büyük bir ezginlik, büyük bir kahır altında inledikleri bir zamanda Allah-u Teâlâ sevdiği, seçtiği bu sâlih kullarının korkularını kaldıracak ve onları felâha erdirecek. Onlar için bu bir imtihan ve ibtilâdır. Allah-u Teâlâ’nın bu has kulları kendisi için yarattığı kullarıdır.<br />
<br />
“Öyle ki, bana ibâdet etsinler, bana hiçbir şeyi ortak koşmasınlar.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Bunlar az bir zümredir, fakat halis bir ümmettir. Allah-u Teâlâ’ya ve Resul’üne gönülden bağlı olmuş, Allah-u Teâlâ’nın sevdiği seçtiği kimselerdir. Sayıları azdır, fakat çok seçkindirler.<br />
<br />
Bunlar İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Resul Hazretleri’nin maiyetine girecek olan az bir fırkadır. Ve bu fırka Allah-u Teâlâ tarafından korunacak, hiçbir kimse bunlara hiçbir zarar veremeyecektir.<br />
<br />
Bütün bu beyan ve açıklamalardan sonra, kim ki bu hakikatleri inkâr ederse, yoldan saparsa, artık o kendi kendisini helâk etmiş olur.<br />
<br />
“Kim de bundan sonra inkâr eder, nankörlük ederse; işte onlar yoldan çıkmış olanlardır.” (Nûr: 55)<br />
<br />
Âyet-i kerime’de açıkça görülüyor ki, kim bu hakikatleri inkâr ederse, onlar fâsıktırlar. “Bize böyle söylüyor!” demeyin. Biz sadece ilâhî beyanları hatırlatıyoruz, kendinize gelmenizi tavsiye ediyoruz.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ yardımına lâyık olan kimselerin vasıflarını belirtmek üzere diğer Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Onlar ki, eğer biz kendilerine yeryüzünde iktidar mevkii verirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder, kötülükten nehyederler.<br />
<br />
Bütün işlerin sonucu Allah’a âittir.” (Hacc: 41)<br />
<br />
Yegâne tasarruf sahibi O’dur, ahirette de yalnız O’nun hükmü tecellî edecektir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Gerek Tevrat’ta ve gerekse İncil’de Resulullah Aleyhisselâm’ın fazilet ve meziyeti, daha dünyaya teşrif etmeden önce duyurulduğu gibi, Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı’nın fazilet ve meziyeti de aynı kitaplarda beyan edilmiştir.<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Muhammed Allah’ın Peygamber’idir.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Onun Allah katındaki vasfı budur. O Allah-u Teâlâ’nın Resul’üdür. Bundan dolayı, ona olan vaadlerini fiilen gerçekleştirerek ispat edecek olan da Allah-u Teâlâ’dır.<br />
<br />
O’nun bu şehâdetine karşı “Muhammed Allah’ın Resul’üdür.” demek istemeyenler ebedî olarak zarar etmiş olurlar.<br />
<br />
“Onunla beraber bulunanlar da kâfirlere karşı çok çetin ve sert, birbirlerine karşı çok merhametlidirler.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Bu da ona iman eden müminlerin vasfıdır. Kâfirlerin küfürlerine karşı zayıflık, yılgınlık ve müsamaha göstermezler, kızgın ve asık suratlıdırlar. Dinlerine muhalefet edenlere aslâ sevgi beslemezler.<br />
<br />
Aralarındaki din kardeşliği sebebiyle birbirlerine karşı alçakgönüllü, güleryüzlüdürler. Birbirleriyle karşılaştıklarında selâmlaşır, tokalaşır ve kucaklaşırlar.<br />
<br />
İçlerinden birinin bir belâ ve musibete uğraması hepsini üzer. Aralarında birlik, beraberlik ve kardeşlik devam eder durur.<br />
<br />
“Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Namazlarını Allah için ihlâsla kılarlar. Çünkü namaz ibadetlerin en hayırlısıdır.<br />
<br />
“Allah’tan lütuf ve hoşnutluk isterler.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Öyle çalışırlar ki, daima Allah-u Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanmayı, rızâsına doğru ilerlemeyi düşünürler.<br />
<br />
“Yüzlerinde secde izinden nişanları vardır.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Onların alâmetleri alınlarındadır. Devam ettikleri secdelerin bir feyzi olarak simâlarında ayrı bir güzellik bulunur.<br />
<br />
“İşte bu, onların Tevrat’ta anlatılan vasıflarıdır.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Anlatılan bu sıfatlar gerçek müminlerin Tevrat’ta belirtilen hususiyetlerindendir.<br />
<br />
Onların İncil’deki özelliklerine gelince:<br />
<br />
“İncil’de de şöyle vasıflandırılmışlardır: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış ve gövdesinin üzerine dikilmiş bir ekine benzerler. Ki bu, ekincilerin hoşuna gider.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Bu, Allah-u Teâlâ’nın İslâm’ın başlangıcına, kuvvetlenip sapasağlam yer edinceye kadar gücünün ilerlemesine verdiği bir misaldir.<br />
<br />
Çünkü Resulullah Aleyhisselâm önce tek başına dâvete başladı. Sonra Allah-u Teâlâ kendisi ile birlikte iman edenlerle incecik yeşeren bir ekinin zamanla kendisinden meydana gelen diğer parçalarla güçlenerek ekin ekenlerin hoşuna gidinceye kadar güçlenmesi gibi güçlendirdi.<br />
<br />
İşte Resulullah Aleyhisselâm ve Ashâb-ı kiram’ı böyle hoş, mükemmel, intizamlı, güzel bir ekin gibi yetiştirilmiş bir ordudur.<br />
<br />
“Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir.” (Fetih: 29)<br />
<br />
Bu misallerde anlatıldığı üzere onların Allah-u Teâlâ tarafından övülmeleri, yüce vasıflarla vasıflandırılmaları, cihanşümûl bir intişara nâil olmaları kâfirlerin öfkelerini artırmaktadır.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram’a öfke duyan, onların kusurlarını diline dolayan bir kimse bu Âyet-i kerime’ye göre küfre düşer. Çünkü Allah-u Teâlâ onlardan övgü ile söz etmiş ve onlardan râzı olmuştur. Bu ise onlara yeterlidir.<br />
<br />
“Allah iman edip sâlih ameller işleyenlere, hem mağfiret hem de büyük bir mükâfat vâdetmiştir.” (Fetih: 29)<br />
<br />
O’nun vaadi doğrudur, gerçektir, aslâ değişmez ve değiştirilemez.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de geleceğin fetihleriyle İslâm’a girip güzel hizmetler edecek kimselerin bağışlanacakları, çok büyük mükâfatlara erecekleri müjdelenmiş oluyor.<br />
<br />
Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı’ndan sonra kıyamete kadar Muhammed Aleyhisselâm’ın nurlu yolunda bulunanlar da bu müjdeye dahildirler. İlâhî rahmet ve inayet bütün müminleri kuşatmaktadır.<br />
<br />
O zaman da garip idi, sonra fidan yavaş yavaş gövdenin üzerine oturduğu gibi, size bunu hem bildirmeyi hem de ilerisini göstermeyi arzu ediyorum.<br />
<br />
Enes bin Mâlik -radiyallahu anh-den rivâyet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Müslümanlık garip olarak başladı, başladığı gibi garip olarak avdet edecektir.<br />
<br />
Ne mutlu gariplere!” (Müslim)<br />
<br />
Hadis-i şerif’te geçen “Gariplik” kelimesi çok mânâlıdır, geleceğe âittir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in zaman-ı saâdetlerinde daha garipti. Çünkü kendisinden ve birkaç müslümandan başka kimse yoktu. Amma şimdi hamdolsun o nurlu yolda yürüyen bir fırka yine mevcut.<br />
<br />
O zaman daha garipti. Bunlar hep Allah-u Teâlâ’nın iradesiyle, hükmüyle, kuvvetiyle, kudretiyle oluyor.<br />
<br />
Bugün İslamiyet’in garip durumuna bakıp aldanmayın, gariplik yine başlamıştır. Ve biiznillâh-i Teâlâ bu hâle gelecektir.<br />
<br />
Daha evvel de böyle garipti, sonra gövdenin üzerinde oturdu ve gariplik yine başladı, Allah-u Teâlâ bunun nihayetini getirecek.<br />
<br />
Câbir bin Semura -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bu din ayakta durmakta mutlaka devam edecektir. Onun namına tâ kıyamet kopuncaya kadar müslümanlardan bir cemaat çarpışacaktır.” (Müslim: 1922)<br />
<br />
•<br />
<br />
Bugünkü perişanlık şuradan geliyor.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Şüphesiz ki dininizin evveli peygamberlik ve rahmettir. Bu, Allah’ın dilediği kadar sizde bulunacak, sonra Allah -celle celâlühu- onu kaldıracak ve arkasından peygamberlik yolunda (ve doğrultusunda) halifelik olacak. Bu da Allah’ın dilediği kadar aranızda bulunacak.<br />
<br />
Sonra Allah -celle celâlühu- hilafeti kaldıracak ve ısırıcı azgın hükümdarlık olacak. Bu da Allah’ın dilediği kadar aranızda bulunacak.<br />
<br />
Sonra Allah -celle celâlühu- onu da kaldıracak ve akabinde zorbalığa dayalı hükümdarlık olacak; Allah’ın dilediği kadar aranızda bulunacak.<br />
<br />
Sonra Allah -celle celâlühu- bunu da kaldıracak ve yine peygamberlik yolunda hilafet olacak. İnsanlar arasında Peygamber’in sünnetiyle amel edecek. İslâm, yeryüzündeki komşularına dal ve kol salacak. Gökte ve yerde eyleşenler İslâm ümmetinden râzı olacaklar. Gök tek bir iklim bırakmayıp hepsine yağmur indirecek, yer hiçbir bitki ve bereketini bırakmayıp hepsini ortaya çıkaracak.” (Ahmed bin Hanbel)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu durumu haber vermiş: “Bunlar gelecek!” buyurmuştur. Bundan sonra saâdet devrini bekleyeceğiz.<br />
<br />
Kaynak<br />
<br />
Bu mevzu Muhterem müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Kıyamet ve Alâmetleri” isimli eserinden derlenmiştir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kuranı Kerim'deki Kıyamet ile ilgili 100 Ayet Arapçası ve Meali]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=34011</link>
			<pubDate>Thu, 26 Dec 2024 02:59:31 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=34011</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuranı Kerim'deki Kıyamet ile ilgili 100 Ayet Arapçası ve Meali</span></span><br />
<br />
<br />
Bakara / 85. Ayet<br />
ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ<br />
<br />
Siz öyle kimselersiniz ki, bütün bunlardan sonra hâlâ birbirinizi öldürüyor, içinizden bir kısmını yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı kötülük yapmada ve düşmanlık etmede birbirinizi destekliyorsunuz. Düşman elinde size esir olarak geldiklerinde ise fidye verip onları kurtarmaya kalkıyorsunuz. Halbuki onları yurtlarından çıkarmak size baştan haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rezillik; kıyâmet gününde ise en şiddetli azaba uğratılmaktır. Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Bakara / 113. Ayet<br />
وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍۖ وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍۙ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْۚ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Yahudiler: “Hristiyanların sağlam ve tutarlı bir dini yok” dediler. Hristiyanlar da: “Yahudilerin sağlam ve tutarlı bir dini yok” dediler. Halbuki hepsi de kendilerine inen kitabı okuyup duruyorlar. Dinî hiçbir bilgisi olmayanlar da onların sözlerine benzer şeyler söylediler. Gerçeği tam olarak bilen Allah, kıyâmet gününde, onların anlaşamadıkları konularda hükmünü verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Bakara / 174. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۙ اُو۬لٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ<br />
<br />
Allah’ın indirdiği kitabın bazı kısımlarını gizleyen ve bunu az bir bedel karşılığı satanlar yok mu! İşte onlar, karınlarına cehennem ateşi dolduruyorlar. Kıyâmet gününde Allah ne onlarla konuşacak, ne de onları temize çıkaracaktır. Onlara elem verici bir azap vardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Bakara / 212. Ayet<br />
زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۢ وَالَّذ۪ينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ<br />
<br />
Dünya hayatı kâfirlere süslü ve sevimli gösterildi. Bu sebeple iman edenlerle alay edip dururlar. Halbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kıyâmet günü onlardan üstün olacaklardır. Allah dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 55. Ayet<br />
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
O vakit Allah şöyle buyurdu: “Ey İsa! Seni vefat ettirip kendi yanıma yükselteceğim; inkârcıların kötülüklerinden ve çirkin iftiralarından seni uzak tutacağım; sana tâbi olanları kıyâmet gününe kadar kâfirlere üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak ve ben de dünyada iken anlaşamadığınız konularda aranızda hüküm vereceğim.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 77. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ<br />
<br />
Allah’a verdikleri sözleri ve ettikleri yeminleri önemsiz bir dünya menfaatine satanlar var ya, işte onların âhirette hiçbir nasipleri yoktur. Allah kıyâmet günü onlarla konuşmayacak, onlara merhamet nazarıyla bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 161. Ayet<br />
وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَغُلَّۜ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ<br />
<br />
Hiçbir peygamberin emânete hıyanet etmesi asla söz konusu olamaz. Kim böyle bir haksızlık yaparsa, kıyâmet günü hıyânet ettiği şeyin günahıyla gelecektir. Sonra herkese yaptığının karşılığı tastamam ödencek ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 180. Ayet<br />
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِه۪ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟<br />
<br />
Allah’ın, lûtfundan kendilerine bol bol verdiği nimetleri O’nun yolunda harcama hususunda cimrilik edenler, bunun kendileri haklarında hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için pek fenâ bir durumdur. Çünkü cimrilik ettikleri şeyler kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır. Kaldı ki, göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 185. Ayet<br />
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ<br />
<br />
Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyâmet günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir. İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 194. Ayet<br />
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ<br />
<br />
“Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla va‘dettiğin mükâ­fatları bize ver; kıyâmet gününde bizi rezil-rüsvâ etme! Şüphesiz sen asla sözünden dönmezsin!”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 87. Ayet<br />
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَد۪يثًا۟<br />
<br />
Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O, geleceğinde hiçbir şüphe bulunmayan kıyâmet gününde sizi elbette bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 109. Ayet<br />
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَك۪يلًا<br />
<br />
Haydi diyelim, siz dünya hayatında onları savunmaya çalıştınız; peki kıyâmet günü Allah’a karşı onları kim savunacak? Yahut kim onlara vekil olacak?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 141. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلًا۟<br />
<br />
Münafıklar, sizinle ilgili olup bitenleri çok yakından izler ve devamlı olarak havayı yoklarlar: Şayet Allah size bir zafer lutfederse: “Biz de sizinle beraber değil miydik?” derler. Eğer kâfirlerin zaferden bir payı olursa, o zaman da onlara yaklaşmak için: “Biz size yardım ederek gâlibiyetinizi temin etmedik mi? Mü’minlerden gelecek felaketlere karşı sizi korumadık mı?” derler. Allah, kıyâmet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minler aleyhinde kâfirlere, kalıcı bir gâlibiyet için kesinlikle fırsat tanımayacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 159. Ayet<br />
وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًاۚ<br />
<br />
Ehl-i kitaptan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecek; o da kıyâmet günü onlar aleyhinde şâhit olacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mâide / 14. Ayet<br />
وَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ<br />
<br />
“Biz Hristiyanız” diyenlerden de kesin ve bağlayıcı söz almıştık; fakat onlar da kendilerine bildirilen ilâhî hükümlerin büyük bir kısmını unuttular. Bu yüzden aralarına kıyâmet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Allah, onlara bütün yaptıklarını bir bir haber verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mâide / 36. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِه۪ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ<br />
<br />
İnkâr edenlere gelince, yeryüzünde bulunan her şey, hatta bir o kadarı daha onların olsa ve kıyâmet gününün azabından kurtulmak için bunların hepsini fidye olarak verseler dahi asla kabul edilmez. Onlara can yakıcı bir azap vardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mâide / 64. Ayet<br />
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًاۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًاۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ<br />
<br />
Yahudiler: “Allah’ın eli bağlı ve sıkıdır” dediler. Elleri bağlansın onu söyleyenlerin, lânet olsun onlara! Hiç de öyle değil, aksine Allah’ın iki eli de açıktır, nasıl dilerse o şekilde ihsân ve ikram eder. Rabbinden sana indirilen âyetler, elbette onların pek çoğunun azgınlığını ve küfrünü daha da artıracaktır. Biz de onların arasına kıyâmet gününe kadar sürüp gidecek düşmanlık, kin ve nefret saldık. Ne zaman savaş için bir fitne ateşi körükledilerse, Allah onu söndürdü. Yine de onlar dünyanın her tarafında sırf bozgunculuk çıkarmak için koşuşturup dururlar. Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
En'âm / 12. Ayet<br />
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
“Göklerde ve yerde olanlar kimindir” diye sor. Onlar gerçeği söylemeseler de sen: “Allah’ındır” de. O, kullarına rahmetiyle muameleyi kendine ilke edinmiştir. O sizi, geleceğinde hiçbir şüphe bulunmayan kıyâmet gününde elbette bir araya toplayacaktır. Fakat nefislerini zarara uğratanlar buna inanmazlar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
A'râf / 32. Ayet<br />
قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
Rasûlüm şöyle de: “Allah’ın kulları için yarattığı zînetleri, temiz ve hoş rızıkları kim haram kılabilir?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir; kıyâmet günü ise sadece mü’minlerin olacaktır.” İşte biz, bilen bir toplum için âyetleri böyle açık açık beyân ediyoruz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
A'râf / 167. Ayet<br />
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ يَسُومُهُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۜ اِنَّ رَبَّكَ لَسَر۪يعُ الْعِقَابِۚ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ<br />
<br />
Bu yüzden Rabbin şu kesin hükmünü ilân etti: Yahudiler bu kötü huylarından vazgeçmedikleri sürece tâ kıyâmet gününe kadar onlara en ağır işkenceleri çektirecek kimseleri başlarına musallat edeceğim. Şüphesiz senin Rabbin, vakti gelince cezalandırması çok süratli olandır; elbette O çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
A'râf / 172. Ayet<br />
وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪ٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚۛ شَهِدْنَاۚۛ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ<br />
<br />
Hani Rabbin Âdem oğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine şâhit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu. Onlar da: “Evet, şâhitlik ederiz ki sen bizim Rabbimizsin” demişlerdi. Böyle yaptık ki kıyâmet günü: “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Yunus / 60. Ayet<br />
وَمَا ظَنُّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟<br />
<br />
Peki, Allah adına yalan uyduranlar, acaba kıyâmet günü hakkında ne düşünüyorlar? Hiç şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük lutuf sahibidir, fakat onların çoğu şükretmezler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hûd / 60. Ayet<br />
وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟<br />
<br />
Onlar bu dünyada da, kıyâmet gününde de lânete uğradılar. Haberiniz olsun ki, Âd kavmi Rablerini tanımayıp inkâr yolunu tuttu. Neticede, Hûd’un kavmi Âd böyle yok olup gitti.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hûd / 98. Ayet<br />
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ<br />
<br />
O, kıyâmet günü kavminin önüne düşecek ve hayvanların suya götürüldüğü gibi onları ateşe götürecektir. Gerçekten ne kötü bir yerdir varılan o ateş!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hûd / 99. Ayet<br />
وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ<br />
<br />
Onlar dünyada da, kıyâmet günü de rahmetten uzaklaştırılıp lânete uğradılar. Ne kötü bir bahşiş, ne kötü bir ikramdır bu lânet!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Yusuf / 107. Ayet<br />
اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
Yoksa onlar, farkında olmadıkları bir sırada Allah’ın azabından kendilerini kuşatacak bir felâketin gelip çatmasından veya kıyâmetin ansızın başlarında kopmasından emin mi oldular?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nahl / 25. Ayet<br />
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟<br />
<br />
Neticede onlar kıyâmet gününde kendi günahlarını tamâmen yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin bazı günahlarını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, sırtlarına ne kötü bir yük alıyorlar!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nahl / 27. Ayet<br />
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ<br />
<br />
Sonra kıyâmet gününde Allah onları rezil ve perişan eder de: “Hani nerede o sizin uğrunda mü’minlere düşman kesildiğiniz sözde ortaklarım?” diye sorar. Kendilerine ilim verilenler ise: “Bu gün her türlü rezillik ve azap kâfirlerin üzerinedir” derler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nahl / 124. Ayet<br />
اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Cumartesi tatili ve ibâdeti, sadece o gün hakkında anlaşmazlığa düşen yahudilere emredilmişti. Şüphesiz ki Rabbin kıyâmet gününde, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda onların arasında en doğru hükmünü verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 13. Ayet<br />
وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَابًا يَلْقٰيهُ مَنْشُورًا<br />
<br />
Biz her insanın sevabını ve günahını boynuna doladık; öyle ki, kıyâmet günü önüne, her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir defter çıkaracağız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 58. Ayet<br />
وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَد۪يدًاۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا<br />
<br />
Ne kadar ülke varsa hepsini ya kıyâmet gününden önce helâk edeceğiz veya onları şiddetli bir azapla cezalandıracağız. Bu, kitapta böylece yazılmıştır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 62. Ayet<br />
قَالَ اَرَاَيْتَكَ هٰذَا الَّذ۪ي كَرَّمْتَ عَلَيَّۘ لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ اِلَّا قَل۪يلًا<br />
<br />
“Bak hele! Benden şerefli ve üstün kıldığın bu mu? Eğer bana kıyâmet gününe kadar mühlet verirsen, yemin olsun ki pek azı hariç, onun bütün zürriyetini hâkimiyetim altına alacağım.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 97. Ayet<br />
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّاۜ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَع۪يرًا<br />
<br />
Allah kimi doğru yola iletirse, doğru yolda olan işte odur. Kimi de yoldan saptırırsa artık bunları Allah’tan başka koruyacak kimseler bulamazsın. Kıyâmet günü onları kör, dilsiz, sağır olarak yüzüstü haşrederiz. Sonunda varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi dindikçe, onlar için her defasında çılgın alevi yeniden körükleriz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kehf / 21. Ayet<br />
وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًاۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا<br />
<br />
Böylece biz insanları onların durumundan haberdar ettik ki, Allah’ın va‘dinin gerçek olduğunu ve kıyâmetin mutlaka kopacağında hiç şüphe olmadığını bilsinler. Vefatlarının ardından halk, aralarında Ashâb-ı Kehf’in bu fevkalade hallerini tartışmaya başlamışlardı. Bir kısmı: “Üzerlerine bir anıt dikin; onların durumlarını en iyi Rableri bilir” dediler. Onlar için ne yapılacağı konusunda görüşleri ağır basanlar ise: “Hayır, onların yanıbaşlarına mutlaka bir mescid yapacağız” dediler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kehf / 36. Ayet<br />
وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا<br />
<br />
“Kıyâmetin kopacağına da inanmıyorum. Fakat farz-ı muhâl öldükten sonra diriltilip Rabbimin huzuruna döndürülecek olsam bile, hiç şüphesiz orada da bundan daha iyisini bulurum.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kehf / 105. Ayet<br />
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا<br />
<br />
İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmişler de bu yüzden bütün amelleri boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyâmet günü onlar için artık bir terâzi koymayacak, onlara hiçbir kıymet vermeyeceğiz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Meryem / 75. Ayet<br />
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّاۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا<br />
<br />
Rasûlüm! De ki: “Kim sapıklık içinde boğulup gitmişse, Rahmân öylelerinin dünyalığını artırıp kendilerine ömür de verse ne değişir! Nasıl olsa sonunda tehdit edildikleri dünyevî azabı veya kıyâmeti gördükleri zaman, kimin mevkice daha berbat ve taraftarca daha zayıf olduğunu bileceklerdir.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Meryem / 95. Ayet<br />
وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْدًا<br />
<br />
Onların hepsi kıyâmet günü O’nun huzuruna tek başına gelecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 15. Ayet<br />
اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى<br />
<br />
“Kıyâmet mutlaka kopacaktır. Ancak herkese dünyada yapıp ettiklerinin karşılığı en âdil biçimde verilmesi için onun vaktini gizli tutuyorum.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 100. Ayet<br />
مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْرًاۙ<br />
<br />
Kim ondan yüz çevirirse, kıyâmet gününde ağır bir günah yükünün altına girecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 101. Ayet<br />
خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلًاۙ<br />
<br />
Onlar bu yükün altında devamlı kalacaklardır. Kıyâmet gününde onların payına düşecek bu yük, ne kötü bir yüktür!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 124. Ayet<br />
وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى<br />
<br />
Kim de benim kitabıma sırt döner ve beni anmaktan uzak durursa, şüphesiz dünyada onun için sıkıntılı, dar bir geçim vardır; kıyâmet günü de onu kör olarak diriltip huzurumuza getireceğiz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Enbiyâ / 47. Ayet<br />
وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ<br />
<br />
Kıyâmet günü biz adâlet terâzilerini kuracağız da hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacak. Yapılan iş hardal tanesi kadar bile olsa, biz onu getirip mizana koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Enbiyâ / 49. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ<br />
<br />
O takvâ sahipleri ki, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyâmetten de tir tir titrerler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 1. Ayet<br />
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ<br />
<br />
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyâmetin sarsıntısı gerçekten çok korkunç bir şeydir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 7. Ayet<br />
وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ<br />
<br />
Yine bunlardan şunu anlayın ki, kıyâmet hiç şüphesiz kopacak ve Allah kabirlerde yatan ölüleri kesinlikle diriltecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 9. Ayet<br />
ثَانِيَ عِطْفِه۪ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذ۪يقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَر۪يقِ<br />
<br />
İnsanları Allah’ın yolundan saptırmak için böbürlenip haktan yüz çevirerek tartışmasını sürdürür. Böylesinin hakkı dünyada rezillik olduğu gibi, kıyâmet günü de ona yakıcı cehennem azâbını tattıracağız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 17. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـ۪ٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ<br />
<br />
Şüphesiz Allah; mü’minler, yahudiler, sâbiîler, Hristiyanlar, mecûsîler ve müşrikler arasında kıyâmet günü kesin hükmünü verecektir. Çünkü Allah her şeye hakkıyla şâhittir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 55. Ayet<br />
وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً اَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَق۪يمٍ<br />
<br />
Buna karşılık küfre saplanıp kalmış olanlar, kıyâmet ansızın tepelerine çökünceye veya kısır ve hayırsız bir günün azabı gelip çatıncaya kadar Kur’an hakkında şüpheler içinde bocalamaktan bir türlü kurtulamazlar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 69. Ayet<br />
اَللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
“Allah, anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda, kıyâmet günü aranızda hükmünü verecektir.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'minûn / 16. Ayet<br />
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ<br />
<br />
Sonra da kıyâmet günü hiç şüphesiz tekrar diriltileceksiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Furkan / 11. Ayet<br />
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يرًاۚ<br />
<br />
Aslında onlar kıyâmeti yalanladılar. Biz ise kıyâmeti yalanlayanlar için alevli bir ateş hazırlamışızdır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Furkan / 69. Ayet<br />
يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪ مُهَانًاۗ<br />
<br />
Kıyâmet günü ona verilecek azap kat kat katlanacak ve onun içinde hor ve hakir olarak ebediyen kalacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 41. Ayet<br />
وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ<br />
<br />
Onları, peşlerinden gidenleri cehenneme çağıran şirk önderleri kıldık. Kıyâmet günü de kendilerine asla yardım edilmeyecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 42. Ayet<br />
وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟<br />
<br />
Bu dünyada onların ardına lâneti taktık. Kıyâmet günü de Rabbin merhametinden büsbütün mahrum kalacak ve en çirkin suratlı kimseler olacaklardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 61. Ayet<br />
اَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاق۪يهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ<br />
<br />
Kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz ve ona kesinlikle kavuşacak olan mü’min bir kimse; kendisine dünya hayatının geçici zevklerini yaşattığımız, fakat kıyâmet gününde her şeyini kaybederek azap edilmek üzere huzurumuza getirilecek inkârcı kimse ile bir olur mu?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 71. Ayet<br />
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِضِيَٓاءٍۜ اَفَلَا تَسْمَعُونَ<br />
<br />
Rasûlüm! De ki: “Düşünün bakalım, eğer Allah kıyâmet gününe kadar geceyi üzerinizde aralıksız devam ettirse, Allah’ın dışında, size ışık getirebilecek bir ilâh kimdir? Hâlâ gerçeğe kulak vermeyecek misiniz?”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 72. Ayet<br />
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ<br />
<br />
De ki: “Düşünün bakalım, eğer Allah kıyâmet gününe kadar gündüzü üzerinizde fâsılasız devam ettirse, Allah’ın dışında, size içinde istirahat edeceğiniz geceyi getirecek bir ilâh kimdir? Hâlâ gerçeği görmeyecek misiniz?”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ankebût / 13. Ayet<br />
وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟<br />
<br />
Gerçek şu ki onlar kendi günahlarını yüklenecekler, kendi günahlarıyla beraber saptırdıkları insanlara ait nice günahları da yükleneceklerdir. Kıyâmet günü, uydurup durdukları yalanlar ve attıkları iftirâlardan dolayı mutlaka sorguya çekileceklerdir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ankebût / 25. Ayet<br />
وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَانًاۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۘ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَۗ<br />
<br />
İbrâhim onlara şöyle dedi: “Sizin Allah’ı bırakıp bir takım putlar edinmenizin sebebi, sırf bu dünya hayatında birbirinize duyduğunuz sevgi bağları ve aranızda oluşturduğunuz kirli çıkar ilişkileridir. Fakat kıyâmet günü birbirinizi tanımayacak ve birbirinize lânet yağdıracaksınız. Sizin varacağınız yer ateştir; sizi oradan kurtaracak yardımcılarınız da olmayacaktır.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Rûm / 12. Ayet<br />
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ<br />
<br />
Kıyâmet koptuğu gün inkârcı suçlular, bütün kurtuluş umutlarını kaybedip derin bir suskunluğa bürünecekler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Rûm / 14. Ayet<br />
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ<br />
<br />
Kıyâmet koptuğu gün, işte o gün mü’minlerle kâfirler birbirlerinden ayrılacaklar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Rûm / 55. Ayet<br />
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَۙ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍۜ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ<br />
<br />
Kıyâmet koptuğu gün, inkârcı suçlular, dünyada sadece çok kısa bir süre kaldıklarına yemin edecekler. İşte onlar, vaktiyle hayattayken de hep böyle aldanıyor, hep böyle yanlışlara sürüklenip duruyorlardı.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Lokman / 34. Ayet<br />
اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ<br />
<br />
Kıyâmetin ne zaman kopacağının bilgisi yalnız Allah’ın katındadır. Yağmuru O indirir. Rahîmlerde olanı da O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz, her şeyi hakkıyla bilen, her şeyden hakkıyla haberdâr olan yalnız Allah’tır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Secde / 25. Ayet<br />
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Şüphesiz kıyâmet günü Rabbin, insanların anlaşmazlığa düştükleri bütün hususlarda haklı ile haksızı ayırmak üzere kesin hükmünü verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ahzâb / 63. Ayet<br />
يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَر۪يبًا<br />
<br />
Rasûlüm! Sana insanlar kıyâmetin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onunla ilgili kesin bilgi ancak Allah’ın nezdindedir.” Nereden bileceksin, belki de onun vakti iyice yaklaşmıştır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Sebe' / 3. Ayet<br />
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَأْت۪ينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍۙ<br />
<br />
İnkâra saplananlar: “Başımıza öyle kıyâmet falan kopacak değil” diyorlar. De ki: “Duyular ötesi âlemi çok iyi bilen Rabbime yemin olsun ki, kıyâmet mutlaka başınıza patlayacaktır. Ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şey bile O’ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitapta kayıtlıdır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fâtır / 14. Ayet<br />
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟<br />
<br />
Onlara yalvarsanız duânızı işitmezler. İşitseler bile size cevap veremezler. Kıyâmet gününde de, sizin onları Allah’a ortak koşmuş olmanızı reddedeceklerdir. Hiç kimse bu gerçekleri sana, her şeyden hakkıyla haberdâr olan Allah gibi haber veremez.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 15. Ayet<br />
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِه۪ۜ قُلْ اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ<br />
<br />
“Artık siz O’ndan başka kime ve neye isterseniz, ona kulluk ededurun!” De ki: “Gerçek anlamda zarara uğrayanlar, kıyâmet gününde hem kendilerini hem de yakınlarını ziyana sürükleyecek olanlardır. Apaçık hüsrân işte budur!”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 24. Ayet<br />
اَفَمَنْ يَتَّق۪ي بِوَجْهِه۪ سُٓوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَق۪يلَ لِلظَّالِم۪ينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ<br />
<br />
Düşünün bakalım, kıyâmet günü elleri kelepçeli olduğu için kendini o en kötü azaba karşı ancak yüzüyle korumaya çabalayan kimse, hiç azaptan emin olan kimse gibi olur mu? O gün zâlimlere: “Dünyadayken kazandığınızın cezasını tadın!” denilir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 31. Ayet<br />
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ۟<br />
<br />
Sonra siz kıyâmet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacak ve orada birbirinizle dâvalaşacaksınız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 47. Ayet<br />
وَلَوْ اَنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ مِنْ سُٓوءِ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ<br />
<br />
Yeryüzünde ne varsa hepsi, hatta bir o kadarı daha zulmedenlerin olsa, kıyâmet günü o korkunç azaptan kendilerini kurtarmak için hiç şüphesiz bunların hepsini fedâ ederlerdi. Çünkü o gün daha önce hiç hesaba katmadıkları kötü şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 60. Ayet<br />
وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ تَرَى الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلَى اللّٰهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَكَبِّر۪ينَ<br />
<br />
Sen, Allah adına yalan uyduranların kıyâmet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini görürsün. Büyüklük taslayanlar için cehennemde yer mi yok!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 67. Ayet<br />
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ<br />
<br />
Onlar Allah’ı, kudret ve azametine yaraşır bir şekilde tanıyamadılar. Oysa kıyâmet günü yeryüzü bütünüyle O’nun avucunda ezilip un ufak olacak, gökler de yine O’nun elinde dürülmüş bir hâle gelecektir. Bu üstün sıfatların sahibi olan Allah, onların koştukları ortaklardan çok uzak, çok yücedir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'min / 32. Ayet<br />
وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ<br />
<br />
“Ey kavmim! Yine ben sizin hakkınızda o çağrışma, o feryâd u figân gününden korkuyorum.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'min / 46. Ayet<br />
اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّاۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ<br />
<br />
Ateş! Sabah akşam onun karşısına getirilecek ve ona maruz bırakılacaklar. Kıyâmetin kopacağı gün ise: “Firavun ehlini cehennemdeki en şiddetli azaba sürükleyin!” denilecek.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'min / 59. Ayet<br />
اِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
Kıyâmet mutlaka kopacak; bunda asla şüphe yoktur. Ne var ki, insanların çoğu buna inanmıyor.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fussilet / 40. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْت۪ٓي اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ<br />
<br />
Âyetlerimiz konusunda doğru yoldan sapanlar bize asla gizli kalmaz. Düşünün bakalım; kıyâmet günü ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa büyük duruşmaya tam bir güven içinde gelen mi? İstediğinizi yapın; hiç şüphe yok ki O, bütün yaptıklarınızı görmektedir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fussilet / 47. Ayet<br />
اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ<br />
<br />
Kıyâmetin ne zaman kopacağının bilgisi sadece Allah’a aittir. O’nun bilgisi ve izni olmadan ne bir meyve tomurcuğundan çıkabilir, ne bir dişi hâmile kalabilir, ne de hâmile olan biri doğum yapabilir. O, “Nerede bana şu ortak koştuklarınız?” diye sesleneceği gün, müşrikler: “Sana açıkça söyleyelim ki, içimizde senden başka boyun eğilecek bir ortağın bulunduğuna şâhitlik edecek hiç kimse yoktur” diyecekler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fussilet / 50. Ayet<br />
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ<br />
<br />
Başına gelen kötülükten sonra ona tarafımızdan bir rahmet tattıracak olsak, bu defa da: “Bu, zâten benim hakkımdır. Kıyâmetin kopacağını da sanmıyorum. Ama olur da Peygamber’in haber verdiği gibi kıyâmette Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile, mutlaka O’nun yanında benim için bundan daha güzeli vardır” der. Hayır, biz o kâfirlere dünyada yaptıklarını haber verecek ve onlara kesinlikle pek şiddetli bir azap tattıracağız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Şûrâ / 17. Ayet<br />
اَللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْم۪يزَانَۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَر۪يبٌ<br />
<br />
Allah, gerçekleri ortaya koymak için kitabı indirmiş ve insanlar arasında doğrulukla hükmedilmesi için adâlet kanunlarını bildirmiştir. Ne biliyorsun, belki de kıyâmetin vakti yakındır!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Şûrâ / 18. Ayet<br />
يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ<br />
<br />
Kıyâmete inanmayanlar onun bir an önce gelmesini istiyorlar. İman edenler ise ondan korkuyor ve onun gerçek olup mutlaka geleceğini biliyorlar. Dikkat edin, kıyâmet hakkında tartışıp onu inkâr edenler, elbette derin bir sapıklık ve aldanış içindeler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Şûrâ / 45. Ayet<br />
وَتَرٰيهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِع۪ينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِيٍّۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ الظَّالِم۪ينَ ف۪ي عَذَابٍ مُق۪يمٍ<br />
<br />
Onların zillet içerisinde boyunları bükük, yürekleri tir tir o ateşin karşısına çıkarıldıklarını ve göz ucuyla etraflarına ürkek ürkek bakındıklarını göreceksin. İman edenler bu manzara karşısında diyecekler ki: “En büyük ziyâna uğrayanlar, kıyâmet günü hem kendilerini hem de âilelerini böyle hüsrâna sürükleyenlerdir.” Şunu bilin ki zâlimler, devamlı ve sonu gelmez bir azabın içinde olacaklardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zuhruf / 61. Ayet<br />
وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ<br />
<br />
İyi bilin ki Kur’an, kıyâmet hakkında kesin bilgiler veren bir kitap ve onun yakın olduğunu gösteren bir alâmettir. Öyleyse sakın kıyâmetin kopacağından şüphe etmeyin ve bana uyun. Dosdoğru yol işte budur.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zuhruf / 66. Ayet<br />
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
Onlar, hiç ummadıkları bir sırada kıyâmetin ansızın başlarına kopmasından başka bir şey mi bekliyorlar?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zuhruf / 85. Ayet<br />
وَتَبَارَكَ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ<br />
<br />
Ne yücedir ve ne büyük hayır ve bereket kaynağıdır O Allah ki, göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan her şeyin mutlak mülkiyet ve hâkimiyeti O’na aittir. Kıyâmet vaktinin bilgisi yalnız O’nun katındadır. Sonunda siz de O’nun huzuruna döndürüleceksiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 17. Ayet<br />
وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Onlara ayrıca din konusunda apaçık deliller verdik. Ne var ki onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlık ve ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyâmet günü aralarında hüküm verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 26. Ayet<br />
قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟<br />
<br />
De ki: “Allah size hayat veriyor, sonra sizi öldürecek, sonra da geleceğinde asla şüphe olmayan kıyâmet günü sizi bir araya toplayacaktır. Fakat insanların çoğu bunu bilmez.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 27. Ayet<br />
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ<br />
<br />
Göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti Allah’a aittir. Kıyâmetin koptuğu gün, evet o gün, şimdi bâtıl dâvalar peşinde koşan ve gerçeği iptale çalışanlar en büyük ziyâna uğrayacaklardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 32. Ayet<br />
وَاِذَا ق۪يلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ ف۪يهَا قُلْتُمْ مَا نَدْر۪ي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِن۪ينَ<br />
<br />
“Allah’ın va‘di gerçektir ve kıyâmetin kopacağında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman siz: “Kıyâmet bizim için hiçbir mâna ifade etmiyor. Onu ancak bir tahminden ibaret sanıyoruz. Onun hakkında kesin bir inanç ve bilgiye de sahip değiliz” diye karşılık vermiştiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ahkaf / 5. Ayet<br />
وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَنْ لَا يَسْتَج۪يبُ لَهُٓ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَٓائِهِمْ غَافِلُونَ<br />
<br />
Öyleyse, Allah’ı bırakıp da kıyâmete kadar duasına karşılık veremeyecek kimselere yalvarıp yakarandan daha sapık ve şaşkın kim olabilir? Çünkü, o yalvarıp yakardıkları şeylerin, bunların duasından haberi bile yoktur.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Muhammed / 18. Ayet<br />
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ<br />
<br />
O kâfirler, yoksa kıyâmetin ansızın başlarına kopmasını mı bekliyorlar? Onun alâmetleri şimdiden ortaya çıkmıştır bile. Fakat kıyâmet koptuktan sonra, kendilerine yapılan uyarıyı hatırlayıp eyvâh demeleri neye yarar ki!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Vâkıa / 1. Ayet<br />
اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ<br />
<br />
O kaçınılmaz ve önlenemez kıyâmet koptuğu zaman;<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mücâdele / 7. Ayet<br />
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ<br />
<br />
Görmez misin ki, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini Allah bilir? Üç kişi gizli bir görüşme için bir araya gelecek olsa veya fısıldaşsa mutlaka dördüncüleri Allah’tır. Beş kişi bir araya gelse veya fısıldaşsa altıncıları mutlaka Allah’tır. Bundan daha az veya daha çok sayıda kişi her nerede bir araya gelirse gelsin, ne fısıldaşırsa fısıldaşsın Allah mutlaka yanlarındadır. Sonra da Allah onlara yaptıklarını kıyâmet gününde tek tek bildirecektir. Doğrusu Allah, her şeyi hakkıyla bilir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mümtehine / 3. Ayet<br />
لَنْ تَنْفَعَكُمْ اَرْحَامُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْۚۛ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚۛ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ<br />
<br />
Kıyâmet günü ne yakınlarınızın size faydası olacaktır, ne de çocuklarınızın. Çünkü Allah o gün aranızı ayıracaktır. Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kalem / 39. Ayet<br />
اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ<br />
<br />
Yoksa, “siz neye hükmederseniz o sizin olur” diye, kıyâmet gününe kadar geçerli olmak üzere size yeminle verilmiş sözümüz mü var?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hâkka / 15. Ayet<br />
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ<br />
<br />
İşte o gün olacak olur; kaçınılması ve engellenmesi mümkün olmayan kıyâmet kopar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kıyamet / 6. Ayet<br />
يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ<br />
<br />
Alay ederek: “Ne zamanmış o kıyâmet günü?” diye sorar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nâziât / 42. Ayet<br />
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ<br />
<br />
Rasûlüm! Sana kıyâmeten soruyorlar: “Ne zaman gelip demir atacak?” diye.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Gâşiye / 1. Ayet<br />
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ<br />
<br />
Dehşetli felâketleri her şeyi sarıp kaplayacak olan kıyâmetin haberi sana geldi, değil mi?<br />
<br />
***________________*** <br />
<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuranı Kerim'deki Kıyamet ile ilgili 100 Ayet Arapçası ve Meali</span></span><br />
<br />
<br />
Bakara / 85. Ayet<br />
ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ<br />
<br />
Siz öyle kimselersiniz ki, bütün bunlardan sonra hâlâ birbirinizi öldürüyor, içinizden bir kısmını yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı kötülük yapmada ve düşmanlık etmede birbirinizi destekliyorsunuz. Düşman elinde size esir olarak geldiklerinde ise fidye verip onları kurtarmaya kalkıyorsunuz. Halbuki onları yurtlarından çıkarmak size baştan haram kılınmıştı. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rezillik; kıyâmet gününde ise en şiddetli azaba uğratılmaktır. Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Bakara / 113. Ayet<br />
وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارٰى عَلٰى شَيْءٍۖ وَقَالَتِ النَّصَارٰى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلٰى شَيْءٍۙ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَۜ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْۚ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Yahudiler: “Hristiyanların sağlam ve tutarlı bir dini yok” dediler. Hristiyanlar da: “Yahudilerin sağlam ve tutarlı bir dini yok” dediler. Halbuki hepsi de kendilerine inen kitabı okuyup duruyorlar. Dinî hiçbir bilgisi olmayanlar da onların sözlerine benzer şeyler söylediler. Gerçeği tam olarak bilen Allah, kıyâmet gününde, onların anlaşamadıkları konularda hükmünü verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Bakara / 174. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۙ اُو۬لٰٓئِكَ مَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ اِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ<br />
<br />
Allah’ın indirdiği kitabın bazı kısımlarını gizleyen ve bunu az bir bedel karşılığı satanlar yok mu! İşte onlar, karınlarına cehennem ateşi dolduruyorlar. Kıyâmet gününde Allah ne onlarla konuşacak, ne de onları temize çıkaracaktır. Onlara elem verici bir azap vardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Bakara / 212. Ayet<br />
زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۢ وَالَّذ۪ينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ<br />
<br />
Dünya hayatı kâfirlere süslü ve sevimli gösterildi. Bu sebeple iman edenlerle alay edip dururlar. Halbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, kıyâmet günü onlardan üstün olacaklardır. Allah dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 55. Ayet<br />
اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
O vakit Allah şöyle buyurdu: “Ey İsa! Seni vefat ettirip kendi yanıma yükselteceğim; inkârcıların kötülüklerinden ve çirkin iftiralarından seni uzak tutacağım; sana tâbi olanları kıyâmet gününe kadar kâfirlere üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak ve ben de dünyada iken anlaşamadığınız konularda aranızda hüküm vereceğim.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 77. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَاَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَل۪يلًا اُو۬لٰٓئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللّٰهُ وَلَا يَنْظُرُ اِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَلَا يُزَكّ۪يهِمْۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ<br />
<br />
Allah’a verdikleri sözleri ve ettikleri yeminleri önemsiz bir dünya menfaatine satanlar var ya, işte onların âhirette hiçbir nasipleri yoktur. Allah kıyâmet günü onlarla konuşmayacak, onlara merhamet nazarıyla bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 161. Ayet<br />
وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَغُلَّۜ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ<br />
<br />
Hiçbir peygamberin emânete hıyanet etmesi asla söz konusu olamaz. Kim böyle bir haksızlık yaparsa, kıyâmet günü hıyânet ettiği şeyin günahıyla gelecektir. Sonra herkese yaptığının karşılığı tastamam ödencek ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 180. Ayet<br />
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ هُوَ خَيْرًا لَهُمْۜ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْۜ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِه۪ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟<br />
<br />
Allah’ın, lûtfundan kendilerine bol bol verdiği nimetleri O’nun yolunda harcama hususunda cimrilik edenler, bunun kendileri haklarında hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için pek fenâ bir durumdur. Çünkü cimrilik ettikleri şeyler kıyâmet günü boyunlarına dolanacaktır. Kaldı ki, göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 185. Ayet<br />
كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِۜ وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَاُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ<br />
<br />
Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyâmet günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir. İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Âl-i İmrân / 194. Ayet<br />
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ<br />
<br />
“Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla va‘dettiğin mükâ­fatları bize ver; kıyâmet gününde bizi rezil-rüsvâ etme! Şüphesiz sen asla sözünden dönmezsin!”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 87. Ayet<br />
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللّٰهِ حَد۪يثًا۟<br />
<br />
Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O, geleceğinde hiçbir şüphe bulunmayan kıyâmet gününde sizi elbette bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 109. Ayet<br />
هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ جَادَلْتُمْ عَنْهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فَمَنْ يُجَادِلُ اللّٰهَ عَنْهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَمْ مَنْ يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَك۪يلًا<br />
<br />
Haydi diyelim, siz dünya hayatında onları savunmaya çalıştınız; peki kıyâmet günü Allah’a karşı onları kim savunacak? Yahut kim onlara vekil olacak?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 141. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللّٰهِ قَالُٓوا اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۘ وَاِنْ كَانَ لِلْكَافِر۪ينَ نَص۪يبٌۙ قَالُٓوا اَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ فَاللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلًا۟<br />
<br />
Münafıklar, sizinle ilgili olup bitenleri çok yakından izler ve devamlı olarak havayı yoklarlar: Şayet Allah size bir zafer lutfederse: “Biz de sizinle beraber değil miydik?” derler. Eğer kâfirlerin zaferden bir payı olursa, o zaman da onlara yaklaşmak için: “Biz size yardım ederek gâlibiyetinizi temin etmedik mi? Mü’minlerden gelecek felaketlere karşı sizi korumadık mı?” derler. Allah, kıyâmet günü aranızda hükmünü verecektir. Allah, mü’minler aleyhinde kâfirlere, kalıcı bir gâlibiyet için kesinlikle fırsat tanımayacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nisâ / 159. Ayet<br />
وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًاۚ<br />
<br />
Ehl-i kitaptan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecek; o da kıyâmet günü onlar aleyhinde şâhit olacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mâide / 14. Ayet<br />
وَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ<br />
<br />
“Biz Hristiyanız” diyenlerden de kesin ve bağlayıcı söz almıştık; fakat onlar da kendilerine bildirilen ilâhî hükümlerin büyük bir kısmını unuttular. Bu yüzden aralarına kıyâmet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Allah, onlara bütün yaptıklarını bir bir haber verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mâide / 36. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِه۪ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ<br />
<br />
İnkâr edenlere gelince, yeryüzünde bulunan her şey, hatta bir o kadarı daha onların olsa ve kıyâmet gününün azabından kurtulmak için bunların hepsini fidye olarak verseler dahi asla kabul edilmez. Onlara can yakıcı bir azap vardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mâide / 64. Ayet<br />
وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌۜ غُلَّتْ اَيْد۪يهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُواۢ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِۙ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ وَلَيَز۪يدَنَّ كَث۪يرًا مِنْهُمْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًاۜ وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ كُلَّمَٓا اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُۙ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًاۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِد۪ينَ<br />
<br />
Yahudiler: “Allah’ın eli bağlı ve sıkıdır” dediler. Elleri bağlansın onu söyleyenlerin, lânet olsun onlara! Hiç de öyle değil, aksine Allah’ın iki eli de açıktır, nasıl dilerse o şekilde ihsân ve ikram eder. Rabbinden sana indirilen âyetler, elbette onların pek çoğunun azgınlığını ve küfrünü daha da artıracaktır. Biz de onların arasına kıyâmet gününe kadar sürüp gidecek düşmanlık, kin ve nefret saldık. Ne zaman savaş için bir fitne ateşi körükledilerse, Allah onu söndürdü. Yine de onlar dünyanın her tarafında sırf bozgunculuk çıkarmak için koşuşturup dururlar. Allah, bozgunculuk yapanları sevmez.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
En'âm / 12. Ayet<br />
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
“Göklerde ve yerde olanlar kimindir” diye sor. Onlar gerçeği söylemeseler de sen: “Allah’ındır” de. O, kullarına rahmetiyle muameleyi kendine ilke edinmiştir. O sizi, geleceğinde hiçbir şüphe bulunmayan kıyâmet gününde elbette bir araya toplayacaktır. Fakat nefislerini zarara uğratanlar buna inanmazlar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
A'râf / 32. Ayet<br />
قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ<br />
<br />
Rasûlüm şöyle de: “Allah’ın kulları için yarattığı zînetleri, temiz ve hoş rızıkları kim haram kılabilir?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir; kıyâmet günü ise sadece mü’minlerin olacaktır.” İşte biz, bilen bir toplum için âyetleri böyle açık açık beyân ediyoruz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
A'râf / 167. Ayet<br />
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ يَسُومُهُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِۜ اِنَّ رَبَّكَ لَسَر۪يعُ الْعِقَابِۚ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ<br />
<br />
Bu yüzden Rabbin şu kesin hükmünü ilân etti: Yahudiler bu kötü huylarından vazgeçmedikleri sürece tâ kıyâmet gününe kadar onlara en ağır işkenceleri çektirecek kimseleri başlarına musallat edeceğim. Şüphesiz senin Rabbin, vakti gelince cezalandırması çok süratli olandır; elbette O çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
A'râf / 172. Ayet<br />
وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪ٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚۛ شَهِدْنَاۚۛ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ<br />
<br />
Hani Rabbin Âdem oğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine şâhit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu. Onlar da: “Evet, şâhitlik ederiz ki sen bizim Rabbimizsin” demişlerdi. Böyle yaptık ki kıyâmet günü: “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Yunus / 60. Ayet<br />
وَمَا ظَنُّ الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ۟<br />
<br />
Peki, Allah adına yalan uyduranlar, acaba kıyâmet günü hakkında ne düşünüyorlar? Hiç şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük lutuf sahibidir, fakat onların çoğu şükretmezler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hûd / 60. Ayet<br />
وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْۜ اَلَا بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ۟<br />
<br />
Onlar bu dünyada da, kıyâmet gününde de lânete uğradılar. Haberiniz olsun ki, Âd kavmi Rablerini tanımayıp inkâr yolunu tuttu. Neticede, Hûd’un kavmi Âd böyle yok olup gitti.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hûd / 98. Ayet<br />
يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَۜ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ<br />
<br />
O, kıyâmet günü kavminin önüne düşecek ve hayvanların suya götürüldüğü gibi onları ateşe götürecektir. Gerçekten ne kötü bir yerdir varılan o ateş!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hûd / 99. Ayet<br />
وَاُتْبِعُوا ف۪ي هٰذِه۪ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ<br />
<br />
Onlar dünyada da, kıyâmet günü de rahmetten uzaklaştırılıp lânete uğradılar. Ne kötü bir bahşiş, ne kötü bir ikramdır bu lânet!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Yusuf / 107. Ayet<br />
اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
Yoksa onlar, farkında olmadıkları bir sırada Allah’ın azabından kendilerini kuşatacak bir felâketin gelip çatmasından veya kıyâmetin ansızın başlarında kopmasından emin mi oldular?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nahl / 25. Ayet<br />
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟<br />
<br />
Neticede onlar kıyâmet gününde kendi günahlarını tamâmen yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin bazı günahlarını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, sırtlarına ne kötü bir yük alıyorlar!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nahl / 27. Ayet<br />
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ<br />
<br />
Sonra kıyâmet gününde Allah onları rezil ve perişan eder de: “Hani nerede o sizin uğrunda mü’minlere düşman kesildiğiniz sözde ortaklarım?” diye sorar. Kendilerine ilim verilenler ise: “Bu gün her türlü rezillik ve azap kâfirlerin üzerinedir” derler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nahl / 124. Ayet<br />
اِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Cumartesi tatili ve ibâdeti, sadece o gün hakkında anlaşmazlığa düşen yahudilere emredilmişti. Şüphesiz ki Rabbin kıyâmet gününde, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda onların arasında en doğru hükmünü verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 13. Ayet<br />
وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَابًا يَلْقٰيهُ مَنْشُورًا<br />
<br />
Biz her insanın sevabını ve günahını boynuna doladık; öyle ki, kıyâmet günü önüne, her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir defter çıkaracağız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 58. Ayet<br />
وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَد۪يدًاۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا<br />
<br />
Ne kadar ülke varsa hepsini ya kıyâmet gününden önce helâk edeceğiz veya onları şiddetli bir azapla cezalandıracağız. Bu, kitapta böylece yazılmıştır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 62. Ayet<br />
قَالَ اَرَاَيْتَكَ هٰذَا الَّذ۪ي كَرَّمْتَ عَلَيَّۘ لَئِنْ اَخَّرْتَنِ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَاَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُٓ اِلَّا قَل۪يلًا<br />
<br />
“Bak hele! Benden şerefli ve üstün kıldığın bu mu? Eğer bana kıyâmet gününe kadar mühlet verirsen, yemin olsun ki pek azı hariç, onun bütün zürriyetini hâkimiyetim altına alacağım.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
İsrâ / 97. Ayet<br />
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّاۜ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَع۪يرًا<br />
<br />
Allah kimi doğru yola iletirse, doğru yolda olan işte odur. Kimi de yoldan saptırırsa artık bunları Allah’tan başka koruyacak kimseler bulamazsın. Kıyâmet günü onları kör, dilsiz, sağır olarak yüzüstü haşrederiz. Sonunda varacakları yer cehennemdir. Onun ateşi dindikçe, onlar için her defasında çılgın alevi yeniden körükleriz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kehf / 21. Ayet<br />
وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًاۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا<br />
<br />
Böylece biz insanları onların durumundan haberdar ettik ki, Allah’ın va‘dinin gerçek olduğunu ve kıyâmetin mutlaka kopacağında hiç şüphe olmadığını bilsinler. Vefatlarının ardından halk, aralarında Ashâb-ı Kehf’in bu fevkalade hallerini tartışmaya başlamışlardı. Bir kısmı: “Üzerlerine bir anıt dikin; onların durumlarını en iyi Rableri bilir” dediler. Onlar için ne yapılacağı konusunda görüşleri ağır basanlar ise: “Hayır, onların yanıbaşlarına mutlaka bir mescid yapacağız” dediler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kehf / 36. Ayet<br />
وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا<br />
<br />
“Kıyâmetin kopacağına da inanmıyorum. Fakat farz-ı muhâl öldükten sonra diriltilip Rabbimin huzuruna döndürülecek olsam bile, hiç şüphesiz orada da bundan daha iyisini bulurum.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kehf / 105. Ayet<br />
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا<br />
<br />
İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr etmişler de bu yüzden bütün amelleri boşa gitmiştir. Tartılacak şeyleri kalmadığından kıyâmet günü onlar için artık bir terâzi koymayacak, onlara hiçbir kıymet vermeyeceğiz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Meryem / 75. Ayet<br />
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَدًّاۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضْعَفُ جُنْدًا<br />
<br />
Rasûlüm! De ki: “Kim sapıklık içinde boğulup gitmişse, Rahmân öylelerinin dünyalığını artırıp kendilerine ömür de verse ne değişir! Nasıl olsa sonunda tehdit edildikleri dünyevî azabı veya kıyâmeti gördükleri zaman, kimin mevkice daha berbat ve taraftarca daha zayıf olduğunu bileceklerdir.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Meryem / 95. Ayet<br />
وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْدًا<br />
<br />
Onların hepsi kıyâmet günü O’nun huzuruna tek başına gelecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 15. Ayet<br />
اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى<br />
<br />
“Kıyâmet mutlaka kopacaktır. Ancak herkese dünyada yapıp ettiklerinin karşılığı en âdil biçimde verilmesi için onun vaktini gizli tutuyorum.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 100. Ayet<br />
مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْرًاۙ<br />
<br />
Kim ondan yüz çevirirse, kıyâmet gününde ağır bir günah yükünün altına girecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 101. Ayet<br />
خَالِد۪ينَ ف۪يهِۜ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلًاۙ<br />
<br />
Onlar bu yükün altında devamlı kalacaklardır. Kıyâmet gününde onların payına düşecek bu yük, ne kötü bir yüktür!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Tâ-Hâ / 124. Ayet<br />
وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى<br />
<br />
Kim de benim kitabıma sırt döner ve beni anmaktan uzak durursa, şüphesiz dünyada onun için sıkıntılı, dar bir geçim vardır; kıyâmet günü de onu kör olarak diriltip huzurumuza getireceğiz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Enbiyâ / 47. Ayet<br />
وَنَضَعُ الْمَوَاز۪ينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔاۜ وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَاۜ وَكَفٰى بِنَا حَاسِب۪ينَ<br />
<br />
Kıyâmet günü biz adâlet terâzilerini kuracağız da hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacak. Yapılan iş hardal tanesi kadar bile olsa, biz onu getirip mizana koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Enbiyâ / 49. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ<br />
<br />
O takvâ sahipleri ki, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyâmetten de tir tir titrerler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 1. Ayet<br />
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْۚ اِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظ۪يمٌ<br />
<br />
Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyâmetin sarsıntısı gerçekten çok korkunç bir şeydir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 7. Ayet<br />
وَاَنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ<br />
<br />
Yine bunlardan şunu anlayın ki, kıyâmet hiç şüphesiz kopacak ve Allah kabirlerde yatan ölüleri kesinlikle diriltecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 9. Ayet<br />
ثَانِيَ عِطْفِه۪ لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَنُذ۪يقُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَذَابَ الْحَر۪يقِ<br />
<br />
İnsanları Allah’ın yolundan saptırmak için böbürlenip haktan yüz çevirerek tartışmasını sürdürür. Böylesinin hakkı dünyada rezillik olduğu gibi, kıyâmet günü de ona yakıcı cehennem azâbını tattıracağız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 17. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالصَّابِـ۪ٔينَ وَالنَّصَارٰى وَالْمَجُوسَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُواۗ اِنَّ اللّٰهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ<br />
<br />
Şüphesiz Allah; mü’minler, yahudiler, sâbiîler, Hristiyanlar, mecûsîler ve müşrikler arasında kıyâmet günü kesin hükmünü verecektir. Çünkü Allah her şeye hakkıyla şâhittir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 55. Ayet<br />
وَلَا يَزَالُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً اَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَق۪يمٍ<br />
<br />
Buna karşılık küfre saplanıp kalmış olanlar, kıyâmet ansızın tepelerine çökünceye veya kısır ve hayırsız bir günün azabı gelip çatıncaya kadar Kur’an hakkında şüpheler içinde bocalamaktan bir türlü kurtulamazlar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hac / 69. Ayet<br />
اَللّٰهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
“Allah, anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda, kıyâmet günü aranızda hükmünü verecektir.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'minûn / 16. Ayet<br />
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ<br />
<br />
Sonra da kıyâmet günü hiç şüphesiz tekrar diriltileceksiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Furkan / 11. Ayet<br />
بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَاَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَع۪يرًاۚ<br />
<br />
Aslında onlar kıyâmeti yalanladılar. Biz ise kıyâmeti yalanlayanlar için alevli bir ateş hazırlamışızdır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Furkan / 69. Ayet<br />
يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪ مُهَانًاۗ<br />
<br />
Kıyâmet günü ona verilecek azap kat kat katlanacak ve onun içinde hor ve hakir olarak ebediyen kalacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 41. Ayet<br />
وَجَعَلْنَاهُمْ اَئِمَّةً يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ لَا يُنْصَرُونَ<br />
<br />
Onları, peşlerinden gidenleri cehenneme çağıran şirk önderleri kıldık. Kıyâmet günü de kendilerine asla yardım edilmeyecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 42. Ayet<br />
وَاَتْبَعْنَاهُمْ ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةًۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ هُمْ مِنَ الْمَقْبُوح۪ينَ۟<br />
<br />
Bu dünyada onların ardına lâneti taktık. Kıyâmet günü de Rabbin merhametinden büsbütün mahrum kalacak ve en çirkin suratlı kimseler olacaklardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 61. Ayet<br />
اَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَاق۪يهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ<br />
<br />
Kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz ve ona kesinlikle kavuşacak olan mü’min bir kimse; kendisine dünya hayatının geçici zevklerini yaşattığımız, fakat kıyâmet gününde her şeyini kaybederek azap edilmek üzere huzurumuza getirilecek inkârcı kimse ile bir olur mu?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 71. Ayet<br />
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ الَّيْلَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِضِيَٓاءٍۜ اَفَلَا تَسْمَعُونَ<br />
<br />
Rasûlüm! De ki: “Düşünün bakalım, eğer Allah kıyâmet gününe kadar geceyi üzerinizde aralıksız devam ettirse, Allah’ın dışında, size ışık getirebilecek bir ilâh kimdir? Hâlâ gerçeğe kulak vermeyecek misiniz?”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kasas / 72. Ayet<br />
قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ جَعَلَ اللّٰهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ مَنْ اِلٰهٌ غَيْرُ اللّٰهِ يَأْت۪يكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ ف۪يهِۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ<br />
<br />
De ki: “Düşünün bakalım, eğer Allah kıyâmet gününe kadar gündüzü üzerinizde fâsılasız devam ettirse, Allah’ın dışında, size içinde istirahat edeceğiniz geceyi getirecek bir ilâh kimdir? Hâlâ gerçeği görmeyecek misiniz?”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ankebût / 13. Ayet<br />
وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالًا مَعَ اَثْقَالِهِمْۘ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟<br />
<br />
Gerçek şu ki onlar kendi günahlarını yüklenecekler, kendi günahlarıyla beraber saptırdıkları insanlara ait nice günahları da yükleneceklerdir. Kıyâmet günü, uydurup durdukları yalanlar ve attıkları iftirâlardan dolayı mutlaka sorguya çekileceklerdir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ankebût / 25. Ayet<br />
وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَانًاۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًاۘ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَۗ<br />
<br />
İbrâhim onlara şöyle dedi: “Sizin Allah’ı bırakıp bir takım putlar edinmenizin sebebi, sırf bu dünya hayatında birbirinize duyduğunuz sevgi bağları ve aranızda oluşturduğunuz kirli çıkar ilişkileridir. Fakat kıyâmet günü birbirinizi tanımayacak ve birbirinize lânet yağdıracaksınız. Sizin varacağınız yer ateştir; sizi oradan kurtaracak yardımcılarınız da olmayacaktır.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Rûm / 12. Ayet<br />
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ<br />
<br />
Kıyâmet koptuğu gün inkârcı suçlular, bütün kurtuluş umutlarını kaybedip derin bir suskunluğa bürünecekler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Rûm / 14. Ayet<br />
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ<br />
<br />
Kıyâmet koptuğu gün, işte o gün mü’minlerle kâfirler birbirlerinden ayrılacaklar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Rûm / 55. Ayet<br />
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَۙ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍۜ كَذٰلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ<br />
<br />
Kıyâmet koptuğu gün, inkârcı suçlular, dünyada sadece çok kısa bir süre kaldıklarına yemin edecekler. İşte onlar, vaktiyle hayattayken de hep böyle aldanıyor, hep böyle yanlışlara sürüklenip duruyorlardı.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Lokman / 34. Ayet<br />
اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ<br />
<br />
Kıyâmetin ne zaman kopacağının bilgisi yalnız Allah’ın katındadır. Yağmuru O indirir. Rahîmlerde olanı da O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz, her şeyi hakkıyla bilen, her şeyden hakkıyla haberdâr olan yalnız Allah’tır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Secde / 25. Ayet<br />
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Şüphesiz kıyâmet günü Rabbin, insanların anlaşmazlığa düştükleri bütün hususlarda haklı ile haksızı ayırmak üzere kesin hükmünü verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ahzâb / 63. Ayet<br />
يَسْـَٔلُكَ النَّاسُ عَنِ السَّاعَةِۜ قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ تَكُونُ قَر۪يبًا<br />
<br />
Rasûlüm! Sana insanlar kıyâmetin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onunla ilgili kesin bilgi ancak Allah’ın nezdindedir.” Nereden bileceksin, belki de onun vakti iyice yaklaşmıştır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Sebe' / 3. Ayet<br />
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَأْت۪ينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍۙ<br />
<br />
İnkâra saplananlar: “Başımıza öyle kıyâmet falan kopacak değil” diyorlar. De ki: “Duyular ötesi âlemi çok iyi bilen Rabbime yemin olsun ki, kıyâmet mutlaka başınıza patlayacaktır. Ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şey bile O’ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitapta kayıtlıdır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fâtır / 14. Ayet<br />
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟<br />
<br />
Onlara yalvarsanız duânızı işitmezler. İşitseler bile size cevap veremezler. Kıyâmet gününde de, sizin onları Allah’a ortak koşmuş olmanızı reddedeceklerdir. Hiç kimse bu gerçekleri sana, her şeyden hakkıyla haberdâr olan Allah gibi haber veremez.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 15. Ayet<br />
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِه۪ۜ قُلْ اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ<br />
<br />
“Artık siz O’ndan başka kime ve neye isterseniz, ona kulluk ededurun!” De ki: “Gerçek anlamda zarara uğrayanlar, kıyâmet gününde hem kendilerini hem de yakınlarını ziyana sürükleyecek olanlardır. Apaçık hüsrân işte budur!”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 24. Ayet<br />
اَفَمَنْ يَتَّق۪ي بِوَجْهِه۪ سُٓوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَق۪يلَ لِلظَّالِم۪ينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ<br />
<br />
Düşünün bakalım, kıyâmet günü elleri kelepçeli olduğu için kendini o en kötü azaba karşı ancak yüzüyle korumaya çabalayan kimse, hiç azaptan emin olan kimse gibi olur mu? O gün zâlimlere: “Dünyadayken kazandığınızın cezasını tadın!” denilir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 31. Ayet<br />
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عِنْدَ رَبِّكُمْ تَخْتَصِمُونَ۟<br />
<br />
Sonra siz kıyâmet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacak ve orada birbirinizle dâvalaşacaksınız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 47. Ayet<br />
وَلَوْ اَنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ مِنْ سُٓوءِ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَبَدَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مَا لَمْ يَكُونُوا يَحْتَسِبُونَ<br />
<br />
Yeryüzünde ne varsa hepsi, hatta bir o kadarı daha zulmedenlerin olsa, kıyâmet günü o korkunç azaptan kendilerini kurtarmak için hiç şüphesiz bunların hepsini fedâ ederlerdi. Çünkü o gün daha önce hiç hesaba katmadıkları kötü şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılacaktır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 60. Ayet<br />
وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ تَرَى الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلَى اللّٰهِ وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْمُتَكَبِّر۪ينَ<br />
<br />
Sen, Allah adına yalan uyduranların kıyâmet günü yüzlerinin kapkara kesildiğini görürsün. Büyüklük taslayanlar için cehennemde yer mi yok!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zümer / 67. Ayet<br />
وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ<br />
<br />
Onlar Allah’ı, kudret ve azametine yaraşır bir şekilde tanıyamadılar. Oysa kıyâmet günü yeryüzü bütünüyle O’nun avucunda ezilip un ufak olacak, gökler de yine O’nun elinde dürülmüş bir hâle gelecektir. Bu üstün sıfatların sahibi olan Allah, onların koştukları ortaklardan çok uzak, çok yücedir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'min / 32. Ayet<br />
وَيَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ يَوْمَ التَّنَادِۙ<br />
<br />
“Ey kavmim! Yine ben sizin hakkınızda o çağrışma, o feryâd u figân gününden korkuyorum.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'min / 46. Ayet<br />
اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّاۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ<br />
<br />
Ateş! Sabah akşam onun karşısına getirilecek ve ona maruz bırakılacaklar. Kıyâmetin kopacağı gün ise: “Firavun ehlini cehennemdeki en şiddetli azaba sürükleyin!” denilecek.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mü'min / 59. Ayet<br />
اِنَّ السَّاعَةَ لَاٰتِيَةٌ لَا رَيْبَ ف۪يهَا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ<br />
<br />
Kıyâmet mutlaka kopacak; bunda asla şüphe yoktur. Ne var ki, insanların çoğu buna inanmıyor.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fussilet / 40. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَاۜ اَفَمَنْ يُلْقٰى فِي النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْت۪ٓي اٰمِنًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ<br />
<br />
Âyetlerimiz konusunda doğru yoldan sapanlar bize asla gizli kalmaz. Düşünün bakalım; kıyâmet günü ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa büyük duruşmaya tam bir güven içinde gelen mi? İstediğinizi yapın; hiç şüphe yok ki O, bütün yaptıklarınızı görmektedir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fussilet / 47. Ayet<br />
اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِۜ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَيَوْمَ يُنَاد۪يهِمْ اَيْنَ شُرَكَٓاء۪يۙ قَالُٓوا اٰذَنَّاكَۙ مَا مِنَّا مِنْ شَه۪يدٍۚ<br />
<br />
Kıyâmetin ne zaman kopacağının bilgisi sadece Allah’a aittir. O’nun bilgisi ve izni olmadan ne bir meyve tomurcuğundan çıkabilir, ne bir dişi hâmile kalabilir, ne de hâmile olan biri doğum yapabilir. O, “Nerede bana şu ortak koştuklarınız?” diye sesleneceği gün, müşrikler: “Sana açıkça söyleyelim ki, içimizde senden başka boyun eğilecek bir ortağın bulunduğuna şâhitlik edecek hiç kimse yoktur” diyecekler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Fussilet / 50. Ayet<br />
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ<br />
<br />
Başına gelen kötülükten sonra ona tarafımızdan bir rahmet tattıracak olsak, bu defa da: “Bu, zâten benim hakkımdır. Kıyâmetin kopacağını da sanmıyorum. Ama olur da Peygamber’in haber verdiği gibi kıyâmette Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile, mutlaka O’nun yanında benim için bundan daha güzeli vardır” der. Hayır, biz o kâfirlere dünyada yaptıklarını haber verecek ve onlara kesinlikle pek şiddetli bir azap tattıracağız.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Şûrâ / 17. Ayet<br />
اَللّٰهُ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْم۪يزَانَۜ وَمَا يُدْر۪يكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَر۪يبٌ<br />
<br />
Allah, gerçekleri ortaya koymak için kitabı indirmiş ve insanlar arasında doğrulukla hükmedilmesi için adâlet kanunlarını bildirmiştir. Ne biliyorsun, belki de kıyâmetin vakti yakındır!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Şûrâ / 18. Ayet<br />
يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَاۚ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَاۙ وَيَعْلَمُونَ اَنَّهَا الْحَقُّۜ اَلَٓا اِنَّ الَّذ۪ينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ<br />
<br />
Kıyâmete inanmayanlar onun bir an önce gelmesini istiyorlar. İman edenler ise ondan korkuyor ve onun gerçek olup mutlaka geleceğini biliyorlar. Dikkat edin, kıyâmet hakkında tartışıp onu inkâr edenler, elbette derin bir sapıklık ve aldanış içindeler.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Şûrâ / 45. Ayet<br />
وَتَرٰيهُمْ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا خَاشِع۪ينَ مِنَ الذُّلِّ يَنْظُرُونَ مِنْ طَرْفٍ خَفِيٍّۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَٓا اِنَّ الظَّالِم۪ينَ ف۪ي عَذَابٍ مُق۪يمٍ<br />
<br />
Onların zillet içerisinde boyunları bükük, yürekleri tir tir o ateşin karşısına çıkarıldıklarını ve göz ucuyla etraflarına ürkek ürkek bakındıklarını göreceksin. İman edenler bu manzara karşısında diyecekler ki: “En büyük ziyâna uğrayanlar, kıyâmet günü hem kendilerini hem de âilelerini böyle hüsrâna sürükleyenlerdir.” Şunu bilin ki zâlimler, devamlı ve sonu gelmez bir azabın içinde olacaklardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zuhruf / 61. Ayet<br />
وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ<br />
<br />
İyi bilin ki Kur’an, kıyâmet hakkında kesin bilgiler veren bir kitap ve onun yakın olduğunu gösteren bir alâmettir. Öyleyse sakın kıyâmetin kopacağından şüphe etmeyin ve bana uyun. Dosdoğru yol işte budur.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zuhruf / 66. Ayet<br />
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ<br />
<br />
Onlar, hiç ummadıkları bir sırada kıyâmetin ansızın başlarına kopmasından başka bir şey mi bekliyorlar?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Zuhruf / 85. Ayet<br />
وَتَبَارَكَ الَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ<br />
<br />
Ne yücedir ve ne büyük hayır ve bereket kaynağıdır O Allah ki, göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan her şeyin mutlak mülkiyet ve hâkimiyeti O’na aittir. Kıyâmet vaktinin bilgisi yalnız O’nun katındadır. Sonunda siz de O’nun huzuruna döndürüleceksiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 17. Ayet<br />
وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْيًا بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ<br />
<br />
Onlara ayrıca din konusunda apaçık deliller verdik. Ne var ki onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki kıskançlık ve ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyâmet günü aralarında hüküm verecektir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 26. Ayet<br />
قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟<br />
<br />
De ki: “Allah size hayat veriyor, sonra sizi öldürecek, sonra da geleceğinde asla şüphe olmayan kıyâmet günü sizi bir araya toplayacaktır. Fakat insanların çoğu bunu bilmez.”<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 27. Ayet<br />
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ<br />
<br />
Göklerin ve yerin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti Allah’a aittir. Kıyâmetin koptuğu gün, evet o gün, şimdi bâtıl dâvalar peşinde koşan ve gerçeği iptale çalışanlar en büyük ziyâna uğrayacaklardır.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Câsiye / 32. Ayet<br />
وَاِذَا ق۪يلَ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ ف۪يهَا قُلْتُمْ مَا نَدْر۪ي مَا السَّاعَةُۙ اِنْ نَظُنُّ اِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِن۪ينَ<br />
<br />
“Allah’ın va‘di gerçektir ve kıyâmetin kopacağında hiçbir şüphe yoktur” dendiği zaman siz: “Kıyâmet bizim için hiçbir mâna ifade etmiyor. Onu ancak bir tahminden ibaret sanıyoruz. Onun hakkında kesin bir inanç ve bilgiye de sahip değiliz” diye karşılık vermiştiniz.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Ahkaf / 5. Ayet<br />
وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَنْ لَا يَسْتَج۪يبُ لَهُٓ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَٓائِهِمْ غَافِلُونَ<br />
<br />
Öyleyse, Allah’ı bırakıp da kıyâmete kadar duasına karşılık veremeyecek kimselere yalvarıp yakarandan daha sapık ve şaşkın kim olabilir? Çünkü, o yalvarıp yakardıkları şeylerin, bunların duasından haberi bile yoktur.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Muhammed / 18. Ayet<br />
فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ<br />
<br />
O kâfirler, yoksa kıyâmetin ansızın başlarına kopmasını mı bekliyorlar? Onun alâmetleri şimdiden ortaya çıkmıştır bile. Fakat kıyâmet koptuktan sonra, kendilerine yapılan uyarıyı hatırlayıp eyvâh demeleri neye yarar ki!<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Vâkıa / 1. Ayet<br />
اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ<br />
<br />
O kaçınılmaz ve önlenemez kıyâmet koptuğu zaman;<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mücâdele / 7. Ayet<br />
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَا يَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ وَلَا خَمْسَةٍ اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ وَلَٓا اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْثَرَ اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ اَيْنَ مَا كَانُواۚ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ<br />
<br />
Görmez misin ki, göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini Allah bilir? Üç kişi gizli bir görüşme için bir araya gelecek olsa veya fısıldaşsa mutlaka dördüncüleri Allah’tır. Beş kişi bir araya gelse veya fısıldaşsa altıncıları mutlaka Allah’tır. Bundan daha az veya daha çok sayıda kişi her nerede bir araya gelirse gelsin, ne fısıldaşırsa fısıldaşsın Allah mutlaka yanlarındadır. Sonra da Allah onlara yaptıklarını kıyâmet gününde tek tek bildirecektir. Doğrusu Allah, her şeyi hakkıyla bilir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Mümtehine / 3. Ayet<br />
لَنْ تَنْفَعَكُمْ اَرْحَامُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْۚۛ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۚۛ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ<br />
<br />
Kıyâmet günü ne yakınlarınızın size faydası olacaktır, ne de çocuklarınızın. Çünkü Allah o gün aranızı ayıracaktır. Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kalem / 39. Ayet<br />
اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ<br />
<br />
Yoksa, “siz neye hükmederseniz o sizin olur” diye, kıyâmet gününe kadar geçerli olmak üzere size yeminle verilmiş sözümüz mü var?<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Hâkka / 15. Ayet<br />
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ<br />
<br />
İşte o gün olacak olur; kaçınılması ve engellenmesi mümkün olmayan kıyâmet kopar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Kıyamet / 6. Ayet<br />
يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ<br />
<br />
Alay ederek: “Ne zamanmış o kıyâmet günü?” diye sorar.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Nâziât / 42. Ayet<br />
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ<br />
<br />
Rasûlüm! Sana kıyâmeten soruyorlar: “Ne zaman gelip demir atacak?” diye.<br />
<br />
***________________***<br />
<br />
Gâşiye / 1. Ayet<br />
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ<br />
<br />
Dehşetli felâketleri her şeyi sarıp kaplayacak olan kıyâmetin haberi sana geldi, değil mi?<br />
<br />
***________________*** <br />
<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyametin alâmetleri ile ilgili ayetler]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=28010</link>
			<pubDate>Sat, 22 Jun 2024 11:01:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=28010</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kıyametin alâmetleri ile ilgili ayetler</span></span><br />
<br />
 فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا<br />
<br />
Artık Ye’cûc ve Me’cûc ne seddi aşabildiler, ne de onda bir delik açabildiler. <br />
<br />
Kehf / 97. Ayet <br />
<br />
 قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقًّاۜ<br />
<br />
Zülkarneyn: “Bu set, Rabbimin kullarına bir rahmetidir. Fakat Rabbimin belirlediği vakit gelince onu yerle bir edecektir. Çünkü Rabbimin va‘di haktır ve mutlaka gerçekleşecektir” dedi. <br />
<br />
Enbiyâ / 96. Ayet <br />
<br />
 وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِم۪ينَ<br />
<br />
Artık gerçekleşeceği kesin olan kıyâmetin de vakti gelip çatmıştır. İşte o zaman, hayatları boyu küfürde ısrar etmiş olanların gözleri dehşetten donup kalacak: “Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz bu ânı hiç hesaba katmıyor, sanki o hiç gelmeyecekmiş gibi tam bir umursamazlık içinde davranıyorduk. Meğer biz ne yanlışlık yapmış, kendimize yazık etmişiz!” diye feryat edecekler. <br />
<br />
Enbiyâ / 97. Ayet <br />
<br />
<br />
 وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟<br />
<br />
Kıyâmet yaklaşıp onlara verilen azap sözü başlarına geldiği zaman yerden bir canlı çıkarırız. O da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler. <br />
<br />
Neml / 82. Ayet <br />
<br />
 فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ<br />
<br />
Süleyman’ın ölümünü takdir edip canını aldığımızda, son derece ağır işlerde çalışan cinler, onun öldüğünü ancak üzerine dayandığı değneğini kemiren bir ağaç kurdu sayesinde fark edebildiler. Değnek kırılıp Süleyman yere yıkılınca anlaşıldı ki, eğer cinler gerçekten duyularının ötesinde olup bitenleri bilmiş olsalardı, Süleyman öldüğü halde, kendilerini böyle zelil ve perişan eden ağır işleri yapmaya devam etmezlerdi. <br />
<br />
Sebe' / 14. Ayet <br />
<br />
 فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ<br />
<br />
O halde sana vahyolunan Kur’an’a sımsıkı sarıl! Çünkü sen gerçekten dosdoğru bir yoldasın. <br />
<br />
Zuhruf / 43. Ayet <br />
<br />
 فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ<br />
<br />
O kâfirler, yoksa kıyâmetin ansızın başlarına kopmasını mı bekliyorlar? Onun alâmetleri şimdiden ortaya çıkmıştır bile. Fakat kıyâmet koptuktan sonra, kendilerine yapılan uyarıyı hatırlayıp eyvâh demeleri neye yarar ki! <br />
<br />
Muhammed / 18. Ayet <br />
<br />
 لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ<br />
<br />
Yemin ederim o kıyâmet gününe. <br />
<br />
Kıyamet / 1. Ayet <br />
<br />
 يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ<br />
<br />
Alay ederek: “Ne zamanmış o kıyâmet günü?” diye sorar. <br />
<br />
Kıyamet / 6. Ayet <br />
<br />
<br />
يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ<br />
<br />
O gün bir sarsıntı dünyayı şiddetle sarsar her şeyi yıkar.<br />
<br />
Nâziât Sûresi 6<br />
<br />
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ<br />
<br />
Onu arkadan gelip insanları kabirlerinden kaldıran ikinci sarsıntı izler.<br />
<br />
Nâziât Sûresi 7<br />
<br />
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ<br />
<br />
İşte o gün yürekler korku ile titrer.<br />
<br />
Nâziât Sûresi 8<br />
<br />
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
<br />
إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ <br />
<br />
Güneş, dürüldüğü zaman, Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü zaman, Gebe develer salıverildiği zaman. Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman, Denizler kaynatıldığı zaman, Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman. (8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, Amel defterleri açıldığı zaman, Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman,Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.<br />
<br />
Tekvir suresi 1 ile 14. ayetler<br />
<br />
Bakara Suresi, 85. ayet:<br />
<br />
Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.<br />
<br />
Bakara Suresi, 113. ayet:<br />
<br />
Yahudiler dediler ki: "Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir"; Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir" dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir.<br />
<br />
Bakara Suresi, 174. ayet:<br />
<br />
Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.<br />
<br />
Bakara Suresi, 212. ayet:<br />
<br />
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 55. ayet:<br />
<br />
Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 77. ayet:<br />
<br />
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 161. ayet:<br />
<br />
Hiçbir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 180. ayet:<br />
<br />
Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 185. ayet:<br />
<br />
Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 194. ayet:<br />
<br />
"Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin."<br />
<br />
Nisa Suresi, 87. ayet:<br />
<br />
Allah; O'ndan başka İlah yoktur. Kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kimdir?<br />
<br />
Nisa Suresi, 109. ayet:<br />
<br />
İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Peki kıyamet günü onlardan yana Allah'a mücadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?<br />
<br />
Nisa Suresi, 141. ayet:<br />
<br />
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse: "Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.<br />
<br />
Nisa Suresi, 159. ayet:<br />
<br />
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.<br />
<br />
Maide Suresi, 14. ayet:<br />
<br />
Ve: "Biz Hıristiyanlarız" diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece Biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.<br />
<br />
Maide Suresi, 36. ayet:<br />
<br />
Gerçek şu ki, inkar edenler, yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.<br />
<br />
Maide Suresi, 64. ayet:<br />
<br />
Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.<br />
<br />
En'am Suresi, 12. ayet:<br />
<br />
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti Kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.<br />
<br />
Araf Suresi, 32. ayet:<br />
<br />
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.<br />
<br />
Araf Suresi, 167. ayet:<br />
<br />
İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir.<br />
<br />
Araf Suresi, 172. ayet:<br />
<br />
Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.<br />
<br />
Yunus Suresi, 60. ayet:<br />
<br />
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.<br />
<br />
Hud Suresi, 60. ayet:<br />
<br />
Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkar ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi).<br />
<br />
Hud Suresi, 98. ayet:<br />
<br />
O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..<br />
<br />
Hud Suresi, 99. ayet:<br />
<br />
Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.<br />
<br />
Yusuf Suresi, 107. ayet:<br />
<br />
Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?<br />
<br />
Nahl Suresi, 25. ayet:<br />
<br />
Kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.<br />
<br />
Nahl Suresi, 27. ayet:<br />
<br />
Sonra (Allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında (mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir."<br />
<br />
Nahl Suresi, 124. ayet:<br />
<br />
Cumartesi, ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz Rabbin, onların ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecektir.<br />
<br />
İsra Suresi, 13. ayet:<br />
<br />
Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.<br />
<br />
İsra Suresi, 58. ayet:<br />
<br />
Hiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce Biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.<br />
<br />
İsra Suresi, 62. ayet:<br />
<br />
Demişti ki: "Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.<br />
<br />
İsra Suresi, 97. ayet:<br />
<br />
Allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, Biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız.<br />
<br />
Kehf Suresi, 21. ayet:<br />
<br />
Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler.<br />
<br />
Kehf Suresi, 36. ayet:<br />
<br />
"Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."<br />
<br />
Kehf Suresi, 105. ayet:<br />
<br />
İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.<br />
<br />
Meryem Suresi, 75. ayet:<br />
<br />
De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.<br />
<br />
Meryem Suresi, 95. ayet:<br />
<br />
Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir.<br />
<br />
Taha Suresi, 15. ayet:<br />
<br />
"Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."<br />
<br />
Taha Suresi, 100. ayet:<br />
<br />
Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir.<br />
<br />
Taha Suresi, 101. ayet:<br />
<br />
O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.<br />
<br />
Taha Suresi, 124. ayet:<br />
<br />
"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."<br />
<br />
Enbiya Suresi, 47. ayet:<br />
<br />
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz.<br />
<br />
Enbiya Suresi, 49. ayet:<br />
<br />
Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'<br />
<br />
Hac Suresi, 1. ayet:<br />
<br />
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.<br />
<br />
Hac Suresi, 7. ayet:<br />
<br />
Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.<br />
<br />
Hac Suresi, 9. ayet:<br />
<br />
Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp-kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.<br />
<br />
Hac Suresi, 17. ayet:<br />
<br />
Gerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii) Hıristiyanlar, ateşe tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde şahid olandır.<br />
<br />
Hac Suresi, 55. ayet:<br />
<br />
İnkar edenler ise, kıyamet-saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) yana şüphe içinde sür-git kalacaklardır.<br />
<br />
Hac Suresi, 69. ayet:<br />
<br />
"Allah, kıyamet günü, kendisinde ihtilafa düştüğünüz şey hakkında aranızda hükmedecektir."<br />
<br />
Mü'minun Suresi, 16. ayet:<br />
<br />
Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.<br />
<br />
Furkan Suresi, 11. ayet:<br />
<br />
Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık.<br />
<br />
Furkan Suresi, 69. ayet:<br />
<br />
Kıyamet günü, azap ona kat kat artırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır.<br />
<br />
Kasas Suresi, 41. ayet:<br />
<br />
Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.<br />
<br />
Kasas Suresi, 42. ayet:<br />
<br />
Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır.<br />
<br />
Kasas Suresi, 61. ayet:<br />
<br />
Şimdi, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?<br />
<br />
Kasas Suresi, 71. ayet:<br />
<br />
De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek İlah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?"<br />
<br />
Kasas Suresi, 72. ayet:<br />
<br />
De ki: "Gördünüz mü söyleyin, Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek İlah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz?<br />
<br />
Ankebut Suresi, 13. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.<br />
<br />
Ankebut Suresi, 25. ayet:<br />
<br />
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur."<br />
<br />
Rum Suresi, 12. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar.<br />
<br />
Rum Suresi, 14. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (mü'minlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar.<br />
<br />
Rum Suresi, 55. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.<br />
<br />
Lokman Suresi, 34. ayet:<br />
<br />
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın Katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır.<br />
<br />
Secde Suresi, 25. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz, senin Rabbin, ihtilafa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü aralarında 'hükmünü verip ayıracaktır'.<br />
<br />
Ahzab Suresi, 63. ayet:<br />
<br />
İnsanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın Katındadır." Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.<br />
<br />
Sebe Suresi, 3. ayet:<br />
<br />
İnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır."<br />
<br />
Fatır Suresi, 14. ayet:<br />
<br />
Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır. (Bunu herşeyden) Haberi olan Allah gibi sana (hiç kimse) haber vermez.<br />
<br />
Zümer Suresi, 15. ayet:<br />
<br />
"Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir."<br />
<br />
Zümer Suresi, 24. ayet:<br />
<br />
Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir.<br />
<br />
Zümer Suresi, 31. ayet:<br />
<br />
Sonra şüphesiz sizler, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.<br />
<br />
Zümer Suresi, 47. ayet:<br />
<br />
Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azaptan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için açığa çıkmıştır.<br />
<br />
Zümer Suresi, 60. ayet:<br />
<br />
Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?<br />
<br />
Zümer Suresi, 67. ayet:<br />
<br />
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve Yücedir.<br />
<br />
Mü'min Suresi, 32. ayet:<br />
<br />
"Ve ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum."<br />
<br />
Mü'min Suresi, 46. ayet:<br />
<br />
Ateş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek).<br />
<br />
Mü'min Suresi, 59. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiçbir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar.<br />
<br />
Fussilet Suresi, 40. ayet:<br />
<br />
Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.<br />
<br />
Fussilet Suresi, 47. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin ilmi O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara: "Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün, dediler ki: "Sana arzettik ki, bizden hiçbir şahid yok."<br />
<br />
Fussilet Suresi, 50. ayet:<br />
<br />
Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun Katında benim için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun Biz, o kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azaptan taddıracağız.<br />
<br />
Şura Suresi, 17. ayet:<br />
<br />
Ki Allah, hak olmak üzere kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır.<br />
<br />
Şura Suresi, 18. ayet:<br />
<br />
Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır. İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun; kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir sapıklık içindedirler.<br />
<br />
Şura Suresi, 45. ayet:<br />
<br />
Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir azap içindedirler.<br />
<br />
Zuhruf Suresi, 61. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.<br />
<br />
Zuhruf Suresi, 66. ayet:<br />
<br />
Onlar, hiç şuurunda değilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden başkasını mı gözlüyorlar?<br />
<br />
Zuhruf Suresi, 85. ayet:<br />
<br />
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Kendisi'nin olan (Allah) ne Yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun Katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.<br />
<br />
Casiye Suresi, 17. ayet:<br />
<br />
Ve onlara bu emirden açık belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan' dolayı ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.<br />
<br />
Casiye Suresi, 26. ayet:<br />
<br />
De ki: "Allah sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor, sonra kendisinde hiçbir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi biraraya getirip-toplayacaktır. Ancak insanların çoğu bilmezler."<br />
<br />
Casiye Suresi, 27. ayet:<br />
<br />
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.<br />
<br />
Casiye Suresi, 32. ayet:<br />
<br />
"Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.<br />
<br />
Ahkaf Suresi, 5. ayet:<br />
<br />
Allah'ı bırakıp kıyamet gününe kadar kendisine icabet etmeyecek şeylere tapandan daha sapmış kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.<br />
<br />
Muhammed Suresi, 18. ayet:<br />
<br />
Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar?<br />
<br />
Vakıa Suresi, 1. ayet:<br />
<br />
Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,<br />
<br />
Mücadele Suresi, 7. ayet:<br />
<br />
Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir.<br />
<br />
Mümtehine Suresi, 3. ayet:<br />
<br />
Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.<br />
<br />
Kalem Suresi, 39. ayet:<br />
<br />
Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.<br />
<br />
Hakka Suresi, 15. ayet:<br />
<br />
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur.<br />
<br />
Kıyamet Suresi, 6. ayet:<br />
<br />
"Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.<br />
<br />
Nazi'at Suresi, 42. ayet:<br />
<br />
"O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.<br />
<br />
Gaşiye Suresi, 1. ayet:<br />
<br />
(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?<br />
<br />
 (Ye’cuc, Me’cuc) ne onu aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetirebildiler.(18/Kehf 97)<br />
<br />
Dedi ki: “Bu, Rabbimin rahmetidir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır.” (18/Kehf 98)<br />
<br />
bk. 21/Enbiyâ, 96<br />
<br />
 Ye’cuc ve Me’cuc’un (seddi) açıldığında, her yerden akın ederler.(21/Enbiyâ 96)<br />
<br />
 Hak olan vaad/kıyamet yaklaşmıştır. (O, vuku bulduğunda) kâfirlerin gözleri yuvalarından fırlayacak ve (diyecekler ki:) “Eyvahlar olsun bize! Muhakkak ki biz, bundan gaflet içerisindeydik. (Hayır, öyle değil!) Bilakis, biz zalimler idik.”(21/Enbiyâ 97)<br />
<br />
O söz/kıyamet başlarına gelip (zamanı yaklaşınca) onlara yerden kendileriyle konuşan bir Dabbe (olağanüstü bir canlı) çıkarırız. Onlara: “İnsanlar bizim ayetlerimize yakinen inanmıyorlardı.” (der)(27/Neml 82)<br />
<br />
“Dabbe” kıyamet yaklaştığında yerden çıkarılacak ve insanlarla konuşacak olan bir canlıdır. Kıyametin yaklaştığının alametidir.<br />
<br />
 Onlar, kıyametin ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? İşte, onun alametleri gelmiştir. (Kıyamet) başlarına geldiğinde nasıl öğüt alacaklar ki?(47/Muhammed 18)<br />
“Kıyamet ne zaman?” diye sorar.(75/Kıyâmet 6)<br />
 Göz kamaştığı zaman,(75/Kıyâmet 7)<br />
<br />
Ay karardığı zaman,(75/Kıyâmet 8)<br />
Güneş ve Ay bir araya toplandığı zaman.(75/Kıyâmet 9)<br />
<br />
 O gün insan: “Kaçış nereye?” der.(75/Kıyâmet 10)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kıyametin alâmetleri ile ilgili ayetler</span></span><br />
<br />
 فَمَا اسْطَاعُٓوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا<br />
<br />
Artık Ye’cûc ve Me’cûc ne seddi aşabildiler, ne de onda bir delik açabildiler. <br />
<br />
Kehf / 97. Ayet <br />
<br />
 قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّٓاءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقًّاۜ<br />
<br />
Zülkarneyn: “Bu set, Rabbimin kullarına bir rahmetidir. Fakat Rabbimin belirlediği vakit gelince onu yerle bir edecektir. Çünkü Rabbimin va‘di haktır ve mutlaka gerçekleşecektir” dedi. <br />
<br />
Enbiyâ / 96. Ayet <br />
<br />
 وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَاِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ اَبْصَارُ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا ف۪ي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِم۪ينَ<br />
<br />
Artık gerçekleşeceği kesin olan kıyâmetin de vakti gelip çatmıştır. İşte o zaman, hayatları boyu küfürde ısrar etmiş olanların gözleri dehşetten donup kalacak: “Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz bu ânı hiç hesaba katmıyor, sanki o hiç gelmeyecekmiş gibi tam bir umursamazlık içinde davranıyorduk. Meğer biz ne yanlışlık yapmış, kendimize yazık etmişiz!” diye feryat edecekler. <br />
<br />
Enbiyâ / 97. Ayet <br />
<br />
<br />
 وَاِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ اَخْرَجْنَا لَهُمْ دَٓابَّةً مِنَ الْاَرْضِ تُكَلِّمُهُمْۙ اَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِاٰيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ۟<br />
<br />
Kıyâmet yaklaşıp onlara verilen azap sözü başlarına geldiği zaman yerden bir canlı çıkarırız. O da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler. <br />
<br />
Neml / 82. Ayet <br />
<br />
 فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ<br />
<br />
Süleyman’ın ölümünü takdir edip canını aldığımızda, son derece ağır işlerde çalışan cinler, onun öldüğünü ancak üzerine dayandığı değneğini kemiren bir ağaç kurdu sayesinde fark edebildiler. Değnek kırılıp Süleyman yere yıkılınca anlaşıldı ki, eğer cinler gerçekten duyularının ötesinde olup bitenleri bilmiş olsalardı, Süleyman öldüğü halde, kendilerini böyle zelil ve perişan eden ağır işleri yapmaya devam etmezlerdi. <br />
<br />
Sebe' / 14. Ayet <br />
<br />
 فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ<br />
<br />
O halde sana vahyolunan Kur’an’a sımsıkı sarıl! Çünkü sen gerçekten dosdoğru bir yoldasın. <br />
<br />
Zuhruf / 43. Ayet <br />
<br />
 فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةًۚ فَقَدْ جَٓاءَ اَشْرَاطُهَاۚ فَاَنّٰى لَهُمْ اِذَا جَٓاءَتْهُمْ ذِكْرٰيهُمْ<br />
<br />
O kâfirler, yoksa kıyâmetin ansızın başlarına kopmasını mı bekliyorlar? Onun alâmetleri şimdiden ortaya çıkmıştır bile. Fakat kıyâmet koptuktan sonra, kendilerine yapılan uyarıyı hatırlayıp eyvâh demeleri neye yarar ki! <br />
<br />
Muhammed / 18. Ayet <br />
<br />
 لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ<br />
<br />
Yemin ederim o kıyâmet gününe. <br />
<br />
Kıyamet / 1. Ayet <br />
<br />
 يَسْـَٔلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ<br />
<br />
Alay ederek: “Ne zamanmış o kıyâmet günü?” diye sorar. <br />
<br />
Kıyamet / 6. Ayet <br />
<br />
<br />
يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ<br />
<br />
O gün bir sarsıntı dünyayı şiddetle sarsar her şeyi yıkar.<br />
<br />
Nâziât Sûresi 6<br />
<br />
تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ<br />
<br />
Onu arkadan gelip insanları kabirlerinden kaldıran ikinci sarsıntı izler.<br />
<br />
Nâziât Sûresi 7<br />
<br />
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ<br />
<br />
İşte o gün yürekler korku ile titrer.<br />
<br />
Nâziât Sûresi 8<br />
<br />
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ<br />
<br />
إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ <br />
<br />
Güneş, dürüldüğü zaman, Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman, Dağlar, yürütüldüğü zaman, Gebe develer salıverildiği zaman. Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman, Denizler kaynatıldığı zaman, Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman. (8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, Amel defterleri açıldığı zaman, Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman,Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.<br />
<br />
Tekvir suresi 1 ile 14. ayetler<br />
<br />
Bakara Suresi, 85. ayet:<br />
<br />
Sonra (yine) siz, birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarından sürüp-çıkarıyor ve günah ve düşmanlıkla aleyhlerinde ittifaklar kuruyor ve size esir olarak geldiklerinde onlarla fidyeleşiyordunuz. Oysa onları çıkarmanız, size haram kılınmıştı. Yoksa siz, kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların dünya hayatındaki cezası aşağılık olmaktan başka değildir; kıyamet gününde de azabın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.<br />
<br />
Bakara Suresi, 113. ayet:<br />
<br />
Yahudiler dediler ki: "Hıristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir"; Hıristiyanlar da: "Yahudiler bir şey üzere değillerdir" dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler (bilgisizler) de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir.<br />
<br />
Bakara Suresi, 174. ayet:<br />
<br />
Allah'ın indirdiği Kitap'tan bir şeyi göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.<br />
<br />
Bakara Suresi, 212. ayet:<br />
<br />
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 55. ayet:<br />
<br />
Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 77. ayet:<br />
<br />
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar... İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 161. ayet:<br />
<br />
Hiçbir peygambere, emanete ihanet yaraşmaz. Kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiğiyle gelir. Sonra her nefis ne kazandıysa, (ona) eksiksiz olarak ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 180. ayet:<br />
<br />
Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 185. ayet:<br />
<br />
Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.<br />
<br />
Al-i İmran Suresi, 194. ayet:<br />
<br />
"Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin."<br />
<br />
Nisa Suresi, 87. ayet:<br />
<br />
Allah; O'ndan başka İlah yoktur. Kendisinde hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizleri muhakkak toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kimdir?<br />
<br />
Nisa Suresi, 109. ayet:<br />
<br />
İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Peki kıyamet günü onlardan yana Allah'a mücadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?<br />
<br />
Nisa Suresi, 141. ayet:<br />
<br />
Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte değil miydik?" derler. Ama kafirlere bir pay düşerse: "Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?" derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.<br />
<br />
Nisa Suresi, 159. ayet:<br />
<br />
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.<br />
<br />
Maide Suresi, 14. ayet:<br />
<br />
Ve: "Biz Hıristiyanlarız" diyenlerden kesin söz (misak) almıştık. Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece Biz de, kıyamete kadar aralarında kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.<br />
<br />
Maide Suresi, 36. ayet:<br />
<br />
Gerçek şu ki, inkar edenler, yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa, bununla da kıyamet gününün azabından (kurtulmak için) fidye vermeye kalkışsalar, yine onlardan kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.<br />
<br />
Maide Suresi, 64. ayet:<br />
<br />
Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler. Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun taşkınlıklarını ve inkarlarını artıracaktır. Biz de onların arasına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin salıverdik. Onlar ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuğa çalışırlar. Allah ise bozguncuları sevmez.<br />
<br />
En'am Suresi, 12. ayet:<br />
<br />
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti Kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır.<br />
<br />
Araf Suresi, 32. ayet:<br />
<br />
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.<br />
<br />
Araf Suresi, 167. ayet:<br />
<br />
İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir.<br />
<br />
Araf Suresi, 172. ayet:<br />
<br />
Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.<br />
<br />
Yunus Suresi, 60. ayet:<br />
<br />
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.<br />
<br />
Hud Suresi, 60. ayet:<br />
<br />
Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkar ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi).<br />
<br />
Hud Suresi, 98. ayet:<br />
<br />
O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir yerdir..<br />
<br />
Hud Suresi, 99. ayet:<br />
<br />
Onlar, burda da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. (Bu) Verilen bağış, ne kötü bir bağıştır.<br />
<br />
Yusuf Suresi, 107. ayet:<br />
<br />
Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?<br />
<br />
Nahl Suresi, 25. ayet:<br />
<br />
Kıyamet gününde kendi günahlarının tümünü ve bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için. Bak, ne kötü yük yükleniyorlar.<br />
<br />
Nahl Suresi, 27. ayet:<br />
<br />
Sonra (Allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Haklarında (mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki: "Bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir."<br />
<br />
Nahl Suresi, 124. ayet:<br />
<br />
Cumartesi, ancak onda ihtilafa düşenlere (farz) kılındı. Şüphesiz Rabbin, onların ihtilaf ettikleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecektir.<br />
<br />
İsra Suresi, 13. ayet:<br />
<br />
Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.<br />
<br />
İsra Suresi, 58. ayet:<br />
<br />
Hiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce Biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.<br />
<br />
İsra Suresi, 62. ayet:<br />
<br />
Demişti ki: "Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.<br />
<br />
İsra Suresi, 97. ayet:<br />
<br />
Allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O'nun dışında asla veliler bulamazsın. Kıyamet günü, Biz onları yüzükoyun körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir; ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız.<br />
<br />
Kehf Suresi, 21. ayet:<br />
<br />
Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler.<br />
<br />
Kehf Suresi, 36. ayet:<br />
<br />
"Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım."<br />
<br />
Kehf Suresi, 105. ayet:<br />
<br />
İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız.<br />
<br />
Meryem Suresi, 75. ayet:<br />
<br />
De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah), ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki) daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir.<br />
<br />
Meryem Suresi, 95. ayet:<br />
<br />
Ve onların hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir.<br />
<br />
Taha Suresi, 15. ayet:<br />
<br />
"Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."<br />
<br />
Taha Suresi, 100. ayet:<br />
<br />
Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah-yükü yüklenecektir.<br />
<br />
Taha Suresi, 101. ayet:<br />
<br />
O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.<br />
<br />
Taha Suresi, 124. ayet:<br />
<br />
"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."<br />
<br />
Enbiya Suresi, 47. ayet:<br />
<br />
Biz ise, kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz. Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz. Hesap görücüler olarak Biz yeteriz.<br />
<br />
Enbiya Suresi, 49. ayet:<br />
<br />
Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'<br />
<br />
Hac Suresi, 1. ayet:<br />
<br />
Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.<br />
<br />
Hac Suresi, 7. ayet:<br />
<br />
Gerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir.<br />
<br />
Hac Suresi, 9. ayet:<br />
<br />
Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp-kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız.<br />
<br />
Hac Suresi, 17. ayet:<br />
<br />
Gerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii) Hıristiyanlar, ateşe tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde şahid olandır.<br />
<br />
Hac Suresi, 55. ayet:<br />
<br />
İnkar edenler ise, kıyamet-saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) yana şüphe içinde sür-git kalacaklardır.<br />
<br />
Hac Suresi, 69. ayet:<br />
<br />
"Allah, kıyamet günü, kendisinde ihtilafa düştüğünüz şey hakkında aranızda hükmedecektir."<br />
<br />
Mü'minun Suresi, 16. ayet:<br />
<br />
Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz.<br />
<br />
Furkan Suresi, 11. ayet:<br />
<br />
Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık.<br />
<br />
Furkan Suresi, 69. ayet:<br />
<br />
Kıyamet günü, azap ona kat kat artırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır.<br />
<br />
Kasas Suresi, 41. ayet:<br />
<br />
Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler.<br />
<br />
Kasas Suresi, 42. ayet:<br />
<br />
Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır.<br />
<br />
Kasas Suresi, 61. ayet:<br />
<br />
Şimdi, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?<br />
<br />
Kasas Suresi, 71. ayet:<br />
<br />
De ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek İlah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz?"<br />
<br />
Kasas Suresi, 72. ayet:<br />
<br />
De ki: "Gördünüz mü söyleyin, Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek İlah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz?<br />
<br />
Ankebut Suresi, 13. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir.<br />
<br />
Ankebut Suresi, 25. ayet:<br />
<br />
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur."<br />
<br />
Rum Suresi, 12. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar umutsuzca yıkılırlar.<br />
<br />
Rum Suresi, 14. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (mü'minlerle kafirler birbirlerinden) ayrılırlar.<br />
<br />
Rum Suresi, 55. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.<br />
<br />
Lokman Suresi, 34. ayet:<br />
<br />
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın Katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır.<br />
<br />
Secde Suresi, 25. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz, senin Rabbin, ihtilafa düştükleri şeyler konusunda kıyamet günü aralarında 'hükmünü verip ayıracaktır'.<br />
<br />
Ahzab Suresi, 63. ayet:<br />
<br />
İnsanlar, sana kıyamet-saatini sorarlar; de ki: "Onun bilgisi yalnızca Allah'ın Katındadır." Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakın da olabilir.<br />
<br />
Sebe Suresi, 3. ayet:<br />
<br />
İnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır."<br />
<br />
Fatır Suresi, 14. ayet:<br />
<br />
Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır. (Bunu herşeyden) Haberi olan Allah gibi sana (hiç kimse) haber vermez.<br />
<br />
Zümer Suresi, 15. ayet:<br />
<br />
"Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini, hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir."<br />
<br />
Zümer Suresi, 24. ayet:<br />
<br />
Kıyamet günü o kötü azaptan kendini yüzü ile kim koruyabilecek? Ve zalimlere "Kazandığınızı tadın" denmiştir.<br />
<br />
Zümer Suresi, 31. ayet:<br />
<br />
Sonra şüphesiz sizler, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.<br />
<br />
Zümer Suresi, 47. ayet:<br />
<br />
Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azaptan (kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi. Oysa, onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri için açığa çıkmıştır.<br />
<br />
Zümer Suresi, 60. ayet:<br />
<br />
Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?<br />
<br />
Zümer Suresi, 67. ayet:<br />
<br />
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve Yücedir.<br />
<br />
Mü'min Suresi, 32. ayet:<br />
<br />
"Ve ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum."<br />
<br />
Mü'min Suresi, 46. ayet:<br />
<br />
Ateş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek).<br />
<br />
Mü'min Suresi, 59. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiçbir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar.<br />
<br />
Fussilet Suresi, 40. ayet:<br />
<br />
Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.<br />
<br />
Fussilet Suresi, 47. ayet:<br />
<br />
Kıyamet-saatinin ilmi O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara: "Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün, dediler ki: "Sana arzettik ki, bizden hiçbir şahid yok."<br />
<br />
Fussilet Suresi, 50. ayet:<br />
<br />
Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun Katında benim için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun Biz, o kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azaptan taddıracağız.<br />
<br />
Şura Suresi, 17. ayet:<br />
<br />
Ki Allah, hak olmak üzere kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır.<br />
<br />
Şura Suresi, 18. ayet:<br />
<br />
Onda acele edenler, (gerçekte) ona inanmayanlardır. İman edenler ise, ona karşı bir korku içindedirler ve onun gerçekten hak olduğunu bilirler. Haberiniz olsun; kıyamet-saati konusunda tartışanlar, gerçekte uzak bir sapıklık içindedirler.<br />
<br />
Şura Suresi, 45. ayet:<br />
<br />
Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüş bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar. İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı bir azap içindedirler.<br />
<br />
Zuhruf Suresi, 61. ayet:<br />
<br />
Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.<br />
<br />
Zuhruf Suresi, 66. ayet:<br />
<br />
Onlar, hiç şuurunda değilken kendilerine apansız geliverecek olan kıyamet-saatinden başkasını mı gözlüyorlar?<br />
<br />
Zuhruf Suresi, 85. ayet:<br />
<br />
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü Kendisi'nin olan (Allah) ne Yücedir. Kıyamet-saatinin ilmi O'nun Katındadır ve O'na döndürüleceksiniz.<br />
<br />
Casiye Suresi, 17. ayet:<br />
<br />
Ve onlara bu emirden açık belgeler verdik. Fakat onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'hakka tecavüz ve azgınlıktan' dolayı ihtilafa düştüler. Şüphesiz Rabbin, hakkında ihtilafa düştükleri şeyde kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.<br />
<br />
Casiye Suresi, 26. ayet:<br />
<br />
De ki: "Allah sizi diriltiyor, sonra sizi öldürüyor, sonra kendisinde hiçbir kuşku olmayan kıyamet günü O sizi biraraya getirip-toplayacaktır. Ancak insanların çoğu bilmezler."<br />
<br />
Casiye Suresi, 27. ayet:<br />
<br />
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.<br />
<br />
Casiye Suresi, 32. ayet:<br />
<br />
"Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet-saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet-saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)da bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.<br />
<br />
Ahkaf Suresi, 5. ayet:<br />
<br />
Allah'ı bırakıp kıyamet gününe kadar kendisine icabet etmeyecek şeylere tapandan daha sapmış kimdir? Oysa onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.<br />
<br />
Muhammed Suresi, 18. ayet:<br />
<br />
Artık onlar, kıyamet-saatinin kendilerine apansız gelmesinden başkasını mı gözlüyorlar? İşte onun işaretleri gelmiştir. Fakat kendilerine geldikten sonra öğüt alıp-düşünmeleri onlara neyi sağlar?<br />
<br />
Vakıa Suresi, 1. ayet:<br />
<br />
Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,<br />
<br />
Mücadele Suresi, 7. ayet:<br />
<br />
Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir.<br />
<br />
Mümtehine Suresi, 3. ayet:<br />
<br />
Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.<br />
<br />
Kalem Suresi, 39. ayet:<br />
<br />
Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.<br />
<br />
Hakka Suresi, 15. ayet:<br />
<br />
İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur.<br />
<br />
Kıyamet Suresi, 6. ayet:<br />
<br />
"Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.<br />
<br />
Nazi'at Suresi, 42. ayet:<br />
<br />
"O ne zaman demir atacak?" diye, sana kıyamet-saatini soruyorlar.<br />
<br />
Gaşiye Suresi, 1. ayet:<br />
<br />
(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?<br />
<br />
 (Ye’cuc, Me’cuc) ne onu aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetirebildiler.(18/Kehf 97)<br />
<br />
Dedi ki: “Bu, Rabbimin rahmetidir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi haktır.” (18/Kehf 98)<br />
<br />
bk. 21/Enbiyâ, 96<br />
<br />
 Ye’cuc ve Me’cuc’un (seddi) açıldığında, her yerden akın ederler.(21/Enbiyâ 96)<br />
<br />
 Hak olan vaad/kıyamet yaklaşmıştır. (O, vuku bulduğunda) kâfirlerin gözleri yuvalarından fırlayacak ve (diyecekler ki:) “Eyvahlar olsun bize! Muhakkak ki biz, bundan gaflet içerisindeydik. (Hayır, öyle değil!) Bilakis, biz zalimler idik.”(21/Enbiyâ 97)<br />
<br />
O söz/kıyamet başlarına gelip (zamanı yaklaşınca) onlara yerden kendileriyle konuşan bir Dabbe (olağanüstü bir canlı) çıkarırız. Onlara: “İnsanlar bizim ayetlerimize yakinen inanmıyorlardı.” (der)(27/Neml 82)<br />
<br />
“Dabbe” kıyamet yaklaştığında yerden çıkarılacak ve insanlarla konuşacak olan bir canlıdır. Kıyametin yaklaştığının alametidir.<br />
<br />
 Onlar, kıyametin ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? İşte, onun alametleri gelmiştir. (Kıyamet) başlarına geldiğinde nasıl öğüt alacaklar ki?(47/Muhammed 18)<br />
“Kıyamet ne zaman?” diye sorar.(75/Kıyâmet 6)<br />
 Göz kamaştığı zaman,(75/Kıyâmet 7)<br />
<br />
Ay karardığı zaman,(75/Kıyâmet 8)<br />
Güneş ve Ay bir araya toplandığı zaman.(75/Kıyâmet 9)<br />
<br />
 O gün insan: “Kaçış nereye?” der.(75/Kıyâmet 10)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz Mehdi ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=22008</link>
			<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 14:16:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=22008</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz Mehdi ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu</span></span><br />
<br />
HAZRET-İ MEHDİ ALEYHİSSELÂM<br />
<br />
Mehdi; kelime olarak hidayet kökünden gelir. Allah-u Teâlâ’nın hidayetine ermiş mânâsını taşır. “Allah-u Teâlâ’nın izniyle hidayete erdirecek.” mânâsını da ifade eder.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasına çok az bir zaman kala Hazret-i Mehdi’yi ümmet-i Muhammed’in başına gönderecek, bu zât-ı muhterem doğrudan doğruya Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vekâletini taşıyacak, onun vazifesini yapacak, garip duruma düşen İslâm’ı gariplikten kurtarmaya çalışacak. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. Hazret-i Mehdi adil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır<br />
<br />
Câhı’s-sadefî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır.<br />
<br />
Daha sonra ehl-i beyt’imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.” (Câmiu’s-Sağîr: 4768)<br />
<br />
Bu zât-ı âlî, şeriat-ı mutahhara’nın emir ve hükümlerine, tarikat-ı münevvere’nin edeb ve erkanına harfiyyen riayet edecektir; Allah-u Teâlâ’nın ahkam-ı ilâhîsini, Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini yaşayacak ve yaşatacaktır.<br />
<br />
Mehdi Hazretleri hakkında pek çok Hadis-i şerif nakledilmiştir. Ulemâ bunları mütevatir kabul ederler. Çünkü müslümanlar âhir zamanda Ehl-i beyt’e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm’ı güçlendireceğine, adaleti hakim kılacağına, bu kimseye Mehdi denileceğine inanmış ve bu âlî zâtın gelmesini beklemektedirler.<br />
<br />
Mehdi Hazretleri ile ilgili muhtelif Hadis-i şerif’leri arzediyoruz:<br />
<br />
 <br />
• Zuhur Etmeden Önce Zemin Hazırlanacağı ve Mutlaka Tâbi Olmanın Gerekliliği:<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- anlatıyor:<br />
<br />
“Biz, Resulullah Aleyhisselâm’ın yanında iken Benî Hâşim’den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: ‘Ey Allah’ın Resul’ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)’ dedim.<br />
<br />
Şu cevabı verdiler:<br />
<br />
“Biz öyle bir Ehl-i beyt’iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i beyt’im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i beyt’imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.<br />
<br />
Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın).” (İbn-i Mâce: 4082)<br />
<br />
 <br />
• Mutlaka Gönderileceği ve Nesebi:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.” (Ebu Dâvud, Tirmizi)<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“O adam benim soyumdandır ki benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, o da sünnetim üzere mücadele verir.” (Ikdü’d-Dürer)<br />
<br />
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, oğlu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-e baktı ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bu oğlum, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in isimlendirdiği üzere Seyyid’dir. Bunun sulbünden Peygamber’inizin adını taşıyan birisi çıkacak. Ahlâkı yönüyle Peygamber’inize benzeyecek, yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek.” (Ebu Dâvud: 4290)<br />
<br />
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e:<br />
<br />
“Ya Resulellah! Mehdi bizden Âl-i Muhammed’den mi, yoksa bizim gayrımızdan mı?” diye sordu.<br />
<br />
Buyurdular ki:<br />
<br />
“Hayır, bilakis bizdendir! Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır.” (Naîm bin Hammâd, Taberanî)<br />
<br />
 <br />
• Ehl-i Beyt’ten Oluşu:<br />
<br />
“Mehdi, kızım Fatıma’nın çocuklarından ve benim Ehl-i beyt’imdendir.” (Ebu Dâvud: 4284)<br />
<br />
“Mehdi’nin çıkış yeri Medine’dir, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in Ehl-i beyt’indendir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Müjdeler olsun yâ Fâtıma! Mehdi sendendir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Vasıfları:<br />
<br />
“Mehdi kırk yaşındadır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir.” (Ebu Dâvud: 4285)<br />
<br />
“Mehdi’nin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi neslimden bir şahıstır, yüzü parlak yıldız gibidir.” (Câmiu’s-Sağîr: 9245)<br />
<br />
“Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde kutvanî bir aba bulunur. Tavırları İsrailoğulları’nın erkeklerine benzer.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Dişleri aralıklı, alnı geniştir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi Hasan’ın soyundandır, bacakları aralıklıdır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
Rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mehdi’yi anlatırken, dilinde pelteklik olacağını ve kelimeyi telâffuz etmek ona zor geldiğinde sağ elini sol uyluğuna vuracağını söyledi.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Vehbi İlmi:<br />
<br />
“O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine ‘Mehdi’ denilmiştir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Onun fıkıh bilgisi on âliminkine bedeldir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Sehaveti:<br />
<br />
“Âhir zamanda bir halife gelecek, malı taksim edecek, saymayacaktır.” (Müslim: 2914)<br />
<br />
 <br />
• Bir Gecede Olgunlaştırılacağı:<br />
<br />
“Mehdi bizden, ehl-i beyt’imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder.” (İbn-i Mâce: 4085)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onu hıfz-u himaye’sine ve tasarruf-u ilâhî’sine alacak, bir gecede olgunlaştıracaktır. O gece onu Nûr’u ile dolduracak, yani onu Nûr’u ve Kudsî ruhu ile destekleyecektir.<br />
<br />
 <br />
• Cennetle Müjdelenmesi:<br />
<br />
“Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” (İbn-i Mâce: 4086)<br />
<br />
 <br />
• İnsanlar Tarafından Çok Sevilmesi:<br />
<br />
“Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur. Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmez.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Mücadeleci Oluşu:<br />
<br />
“O vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzere çarpışacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Zuhur Senesini Haber Veren Alâmetler ve Zuhuru:<br />
<br />
“Mehdi’nin beş alâmeti bulunur: Bunlar Süfyânî, Yemânî, semâdan bir sayha, Beydâ’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Bizim Mehdi’miz için iki alâmet vardır ki, Allah gökleri ve yeri yarattığından bu yana böyle bir şey vâki olmamıştır.<br />
<br />
Bunlar Ramazan’ın ilk gecesinde ay, yarısında ise güneş tutulmasıdır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi’nin çıkışından önce, şarktan parlak kuyruklu bir yıldız doğacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
“Güneş alâmet olarak, doğmadıkça, Mehdi çıkmayacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
“Ramazandaki olayların alâmeti, kendisinden sonra insanlar arasında ihtilâfın olacağı semâda bir alâmettir. Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Çıkışından Ümitlerin Kesildiği Bir Sırada Çıkması:<br />
<br />
“İnsanların ümitsiz olduğu ve: ‘Hiç Mehdi falan yokmuş!’ dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekke’de zuhur eder.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’den ve Ehl-i beyt’imden bir şahıstır. O insanların ihtilâf ve sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Açıkça Allah-u Teâlâ inkâr edilmedikçe Mehdi’ye biat edilmez.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
“Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helâk olur. Süfyani ile ordusu kalabalık beş kabileyi istilâ eder.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Zamanının En Hayırlısı Olması:<br />
<br />
“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekke’dedir. O Mehdi’dir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Zuhur Şekli:<br />
<br />
“Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hâl ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi), kaçarak Mekke’ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu (evinden) çıkaracaklar. Rükn-ü Yemanî ile Makam-ı İbrahim arasında ona biat edecekler. Onları (ortadan kaldırmak için) Şam’dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine arasındaki el-Beyda’da yere batırılacak. İnsanlar bunu görünce Şam’ın Ebdâl’ı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra Kureyş’ten, dayıları Kelb kabilesinden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu ordu, Kelbî’nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbî’nin ganimetine iştirak edemeyen zarara uğramıştır. Mehdi, malı taksim eder. Halk arasında peygamberlerinin sünnetini (ihya eder ve onun) ile amel eder. İslâm yeryüzüne yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. Sonra ölür ve müslümanlar cenaze namazını kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286, 4288, 4289)<br />
<br />
“Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman, muhtelif beldelerden yedi âlim, her birinin beraberinde üç yüz on küsür kişi olduğu halde, birbirlerinden habersiz bir şekilde Mekke’de bir araya gelirler.<br />
<br />
Biri diğerine: ‘Burada ne arıyorsun?’ diye sorar.<br />
<br />
Ona şöyle derler:<br />
<br />
‘Biz o şahsı aramak için geldik ki, fitneler onun eliyle sönebilir. Kostantiniyye onunla feth edilir. Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız, Mekke’de olduğunu da biliyoruz.’<br />
<br />
Bu yedi âlim bu konuda birleşirler, onu ararlar ve Mekke’de bulurlar. Ve kendisine: ‘Sen falan oğlu falansın’ derler. O ise: ‘Ben sadece Ensâr’dan birisiyim.’ der. Onların elinden kurtulur. Onu tanıyan ve bilenlere anlatırlar. Bunun üzerine: ‘Aradığınız sahibiniz odur ve Medine’ye gitmiştir.’ denilir. Bu defa onu ararlar, halbuki o tekrar Mekke’ye dönmüştür. Onu tekrar Mekke’de bularak yine: ‘Sen falan oğlu falansın, annen de filân kızı filânedir, sende şu alâmetler vardır. Birinci defa bizden kurtuldun, uzat elini sana biat edelim.’ derler. Bunun üzerine o ‘Ben aradığınız değilim.’ der ve tekrar Medine’ye gider. Medine’de yine aranınca tekrar Mekke’ye döner. Mekke’de kendisini Rükûn’da bularak şöyle derler: ‘Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam’dan birisinin bulunduğu Süfyanî ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun!’ derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükûn ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.<br />
<br />
Allah da onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. O daha sonra gündüz arslan, gece ise âbid olan bir kavimle beraber olur.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi’nin bayrağında: ‘Biat Allah içindir.’ yazılıdır.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Hakimiyeti:<br />
<br />
“O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286)<br />
<br />
 <br />
• Zamanının Bereketi:<br />
<br />
“Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne kadar onun benzerini kesinlikle bulmamıştır. Yer yemişini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacaktır. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp: ‘Bana ver!’ diyecek, Mehdi de: ‘Al!’ diyecek.” (İbn-i Mâce: 4083)<br />
<br />
“Onun hilâfetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zamanı bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şam’a getirilir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• İsa Aleyhisselâm İle Buluşması:<br />
<br />
Ebu Ümâme el-Bâhilî -radiyallahu anh-den şöyle rivayet edilmiştir:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitab etti. Deccal’i anarak şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine’de bulunan münâfık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi de Deccal’in yanına gidecekler. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de içindeki pisliği dışına atacak ve o güne kurtuluş günü denilecektir.”<br />
<br />
Ümmü Şüreyk bint-i Ebi’l-Aker -radiyallahu anhâ-:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Araplar o gün az olurlar ve büyük çoğunluğu Beyt’ül-Makdis (Kudüs)te bulunacaklardır. İmamları da sâlih bir insan (Mehdi) olacaktır. Sonra imamları öne geçip kendilerine sabah namazını kıldıracağı sırada Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm sabah vaktinde inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam (Mehdi) arka arka yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzlarına koyacak ve ona:<br />
<br />
‘Geç öne namazı kıldır! Zira kamet senin için getirildi.’ diyecektir.<br />
<br />
Bunun üzerine imamları (Mehdi) onlara namazı kıldıracaktır.” (İbn-i Mâce: 4077)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın inişini bildiren hadis-i şerif’lere göre; İsa Aleyhisselâm bir sabah namazı zamanı Şam’a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde İsa Aleyhisselâm iki melek araasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen yahudiler ve hıristiyanlar karşılamaya koşarak: “Biz senin ümmetiniz!” diyeceklerse de onlara: “Yalan söylüyorsunuz!” diyerek kendilerini paylayacak ve ashabının ancak müminler olduğunu söyleyerek onların halifesini arayacak ve onu namaz kıldırırken görünce geri çekilecektir.<br />
<br />
Câbir bin Abdullah- radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hakk için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.<br />
<br />
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 156)<br />
<br />
“Deccal, Beytül Makdis’de müminleri muhasara altına alır ve onlara (müminlere) öylesine şiddetli bir açlık icabet eder ki açlıktan yaylarının kirişini bile yemek zorunda kalırlar.<br />
<br />
Onlar bu halde iken, âniden karanlığın içinden bir ses işitirler ve: ‘Bu tok bir adamın sesidir!’ derler. Bir de bakarlar ki o, İsa bin Meryem’dir. Namaza kalkarlar, müslümanların imamı Mehdi geri çekilir. Bunun üzerine İsa bin Meryem; ‘Geç öne namaz senin için ikâme olundu!’ der. Mehdi de onlara namaz kıldırır ve bundan sonra İsa Aleyhisselâm imam olur.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?<br />
<br />
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.<br />
<br />
Hülasa-i kelâm İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Aleyhisselâm beraberce İslâm dininin muzafferiyeti için çalışacaklar, kendilerine verilen vazifeyi bîhakk’ın yapacaklardır.<br />
<br />
 <br />
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM<br />
Ulü’l-Azm Bir Peygamber:<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın gerçek kişiliğini Âyet-i kerime’sinde şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Meryemoğlu İsa’ya açık mucizeler verdik.” (Bakara: 87 ve 253)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onun mucizelerini, onun üstünlüğünün ve derecelerinin farklılığına sebep göstermiştir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ henüz işin başında:<br />
<br />
“Ve onu kudsî ruh ile destekledik.” (Bakara: 87 ve 253)<br />
<br />
Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere onu Kudsî ruh’la desteklemişti.<br />
<br />
Gerek Âyet-i kerime’lerde, gerekse Hadis-i şerif’lerde; hayat menkıbesi anlatılan ulül-azm peygamberlerden birisi de İsa Aleyhisselâm’dır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:<br />
<br />
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlâtları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)<br />
<br />
Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.<br />
<br />
 <br />
Halkı Hakk’a Dâvet:<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm otuz yaşlarında iken vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini İsrailoğulları’na tebliğ etti. İsa Aleyhisselâm bu dâvet görevini yahudi toplumu içerisinde yürütüyordu. İsrailoğulları Musa Aleyhisselâm’a gönderilen ilâhî dinin hükümlerini değiştirmişler, Tevrat’ı tahrif etmişlerdi. Peygamberlerin gösterdiği doğru yoldan saptılar. Mânevî hayattan da uzaklaştılar. Kıyameti, hesabı, azabı inkâr ediyorlardı. Nefislerine uydular, lezzetlere ve şehvetlere daldılar.<br />
<br />
Bunun üzerine Allah-u Teâlâ; dine sonradan soktukları hurafeleri ve bâtıl fikirleri düzeltmesi, onları doğru yola çevirmesi için İsa Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm onlara Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini tebliğ etmeye, dinin hükümlerini öğretmeye başladı. Bu hükümlerin bir kısmı, isyanları sebebiyle haram kılınmış bazı şeylerin tekrar helâl edilmesi idi.<br />
<br />
Onları, kendisine tâbi olmaya çağırdı, Allah’ı anlattı, ahireti, hesabı, azabı hatırlattı, saplantılardan kurtarmaya çalıştı.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“İsa apaçık delilleri getirdiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim. Bir de ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim.” (Zuhruf: 63)<br />
<br />
Sizi uyarmaya, ihtilâflarınızı aranızdan kaldırmaya memur oldum.<br />
<br />
 <br />
Nezd-i İlâhîye Yükseliş:<br />
<br />
İsrailoğulları Romalılar’ın esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.<br />
<br />
İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havarilerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.<br />
<br />
Fakat Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)<br />
<br />
Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.<br />
<br />
Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:<br />
<br />
“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imrân: 54)<br />
<br />
Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür. Cezaya çarpılanın nereden geldiğini bilemeyeceği bir şekilde ceza vermeye en çok muktedir olandır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.<br />
<br />
“O vakit Allah şöyle buyurdu: Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı Yahudiler’in elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir:<br />
<br />
“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.<br />
<br />
“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.<br />
<br />
“Sonra da dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
İhtilâflarda kimlerin haklı, kimlerin haksız olduğu o gün apaçık tecellî edecek. Mümin ve muvahhid olanlar ebedî olarak mükâfata erecekler, münkir ve müşrik olanlar da ebedî azaplarla cezalanacaklar.<br />
<br />
“İnkâr edip kâfir olanları, dünyada da ahirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.” (Âl-i imrân: 56)<br />
<br />
Onlardan herhangi birini ilâhi azaptan kurtaracak bir fert de bulunmayacak.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı, İdris Aleyhisselâm gibi göğe kaldırdı, onlara ruhsat vermedi. Casus olarak gönderdikleri münâfığı İsa Aleyhisselâm zannederek yakaladılar ve astılar.<br />
<br />
Göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri bilen, olanları ve olacakları bilen Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kesin bir ifade ile şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Bir de inkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir iftira atmalarından ve: ‘Allah’ın Resul’ü Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük!’ demelerinden ötürü...” (Nisâ: 156-157)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ âlemlerdeki bütün kadınlara üstün kıldığı halde Hazret-i Meryem’i fahişelikle suçlamaları sebebiyle büyük bir iftirada bulundukları için kalpleri mühürlendi. Ayrıca İsa Aleyhisselâm’ı öldürdüklerini iddiâ ettikleri için aşırı şekilde yüzsüzlük ettiler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın öldürülmesini ya da asılmasını şu Âyet-i kerimesi ile reddetmiştir:<br />
<br />
“Halbuki onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara, benzer gösterildi.” (Nisâ: 157)<br />
<br />
Ona benzeyen birisini öldürdüler ve astılar.<br />
<br />
“Onun hakkında anlaşmazlığa düştüler.” (Nisa: 157)<br />
<br />
Bir kısmı öldürülen şahsın İsa olduğunu, bir kısmı da onun İsa değil bir başkası olduğunu iddiâ ettiler. “Bu öldürülen İsa ise, arkadaşımız nerede? Eğer bu arkadaşımız ise İsa nerede?” dediler. Bir kişinin öldürüldüğünde ittifak ettiler, fakat öldürülenin kim olduğu hususunda ihtilâfa düştüler.<br />
<br />
“Bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece zanna uyuyorlar.” (Nisâ: 157)<br />
<br />
Bu mesele hakkında birçok farklı inanca sahip olmaları, onların bu hususta kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını gösterir.<br />
<br />
Öldürmüş olduklarını iddiâ etmiş olmalarına rağmen:<br />
<br />
“Kesin olarak onu öldürmediler.” (Nisâ: 157)<br />
<br />
Şu halde öldürme cinayeti ile övünmeleri de yalandır.<br />
<br />
“Bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ı onların şerrinden kurtardı, cesedi ve ruhu ile birlikte diri olarak göğe kaldırdı.<br />
<br />
“Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ: 158)<br />
<br />
Bütün yaptıklarını bir hikmete göre yapar. İsa Aleyhisselâm’ın göğe çıkarılması ve cesedi ile beraber yaşaması da bir hikmete dayalı olarak gerçekleşmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişi “Kıyametin Büyük Alâmetleri” bölümünde açıklanmıştır.<br />
<br />
Bu noktada bir Hadis-i şerif arzetmekle iktifa ediyoruz;<br />
<br />
Ebu Ümâme el-Bâhîlî -radiyallahu anh- şöyle demiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kere bize bir konuşma yaptı. Konuşmasının çoğu bize Deccal’i anlatan ve bizi ondan sakındıran buyruk teşkil etti idi. Buyruğunun bir bölümü şu idi:<br />
<br />
‘Allah’ın Âdem Aleyhisselâm’ın zürriyetini yarattığı andan beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmadı ve Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini behemehal Deccal’in fitnesinden sakındırdı. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Siz de ümmetlerin sonuncususunuz ve o (Deccal) çare yok siz(in döneminiz)de çıkacaktır. Eğer ben aranızda iken çıkarsa her müslüman için onu ben yenip def ederim. Şayet benden sonra çıkarsa herkes kendi nefsini savunarak onu yenmeye çalışır. Allah da her müslüman hakkında benim halifemdir (koruyucu ve yardımcıdır). Şüphesiz ki o, Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkacak ve sağa sola fesat (bozgunculuk) saçacaktır. Ey Allah’ın kulları! Artık (dinde) sebat ediniz! Şimdi ben onu size öyle vasıflandıracağım (tanıtacağım) ki hiçbir peygamber onu o biçimde vasıflandırmamış (tanıtmamış)tır:<br />
<br />
O (habis) önce: ‘Ben bir peygamberim!’ diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiâda bulunarak: ‘Ben sizin rabbinizim!’ diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabb’inizi göremezsiniz ve o (habis) a’ver (yani gözü sakat)tır. Halbuki Rabb’iniz a’ver değildir. Deccal’in iki gözü arasında ‘Kâfir’ yazılıdır. Onu yazarlığı olan veya yazarlığı olmayan her mümin okur. Şüphesiz ki, beraberinde bir cennet ve bir cehennemin bulunması da onun fitnesindendir. Aslında cehennemi bir cennet olup, cenneti de bir cehennemdir. Artık kim onun cehenneminin belâsına uğrarsa Allah’tan yardım dilesin ve Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun ki (Nemrud’un yaktığı) ateş İbrahim Aleyhisselâm’a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selâmet olsun.<br />
<br />
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedevîye: ‘Söyle bakayım! Eğer ben senin için babanı ve ananı diriltirsem benim senin Rabb’in olduğuma şehâdet eder misin?’ diyecek. Bedevî de: ‘Evet!’ diyecek. Bunun üzerine iki şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler ve ona: ‘Ey oğulcuğum! ona tâbi ol, çünkü o muhakkak senin Rabb’indir!’ diyecekler.<br />
<br />
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak o kişiyi öldürüp testere ile biçecek. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak ayrı ayrı yerlere atılacaktır. Sonra Deccal orada bulunanlara: ‘Şu öldürdüğüm kuluma bakınız! Şimdi ben onu dirilteceğim, sonra benden başka bir Rabb’inin olduğunu söyleyecek.’ diyecektir. Sonra Allah o kişiyi diriltecek. Habis Deccal da o kişiye: ‘Senin Rabb’in kimdir?’ diyecek. Adam da: ‘Rabb’im Allah’tır. Sen de Allah’ın düşmanı Deccal’sin. Allah’a yemin ederim ki hiçbir zaman bugünkü kadar senin hakkında güçlü basiret (şuur) sahibi olmadım!’ diyecektir. Deccal de bir daha ona dokunamayacaktır.”<br />
<br />
Ebu’l-Hasan et-Tenafisi dedi ki: El-Muharibi bize senediyle olan rivayetlerine göre Ebu saîd-i Hudrî -radiyallahu anh- demiştir ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘Deccal’in öldürdüğü o adam ümmetim içinde cennette derecesi en yüksek olanıdır.’ buyurdu.<br />
<br />
Râvi demiştir ki:<br />
<br />
‘Ebu Saîd-i Hudrî: ‘Vallahi Ömer bin Hattab vefat edinceye kadar biz kendisinin o adam olacağını sanıyorduk.’<br />
<br />
El-Muharibî demiştir ki: ‘Ebu Saîd-i Hudrî’nin hadisinden sonra Ebu Râfi’nin hadisine döndük. Ebu Râfi’nin rivayet ettiği Ebu Ümame’nin hadisine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:<br />
<br />
‘Deccal’in buluta yağmur yağdırmasını emretmesi, bulutun da bu emir üzerine yağmur yağdırması ve onun yere bitki bitirmesini emredip yerin de bitki bitirmesi onun fitnesinden bir kısımdır.<br />
<br />
Deccal’in bir fitnesi de bir kabileye uğraması, o kabilenin kendisini yalanlaması ve bunun sonucu olarak o kavmin otlanmakla beslenen tüm hayvan sürülerinin helâk olmasıdır.<br />
<br />
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir kavme uğrayacak da bunlar onu tasdik edecekler (yani Rabb olduğuna inanacaklar). Sonra o buluta yağmur yağdırmasını emredecek, bulut da bu emir üzerine yağmur yağdıracaktır. O, yere bitki bitirmesini emredecek, yer de bu emir üzerine bitki bitirecektir. Nihayet o kavmin küçük baş ve büyük baş hayvanları o gün her zamandan fazla semiz, muazzam, böğürleri en şişkin ve memeleri sütle en dolgun olarak akşamleyin meradan dönecektir. Mekke ve Medine hariç, yeryüzünde Deccal’in ayak basmadığı ve hükümran olmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. O, Mekke’ye ve Medine’ye yollarının hangisinden varmak istediğinde mutlaka melekler çıplak kılıçlarla karşısına çıkacak, geri çevireceklerdir. Nihayet o Zürayb-ı Ahmer (kırmızı dağcık) yanına, çorak arazinin bitim noktasının yanına inecektir. Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak, bunun üzerine (Medine’de bulunan münafık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi onun yanına gidecekler ve böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını attığı gibi Medine de pisliği (yani habis insanları) dışına atacak ve o güne ‘Kurtuluş günü’ denilecektir.’<br />
<br />
Bunu üzerine Ümmü Şerik bint-i Ebil-Aker:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?’ diye sordu. O: ‘Araplar o gün azdır ve büyük çoğunluğu Beytü’l-Makdis (Kudüs)te bulunacaktır. İmamları da sâlih bir adam (olacak)tır. Sonra imamları (Mescid-i Aksa’da) öne geçip onlara sabah namazını kıldıracağı sırada sabahleyin onların üzerine İsa bin Meryem Aleyhisselâm inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam geri geri yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzları arasına koyarak: ‘Öne geç de namaz kıldır! Çünkü kamet senin için getirildi!’ diyecektir. Bunun üzerine imamları onlara namaz kıldıracak, sonra imam namazını bitirince İsa Aleyhisselâm:<br />
<br />
‘Kapıyı açınız!’ diyecek ve kapı açılacaktır. Kapının önünde Deccal beraberinde yetmiş bin yahudi olduğu halde bulunacaktır. Hepsi süslü süslü kılıç kuşanmış, yeşil şallı olacaktır. Deccal, İsa Aleyhisselâm’a bakınca tuzun suda eridiği gibi eriyecek ve kaçmaya başlayacaktır. İsa Aleyhisselâm da ona:<br />
<br />
‘Sana öyle bir darbem vardır ki sen ondan kurtulamayacaksın!’ diyecek ve Lüdd’ün doğu kapısı yanında yetişip onu öldürecektir. Allah yahudileri de hezimete uğratacaktır. Artık Allah’ın yarattığı yaratıklardan arkasında bir yahudinin saklanıp da Allah’ın konuşturmayacağı hiçbir şey kalmayacaktır. ‘Ey Allah’ın müslüman kulu! İşte bu bir yahudidir. Gel de onu öldür!’ demeyen ne bir taş, ne bir ağaç, ne bir duvar, ne de bir hayvan olacaktır. (Yalnız Gargad ağacı bu hükmün dışındadır. Çünkü bu ağaç onların ağaçlarındandır, konuşmayacaktır.)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:<br />
<br />
‘Ve Deccal’in günleri (devri) kırk yıldır. Bir yılı yarım yıl gibi ve bir yılı ay gibidir. Ayı da bir hafta gibidir ve kalan günleri kıvılcım gibi (hızlı gidici)dir. Biriniz o günlerde sabahleyin Medine’nin kapısı yanında olur da Medine’nin diğer kapısına akşama kadar varamaz.’<br />
<br />
Bunun üzerine:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! O kısa günlerde nasıl namaz kılacağız?’ diye soruldu. O:<br />
<br />
‘Siz namazı şu uzun günlerde nasıl takdir (hesap) ettiğiniz gibi o kısa günlerde de öyle takdir edersiniz. Sonra namaz kılınız.’ buyurdu.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:<br />
<br />
‘İsa bin Meryem Aleyhisselâm benim ümmetim içinde (Muhammedî), adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir. (Zimmilerden) cizyeyi kaldıracak ve zekâtı terk edecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü, ne de deve sürüsü üzerine zekât memuru çalıştırılmayacaktır. Düşmanlık ve kin de kaldırılacaktır. Zehirli olan her hayvanın zehiri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Küçük kız çocuğu da arslanı kaçmaya zorlayacak da arslan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barış içinde olacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını (silâh ve malzemelerini) bırakacak, Kureyş kabilesinden hükümdarlığı alınacaktır. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olup, Âdem Aleyhisselâm’ın ahdi ile bitkisini bitirecektir. Hatta bir üzüm salkımı üzerinde bir nefer (sayısı ona kadar olan insan topluluğu) toplanır da o salkım hepsini doyuracak ve bir nar üzerinde bir nefer toplanır da o nar hepsini doyuracaktır. Öküz şu kadar (üstün değerdeki) mala tekabül edecek, at da birkaç (önemsiz) dirhemciğe tekabül edecektir.<br />
<br />
Sahabeler:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Atı ucuzlatan nedir?’ diye sordular. O:<br />
<br />
‘Savaş için ata ebedî olarak yani hiç binilmeyecektir. (Çünkü hiç savaş olmayacaktır.) buyurdu. Ona:<br />
<br />
‘Öküzün fiyatını bu kadar pahalılaştıran nedir?’ diye soruldu. O:<br />
<br />
‘Toprağın tamamı sürülecektir. Deccal’in çıkmasından evvel (kıtlığı) şiddetli üç yıl bulunur. O yıllarda insanların başına büyük bir açlık felâketi gelecektir. Allah birinci yıl buluta, yağmurunun üçte birisini tutmasını emredecektir. Sonra Allah ikinci yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun üçte ikisini hapsedecektir ve Allah yere emredecek, yer de bitkisinin üçte ikisini hapsedecektir. Sonra Allah üçüncü yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun tamamını hapsedecektir. Artık bir damla yağmur yağmayacaktır. Allah yere de emredecek ve yer bitkisinin tamamını hapsedecektir. Artık yer yeşillik diye hiçbir şey bitirmeyecektir. Artık çift tırnaklı (geviş getiren) hiçbir hayvan kalmayıp hepsi helâk olacak, Allah’ın (yaşamasını) dilediği hayvan hariç.’ buyurdu.<br />
<br />
Ona:<br />
<br />
‘O zamanda insanları yaşatan (azık) nedir?’ diye soruldu. O:<br />
<br />
‘Tehlil, tekbir, tesbih ve tahmid. Bu zikirler insanlara yemek yerine geçirilecektir.’ buyurdu.” (İbn-i Mâce: 4077)<br />
<br />
 <br />
KIYAMET SENELERİNDEKİ DÜNYANIN SON DURUMU<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.<br />
<br />
Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hadis-i şerif’lerinden öğreniyoruz:<br />
<br />
 <br />
Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir.” (Müslim: 1012)<br />
<br />
Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.<br />
<br />
 <br />
Mal Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir.” (Müslim: 157)<br />
<br />
Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: ‘Ben bunlar için öldürdüm!’ diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: ‘Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!’ diyecek. Hırsız gelerek: ‘Benim elim bunlar için kesildi.’ diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar.” (Müslim: 1013)<br />
<br />
Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.<br />
<br />
Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.<br />
<br />
 <br />
Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buharî, Fiten 23 - Müslim: 2910)<br />
<br />
Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah’tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretlerinden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez.” (Müslim: 2911)<br />
<br />
Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.<br />
<br />
Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.<br />
<br />
Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
 <br />
Putperestliğin Canlanması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü’l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz.” (Müslim: 2906)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Lât ve Uzzâ’ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir.”<br />
<br />
Bunun üzerine ben:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
‘Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur.’ (Tevbe: 33 - Saff: 9)<br />
<br />
Âyet’ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.’ dedim.<br />
<br />
“Şüphesiz ki bu hususta Allah’ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir.” buyurdu.” (Müslim: 2907)<br />
<br />
Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ’nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.<br />
<br />
 <br />
Müminlerin Ruhlarının Alınması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak ki Allah Yemen’den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır.” (Müslim: 117)<br />
<br />
Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen’den, diğerinin Şam’dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:<br />
<br />
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz.” (Müslim: 184)<br />
<br />
Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.<br />
<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerim’in Kaldırılması:<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah Kur’an’ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: ‘Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.’ diyeceklerdir.”<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:<br />
<br />
“O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken ‘Lâ ilâhe illâllah’ kelimesi onlara bir yarar sağlamaz,” dedi.<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla’nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe’ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla’ya dönerek üç defa:<br />
<br />
“Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır.” dedi. (İbn-i Mâce: 4049)<br />
<br />
Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur’an’ı okuyun! Zira Kur’an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”<br />
<br />
Ashâb: “Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur’an nasıl olacak?” diye sordular.<br />
<br />
Buna karşılık buyurdu ki:<br />
<br />
“Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur’an kalplerinden silinecek ve fakat: ‘Biz bir şey biliyorduk!’ deyip şiire dalacaklar.” (Beyhakî)<br />
<br />
 <br />
Kâbe-i Muazzama’nın Yıkılması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kâbe’yi Habeşliler’den incecik baldırlı biri harap edecektir.” (Müslim: 2909)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe’yi taş taş yıktığını görüyorum sanki.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)<br />
<br />
Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif’ler de vardır. Kâbe-i muazzama’yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.<br />
<br />
 <br />
En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:<br />
<br />
Nevvâs bin Sem’an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif’lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar.” (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır.” (Buhârî - Müslim: 2949)<br />
<br />
 <br />
KIYAMET<br />
Kıyamet Nedir?:<br />
<br />
“Kıyamet” kelimesi “Kıyam”dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur’an-ı kerim’de yetmiş yerde geçmektedir. Kıyam’dan türemiş diğer kelimelerin sayısı iki yüz civarındadır. Kıyameti tasvir eden, gözle görülür bir şekilde anlatan Âyet-i kerime’lerin sayısı ise dört yüze yakındır.<br />
<br />
Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ’nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlukatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan “Ahiret inancı”nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.<br />
<br />
İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.<br />
<br />
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet: 36)<br />
<br />
İnsanların çoğunun anlayışı böyledir. İlâhî emir ve yasakların yükümlülüğü altına girmek, ilâhî bir terbiye görmek istememektedirler. Halbuki kâinatta hiçbir şey mânâsız, hikmetsiz ve gayesiz yaratılmamıştır. İnsan nasıl başıboş bırakılabilir?<br />
<br />
“Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminûn: 115)<br />
<br />
Kullarını mükellef tutmak, ibadet etmek, sonra da huzur-u izzetine döndürmek için yaratmıştır.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Saati:<br />
<br />
Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler vardır.<br />
<br />
Nitekim bir Âyet-i kerime’de mühim bir ihtar mahiyetinde:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” buyuruluyor. (Necm: 57)<br />
<br />
Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye “Âzife” denilmiştir.<br />
<br />
Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ’dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.<br />
<br />
“Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.” (Necm: 58)<br />
<br />
Kıyametin kopması Kur’an-ı kerim’de “Saat” kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.<br />
<br />
“Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda aslâ şüphe yoktur.” (Mümin: 59)<br />
<br />
İnanmak imanın gereğidir.<br />
<br />
“Fakat insanların çoğu inanmıyor.” (Mümin: 59)<br />
<br />
Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ’yı inkar ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.<br />
<br />
Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.<br />
<br />
Sehl bin Sa’d -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek:<br />
<br />
“Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikak 39 - Müslim: 2950)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Zamanı (1):<br />
<br />
Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar: “Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!” derlerdi.<br />
<br />
“Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar.” (A’râf: 187 - Nâziat: 42)<br />
<br />
Kıyamet saati Allah-u Teâlâ’nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Resul’üm! De ki: Onu ancak Rabb’im bilir. Onun vaktini O’ndan başka bilecek yoktur.<br />
<br />
Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.” (A’râf: 187)<br />
<br />
İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.<br />
<br />
Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır.” (Buhârî-Müslim: 2954)<br />
<br />
Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ’nın kendi Zât-ı akdes’ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul’üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (A’râf: 187)<br />
<br />
İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime’lerde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Sende ona âit bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb’ine âittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin.<br />
<br />
Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.” (Nâziat: 43-46)<br />
<br />
Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Zamanı (2):<br />
<br />
Kur’an-ı kerim’in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat’ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm’ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Resul’üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.<br />
<br />
De ki: Onun bilgisi Allah’ın katındadır.<br />
<br />
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” (Ahzâb: 63)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.<br />
<br />
“Kıyametin vaktine dair bilgi O’nun katındadır.” (Zuhruf: 85)<br />
<br />
O’nun ezelî ilmi her şeyi kuşatmıştır. O’nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O’nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.<br />
<br />
İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.<br />
<br />
“Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“O gün için ne hazırladın?” buyurmuşlardır. (Tirmizî)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Zamanı (3):<br />
<br />
Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Diyorlar ki:<br />
<br />
Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman?” (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)<br />
<br />
Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.<br />
<br />
“De ki:<br />
<br />
Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz.” (Sebe: 30)<br />
<br />
Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.<br />
<br />
İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk’a yönelmediler.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!” (Enbiyâ: 39)<br />
<br />
Fakat uyarılar onlara hiç fayda vermiyor, etraflarını saran küfür karanlığı gerçeği göstermiyor.<br />
<br />
“Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.<br />
<br />
Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir.” (Enbiyâ: 40)<br />
<br />
Ki tevbe edebilsinler, mazeret beyan etsinler!<br />
<br />
“Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz.” (En’âm: 134)<br />
<br />
İşte iman etmeyenlerin ebedî cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm’a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:<br />
<br />
“Resul’üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım.” (Mülk: 26)<br />
<br />
Cebrâil Aleyhisselâm’ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelmesi, İslâm ve ihsan’dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in de:<br />
<br />
“Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir.” diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kıyamet saatini bilmek Allah’a havale edilir.” (Fussilet: 47)<br />
<br />
Bir kimseye: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulursa: “Onu Allah-u Teâlâ bilir!” denilmelidir.<br />
<br />
“Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur.” (Lokman: 34)<br />
<br />
İnsana düşen, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek daha dünyada iken hayatını düzene sokmaktan ibarettir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de:<br />
<br />
“Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik.” buyuruluyor. (Hûd: 104)<br />
<br />
Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır. Her gelecek yakındır.<br />
<br />
 <br />
Gizliliğin Hikmeti:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun!” (Tâhâ: 15-16)<br />
<br />
İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcutur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara aslâ uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.<br />
<br />
 <br />
İnanan-İnanmayan:<br />
<br />
İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Muhammed: 18)<br />
<br />
Kıyametin kopacağına dâir bunca Âyet ve alâmetler varken, inkârcılar yine de küfürlerinde devam edip dururlar.<br />
<br />
“Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar.” (Şûrâ: 17-18)<br />
<br />
Alaylı bir şekilde onun takdir edilen zamanından önce gelmesini ister dururlar.<br />
<br />
“İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.” (Şûrâ: 18)<br />
<br />
Gönüllerindeki gerçek iman açığa çıkar.<br />
<br />
“İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Şûrâ: 18)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.<br />
<br />
Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.<br />
<br />
Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler.” (Hacc: 55)<br />
<br />
Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime’ler yüzlerine karşı okunurken; bunlar Hakk’ı hatırlamazlar, Hakk’tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah’tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar, ömür sermayelerini boşa harcayıp dururlar. Emniyet içinde olduklarından değil, ilerisini düşünemediklerinden, basiretsiz olduklarından dolayı öyle yaparlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu gibi kimseleri uyarmak üzere Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
“Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?” (Yusuf: 107)<br />
<br />
Ki hiçbir şeyden habersiz bir şekilde gaflet içinde yaşayıp duruyorlar.<br />
<br />
“Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Zuhruf: 66)<br />
<br />
Böyle bir hâlde yaşayıp dururlarken, büyük felâket başlarına geliverecektir.<br />
<br />
 <br />
Küfürde İnat, Kötülükte Israr:<br />
<br />
Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister: ‘Kıyamet günü ne zamanmış?’ diye sorar.<br />
<br />
Göz kamaştığı,<br />
<br />
Ay tutulduğu,<br />
<br />
Güneşle ay bir araya getirildiği zaman!” (Kıyâmet: 5-9)<br />
<br />
Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hâle gelir. Kâinat alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.<br />
<br />
“İşte o gün insanlar: ‘Kaçacak yer neresi?’ der.” (Kıyâmet: 10)<br />
<br />
Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.<br />
<br />
“Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?” (Muhammed: 18)<br />
<br />
Çünkü o gün sorgulama ve yargılama, cezâ ve mükâfat günüdür. O gün herkes kendi derdi ile meşgul olmaya mecbur olur, herkes kendisini azaptan kurtarmak için çırpınır.<br />
<br />
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı kerim’in bir çok Âyet-i kerime’lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır:<br />
<br />
“İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler.” (Enbiyâ: 1)<br />
<br />
Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.<br />
<br />
Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:<br />
<br />
“Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb’inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz.” (Şûrâ: 47)<br />
<br />
O günde Allah-u Teâlâ’nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.<br />
<br />
“Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah’a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz.” (Bakara: 281)<br />
<br />
<br />
Bu mevzu Muhterem müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Kıyamet ve Alâmetleri” isimli eserinden derlenmiştir.<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz Mehdi ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu</span></span><br />
<br />
HAZRET-İ MEHDİ ALEYHİSSELÂM<br />
<br />
Mehdi; kelime olarak hidayet kökünden gelir. Allah-u Teâlâ’nın hidayetine ermiş mânâsını taşır. “Allah-u Teâlâ’nın izniyle hidayete erdirecek.” mânâsını da ifade eder.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasına çok az bir zaman kala Hazret-i Mehdi’yi ümmet-i Muhammed’in başına gönderecek, bu zât-ı muhterem doğrudan doğruya Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in vekâletini taşıyacak, onun vazifesini yapacak, garip duruma düşen İslâm’ı gariplikten kurtarmaya çalışacak. Çünkü bunun için gönderilecek. Allah-u Teâlâ onu muzaffer edecektir. Hazret-i Mehdi adil bir idareci, dirayetli bir önder, şecâatli bir kumandandır<br />
<br />
Câhı’s-sadefî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zâlim idareciler olacaktır.<br />
<br />
Daha sonra ehl-i beyt’imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.” (Câmiu’s-Sağîr: 4768)<br />
<br />
Bu zât-ı âlî, şeriat-ı mutahhara’nın emir ve hükümlerine, tarikat-ı münevvere’nin edeb ve erkanına harfiyyen riayet edecektir; Allah-u Teâlâ’nın ahkam-ı ilâhîsini, Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnet-i seniyyesini yaşayacak ve yaşatacaktır.<br />
<br />
Mehdi Hazretleri hakkında pek çok Hadis-i şerif nakledilmiştir. Ulemâ bunları mütevatir kabul ederler. Çünkü müslümanlar âhir zamanda Ehl-i beyt’e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm’ı güçlendireceğine, adaleti hakim kılacağına, bu kimseye Mehdi denileceğine inanmış ve bu âlî zâtın gelmesini beklemektedirler.<br />
<br />
Mehdi Hazretleri ile ilgili muhtelif Hadis-i şerif’leri arzediyoruz:<br />
<br />
 <br />
• Zuhur Etmeden Önce Zemin Hazırlanacağı ve Mutlaka Tâbi Olmanın Gerekliliği:<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh- anlatıyor:<br />
<br />
“Biz, Resulullah Aleyhisselâm’ın yanında iken Benî Hâşim’den bir grup genç geldi. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları görünce, gözü doldu ve rengi değişti. Ben: ‘Ey Allah’ın Resul’ü! Şimdiye kadar, mübarek yüzünüzde hoşumuza gitmeyen bir manzara hiç görmemiştik, (şimdi ne oldu da bizi üzen bir ifade ile karşılaşıyoruz?)’ dedim.<br />
<br />
Şu cevabı verdiler:<br />
<br />
“Biz öyle bir Ehl-i beyt’iz ki, Allah bizim için dünyaya mukabil ahireti tercih etmiştir. Benim Ehl-i beyt’im benden sonra belâ, kaçırılma ve sürgüne maruz kalacak. Nihayet, doğu tarafından beraberlerinde siyah bayraklar olan bir kavim gelecek. Bunlar hayır (saltanat) isteyecekler, fakat istekleri yerine getirilmeyecek. Bunun üzerine onlar savaşacak. Allah onlara yardım edecek. Bundan sonra istedikleri (hükümdarlık) kendilerine verilecek. Ne var ki, onlar bunu kabul etmeyip emirliği Ehl-i beyt’imden bir adama tevdi edecekler. Bu (Emîr) de, insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.<br />
<br />
Artık sizden kim o güne yetişirse kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa onlara varsın (katılsın).” (İbn-i Mâce: 4082)<br />
<br />
 <br />
• Mutlaka Gönderileceği ve Nesebi:<br />
<br />
“Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır.” (Ebu Dâvud, Tirmizi)<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz’den rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“O adam benim soyumdandır ki benim vahy üzere mücadele verdiğim gibi, o da sünnetim üzere mücadele verir.” (Ikdü’d-Dürer)<br />
<br />
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, oğlu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-e baktı ve şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Bu oğlum, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-in isimlendirdiği üzere Seyyid’dir. Bunun sulbünden Peygamber’inizin adını taşıyan birisi çıkacak. Ahlâkı yönüyle Peygamber’inize benzeyecek, yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek.” (Ebu Dâvud: 4290)<br />
<br />
Hazret-i Ali -radiyallahu anh-, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-e:<br />
<br />
“Ya Resulellah! Mehdi bizden Âl-i Muhammed’den mi, yoksa bizim gayrımızdan mı?” diye sordu.<br />
<br />
Buyurdular ki:<br />
<br />
“Hayır, bilakis bizdendir! Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir. Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır. Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır.” (Naîm bin Hammâd, Taberanî)<br />
<br />
 <br />
• Ehl-i Beyt’ten Oluşu:<br />
<br />
“Mehdi, kızım Fatıma’nın çocuklarından ve benim Ehl-i beyt’imdendir.” (Ebu Dâvud: 4284)<br />
<br />
“Mehdi’nin çıkış yeri Medine’dir, peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in Ehl-i beyt’indendir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Müjdeler olsun yâ Fâtıma! Mehdi sendendir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Vasıfları:<br />
<br />
“Mehdi kırk yaşındadır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi bendendir. Alnı geniş, burnu ince uzun ve ortası biraz yüksekçedir.” (Ebu Dâvud: 4285)<br />
<br />
“Mehdi’nin kaşları ince, yüzü parlak ve gözlerinin siyahı büyük olacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi neslimden bir şahıstır, yüzü parlak yıldız gibidir.” (Câmiu’s-Sağîr: 9245)<br />
<br />
“Sağ yanağında siyah bir ben vardır. Üzerinde kutvanî bir aba bulunur. Tavırları İsrailoğulları’nın erkeklerine benzer.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Dişleri aralıklı, alnı geniştir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi Hasan’ın soyundandır, bacakları aralıklıdır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi, gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
Rivayet edilmiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mehdi’yi anlatırken, dilinde pelteklik olacağını ve kelimeyi telâffuz etmek ona zor geldiğinde sağ elini sol uyluğuna vuracağını söyledi.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Vehbi İlmi:<br />
<br />
“O, kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine ‘Mehdi’ denilmiştir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Onun fıkıh bilgisi on âliminkine bedeldir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Sehaveti:<br />
<br />
“Âhir zamanda bir halife gelecek, malı taksim edecek, saymayacaktır.” (Müslim: 2914)<br />
<br />
 <br />
• Bir Gecede Olgunlaştırılacağı:<br />
<br />
“Mehdi bizden, ehl-i beyt’imizdendir. Allah onu bir gecede ıslah eder.” (İbn-i Mâce: 4085)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onu hıfz-u himaye’sine ve tasarruf-u ilâhî’sine alacak, bir gecede olgunlaştıracaktır. O gece onu Nûr’u ile dolduracak, yani onu Nûr’u ve Kudsî ruhu ile destekleyecektir.<br />
<br />
 <br />
• Cennetle Müjdelenmesi:<br />
<br />
“Biz Abdülmuttalib oğullarıyız. Cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Câfer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.” (İbn-i Mâce: 4086)<br />
<br />
 <br />
• İnsanlar Tarafından Çok Sevilmesi:<br />
<br />
“Mehdi zuhur eder. Herkes sadece ondan konuşur. Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmez.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Mücadeleci Oluşu:<br />
<br />
“O vaadinden dönmez ve hesapları seri olarak görücüdür.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Benim vahiy üzerine savaştığım gibi, o da benim sünnetim üzere çarpışacaktır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Zuhur Senesini Haber Veren Alâmetler ve Zuhuru:<br />
<br />
“Mehdi’nin beş alâmeti bulunur: Bunlar Süfyânî, Yemânî, semâdan bir sayha, Beydâ’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Bizim Mehdi’miz için iki alâmet vardır ki, Allah gökleri ve yeri yarattığından bu yana böyle bir şey vâki olmamıştır.<br />
<br />
Bunlar Ramazan’ın ilk gecesinde ay, yarısında ise güneş tutulmasıdır.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi’nin çıkışından önce, şarktan parlak kuyruklu bir yıldız doğacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
“Güneş alâmet olarak, doğmadıkça, Mehdi çıkmayacaktır.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
“Ramazandaki olayların alâmeti, kendisinden sonra insanlar arasında ihtilâfın olacağı semâda bir alâmettir. Sen ona yetişirsen azığını gücün yettiği kadar çoğalt.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Çıkışından Ümitlerin Kesildiği Bir Sırada Çıkması:<br />
<br />
“İnsanların ümitsiz olduğu ve: ‘Hiç Mehdi falan yokmuş!’ dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“İnsanların üzerine belâ üzerine belâ yağdığı ve onun çıkışından ümit kesildiği bir sırada Mekke’de zuhur eder.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’den ve Ehl-i beyt’imden bir şahıstır. O insanların ihtilâf ve sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Açıkça Allah-u Teâlâ inkâr edilmedikçe Mehdi’ye biat edilmez.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
“Büyük şehirler, dün sanki yokmuş gibi helâk olur. Süfyani ile ordusu kalabalık beş kabileyi istilâ eder.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Zamanının En Hayırlısı Olması:<br />
<br />
“Muhammed ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mekke’dedir. O Mehdi’dir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Zuhur Şekli:<br />
<br />
“Bir halifenin ölümü anında (ehl-i hâl ve akd arasında) ihtilaf olacak. (O zaman) Medine ahalisinden bir adam (Mehdi), kaçarak Mekke’ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu (evinden) çıkaracaklar. Rükn-ü Yemanî ile Makam-ı İbrahim arasında ona biat edecekler. Onları (ortadan kaldırmak için) Şam’dan bir ordu gönderilecek. Ordu Mekke-Medine arasındaki el-Beyda’da yere batırılacak. İnsanlar bunu görünce Şam’ın Ebdâl’ı ve Irak ahalisinin velileri ona gelip biat ederler. Sonra Kureyş’ten, dayıları Kelb kabilesinden olan bir adam zuhur eder ve (Mehdi ve adamlarına) karşı bir ordu gönderir. Ama onlar bu orduya galebe çalarlar. Bu ordu, Kelbî’nin (ihtirasıyla çıkarılmış) bir ordudur. Bu Kelbî’nin ganimetine iştirak edemeyen zarara uğramıştır. Mehdi, malı taksim eder. Halk arasında peygamberlerinin sünnetini (ihya eder ve onun) ile amel eder. İslâm yeryüzüne yerleşir. Yedi yıl hayatta kalır. Sonra ölür ve müslümanlar cenaze namazını kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286, 4288, 4289)<br />
<br />
“Ticaret ve yolların kesildiği ve fitnelerin çoğaldığı zaman, muhtelif beldelerden yedi âlim, her birinin beraberinde üç yüz on küsür kişi olduğu halde, birbirlerinden habersiz bir şekilde Mekke’de bir araya gelirler.<br />
<br />
Biri diğerine: ‘Burada ne arıyorsun?’ diye sorar.<br />
<br />
Ona şöyle derler:<br />
<br />
‘Biz o şahsı aramak için geldik ki, fitneler onun eliyle sönebilir. Kostantiniyye onunla feth edilir. Biz onu ismi ile ve anasının, babasının ismiyle ve ordusu ile tanırız, Mekke’de olduğunu da biliyoruz.’<br />
<br />
Bu yedi âlim bu konuda birleşirler, onu ararlar ve Mekke’de bulurlar. Ve kendisine: ‘Sen falan oğlu falansın’ derler. O ise: ‘Ben sadece Ensâr’dan birisiyim.’ der. Onların elinden kurtulur. Onu tanıyan ve bilenlere anlatırlar. Bunun üzerine: ‘Aradığınız sahibiniz odur ve Medine’ye gitmiştir.’ denilir. Bu defa onu ararlar, halbuki o tekrar Mekke’ye dönmüştür. Onu tekrar Mekke’de bularak yine: ‘Sen falan oğlu falansın, annen de filân kızı filânedir, sende şu alâmetler vardır. Birinci defa bizden kurtuldun, uzat elini sana biat edelim.’ derler. Bunun üzerine o ‘Ben aradığınız değilim.’ der ve tekrar Medine’ye gider. Medine’de yine aranınca tekrar Mekke’ye döner. Mekke’de kendisini Rükûn’da bularak şöyle derler: ‘Eğer biatlarımızı kabul etmezsen, bizi aramakta olan ve başında Haddam’dan birisinin bulunduğu Süfyanî ordusuna karşı korumazsan, günahlarımız senin üzerine ve kanlarımız da boynuna olsun!’ derler. Bunun üzerine Mehdi, Rükûn ile Makam arasına oturur ve elini uzatarak biatları kabul eder.<br />
<br />
Allah da onun muhabbetini insanların sinelerine yerleştirir. O daha sonra gündüz arslan, gece ise âbid olan bir kavimle beraber olur.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
“Mehdi’nin bayrağında: ‘Biat Allah içindir.’ yazılıdır.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
 <br />
• Hakimiyeti:<br />
<br />
“O zât insanlar içerisinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in sünneti ile amel eder. İslâm yeryüzüne tam mânâsı ile yerleşir. Yeryüzünde yedi sene kalır, sonra vefat eder ve müslümanlar onun üzerine namaz kılarlar.” (Ebu Dâvud: 4286)<br />
<br />
 <br />
• Zamanının Bereketi:<br />
<br />
“Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne kadar onun benzerini kesinlikle bulmamıştır. Yer yemişini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacaktır. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp: ‘Bana ver!’ diyecek, Mehdi de: ‘Al!’ diyecek.” (İbn-i Mâce: 4083)<br />
<br />
“Onun hilâfetine yer ve gök ehli, yabani hayvanlar, kuşlar, hatta denizdeki balıklar bile sevinir. Zamanı bereketli olur, nehirler suyunu, yer verimini artırır, hazineler çıkarılıp Şam’a getirilir.” (İmam-ı Süyûtî)<br />
<br />
 <br />
• İsa Aleyhisselâm İle Buluşması:<br />
<br />
Ebu Ümâme el-Bâhilî -radiyallahu anh-den şöyle rivayet edilmiştir:<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize hitab etti. Deccal’i anarak şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak. Bunun üzerine Medine’de bulunan münâfık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi de Deccal’in yanına gidecekler. Böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını giderip attığı gibi Medine de içindeki pisliği dışına atacak ve o güne kurtuluş günü denilecektir.”<br />
<br />
Ümmü Şüreyk bint-i Ebi’l-Aker -radiyallahu anhâ-:<br />
<br />
“Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?” diye sordu.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Araplar o gün az olurlar ve büyük çoğunluğu Beyt’ül-Makdis (Kudüs)te bulunacaklardır. İmamları da sâlih bir insan (Mehdi) olacaktır. Sonra imamları öne geçip kendilerine sabah namazını kıldıracağı sırada Meryem oğlu İsa Aleyhisselâm sabah vaktinde inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam (Mehdi) arka arka yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzlarına koyacak ve ona:<br />
<br />
‘Geç öne namazı kıldır! Zira kamet senin için getirildi.’ diyecektir.<br />
<br />
Bunun üzerine imamları (Mehdi) onlara namazı kıldıracaktır.” (İbn-i Mâce: 4077)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın inişini bildiren hadis-i şerif’lere göre; İsa Aleyhisselâm bir sabah namazı zamanı Şam’a inecektir. Üzerinde açık sarı elbise bulunacak ve kendisini bir bulut getirecektir. Bulutun üzerinde İsa Aleyhisselâm iki melek araasında ve onların omuzlarından tutunmuş vaziyette bulunacaktır. Onun indiğini duyunca hemen yahudiler ve hıristiyanlar karşılamaya koşarak: “Biz senin ümmetiniz!” diyeceklerse de onlara: “Yalan söylüyorsunuz!” diyerek kendilerini paylayacak ve ashabının ancak müminler olduğunu söyleyerek onların halifesini arayacak ve onu namaz kıldırırken görünce geri çekilecektir.<br />
<br />
Câbir bin Abdullah- radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif’lerinde de şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hakk için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.<br />
<br />
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 156)<br />
<br />
“Deccal, Beytül Makdis’de müminleri muhasara altına alır ve onlara (müminlere) öylesine şiddetli bir açlık icabet eder ki açlıktan yaylarının kirişini bile yemek zorunda kalırlar.<br />
<br />
Onlar bu halde iken, âniden karanlığın içinden bir ses işitirler ve: ‘Bu tok bir adamın sesidir!’ derler. Bir de bakarlar ki o, İsa bin Meryem’dir. Namaza kalkarlar, müslümanların imamı Mehdi geri çekilir. Bunun üzerine İsa bin Meryem; ‘Geç öne namaz senin için ikâme olundu!’ der. Mehdi de onlara namaz kıldırır ve bundan sonra İsa Aleyhisselâm imam olur.” (İmam-ı Suyûtî)<br />
<br />
Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?<br />
<br />
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.<br />
<br />
Hülasa-i kelâm İsa Aleyhisselâm ile Mehdi Aleyhisselâm beraberce İslâm dininin muzafferiyeti için çalışacaklar, kendilerine verilen vazifeyi bîhakk’ın yapacaklardır.<br />
<br />
 <br />
HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM<br />
Ulü’l-Azm Bir Peygamber:<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın gerçek kişiliğini Âyet-i kerime’sinde şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Meryemoğlu İsa’ya açık mucizeler verdik.” (Bakara: 87 ve 253)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onun mucizelerini, onun üstünlüğünün ve derecelerinin farklılığına sebep göstermiştir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ henüz işin başında:<br />
<br />
“Ve onu kudsî ruh ile destekledik.” (Bakara: 87 ve 253)<br />
<br />
Âyet-i kerime’sinde beyan buyurulduğu üzere onu Kudsî ruh’la desteklemişti.<br />
<br />
Gerek Âyet-i kerime’lerde, gerekse Hadis-i şerif’lerde; hayat menkıbesi anlatılan ulül-azm peygamberlerden birisi de İsa Aleyhisselâm’dır.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:<br />
<br />
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlâtları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)<br />
<br />
Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.<br />
<br />
 <br />
Halkı Hakk’a Dâvet:<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm otuz yaşlarında iken vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini İsrailoğulları’na tebliğ etti. İsa Aleyhisselâm bu dâvet görevini yahudi toplumu içerisinde yürütüyordu. İsrailoğulları Musa Aleyhisselâm’a gönderilen ilâhî dinin hükümlerini değiştirmişler, Tevrat’ı tahrif etmişlerdi. Peygamberlerin gösterdiği doğru yoldan saptılar. Mânevî hayattan da uzaklaştılar. Kıyameti, hesabı, azabı inkâr ediyorlardı. Nefislerine uydular, lezzetlere ve şehvetlere daldılar.<br />
<br />
Bunun üzerine Allah-u Teâlâ; dine sonradan soktukları hurafeleri ve bâtıl fikirleri düzeltmesi, onları doğru yola çevirmesi için İsa Aleyhisselâm’ı peygamber olarak gönderdi.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm onlara Allah-u Teâlâ’nın emir ve nehiylerini tebliğ etmeye, dinin hükümlerini öğretmeye başladı. Bu hükümlerin bir kısmı, isyanları sebebiyle haram kılınmış bazı şeylerin tekrar helâl edilmesi idi.<br />
<br />
Onları, kendisine tâbi olmaya çağırdı, Allah’ı anlattı, ahireti, hesabı, azabı hatırlattı, saplantılardan kurtarmaya çalıştı.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“İsa apaçık delilleri getirdiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim. Bir de ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim.” (Zuhruf: 63)<br />
<br />
Sizi uyarmaya, ihtilâflarınızı aranızdan kaldırmaya memur oldum.<br />
<br />
 <br />
Nezd-i İlâhîye Yükseliş:<br />
<br />
İsrailoğulları Romalılar’ın esareti altında zillet içinde yaşıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ın elinden o kadar parlak mucizeleri gördükleri halde, dâvetine icabet etmediler. Çünkü kurtarıcı bir Mesih bekliyorlardı. Bu Mesih’in çok mücadeleci bir kişi olacağına ve diğer milletlerin esaretinden kurtararak Yahudileri dünyaya hakim kılacağına inanıyorlardı. İsa Aleyhisselâm’ı çok yumuşak ve merhametli gördükleri için, onun Mesih olduğuna inanmadıkları gibi, dâvetine kulak vermekten insanları alıkoymaya çalıştılar. Fakat başvurdukları her teşebbüs neticesiz kaldı. İman etmek şöyle dursun, Yahya Aleyhisselâm gibi İsa Aleyhisselâm’ı da öldürmeye karar verdiler.<br />
<br />
İçlerinden birini inanmış gibi göstererek havarilerin arasına soktular. Toplandıkları yeri ve zamanı öğrenip baskın yapacaklardı.<br />
<br />
Fakat Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
“Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır.” (Fâtır: 43)<br />
<br />
Âyet-i kerime’si mucibince, kendi kurdukları tuzağa kendilerini düşürdü, plânlarını boşa çıkardı.<br />
<br />
Daha sonra Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı öldürmek için tuzak kuranlar hakkında bilgi vererek şöyle buyurdu:<br />
<br />
“(Yahudiler gizlice) tuzak kurdular. Allah da onların tuzaklarına karşılık verdi. Allah tuzak kuranlara karşılık vermekte en güçlü olandır.” (Âl-i imrân: 54)<br />
<br />
Onlardan daha sağlam tuzak kurar, onları kendi kazdıkları kuyuya düşürür. Cezaya çarpılanın nereden geldiğini bilemeyeceği bir şekilde ceza vermeye en çok muktedir olandır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü İsa Aleyhisselâm’a vahiyle durumu haber verdi, tuzak hazırlayanların bu tuzaklarını nasıl başarısızlığa uğrattığını açıkladı.<br />
<br />
“O vakit Allah şöyle buyurdu: Ey İsa! Ben seni eceline yetireceğim ve seni nezdime yükselteceğim.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu beyanı ile İsa Aleyhisselâm’ı Yahudiler’in elinden kurtaracağını ve kendisine hiçbir eziyet edilmeden, sağ salim göklere kaldıracağını müjdelemektedir:<br />
<br />
“Seni inkâr edenlerden tertemiz ayıracağım.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
Artık onlarla bir ilgin kalmayacak, onlar sana bulaşamayacaklar.<br />
<br />
“Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerin üstünde tutacağım.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
Bu müjde müslümanlara âittir. Çünkü İsa Aleyhisselâm’a hem de diğer bütün peygamberlere gerçek mânâda tâbi olanlar Muhammed Aleyhisselâm’ın ümmetidir.<br />
<br />
“Sonra da dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim.” (Âl-i imrân: 55)<br />
<br />
İhtilâflarda kimlerin haklı, kimlerin haksız olduğu o gün apaçık tecellî edecek. Mümin ve muvahhid olanlar ebedî olarak mükâfata erecekler, münkir ve müşrik olanlar da ebedî azaplarla cezalanacaklar.<br />
<br />
“İnkâr edip kâfir olanları, dünyada da ahirette de şiddetli bir azaba çarptıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.” (Âl-i imrân: 56)<br />
<br />
Onlardan herhangi birini ilâhi azaptan kurtaracak bir fert de bulunmayacak.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ı, İdris Aleyhisselâm gibi göğe kaldırdı, onlara ruhsat vermedi. Casus olarak gönderdikleri münâfığı İsa Aleyhisselâm zannederek yakaladılar ve astılar.<br />
<br />
Göklerdeki ve yerdeki gizlilikleri bilen, olanları ve olacakları bilen Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde kesin bir ifade ile şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Bir de inkâr etmelerinden, Meryem’in üzerine büyük bir iftira atmalarından ve: ‘Allah’ın Resul’ü Meryemoğlu İsa Mesih’i öldürdük!’ demelerinden ötürü...” (Nisâ: 156-157)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ âlemlerdeki bütün kadınlara üstün kıldığı halde Hazret-i Meryem’i fahişelikle suçlamaları sebebiyle büyük bir iftirada bulundukları için kalpleri mühürlendi. Ayrıca İsa Aleyhisselâm’ı öldürdüklerini iddiâ ettikleri için aşırı şekilde yüzsüzlük ettiler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ İsa Aleyhisselâm’ın öldürülmesini ya da asılmasını şu Âyet-i kerimesi ile reddetmiştir:<br />
<br />
“Halbuki onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara, benzer gösterildi.” (Nisâ: 157)<br />
<br />
Ona benzeyen birisini öldürdüler ve astılar.<br />
<br />
“Onun hakkında anlaşmazlığa düştüler.” (Nisa: 157)<br />
<br />
Bir kısmı öldürülen şahsın İsa olduğunu, bir kısmı da onun İsa değil bir başkası olduğunu iddiâ ettiler. “Bu öldürülen İsa ise, arkadaşımız nerede? Eğer bu arkadaşımız ise İsa nerede?” dediler. Bir kişinin öldürüldüğünde ittifak ettiler, fakat öldürülenin kim olduğu hususunda ihtilâfa düştüler.<br />
<br />
“Bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece zanna uyuyorlar.” (Nisâ: 157)<br />
<br />
Bu mesele hakkında birçok farklı inanca sahip olmaları, onların bu hususta kesin bir bilgiye sahip olmadıklarını gösterir.<br />
<br />
Öldürmüş olduklarını iddiâ etmiş olmalarına rağmen:<br />
<br />
“Kesin olarak onu öldürmediler.” (Nisâ: 157)<br />
<br />
Şu halde öldürme cinayeti ile övünmeleri de yalandır.<br />
<br />
“Bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ı onların şerrinden kurtardı, cesedi ve ruhu ile birlikte diri olarak göğe kaldırdı.<br />
<br />
“Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ: 158)<br />
<br />
Bütün yaptıklarını bir hikmete göre yapar. İsa Aleyhisselâm’ın göğe çıkarılması ve cesedi ile beraber yaşaması da bir hikmete dayalı olarak gerçekleşmiştir.<br />
<br />
•<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişi “Kıyametin Büyük Alâmetleri” bölümünde açıklanmıştır.<br />
<br />
Bu noktada bir Hadis-i şerif arzetmekle iktifa ediyoruz;<br />
<br />
Ebu Ümâme el-Bâhîlî -radiyallahu anh- şöyle demiştir:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kere bize bir konuşma yaptı. Konuşmasının çoğu bize Deccal’i anlatan ve bizi ondan sakındıran buyruk teşkil etti idi. Buyruğunun bir bölümü şu idi:<br />
<br />
‘Allah’ın Âdem Aleyhisselâm’ın zürriyetini yarattığı andan beri yeryüzünde Deccal’in fitnesinden daha büyük bir fitne olmadı ve Allah’ın gönderdiği her peygamber ümmetini behemehal Deccal’in fitnesinden sakındırdı. Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Siz de ümmetlerin sonuncususunuz ve o (Deccal) çare yok siz(in döneminiz)de çıkacaktır. Eğer ben aranızda iken çıkarsa her müslüman için onu ben yenip def ederim. Şayet benden sonra çıkarsa herkes kendi nefsini savunarak onu yenmeye çalışır. Allah da her müslüman hakkında benim halifemdir (koruyucu ve yardımcıdır). Şüphesiz ki o, Şam ile Irak arasında bir yoldan çıkacak ve sağa sola fesat (bozgunculuk) saçacaktır. Ey Allah’ın kulları! Artık (dinde) sebat ediniz! Şimdi ben onu size öyle vasıflandıracağım (tanıtacağım) ki hiçbir peygamber onu o biçimde vasıflandırmamış (tanıtmamış)tır:<br />
<br />
O (habis) önce: ‘Ben bir peygamberim!’ diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra ikinci bir iddiâda bulunarak: ‘Ben sizin rabbinizim!’ diyecektir. Halbuki siz ölünceye kadar Rabb’inizi göremezsiniz ve o (habis) a’ver (yani gözü sakat)tır. Halbuki Rabb’iniz a’ver değildir. Deccal’in iki gözü arasında ‘Kâfir’ yazılıdır. Onu yazarlığı olan veya yazarlığı olmayan her mümin okur. Şüphesiz ki, beraberinde bir cennet ve bir cehennemin bulunması da onun fitnesindendir. Aslında cehennemi bir cennet olup, cenneti de bir cehennemdir. Artık kim onun cehenneminin belâsına uğrarsa Allah’tan yardım dilesin ve Kehf sûresinin ilk âyetlerini okusun ki (Nemrud’un yaktığı) ateş İbrahim Aleyhisselâm’a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selâmet olsun.<br />
<br />
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir bedevîye: ‘Söyle bakayım! Eğer ben senin için babanı ve ananı diriltirsem benim senin Rabb’in olduğuma şehâdet eder misin?’ diyecek. Bedevî de: ‘Evet!’ diyecek. Bunun üzerine iki şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler ve ona: ‘Ey oğulcuğum! ona tâbi ol, çünkü o muhakkak senin Rabb’indir!’ diyecekler.<br />
<br />
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak o kişiyi öldürüp testere ile biçecek. Hatta o kişinin cesedi iki parçaya bölünmüş olarak ayrı ayrı yerlere atılacaktır. Sonra Deccal orada bulunanlara: ‘Şu öldürdüğüm kuluma bakınız! Şimdi ben onu dirilteceğim, sonra benden başka bir Rabb’inin olduğunu söyleyecek.’ diyecektir. Sonra Allah o kişiyi diriltecek. Habis Deccal da o kişiye: ‘Senin Rabb’in kimdir?’ diyecek. Adam da: ‘Rabb’im Allah’tır. Sen de Allah’ın düşmanı Deccal’sin. Allah’a yemin ederim ki hiçbir zaman bugünkü kadar senin hakkında güçlü basiret (şuur) sahibi olmadım!’ diyecektir. Deccal de bir daha ona dokunamayacaktır.”<br />
<br />
Ebu’l-Hasan et-Tenafisi dedi ki: El-Muharibi bize senediyle olan rivayetlerine göre Ebu saîd-i Hudrî -radiyallahu anh- demiştir ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ‘Deccal’in öldürdüğü o adam ümmetim içinde cennette derecesi en yüksek olanıdır.’ buyurdu.<br />
<br />
Râvi demiştir ki:<br />
<br />
‘Ebu Saîd-i Hudrî: ‘Vallahi Ömer bin Hattab vefat edinceye kadar biz kendisinin o adam olacağını sanıyorduk.’<br />
<br />
El-Muharibî demiştir ki: ‘Ebu Saîd-i Hudrî’nin hadisinden sonra Ebu Râfi’nin hadisine döndük. Ebu Râfi’nin rivayet ettiği Ebu Ümame’nin hadisine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:<br />
<br />
‘Deccal’in buluta yağmur yağdırmasını emretmesi, bulutun da bu emir üzerine yağmur yağdırması ve onun yere bitki bitirmesini emredip yerin de bitki bitirmesi onun fitnesinden bir kısımdır.<br />
<br />
Deccal’in bir fitnesi de bir kabileye uğraması, o kabilenin kendisini yalanlaması ve bunun sonucu olarak o kavmin otlanmakla beslenen tüm hayvan sürülerinin helâk olmasıdır.<br />
<br />
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir kavme uğrayacak da bunlar onu tasdik edecekler (yani Rabb olduğuna inanacaklar). Sonra o buluta yağmur yağdırmasını emredecek, bulut da bu emir üzerine yağmur yağdıracaktır. O, yere bitki bitirmesini emredecek, yer de bu emir üzerine bitki bitirecektir. Nihayet o kavmin küçük baş ve büyük baş hayvanları o gün her zamandan fazla semiz, muazzam, böğürleri en şişkin ve memeleri sütle en dolgun olarak akşamleyin meradan dönecektir. Mekke ve Medine hariç, yeryüzünde Deccal’in ayak basmadığı ve hükümran olmadığı hiçbir yer kalmayacaktır. O, Mekke’ye ve Medine’ye yollarının hangisinden varmak istediğinde mutlaka melekler çıplak kılıçlarla karşısına çıkacak, geri çevireceklerdir. Nihayet o Zürayb-ı Ahmer (kırmızı dağcık) yanına, çorak arazinin bitim noktasının yanına inecektir. Sonra Medine şehri, sakinleriyle beraber üç defa sallanacak, bunun üzerine (Medine’de bulunan münafık erkek ve kadınlardan hiç kimse kalmayıp hepsi onun yanına gidecekler ve böylece demirci körüğünün demirin kirini pasını attığı gibi Medine de pisliği (yani habis insanları) dışına atacak ve o güne ‘Kurtuluş günü’ denilecektir.’<br />
<br />
Bunu üzerine Ümmü Şerik bint-i Ebil-Aker:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Peki o gün Araplar nerede olacak?’ diye sordu. O: ‘Araplar o gün azdır ve büyük çoğunluğu Beytü’l-Makdis (Kudüs)te bulunacaktır. İmamları da sâlih bir adam (olacak)tır. Sonra imamları (Mescid-i Aksa’da) öne geçip onlara sabah namazını kıldıracağı sırada sabahleyin onların üzerine İsa bin Meryem Aleyhisselâm inecektir. Bunun üzerine İsa Aleyhisselâm’ın öne geçip cemaate namaz kıldırması için imam geri geri yürümeye başlayacak. Fakat İsa Aleyhisselâm elini onun omuzları arasına koyarak: ‘Öne geç de namaz kıldır! Çünkü kamet senin için getirildi!’ diyecektir. Bunun üzerine imamları onlara namaz kıldıracak, sonra imam namazını bitirince İsa Aleyhisselâm:<br />
<br />
‘Kapıyı açınız!’ diyecek ve kapı açılacaktır. Kapının önünde Deccal beraberinde yetmiş bin yahudi olduğu halde bulunacaktır. Hepsi süslü süslü kılıç kuşanmış, yeşil şallı olacaktır. Deccal, İsa Aleyhisselâm’a bakınca tuzun suda eridiği gibi eriyecek ve kaçmaya başlayacaktır. İsa Aleyhisselâm da ona:<br />
<br />
‘Sana öyle bir darbem vardır ki sen ondan kurtulamayacaksın!’ diyecek ve Lüdd’ün doğu kapısı yanında yetişip onu öldürecektir. Allah yahudileri de hezimete uğratacaktır. Artık Allah’ın yarattığı yaratıklardan arkasında bir yahudinin saklanıp da Allah’ın konuşturmayacağı hiçbir şey kalmayacaktır. ‘Ey Allah’ın müslüman kulu! İşte bu bir yahudidir. Gel de onu öldür!’ demeyen ne bir taş, ne bir ağaç, ne bir duvar, ne de bir hayvan olacaktır. (Yalnız Gargad ağacı bu hükmün dışındadır. Çünkü bu ağaç onların ağaçlarındandır, konuşmayacaktır.)<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:<br />
<br />
‘Ve Deccal’in günleri (devri) kırk yıldır. Bir yılı yarım yıl gibi ve bir yılı ay gibidir. Ayı da bir hafta gibidir ve kalan günleri kıvılcım gibi (hızlı gidici)dir. Biriniz o günlerde sabahleyin Medine’nin kapısı yanında olur da Medine’nin diğer kapısına akşama kadar varamaz.’<br />
<br />
Bunun üzerine:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! O kısa günlerde nasıl namaz kılacağız?’ diye soruldu. O:<br />
<br />
‘Siz namazı şu uzun günlerde nasıl takdir (hesap) ettiğiniz gibi o kısa günlerde de öyle takdir edersiniz. Sonra namaz kılınız.’ buyurdu.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- konuşmasına devamla buyurdu ki:<br />
<br />
‘İsa bin Meryem Aleyhisselâm benim ümmetim içinde (Muhammedî), adaletli bir hakim ve (yönetimde) adil bir imam olacak, haçı kırıp ezecek ve domuzu öldürecektir. (Zimmilerden) cizyeyi kaldıracak ve zekâtı terk edecektir. Artık ne koyun, keçi, sığır sürüsü, ne de deve sürüsü üzerine zekât memuru çalıştırılmayacaktır. Düşmanlık ve kin de kaldırılacaktır. Zehirli olan her hayvanın zehiri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Küçük kız çocuğu da arslanı kaçmaya zorlayacak da arslan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır. Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barış içinde olacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını (silâh ve malzemelerini) bırakacak, Kureyş kabilesinden hükümdarlığı alınacaktır. Yeryüzü gümüş sofrası gibi olup, Âdem Aleyhisselâm’ın ahdi ile bitkisini bitirecektir. Hatta bir üzüm salkımı üzerinde bir nefer (sayısı ona kadar olan insan topluluğu) toplanır da o salkım hepsini doyuracak ve bir nar üzerinde bir nefer toplanır da o nar hepsini doyuracaktır. Öküz şu kadar (üstün değerdeki) mala tekabül edecek, at da birkaç (önemsiz) dirhemciğe tekabül edecektir.<br />
<br />
Sahabeler:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Atı ucuzlatan nedir?’ diye sordular. O:<br />
<br />
‘Savaş için ata ebedî olarak yani hiç binilmeyecektir. (Çünkü hiç savaş olmayacaktır.) buyurdu. Ona:<br />
<br />
‘Öküzün fiyatını bu kadar pahalılaştıran nedir?’ diye soruldu. O:<br />
<br />
‘Toprağın tamamı sürülecektir. Deccal’in çıkmasından evvel (kıtlığı) şiddetli üç yıl bulunur. O yıllarda insanların başına büyük bir açlık felâketi gelecektir. Allah birinci yıl buluta, yağmurunun üçte birisini tutmasını emredecektir. Sonra Allah ikinci yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun üçte ikisini hapsedecektir ve Allah yere emredecek, yer de bitkisinin üçte ikisini hapsedecektir. Sonra Allah üçüncü yıl buluta emredecek, bulut da yağmurunun tamamını hapsedecektir. Artık bir damla yağmur yağmayacaktır. Allah yere de emredecek ve yer bitkisinin tamamını hapsedecektir. Artık yer yeşillik diye hiçbir şey bitirmeyecektir. Artık çift tırnaklı (geviş getiren) hiçbir hayvan kalmayıp hepsi helâk olacak, Allah’ın (yaşamasını) dilediği hayvan hariç.’ buyurdu.<br />
<br />
Ona:<br />
<br />
‘O zamanda insanları yaşatan (azık) nedir?’ diye soruldu. O:<br />
<br />
‘Tehlil, tekbir, tesbih ve tahmid. Bu zikirler insanlara yemek yerine geçirilecektir.’ buyurdu.” (İbn-i Mâce: 4077)<br />
<br />
 <br />
KIYAMET SENELERİNDEKİ DÜNYANIN SON DURUMU<br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.<br />
<br />
Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Hadis-i şerif’lerinden öğreniyoruz:<br />
<br />
 <br />
Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir.” (Müslim: 1012)<br />
<br />
Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.<br />
<br />
 <br />
Mal Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir.” (Müslim: 157)<br />
<br />
Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: ‘Ben bunlar için öldürdüm!’ diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: ‘Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!’ diyecek. Hırsız gelerek: ‘Benim elim bunlar için kesildi.’ diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar.” (Müslim: 1013)<br />
<br />
Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.<br />
<br />
Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.<br />
<br />
 <br />
Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz.” (Buharî, Fiten 23 - Müslim: 2910)<br />
<br />
Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah’tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretlerinden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez.” (Müslim: 2911)<br />
<br />
Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.<br />
<br />
Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.<br />
<br />
Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
 <br />
Putperestliğin Canlanması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü’l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz.” (Müslim: 2906)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:<br />
<br />
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Lât ve Uzzâ’ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir.”<br />
<br />
Bunun üzerine ben:<br />
<br />
‘Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
‘Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber’ini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur.’ (Tevbe: 33 - Saff: 9)<br />
<br />
Âyet’ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.’ dedim.<br />
<br />
“Şüphesiz ki bu hususta Allah’ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir.” buyurdu.” (Müslim: 2907)<br />
<br />
Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ’nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.<br />
<br />
 <br />
Müminlerin Ruhlarının Alınması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Muhakkak ki Allah Yemen’den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır.” (Müslim: 117)<br />
<br />
Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen’den, diğerinin Şam’dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:<br />
<br />
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz.” (Müslim: 184)<br />
<br />
Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.<br />
<br />
 <br />
Kur’an-ı Kerim’in Kaldırılması:<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah Kur’an’ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: ‘Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.’ diyeceklerdir.”<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:<br />
<br />
“O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken ‘Lâ ilâhe illâllah’ kelimesi onlara bir yarar sağlamaz,” dedi.<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla’nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe’ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla’ya dönerek üç defa:<br />
<br />
“Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır.” dedi. (İbn-i Mâce: 4049)<br />
<br />
Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur’an’ı okuyun! Zira Kur’an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”<br />
<br />
Ashâb: “Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur’an nasıl olacak?” diye sordular.<br />
<br />
Buna karşılık buyurdu ki:<br />
<br />
“Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur’an kalplerinden silinecek ve fakat: ‘Biz bir şey biliyorduk!’ deyip şiire dalacaklar.” (Beyhakî)<br />
<br />
 <br />
Kâbe-i Muazzama’nın Yıkılması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kâbe’yi Habeşliler’den incecik baldırlı biri harap edecektir.” (Müslim: 2909)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe’yi taş taş yıktığını görüyorum sanki.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)<br />
<br />
Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif’ler de vardır. Kâbe-i muazzama’yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.<br />
<br />
 <br />
En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:<br />
<br />
Nevvâs bin Sem’an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif’lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar.” (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır.” (Buhârî - Müslim: 2949)<br />
<br />
 <br />
KIYAMET<br />
Kıyamet Nedir?:<br />
<br />
“Kıyamet” kelimesi “Kıyam”dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur’an-ı kerim’de yetmiş yerde geçmektedir. Kıyam’dan türemiş diğer kelimelerin sayısı iki yüz civarındadır. Kıyameti tasvir eden, gözle görülür bir şekilde anlatan Âyet-i kerime’lerin sayısı ise dört yüze yakındır.<br />
<br />
Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ’nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlukatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan “Ahiret inancı”nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.<br />
<br />
İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.<br />
<br />
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?” (Kıyamet: 36)<br />
<br />
İnsanların çoğunun anlayışı böyledir. İlâhî emir ve yasakların yükümlülüğü altına girmek, ilâhî bir terbiye görmek istememektedirler. Halbuki kâinatta hiçbir şey mânâsız, hikmetsiz ve gayesiz yaratılmamıştır. İnsan nasıl başıboş bırakılabilir?<br />
<br />
“Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminûn: 115)<br />
<br />
Kullarını mükellef tutmak, ibadet etmek, sonra da huzur-u izzetine döndürmek için yaratmıştır.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Saati:<br />
<br />
Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’ler vardır.<br />
<br />
Nitekim bir Âyet-i kerime’de mühim bir ihtar mahiyetinde:<br />
<br />
“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır.” buyuruluyor. (Necm: 57)<br />
<br />
Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye “Âzife” denilmiştir.<br />
<br />
Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ’dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.<br />
<br />
“Onu Allah’tan başka açığa çıkaracak yoktur.” (Necm: 58)<br />
<br />
Kıyametin kopması Kur’an-ı kerim’de “Saat” kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.<br />
<br />
“Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda aslâ şüphe yoktur.” (Mümin: 59)<br />
<br />
İnanmak imanın gereğidir.<br />
<br />
“Fakat insanların çoğu inanmıyor.” (Mümin: 59)<br />
<br />
Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ’yı inkar ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.<br />
<br />
Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.<br />
<br />
Sehl bin Sa’d -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek:<br />
<br />
“Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim.” buyurmuşlardır. (Buhârî, Rikak 39 - Müslim: 2950)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Zamanı (1):<br />
<br />
Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar: “Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!” derlerdi.<br />
<br />
“Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar.” (A’râf: 187 - Nâziat: 42)<br />
<br />
Kıyamet saati Allah-u Teâlâ’nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Resul’üm! De ki: Onu ancak Rabb’im bilir. Onun vaktini O’ndan başka bilecek yoktur.<br />
<br />
Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir.” (A’râf: 187)<br />
<br />
İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
“Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.<br />
<br />
Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır.” (Buhârî-Müslim: 2954)<br />
<br />
Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ’nın kendi Zât-ı akdes’ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul’üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (A’râf: 187)<br />
<br />
İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime’lerde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
“Sende ona âit bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb’ine âittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin.<br />
<br />
Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar.” (Nâziat: 43-46)<br />
<br />
Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Zamanı (2):<br />
<br />
Kur’an-ı kerim’in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat’ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm’ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Resul’üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.<br />
<br />
De ki: Onun bilgisi Allah’ın katındadır.<br />
<br />
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.” (Ahzâb: 63)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.<br />
<br />
“Kıyametin vaktine dair bilgi O’nun katındadır.” (Zuhruf: 85)<br />
<br />
O’nun ezelî ilmi her şeyi kuşatmıştır. O’nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O’nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.<br />
<br />
İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.<br />
<br />
“Kıyamet ne zaman kopacak?” diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
“O gün için ne hazırladın?” buyurmuşlardır. (Tirmizî)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Zamanı (3):<br />
<br />
Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime’sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Diyorlar ki:<br />
<br />
Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman?” (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)<br />
<br />
Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.<br />
<br />
“De ki:<br />
<br />
Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz.” (Sebe: 30)<br />
<br />
Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.<br />
<br />
İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk’a yönelmediler.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!” (Enbiyâ: 39)<br />
<br />
Fakat uyarılar onlara hiç fayda vermiyor, etraflarını saran küfür karanlığı gerçeği göstermiyor.<br />
<br />
“Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.<br />
<br />
Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir.” (Enbiyâ: 40)<br />
<br />
Ki tevbe edebilsinler, mazeret beyan etsinler!<br />
<br />
“Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz.” (En’âm: 134)<br />
<br />
İşte iman etmeyenlerin ebedî cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm’a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:<br />
<br />
“Resul’üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım.” (Mülk: 26)<br />
<br />
Cebrâil Aleyhisselâm’ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e gelmesi, İslâm ve ihsan’dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in de:<br />
<br />
“Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir.” diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Kıyamet saatini bilmek Allah’a havale edilir.” (Fussilet: 47)<br />
<br />
Bir kimseye: “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sorulursa: “Onu Allah-u Teâlâ bilir!” denilmelidir.<br />
<br />
“Kıyamet saatini bilmek ancak Allah’a mahsustur.” (Lokman: 34)<br />
<br />
İnsana düşen, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek daha dünyada iken hayatını düzene sokmaktan ibarettir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de:<br />
<br />
“Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik.” buyuruluyor. (Hûd: 104)<br />
<br />
Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır. Her gelecek yakındır.<br />
<br />
 <br />
Gizliliğin Hikmeti:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun!” (Tâhâ: 15-16)<br />
<br />
İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcutur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara aslâ uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.<br />
<br />
 <br />
İnanan-İnanmayan:<br />
<br />
İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Muhammed: 18)<br />
<br />
Kıyametin kopacağına dâir bunca Âyet ve alâmetler varken, inkârcılar yine de küfürlerinde devam edip dururlar.<br />
<br />
“Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar.” (Şûrâ: 17-18)<br />
<br />
Alaylı bir şekilde onun takdir edilen zamanından önce gelmesini ister dururlar.<br />
<br />
“İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.” (Şûrâ: 18)<br />
<br />
Gönüllerindeki gerçek iman açığa çıkar.<br />
<br />
“İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Şûrâ: 18)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.<br />
<br />
Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.<br />
<br />
Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.<br />
<br />
Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler.” (Hacc: 55)<br />
<br />
Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime’ler yüzlerine karşı okunurken; bunlar Hakk’ı hatırlamazlar, Hakk’tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah’tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar, ömür sermayelerini boşa harcayıp dururlar. Emniyet içinde olduklarından değil, ilerisini düşünemediklerinden, basiretsiz olduklarından dolayı öyle yaparlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu gibi kimseleri uyarmak üzere Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
“Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler?” (Yusuf: 107)<br />
<br />
Ki hiçbir şeyden habersiz bir şekilde gaflet içinde yaşayıp duruyorlar.<br />
<br />
“Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?” (Zuhruf: 66)<br />
<br />
Böyle bir hâlde yaşayıp dururlarken, büyük felâket başlarına geliverecektir.<br />
<br />
 <br />
Küfürde İnat, Kötülükte Israr:<br />
<br />
Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime’lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
“Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister: ‘Kıyamet günü ne zamanmış?’ diye sorar.<br />
<br />
Göz kamaştığı,<br />
<br />
Ay tutulduğu,<br />
<br />
Güneşle ay bir araya getirildiği zaman!” (Kıyâmet: 5-9)<br />
<br />
Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hâle gelir. Kâinat alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.<br />
<br />
“İşte o gün insanlar: ‘Kaçacak yer neresi?’ der.” (Kıyâmet: 10)<br />
<br />
Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.<br />
<br />
“Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?” (Muhammed: 18)<br />
<br />
Çünkü o gün sorgulama ve yargılama, cezâ ve mükâfat günüdür. O gün herkes kendi derdi ile meşgul olmaya mecbur olur, herkes kendisini azaptan kurtarmak için çırpınır.<br />
<br />
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı kerim’in bir çok Âyet-i kerime’lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır:<br />
<br />
“İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler.” (Enbiyâ: 1)<br />
<br />
Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.<br />
<br />
Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:<br />
<br />
“Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb’inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz.” (Şûrâ: 47)<br />
<br />
O günde Allah-u Teâlâ’nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.<br />
<br />
“Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah’a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz.” (Bakara: 281)<br />
<br />
<br />
Bu mevzu Muhterem müellif Ömer Öngüt Efendi’nin “Kalplerin Anahtarı” Külliyatı’nın “Kıyamet ve Alâmetleri” isimli eserinden derlenmiştir.<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamet ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=22007</link>
			<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 14:10:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=22007</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu</span></span><br />
<br />
<br />
"Kıyamet Yaklaştıkça Yaklaşmıştır.<br />
(Necm: 57)<br />
"Kıyamet Saati Mutlaka Gelecektir, Bunda Aslâ Şüphe Yoktur.<br />
(Mümin: 59)<br />
"Sana Kıyamet Saatinin Ne Zaman Gelip Çatacağını Soruyorlar. Resul'üm! De ki: Onu Ancak Rabb'im Bilir. Onun Vaktini O'ndan Başka Bilecek Yoktur. Ağırlığını Göklerin ve Yerin Kaldıramayacağı O Saat, Sizlere Ansızın Gelecektir.<br />
(A'râf: 187)<br />
"Yer Bütünüyle Sallanıp, Paramparça Edildiği Zaman...<br />
(Fecr: 21)<br />
"Kıyamet Ne Zaman Kopacak?" Diye Soran Bir Zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: "O Gün İçin Ne Hazırladın? Buyurmuşlardır.<br />
(Tirmizî)<br />
KIYAMET; ZAMANINI ALLAH-U TEÂLÂ'NIN BİLDİĞİ DEHŞETLİ BİR FELÂKETTİR!<br />
<br />
 <br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır. Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır. Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır. Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." (Buhârî-Müslim: 2954)<br />
<br />
 <br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip-geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.<br />
<br />
İnsanoğlu muvakkat ve çok kısa bir ömre sahip olduğu halde ahiret yerine dünyayı tercih ediyor, dünyaya bağlanıyor.<br />
<br />
Halbuki insanın ölümü onun kıyametidir ve "Küçük Kıyamet" olarak tabir olunur. Dünyanın yıkılışı büyük kıyamet, insanın ölümü ise küçük kıyamettir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabb'ine kulluk et! buyuruyor. (Hicr: 99)<br />
<br />
Her insanın, her varlığın bir sonu olduğu gibi bu dünyanın ve kâinatın da bir sonu vardır. Ancak Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi. Ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun! (Tâhâ: 15-16)<br />
<br />
İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcuttur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara asla uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ;<br />
<br />
Kıyametin mutlaka geleceğini;<br />
<br />
Kıyametin, ondan kurtuluşun asla mümkün olmayan büyük bir felâket olduğunu;<br />
<br />
Ve kıyametin zamanını kendisinden başka kimsenin bilemeyeceğini haber vermiştir.<br />
<br />
Oysa bugün kıyamet saati hakkında küffar memleketlerinde cereyan eden yerli-yersiz tartışmalar bu İslâm memleketinde de rağbet görüyor,<br />
<br />
Allahu Teâlâ bu büyük felâketin şiddetini;<br />
<br />
"Gök yarıldığı zaman. (İnfitar: 1)<br />
<br />
"Güneş katlanıp dürüldüğü zaman. (Tekvir: 1)<br />
<br />
"Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman. (Tekvir: 2)<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerinde ve daha pek çok Âyet-i kerime'sinde haber verdiği halde kimisi filan köye sığınmakla, kimisi de muhkem sığınaklar yapmakla bu büyük felâketten korunabileceğini zannediyor.<br />
<br />
Farz-ı muhal hiçbir felâketin ulaşmadığı en muhkem bir sığınıkta bile olsa "Ölüm felâketi"nden kurtuluş olmadığını, kâinatın ömrüne kıyasla çok cüzi bir ömür yaşayacağını hesap etmiyor. Küfür ve inat batağına saplanmış, Allah-u Teâlâ'nın hükmüne ve emrine teslim olmak yerine, O'nun takdirine karşı tedbir alabileceğini zannediyor. Allah-u Teâlâ'ya hasım kesiliyor.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Nedir?<br />
<br />
"Kıyamet" kelimesi "Kıyam"dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur'an-ı kerim'de yetmiş yerde geçmektedir.<br />
<br />
"Kıyâmet gününe andolsun!" (Kıyâmet: 1)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlûkatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.<br />
<br />
Kıyâmet günü üzerine yemin edilmiş olması, bu hadisenin muhakkak gerçekleşeceğini göstermektedir.<br />
<br />
Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ'nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.<br />
<br />
"Her şeyi altüst eden o en büyük felâket geldiği zaman. (Nâziât: 34)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlûkatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da kâinatın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan "Ahiret inancı"nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.<br />
<br />
İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.<br />
<br />
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor? (Kıyamet: 36)<br />
<br />
"Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız? (Müminûn: 115)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Kopma Zamanı Yaklaşmıştır:<br />
<br />
Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'ler vardır:<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime'lerde mühim bir ihtar mahiyetinde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır." (Necm: 57)<br />
<br />
"Onun alâmetleri gerçekten gelmiştir. (Muhammed: 18)<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek şöyle buyurdular:<br />
<br />
"Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim. (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye "Âzife" denilmiştir.<br />
<br />
Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ'dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.<br />
<br />
"Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. (Necm: 58)<br />
<br />
Kıyametin kopması Kur'an-ı kerim'de "Saat" kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.<br />
<br />
"Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmıyor. (Mümin: 59)<br />
<br />
Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ'yı inkâr ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.<br />
<br />
Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını, bu müthiş saatin ne zaman geleceğini Allah-u Teâlâ'dan başka kimse bilmez. Kesin olarak bilinen, alâmetleri zuhur etmeden kopmayacağıdır. Birisi zuhur edince, diğerleri birbiri ardından ortaya çıkar.<br />
<br />
Önce küçük alâmetler zuhur edecektir. Ahir zaman devrinde yaşıyoruz. Kıyametin küçük alâmetlerinin hemen hepsi zulur etmiştir. Büyük alâmetlerin de zuhur etmesinden sonra her an kıyametin kopması beklenebilir.<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Küçük Alâmetlerinden Bazıları:<br />
<br />
Kıyamet kopmadan önce küçük alâmetler bir bir meydana çıkacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şerif'lerde belirtilen küçük alâmetlerin başlıcaları hülâsa olarak şunlardır:<br />
<br />
• İlmin ortadan kalkıp cehâletin yerleşmesi,<br />
<br />
• Zinânın alenî hâle gelmesi,<br />
<br />
• Sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması,<br />
<br />
• Oyun ve çalgı âletlerinin ortaya çıkması ve yaygınlaşması,<br />
<br />
• Câriyenin (köle kadının) efendisini doğurması,<br />
<br />
• Çobanların zenginleşerek bina yapmakta yarışması,<br />
<br />
• Zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servetin çoğalması,<br />
<br />
• Aynı dâvâyı güden iki büyük topluluğun birbirleriyle savaşması,<br />
<br />
• Adam öldürme hadiselerinin fazlalaşması,<br />
<br />
• Emanetin ganimet bilinmesi,<br />
<br />
• Elli kadına bir erkek düşecek şekilde erkek nüfusunun azalması,<br />
<br />
• Müslümanların kıldan ayakkabı giyen, küçük gözlü ve geniş yüzlü insan gruplarıyla savaşması,<br />
<br />
• İnsanların hayatlarından bıkarak ölülere gıpta etmesi,<br />
<br />
• Peygamber olduğunu iddiâ eden otuza yakın deccalin türemesi,<br />
<br />
• "Allah" veya "Lâ ilâhe illâllah" diyen bir kimsenin kalmaması.<br />
<br />
• Yine Hadis-i şerif'lerin ifadelerine göre kıyamet alâmetleri şöyle gelişecektir:<br />
<br />
• Kur'an-ı kerim'in önemi insanlar tarafından unutulacak,<br />
<br />
• Cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek,<br />
<br />
• Namaz kılınmayacak,<br />
<br />
• Zekât angarya kabul edilecek,<br />
<br />
• Fâiz yemeyen kimse kalmayacak,<br />
<br />
• Büyük bir bereketsizlik olacak,<br />
<br />
• Gasp hadiseleri çoğalacak,<br />
<br />
• Liderliğe elverişli kişiler azalacak,<br />
<br />
• Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler idareci olup başa geçecek,<br />
<br />
• Fâsıklar toplumun efendisi hâline gelecek,<br />
<br />
• Ahmak ve alçaklar dünyanın en mutlu insanları olacak,<br />
<br />
• Anne-babaya isyan edilip erkekler hanımlarının emrine girecek,<br />
<br />
• Akrabalık bağları kesilecek,<br />
<br />
• Sonra gelenler geçmişlerine lânet okuyacak,<br />
<br />
• Akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak; sabah mümin olarak kalkan kişi akşam kâfir olacak,<br />
<br />
• Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek,<br />
<br />
• Kitapların sayısı artacak,<br />
<br />
• Başa geçen âmirler halka zulmedecek,<br />
<br />
• Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek,<br />
<br />
• Ticareti dürüst olmayan kimseler ele geçirecek,<br />
<br />
• İş ehil olmayanlara verilecek,<br />
<br />
• Emanet kelepir kabul edilecek,<br />
<br />
• Aza kanaat edilmeyecek, çok ile de doyulmayacak,<br />
<br />
• Yağmurlar yıldırımlar çoğalacak,<br />
<br />
• Zelzeleler artacak,<br />
<br />
• Madenler yok olacak,<br />
<br />
• Mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek,<br />
<br />
• İnsanlar mescidlerle birbirine karşı övünecekler,<br />
<br />
• Câhiller aynı zamanda dürüst olmayan zâhidler türeyecek,<br />
<br />
• Sadece din dışı ilimler öğrenilecek,<br />
<br />
• Âni ölümler çoğalacak,<br />
<br />
• Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetinecek,<br />
<br />
• Kadınlar her hususta ön plâna çıkarılacak,<br />
<br />
• Erkekler kadınlara benzemeye çalışacak,<br />
<br />
• Açıklık çıplaklık yayılacak,<br />
<br />
• Fuhuş ve hayâsızlık çoğalacak...<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Büyük Alâmetleri;<br />
(On Büyük Alâmet):<br />
<br />
Huzeyfe'tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki:<br />
<br />
"Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yanımıza geldi."Ne konuşuyordunuz?"diye sordu. Arkadaşlar "Kıyamet gününden bahsediyorduk. dediler. Bunun üzerine buyurdular ki:<br />
<br />
"Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Müslim: 2901)<br />
<br />
Hadis-i şerif'in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:<br />
<br />
Duhân (Duman), Deccal, İsa bin Meryem Aleyhisselâm'ın inişi, Ye'cüc ve Me'cüc, Dabbetü'l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması.<br />
<br />
 <br />
1. DUHÂN<br />
<br />
Büyük bir duman demektir. Kıyamet gününden evvel hakikati zuhur edecek, bütün yeryüzünü kaplayacak, bu hal kırk gün sürecektir. Yeryüzü âdeta bacasız bir fırın, içinde ateş yanmış bir oda gibi ısınacaktır. Müminler bu dumandan hafif nezleye tutulmuş gibi çok az etkilenecekler; kâfir ve münafıklar ise şiddetle sarsılacaklar, sarhoş gibi olacaklardır.<br />
<br />
 <br />
2. DECCAL<br />
<br />
Âhir zamanda bu isimde bir şahıs türeyip önce peygamberlik daha sonra da ilâhlık dâvâsında bulunacak ve göstereceği hârikulâde şeyler sayesinde bir süre insanları saptıracaktır.<br />
<br />
Rüzgâr gibi bir hıza sahip olarak yeryüzünü dolaşacak, sadece Kudüs-ü şerif'e, Mekke-i mükerreme'ye ve Medine-i münevvere'ye giremeyecektir.<br />
<br />
İmran bin Husayn -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:<br />
<br />
"Âdem'in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal'den daha büyük bir fitne yoktur. buyurmuştur. (Müslim: 2946)<br />
<br />
 <br />
3. HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ'nın İsrailoğulları'na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ'nın bir kelimesidir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ölmemiş, semâya çekilmiştir. Cesedi ile birlikte semâda yaşamaktadır. Deccâlin fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecektir ve icraatlarını gerçekleştirecektir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm'ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.<br />
<br />
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir. (Zuhruf: 61)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir.<br />
<br />
"Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa'ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır. (Nisâ: 159)<br />
<br />
 <br />
4. YE'CÜC ve ME'CÜC<br />
<br />
Aslı ve nesebi belirsiz iki kabile, önlerine çekilmiş olan barajı aşıp yeryüzüne yayılacaklar. Bir müddet etrafı ifsad etmeye çalışacaklar. Daha sonra İsa Aleyhisselâm'ın duâsı ile mahvolacaklar. Bunlar Çinliler'dir.<br />
<br />
Üçüncü dünya harbi bir âfâttır, Allahu âlem bu olacak.<br />
<br />
Yahudiler Arabistan'ı istilâya hazırlanıyor. Çinliler ise dünyayı istilâ etmek için hazırlanıyor.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Biz o gün onları (Ye'cüc ve Me'cüc'ü) bırakırız, dalgalar hâlinde birbirine girerler." buyuruluyor. (Kehf: 99)<br />
<br />
Dalga dalga dünyanın üzerine hücum ederler ve memleketleri istilâ ederler.<br />
<br />
Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zayi olacak.<br />
<br />
Çinlilerin istilâsı bir helâkiyettir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Nihayet Ye'cüc Me'cüc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden saldırırlar. (Enbiyâ: 96)<br />
<br />
 <br />
5. DABBETÜ'L-ARZ<br />
<br />
Âhir zamanda Allah-u Teâlâ'nın emirlerinin terkedildiği, insanların gerçek dini değiştirdikleri sırada çıkacak olan bir hayvandır. Takibedenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"(Kıyametin kopacağına dair) O sözün tahakkuk zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe çıkarırız da insanların âyetlerimize yakinen iman etmemiş olduklarını söyler. (Neml: 82)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu Dabbe'yi kıyametin kopması gibi büyük bir hadisenin başlangıcı olarak, insanların Kur'an-ı kerim'e kesin olarak inanmayışları sebebiyle ortaya çıkaracaktır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
"Dabbetü'l-arz, beraberinde Musa Aleyhisselâm'ın asası, Süleyman Aleyhisselâm'ın mührü bulunduğu halde çıkar. Mühür ile müminin yüzünü parlatır, asa ile kâfirin burnunu kırar. Öyle ki insanlar sofra üzerinde biraraya gelirler de, mümin kâfirden ayırt edilip tanınır." (Tirmizî)<br />
<br />
Böylece mümin ile kâfir tanınmış olacak. Böyle bir gün yaklaştığı zaman tevbeler kabul edilmeyecek, içinde bulundukları duruma göre insanların hükümleri verilecek.<br />
<br />
 <br />
6. GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI<br />
<br />
Kıyametin büyük alâmetlerinden birisi de, Allah-u Teâlâ'nın izni ve emriyle bir defaya mahsus olmak üzere güneşin bir Cuma günü battığı yerden doğmasıdır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kıyamet alâmetlerinden ilk meydana gelecek olanı güneşin battığı yerden doğması ve Dabbe'nin kuşluk vaktinde insanlara (yerden) çıkmasıdır."(İbn-i Mâce: 4069)<br />
<br />
Bu iki alâmetin arasında uzun bir zaman olmayacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde güneşin batıdan doğduğunu gördüklerinde yeryüzü halkının tevbelerinin kabul edilmeyeceğine hükmederek şöyle buyurur:<br />
<br />
"Rabb'inin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz. (En'âm: 158)<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar iman edecek, fakat o gün daha evvelden iman etmeyen, yahut imanında bir hayır kazanamayan hiç kimseye imanı fayda vermeyecektir. (Müslim: 157)<br />
<br />
 <br />
7. HİCAZ TARAFINDAN BÜYÜK BİR ATEŞİN ÇIKMASI<br />
<br />
Medine yahudilerinin en büyük bilgini olup sonra İslâm'la müşerref olan Abdullah bin Selâm -radiyallahu anh-: "Kıyamet alâmetlerinin birincisi nedir?" diye sorduğu zaman Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
"Kıyametin ilk alâmeti, bir ateşin çıkıp insanları batıya sürmesi. buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1368)<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyururlar:<br />
<br />
"Hicaz toprağından, Busrâ'daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2121 -Müslim: 2902)<br />
<br />
 <br />
8. 9. 10. ÜÇ BÜYÜK YER ÇÖKÜNTÜSÜ OLMASI<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kıyametten önce, birisi doğuda, birisi batıda ve birisi de Arap yarımadasında olmak üzere üç çöküntü meydana gelecektir. (Müslim: 2901)<br />
<br />
 <br />
Mehdi Aleyhisselâm'ın Zuhuru:<br />
<br />
Hazret-i Mehdi'nin zuhur etmesi de kıyamet alâmetlerindendir. Onun âhir zamanda geleceğine dâir birçok Hadis-i şerif'ler vardır.<br />
<br />
Asr-ı saâdet'ten bu yana asırlardır müslümanların kâffesi; âhir zamanda Ehl-i beyt'e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm'ı güçlendireceğine, adaleti hâkim kılacağına, müslümanların ona tâbi olup İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracağına, bu zât-ı âlîye "Mehdi" denileceğine inanmışlardır. Böylece bu Hadis-i şerif'ler mütevâtir derecesine ulaşmıştır.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:<br />
<br />
"Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır. (Ebu Dâvud, Tirmizi)<br />
<br />
(Bu hususla ilgili diğer Hadis-i şerif'ler ve gerekli açıklamalar Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Kıyamet ve Alâmetleri" isimli eserinde ayrıntılı bir şekilde izah edilmiştir.)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Vaktini Yalnız Allah-u Teâlâ Bilir:<br />
<br />
Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar, "Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!" derlerdi.<br />
<br />
"Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. (A'raf: 187 - Nâziat: 42)<br />
<br />
Kıyamet saati Allah-u Teâlâ'nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Resul'üm! De ki: Onu ancak Rabb'im bilir. Onun vaktini O'ndan başka bilecek yoktur.<br />
<br />
Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." (A'raf: 187)<br />
<br />
İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.<br />
<br />
Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ'nın kendi Zât-ı akdes'ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul'üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah'ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler." (A'raf: 187)<br />
<br />
İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime'lerde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sende ona ait bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb'ine aittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin. Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar." (Nâziat: 43-46)<br />
<br />
Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Kur'an-ı kerim'in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat'ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm'ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Resul'üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.<br />
<br />
De ki: Onun bilgisi Allah'ın katındadır.<br />
<br />
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır. (Ahzab: 63)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.<br />
<br />
"Kıyametin vaktine dair bilgi O'nun katındadır. (Zuhruf: 85)<br />
<br />
O'nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O'nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.<br />
<br />
İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.<br />
<br />
"Kıyamet ne zaman kopacak?" diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
"O gün için ne hazırladın? buyurmuşlardır. (Tirmizî)<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
"Diyorlar ki:<br />
<br />
Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman? (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)<br />
<br />
Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.<br />
<br />
"De ki:<br />
<br />
Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz. (Sebe: 30)<br />
<br />
Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.<br />
<br />
İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk'a yönelmediler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!<br />
<br />
Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.<br />
<br />
Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir. (Enbiyâ: 39-40)<br />
<br />
"Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz. (En'am: 134)<br />
<br />
İşte iman etmeyenlerin ebedi cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm'a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:<br />
<br />
"Resul'üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım. (Mülk: 26)<br />
<br />
Cebrâil Aleyhisselâm'ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e gelmesi, İslâm ve ihsan'dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in de:<br />
<br />
"Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir." diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Kıyamet saatini bilmek Allah'a havale edilir. (Fussilet: 47)<br />
<br />
"Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. (Lokman: 34)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik. buyuruluyor. (Hud: 104)<br />
<br />
Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Ansızın Kopacaktır:<br />
<br />
İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? (Muhammed: 18)<br />
<br />
"Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.<br />
<br />
İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler. (Şûrâ: 17-18)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.<br />
<br />
Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.<br />
<br />
Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler. (Hacc: 55)<br />
<br />
Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime'ler okunurken; bunlar Hakk'ı hatırlamazlar, Hakk'tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah'tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler? (Yusuf: 107)<br />
<br />
"Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? (Zuhruf: 66)<br />
<br />
 <br />
Çarçabuk Geçen Dünya:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm'a hitap ettikten sonra, tekrar kıyameti yalanlayanlara dönerek Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Hayır, hayır! Siz çarçabuk geçen dünyayı seviyorsunuz." (Kıyâmet: 20)<br />
<br />
Hep bu geçici dünyanın zevk ve lezzetleri için çalışmak gerektiğini sanıyorsunuz, daha hayırlı ve devamlı olan ahiret için hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz.<br />
<br />
"Ve ahireti bırakıyorsunuz." (Kıyâmet: 21)<br />
<br />
O âlemdeki mükâfat ve mücâzâtı hiç düşünmüyorsunuz.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ birçok Âyet-i kerime'lerinde dünya hayatının gelip-geçici olduğunu, ahiret hayatının ise ebedî olduğunu haber vermiş, müminleri dünya hayatına bağlanarak ebedî hayatlarını mahvetmekten sakındırmıştır.<br />
<br />
Akıllı kimsenin dünyaya aldanmaması, dünya sevgisine aşırı derecede kapılmaması gerekir. Serap gibi parıldar, bulut gibi geçer gider.<br />
<br />
Ukbayı bırakıp dünyaya meyletmek, Hakk'ı bırakıp bâtıla sarılmak demektir. Hakk ve hakikati unutup dünya lezzetlerine dalanlar büyük bir belâya ve huzursuzluğa uğramışlardır.<br />
<br />
İnsan dünyada yüzyıl da yaşasa, dünyanın bütün varlığı ahirete nispetle bir lokma bile değildir. Çünkü sonu olan şeyin, sonu olmayan şeye mukayesesi bile yapılamaz.<br />
<br />
Dünyayı ahirete tercih etmek; kâfirin küfründeki, münafığın nifakındaki, âsinin mâsiyetindeki gizli hastalığını gösteren bir işarettir. Onların bütün gayretleri dünya lezzetlerini elde etmek içindir. Dünyanın süsü, eğlence ve lezzetleri gözlerini kör etmiş, basiretlerini örtmüştür. Allah-u Teâlâ'ya kavuşmayı aslâ akıllarına getirmezler. Ahiret yerine dünya hayatına râzı olurlar, geçici olanı ebedî olana tercih ederler.<br />
<br />
Diğer taraftan hesap ve ceza gününü düşünerek hayatını ona göre düzenleyen, Rabb'inin rahmetine ümit bağladığı kadar azabından da o nispette korkan, nefislerini hevâ ve heveslerine tâbi olmaktan alıkoyan müminlere de çok büyük müjdeler vardır.<br />
<br />
Dünya, ahireti kazanmak için bir vasıtadır, gaye değildir. Dünyanın câzip güzelliklerinin, gelip geçici tat ve lezzetlerinin insanı Allah yolundan alıkoymaması ve ahireti unutturmaması gerekir.<br />
<br />
 <br />
KIYAMET ALÂMETLERİNİN ZUHURUNDAN SONRA<br />
KIYAMETE KADAR GEÇEN ZAMANDA<br />
DÜNYANIN ve İNSANLARIN DURUMU<br />
Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Hadis-i şerif'lerinden öğreniyoruz:<br />
<br />
 <br />
Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir." (Müslim: 1012)<br />
<br />
Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.<br />
<br />
 <br />
Mal Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir." (Müslim: 157)<br />
<br />
Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: 'Ben bunlar için öldürdüm!' diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: 'Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!' diyecek. Hırsız gelerek: 'Benim elim bunlar için kesildi.' diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar." (Müslim: 1013)<br />
<br />
Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.<br />
<br />
Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.<br />
<br />
 <br />
Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz. (Buhârî, Fiten 23 - Müslim: 2910)<br />
<br />
Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah'tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretleri'nden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez. (Müslim: 2911)<br />
<br />
Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.<br />
<br />
Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.<br />
<br />
Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
 <br />
Putperestliğin Canlanması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Devs kabilesi'nin kadınlarının kıçları, Zü'l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz." (Müslim: 2906)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:<br />
<br />
"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Lât ve Uzzâ'ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir."<br />
<br />
Bunun üzerine ben:<br />
<br />
'Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
'Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber'ini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur.' (Tevbe: 33 - Saff: 9)<br />
<br />
Âyet'ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.' dedim.<br />
<br />
"Şüphesiz ki bu hususta Allah'ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir."buyurdu." (Müslim: 2907)<br />
<br />
Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ'nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.<br />
<br />
 <br />
Müminlerin Ruhlarının Alınması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Muhakkak ki Allah Yemen'den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır." (Müslim: 117)<br />
<br />
Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen'den, diğerinin Şam'dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:<br />
<br />
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz." (Müslim: 184)<br />
<br />
Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.<br />
<br />
 <br />
Kur'an-ı Kerim'in Kaldırılması:<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah Kur'an'ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: 'Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.' diyeceklerdir."<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:<br />
<br />
"O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken 'Lâ ilâhe illâllah' kelimesi onlara bir yarar sağlamaz," dedi.<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla'nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe'ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla'ya dönerek üç defa:<br />
<br />
"Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır." dedi. (İbn-i Mâce: 4049)<br />
<br />
Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur'an'ı okuyun! Zira Kur'an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır."<br />
<br />
Ashâb: "Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur'an nasıl olacak? diye sordular.<br />
<br />
Buna karşılık buyurdu ki:<br />
<br />
"Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur'an kalplerinden silinecek ve fakat: 'Biz bir şey biliyorduk!' deyip şiire dalacaklar. (Beyhakî)<br />
<br />
 <br />
Kâbe-i Muazzama'nın Yıkılması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kâbe'yi Habeşliler'den incecik baldırlı biri harap edecektir. (Müslim: 2909)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe'yi taş taş yıktığını görüyorum sanki. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)<br />
<br />
Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif'ler de vardır. Kâbe-i muazzama'yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.<br />
<br />
 <br />
En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:<br />
<br />
Nevvâs bin Sem'an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif'lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar. (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır." (Buhârî - Müslim: 2949)<br />
<br />
 <br />
Küfürde İnat, Kötülükte Israr:<br />
<br />
Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister, 'Kıyamet günü ne zamanmış?' diye sorar.<br />
<br />
Göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman! (Kıyamet: 5-9)<br />
<br />
Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hale gelir. Âlem alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.<br />
<br />
"Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar? (Muhammed: 18)<br />
<br />
 <br />
Kaçış Nereye?<br />
<br />
İnkârcılar kıyamet gününde bu dehşetli hallerle yüz yüze gelince, ümitsizlik ve şaşkınlıklarından kaçacak yer ararlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"İşte o gün insan: 'Kaçacak yer neresi?' der." (Kıyâmet: 10)<br />
<br />
Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.<br />
<br />
Mahşerin mehabeti karşısında ve dehşeti içinde, cehenneme sevkedileceklerini anlamış olacakları için böyle bir temennide bulunurlar.<br />
<br />
Halbuki ne koruyacak bir kimse, ne de sığınılacak bir yer vardır.<br />
<br />
"Hayır hayır!.. Sığınılacak bir yer yoktur!" (Kıyâmet: 11)<br />
<br />
O gün her kim olursa olsun, sığınma yerleri Allah-u Teâlâ'nın huzur-u izzetidir. O'ndan kaçmak isteyenler de o gün O'ndan başka sığınacak bir sığınak bulamazlar.<br />
<br />
"O gün varıp durulacak yer, ancak Rabb'inin huzurudur." (Kıyâmet: 12)<br />
<br />
İnsan için artık çare aramakta fayda yoktur, zira zamanı geçmiştir.<br />
<br />
"O gün insana, yaptığı ve yapmayıp geri bıraktığı her şey haber verilir. (Kıyâmet: 13)<br />
<br />
İşlemiş olduğu iyilikler ve kötülükler, yapması gerekirken yapmadıkları şeyler, yapmaması gerekirken yaptıkları şeyler bir bir haber verilecektir.<br />
<br />
"İnsan artık kendi kendisinin şahitidir." (Kıyâmet: 14)<br />
<br />
Bir başkasının haber vermesine ihtiyaç yoktur.<br />
<br />
"İsterse günahlarını örtmek için özürlerini sayıp döksün." (Kıyâmet: 15)<br />
<br />
O büyük mahkemede kâfir, fâsık, fâcir kimseler bazı mazeretler sayıp dökseler de, yaptıklarını gayet iyi bilirler. İşte o vakit gözleri tam açılır. O gün kendi amellerinden başka hiçbir şeyi göremezler.<br />
<br />
 <br />
"Büyük Haber":<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet gününün gerçekleşmesini inkâr eden, inkârlarını dışa vurmak için alay yollu soru sormak cüretini gösteren kıt akıllı müşriklerin başlarına gelecek felâketleri haber vererek, Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Onlar birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?" (Nebe: 1)<br />
<br />
Kıyametin durumunu mu sorup duruyorlar?<br />
<br />
"O büyük haberden mi?" (Nebe: 2)<br />
<br />
Onu size bildireyim mi? O çok korkunç bir haberdir.<br />
<br />
"Ki onlar, bunun üzerinde anlaşmazlığa düşüyorlar." (Nebe: 3)<br />
<br />
İnanan gönülden inanıyor, inanmayan her fırsatta inkârını ortaya koyuyor.<br />
<br />
"Hayır! İleride bilecekler." (Nebe: 4)<br />
<br />
Gerçek ortaya çıkacak, o büyük haberin doğru olduğunu anlayacaklar.<br />
<br />
"Hayır hayır! Onlar ileride bilecekler." (Nebe: 5)<br />
<br />
Fakat iş işten geçmiş olacak, inkârlarına karşılık neyi bulacaklarını orada görecekler.<br />
<br />
 <br />
BİRİNCİ SUR ve DÜNYANIN SONU<br />
"Şüphesiz ki Melek İsrafil, Sur'u bir lokma gibi ağzına yerleştirmiş,<br />
yay gibi tutup onu üflemek için emir beklemektedir." (Müslim)<br />
<br />
 <br />
Sur ve Mahiyeti:<br />
<br />
Sur; boynuza benzer üfleme âleti mânâsına gelmekte olup, yerle gökler genişliğinde nurdan bir borudur.<br />
<br />
"Sur nedir?" diye soran bir Arâbî'ye Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
"İçine üfürülen bir boynuzdur. buyurmuşlardır. (Tirmizî: 2547)<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise, daha iyi anlaşılabilmesi için bazı benzetmelerde bulunarak şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
"Şüphesiz ki Melek İsrafil, Sur'u bir lokma gibi ağzına yerleştirmiş, yay gibi tutup onu üflemek için emir beklemektedir. (Müslim)<br />
<br />
Şüphe yok ki, sonradan yaratılan her şeyin bir sonu bir ölümü vardır, her şey er veya geç zeval bulacaktır. Dünyanın da bir ölümü vardır. Allah-u Teâlâ dünyanın ömrünü sona erdirmeyi murad ettiğinde, İsrafil Aleyhisselâm'a Sur'a üfürmesini emreder.<br />
<br />
Onun Sur'a üfürmesi ile kıyamet kopar.<br />
<br />
Sur'a ikinci defa üfürünce de, ruhlar cesetlerine dönerek diriliş meydana gelir.<br />
<br />
"Ruhlar bedenlerde birleştirildiği zaman. (Tekvir: 7)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu üfürmeyi ruhların tekrar cisimlerine dönüp yerleşmesine bir sebep yapacaktır.<br />
<br />
 <br />
Sur'a Üfürülüş:<br />
<br />
Ruhlar âleminden yeryüzüne inecek insan ruhu kalmadığı zaman dünya hayatı sona erer ve Allah-u Teâlâ'nın emriyle İsrafil Aleyhisselâm ilk üfürmeyi yapar. Bu üfürme göklerde ve yerdeki canlıların öleceği, meleklerin de cinlerin de insanların da hayattan mahrum kalacağı üfürmedir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Sur'a üflenince, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar yerde olanlar hepsi düşüp ölmüş olacaktır. (Zümer: 68)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın istisna ettiği dört büyük melekten başka herkes öldükten sonra; Allah-u Teâlâ Azrail Aleyhisselâm'a Mikâil Aleyhisselâm'ın, İsrafil Aleyhisselâm'ın ve Cebrail Aleyhisselâm'ın canlarını almalarını emreder. Daha sonra Azrail Aleyhisselâm'a da emir gelir, o da ölür.<br />
<br />
Böylece Hayy ve Kayyum olan Allah tek kalır.<br />
<br />
"Yeryüzünde bulunan her şey fena bulacak, ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabb'inin veçhi (zâtı) bâki kalacak. (Rahman: 26-27)<br />
<br />
•<br />
<br />
Kıyametin kopması için bir zamana ihtiyaç yoktur. Bir göz kırpması ile her şey olur biter. Onun gelişi ne belli bir uzaklıktan görülebilir, ne de ona karşı insan kendisini koruyabilir. Gelişine karşı hazırlık yapmak da mümkün değildir.<br />
<br />
"Kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar yahut daha yakın bir zamanda olur. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir. (Nahl: 77)<br />
<br />
Bu yakınlığın ölçüsü, bilinen beşeri ölçü değildir. Ansızın pek korkunç bir gürültü ortalığı kaplar. O anda göklerde ve yerde bulunanlardan, korkup ürpermeyen hiç kimse kalmaz.<br />
<br />
"Sur'a üfürüldüğü gün, Allah'ın dilediklerinden başka göklerde ve yerde bulunanlar korku içinde kalırlar.<br />
<br />
Hepsi boyun bükerek O'na gelirler. (Neml: 87)<br />
<br />
İnsanlar o günde pek kıymetli gördükleri mallarını, servetlerini bile terkederek kendi başlarının telaşına kapılacaklardır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman. (Tekvir: 4)<br />
<br />
Develer o devirde Arapların en kıymetli varlıklarıydı. Onun için develere çok iyi bakarlardı. Develerine ilgisiz kalmak zorunda olmaları demek o gün çok büyük bir âfetle karşı karşıya kalmaları demektir. Öyle ki en kıymetli varlıklarıyla bile ilgilenmeyecekler, kıyılmaz mallarını bile terkedeceklerdir. Başlarına gelen felaket, en çok sevdikleri şeyleri görmemezlikten gelmeye götürecek onları.<br />
<br />
•<br />
<br />
Gerek kıyametin kopuş anı, gerekse kabirlerden kaldırılıp mahşere sevk edilme günü en korkulu merhalelerdir. Kâfirlerin kalpleri o günün dehşeti ile boğazlarına gelip dayanacaktır. Korkularının şiddetinden ötürü konuşamaz, dillerini döndüremez hale gelirler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Resul'üm! Onları o yaklaşan güne karşı uyar.<br />
<br />
Öyle bir gün ki, yürekleri ağızlarına gelir ve kederlerinden yutkunur dururlar.<br />
<br />
Zâlimlerin ne bir dostu, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçısı vardır. (Mümin: 18)<br />
<br />
Dost; arkadaşını bir zorluk ve sıkıntı içinde gördüğü zaman, ona yardımcı olmaya koşan kimse demektir. Zalimlerin ne böyle bir dostu, ne de şefaat eden bir kimsesi olmayacaktır. Çünkü şefaat etme hakkını Allah-u Teâlâ sadece salih kullarına bahşedecektir.<br />
<br />
Kıyametin yakın olduğu haber verilirken, Âyet-i kerime'de "Yakın olan şey mânâsına gelen "Âzife" kelimesi geçmektedir. Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Çünkü gelecek olan her şey yakındır. Meydana gelmesi kesin olan şey, meydana gelmiş demektir, geleceğinde şüphe yoktur.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Onların beklediği tek bir sestir. Birbirleriyle çekişip dururken ansızın onları yakalayıverir. (Yasin: 49)<br />
<br />
O anda onlar işlerinde güçlerinde, pazarlarında, alış-verişlerinde, oyunlarında eğlencelerinde iken, her canlı bulunduğu yerde ölür. Ne malları ne canları hakkında bir vasiyette ve tavsiyede bulunmaya fırsat bulamazlar.<br />
<br />
"İşte o anda onlar ne bir tavsiyede bulunabilirler, ne de âilelerinin yanına dönebilirler. (Yasin: 50)<br />
<br />
Eğer evleri ve memleketleri haricinde bulunmuş iseler, âileleriyle dünyada bir daha görüşmeye muvaffak olamazlar. Kim nerede ise orada kalır.<br />
<br />
 <br />
Sur'un Zelzelesi:<br />
<br />
Kıyametin kopması insanın hayal bile edemeyeceği kadar şiddetli olacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bütün insanlara hitap etmekte ve Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Ey insanlar! Rabb'inizden korkun. Çünkü kıyamet saatinin zelzelesi, şüphesiz ki çok büyük bir şeydir. (Hacc: 1)<br />
<br />
Kıyametin numunesi zelzelelerdir. İnsanoğlu zelzeleye karşı koyacak güce sahip değildir, insan böyle bir zamanda aczini idrak eder. Zelzele hiçbir zaman "Ben geliyorum!" demez, bir anda ortalığı harabeye çevirir. Gelmesi ile gitmesi bir olur.<br />
<br />
Zelzeleler kıyametin açık bir delilidir, bize büyük kıyameti haber vermektedir.<br />
<br />
İnsanlar bir gün ansızın böyle tasavvurların üstünde korkunç bir âfete uğrayacaklardır.<br />
<br />
"Yer müthiş bir sarsıntı ile sarsıldığı zaman! (Zilzal: 1)<br />
<br />
Âyet-i kerime'si ile haber verildiği üzere, yer korkunç gürültülerle ardarda ve devamlı bir şekilde sallanır. Bir kısmı değil, yeryüzü bütün olarak sallanacaktır.<br />
<br />
"O gün o sarsıntı sarsar. (Nâziat: 6)<br />
<br />
Her şeyi şiddetle sarsıp titreten ilk üfürme karşısında herkes fevkalade bir korku içinde kalır.<br />
<br />
Böyle canlı bir hadiseye o gün için yaşamakta olan insanlar, birkaç saniye de olsa şahit olacaklar. Kalpleri yerinden oynayacak, akılları başlarından gidecek, emzikli her dişi varlık dehşet ve korku içerisinde emzirdiği yavrusunu unutacak, memesini yavrusunun ağzından çekip çıkaracak.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. (Hacc: 2)<br />
<br />
Hiç şüphesiz ki bu hal sıkıntıların en şiddetli anıdır. En iyisini Allah-u Teâlâ'nın bildiği üzüntü ve korku onları kaplar.<br />
<br />
"İnsanları da sarhoş bir halde görürsün! Halbuki onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (Hacc: 2)<br />
<br />
Bakıyorlar amma ne yaptıklarını bilmiyorlar. Açık açık gördükleri korkunç manzaralar karşısında gözleri hor ve hakir olmuş.<br />
<br />
"O gün kalpler korkudan titrer. Gözler zilletle alçalır. (Nâziat: 8-9)<br />
<br />
Öyle korkulu bir gün ki, gençleri bir anda ihtiyarlatmaya yetip artmaktadır. Yeni doğmuş çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirir.<br />
<br />
"Eğer inkar ederseniz çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan o günden nasıl korunacaksınız? (Müzzemmil: 17)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın vahdaniyetini, Peygamber'inin risaletini tasdik etmeyenler için gerçekten de zor bir gündür.<br />
<br />
Kıyamet kopmadan önce onu yalanlayıp inkar edenler bulunursa da, gerçekleşmeye başlayınca artık onu tasdik etmeye mecbur kalırlar. İnanmadıkları o müthiş hadiseyi ayan-beyan görünce şaşkına dönerler, artık yalanlamanın hiçbir yararı olmayacağını anlarlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kıyamet koptuğu zaman, onu yalanlayacak hiç kimse olmaz. (Vâkıa: 1-2)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onun gerçekleşmesini murad ettiğinde, önleyecek hiçbir engel olmadığı gibi; onun meydana gelişini yalanlayan, bugünkü yalancılar gibi bir tek yalancı bulunmaz. Azabı açık açık görecekleri için inanırlar.<br />
<br />
Nitekim diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Artık o çetin azabımızı gördüklerinde 'Bir olan Allah'a inandık, O'na ortak koştuğumuz şeyleri de inkâr ettik!' dediler. (Mümin: 84)<br />
<br />
"Fakat çetin azabımızı gördükleri zaman iman etmiş olmaları kendilerine bir fayda vermeyecektir.<br />
<br />
Kulları hakkında Allah'ın cârî ola gelen âdeti budur.<br />
<br />
İşte kâfirler o zaman hüsrana uğramışlardır. (Mümin: 85)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu hususta kullarını ikaz etmektedir:<br />
<br />
"Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb'inizin dâvetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz. (Şûrâ: 47)<br />
<br />
Kıyamet mutlaka vukua geleceği için "Vâkıa" denmiştir, kıyametin bir ismidir. Yani gelecek, gerçekleşmesi muhakkak olması itibarıyla bu isim verilmiştir.<br />
<br />
Vâkıa Sûre-i şerif'inin 3. Âyet-i kerime'sinde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O alçaltıcı, yükselticidir. (Vâkıa: 3)<br />
<br />
Dünyada iken iman etmeyi kibirlerine yediremeyen, ilâhî buyruklara iltifat etmeyen, ölümden sonra dirilmeyi red ve inkâr eden kimseleri aşağıların aşağısına, esfel-i sâfilin'e düşürür. İsterse onlar kendilerini şerefli ve seçkin kişiler sansınlar.<br />
<br />
Şakîleri cehennemin derekelerine atar, sait olanları da cennetlerinin yüksek derecelerine kavuşturur.<br />
<br />
 <br />
Çarpacak Olan Felâket:<br />
<br />
Kur'an-ı kerim'de kıyametin kopma hadisesi, sergileyeceği görüntülere ve taşıyacağı özelliğe göre "Kıyamet", "Saat", "Zilzal", "Hâkka", "Sâhha", "Tâmme", "Ğâşiye"... gibi isimlerle anlatılmıştır. "Çarpacak olan felâket" mânâsına gelen "Kâria" da bu cümledendir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Çarpacak olan felâket!<br />
<br />
Nedir o çarpacak olan felâket?<br />
<br />
O çarpacak olan felâketin ne olduğunu bilir misin? (Kâria: 1-2-3)<br />
<br />
Kıyametin korkunç ve tüyler ürpertici bir şiddetle ses çıkartıp, gök gürlemesinden daha kuvvetli bir gürültü ve yıldırım hızından da daha hızlı bir şekilde ansızın kopacağı tasvir edilirken "Kâria" kelimesi kullanılmıştır. Bu kelimenin üç defa açıkça tekrarlanması, o korkutmayı desteklemek, dehşetini pekiştirmek içindir.<br />
<br />
İnsanların başına, tarifi mümkün olmayacak kadar korkunç bir felâket inmiş olacak. O felâketin korkunçluğu hayal bile edilemez, aynel-yakîn görülmedikçe şiddet ve dehşetinin büyüklüğünü hiçbir akıl kavrayamaz.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün insanlar ateşe çarpıp dökülen pervaneler gibi olur. (Kâria: 4)<br />
<br />
Dehşet içinde bocalayan insanlar o günde ne tarafa gideceklerini bilemeyip birbirine karışırlar, pervane diye bilinen küçük kelebekler gibi her biri bir tarafa gider gelirler.<br />
<br />
Kıyametin kopması anında kulakların zarını parçalayacak kadar müthiş bir ses ortalığı çınlatacak, herkes kendi derdine düşecek.<br />
<br />
"Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman! (Abese: 33)<br />
<br />
Dünya hayatının sonu işte budur.<br />
<br />
 <br />
Korkunç Gürültü:<br />
<br />
Kıyametin kopması anında kulakların zarını parçalatacak kadar müthiş bir ses ortalığı çınlatacak, herkes kendi derdine düşecek.<br />
<br />
"Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman!" (Abese: 33)<br />
<br />
Dünya hayatının sonu işte budur.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın müminlerle kâfirlerin arasında hükmünü vereceği o çok zor günde herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, meşgalesi başından aşar, kendisine bir zarar dokunmasın diye, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle kendi evlât ve iyâlinin bile peşine düşeceklerinden kaçınır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde isyânkârların o gündeki hallerinin ne kadar feci olacağını haber vermektedir:<br />
<br />
"Kişi o gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından kaçar. (Abese: 34-35-36)<br />
<br />
Çünkü karşılaştığı dehşet ve gürültü çok büyüktür. Allah için sevenlerin dışında, kişilerin yakınlarına olan derûnî ilgileri bütünüyle kopar. Korkunç dehşet, başta nesep bağı olmak üzere bütün bağlılıkları kesip atar. Başlarına gelecek azaptan kendilerini kurtarabilmek için bütün güçleriyle sevdiklerinden kaçmaya çalışırlar, birbirini görmek istemezler. Fakat ne fayda!<br />
<br />
En sıcak dostlar, en şefkatli yakınlar bile birbirinden nefret ederler, aralarındaki bütün bağlar kopar. Yakınlarının ne kötü durumda olduklarını gördükleri hâlde birbirlerinin hallerini soracak durumda bulunamazlar. Herkes kendi derdine düşer, başının çaresiyle başbaşa kalır. Kendilerini her şeyden alıkoyan bir şeyle meşgul olurlar.<br />
<br />
Günahkâr ve isyankârların bütün bu meşakkatleri henüz hesap görülmeden ve azaba uğramadan olacaktır.<br />
<br />
"O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. (Abese: 37)<br />
<br />
Kıyamet günü hiç kimse bir başkasının durumuyla ilgilenme fırsat ve imkânı bulamayacak, herkesin derdi başından aşkın olacaktır. Zihinler acı düşüncelerle ve tasalarla doludur.<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz bir defasında: "Yâ Resulellah! Ahirette çıplak mı haşredileceğiz?" diye sormuştu. Resulullah Aleyhisselâm: "Evet!" diye cevap verince: "Çıplak olmaktan dolayı vah başımıza gelenlere!" diye üzüntüsünü dile getirdi.<br />
<br />
Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselâm bu Âyet-i kerime'yi okumuştur.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Yeryüzü:<br />
<br />
Kıyamet koptuğunda yeryüzü peşpeşe sallanacak ve sarsılacak. Üzerindeki bütün yapılar yıkılıp yok olacak.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Hayır!.. Hayır!.. Yer bütünüyle sallanıp, paramparça edildiği zaman. (Fecr: 21)<br />
<br />
Yerin paramparça edilmesi, silinip düzlenmesi demektir. Yer yerinden oynar, enine boyuna sarsıntıya tutulur, yüksek dağlar yıkılır gider.<br />
<br />
"Yer şiddetle sarsıldığı zaman. (Vâkıa: 4)<br />
<br />
Hayal etmenin bile ürperti vereceği sıkıntılı ve korkulu durumlarla karşı karşıya kalınır.<br />
<br />
"Yer uzatılıp düzlendiği, içinde bulunanları dışarı atıp boşaldığı, Rabb'ini dinleyip O'na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman. (İnşikak: 3-4-5)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu noktada insanı bu hayattaki yorgunluk ve çabalarının, didinmelerinin karşılığını alacağını bildirmek üzere Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabb'ine doğru çaba göstermektesin ve sonunda O'na varacaksın. (İnşikak: 6)<br />
<br />
Denizlerin, derelerin kaldırılmasıyla, dağların ve tepelerin giderilmesiyle yeryüzü dümdüz bir meydana dönüşür, yayılıp genişletilir.<br />
<br />
Gökyüzü Rabb'ine boyun eğdiği gibi, yeryüzü de O'na boyun büker ve tam bir teslimiyet gösterir.<br />
<br />
Uzun süredir bağrında taşıdığı cesetleri ve madenleri açığa çıkarır.<br />
<br />
"Yer bütün ağırlıklarını dışarıya çıkardığı zaman. (Zilzal: 2)<br />
<br />
Kıyameti, ahireti inkâr eden insan; imkânsız zannettiği hadiseyi görüverince hayretler içinde kalır.<br />
<br />
"İnsanın 'Bana ne oluyor?' dediği zaman. (Zilzal: 3)<br />
<br />
O gün o durum karşısında geçirdiği şaşkınlıktan dolayı böyle söylemek zorunda kalır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"İşte o gün yer, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabb'in ona konuşmasını emretmiştir. (Zilzal: 4-5)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın bunu ona emretmesi, onun da üzerinde meydana gelen bütün hadiseleri anlatması, izin verilmesi sebebiyledir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ashâb'ına: "Yeryüzünün haberlerinin ne olduğunu bilir misiniz? diye sordu. "Allah ve Resul'ü daha iyi bilir." dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine buyurdu ki:<br />
<br />
"Yeryüzünün haber vermesi, her erkek ve kadının neler işlediğini haber verip şahitlik etmesidir. 'Şu şu günlerde şunu şunu işlediniz!' demesidir. (Tirmizî, Kıyamet: 7)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Dağlar:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet koptuğu zaman dağların köklerinden sökülüp yürütüleceğini, yüksekliklerinin düzlüğe dönüşeceğini, hepsinin de havada uçuşan zerrecikler haline geleceğini Âyet-i kerime'lerinde beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
"Resul'üm! Sana kıyamet günü dağların ne olacağını sorarlar.<br />
<br />
De ki: Rabb'im onları kül gibi ufalayıp savuracak! (Tâhâ: 105)<br />
<br />
Pek korkunç öyle bir hadise yüz gösterir ki, yeryüzü bitkisiz, binasız, boş, düz, kuru bir arazi haline gelir.<br />
<br />
"Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. (Tâhâ: 106)<br />
<br />
Ne iniş ne çıkış, ne girinti ne çıkıntı görülür, yüksek ve alçak hiçbir şey kalmaz.<br />
<br />
"Öyle ki, orada ne bir çukur ne de bir tümsek görebileceksiniz! (Tâhâ: 107)<br />
<br />
Yerküre, üzerinde taşıdığı dağlarla birlikte sarsıldıkça sarsılacak ve dağlar yerlerinden sökülecek, birbirine çarpıp ufalanarak kum yığını haline gelecek.<br />
<br />
"Dağlar atılmış renkli yün gibi olur. (Kâria: 5)<br />
<br />
Dağlar böyle olunca, insanların ne hâle geleceği düşünülmelidir.<br />
<br />
"Sur'a ilk nefha üflendiği, yer ve dağlar kaldırılıp birbirine şiddetle çarpılarak darmadağın edildiği zaman; işte o gün olacak olur, kıyamet kopar. (Hâkka: 13-14-15)<br />
<br />
O sarp kayalar, o ulu dağlar sertliklerine rağmen, ufalanır ufalanır, yumuşak kum yığını haline gelirler. Ağırlıklarını kaybedip yerlerinden sökülerek yürütülürler.<br />
<br />
"O gün yer ve dağlar sarsılır, dağlar dağılmış kum yığınına döner. (Müzzemmil: 14)<br />
<br />
Rüzgârların estirdiği toz gibi olur, kendilerinden bir eser bile kalmaz, hiçbir iz kalmamacasına kaybolup gider.<br />
<br />
"O gün dağları yürütürüz, yeryüzünün ise çırılçıplak olduğunu görürsün. (Kehf: 47)<br />
<br />
Onları öyle bir atışla atar ki, hiçbir parçası kalmaz. Üzerinde onu örtecek ne bir tümsek, ne bir bitki, ne de bir bina vardır.<br />
<br />
"Biz onun üzerindeki her şeyi elbette kupkuru bir toprak haline getireceğiz. (Kehf: 8)<br />
<br />
Dağların ilk değişikliğe uğraması, akan kum haline gelmesi şeklinde olur, sonra renkli yün haline gelir, daha sonra da dağılmış toz haline döner.<br />
<br />
"Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman. (Mürselât: 10)<br />
<br />
"Dağlar parçalanıp da toz duman haline geldiği zaman. (Vâkıa: 5-6)<br />
<br />
Dünya nizamının alt-üst olacağı o büyük hadise vuku bulduğunda, dağlar o muhteşem cesametleri ve ağırlıkları ile beraber yerlerinden kopar, havaya kalkar, ufalandıkça ufalanır, toz haline gelir, hallaç pamuğu gibi atılıp dağılır.<br />
<br />
"Dağlar da atılmış pamuğa benzer. (Meâric: 9)<br />
<br />
Yeryüzüne çakılmış gibi görünmelerine rağmen, rüzgâra tutulan yün teli gibi uçuşurlar. Bulutlar gibi oraya buraya hareket ederler. İlâhî rahmet yetişmeyecek olursa vay o insanların haline!<br />
<br />
"Dağlar yürütüldüğü zaman! (Tekvir: 3)<br />
<br />
Bulundukları yerlerden başka yerlere intikal ederler, sonra da serap olurlar.<br />
<br />
"Dağlar yürütülür, bir serap olur. (Nebe: 20)<br />
<br />
Bakan onu bir şey zanneder, halbuki o bir şey değildir, bir serap gibidir. Su gibi görünen bir hayal olur. Daha sonra her şey tamamen silinir gider, ne göze görünür ne de izi kalır.<br />
<br />
"Dağlar yürüdükçe yürür. (Tûr: 10)<br />
<br />
O günü inkar edenler, kendilerini ne büyük bir felâketin beklediğinden hiç haberleri yoktur. Daima bâtıla meyledip bâtılla ülfet ettikleri için, Hakk'a yanaşmaz ve Hakk'ı kabul etmezler.<br />
<br />
"Yalanlayanların vay haline o gün! (Tûr: 11)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Denizler:<br />
<br />
Dağlar parçalanıp yeryüzü dümdüz olunca, denizler her yeri kaplar, acısı tatlısı birbirine karışır, birleşip tek bir deniz olur.<br />
<br />
"Denizler birbirine karıştığı zaman. (İnfitar: 3)<br />
<br />
Çok geçmeden sular zelzelelerle kaynar, denizler ateş haline gelir.<br />
<br />
"Denizler kaynatıldığı zaman. (Tekvir: 6)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Gökyüzü:<br />
<br />
Kıyametin kopma hadisesi sadece dünyada değil, mevcut sistemlerin hemen hepsini içine alacak ölçüde olacaktır.<br />
<br />
"Gök de yarılır ve artık o gün düzeni bozulur. (Hâkka: 16)<br />
<br />
"Gök yarıldığı zaman. (Mürselât: 9) (Bakınız. İnşikak: 1)<br />
<br />
Yıldız ve gezegenlerin kendi yörüngesinde hareket ettiği, kâinatın da her şeyi kendi sisteminde tuttuğu bu nizam bozulacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"O gün göğü, kitap sayfalarını dürer gibi toplayıp düreriz.<br />
<br />
Sonra onu yaratmaya ilk başladığımız zamanki gibi yine iade ederiz. Bu bizim vaadimizdir ve biz vaadimizi muhakkak yerine getiririz. (Enbiyâ: 104)<br />
<br />
Bundan ne dönülür, ne de değiştirilir. Dünya aslında sayılı günden ibarettir. Onun içindir ki mukadder olan zamanı gelince dünya hayatı son bulacaktır.<br />
<br />
Gökler nizam ve intizamını kaybetme emrine tam bir teslimiyet gösterir.<br />
<br />
"Gök yarıldığı, Rabb'ini dinleyip O'na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman. (İnşikak: 1-2)<br />
<br />
Böylece ilâhi emir ve hüküm gerçekleşmiş olur.<br />
<br />
"Gök yarıldığı zaman. (İnfitar: 1)<br />
<br />
"O gün gök sallanıp çalkalanır. (Tûr: 9)<br />
<br />
Gücünü, kuvvetini, özelliğini kaybeder, çalkalana çalkalana yarılır.<br />
<br />
"O günün şiddetinden gök yarılır, Allah'ın vaadi mutlaka yerine gelir. (Müzzemmil: 18)<br />
<br />
Zira Allah-u Teâlâ verdiği sözden dönmez.<br />
<br />
Gök yarılıp parça parça olduğunda, açılmış gül gibi kıpkırmızı olur ve eritilmiş zeytinyağı gibi mâyi bir hale gelir, bakıldığında ateşle tutuşmuş gibi görünür.<br />
<br />
"Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman (Rahman: 37)<br />
<br />
"O gün gök erimiş bakır gibi olur. (Meâric: 8)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet ahvalinden haber vermekle kullarını intibaha davet etmektedir.<br />
<br />
"Yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler ise sağ eliyle dürülmüştür.<br />
<br />
O müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (Zümer: 67)<br />
<br />
Hiçbir varlığa benzemez, hiçbir varlık da kendisine benzemez. Zât-ı akdes'i yarattığı varlıklara benzemediği gibi, yakınlığı da cisimlerin yakınlığına benzemez.<br />
<br />
O günün dehşetinden gök her taraftan yarılır, o yarıklar göklerin kapıları mesabesinde olur.<br />
<br />
"O gün gök açılır ve kapı kapı olur. (Nebe: 19)<br />
<br />
Meleklerin inmesi için yol ve geçit haline gelir. Parçalanıp dağılan göklerin çevresinde sayısı belirsiz melekler bulunacak, Allah-u Teâlâ'nın emriyle görev yapacaklardır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Melekler de (göğün) etrafındadır. O gün Rabb'inin arşını, onlardan başka sekiz melek yüklenir. (Hâkka: 17)<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bugün için Arş'ı taşıyan meleklerin sayısının dört olduğunu, kıyamet günü olunca Allah-u Teâlâ'nın onların yanına dört melek daha verip onları destekleyeceğini, böylece sayılarını sekize yükselteceğini beyan buyurmuştur.<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyururlar:<br />
<br />
"Arş'ı kaldıran meleklerden bir melekle ilgili size bilgi vermem için bana izin verildi: İki kulak yumuşağıyla boyun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır. (Ebu Dâvud. Sünnet: 18)<br />
<br />
Bir Âyet-i kerime'de de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir." (Furkân: 25)<br />
<br />
İlâhî kudret bu şekilde de tecellî edecektir.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Güneş:<br />
<br />
Sur'a üfürüldüğünde güneşin ziyası sönerek kendi merkezinden çıkar, kat kat parçalanıp dürülür.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Güneş katlanıp dürüldüğü zaman. (Tekvir: 1)<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Güneş ile ay kıyamet gününde kararıp, sarık sarılırcasına dürülürler. (Buhârî. Bed'i-Halk: 4)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Yıldızlar:<br />
<br />
Kâinatın mevcut düzeni alt-üst olunca; kendilerine mahsus sistemi, hareket tarzı, yörüngesi olan yıldızlar da birbirine çarpıp parçalanır, dağılıp dökülürler.<br />
<br />
"Yıldızlar saçıldığı zaman. (İnfitar: 2)<br />
<br />
Nurlarını kaybederler, aydınlıkları kaybolur, yerlerinden kopup yağmur taneleri gibi yeryüzüne serpilirler.<br />
<br />
"Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman. (Tekvir: 2)<br />
<br />
O gün gökyüzü yıldız yağdıracaktır.<br />
<br />
"Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman. (Mürselât: 8)<br />
<br />
O kadar çok ve o kadar ışık saçtıkları halde mahvolur giderler.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Vahşi Hayvanlar:<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman. buyuruluyor. (Tekvir: 5)<br />
<br />
Yırtıcı, vahşi ve ürkek hayvanlar o günün şiddetinden dolayı korkuya kapılıp şaşkın bir halde yuvalarından çıkıp gruplar halinde bir araya toplanırlar. Şaşkın bir halde bakışıp dururlar.<br />
<br />
Hayvanlar böyle olursa, ya insanlar nasıl olur?<br />
<br />
 <br />
İKİNCİ SUR ve<br />
KIYAMETİN DİĞER SAFHALARI<br />
"Sonra bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar." (Zümer: 68)<br />
<br />
 <br />
Öğüt:<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:<br />
<br />
"Kim kıyamet gününü gözleriyle bakıp görmek istiyorsa; Tekvir, İnfitar ve İnşikak surelerini okusun. buyurmuşlardır. (Tirmizî. Tefsir: 18)<br />
<br />
Çünkü bu ve benzeri Âyet-i kerime'ler kıyametin akılları baştan alacak hallerini ve orada meydana gelecek olan sıkıntıları veciz bir şekilde açıklamaktadır.<br />
<br />
Birinci sur ile kıyametin kopmasından, Hayy ve Kayyum olan Allah-u Teâlâ'nın tek kalmasından sonra, vakti zamanı gelince; Allah-u Teâlâ İsrâfil Aleyhisselâm'ı tekrar diriltecek ve ikinci defa Sur'a üfürmesini emir buyuracaktır. "Nefha-i kıyam" da denilen bu üfürme ile evvelce ölenlerin tamamı bir anda yeniden dirilerek kabirlerinden kalkacaklar ve hesaplarını vermek üzere ilâhi huzura sevkolunacaklardır. Buna "Ba's-ü ba'del-mevt yani "Öldükten sonra tekrar dirilme" denir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Sonra bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. (Zümer: 68)<br />
<br />
"Allah'ın onu yeniden döndürmeye elbette gücü yeter." (Târık: 8)<br />
<br />
Ruhlar hazırlanmış bulunan bedenlerine yerleşirler, ölüler hayat bulur, kabirlerinden çıkarak mahşere sevkedilirler.<br />
<br />
Diğer bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Şüphesiz ki hayat veren de, ölümü veren de biziz.<br />
<br />
Dönüş de ancak bizedir. (Kaff: 43)<br />
<br />
Herkesin hesabının görüleceği, cezalarının tertip olunacağı yer O'nun huzurudur. Mahkeme-i kübra O'nun huzurunda kurulacaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ku'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif'lerde haber verilen Birinci Sur'dan sonraki "Ahiret Hayatının Safhaları" şöyledir:<br />
<br />
 <br />
İkinci Sur ve Kabirlerden Kalkış:<br />
<br />
Her şeyi sarsıp titreten ilk üfürmeyi ikinci üfürme takip eder.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün o sarsıntı sarsar, peşinden bir diğeri gelir. (Nâziat: 6-7)<br />
<br />
Bu üfürme, diriliş ve kabirlerden kalkış üfürmesidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'ya göre insanları ilk olarak yaratmakla ölümünden sonra tekrar diriltmek arasında hiç fark yoktur. Dileyince var eder, dileyince yok eder.<br />
<br />
"Önce yaratan, ölümünden sonra dirilten O'dur. Bu O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde bulunan en yüce sıfatlar O'nundur. O Aziz'dir, hükmünde hikmet sahibidir. (Rûm: 27)<br />
<br />
Bu üfürme ile yaratılışın başından sonuna kadar gelip geçen herkes hayata döndürülür. Kabirlerde bulunanların hepsi, haşrolunacakları yere doğru koşarlar. O gün toplanma ve sevk günüdür.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün yer yarılır, insanlar kabirlerinden süratle çıkarlar. Onları böylece toplamak bizim için pek kolaydır. (Kaff: 44)<br />
<br />
İnanmayanların düşündükleri gibi, insanları ölümlerinden sonra diriltmek, kabirlerinden kaldırmak, mahşerde toplamak, herkesin hesabını sormak, ceza veya mükâfatlarını vermek O'nun kudreti karşısında zor bir şey değildir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
"Gökleri ve yeri hak ile yaratan O'dur. 'Ol!' dediği gün her şey oluverir. O'nun sözü haktır.<br />
<br />
Sûr'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur.<br />
<br />
O gizliyi de açığı da bilendir, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. (En'âm: 73)<br />
<br />
O gün perdeler kalkar. Dünyada kendilerini saltanat sahibi imiş gibi görenlerin hepsi de, gerçekte hiçbir otoritelerinin olmadığını ve hakimiyetin yalnızca O'na ait olduğunu apaçık görürler.<br />
<br />
Fâil-i mutlak'ın yüce iradesine gönülden teslim olanlar ise o günü fiilen müşahede ederler. İnandıkları gerçeğin ayan-beyan tecelli etmesiyle mutmain olurlar.<br />
<br />
"Sûr'a da üfürülmüş, böylece biz onların hepsini bütünüyle bir araya getirmişizdir. (Kehf: 99)<br />
<br />
•<br />
<br />
O günün şiddeti kâfirler ve münafıklar için olacaktır. Dünyadaki serkeşliklerinin ve azgınlıklarının cezasını fazlasıyla görecekler, çok büyük zorluklarla karşılaşacaklardır.<br />
<br />
Yüzleri kararacak, gözleri göğerecek, herkesin gözü önünde rezil ve rüsvay olacaklar, kendi dertleriyle başbaşa kalacaklar, başkalarının hallerini sormaya mecalleri bulunmayacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sûr'a üfürüldüğü vakit, işte o gün çetin bir gündür. Hele kâfirler için hiç de kolay olmayan zorlu bir gündür. (Müddessir: 8-9-10)<br />
<br />
Kur'an-ı kerim'de Kıyamet hadisesinden söz edilirken üfürülecek âlete on kadar yerde "Sûr" adı verilmekte, burada ise bu alete "Nâkur denilmektedir. Çok korkunç bir ses çıkardığı için ona "Nâkur" adı verilmiştir.<br />
<br />
O günün şiddetinden; mihnet ve meşakkatinden kalpleri korkuyla dolar. Geçmiş günleri, kaçırılan fırsatları, değerlendirilemeyen imkânları hatırladıkça içten içe kavrulurlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"O gün Sûr'a üflenir ve biz o gün suçluları gözleri dehşetten göğermiş olarak toplarız. (Tâhâ: 102)<br />
<br />
Herkes kendi ameli ve niyetiyle başbaşa kalır, getirdiği yükün derdine düşer, birbirlerine karşı acıma ve şefkat duymazlar, akrabalık ve hısımlık bağları kopar, birbirlerinin durumlarını soramazlar.<br />
<br />
Diğer bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sûr'a üfürüldüğünde o günün dehşetinden aralarında ne nesep bağı kalır ne de birbirlerine bir şey sorabilirler. (Mü'minun: 101)<br />
<br />
Ceza gününe iman etmeyenler, o gün zuhur ediverince, dünyada işitip de inanmadıkları şeylerin doğruluğunu gördükleri zaman haşyet ve hasretle haykırırlar ve şöyle derler:<br />
<br />
"Eyvah bize! İşte bu hesap günüdür.! (Saffât: 20)<br />
<br />
Onlar böyle bir şaşkınlık içinde iken, hiç beklemedikleri bir ihtar ve azarlama ile karşılaşırlar:<br />
<br />
"İşte bu, yalanlayıp durduğunuz hüküm günüdür. (Saffât: 21)<br />
<br />
Kâfirler için bu kadar zor ve zahmetli olan o gün, şüphesiz ki müminler için o nispette kolay olacaktır.<br />
<br />
 <br />
Mahşer:<br />
<br />
Haşr meydanı olan mahşer yeri beyaz, dümdüz, dağsız, tepesiz, girintisi ve çıkıntısı olmayan, saklanacak yeri bulunmayan nihayetsiz bir düzlüktür. Her tarafı aynıdır. İnsan ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin asla kendisini saklayamaz.<br />
<br />
Bu yer, bugünkü yeryüzü gibi olmayacaktır. Benzerlik sadece isimdedir. O yeryüzü alışılandan ve bilinenden başka bir şekildedir. Bu dünyanın yeri ve gökleri yerine ahiret yeri ve gökleri kurulacaktır.<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün yer başka bir yerle, gökler de başka göklerle değiştirilir. (İbrahim: 48)<br />
<br />
O yerin büyüklüğünü tasavvur etmek bile imkansızdır.<br />
<br />
 <br />
Amel Defterlerinin Dağıtılması:<br />
<br />
Dünyada iken Kirâmen Kâtibin meleklerinin yazdıkları amel defterleri sualden önce herkese dağıtılır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Amel defterleri ortaya konulduğunda, suçluların onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün." (Kehf: 49)<br />
<br />
Boşa geçirdikleri ömürlerine yanarlar, kaybettikleri fırsatlara hayıflanırlar.<br />
<br />
Doğru yolu seçenlerin amel defterleri sağ ellerine verilir, yanlış yolu ve bâtılı tercih edenlerin ise sol ellerine verilir veya arkalarından verilir. Sağ taraf veya sağ el, ferahlık ve uğurun, feyiz ve bereketin; sol taraf veya sol el, sıkıntı ve uğursuzluğun sembolüdür.<br />
<br />
Kıyamet gününde ise sağ tabiri, kurtuluş ve bahtiyarlığın; sol tabiri ise felâket ve bedbahtlığın delili sayılır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Amel defterleri sağından verilenler... Ne mutlu insanlardır amel defterleri sağından verilenler! (Vâkıa: 8)<br />
<br />
"Kimlerin amel defterleri sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmazlar. (İsrâ: 71)<br />
<br />
 <br />
Sorgu-Sual:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kulları bir bir hesaba çeker, bu hesap bir anda olup biter.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Allah hesabı çabuk görendir." buyuruluyor. (Mümin: 17)<br />
<br />
O'nun bir işle meşgul olması, başka bir işle meşgul olmasını engellemez. Birinin hesaba çekilmesi, diğerinin hesabının görülmesine mâni olmaz. Herkesi aynı anda hesaba çekmek, yargılamak, O'nun için zor değildir, O seriül-hisab'dır.<br />
<br />
Beş şey o gün herkese sorulur:<br />
<br />
İbn-i Mes'ud -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
"İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça ayakları Rabb'inin katından ayrılmayacaktır:<br />
<br />
1- Ömrünü nerede ne yolda tükettiği,<br />
<br />
2- Gençliğini nasıl geçirdiği,<br />
<br />
3- Malını nereden kazandığı,<br />
<br />
4- Kazancını nerede harcadığı,<br />
<br />
5- İlmi ile amel edip etmediği." (Tirmizî: 2531)<br />
<br />
Kıyamet gününde kulun amelinden ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Namaz hesabını güzel veren, diğer suallerden çabuk kurtulur.<br />
<br />
 <br />
Mizan:<br />
<br />
İnsanlar amel defterlerinde belirtilen sevap ve günahları ölçtürmek için Mizan'a gelirler.<br />
<br />
Mizan; amellerin tartılması, iyilerinin kötülerinin belirlenmesi için Allah-u Teâlâ'nın mahşer meydanında ortaya koyacağı terazidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Biz kıyamet günü adalet terazileri kuracağız. buyuruyor. (Enbiyâ: 47)<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.<br />
<br />
Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür. (Zilzâl: 7-8)<br />
<br />
Mahkeme-i kübrâ'da ilâhi adaletin hükmü tamamen icra edildikten sonra Hakk Celle ve Alâ Hazretleri:<br />
<br />
"Ey günahkârlar! Bu gün şöyle ayrılın! buyurur. (Yâsin: 59)<br />
<br />
Kâfirler müminlerden ayrılırlar. Onların artık müminlerle bulunmaya salâhiyetleri yoktur. Her suçlu günahkar inkârcı ister istemez bu buyruğa uyar.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün Allah onlarla aranızı ayırır. (Mümtehine: 3)<br />
<br />
"O gün bir fırka cennette, bir fırka da çılgın alevli cehennemdedir. (Şûrâ: 7)<br />
<br />
 <br />
Şefâat:<br />
<br />
Bir kimsenin suçunu affettirmek, kendisinden cezayı gidermek için hakkında yapılan bir iltimas ve istirhamdan ibarettir.<br />
<br />
Günahı sevabından çok olduğu için cehenneme girmeyi hak eden günahkar müminlere; Allah-u Teâlâ'nın izni ile peygamberler, sıddıklar, âlimler, şehitler şefaat edeceklerdir.<br />
<br />
O kime şefaat yetkisi verirse, ancak o şefaat edebilir. Bu yetki O'na aittir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimseden başkasının şefaatı fayda vermez. (Tâhâ: 109)<br />
<br />
"Bütün şefaat Allah'ındır. (Zümer: 44)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i en büyük şefaat makamı olan Makam-ı Mahmud'a erdirerek onu diğer peygamberlere üstün kılmıştır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Ümit edebilirsin ki, Rabb'in seni bir Makam-ı Mahmud'a gönderecektir. buyuruyor. (İsra: 79)<br />
<br />
Şefaat sayesinde kıyametin sıkıntısı ve şiddeti ümmet-i Muhammed'e dokunmayacaktır.<br />
<br />
 <br />
Sırat:<br />
<br />
Kıyametin korkunç merhalelerinden birisi de sırattan geçmektir. Mahşerin anlatılan bu bütün zorluklarından sonra insanlar sırata sevkedilirler.<br />
<br />
Sırat; cehennem üzerine kurulmuş, herkesin geçmek mecburiyetinde olduğu bir köprü, cennete giden bir yoldur. Bir ucu hesap verme yerinde, bir ucu da cennetin kapısındadır.<br />
<br />
Bütün insanlar sırat köprüsünden geçeceklerdir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"İçinizden cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabb'inin katında kesinleşmiş bir hükümdür. buyuruluyor. (Meryem: 71)<br />
<br />
Bu uğrama yolun oradan geçmesi sebebiyledir. Cennete girecek olan oradan geçecek, cehenneme girecek olan ise oradan girecektir.<br />
<br />
Sıratın genişliği ve uzunluğu, insanların oradan geçmeleri ve hızları, dünyada yapmış oldukları amellere göredir.<br />
<br />
 <br />
Cehennem:<br />
<br />
İmanları ve iyi amelleri ile sevap kazanıp mükâfatı hak edenlere cennetin yolu açıldığı gibi, inkârları ve yaptıkları kötülüklerle günaha girip ceza görecek olanlara da cehennemin kapıları açılacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Allah'ın düşmanları o gün toplanır cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar. (Fussilet: 19)<br />
<br />
Sayıları tamamlanıp bir araya geldikleri zaman topluca cehenneme itileceklerdir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz. buyuruyor. (Meryem: 86)<br />
<br />
Ateşin önlerinde yanmakta olduğunu ve içine muhakkak düşeceklerini gördüklerinde, artık kaçıp kurtulacakları bir yer bulunmaz.<br />
<br />
Cennet hizmetçileri cennetlikleri bekledikleri gibi, cehennem bekçileri de cehennemlikleri beklerler.<br />
<br />
Cehennemlikler sevkolunup ateşe atılmak üzere hazırlandıklarında gayet hakir ve perişan bir halde, alabildiğine küçülmüş olarak, gizlice ateşe doğru bakarlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla etrafa gizli gizli bakışırlarken sunulduklarını görürsün. (Şûrâ: 45)<br />
<br />
Onların korktukları ve zihinlerinde tasarladıklarından çok daha büyüğü hiç şüphesiz ki başlarına gelecektir.<br />
<br />
 <br />
A'râf:<br />
<br />
A'râf; Cennetle cehennem arasında, her iki tarafa da nâzır bir surun yüksek tepeleridir.<br />
<br />
Burada sevapları ve günahları eşit olan, imanları ve işledikleri salih amelleri sayesinde cehenneme girmekten kurtuldukları halde, cennete de giremeyen bir topluluk bulunur.<br />
<br />
Cennetliklere baktıklarında onlara selâm verirler, mutluluklarına imrenerek onlarla beraber olabilmeyi arzu ederler. Cehennemliklere bakarak Allah-u Teâlâ'ya sığınırlar, onlarla beraber etmemesini niyaz ederler.<br />
<br />
Bir müddet orada kalırlar, sonra Allah-u Teâlâ onları rahmetiyle cennete koyar.<br />
<br />
Şöyle buyurur:<br />
<br />
"Girin cennete! Artık size hiçbir korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız. (A'râf: 49)<br />
<br />
A'râf ismi geçtiği için A'râf sûre-i şerif'ine bu isim verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
Cennet:<br />
<br />
Sırat köprüsünden selâmetle geçildikten sonra müminler gruplar halinde cennete doğru sevkedilirler. İlk olarak Hazret-i Allah'ın biricik Habib-i Ekrem'i Muhammed Aleyhisselâm cennete girer.<br />
<br />
Müminler etrafları meleklerle dolu olduğu halde, en izzetli bir halde, dolunay veya parlak yıldızlar gibi ışıklar saçarak cennete doğru yürürler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Rabb'lerine karşı gelmekten sakınanlar bölük bölük cennete götürülürler." (Zümer: 73)<br />
<br />
Cennete yaklaştıkça oranın nefis kokusunu için için duyarlar, her nefes alıp vermede şevkleri ve ümitleri bir kat daha artar. Gözler görmedik, kulaklar işitmedik, beşer gönlünden geçmedik şeyler görürler.<br />
<br />
"Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır.<br />
<br />
Bekçiler onlara derler ki: Selâm olsun size! Hoş geldiniz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere buraya girin!" (Zümer: 73)<br />
<br />
"Müjde! Bugün altlarından ırmaklar akan ve içinde ebediyen kalacağınız cennetler sizindir. İşte büyük kurtuluş budur. (Hadîd: 12)<br />
<br />
"Girin cennete! Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz!" (Zuhruf: 70)<br />
<br />
Henüz perdeler açılmadan gözünü açmış, Rahman olan Allah'a tam bir iman ile gönülden yönelmiş, rahmetinin zevki, azabının dehşeti ile saygısını duymuş olan müminler taraf-ı ilâhîden taltif olunurlar:<br />
<br />
"İşte bu cennet; Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riâyet eden, görmediği halde Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen sizlere, hepinize vaad olunan yerdir. Oraya esenlikle girin!" (Kaff: 32-33-34)<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
"Birbirine tutunacaklar, bazısı bazısının elinden tutacak." (Müslim: 219)<br />
<br />
 <br />
KUR'AN-I KERİM'DEN ÖĞÜTLER<br />
<br />
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb'imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur'an-ı kerim'in bir çok Âyet-i kerime'lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Rabb'lerinin huzuruna çıkarılıp yaptıklarının hesabını verecekleri günün uzak olmadığı söylenerek insanlar uyarılmaktadır:<br />
<br />
"İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler. (Enbiyâ: 1)<br />
<br />
Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.<br />
<br />
Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:<br />
<br />
"Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb'inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz. (Şûrâ: 47)<br />
<br />
O günde Allah-u Teâlâ'nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kullarına öğüt vererek dünya hayatının gün gelip sona ereceğini, daha sonra ahiret hayatının başlayacağını, kendisine dönüleceğini, insanların hesaptan geçirileceklerini hatırlatmakta ve azabından sakındırmaktadır:<br />
<br />
"Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah'a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz. (Bakara: 281)<br />
<br />
"Öyle bir günden korkun ki, o günde kimse kimseden yana bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez. (Bakara: 123)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın azabını onlardan hiç kimse uzaklaştıramaz ve ilâhi azaba karşı kimse onları kurtaramaz. Ne zorla kurtarılabilir ne de kolaylıkla.<br />
<br />
"O gün kimseye şefaat fayda vermez, onlar hiç kimseden yardım da göremezler. (Bakara: 123)<br />
<br />
Aracılar yok olmuş, kişi yaptıkları ile başbaşa kalmış. Herkes kendisini kurtarmaya çalışıyor. O gün toplulukların birbirleriyle yardımlaşmaları, birbirlerini desteklemeleri de kaldırılmıştır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kimsenin kimseye bir şey ödeyemeyeceği, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korkun! (Bakara: 48)<br />
<br />
"Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenemez. (Fatır: 18) (Bakınız, Necm: 41)<br />
<br />
O gün iman ve amel-i salih sahibi olmayana hiçbir şefaat kâr etmez.<br />
<br />
"O gün ki ne mallar fayda verir ne de oğullar.. Meğer ki Allah'a tamamen salim ve temiz bir kalp ile gelenler ola. (Şuarâ: 88-89)<br />
<br />
Demek oluyor ki o gün insanın başına gelecek felaketlerden korunmak mümkündür, fakat geldikten sonra ahirette değil, gelmeden önce dünyadayken korunmak mümkündür.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın müminlerle kâfirlerin arasında hükmünü vereceği o çok zor günde herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, meşgalesi başından aşar, kendisine bir zarar dokunmasın diye, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle kendi evlât ve ıyalinin bile peşine düşeceklerinden kaçınır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kişi o gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından kaçar.<br />
<br />
O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. (Abese: 34-35-36-37)<br />
<br />
"Kıyamet gününde yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler.<br />
<br />
O gün Allah onlarla aranızı ayırır.<br />
<br />
Allah yaptıklarınızı görmektedir. (Mümtehine: 3)<br />
<br />
"Suçlu kişi o günün azabından kurtulmak için;<br />
<br />
Oğullarını,<br />
<br />
Karısını,<br />
<br />
Kardeşini,<br />
<br />
Kendisini barındırmış olan sülâlesini,<br />
<br />
Yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.<br />
<br />
Fakat ne mümkün! (Mearic: 11-12-13-14-15)<br />
<br />
Zira her şey zamanında olacaktı. Zamanı geçtikten sonra kurtuluş çaresi aramanın hiç faydası yoktur.<br />
<br />
•<br />
<br />
İlâhi davete icabet edenlerle etmeyenlerin, inananlarla inanmayanların, aklını kullananlarla akıllı geçinenlerin âkıbetlerini beyan etmek üzere Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Rabb'lerinin davetine uyanlara en güzel karşılık vardır.<br />
<br />
O'nun davetine uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde bulunan her şey ve bir o kadarı daha onların olsa, azaptan kurtulmak için hepsini feda ederlerdi. (Ra'd: 18)<br />
<br />
Allah'ım iyiler zümresine ilhak ettiğin kullarından eyle. Sonumuzu ve âkıbetimizi hayırlı eyle. Bizi bize bırakma, lütuf ve rızândan ayırma, kötülerden koru. İmanla çektiğin, lütfun ile aldığın kullarından eyle. Sevdiklerinle haşr-u cem eyle.</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;" class="mycode_align"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyamet ile ilgili Yeni Bulduğum Ayet ve Hadisler Toplu</span></span><br />
<br />
<br />
"Kıyamet Yaklaştıkça Yaklaşmıştır.<br />
(Necm: 57)<br />
"Kıyamet Saati Mutlaka Gelecektir, Bunda Aslâ Şüphe Yoktur.<br />
(Mümin: 59)<br />
"Sana Kıyamet Saatinin Ne Zaman Gelip Çatacağını Soruyorlar. Resul'üm! De ki: Onu Ancak Rabb'im Bilir. Onun Vaktini O'ndan Başka Bilecek Yoktur. Ağırlığını Göklerin ve Yerin Kaldıramayacağı O Saat, Sizlere Ansızın Gelecektir.<br />
(A'râf: 187)<br />
"Yer Bütünüyle Sallanıp, Paramparça Edildiği Zaman...<br />
(Fecr: 21)<br />
"Kıyamet Ne Zaman Kopacak?" Diye Soran Bir Zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: "O Gün İçin Ne Hazırladın? Buyurmuşlardır.<br />
(Tirmizî)<br />
KIYAMET; ZAMANINI ALLAH-U TEÂLÂ'NIN BİLDİĞİ DEHŞETLİ BİR FELÂKETTİR!<br />
<br />
 <br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır. Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır. Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır. Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." (Buhârî-Müslim: 2954)<br />
<br />
 <br />
<br />
Âdem Aleyhisselâm ilk insan olarak yeryüzüne geldikten sonra devran devam etmiş, yüz yirmi dört bin peygamber, onların tâbileri ve muhalifleri gelip-geçmiş, yaşlı dünya binlerce defa dolmuş-boşalmış, nice nice hadiselere şâhit olmuş, artık dünyanın sonuna gelinmiştir.<br />
<br />
İnsanoğlu muvakkat ve çok kısa bir ömre sahip olduğu halde ahiret yerine dünyayı tercih ediyor, dünyaya bağlanıyor.<br />
<br />
Halbuki insanın ölümü onun kıyametidir ve "Küçük Kıyamet" olarak tabir olunur. Dünyanın yıkılışı büyük kıyamet, insanın ölümü ise küçük kıyamettir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabb'ine kulluk et! buyuruyor. (Hicr: 99)<br />
<br />
Her insanın, her varlığın bir sonu olduğu gibi bu dünyanın ve kâinatın da bir sonu vardır. Ancak Allah-u Teâlâ kıyamet vaktini gizledi. Ki, insanlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesine karşılık devamlı bir hazırlık içinde olsunlar, kötülüklerden sakınsınlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, zamanını gizli tuttuğum kıyamet mutlaka gelecektir. Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun! (Tâhâ: 15-16)<br />
<br />
İnsanları ahiret fikrinden uzaklaştırmak isteyen şeytan tabiatlı kimseler her zaman için mevcuttur. Fakat akıllı bir mümin, o gibi kimselerin akıntısına kapılmaz, onlara asla uymaz, kulluk görevlerini yerine getirerek ahiretini kazanmaya muvaffak olur.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ;<br />
<br />
Kıyametin mutlaka geleceğini;<br />
<br />
Kıyametin, ondan kurtuluşun asla mümkün olmayan büyük bir felâket olduğunu;<br />
<br />
Ve kıyametin zamanını kendisinden başka kimsenin bilemeyeceğini haber vermiştir.<br />
<br />
Oysa bugün kıyamet saati hakkında küffar memleketlerinde cereyan eden yerli-yersiz tartışmalar bu İslâm memleketinde de rağbet görüyor,<br />
<br />
Allahu Teâlâ bu büyük felâketin şiddetini;<br />
<br />
"Gök yarıldığı zaman. (İnfitar: 1)<br />
<br />
"Güneş katlanıp dürüldüğü zaman. (Tekvir: 1)<br />
<br />
"Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman. (Tekvir: 2)<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerinde ve daha pek çok Âyet-i kerime'sinde haber verdiği halde kimisi filan köye sığınmakla, kimisi de muhkem sığınaklar yapmakla bu büyük felâketten korunabileceğini zannediyor.<br />
<br />
Farz-ı muhal hiçbir felâketin ulaşmadığı en muhkem bir sığınıkta bile olsa "Ölüm felâketi"nden kurtuluş olmadığını, kâinatın ömrüne kıyasla çok cüzi bir ömür yaşayacağını hesap etmiyor. Küfür ve inat batağına saplanmış, Allah-u Teâlâ'nın hükmüne ve emrine teslim olmak yerine, O'nun takdirine karşı tedbir alabileceğini zannediyor. Allah-u Teâlâ'ya hasım kesiliyor.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Nedir?<br />
<br />
"Kıyamet" kelimesi "Kıyam"dan türemiş olup; dikilmek, ayağa kalkmak, ayaklanmak mânâlarına gelir ve Kur'an-ı kerim'de yetmiş yerde geçmektedir.<br />
<br />
"Kıyâmet gününe andolsun!" (Kıyâmet: 1)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlûkatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.<br />
<br />
Kıyâmet günü üzerine yemin edilmiş olması, bu hadisenin muhakkak gerçekleşeceğini göstermektedir.<br />
<br />
Dini bir tabir olarak kıyamet ise; içinde yaşadığımız dünyanın ve onun bünyesinde yer aldığı kâinatın parçalanıp dağılması, daha sonra insanların hesap vermek üzere Allah-u Teâlâ'nın huzur-u izzetinde, mahiyetini bilemediğimiz bir biçimde kıyam etmesidir.<br />
<br />
"Her şeyi altüst eden o en büyük felâket geldiği zaman. (Nâziât: 34)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ üzerinde yaşadığımız bu dünyayı ve bütün mahlûkatı geçici bir zaman için yaratmıştır. Her canlının bir eceli olduğu gibi, dünyanın da kâinatın da bir ömrü vardır. Yarattıklarını dilediği kadar yaşattıktan sonra öldürecek, var olan her şey kıyametin kopmasıyla bir gün yok olacak ve sonsuza kadar devam edecek olan ahiret hayatı başlayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet inancı, imanın altı esasından birisi olan "Ahiret inancı"nın bir bölümüdür. Ahiret hayatı kıyametle başlar. Bunu mahşer, mizan, sırat, cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ve ebedi bir hayatın başlaması safhaları takip eder.<br />
<br />
İnsan başıboş olarak gâye ve maksatsız yaratılmamıştır. Öyle olsaydı mükellef olmaz, yaptığı şeylerden mesul tutulmaz, ceza veya mükâfat görmezdi.<br />
<br />
Nitekim Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor? (Kıyamet: 36)<br />
<br />
"Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız? (Müminûn: 115)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Kopma Zamanı Yaklaşmıştır:<br />
<br />
Kıyametin kopmasının yakın olduğunu gösteren birçok Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif'ler vardır:<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime'lerde mühim bir ihtar mahiyetinde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır." (Necm: 57)<br />
<br />
"Onun alâmetleri gerçekten gelmiştir. (Muhammed: 18)<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şehadet parmağı ile orta parmağını yanyana göstererek şöyle buyurdular:<br />
<br />
"Ben, kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim. (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Bu sebeple bu hadiseye "Âzife" denilmiştir.<br />
<br />
Kıyamet, olanca şiddet ve sıkıntıları ile insanları kuşattığında onu Allah-u Teâlâ'dan başka kimse açamaz ve geri çeviremez.<br />
<br />
"Onu Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. (Necm: 58)<br />
<br />
Kıyametin kopması Kur'an-ı kerim'de "Saat" kelimesiyle ifade edilmiştir. Beklenmedik bir zamanda ve çok süratli olarak gerçekleşecektir.<br />
<br />
"Kıyamet saati mutlaka gelecektir, bunda asla şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmıyor. (Mümin: 59)<br />
<br />
Kıt akıllı, kısır düşünceli olan bu gibi kimseler; kıyameti tasdik etmezler, öldükten sonra dirilmeyi ve mahkeme-i kübrâ'yı inkâr ederler, inanmadıkları için de mücadeleye girişirler, yalan yanlış fikirlerinde ısrar edip dururlar.<br />
<br />
Kıyametin kopacağı kesindir. Bütün Enbiyâ-i izam, bütün semâvî kitaplar onu haber vermişlerdir.<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağını, bu müthiş saatin ne zaman geleceğini Allah-u Teâlâ'dan başka kimse bilmez. Kesin olarak bilinen, alâmetleri zuhur etmeden kopmayacağıdır. Birisi zuhur edince, diğerleri birbiri ardından ortaya çıkar.<br />
<br />
Önce küçük alâmetler zuhur edecektir. Ahir zaman devrinde yaşıyoruz. Kıyametin küçük alâmetlerinin hemen hepsi zulur etmiştir. Büyük alâmetlerin de zuhur etmesinden sonra her an kıyametin kopması beklenebilir.<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Küçük Alâmetlerinden Bazıları:<br />
<br />
Kıyamet kopmadan önce küçük alâmetler bir bir meydana çıkacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şerif'lerde belirtilen küçük alâmetlerin başlıcaları hülâsa olarak şunlardır:<br />
<br />
• İlmin ortadan kalkıp cehâletin yerleşmesi,<br />
<br />
• Zinânın alenî hâle gelmesi,<br />
<br />
• Sarhoşluk veren içkilerin yaygınlaşması,<br />
<br />
• Oyun ve çalgı âletlerinin ortaya çıkması ve yaygınlaşması,<br />
<br />
• Câriyenin (köle kadının) efendisini doğurması,<br />
<br />
• Çobanların zenginleşerek bina yapmakta yarışması,<br />
<br />
• Zekât verilecek kimse bulunamayacak kadar servetin çoğalması,<br />
<br />
• Aynı dâvâyı güden iki büyük topluluğun birbirleriyle savaşması,<br />
<br />
• Adam öldürme hadiselerinin fazlalaşması,<br />
<br />
• Emanetin ganimet bilinmesi,<br />
<br />
• Elli kadına bir erkek düşecek şekilde erkek nüfusunun azalması,<br />
<br />
• Müslümanların kıldan ayakkabı giyen, küçük gözlü ve geniş yüzlü insan gruplarıyla savaşması,<br />
<br />
• İnsanların hayatlarından bıkarak ölülere gıpta etmesi,<br />
<br />
• Peygamber olduğunu iddiâ eden otuza yakın deccalin türemesi,<br />
<br />
• "Allah" veya "Lâ ilâhe illâllah" diyen bir kimsenin kalmaması.<br />
<br />
• Yine Hadis-i şerif'lerin ifadelerine göre kıyamet alâmetleri şöyle gelişecektir:<br />
<br />
• Kur'an-ı kerim'in önemi insanlar tarafından unutulacak,<br />
<br />
• Cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek,<br />
<br />
• Namaz kılınmayacak,<br />
<br />
• Zekât angarya kabul edilecek,<br />
<br />
• Fâiz yemeyen kimse kalmayacak,<br />
<br />
• Büyük bir bereketsizlik olacak,<br />
<br />
• Gasp hadiseleri çoğalacak,<br />
<br />
• Liderliğe elverişli kişiler azalacak,<br />
<br />
• Seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler idareci olup başa geçecek,<br />
<br />
• Fâsıklar toplumun efendisi hâline gelecek,<br />
<br />
• Ahmak ve alçaklar dünyanın en mutlu insanları olacak,<br />
<br />
• Anne-babaya isyan edilip erkekler hanımlarının emrine girecek,<br />
<br />
• Akrabalık bağları kesilecek,<br />
<br />
• Sonra gelenler geçmişlerine lânet okuyacak,<br />
<br />
• Akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak; sabah mümin olarak kalkan kişi akşam kâfir olacak,<br />
<br />
• Yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek,<br />
<br />
• Kitapların sayısı artacak,<br />
<br />
• Başa geçen âmirler halka zulmedecek,<br />
<br />
• Şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek,<br />
<br />
• Ticareti dürüst olmayan kimseler ele geçirecek,<br />
<br />
• İş ehil olmayanlara verilecek,<br />
<br />
• Emanet kelepir kabul edilecek,<br />
<br />
• Aza kanaat edilmeyecek, çok ile de doyulmayacak,<br />
<br />
• Yağmurlar yıldırımlar çoğalacak,<br />
<br />
• Zelzeleler artacak,<br />
<br />
• Madenler yok olacak,<br />
<br />
• Mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek,<br />
<br />
• İnsanlar mescidlerle birbirine karşı övünecekler,<br />
<br />
• Câhiller aynı zamanda dürüst olmayan zâhidler türeyecek,<br />
<br />
• Sadece din dışı ilimler öğrenilecek,<br />
<br />
• Âni ölümler çoğalacak,<br />
<br />
• Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla yetinecek,<br />
<br />
• Kadınlar her hususta ön plâna çıkarılacak,<br />
<br />
• Erkekler kadınlara benzemeye çalışacak,<br />
<br />
• Açıklık çıplaklık yayılacak,<br />
<br />
• Fuhuş ve hayâsızlık çoğalacak...<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Büyük Alâmetleri;<br />
(On Büyük Alâmet):<br />
<br />
Huzeyfe'tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki:<br />
<br />
"Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz yanımıza geldi."Ne konuşuyordunuz?"diye sordu. Arkadaşlar "Kıyamet gününden bahsediyorduk. dediler. Bunun üzerine buyurdular ki:<br />
<br />
"Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır." (Müslim: 2901)<br />
<br />
Hadis-i şerif'in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:<br />
<br />
Duhân (Duman), Deccal, İsa bin Meryem Aleyhisselâm'ın inişi, Ye'cüc ve Me'cüc, Dabbetü'l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması.<br />
<br />
 <br />
1. DUHÂN<br />
<br />
Büyük bir duman demektir. Kıyamet gününden evvel hakikati zuhur edecek, bütün yeryüzünü kaplayacak, bu hal kırk gün sürecektir. Yeryüzü âdeta bacasız bir fırın, içinde ateş yanmış bir oda gibi ısınacaktır. Müminler bu dumandan hafif nezleye tutulmuş gibi çok az etkilenecekler; kâfir ve münafıklar ise şiddetle sarsılacaklar, sarhoş gibi olacaklardır.<br />
<br />
 <br />
2. DECCAL<br />
<br />
Âhir zamanda bu isimde bir şahıs türeyip önce peygamberlik daha sonra da ilâhlık dâvâsında bulunacak ve göstereceği hârikulâde şeyler sayesinde bir süre insanları saptıracaktır.<br />
<br />
Rüzgâr gibi bir hıza sahip olarak yeryüzünü dolaşacak, sadece Kudüs-ü şerif'e, Mekke-i mükerreme'ye ve Medine-i münevvere'ye giremeyecektir.<br />
<br />
İmran bin Husayn -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde:<br />
<br />
"Âdem'in yaratılışı ile kıyametin kopması arasında Deccal'den daha büyük bir fitne yoktur. buyurmuştur. (Müslim: 2946)<br />
<br />
 <br />
3. HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ'nın İsrailoğulları'na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ'nın bir kelimesidir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm ölmemiş, semâya çekilmiştir. Cesedi ile birlikte semâda yaşamaktadır. Deccâlin fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecektir ve icraatlarını gerçekleştirecektir.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm'ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.<br />
<br />
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir. (Zuhruf: 61)<br />
<br />
İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir.<br />
<br />
"Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa'ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır. (Nisâ: 159)<br />
<br />
 <br />
4. YE'CÜC ve ME'CÜC<br />
<br />
Aslı ve nesebi belirsiz iki kabile, önlerine çekilmiş olan barajı aşıp yeryüzüne yayılacaklar. Bir müddet etrafı ifsad etmeye çalışacaklar. Daha sonra İsa Aleyhisselâm'ın duâsı ile mahvolacaklar. Bunlar Çinliler'dir.<br />
<br />
Üçüncü dünya harbi bir âfâttır, Allahu âlem bu olacak.<br />
<br />
Yahudiler Arabistan'ı istilâya hazırlanıyor. Çinliler ise dünyayı istilâ etmek için hazırlanıyor.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Biz o gün onları (Ye'cüc ve Me'cüc'ü) bırakırız, dalgalar hâlinde birbirine girerler." buyuruluyor. (Kehf: 99)<br />
<br />
Dalga dalga dünyanın üzerine hücum ederler ve memleketleri istilâ ederler.<br />
<br />
Öyle harpler olacak ki, bu harplerde çok erkek zayi olacak.<br />
<br />
Çinlilerin istilâsı bir helâkiyettir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Nihayet Ye'cüc Me'cüc (sedleri) açıldığı zaman her tepeden saldırırlar. (Enbiyâ: 96)<br />
<br />
 <br />
5. DABBETÜ'L-ARZ<br />
<br />
Âhir zamanda Allah-u Teâlâ'nın emirlerinin terkedildiği, insanların gerçek dini değiştirdikleri sırada çıkacak olan bir hayvandır. Takibedenin yetişemeyeceği, kaçanın kurtulamayacağı bir süratte olacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"(Kıyametin kopacağına dair) O sözün tahakkuk zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe çıkarırız da insanların âyetlerimize yakinen iman etmemiş olduklarını söyler. (Neml: 82)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu Dabbe'yi kıyametin kopması gibi büyük bir hadisenin başlangıcı olarak, insanların Kur'an-ı kerim'e kesin olarak inanmayışları sebebiyle ortaya çıkaracaktır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
"Dabbetü'l-arz, beraberinde Musa Aleyhisselâm'ın asası, Süleyman Aleyhisselâm'ın mührü bulunduğu halde çıkar. Mühür ile müminin yüzünü parlatır, asa ile kâfirin burnunu kırar. Öyle ki insanlar sofra üzerinde biraraya gelirler de, mümin kâfirden ayırt edilip tanınır." (Tirmizî)<br />
<br />
Böylece mümin ile kâfir tanınmış olacak. Böyle bir gün yaklaştığı zaman tevbeler kabul edilmeyecek, içinde bulundukları duruma göre insanların hükümleri verilecek.<br />
<br />
 <br />
6. GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI<br />
<br />
Kıyametin büyük alâmetlerinden birisi de, Allah-u Teâlâ'nın izni ve emriyle bir defaya mahsus olmak üzere güneşin bir Cuma günü battığı yerden doğmasıdır.<br />
<br />
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kıyamet alâmetlerinden ilk meydana gelecek olanı güneşin battığı yerden doğması ve Dabbe'nin kuşluk vaktinde insanlara (yerden) çıkmasıdır."(İbn-i Mâce: 4069)<br />
<br />
Bu iki alâmetin arasında uzun bir zaman olmayacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde güneşin batıdan doğduğunu gördüklerinde yeryüzü halkının tevbelerinin kabul edilmeyeceğine hükmederek şöyle buyurur:<br />
<br />
"Rabb'inin bazı âyetleri (mucizeleri) geldiği gün, kişi daha önce inanmamışsa veya imanında bir hayır kazanmamışsa, imanı ona hiç fayda sağlamaz. (En'âm: 158)<br />
<br />
Bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Güneş battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O battığı yerden doğduğu zaman bütün insanlar iman edecek, fakat o gün daha evvelden iman etmeyen, yahut imanında bir hayır kazanamayan hiç kimseye imanı fayda vermeyecektir. (Müslim: 157)<br />
<br />
 <br />
7. HİCAZ TARAFINDAN BÜYÜK BİR ATEŞİN ÇIKMASI<br />
<br />
Medine yahudilerinin en büyük bilgini olup sonra İslâm'la müşerref olan Abdullah bin Selâm -radiyallahu anh-: "Kıyamet alâmetlerinin birincisi nedir?" diye sorduğu zaman Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
"Kıyametin ilk alâmeti, bir ateşin çıkıp insanları batıya sürmesi. buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1368)<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyururlar:<br />
<br />
"Hicaz toprağından, Busrâ'daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2121 -Müslim: 2902)<br />
<br />
 <br />
8. 9. 10. ÜÇ BÜYÜK YER ÇÖKÜNTÜSÜ OLMASI<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kıyametten önce, birisi doğuda, birisi batıda ve birisi de Arap yarımadasında olmak üzere üç çöküntü meydana gelecektir. (Müslim: 2901)<br />
<br />
 <br />
Mehdi Aleyhisselâm'ın Zuhuru:<br />
<br />
Hazret-i Mehdi'nin zuhur etmesi de kıyamet alâmetlerindendir. Onun âhir zamanda geleceğine dâir birçok Hadis-i şerif'ler vardır.<br />
<br />
Asr-ı saâdet'ten bu yana asırlardır müslümanların kâffesi; âhir zamanda Ehl-i beyt'e mensup bir zâtın çıkıp din-i İslâm'ı güçlendireceğine, adaleti hâkim kılacağına, müslümanların ona tâbi olup İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracağına, bu zât-ı âlîye "Mehdi" denileceğine inanmışlardır. Böylece bu Hadis-i şerif'ler mütevâtir derecesine ulaşmıştır.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:<br />
<br />
"Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, Allah-u Teâlâ o günü uzatarak benim soyumdan bir kişi gönderecektir. Adı adımın, babasının adı babamın adının aynısı olacak, zulüm ve zorbalık altında inleyen yeryüzünü huzur ve adaletle dolduracaktır. (Ebu Dâvud, Tirmizi)<br />
<br />
(Bu hususla ilgili diğer Hadis-i şerif'ler ve gerekli açıklamalar Muhterem Ömer Öngüt -kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Kıyamet ve Alâmetleri" isimli eserinde ayrıntılı bir şekilde izah edilmiştir.)<br />
<br />
 <br />
Kıyametin Vaktini Yalnız Allah-u Teâlâ Bilir:<br />
<br />
Mekkeli müşrikler her ne zaman kıyametin korkunçluğunu, onda olan-biten şeyleri, neticesinde olacak hesap ve cezayı duyarlarsa, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e gelerek tekrar tekrar kıyametin ne zaman kopacağını sorarlar, "Eğer sen Peygamber isen bize zamanını haber ver!" derlerdi.<br />
<br />
"Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. (A'raf: 187 - Nâziat: 42)<br />
<br />
Kıyamet saati Allah-u Teâlâ'nın kendi ilminde kalmasını istediği, bunun için de yarattıklarından hiç kimseyi ona muttali kılmadığı bir gaybtır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Resul'üm! De ki: Onu ancak Rabb'im bilir. Onun vaktini O'ndan başka bilecek yoktur.<br />
<br />
Ağırlığını göklerin ve yerin kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir." (A'raf: 187)<br />
<br />
İnsanlar dünyaya ve dünyanın imarına kendilerini kaptırmış oldukları bir halde, hiç umulmadık bir anda geliverecektir.<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Andolsun ki kıyamet kopacaktır. O kadar ki, alıcı ile satıcı aralarındaki elbiseyi açacaklar, amma alım-satım henüz tamamlanmadan ansızın kıyamet kopacak, açık kalan elbiseyi katlayıp dürmek mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Yemin ederim ki elbette kıyamet kopacaktır. Öyle ki, sağmal devesinin sütünü sağıp gelen kişiye ondan içmek nasip olmadan ansızın kopacaktır.<br />
<br />
Hiç şüphe yok ki, kıyamet mutlaka kopacaktır. Öyle ki, kişi havuzunu sıvayıp onaracak, amma kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak mümkün olmayacaktır.<br />
<br />
Kıyamet elbette kopacaktır. O kadar ki yemek yemeğe başlayan kişi lokmasını ağzına götürecek, derken ansızın kıyamet kopacak, o lokmayı yemek nasip olmayacaktır." (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Kıyamet Allâmül-ğuyûb olan Allah-u Teâlâ'nın kendi Zât-ı akdes'ine tahsis ettiği gayb işlerindendir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. Resul'üm! De ki: Onun bilgisi ancak Allah'ın katındadır. Fakat insanların çoğu bilmezler." (A'raf: 187)<br />
<br />
İnsanların çoğu bunun bilgisinin Allah katında olduğunu bilmedikleri gibi, kıyametin kopma zamanının gizli tutulmasındaki sırrı da bilmemektedirler.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime'lerde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sende ona ait bilgi yoktur ki anlatasın. Onun bilgisi Rabb'ine aittir. Sen ancak ondan korkacak olan kimselere o tehlikeyi haber verensin. Onlar o kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada bir akşamdan veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar." (Nâziat: 43-46)<br />
<br />
Kıyamet gününde dirilip kıyam edenler, o günün şiddet ve dehşeti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında ömürlerinin bir akşam veya bir kuşluk vakti gibi çabuk geçtiğini anlayacaklar ve kaçırdıkları fırsatlar için derin bir pişmanlık duyacaklardır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Kur'an-ı kerim'in kıyamet ve mahşerin korkunç manzaralarına geniş yer ayırması, canlı bir şekilde vasıflandırması karşısında Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e devamlı surette kıyametle ilgili sorular soruluyordu. Yahudiler ise bir imtihan maksadıyla böyle bir suale cüret etmişlerdi. Çünkü gerek Tevrat'ta gerekse diğer semâvî kitaplarda kıyametin zamanı bildirilmemişti. Bu soruyu soranlar, Resulullah Aleyhisselâm'ın bunun aksine bir şey söyleyip söyleyemeyeceğini anlamak istiyorlardı. Yoksa bilgi edinmek niyetinde değillerdi.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Resul'üm! İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar.<br />
<br />
De ki: Onun bilgisi Allah'ın katındadır.<br />
<br />
Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır. (Ahzab: 63)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ ancak kendisinin bildiği bir hikmet gereğince, bunun bir sır olarak kalmasını takdir buyurmuştur.<br />
<br />
"Kıyametin vaktine dair bilgi O'nun katındadır. (Zuhruf: 85)<br />
<br />
O'nun ilminden hiçbir şey gizli kalmaz, O'nun takdir buyurmadığı hiçbir şey meydana gelmez.<br />
<br />
İnsanın vazifesi, geleceği muhakkak olan o günü düşünerek, elde fırsat dilde ruhsat varken hayatını düzene sokmak, hâlini ıslah etmekten ibarettir. Çünkü ahirette iyiler iyiliklerinin, kötüler de kötülüklerinin karşılıklarını daha çok göreceklerdir.<br />
<br />
"Kıyamet ne zaman kopacak?" diye soran bir zâta Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
"O gün için ne hazırladın? buyurmuşlardır. (Tirmizî)<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ müşriklerin yalanlama, inat ve inkârlarından dolayı, azabın kendilerine gelmesini uzak görerek, alay ve eğlence yollu, başlarına azabın hemen gelmesini istediklerini haber vererek Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
"Diyorlar ki:<br />
<br />
Eğer doğru söylüyorsanız, vâdettiğiniz kıyamet günü ne zaman? (Enbiyâ: 38 - Sebe: 29 - Yâsin: 48 - Mülk: 25)<br />
<br />
Gerçekte onlar kıyametin gelişini imkânsız sanıyorlardı. Halbuki onun geleceği muhakkaktır ve herhangi bir kimse istemediği için geri kalmaz, herhangi bir kimsenin istemesiyle de vaktinden önce gelmez.<br />
<br />
"De ki:<br />
<br />
Size vâdolunan bir gün vardır ki, siz ondan ne bir saat geri kalırsınız, ne de ileri geçebilirsiniz. (Sebe: 30)<br />
<br />
Kıyamet, insanların ecelleri gibidir. İnsanın eceli geldiğinde, bir göz açıp kapatıncaya kadar ileri veya geri alınmadığı gibi, kıyamet zamanı geldiğinde de bir saniye olsun ileri veya geri alınmaz.<br />
<br />
İnanmayanlar, azap her taraftan kendilerini kuşattığı zamanki durumlarının korkunçluğunu eğer bilselerdi, elbette onu acele istemezlerdi. Fakat kalplerinin körlüğü bu tehdidi onlara basit gösterdi, uyanıp da Hakk'a yönelmediler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Kâfirler ne yüzlerinden ne de sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi!<br />
<br />
Doğrusu o, onlara ansızın gelecek ve onları şaşkına çevirecek.<br />
<br />
Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yeter, ne de kendilerine mühlet verilir. (Enbiyâ: 39-40)<br />
<br />
"Size vâdedilen mutlaka gelecektir. Siz onun önüne geçemezsiniz. (En'am: 134)<br />
<br />
İşte iman etmeyenlerin ebedi cezaları! Kıyametin gelmesini kendilerinden çeviremedikleri gibi, tevbe edip özür beyan etmeleri için kendilerine mühlet de verilmez.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Muhammed Aleyhisselâm'a bu toplanmanın muhakkak olacağını ve kaçınılmasının imkânsız olduğunu bildirmesini emretmiş, görevinin sadece tebliğ olduğunu beyan buyurmuştur:<br />
<br />
"Resul'üm! De ki: O bilgi ancak Allah katındadır. Ben ise apaçık bir uyarıcıyım. (Mülk: 26)<br />
<br />
Cebrâil Aleyhisselâm'ın genç bir insan şeklinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e gelmesi, İslâm ve ihsan'dan sorup cevap aldıktan sonra kıyametin ne zaman kopacağını sorması, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in de:<br />
<br />
"Bu hususta kendisine sorulan kimse, sorandan daha bilgili değildir." diye cevap vermesi meşhurdur. (Buhârî - Müslim)<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Kıyamet saatini bilmek Allah'a havale edilir. (Fussilet: 47)<br />
<br />
"Kıyamet saatini bilmek ancak Allah'a mahsustur. (Lokman: 34)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o günü daha önce hükmettiği belirli bir zaman için ertelemektedir. Bu süre ne artar ne de eksilir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Biz onu ancak sayılı bir müddetin sona ermesi için erteledik. buyuruluyor. (Hud: 104)<br />
<br />
Dünyanın sayılı müddeti son bulup ömrü tamam oluncaya kadar ahiret tehir olunacak ve o sayılı hesabın bittiği dakikada kıyamet kopacaktır.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Ansızın Kopacaktır:<br />
<br />
İlâhî mahkemenin kurulup amellerin ölçüleceği, hesabın görüleceği o kıyamet günü gelmek üzeredir. Çok yakınlarında olmasına rağmen insanlar ondan gafil bulunuyorlar. O korkunç gün, mukadder vakti gelince ansızın gelecektir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Onlar kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? (Muhammed: 18)<br />
<br />
"Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır. Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler.<br />
<br />
İyi bilin ki kıyamet saati hakkında tartışanlar apaçık bir sapıklık içindedirler. (Şûrâ: 17-18)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet karşısında müminlerin tutumlarıyla münkirlerin tutumlarını tasvir buyurmaktadır.<br />
<br />
Müminler aynel-yakin bildikleri için kıyametten korkarlar ve titrerler. O günde bütün insanların bir muhasebeye ve muhakemeye çekileceklerine inandıkları için hallerini düzeltmeyi lüzumlu görürler.<br />
<br />
Münkirler ise kıyametin asılsız bir vehimden ibaret olduğunu sanırlar. Kalplerini hiçbir şey titretmez. Olacağına inanmadıkları içindir ki kendilerini bekleyen âkıbeti tahmin edemezler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da o kısır günün azabı kendilerine gelinceye kadar onun hakkında hep şüphe içindedirler. (Hacc: 55)<br />
<br />
Göz önünde bunca deliller varken, Âyet-i kerime'ler okunurken; bunlar Hakk'ı hatırlamazlar, Hakk'tan yana olmazlar, imansızlık ve müşriklik ederler, Allah'tan korkmazlar, ahiret için hazırlanmazlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emin mi gördüler? (Yusuf: 107)<br />
<br />
"Onlar hiç ummadıkları bir sırada kıyamet zamanının ansızın başlarına gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? (Zuhruf: 66)<br />
<br />
 <br />
Çarçabuk Geçen Dünya:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm'a hitap ettikten sonra, tekrar kıyameti yalanlayanlara dönerek Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Hayır, hayır! Siz çarçabuk geçen dünyayı seviyorsunuz." (Kıyâmet: 20)<br />
<br />
Hep bu geçici dünyanın zevk ve lezzetleri için çalışmak gerektiğini sanıyorsunuz, daha hayırlı ve devamlı olan ahiret için hiçbir hazırlıkta bulunmuyorsunuz.<br />
<br />
"Ve ahireti bırakıyorsunuz." (Kıyâmet: 21)<br />
<br />
O âlemdeki mükâfat ve mücâzâtı hiç düşünmüyorsunuz.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ birçok Âyet-i kerime'lerinde dünya hayatının gelip-geçici olduğunu, ahiret hayatının ise ebedî olduğunu haber vermiş, müminleri dünya hayatına bağlanarak ebedî hayatlarını mahvetmekten sakındırmıştır.<br />
<br />
Akıllı kimsenin dünyaya aldanmaması, dünya sevgisine aşırı derecede kapılmaması gerekir. Serap gibi parıldar, bulut gibi geçer gider.<br />
<br />
Ukbayı bırakıp dünyaya meyletmek, Hakk'ı bırakıp bâtıla sarılmak demektir. Hakk ve hakikati unutup dünya lezzetlerine dalanlar büyük bir belâya ve huzursuzluğa uğramışlardır.<br />
<br />
İnsan dünyada yüzyıl da yaşasa, dünyanın bütün varlığı ahirete nispetle bir lokma bile değildir. Çünkü sonu olan şeyin, sonu olmayan şeye mukayesesi bile yapılamaz.<br />
<br />
Dünyayı ahirete tercih etmek; kâfirin küfründeki, münafığın nifakındaki, âsinin mâsiyetindeki gizli hastalığını gösteren bir işarettir. Onların bütün gayretleri dünya lezzetlerini elde etmek içindir. Dünyanın süsü, eğlence ve lezzetleri gözlerini kör etmiş, basiretlerini örtmüştür. Allah-u Teâlâ'ya kavuşmayı aslâ akıllarına getirmezler. Ahiret yerine dünya hayatına râzı olurlar, geçici olanı ebedî olana tercih ederler.<br />
<br />
Diğer taraftan hesap ve ceza gününü düşünerek hayatını ona göre düzenleyen, Rabb'inin rahmetine ümit bağladığı kadar azabından da o nispette korkan, nefislerini hevâ ve heveslerine tâbi olmaktan alıkoyan müminlere de çok büyük müjdeler vardır.<br />
<br />
Dünya, ahireti kazanmak için bir vasıtadır, gaye değildir. Dünyanın câzip güzelliklerinin, gelip geçici tat ve lezzetlerinin insanı Allah yolundan alıkoymaması ve ahireti unutturmaması gerekir.<br />
<br />
 <br />
KIYAMET ALÂMETLERİNİN ZUHURUNDAN SONRA<br />
KIYAMETE KADAR GEÇEN ZAMANDA<br />
DÜNYANIN ve İNSANLARIN DURUMU<br />
Kıyametin büyük alâmetleri de bütünüyle ortaya çıktıktan sonra kıyamet kopuncaya kadarki zaman hakkındaki bilgileri Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in Hadis-i şerif'lerinden öğreniyoruz:<br />
<br />
 <br />
Erkeklerin Azlığı, Kadınların Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Musa -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"İnsanlara mutlaka öyle bir zaman gelecek ki, bir kimse altından olan zekâtını (diyar diyar) dolaştıracak, onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından, kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden ona sığınmak isteyen kırk kadının gittiği görülecektir." (Müslim: 1012)<br />
<br />
Bütün bunlar kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
O zaman yeryüzüne semânın bütün bereketleri inecek, yer olanca bereketlerini meydana çıkaracak, yerde gömülü bütün defineler meydana çıkacak, mal kapıdan taşacak, fakat insanlar çok az kalacak. Halk kıyametin pek yakın olduğunu bildiği için mal biriktirmeye tamah etmeyeceklerdir.<br />
<br />
 <br />
Mal Çokluğu:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Mal çoğalıp kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmaz. O derecede ki; bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arabistan çayırlara ve nehirler akan yerlere dönecektir." (Müslim: 157)<br />
<br />
Arap diyarının çayır ve çimenliklere dönmesinden murad; son derece ziraate elverişli olması, fakat yine de metruk bırakılmasıdır. Bunun da sebebi harp ve fitnelerden sonra erkeklerin azalması, kıyamet yaklaştığı için insanlarda mal hırsı kalmaması, bağa bahçeye önem veren bulunmamasıdır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Yer bütün ciğerparelerini altın ve gümüşler hâlinde kusacaktır. Katil gelerek: 'Ben bunlar için öldürdüm!' diyecek. Akrabasına yardım etmeyen kişi gelerek: 'Ben bunlar için akrabamla alâkamı kestim!' diyecek. Hırsız gelerek: 'Benim elim bunlar için kesildi.' diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terkedecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar." (Müslim: 1013)<br />
<br />
Çıkan altın ve gümüşlerin ciğerpareye benzetilmesi, onların halk tarafından çok sevilen şeyler olduğunu belirtmek içindir.<br />
<br />
Bu hâl kıyamete yakın zamanda zuhur edecektir.<br />
<br />
 <br />
Nurlu Devirden Hemen Sonra Gelen Nurlu Kumandanlar:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Kahtan kabilesinden bütün insanları sopası ile sürüp sevkedecek biri çıkmadıkça kıyamet kopmaz. (Buhârî, Fiten 23 - Müslim: 2910)<br />
<br />
Bu zât-ı muhteremin ismi Cahcah'tır. Çok kıymetli bir kimse olup, Mehdi Resul Hazretleri'nden sonra çıkacak ve onun yolunu tutacak, çok büyük dirayet sahibi olacak ve bütün dünyayı koyun güder gibi güdecek, hükmünü yürütecek.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça günlerle geceler gitmez. (Müslim: 2911)<br />
<br />
Bütün bu hadiselerden sonra bu olacak. Ne yahudi kalacak ne Çinliler kalacak. Allah-u Teâlâ dünyayı doldurduğu gibi boşaltacak, dünya hakimiyetini müslümanlara verecek.<br />
<br />
Bunlar iki veya üç kişi olacak, birbiri peşinden gelecekler.<br />
<br />
Bu kumandanların zuhuru da kıyamet alâmetlerindendir.<br />
<br />
 <br />
Putperestliğin Canlanması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Devs kabilesi'nin kadınlarının kıçları, Zü'l-Halasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz." (Müslim: 2906)<br />
<br />
Bu Hadis-i şerif zâhirî mânâda adı geçen kadınlara işaret ediyorsa da, umumi mânâda putperestliğin kıyamet kopmadan hemen önce yine revaç bulacağına işarettir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz der ki:<br />
<br />
"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Lât ve Uzzâ'ya (tekrar) tapılmadıkça gece ile gündüz gitmeyecektir."<br />
<br />
Bunun üzerine ben:<br />
<br />
'Yâ Resulellah! Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
'Dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamber'ini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur.' (Tevbe: 33 - Saff: 9)<br />
<br />
Âyet'ini indirdiği zaman ben bunun tam olduğunu zannetmiştim.' dedim.<br />
<br />
"Şüphesiz ki bu hususta Allah'ın dediği olacak. Sonra Allah hoş bir rüzgâr gönderecek. Bunun tesiriyle kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan herkesi öldürecek, yalnız kendisinde hiçbir hayır olmayan kimseler kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir."buyurdu." (Müslim: 2907)<br />
<br />
Bu hoş rüzgâr Allah-u Teâlâ'nın mümin kullarına olan bir ikramıdır. Hiçbir mümin kıyametin şiddetini görmeyecek, bir lütuf eseri olarak ruhları o günden önce lâtif bir şekilde kabzolunacaktır.<br />
<br />
 <br />
Müminlerin Ruhlarının Alınması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Muhakkak ki Allah Yemen'den, ipekten daha yumuşak bir rüzgâr gönderecektir. Ki bu rüzgâr kalbinde bir dane ağırlığında imanı olanlardan ruhunu almadığı kimse bırakmayacaktır." (Müslim: 117)<br />
<br />
Bu rüzgârın iki tane olmasının mânâsı, birinin Yemen'den, diğerinin Şam'dan olması muhtemeldir. Veya bu iki iklimin birinden başlayarak ötekisine erişmesi ve oradan her tarafa yayılması da bir ihtimaldir.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet Senelerindeki İnsanların Durumu:<br />
<br />
Enes -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Allah Allah diyen hiçbir kimsenin üzerine kıyamet kopmaz." (Müslim: 184)<br />
<br />
Gün gelecek, yerüzünde Allah Allah diyen insan kalmayacak, bu sebeple de kıyamet kopacak.<br />
<br />
 <br />
Kur'an-ı Kerim'in Kaldırılması:<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Elbisenin nakışı eskiyip gittiği gibi İslâmiyet de eskiyip gider. Hatta oruç nedir, namaz nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilinmeyecektir.<br />
<br />
Azîz ve Celîl olan Allah Kur'an'ı bir gecede kaldırıp götürecek ve yeryüzünde ondan tek bir Âyet bile kalmayacaktır. Çok yaşlı erkekler ve pek ihtiyar kadınlardan meydana gelen bir takım insanlar kalacak ve: 'Biz babalarımıza Lâ ilâhe illâllah kelimesi hâli üzerine yetiştik ve (dinden bildiğimiz) bu kelimeyi söyleriz.' diyeceklerdir."<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- bu hadisi rivayet edince orada bulunan Sıla kendisine:<br />
<br />
"O yaşlılar namaz nedir, oruç nedir, Hacc ve Umre nedir, sadaka nedir bilmezken 'Lâ ilâhe illâllah' kelimesi onlara bir yarar sağlamaz," dedi.<br />
<br />
Huzeyfe -radiyallahu anh- Sıla'nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sonra Sıla bu sözü Huzeyfe'ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı, yüzüne bakmadı. Nihayet üçüncü defasından sonra Sıla'ya dönerek üç defa:<br />
<br />
"Yâ Sıla! Tevhid kelimesi onları (ebedî) ateşten kurtarır." dedi. (İbn-i Mâce: 4049)<br />
<br />
Bütün bunlar İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne gelip ıslahatından ve vefatından sonra kıyamet senelerinde olacaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Yeryüzünden kaldırılmadan önce Kur'an'ı okuyun! Zira Kur'an yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kopmayacaktır."<br />
<br />
Ashâb: "Bu mushaflar kaldırılacak, fakat kalplerde mahfuz olan Kur'an nasıl olacak? diye sordular.<br />
<br />
Buna karşılık buyurdu ki:<br />
<br />
"Gece yatacaklar, sabah kalkınca Kur'an kalplerinden silinecek ve fakat: 'Biz bir şey biliyorduk!' deyip şiire dalacaklar. (Beyhakî)<br />
<br />
 <br />
Kâbe-i Muazzama'nın Yıkılması:<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kâbe'yi Habeşliler'den incecik baldırlı biri harap edecektir. (Müslim: 2909)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kapkara, ince bacaklı, koca ayaklı birinin Kâbe'yi taş taş yıktığını görüyorum sanki. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 790)<br />
<br />
Bu hususa temas eden başka Hadis-i şerif'ler de vardır. Kâbe-i muazzama'yı kıyamete çok yakın bir zamanda, başlarında ince bacaklı şiş karınlı bir kimsenin yer aldığı Habeşliler gelip yıkacaklar, taş taş sökecekler, taşlarını da denize atacaklar.<br />
<br />
 <br />
En Şerli İnsanların Üzerine Kıyametin Kopması:<br />
<br />
Nevvâs bin Sem'an el-Kilâbî -radiyallahu anh-den rivayet edilen ve İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne gelişini anlatan Hadis-i şerif'lerinin nihayetinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"İşte bunlar böylece bolluk içinde müreffeh bir hayat geçirirken, Cenâb-ı Hakk hoş bir rüzgâr gönderir ve bu rüzgâr bütün müminlerin ruhlarını kabzeder. Geri kalan insanlar, en şerli insanlardır, yekdiğeri ile boğuşurlar, merkepler gibi halkın huzurunda alenen çiftleşirler. Kıyamet de onların üzerine kopar. (Müslim: 2937 - İbn-i Mâce: 4075)<br />
<br />
•<br />
<br />
Abdullah bin Mesud -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
"Kıyamet yalnız kötü insanların üzerine kopacaktır." (Buhârî - Müslim: 2949)<br />
<br />
 <br />
Küfürde İnat, Kötülükte Israr:<br />
<br />
Kıyamet, dünyayı ve geçici dünya hayatını arzu edenlerin isteklerine muhaliftir. Bunun içindir ki çekinmeden onu inkâra cüret ederler. Şehvetlerinden, lezzetlerden ayrılmamayı, ileride onlara devam etmeyi, ahlâki ve dini herhangi bir engel olmadan kötülükleri ve günahkârlığı sürdürmeyi isterler. Bu hallerinden dolayı hiçbir üzüntü duymazlar. Tevbekâr olmak istemezler, hallerini ıslaha çalışmazlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Fakat insan, ileriye doğru devamlı suç işlemek (ömrünü günahla geçirmek) ister, 'Kıyamet günü ne zamanmış?' diye sorar.<br />
<br />
Göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman! (Kıyamet: 5-9)<br />
<br />
Gözler o günde görecekleri şiddet ve dehşetten dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hale gelir. Âlem alt-üst olur, ay ve güneş birbirine katılır, ışıkları söner simsiyah kesilir.<br />
<br />
"Kıyamet kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar? (Muhammed: 18)<br />
<br />
 <br />
Kaçış Nereye?<br />
<br />
İnkârcılar kıyamet gününde bu dehşetli hallerle yüz yüze gelince, ümitsizlik ve şaşkınlıklarından kaçacak yer ararlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"İşte o gün insan: 'Kaçacak yer neresi?' der." (Kıyâmet: 10)<br />
<br />
Bu sorusu ile sanki kurtuluş ümidi aramaktadır.<br />
<br />
Mahşerin mehabeti karşısında ve dehşeti içinde, cehenneme sevkedileceklerini anlamış olacakları için böyle bir temennide bulunurlar.<br />
<br />
Halbuki ne koruyacak bir kimse, ne de sığınılacak bir yer vardır.<br />
<br />
"Hayır hayır!.. Sığınılacak bir yer yoktur!" (Kıyâmet: 11)<br />
<br />
O gün her kim olursa olsun, sığınma yerleri Allah-u Teâlâ'nın huzur-u izzetidir. O'ndan kaçmak isteyenler de o gün O'ndan başka sığınacak bir sığınak bulamazlar.<br />
<br />
"O gün varıp durulacak yer, ancak Rabb'inin huzurudur." (Kıyâmet: 12)<br />
<br />
İnsan için artık çare aramakta fayda yoktur, zira zamanı geçmiştir.<br />
<br />
"O gün insana, yaptığı ve yapmayıp geri bıraktığı her şey haber verilir. (Kıyâmet: 13)<br />
<br />
İşlemiş olduğu iyilikler ve kötülükler, yapması gerekirken yapmadıkları şeyler, yapmaması gerekirken yaptıkları şeyler bir bir haber verilecektir.<br />
<br />
"İnsan artık kendi kendisinin şahitidir." (Kıyâmet: 14)<br />
<br />
Bir başkasının haber vermesine ihtiyaç yoktur.<br />
<br />
"İsterse günahlarını örtmek için özürlerini sayıp döksün." (Kıyâmet: 15)<br />
<br />
O büyük mahkemede kâfir, fâsık, fâcir kimseler bazı mazeretler sayıp dökseler de, yaptıklarını gayet iyi bilirler. İşte o vakit gözleri tam açılır. O gün kendi amellerinden başka hiçbir şeyi göremezler.<br />
<br />
 <br />
"Büyük Haber":<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet gününün gerçekleşmesini inkâr eden, inkârlarını dışa vurmak için alay yollu soru sormak cüretini gösteren kıt akıllı müşriklerin başlarına gelecek felâketleri haber vererek, Âyet-i kerime'lerinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Onlar birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?" (Nebe: 1)<br />
<br />
Kıyametin durumunu mu sorup duruyorlar?<br />
<br />
"O büyük haberden mi?" (Nebe: 2)<br />
<br />
Onu size bildireyim mi? O çok korkunç bir haberdir.<br />
<br />
"Ki onlar, bunun üzerinde anlaşmazlığa düşüyorlar." (Nebe: 3)<br />
<br />
İnanan gönülden inanıyor, inanmayan her fırsatta inkârını ortaya koyuyor.<br />
<br />
"Hayır! İleride bilecekler." (Nebe: 4)<br />
<br />
Gerçek ortaya çıkacak, o büyük haberin doğru olduğunu anlayacaklar.<br />
<br />
"Hayır hayır! Onlar ileride bilecekler." (Nebe: 5)<br />
<br />
Fakat iş işten geçmiş olacak, inkârlarına karşılık neyi bulacaklarını orada görecekler.<br />
<br />
 <br />
BİRİNCİ SUR ve DÜNYANIN SONU<br />
"Şüphesiz ki Melek İsrafil, Sur'u bir lokma gibi ağzına yerleştirmiş,<br />
yay gibi tutup onu üflemek için emir beklemektedir." (Müslim)<br />
<br />
 <br />
Sur ve Mahiyeti:<br />
<br />
Sur; boynuza benzer üfleme âleti mânâsına gelmekte olup, yerle gökler genişliğinde nurdan bir borudur.<br />
<br />
"Sur nedir?" diye soran bir Arâbî'ye Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
"İçine üfürülen bir boynuzdur. buyurmuşlardır. (Tirmizî: 2547)<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise, daha iyi anlaşılabilmesi için bazı benzetmelerde bulunarak şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
"Şüphesiz ki Melek İsrafil, Sur'u bir lokma gibi ağzına yerleştirmiş, yay gibi tutup onu üflemek için emir beklemektedir. (Müslim)<br />
<br />
Şüphe yok ki, sonradan yaratılan her şeyin bir sonu bir ölümü vardır, her şey er veya geç zeval bulacaktır. Dünyanın da bir ölümü vardır. Allah-u Teâlâ dünyanın ömrünü sona erdirmeyi murad ettiğinde, İsrafil Aleyhisselâm'a Sur'a üfürmesini emreder.<br />
<br />
Onun Sur'a üfürmesi ile kıyamet kopar.<br />
<br />
Sur'a ikinci defa üfürünce de, ruhlar cesetlerine dönerek diriliş meydana gelir.<br />
<br />
"Ruhlar bedenlerde birleştirildiği zaman. (Tekvir: 7)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu üfürmeyi ruhların tekrar cisimlerine dönüp yerleşmesine bir sebep yapacaktır.<br />
<br />
 <br />
Sur'a Üfürülüş:<br />
<br />
Ruhlar âleminden yeryüzüne inecek insan ruhu kalmadığı zaman dünya hayatı sona erer ve Allah-u Teâlâ'nın emriyle İsrafil Aleyhisselâm ilk üfürmeyi yapar. Bu üfürme göklerde ve yerdeki canlıların öleceği, meleklerin de cinlerin de insanların da hayattan mahrum kalacağı üfürmedir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Sur'a üflenince, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar yerde olanlar hepsi düşüp ölmüş olacaktır. (Zümer: 68)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın istisna ettiği dört büyük melekten başka herkes öldükten sonra; Allah-u Teâlâ Azrail Aleyhisselâm'a Mikâil Aleyhisselâm'ın, İsrafil Aleyhisselâm'ın ve Cebrail Aleyhisselâm'ın canlarını almalarını emreder. Daha sonra Azrail Aleyhisselâm'a da emir gelir, o da ölür.<br />
<br />
Böylece Hayy ve Kayyum olan Allah tek kalır.<br />
<br />
"Yeryüzünde bulunan her şey fena bulacak, ancak azamet ve ikram sahibi olan Rabb'inin veçhi (zâtı) bâki kalacak. (Rahman: 26-27)<br />
<br />
•<br />
<br />
Kıyametin kopması için bir zamana ihtiyaç yoktur. Bir göz kırpması ile her şey olur biter. Onun gelişi ne belli bir uzaklıktan görülebilir, ne de ona karşı insan kendisini koruyabilir. Gelişine karşı hazırlık yapmak da mümkün değildir.<br />
<br />
"Kıyamet saatinin kopuşu bir göz kırpması kadar yahut daha yakın bir zamanda olur. Şüphesiz ki Allah her şeye kadirdir. (Nahl: 77)<br />
<br />
Bu yakınlığın ölçüsü, bilinen beşeri ölçü değildir. Ansızın pek korkunç bir gürültü ortalığı kaplar. O anda göklerde ve yerde bulunanlardan, korkup ürpermeyen hiç kimse kalmaz.<br />
<br />
"Sur'a üfürüldüğü gün, Allah'ın dilediklerinden başka göklerde ve yerde bulunanlar korku içinde kalırlar.<br />
<br />
Hepsi boyun bükerek O'na gelirler. (Neml: 87)<br />
<br />
İnsanlar o günde pek kıymetli gördükleri mallarını, servetlerini bile terkederek kendi başlarının telaşına kapılacaklardır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Doğurması yaklaşmış develer başıboş bırakıldığı zaman. (Tekvir: 4)<br />
<br />
Develer o devirde Arapların en kıymetli varlıklarıydı. Onun için develere çok iyi bakarlardı. Develerine ilgisiz kalmak zorunda olmaları demek o gün çok büyük bir âfetle karşı karşıya kalmaları demektir. Öyle ki en kıymetli varlıklarıyla bile ilgilenmeyecekler, kıyılmaz mallarını bile terkedeceklerdir. Başlarına gelen felaket, en çok sevdikleri şeyleri görmemezlikten gelmeye götürecek onları.<br />
<br />
•<br />
<br />
Gerek kıyametin kopuş anı, gerekse kabirlerden kaldırılıp mahşere sevk edilme günü en korkulu merhalelerdir. Kâfirlerin kalpleri o günün dehşeti ile boğazlarına gelip dayanacaktır. Korkularının şiddetinden ötürü konuşamaz, dillerini döndüremez hale gelirler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Resul'üm! Onları o yaklaşan güne karşı uyar.<br />
<br />
Öyle bir gün ki, yürekleri ağızlarına gelir ve kederlerinden yutkunur dururlar.<br />
<br />
Zâlimlerin ne bir dostu, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçısı vardır. (Mümin: 18)<br />
<br />
Dost; arkadaşını bir zorluk ve sıkıntı içinde gördüğü zaman, ona yardımcı olmaya koşan kimse demektir. Zalimlerin ne böyle bir dostu, ne de şefaat eden bir kimsesi olmayacaktır. Çünkü şefaat etme hakkını Allah-u Teâlâ sadece salih kullarına bahşedecektir.<br />
<br />
Kıyametin yakın olduğu haber verilirken, Âyet-i kerime'de "Yakın olan şey mânâsına gelen "Âzife" kelimesi geçmektedir. Kâinatın ömrüne nispetle kıyametin kopması çok yakın sayılır. Çünkü gelecek olan her şey yakındır. Meydana gelmesi kesin olan şey, meydana gelmiş demektir, geleceğinde şüphe yoktur.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Onların beklediği tek bir sestir. Birbirleriyle çekişip dururken ansızın onları yakalayıverir. (Yasin: 49)<br />
<br />
O anda onlar işlerinde güçlerinde, pazarlarında, alış-verişlerinde, oyunlarında eğlencelerinde iken, her canlı bulunduğu yerde ölür. Ne malları ne canları hakkında bir vasiyette ve tavsiyede bulunmaya fırsat bulamazlar.<br />
<br />
"İşte o anda onlar ne bir tavsiyede bulunabilirler, ne de âilelerinin yanına dönebilirler. (Yasin: 50)<br />
<br />
Eğer evleri ve memleketleri haricinde bulunmuş iseler, âileleriyle dünyada bir daha görüşmeye muvaffak olamazlar. Kim nerede ise orada kalır.<br />
<br />
 <br />
Sur'un Zelzelesi:<br />
<br />
Kıyametin kopması insanın hayal bile edemeyeceği kadar şiddetli olacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bütün insanlara hitap etmekte ve Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Ey insanlar! Rabb'inizden korkun. Çünkü kıyamet saatinin zelzelesi, şüphesiz ki çok büyük bir şeydir. (Hacc: 1)<br />
<br />
Kıyametin numunesi zelzelelerdir. İnsanoğlu zelzeleye karşı koyacak güce sahip değildir, insan böyle bir zamanda aczini idrak eder. Zelzele hiçbir zaman "Ben geliyorum!" demez, bir anda ortalığı harabeye çevirir. Gelmesi ile gitmesi bir olur.<br />
<br />
Zelzeleler kıyametin açık bir delilidir, bize büyük kıyameti haber vermektedir.<br />
<br />
İnsanlar bir gün ansızın böyle tasavvurların üstünde korkunç bir âfete uğrayacaklardır.<br />
<br />
"Yer müthiş bir sarsıntı ile sarsıldığı zaman! (Zilzal: 1)<br />
<br />
Âyet-i kerime'si ile haber verildiği üzere, yer korkunç gürültülerle ardarda ve devamlı bir şekilde sallanır. Bir kısmı değil, yeryüzü bütün olarak sallanacaktır.<br />
<br />
"O gün o sarsıntı sarsar. (Nâziat: 6)<br />
<br />
Her şeyi şiddetle sarsıp titreten ilk üfürme karşısında herkes fevkalade bir korku içinde kalır.<br />
<br />
Böyle canlı bir hadiseye o gün için yaşamakta olan insanlar, birkaç saniye de olsa şahit olacaklar. Kalpleri yerinden oynayacak, akılları başlarından gidecek, emzikli her dişi varlık dehşet ve korku içerisinde emzirdiği yavrusunu unutacak, memesini yavrusunun ağzından çekip çıkaracak.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. (Hacc: 2)<br />
<br />
Hiç şüphesiz ki bu hal sıkıntıların en şiddetli anıdır. En iyisini Allah-u Teâlâ'nın bildiği üzüntü ve korku onları kaplar.<br />
<br />
"İnsanları da sarhoş bir halde görürsün! Halbuki onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (Hacc: 2)<br />
<br />
Bakıyorlar amma ne yaptıklarını bilmiyorlar. Açık açık gördükleri korkunç manzaralar karşısında gözleri hor ve hakir olmuş.<br />
<br />
"O gün kalpler korkudan titrer. Gözler zilletle alçalır. (Nâziat: 8-9)<br />
<br />
Öyle korkulu bir gün ki, gençleri bir anda ihtiyarlatmaya yetip artmaktadır. Yeni doğmuş çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirir.<br />
<br />
"Eğer inkar ederseniz çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan o günden nasıl korunacaksınız? (Müzzemmil: 17)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın vahdaniyetini, Peygamber'inin risaletini tasdik etmeyenler için gerçekten de zor bir gündür.<br />
<br />
Kıyamet kopmadan önce onu yalanlayıp inkar edenler bulunursa da, gerçekleşmeye başlayınca artık onu tasdik etmeye mecbur kalırlar. İnanmadıkları o müthiş hadiseyi ayan-beyan görünce şaşkına dönerler, artık yalanlamanın hiçbir yararı olmayacağını anlarlar.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kıyamet koptuğu zaman, onu yalanlayacak hiç kimse olmaz. (Vâkıa: 1-2)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onun gerçekleşmesini murad ettiğinde, önleyecek hiçbir engel olmadığı gibi; onun meydana gelişini yalanlayan, bugünkü yalancılar gibi bir tek yalancı bulunmaz. Azabı açık açık görecekleri için inanırlar.<br />
<br />
Nitekim diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Artık o çetin azabımızı gördüklerinde 'Bir olan Allah'a inandık, O'na ortak koştuğumuz şeyleri de inkâr ettik!' dediler. (Mümin: 84)<br />
<br />
"Fakat çetin azabımızı gördükleri zaman iman etmiş olmaları kendilerine bir fayda vermeyecektir.<br />
<br />
Kulları hakkında Allah'ın cârî ola gelen âdeti budur.<br />
<br />
İşte kâfirler o zaman hüsrana uğramışlardır. (Mümin: 85)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu hususta kullarını ikaz etmektedir:<br />
<br />
"Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb'inizin dâvetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz. (Şûrâ: 47)<br />
<br />
Kıyamet mutlaka vukua geleceği için "Vâkıa" denmiştir, kıyametin bir ismidir. Yani gelecek, gerçekleşmesi muhakkak olması itibarıyla bu isim verilmiştir.<br />
<br />
Vâkıa Sûre-i şerif'inin 3. Âyet-i kerime'sinde ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O alçaltıcı, yükselticidir. (Vâkıa: 3)<br />
<br />
Dünyada iken iman etmeyi kibirlerine yediremeyen, ilâhî buyruklara iltifat etmeyen, ölümden sonra dirilmeyi red ve inkâr eden kimseleri aşağıların aşağısına, esfel-i sâfilin'e düşürür. İsterse onlar kendilerini şerefli ve seçkin kişiler sansınlar.<br />
<br />
Şakîleri cehennemin derekelerine atar, sait olanları da cennetlerinin yüksek derecelerine kavuşturur.<br />
<br />
 <br />
Çarpacak Olan Felâket:<br />
<br />
Kur'an-ı kerim'de kıyametin kopma hadisesi, sergileyeceği görüntülere ve taşıyacağı özelliğe göre "Kıyamet", "Saat", "Zilzal", "Hâkka", "Sâhha", "Tâmme", "Ğâşiye"... gibi isimlerle anlatılmıştır. "Çarpacak olan felâket" mânâsına gelen "Kâria" da bu cümledendir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Çarpacak olan felâket!<br />
<br />
Nedir o çarpacak olan felâket?<br />
<br />
O çarpacak olan felâketin ne olduğunu bilir misin? (Kâria: 1-2-3)<br />
<br />
Kıyametin korkunç ve tüyler ürpertici bir şiddetle ses çıkartıp, gök gürlemesinden daha kuvvetli bir gürültü ve yıldırım hızından da daha hızlı bir şekilde ansızın kopacağı tasvir edilirken "Kâria" kelimesi kullanılmıştır. Bu kelimenin üç defa açıkça tekrarlanması, o korkutmayı desteklemek, dehşetini pekiştirmek içindir.<br />
<br />
İnsanların başına, tarifi mümkün olmayacak kadar korkunç bir felâket inmiş olacak. O felâketin korkunçluğu hayal bile edilemez, aynel-yakîn görülmedikçe şiddet ve dehşetinin büyüklüğünü hiçbir akıl kavrayamaz.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün insanlar ateşe çarpıp dökülen pervaneler gibi olur. (Kâria: 4)<br />
<br />
Dehşet içinde bocalayan insanlar o günde ne tarafa gideceklerini bilemeyip birbirine karışırlar, pervane diye bilinen küçük kelebekler gibi her biri bir tarafa gider gelirler.<br />
<br />
Kıyametin kopması anında kulakların zarını parçalayacak kadar müthiş bir ses ortalığı çınlatacak, herkes kendi derdine düşecek.<br />
<br />
"Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman! (Abese: 33)<br />
<br />
Dünya hayatının sonu işte budur.<br />
<br />
 <br />
Korkunç Gürültü:<br />
<br />
Kıyametin kopması anında kulakların zarını parçalatacak kadar müthiş bir ses ortalığı çınlatacak, herkes kendi derdine düşecek.<br />
<br />
"Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman!" (Abese: 33)<br />
<br />
Dünya hayatının sonu işte budur.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın müminlerle kâfirlerin arasında hükmünü vereceği o çok zor günde herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, meşgalesi başından aşar, kendisine bir zarar dokunmasın diye, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle kendi evlât ve iyâlinin bile peşine düşeceklerinden kaçınır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'lerinde isyânkârların o gündeki hallerinin ne kadar feci olacağını haber vermektedir:<br />
<br />
"Kişi o gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından kaçar. (Abese: 34-35-36)<br />
<br />
Çünkü karşılaştığı dehşet ve gürültü çok büyüktür. Allah için sevenlerin dışında, kişilerin yakınlarına olan derûnî ilgileri bütünüyle kopar. Korkunç dehşet, başta nesep bağı olmak üzere bütün bağlılıkları kesip atar. Başlarına gelecek azaptan kendilerini kurtarabilmek için bütün güçleriyle sevdiklerinden kaçmaya çalışırlar, birbirini görmek istemezler. Fakat ne fayda!<br />
<br />
En sıcak dostlar, en şefkatli yakınlar bile birbirinden nefret ederler, aralarındaki bütün bağlar kopar. Yakınlarının ne kötü durumda olduklarını gördükleri hâlde birbirlerinin hallerini soracak durumda bulunamazlar. Herkes kendi derdine düşer, başının çaresiyle başbaşa kalır. Kendilerini her şeyden alıkoyan bir şeyle meşgul olurlar.<br />
<br />
Günahkâr ve isyankârların bütün bu meşakkatleri henüz hesap görülmeden ve azaba uğramadan olacaktır.<br />
<br />
"O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. (Abese: 37)<br />
<br />
Kıyamet günü hiç kimse bir başkasının durumuyla ilgilenme fırsat ve imkânı bulamayacak, herkesin derdi başından aşkın olacaktır. Zihinler acı düşüncelerle ve tasalarla doludur.<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz bir defasında: "Yâ Resulellah! Ahirette çıplak mı haşredileceğiz?" diye sormuştu. Resulullah Aleyhisselâm: "Evet!" diye cevap verince: "Çıplak olmaktan dolayı vah başımıza gelenlere!" diye üzüntüsünü dile getirdi.<br />
<br />
Bunun üzerine Resulullah Aleyhisselâm bu Âyet-i kerime'yi okumuştur.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Yeryüzü:<br />
<br />
Kıyamet koptuğunda yeryüzü peşpeşe sallanacak ve sarsılacak. Üzerindeki bütün yapılar yıkılıp yok olacak.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Hayır!.. Hayır!.. Yer bütünüyle sallanıp, paramparça edildiği zaman. (Fecr: 21)<br />
<br />
Yerin paramparça edilmesi, silinip düzlenmesi demektir. Yer yerinden oynar, enine boyuna sarsıntıya tutulur, yüksek dağlar yıkılır gider.<br />
<br />
"Yer şiddetle sarsıldığı zaman. (Vâkıa: 4)<br />
<br />
Hayal etmenin bile ürperti vereceği sıkıntılı ve korkulu durumlarla karşı karşıya kalınır.<br />
<br />
"Yer uzatılıp düzlendiği, içinde bulunanları dışarı atıp boşaldığı, Rabb'ini dinleyip O'na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman. (İnşikak: 3-4-5)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu noktada insanı bu hayattaki yorgunluk ve çabalarının, didinmelerinin karşılığını alacağını bildirmek üzere Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
"Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabb'ine doğru çaba göstermektesin ve sonunda O'na varacaksın. (İnşikak: 6)<br />
<br />
Denizlerin, derelerin kaldırılmasıyla, dağların ve tepelerin giderilmesiyle yeryüzü dümdüz bir meydana dönüşür, yayılıp genişletilir.<br />
<br />
Gökyüzü Rabb'ine boyun eğdiği gibi, yeryüzü de O'na boyun büker ve tam bir teslimiyet gösterir.<br />
<br />
Uzun süredir bağrında taşıdığı cesetleri ve madenleri açığa çıkarır.<br />
<br />
"Yer bütün ağırlıklarını dışarıya çıkardığı zaman. (Zilzal: 2)<br />
<br />
Kıyameti, ahireti inkâr eden insan; imkânsız zannettiği hadiseyi görüverince hayretler içinde kalır.<br />
<br />
"İnsanın 'Bana ne oluyor?' dediği zaman. (Zilzal: 3)<br />
<br />
O gün o durum karşısında geçirdiği şaşkınlıktan dolayı böyle söylemek zorunda kalır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"İşte o gün yer, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabb'in ona konuşmasını emretmiştir. (Zilzal: 4-5)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın bunu ona emretmesi, onun da üzerinde meydana gelen bütün hadiseleri anlatması, izin verilmesi sebebiyledir.<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ashâb'ına: "Yeryüzünün haberlerinin ne olduğunu bilir misiniz? diye sordu. "Allah ve Resul'ü daha iyi bilir." dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine buyurdu ki:<br />
<br />
"Yeryüzünün haber vermesi, her erkek ve kadının neler işlediğini haber verip şahitlik etmesidir. 'Şu şu günlerde şunu şunu işlediniz!' demesidir. (Tirmizî, Kıyamet: 7)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Dağlar:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet koptuğu zaman dağların köklerinden sökülüp yürütüleceğini, yüksekliklerinin düzlüğe dönüşeceğini, hepsinin de havada uçuşan zerrecikler haline geleceğini Âyet-i kerime'lerinde beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
"Resul'üm! Sana kıyamet günü dağların ne olacağını sorarlar.<br />
<br />
De ki: Rabb'im onları kül gibi ufalayıp savuracak! (Tâhâ: 105)<br />
<br />
Pek korkunç öyle bir hadise yüz gösterir ki, yeryüzü bitkisiz, binasız, boş, düz, kuru bir arazi haline gelir.<br />
<br />
"Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır. (Tâhâ: 106)<br />
<br />
Ne iniş ne çıkış, ne girinti ne çıkıntı görülür, yüksek ve alçak hiçbir şey kalmaz.<br />
<br />
"Öyle ki, orada ne bir çukur ne de bir tümsek görebileceksiniz! (Tâhâ: 107)<br />
<br />
Yerküre, üzerinde taşıdığı dağlarla birlikte sarsıldıkça sarsılacak ve dağlar yerlerinden sökülecek, birbirine çarpıp ufalanarak kum yığını haline gelecek.<br />
<br />
"Dağlar atılmış renkli yün gibi olur. (Kâria: 5)<br />
<br />
Dağlar böyle olunca, insanların ne hâle geleceği düşünülmelidir.<br />
<br />
"Sur'a ilk nefha üflendiği, yer ve dağlar kaldırılıp birbirine şiddetle çarpılarak darmadağın edildiği zaman; işte o gün olacak olur, kıyamet kopar. (Hâkka: 13-14-15)<br />
<br />
O sarp kayalar, o ulu dağlar sertliklerine rağmen, ufalanır ufalanır, yumuşak kum yığını haline gelirler. Ağırlıklarını kaybedip yerlerinden sökülerek yürütülürler.<br />
<br />
"O gün yer ve dağlar sarsılır, dağlar dağılmış kum yığınına döner. (Müzzemmil: 14)<br />
<br />
Rüzgârların estirdiği toz gibi olur, kendilerinden bir eser bile kalmaz, hiçbir iz kalmamacasına kaybolup gider.<br />
<br />
"O gün dağları yürütürüz, yeryüzünün ise çırılçıplak olduğunu görürsün. (Kehf: 47)<br />
<br />
Onları öyle bir atışla atar ki, hiçbir parçası kalmaz. Üzerinde onu örtecek ne bir tümsek, ne bir bitki, ne de bir bina vardır.<br />
<br />
"Biz onun üzerindeki her şeyi elbette kupkuru bir toprak haline getireceğiz. (Kehf: 8)<br />
<br />
Dağların ilk değişikliğe uğraması, akan kum haline gelmesi şeklinde olur, sonra renkli yün haline gelir, daha sonra da dağılmış toz haline döner.<br />
<br />
"Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman. (Mürselât: 10)<br />
<br />
"Dağlar parçalanıp da toz duman haline geldiği zaman. (Vâkıa: 5-6)<br />
<br />
Dünya nizamının alt-üst olacağı o büyük hadise vuku bulduğunda, dağlar o muhteşem cesametleri ve ağırlıkları ile beraber yerlerinden kopar, havaya kalkar, ufalandıkça ufalanır, toz haline gelir, hallaç pamuğu gibi atılıp dağılır.<br />
<br />
"Dağlar da atılmış pamuğa benzer. (Meâric: 9)<br />
<br />
Yeryüzüne çakılmış gibi görünmelerine rağmen, rüzgâra tutulan yün teli gibi uçuşurlar. Bulutlar gibi oraya buraya hareket ederler. İlâhî rahmet yetişmeyecek olursa vay o insanların haline!<br />
<br />
"Dağlar yürütüldüğü zaman! (Tekvir: 3)<br />
<br />
Bulundukları yerlerden başka yerlere intikal ederler, sonra da serap olurlar.<br />
<br />
"Dağlar yürütülür, bir serap olur. (Nebe: 20)<br />
<br />
Bakan onu bir şey zanneder, halbuki o bir şey değildir, bir serap gibidir. Su gibi görünen bir hayal olur. Daha sonra her şey tamamen silinir gider, ne göze görünür ne de izi kalır.<br />
<br />
"Dağlar yürüdükçe yürür. (Tûr: 10)<br />
<br />
O günü inkar edenler, kendilerini ne büyük bir felâketin beklediğinden hiç haberleri yoktur. Daima bâtıla meyledip bâtılla ülfet ettikleri için, Hakk'a yanaşmaz ve Hakk'ı kabul etmezler.<br />
<br />
"Yalanlayanların vay haline o gün! (Tûr: 11)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Denizler:<br />
<br />
Dağlar parçalanıp yeryüzü dümdüz olunca, denizler her yeri kaplar, acısı tatlısı birbirine karışır, birleşip tek bir deniz olur.<br />
<br />
"Denizler birbirine karıştığı zaman. (İnfitar: 3)<br />
<br />
Çok geçmeden sular zelzelelerle kaynar, denizler ateş haline gelir.<br />
<br />
"Denizler kaynatıldığı zaman. (Tekvir: 6)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Gökyüzü:<br />
<br />
Kıyametin kopma hadisesi sadece dünyada değil, mevcut sistemlerin hemen hepsini içine alacak ölçüde olacaktır.<br />
<br />
"Gök de yarılır ve artık o gün düzeni bozulur. (Hâkka: 16)<br />
<br />
"Gök yarıldığı zaman. (Mürselât: 9) (Bakınız. İnşikak: 1)<br />
<br />
Yıldız ve gezegenlerin kendi yörüngesinde hareket ettiği, kâinatın da her şeyi kendi sisteminde tuttuğu bu nizam bozulacaktır.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"O gün göğü, kitap sayfalarını dürer gibi toplayıp düreriz.<br />
<br />
Sonra onu yaratmaya ilk başladığımız zamanki gibi yine iade ederiz. Bu bizim vaadimizdir ve biz vaadimizi muhakkak yerine getiririz. (Enbiyâ: 104)<br />
<br />
Bundan ne dönülür, ne de değiştirilir. Dünya aslında sayılı günden ibarettir. Onun içindir ki mukadder olan zamanı gelince dünya hayatı son bulacaktır.<br />
<br />
Gökler nizam ve intizamını kaybetme emrine tam bir teslimiyet gösterir.<br />
<br />
"Gök yarıldığı, Rabb'ini dinleyip O'na yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman. (İnşikak: 1-2)<br />
<br />
Böylece ilâhi emir ve hüküm gerçekleşmiş olur.<br />
<br />
"Gök yarıldığı zaman. (İnfitar: 1)<br />
<br />
"O gün gök sallanıp çalkalanır. (Tûr: 9)<br />
<br />
Gücünü, kuvvetini, özelliğini kaybeder, çalkalana çalkalana yarılır.<br />
<br />
"O günün şiddetinden gök yarılır, Allah'ın vaadi mutlaka yerine gelir. (Müzzemmil: 18)<br />
<br />
Zira Allah-u Teâlâ verdiği sözden dönmez.<br />
<br />
Gök yarılıp parça parça olduğunda, açılmış gül gibi kıpkırmızı olur ve eritilmiş zeytinyağı gibi mâyi bir hale gelir, bakıldığında ateşle tutuşmuş gibi görünür.<br />
<br />
"Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman (Rahman: 37)<br />
<br />
"O gün gök erimiş bakır gibi olur. (Meâric: 8)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kıyamet ahvalinden haber vermekle kullarını intibaha davet etmektedir.<br />
<br />
"Yer kıyamet günü O'nun avucundadır. Gökler ise sağ eliyle dürülmüştür.<br />
<br />
O müşriklerin ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (Zümer: 67)<br />
<br />
Hiçbir varlığa benzemez, hiçbir varlık da kendisine benzemez. Zât-ı akdes'i yarattığı varlıklara benzemediği gibi, yakınlığı da cisimlerin yakınlığına benzemez.<br />
<br />
O günün dehşetinden gök her taraftan yarılır, o yarıklar göklerin kapıları mesabesinde olur.<br />
<br />
"O gün gök açılır ve kapı kapı olur. (Nebe: 19)<br />
<br />
Meleklerin inmesi için yol ve geçit haline gelir. Parçalanıp dağılan göklerin çevresinde sayısı belirsiz melekler bulunacak, Allah-u Teâlâ'nın emriyle görev yapacaklardır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Melekler de (göğün) etrafındadır. O gün Rabb'inin arşını, onlardan başka sekiz melek yüklenir. (Hâkka: 17)<br />
<br />
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bugün için Arş'ı taşıyan meleklerin sayısının dört olduğunu, kıyamet günü olunca Allah-u Teâlâ'nın onların yanına dört melek daha verip onları destekleyeceğini, böylece sayılarını sekize yükselteceğini beyan buyurmuştur.<br />
<br />
Diğer bir Hadis-i şerif'lerinde ise şöyle buyururlar:<br />
<br />
"Arş'ı kaldıran meleklerden bir melekle ilgili size bilgi vermem için bana izin verildi: İki kulak yumuşağıyla boyun arasındaki mesafe yedi yüz yıldır. (Ebu Dâvud. Sünnet: 18)<br />
<br />
Bir Âyet-i kerime'de de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün gök beyaz bulutlar halinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirileceklerdir." (Furkân: 25)<br />
<br />
İlâhî kudret bu şekilde de tecellî edecektir.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Güneş:<br />
<br />
Sur'a üfürüldüğünde güneşin ziyası sönerek kendi merkezinden çıkar, kat kat parçalanıp dürülür.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Güneş katlanıp dürüldüğü zaman. (Tekvir: 1)<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:<br />
<br />
"Güneş ile ay kıyamet gününde kararıp, sarık sarılırcasına dürülürler. (Buhârî. Bed'i-Halk: 4)<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Yıldızlar:<br />
<br />
Kâinatın mevcut düzeni alt-üst olunca; kendilerine mahsus sistemi, hareket tarzı, yörüngesi olan yıldızlar da birbirine çarpıp parçalanır, dağılıp dökülürler.<br />
<br />
"Yıldızlar saçıldığı zaman. (İnfitar: 2)<br />
<br />
Nurlarını kaybederler, aydınlıkları kaybolur, yerlerinden kopup yağmur taneleri gibi yeryüzüne serpilirler.<br />
<br />
"Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman. (Tekvir: 2)<br />
<br />
O gün gökyüzü yıldız yağdıracaktır.<br />
<br />
"Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman. (Mürselât: 8)<br />
<br />
O kadar çok ve o kadar ışık saçtıkları halde mahvolur giderler.<br />
<br />
 <br />
Kıyamet ve Vahşi Hayvanlar:<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman. buyuruluyor. (Tekvir: 5)<br />
<br />
Yırtıcı, vahşi ve ürkek hayvanlar o günün şiddetinden dolayı korkuya kapılıp şaşkın bir halde yuvalarından çıkıp gruplar halinde bir araya toplanırlar. Şaşkın bir halde bakışıp dururlar.<br />
<br />
Hayvanlar böyle olursa, ya insanlar nasıl olur?<br />
<br />
 <br />
İKİNCİ SUR ve<br />
KIYAMETİN DİĞER SAFHALARI<br />
"Sonra bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar." (Zümer: 68)<br />
<br />
 <br />
Öğüt:<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif'lerinde:<br />
<br />
"Kim kıyamet gününü gözleriyle bakıp görmek istiyorsa; Tekvir, İnfitar ve İnşikak surelerini okusun. buyurmuşlardır. (Tirmizî. Tefsir: 18)<br />
<br />
Çünkü bu ve benzeri Âyet-i kerime'ler kıyametin akılları baştan alacak hallerini ve orada meydana gelecek olan sıkıntıları veciz bir şekilde açıklamaktadır.<br />
<br />
Birinci sur ile kıyametin kopmasından, Hayy ve Kayyum olan Allah-u Teâlâ'nın tek kalmasından sonra, vakti zamanı gelince; Allah-u Teâlâ İsrâfil Aleyhisselâm'ı tekrar diriltecek ve ikinci defa Sur'a üfürmesini emir buyuracaktır. "Nefha-i kıyam" da denilen bu üfürme ile evvelce ölenlerin tamamı bir anda yeniden dirilerek kabirlerinden kalkacaklar ve hesaplarını vermek üzere ilâhi huzura sevkolunacaklardır. Buna "Ba's-ü ba'del-mevt yani "Öldükten sonra tekrar dirilme" denir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyurulmaktadır:<br />
<br />
"Sonra bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. (Zümer: 68)<br />
<br />
"Allah'ın onu yeniden döndürmeye elbette gücü yeter." (Târık: 8)<br />
<br />
Ruhlar hazırlanmış bulunan bedenlerine yerleşirler, ölüler hayat bulur, kabirlerinden çıkarak mahşere sevkedilirler.<br />
<br />
Diğer bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Şüphesiz ki hayat veren de, ölümü veren de biziz.<br />
<br />
Dönüş de ancak bizedir. (Kaff: 43)<br />
<br />
Herkesin hesabının görüleceği, cezalarının tertip olunacağı yer O'nun huzurudur. Mahkeme-i kübra O'nun huzurunda kurulacaktır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Ku'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerif'lerde haber verilen Birinci Sur'dan sonraki "Ahiret Hayatının Safhaları" şöyledir:<br />
<br />
 <br />
İkinci Sur ve Kabirlerden Kalkış:<br />
<br />
Her şeyi sarsıp titreten ilk üfürmeyi ikinci üfürme takip eder.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün o sarsıntı sarsar, peşinden bir diğeri gelir. (Nâziat: 6-7)<br />
<br />
Bu üfürme, diriliş ve kabirlerden kalkış üfürmesidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'ya göre insanları ilk olarak yaratmakla ölümünden sonra tekrar diriltmek arasında hiç fark yoktur. Dileyince var eder, dileyince yok eder.<br />
<br />
"Önce yaratan, ölümünden sonra dirilten O'dur. Bu O'nun için pek kolaydır. Göklerde ve yerde bulunan en yüce sıfatlar O'nundur. O Aziz'dir, hükmünde hikmet sahibidir. (Rûm: 27)<br />
<br />
Bu üfürme ile yaratılışın başından sonuna kadar gelip geçen herkes hayata döndürülür. Kabirlerde bulunanların hepsi, haşrolunacakları yere doğru koşarlar. O gün toplanma ve sevk günüdür.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün yer yarılır, insanlar kabirlerinden süratle çıkarlar. Onları böylece toplamak bizim için pek kolaydır. (Kaff: 44)<br />
<br />
İnanmayanların düşündükleri gibi, insanları ölümlerinden sonra diriltmek, kabirlerinden kaldırmak, mahşerde toplamak, herkesin hesabını sormak, ceza veya mükâfatlarını vermek O'nun kudreti karşısında zor bir şey değildir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'sinde şöyle buyuruyor:<br />
<br />
"Gökleri ve yeri hak ile yaratan O'dur. 'Ol!' dediği gün her şey oluverir. O'nun sözü haktır.<br />
<br />
Sûr'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur.<br />
<br />
O gizliyi de açığı da bilendir, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır. (En'âm: 73)<br />
<br />
O gün perdeler kalkar. Dünyada kendilerini saltanat sahibi imiş gibi görenlerin hepsi de, gerçekte hiçbir otoritelerinin olmadığını ve hakimiyetin yalnızca O'na ait olduğunu apaçık görürler.<br />
<br />
Fâil-i mutlak'ın yüce iradesine gönülden teslim olanlar ise o günü fiilen müşahede ederler. İnandıkları gerçeğin ayan-beyan tecelli etmesiyle mutmain olurlar.<br />
<br />
"Sûr'a da üfürülmüş, böylece biz onların hepsini bütünüyle bir araya getirmişizdir. (Kehf: 99)<br />
<br />
•<br />
<br />
O günün şiddeti kâfirler ve münafıklar için olacaktır. Dünyadaki serkeşliklerinin ve azgınlıklarının cezasını fazlasıyla görecekler, çok büyük zorluklarla karşılaşacaklardır.<br />
<br />
Yüzleri kararacak, gözleri göğerecek, herkesin gözü önünde rezil ve rüsvay olacaklar, kendi dertleriyle başbaşa kalacaklar, başkalarının hallerini sormaya mecalleri bulunmayacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sûr'a üfürüldüğü vakit, işte o gün çetin bir gündür. Hele kâfirler için hiç de kolay olmayan zorlu bir gündür. (Müddessir: 8-9-10)<br />
<br />
Kur'an-ı kerim'de Kıyamet hadisesinden söz edilirken üfürülecek âlete on kadar yerde "Sûr" adı verilmekte, burada ise bu alete "Nâkur denilmektedir. Çok korkunç bir ses çıkardığı için ona "Nâkur" adı verilmiştir.<br />
<br />
O günün şiddetinden; mihnet ve meşakkatinden kalpleri korkuyla dolar. Geçmiş günleri, kaçırılan fırsatları, değerlendirilemeyen imkânları hatırladıkça içten içe kavrulurlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"O gün Sûr'a üflenir ve biz o gün suçluları gözleri dehşetten göğermiş olarak toplarız. (Tâhâ: 102)<br />
<br />
Herkes kendi ameli ve niyetiyle başbaşa kalır, getirdiği yükün derdine düşer, birbirlerine karşı acıma ve şefkat duymazlar, akrabalık ve hısımlık bağları kopar, birbirlerinin durumlarını soramazlar.<br />
<br />
Diğer bir Âyet-i kerime'de ise şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Sûr'a üfürüldüğünde o günün dehşetinden aralarında ne nesep bağı kalır ne de birbirlerine bir şey sorabilirler. (Mü'minun: 101)<br />
<br />
Ceza gününe iman etmeyenler, o gün zuhur ediverince, dünyada işitip de inanmadıkları şeylerin doğruluğunu gördükleri zaman haşyet ve hasretle haykırırlar ve şöyle derler:<br />
<br />
"Eyvah bize! İşte bu hesap günüdür.! (Saffât: 20)<br />
<br />
Onlar böyle bir şaşkınlık içinde iken, hiç beklemedikleri bir ihtar ve azarlama ile karşılaşırlar:<br />
<br />
"İşte bu, yalanlayıp durduğunuz hüküm günüdür. (Saffât: 21)<br />
<br />
Kâfirler için bu kadar zor ve zahmetli olan o gün, şüphesiz ki müminler için o nispette kolay olacaktır.<br />
<br />
 <br />
Mahşer:<br />
<br />
Haşr meydanı olan mahşer yeri beyaz, dümdüz, dağsız, tepesiz, girintisi ve çıkıntısı olmayan, saklanacak yeri bulunmayan nihayetsiz bir düzlüktür. Her tarafı aynıdır. İnsan ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin asla kendisini saklayamaz.<br />
<br />
Bu yer, bugünkü yeryüzü gibi olmayacaktır. Benzerlik sadece isimdedir. O yeryüzü alışılandan ve bilinenden başka bir şekildedir. Bu dünyanın yeri ve gökleri yerine ahiret yeri ve gökleri kurulacaktır.<br />
<br />
Nitekim Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün yer başka bir yerle, gökler de başka göklerle değiştirilir. (İbrahim: 48)<br />
<br />
O yerin büyüklüğünü tasavvur etmek bile imkansızdır.<br />
<br />
 <br />
Amel Defterlerinin Dağıtılması:<br />
<br />
Dünyada iken Kirâmen Kâtibin meleklerinin yazdıkları amel defterleri sualden önce herkese dağıtılır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Amel defterleri ortaya konulduğunda, suçluların onda yazılı olanlardan korkmuş olduklarını görürsün." (Kehf: 49)<br />
<br />
Boşa geçirdikleri ömürlerine yanarlar, kaybettikleri fırsatlara hayıflanırlar.<br />
<br />
Doğru yolu seçenlerin amel defterleri sağ ellerine verilir, yanlış yolu ve bâtılı tercih edenlerin ise sol ellerine verilir veya arkalarından verilir. Sağ taraf veya sağ el, ferahlık ve uğurun, feyiz ve bereketin; sol taraf veya sol el, sıkıntı ve uğursuzluğun sembolüdür.<br />
<br />
Kıyamet gününde ise sağ tabiri, kurtuluş ve bahtiyarlığın; sol tabiri ise felâket ve bedbahtlığın delili sayılır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Amel defterleri sağından verilenler... Ne mutlu insanlardır amel defterleri sağından verilenler! (Vâkıa: 8)<br />
<br />
"Kimlerin amel defterleri sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve en küçük bir haksızlığa uğratılmazlar. (İsrâ: 71)<br />
<br />
 <br />
Sorgu-Sual:<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kulları bir bir hesaba çeker, bu hesap bir anda olup biter.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"Allah hesabı çabuk görendir." buyuruluyor. (Mümin: 17)<br />
<br />
O'nun bir işle meşgul olması, başka bir işle meşgul olmasını engellemez. Birinin hesaba çekilmesi, diğerinin hesabının görülmesine mâni olmaz. Herkesi aynı anda hesaba çekmek, yargılamak, O'nun için zor değildir, O seriül-hisab'dır.<br />
<br />
Beş şey o gün herkese sorulur:<br />
<br />
İbn-i Mes'ud -radiyallahu anh- den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
"İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça ayakları Rabb'inin katından ayrılmayacaktır:<br />
<br />
1- Ömrünü nerede ne yolda tükettiği,<br />
<br />
2- Gençliğini nasıl geçirdiği,<br />
<br />
3- Malını nereden kazandığı,<br />
<br />
4- Kazancını nerede harcadığı,<br />
<br />
5- İlmi ile amel edip etmediği." (Tirmizî: 2531)<br />
<br />
Kıyamet gününde kulun amelinden ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Namaz hesabını güzel veren, diğer suallerden çabuk kurtulur.<br />
<br />
 <br />
Mizan:<br />
<br />
İnsanlar amel defterlerinde belirtilen sevap ve günahları ölçtürmek için Mizan'a gelirler.<br />
<br />
Mizan; amellerin tartılması, iyilerinin kötülerinin belirlenmesi için Allah-u Teâlâ'nın mahşer meydanında ortaya koyacağı terazidir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Biz kıyamet günü adalet terazileri kuracağız. buyuruyor. (Enbiyâ: 47)<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onun mükâfatını görür.<br />
<br />
Kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onun cezasını görür. (Zilzâl: 7-8)<br />
<br />
Mahkeme-i kübrâ'da ilâhi adaletin hükmü tamamen icra edildikten sonra Hakk Celle ve Alâ Hazretleri:<br />
<br />
"Ey günahkârlar! Bu gün şöyle ayrılın! buyurur. (Yâsin: 59)<br />
<br />
Kâfirler müminlerden ayrılırlar. Onların artık müminlerle bulunmaya salâhiyetleri yoktur. Her suçlu günahkar inkârcı ister istemez bu buyruğa uyar.<br />
<br />
Diğer Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün Allah onlarla aranızı ayırır. (Mümtehine: 3)<br />
<br />
"O gün bir fırka cennette, bir fırka da çılgın alevli cehennemdedir. (Şûrâ: 7)<br />
<br />
 <br />
Şefâat:<br />
<br />
Bir kimsenin suçunu affettirmek, kendisinden cezayı gidermek için hakkında yapılan bir iltimas ve istirhamdan ibarettir.<br />
<br />
Günahı sevabından çok olduğu için cehenneme girmeyi hak eden günahkar müminlere; Allah-u Teâlâ'nın izni ile peygamberler, sıddıklar, âlimler, şehitler şefaat edeceklerdir.<br />
<br />
O kime şefaat yetkisi verirse, ancak o şefaat edebilir. Bu yetki O'na aittir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimseden başkasının şefaatı fayda vermez. (Tâhâ: 109)<br />
<br />
"Bütün şefaat Allah'ındır. (Zümer: 44)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Seyyid-i Kâinat Sebeb-i Mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz'i en büyük şefaat makamı olan Makam-ı Mahmud'a erdirerek onu diğer peygamberlere üstün kılmıştır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Ümit edebilirsin ki, Rabb'in seni bir Makam-ı Mahmud'a gönderecektir. buyuruyor. (İsra: 79)<br />
<br />
Şefaat sayesinde kıyametin sıkıntısı ve şiddeti ümmet-i Muhammed'e dokunmayacaktır.<br />
<br />
 <br />
Sırat:<br />
<br />
Kıyametin korkunç merhalelerinden birisi de sırattan geçmektir. Mahşerin anlatılan bu bütün zorluklarından sonra insanlar sırata sevkedilirler.<br />
<br />
Sırat; cehennem üzerine kurulmuş, herkesin geçmek mecburiyetinde olduğu bir köprü, cennete giden bir yoldur. Bir ucu hesap verme yerinde, bir ucu da cennetin kapısındadır.<br />
<br />
Bütün insanlar sırat köprüsünden geçeceklerdir.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de:<br />
<br />
"İçinizden cehenneme uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu Rabb'inin katında kesinleşmiş bir hükümdür. buyuruluyor. (Meryem: 71)<br />
<br />
Bu uğrama yolun oradan geçmesi sebebiyledir. Cennete girecek olan oradan geçecek, cehenneme girecek olan ise oradan girecektir.<br />
<br />
Sıratın genişliği ve uzunluğu, insanların oradan geçmeleri ve hızları, dünyada yapmış oldukları amellere göredir.<br />
<br />
 <br />
Cehennem:<br />
<br />
İmanları ve iyi amelleri ile sevap kazanıp mükâfatı hak edenlere cennetin yolu açıldığı gibi, inkârları ve yaptıkları kötülüklerle günaha girip ceza görecek olanlara da cehennemin kapıları açılacaktır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Allah'ın düşmanları o gün toplanır cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar. (Fussilet: 19)<br />
<br />
Sayıları tamamlanıp bir araya geldikleri zaman topluca cehenneme itileceklerdir.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde:<br />
<br />
"Suçluları suya götürür gibi cehenneme süreriz. buyuruyor. (Meryem: 86)<br />
<br />
Ateşin önlerinde yanmakta olduğunu ve içine muhakkak düşeceklerini gördüklerinde, artık kaçıp kurtulacakları bir yer bulunmaz.<br />
<br />
Cennet hizmetçileri cennetlikleri bekledikleri gibi, cehennem bekçileri de cehennemlikleri beklerler.<br />
<br />
Cehennemlikler sevkolunup ateşe atılmak üzere hazırlandıklarında gayet hakir ve perişan bir halde, alabildiğine küçülmüş olarak, gizlice ateşe doğru bakarlar.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Aşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla etrafa gizli gizli bakışırlarken sunulduklarını görürsün. (Şûrâ: 45)<br />
<br />
Onların korktukları ve zihinlerinde tasarladıklarından çok daha büyüğü hiç şüphesiz ki başlarına gelecektir.<br />
<br />
 <br />
A'râf:<br />
<br />
A'râf; Cennetle cehennem arasında, her iki tarafa da nâzır bir surun yüksek tepeleridir.<br />
<br />
Burada sevapları ve günahları eşit olan, imanları ve işledikleri salih amelleri sayesinde cehenneme girmekten kurtuldukları halde, cennete de giremeyen bir topluluk bulunur.<br />
<br />
Cennetliklere baktıklarında onlara selâm verirler, mutluluklarına imrenerek onlarla beraber olabilmeyi arzu ederler. Cehennemliklere bakarak Allah-u Teâlâ'ya sığınırlar, onlarla beraber etmemesini niyaz ederler.<br />
<br />
Bir müddet orada kalırlar, sonra Allah-u Teâlâ onları rahmetiyle cennete koyar.<br />
<br />
Şöyle buyurur:<br />
<br />
"Girin cennete! Artık size hiçbir korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız. (A'râf: 49)<br />
<br />
A'râf ismi geçtiği için A'râf sûre-i şerif'ine bu isim verilmiştir.<br />
<br />
 <br />
Cennet:<br />
<br />
Sırat köprüsünden selâmetle geçildikten sonra müminler gruplar halinde cennete doğru sevkedilirler. İlk olarak Hazret-i Allah'ın biricik Habib-i Ekrem'i Muhammed Aleyhisselâm cennete girer.<br />
<br />
Müminler etrafları meleklerle dolu olduğu halde, en izzetli bir halde, dolunay veya parlak yıldızlar gibi ışıklar saçarak cennete doğru yürürler.<br />
<br />
Âyet-i kerime'de şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Rabb'lerine karşı gelmekten sakınanlar bölük bölük cennete götürülürler." (Zümer: 73)<br />
<br />
Cennete yaklaştıkça oranın nefis kokusunu için için duyarlar, her nefes alıp vermede şevkleri ve ümitleri bir kat daha artar. Gözler görmedik, kulaklar işitmedik, beşer gönlünden geçmedik şeyler görürler.<br />
<br />
"Oraya geldiklerinde cennet kapıları açılır.<br />
<br />
Bekçiler onlara derler ki: Selâm olsun size! Hoş geldiniz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere buraya girin!" (Zümer: 73)<br />
<br />
"Müjde! Bugün altlarından ırmaklar akan ve içinde ebediyen kalacağınız cennetler sizindir. İşte büyük kurtuluş budur. (Hadîd: 12)<br />
<br />
"Girin cennete! Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz!" (Zuhruf: 70)<br />
<br />
Henüz perdeler açılmadan gözünü açmış, Rahman olan Allah'a tam bir iman ile gönülden yönelmiş, rahmetinin zevki, azabının dehşeti ile saygısını duymuş olan müminler taraf-ı ilâhîden taltif olunurlar:<br />
<br />
"İşte bu cennet; Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riâyet eden, görmediği halde Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelen sizlere, hepinize vaad olunan yerdir. Oraya esenlikle girin!" (Kaff: 32-33-34)<br />
<br />
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:<br />
<br />
"Birbirine tutunacaklar, bazısı bazısının elinden tutacak." (Müslim: 219)<br />
<br />
 <br />
KUR'AN-I KERİM'DEN ÖĞÜTLER<br />
<br />
Merhametlilerin en merhametlisi olan Rabb'imiz Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri Kur'an-ı kerim'in bir çok Âyet-i kerime'lerinde ahiret gününün çetin azabından kullarını korumak ve sakındırmak için öğütlerde ve uyarılarda bulunmaktadır.<br />
<br />
•<br />
<br />
Rabb'lerinin huzuruna çıkarılıp yaptıklarının hesabını verecekleri günün uzak olmadığı söylenerek insanlar uyarılmaktadır:<br />
<br />
"İnsanların hesap görme zamanı yaklaştı, fakat onlar hâlâ gaflet içindedirler. (Enbiyâ: 1)<br />
<br />
Gaflet; hatırlanması gereken şeyin insanın aklından çıkması, onu hatırlamaması demektir. Yapması gereken şeyi ihmal ederek yapmayan kimseye gafil denir.<br />
<br />
Nefsin arzularına, şeytanın adımlarına uymuş, zevk ve safaya, oyun ve eğlenceye dalmış, gerçek hayatın bu dünya hayatı olduğunu zannetmiş, böylece ömrünü tüketiyor, gerçek hayatın ölümden sonra başlayacağını bilmiyor, ahiret tedarikinin çaresine bakmıyor.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ o gün için hazırlık yapılmasını emreder ve şöyle buyurur:<br />
<br />
"Allah katından geri çevrilmesi mümkün olmayan bir gün gelmezden önce, Rabb'inizin davetine icabet edin. O gün hiçbiriniz sığınacak yer bulamaz, inkâr da edemezsiniz. (Şûrâ: 47)<br />
<br />
O günde Allah-u Teâlâ'nın himayesinden başka sığınacak bir yer yoktur. Müstehak olanlardan hiç kimsenin azabı kaldırmaya gücü yetmeyecektir.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kullarına öğüt vererek dünya hayatının gün gelip sona ereceğini, daha sonra ahiret hayatının başlayacağını, kendisine dönüleceğini, insanların hesaptan geçirileceklerini hatırlatmakta ve azabından sakındırmaktadır:<br />
<br />
"Öyle bir günden korkun ki, o günde hepiniz Allah'a döndürülürsünüz. Sonra herkese kazandıkları noksansız verilir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz. (Bakara: 281)<br />
<br />
"Öyle bir günden korkun ki, o günde kimse kimseden yana bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez. (Bakara: 123)<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın azabını onlardan hiç kimse uzaklaştıramaz ve ilâhi azaba karşı kimse onları kurtaramaz. Ne zorla kurtarılabilir ne de kolaylıkla.<br />
<br />
"O gün kimseye şefaat fayda vermez, onlar hiç kimseden yardım da göremezler. (Bakara: 123)<br />
<br />
Aracılar yok olmuş, kişi yaptıkları ile başbaşa kalmış. Herkes kendisini kurtarmaya çalışıyor. O gün toplulukların birbirleriyle yardımlaşmaları, birbirlerini desteklemeleri de kaldırılmıştır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kimsenin kimseye bir şey ödeyemeyeceği, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korkun! (Bakara: 48)<br />
<br />
"Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenemez. (Fatır: 18) (Bakınız, Necm: 41)<br />
<br />
O gün iman ve amel-i salih sahibi olmayana hiçbir şefaat kâr etmez.<br />
<br />
"O gün ki ne mallar fayda verir ne de oğullar.. Meğer ki Allah'a tamamen salim ve temiz bir kalp ile gelenler ola. (Şuarâ: 88-89)<br />
<br />
Demek oluyor ki o gün insanın başına gelecek felaketlerden korunmak mümkündür, fakat geldikten sonra ahirette değil, gelmeden önce dünyadayken korunmak mümkündür.<br />
<br />
•<br />
<br />
Allah-u Teâlâ'nın müminlerle kâfirlerin arasında hükmünü vereceği o çok zor günde herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, meşgalesi başından aşar, kendisine bir zarar dokunmasın diye, tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle kendi evlât ve ıyalinin bile peşine düşeceklerinden kaçınır.<br />
<br />
Âyet-i kerime'lerde şöyle buyuruluyor:<br />
<br />
"Kişi o gün kardeşinden, anasından, babasından, karısından ve oğullarından kaçar.<br />
<br />
O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. (Abese: 34-35-36-37)<br />
<br />
"Kıyamet gününde yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler.<br />
<br />
O gün Allah onlarla aranızı ayırır.<br />
<br />
Allah yaptıklarınızı görmektedir. (Mümtehine: 3)<br />
<br />
"Suçlu kişi o günün azabından kurtulmak için;<br />
<br />
Oğullarını,<br />
<br />
Karısını,<br />
<br />
Kardeşini,<br />
<br />
Kendisini barındırmış olan sülâlesini,<br />
<br />
Yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.<br />
<br />
Fakat ne mümkün! (Mearic: 11-12-13-14-15)<br />
<br />
Zira her şey zamanında olacaktı. Zamanı geçtikten sonra kurtuluş çaresi aramanın hiç faydası yoktur.<br />
<br />
•<br />
<br />
İlâhi davete icabet edenlerle etmeyenlerin, inananlarla inanmayanların, aklını kullananlarla akıllı geçinenlerin âkıbetlerini beyan etmek üzere Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime'sinde şöyle buyurur:<br />
<br />
"Rabb'lerinin davetine uyanlara en güzel karşılık vardır.<br />
<br />
O'nun davetine uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde bulunan her şey ve bir o kadarı daha onların olsa, azaptan kurtulmak için hepsini feda ederlerdi. (Ra'd: 18)<br />
<br />
Allah'ım iyiler zümresine ilhak ettiğin kullarından eyle. Sonumuzu ve âkıbetimizi hayırlı eyle. Bizi bize bırakma, lütuf ve rızândan ayırma, kötülerden koru. İmanla çektiğin, lütfun ile aldığın kullarından eyle. Sevdiklerinle haşr-u cem eyle.</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyametin Kopması ile ilgili Sahih Hadisler]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=19781</link>
			<pubDate>Thu, 09 Feb 2023 15:19:41 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=19781</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyametin Kopması ile ilgili Sahih Hadisler</span></span><br />
<br />
Büyük Gün Kıyamet<br />
<br />
Ahirete imanın üçüncü ve son bölümü de; kıyametin kopması, bu alemin başka bir aleme dönüşmesi, ba’s yeniden diriliş, haşir, havuz, kulların hesaba çekilmesi, kullar arası hak alışverişi, mizan ve amellerin tartılması, Sırat’tan geçme, cennet ve cehenneme giriş ve Allah’ın kendisinin ve razı olduğu kullarının dilediği kullarına şefaat etmelerini içeren bölümdür.<br />
<br />
Ahiret günü, Sur’a üfürülmesi neticesinde kıyametin kopması ve bu alemin yok olmasıyla başlar. Allah’ın diledikleri hariç göklerdeki ve yerdeki bütün canlılar ölür. Gökler ve yer, şimdiki halinden farklı, başka bir hale dönüşür.<br />
<br />
Sonra Yüce Allah bütün cinleri ve insanları yeniden diriltir, onları dünyadayken işledikleri iyi ve kötü amellerinden dolayı hesaba çeker, ameller terazilerde tartılır, terazinin sevap kefesi ağır basanları cennete, günah kefesi ağır basanları da cehenneme girdirir. Böylece imtihan dünyasının karşılığı olan ebedi hayat başlamış olur.<br />
<br />
Şimdi ayet ve hadisler ışığında bu anlatılanların teferruatına girelim:<br />
1) Kıyametin Kopması<br />
<br />
Vaktini yalnızca Allah’ın bildiği o gün geldiğinde İsrafil (Aleyhisselam), üfleme emriyle beraber Sur’a üfler. Sur, hadiste bildirildiğine göre içine üflenen bir boynuzdur.<br />
<br />
Ebu Davud 4742, Tirmizi 2547, Ahmed 2/162 No: 6507, 6805<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Sur’a bir defa üflendiği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olur, gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.”<br />
<br />
Hakka 13-16<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Sur’a üflenince Allah’ın diledikleri hariç göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölür…”<br />
<br />
Zümer 68<br />
<br />
Kıyamet bir Cuma günü sabah vakti şafağın atması ile güneşin doğuşu arasında kopar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı Cuma günüdür… Kıyamet o gün kopacaktır. İnsanlar ve cinler hariç bütün canlılar kıyametin kopmasından korkarak Cuma günü sabah olunca güneş doğuncaya kadar kulak kabartırlar.”<br />
<br />
Ebu Davud 1046, Nesei 1430, İbni Mace 1084, Muvatta 1/137, Müslim 854/18, Tirmizi 487<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“…Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun kabzasındadır. Gökler ise O’nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır…”<br />
<br />
Zümer 67<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ayetin tefsirini şöyle yapmıştır:<br />
<br />
“Allah Azze ve Celle kıyamet günü gökleri dürer. Sonra sağ eliyle onları tutar ve:<br />
<br />
−Melik benim! Cebbarlar (zorbalar) nerede? Mütekebbirler (büyüklenenler) nerede? buyurur. Sonra yerleri sol eliyle katlar ve:<br />
<br />
−Melik benim! Cebbarlar nerede? Mütekebbirler nerede? buyurur.”<br />
<br />
Müslim 2788/24<br />
<br />
Bir keresinde Yahudi alimlerinden birisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e geldi ve:<br />
<br />
−Ya Muhammed! Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ, kıyamet günü gökleri bir parmağında, yerleri bir parmağında, dağları ve ağaçları bir parmağında, suyu ve toprağı bir parmağında, diğer mahlukatı da bir parmağında tutar. Sonra onları hareket ettirerek:<br />
<br />
−Melik benim, melik benim! buyurur, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Yahudi aliminin verdiği bu haberden hoşnut oldu, onu tasdik ederek güldü ve Zümer Suresi 67. ayetini okudu:<br />
<br />
−“Allah’ı hakkıyla takdir edemediler…”<br />
<br />
Müslim 2786/19, Buhari 7283, 7284<br />
2) Bu Alemin Başka Bir Aleme Dönüşmesi<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir, güneş dürülür, yıldızlar kararıp dökülür, denizler kaynatılır, gökyüzü yarılır ve kızarmış yağ renginde gül gibi olur, dağlar ufalanıp savrulur, böylece yerler dümdüz ve boş olur. Orada ne bir iniş ne de bir yokuş görülmez.”<br />
<br />
İbrahim 48, Tekvir 1, 2-6, Rahman 37, Ta-Ha 105-107, İnşikak 3<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yerin o günkü durumunu bize şöyle anlatmaktadır:<br />
<br />
“Kıyamet günü insanlar arınmış undan yapılmış çörek gibi duru beyaz bir saha üzerinde toplanacaktır. O sahada bir kimseye yol gösterecek hiçbir alamet yoktur.”<br />
<br />
Müslim 2790/28, Buhari 6437<br />
3) Ba’s (Yeniden Diriliş)<br />
<br />
Sur’a birinci üflenişle beraber kıyamet koptuktan sonra ikinci üflenişle ölülere hayat verilir. Bu hayat verme, insanın ruh ve bedeniyle dünyada olduğu gibi yeniden yaratılmasıdır.<br />
<br />
Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Sur’a üflenince Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölür. Sonra ona bir daha üflenince birden onlar ayağa kalkmış bakınıyor olurlar.”<br />
<br />
Zümer 68<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de ilk diriltilecek olanı şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
“Ben, son nefhadan/üfürmeden sonra başını kaldıracakların ilkiyim. Bir de bakarım ki Musa aleyhisselam Arş’a yapışmış duruyor. O ilk nefhada/üfürmede ölmedi de hep öyle miydi yoksa ikinci nefhadan/üfürmeden sonra benden önce mi diriltildi bilmiyorum.”<br />
<br />
Buhari 3201, 4713<br />
<br />
İki nefha Sur’a üfleme arasında kırk vakitlik bir zaman dilimi vardır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İki nefha arasında kırk vakit vardır.”<br />
<br />
Hadisin ravisi olan Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’a bunun gün mü, ay mı yoksa yıl mı olduğu sorulmuş ve o bilmediği için cevap vermemiştir.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sonra Allah gökten bir su indirir de insanlar yeşil sebzenin bitmesi gibi yerden çıkarlar. İnsanın kuyruk sokumundaki bir kemiği hariç her parçası çürür. Kıyamet günü tekrar yaratılma o kemik parçasından olacaktır.”<br />
<br />
Müslim 2955/141, Buhari 4713<br />
<br />
Bu dirilme hali, herkes hangi hal üzere vefat ettiyse ona uygun bir halde olur.<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Her kul, vefat ettiği hal üzere diriltilir.”<br />
<br />
Müslim 2878/83<br />
<br />
Yani iyilik üzere ölmüşse güzel bir halde, kötülük üzere ölmüşse kötü bir hal üzere diriltilir.<br />
4) Haşir (Toplanma)<br />
<br />
Haşir, insanların kendi aralarındaki hakların alınıp verilmesi için mahkemenin kurulacağı yerde toplanmalarıdır. Bu olay, mahlukatın tekrar diriltilip kabirlerinden çıkışından sonra olacaktır. Allah-u Teâlâ meleklere emreder, onlar da insanları mahşer sahasına getirirler.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyamet günü yeryüzünün halini bize şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
“Kıyamet günü yeryüzü bir tek ekmek olur. Sizden birinizin seferde ekmeğini evirip çevirdiği gibi Cebbar olan Allah onu eliyle evirir çevirir. Bu muazzam ekmek cennet ahalisi için azık olarak hazırlanır…”<br />
<br />
Buhari 6436<br />
<br />
İnsanlar ilk yaratıldıkları gibi çıplak olarak diriltilecekler ve daha sonra giyindirileceklerdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Muhakkak ki sizler yalınayaklı, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız… Mahlukat içinde kıyamet günü ilk olarak elbise giydirilecek kişi İbrahim aleyhisselam’dır…”<br />
<br />
Buhari 6439, 6440, Müslim 2860/58<br />
<br />
İnsanlar haşir esnasında dünyadaki inanç ve yaşantılarına göre birbirlerinden farklı olacaklardır. Allah-u Teâlâ bize kısmen şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
“…Biz onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşrederiz…”<br />
<br />
İsra 97<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de biraz teferruatlı olarak şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
“Muhakkak ki sizler yayalar, biniciler ve yüzleri üzere çekilenler olarak haşrolunacaksınız!”<br />
<br />
Tirmizi 3350<br />
<br />
Bu hususta tesbit edebildiğimiz kısımlar şunlardır:<br />
(1) Yüzü Üzere Haşrolunacaklar<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği bir hadiste adamın biri kafirin kıyamet günü yüzünün üzerinde nasıl haşrolunacağını sorunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle cevap vermiştir:<br />
<br />
“Dünyada onu iki ayağının üzerinde yürüten, kıyamet günü yüzü üzerinde yürütmeye kadir değil midir?”<br />
<br />
Hiç şüphe yok ki kadirdir!<br />
<br />
Buhari 4622, Müslim 2806/54<br />
(2) Yüzleri Kararanlar ve Ağaranlar<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Nice yüzlerin ağardığı ve nice yüzlerin karardığı gün yüzleri kararanlara: ‘İmanınızdan sonra inkar mı ettiniz? Öyleyse inkar etmenizden dolayı tadın azabı!’ (denilir).Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah’ın rahmeti içindedirler. Orada ebedi kalacaklardır.”<br />
<br />
Âl-i İmran 106, 107<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“O gün ışıl ışıl parlayacak olan yüzler vardır ki, onlar Rablerine bakarlar.”<br />
<br />
“Ve o gün buruşacak olan yüzler vardır ki, onlar bel kemiklerinin kırılacağını anlarlar.”<br />
<br />
Kıyamet 22-25<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“O gün birtakım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir. Ve yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüştür ki, hüzünden kapkara kesilmiştirler. İşte onlar günahkar kafirlerin ta kendileridir.”<br />
<br />
Abese 40-42<br />
(3) Cin Çarpmış Gibi Olanlar<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Faiz yiyenler kıyamet günü kabirlerinden, ancak şeytan çarpmış kimselerin (cinnet nöbetinden) kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların: ‘Alışveriş tıpkı faiz gibidir.’ demeleri sebebiyledir. Halbuki Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır…”<br />
<br />
Bakara 275<br />
(4) İnsan Suretinde Zerre Tanesi Kadar Olanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Mütekebbirler kendini beğenmiş büyüklenenler kıyamet günü adam suretinde zerrecikler kadar küçük olarak haşrolunacaktır. Zillet ve horluk her taraftan kendilerini kaplar. Onlar cehennemde adına Bules denilen bir hapishaneye sürülürler, üzerlerinde ateşlerin ateşi yükselir. Kendilerine cehennem halkının usaresinden özü/sıkma suyundan, kan ve irin çamurundan içirilir.”<br />
<br />
Tirmizi 2610, Ahmed 2/179 No: 6677, Albânî Sahîhu’l-Cami’ 8040<br />
(5) İhramlı Olarak Telbiye Getirenler<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle anlattı:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in beraberinde bulunan birisi Arafat’ta vakfe yaparken ihramlı olduğu halde birden devesinden düştü, düşer düşmez boynu kırıldı ve vefat etti. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):<br />
<br />
−‘Bu adamı su ve sidirle yıkayın ve iki ihram beziyle kefenleyin. Ona koku sürmeyin ve başına da bez sarmayın. Çünkü o kıyamet günü telbiye getirir halde diriltilecektir’ buyurdu.”<br />
<br />
Buhari 1196-1197, Müslim 1206/93<br />
(6) Boyunları En Uzun Olanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyamet gününde müezzinler, boyunları en uzun olanlar olacaklardır.”<br />
<br />
Müslim 387/14<br />
(7) Dünyada Kör Olmadığı Halde Kör Olarak Haşrolunanlar<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Herkim beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz ki onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O:<br />
<br />
−Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben görürdüm, der. (Allah) buyurur ki:<br />
<br />
−İşte böyle, çünkü ayetlerimiz sana geldi ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun.<br />
<br />
(Doğru yoldan) sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı ise daha şiddetli ve süreklidir.”<br />
<br />
Ta-Ha 124-127<br />
(8) Vücudunun Bir Tarafı Eğri Olanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Her kimin iki hanımı olur ve onların arasında adaletli davranmaz, birine diğerinden daha fazla meylederse ilgi gösterirse kıyamet günü bir tarafı düşük yamuk olarak gelir.”<br />
<br />
Ebu Davud 2133, Tirmizi 1149, İbni Mace 1969<br />
(9) Yüzünde Et Parçası Olmayanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizden bir adam, sürekli insanlardan dilenir. Nihayet bu kişi kıyamet günü yüzünde et parçası olmaksızın gelir Allah’a kavuşur.”<br />
<br />
Buhari 1403, Müslim 1040/103-104<br />
<br />
Kıyamet günü olan o son gün, vakit olarak çok uzundur: elli bin senedir. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettiği hadiste, altın ve gümüş sahibi olup da onların zekat hakkını vermeyenlerin azabı bildirilirken o altın ve gümüşlerin ateşten levhalar haline getirileceği ve bu levhalarla o kimselerin böğür, alın ve sırtlarının dağlanacağı, bu azaplandırmanın kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar, miktarı elli bin sene süren bir gün içinde devam edeceği bildirilmektedir.<br />
<br />
Aynı şekilde sığır, deve ve davarları olup da onların hakkını vermeyenlerin düz bir sahaya yatırılacakları, sonra da bu hayvanlar tarafından kah ısırılacağı, kah toslanarak çiğneneceği ve bu azaplandırmanın da elli bin sene süren o gün boyunca kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam edeceği bildirilmektedir.<br />
<br />
Müslim 987/24, Ebu Davud 1658<br />
<br />
İnsanlar geniş ve düz bir sahada toplanır, güneş insanlara 1.800 metre kalacak kadar yaklaştırılır. Güneşin şu anki dünyaya uzaklığı 150.000.000 kilometredir. Herkes dünyada yaptığı amelleri oranında terler, öyle ki ter yerin içine 100 metre mesafe kadar işler.<br />
<br />
İnsanlardan kimisi ökçelerine, kimisi baldırının yarısına, kimisi dizlerine, kimisi beline, kimisi omuzlarına, kimisi boyunlarına ve ağzının içine girecek kadar terler. Hatta bazılarını terleri yutacak, boylarını aşacaktır.<br />
<br />
Müslim 2863, 2864, Buhari 6445, 6446, Tirmizi 2536, Terğib ve Terhib 7/101, Ahmed 4/157 No: 17576, İbni Hibban, Hakim<br />
<br />
Bu uzun bekleme süresi inkarcılar için zorlu ve meşakkatli, mü’minler için ise kısmen kolay ve kısa tutulacaktır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sur’a üfürüldüğü zaman, işte o gün zorlu bir gündür. Kafirler için kolay değildir.”<br />
<br />
Müddessir 8-10<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah Azze ve Celle bu ümmeti mahşerde yarım günden daha çok aciz bırakmaz!”<br />
<br />
Ebu Davud 4349<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanların hesap için alemlerin Rabbi Allah’ın huzurunda bekledikleri elli bin seneden oluşan bir günün yarısı olan zaman mü’minler için; güneşin batıya iyice yaklaşmasından batmasına kadar geçen vakit gibi kısa ve kolay olur.”<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/103, Ebu Ya’la, İbni Hibban<br />
<br />
Mahşer alanı çok geniş ve düz olmasına rağmen orada herhangi bir seslenici seslense onun sesini herkes duyar ve mahşer halkına bakmak isteyen bir bakışta insanların tamamını görür.<br />
<br />
Bu bekleyiş sebebiyle insanların gamı ve meşakkati tahammül edemeyecekleri bir hale geldiğinde insanlar bu sıkıntının bitmesi ve hesabın başlaması için Allah’a kendileri hakkında şefaat edecek birilerini ararlar.<br />
<br />
Bunun için önce Adem (Aleyhisselam)’a, sonra Nuh (Aleyhisselam)’a, daha sonra İbrahim (Aleyhisselam)’a ve ondan sonra da Musa (Aleyhisselam)’a giderler. Bu nebilerin hepsi dünyadayken işledikleri hatalarını hatırlatarak kendilerinin bu iş için ehil olmadıklarını ve daha ehil birine gitmelerini isterler. Akabinde İsa (Aleyhisselam)’a gelirler, o da insanları Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gönderir.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yalnızca kendisine mahsus olan şefaatini ki buna Şefaat-i Uzma Büyük Şefaat denir yapar ve gidip insanların yanında durur. Sonra melekler inerler, daha sonra da haklarında hüküm vermek ve kullar arasındaki davaları halletmek için Yüce Rabbimiz gelir.<br />
<br />
Fecr 22, Buhari 3122, 4514, Müslim 194/327, Tirmizi 2551, Ahmed 1/281, 282 No: 2546, 2692<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Yer O’nun nuruyla aydınlanır, Nebiler ve şahitler getirilir.”<br />
<br />
Zümer 69<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Akabinde cehennem getirilir.”<br />
<br />
Fecr 23<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Cehennemin yetmiş bin bağı ve her bağı çeken yetmişer bin melek vardır, onu sürükleyip getirirler.”<br />
<br />
Müslim 2842/29, Tirmizi 2698<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“O gün cehennemden gören iki gözü, işiten iki kulağı ve konuşan bir dili olan bir boyun çıkar ve der ki:<br />
<br />
−Ben bugün üç kişiye onları yakalamaya vekil tayin edildim: Her inatçı zorbaya, Allah ile beraber başka bir ilaha dua edene ve musavvirlere canlı resmi ve heykeli yapanlara.”<br />
<br />
Tirmizi 2700<br />
<br />
Sıkıntısı ve sıcağı şiddetli o günde yalnızca Allah’ın diğer bir rivayette Arş’ının gölgesi var olup başka bir gölge yoktur. Tek olan o gölgede de Allah-u Teâlâ şu yedi kısım insanı gölgelendirir:<br />
<br />
1) Adaletli devlet başkanı,<br />
<br />
2) Rabbine ibadet içinde temiz hayat yaşayan genç,<br />
<br />
3) Gönlü mescitlere bağlı olan kimse,<br />
<br />
4) Birbirlerini Allah için seven, beraberlikleri de ayrılmaları da buna bağlı olan iki kişi,<br />
<br />
5) Makam sahibi ve güzel bir kadının zina teklifini Allah korkusu sebebiyle reddeden erkek,<br />
<br />
6) Kimse bilmeyecek şekilde gizli sadaka veren kişi,<br />
<br />
7) Yalnızken Allah’ı zikredip ağlayan kişi.<br />
<br />
Buhari 693, Müslim 1031/91<br />
5) Havuz<br />
<br />
Mahşer alanında her nebinin bir havuzu vardır. Her nebi havuzuna su içmeye gelenlerin çokluğuyla iftihar edecektir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in de havuzu vardır ve o, su içmeye geleni en çok olan nebi olmayı ummaktadır.<br />
<br />
Tirmizi 2560<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in havuzunun genişliği bir aylık mesafe kadar ya da Aden ile Eyle arası mesafeden daha uzundur. Onun suyu sütten daha beyaz, kardan daha soğuk ve baldan daha tatlıdır. Kokusu ise miskten daha hoştur. Havuzun kenarlarında gökteki yıldızlar kadar çok sayıda altın ve gümüşten cennet bardakları vardır.<br />
<br />
Aden: Yemen’de bir sahil şehrinin adıdır.<br />
<br />
Eyle: Suriye’nin denize kıyısı olan bölgesindeki bir kasabanın adıdır.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) herkesten önce havuzunun başına gidecek ve ümmetini abdest azalarının parlaklığından tanı(Zeker) havuzuna çağıracaktır. Herkim ondan bir yudum içerse bir daha asla susuzluk çekmez.<br />
<br />
Havuzun başına gelecek ilk insanlar Muhacirlerin fakirleri olacaktır. Bu havuzun suyunu artırıp çoğaltan biri altın ve diğeri gümüş iki oluk vardır ki, devamlı olarak cennetten su taşı(Zeker) havuza boşaltırlar.<br />
<br />
Su taşınan kaynak ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e verilen cennetteki Kevser Nehri olmalıdır. Nitekim Kevser hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle bilgi vermiştir:<br />
<br />
“İki yanı altından, akma yatağı inci ve yakut üzerinde, toprağı miskten daha hoş, her iki yanında inciden kubbeler olan bir nehir.”<br />
<br />
Ümmeti Muhammed’den olduğu halde o havuzun başına gelen ve cehennem zebanileri tarafından uzaklaştırılıp Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından kovulan insanlar olacaktır ki, onlar sünnete muhalif şeyler ihdas edip bid’at çıkaranlardır. Onlar arkaları üzere dinden çıkmış kimseler olarak vasfedilmektedirler ve çok azı müstesna cehennemden kurtulamayacaklardır.<br />
<br />
Buhari 6476, 6485, Müslim 247, 248, 400/53, 2289, 2305, Tirmizi 2561, 2562, 3579, 3581, İbni Mace 4301, 4306<br />
6) Kulların Hesaba Çekilmeleri<br />
<br />
O gün, artık amellerin karşılıklarının alındığı gündür. Herkes dünyadayken yaptığı amellerinin karşılığını, niyetlerine göre alacak ve zerre kadar zulme ve haksızlığa uğramayacaktır.<br />
<br />
Ebu Zerr (Radiyallahu Anh)’ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettiği kudsi bir hadiste Allah (Tebareke ve Teâlâ) şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“…Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir. Ben onları sizin için sayıyor ve muhafaza ediyorum, sonra onların karşılığını size tam olarak veririm. Öyleyse her kim bir hayır bulursa Allah’a hamdetsin, her kim de onun haricinde bir şey bulursa başkasını değil ancak kendini kınasın.”<br />
<br />
Müslim 2577/55<br />
<br />
Kendisinde ancak rasullerin konuşmasına izin verilen o gün, her bir kulun Allah’a arz olunmasının ardından amellerin yazılı olduğu defterler sahiplerine dağıtılır. Amel defterleri, öncekilerin ve sonrakilerin yaptığı işleri kapsar. Ortaya konan bu defterlerde sayılıp kayda geçmeyen küçük büyük hiçbir amel yoktur. Kehf 49 Mahlukatın işlediği ameller Kiramen Katibin isimli meleklerce bu defterlere yazılmıştır. İnfitar 10-12, Casiye 29<br />
<br />
Bu amel defterlerinin dağıtılması esnasında defterler bazılarına sağ taraflarından, bazılarına sol ve diğer bazılarına da arka taraflarından verilir.<br />
<br />
İyi amel işleyenlere bunun bir göstergesi olarak defterleri sağdan verilir. Onlar o gün sevinçli olarak ailelerine döner ve: Alın kitabımı okuyun. Ben zaten kitabımla karşılaşacağımı biliyordum, derler. O kimseler kolay bir hesaba çekilecek ve hoşnut olacakları bir hayatla karşılaşacaklardır. İnşikak 7-9, Hakka 19-21<br />
<br />
Kötü amel işleyenlerin göstergesi ise kitaplarının sol taraftan veya arkalarından verilmesidir. Kitabı solundan verilenler: Keşke kitabım verilmeseydi de hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke ölüm işimi bitirseydi, derler. Hakka 25-27 Kitabı arkasından verilen de derhal yok olmayı ister ve ateşe girer. Çünkü o, ailesinin yanında Rabbine dönmeyeceğini sanarak şımarıyordu. İnşikak 10-14<br />
<br />
İnsanlar Rablerine arz olunup adil bir şekilde hesaba çekileceklerdir. Hicr 92, Kehf 48, Hakka 18 Yüce Mevla bizlerden her birisiyle aracı ve tercüman olmaksızın konuşacaktır. Buhari 6451, Müslim 1016/67 Bu arz olunma esnasında kulların lehine ve aleyhine deliller getirilecek ve dünyada yapılan amellerin salih ya da fasid oldukları ortaya çıkarılacaktır.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu yapılanın yalnızca arz Allah’a sunulma olduğunu belirtmektedir. Bu arz esnasında insanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça Rabbinin huzurundan ayrılamaz.<br />
<br />
Bunlar:<br />
<br />
1) Ömrünü nerede ve nasıl tükettin?<br />
<br />
2) Gençliğini nerede ve nasıl yıprattın?<br />
<br />
3) Malını nereden kazandın?<br />
<br />
4) Malını nereye harcadın?<br />
<br />
5) Öğrendiklerin hakkında ne amelde bulundun?<br />
<br />
Tirmizi 2531<br />
<br />
Allah-u Teâlâ mü’min kullarından bazılarıyla konuşurken ona yaklaşır ve rahmetiyle onu sarar, kuşatır. Akabinde onun dünyada yapmış olduğu her ameli başkaları duymayacak şekilde ona hatırlatır. O da yaptıklarını hatırlar ve inkar etmeksizin itiraf eder. Yaptığı kötülüklerden kendisine hatırlatılanların çokluğundan dolayı helak olacağına kanaat etmeye başladığında Allah (Azze ve Celle):<br />
<br />
−“Ey kulum! Ben senin aleyhine olan bu günahlarını dünyadayken insanlardan gizlemiştim. Bugün de tüm bunları senin lehine olmak üzere mağfiret ediyorum” buyurur ve o mü’min kula yalnızca hasenat iyilik defterleri sağ tarafından verilir.<br />
<br />
Buhari 2261, Müslim 2768/52<br />
<br />
Bunun gibi, kıyamet günü Müslümanlardan niceleri dağlar gibi çok günahlarla getirilir de Allah-u Teâlâ rahmetiyle onları mağfiret eder ve hoşnut olduğu her Müslüman’a karşı bir Yahudi veya Hristiyan ileterek:<br />
<br />
−“Bu senin ateşten kurtulma fidyendir” buyurur.<br />
<br />
Müslim 2767/49, 51<br />
<br />
Kafir ve münafıklara gelince; onlar dünyada işledikleri kendilerine hatırlatılınca suçlarını inkar ederler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ onların ağızlarını mühürler ve organlarına:<br />
<br />
−“Konuşun, der. Elleri, ayakları, kulakları, gözleri, derileri, etleri ve kemikleri kişinin inkar ettiği şeyleri ortaya dökerek aleyhine şahitlik yaparlar.<br />
<br />
O kullara tekrar konuşma izni verildiğinde organlarına kızarak:<br />
<br />
−Niçin aleyhimize şahitlik yapıyorsunuz? diye sorarlar.<br />
<br />
Organlar:<br />
<br />
−Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu, derler.”<br />
<br />
Nur 24, Yasin 65, Fussilet 20-21, Müslim 2968, 2969<br />
<br />
Bu konuşmanın ardından da ona, iyilik ve kötülüklerinin yazılı olduğu amel defterleri solundan veya arkasından verilir. Böylece mü’min kul Allah’a arz olunarak kolay bir hesaba çekilir, münafık ve kafir kullar ise inceden inceye hesaba çekilerek azabı hak eden ve helak olanlardan olur.<br />
<br />
Buhari 258, Müslim 2876/79<br />
<br />
Bu hesaba çekilme işlemi ümmetler arasında sırayla yapılacak ve bizler Ümmet-i Muhammed, hesaba ilk çekilenler olacağız. Bizler dünya ehlinin sonuncularıyız, kıyamet günü ise en öne geçip mahlukatın hepsinden önce lehlerinde hüküm verilecek olanlarız.<br />
<br />
Müslim 856/22, Buhari 850, İbni Mace 4290<br />
<br />
Kulların amel olarak hesap vereceği ilk şey namazdır. Eğer namazı tam ve sahih olursa felaha erer ve hesabı başarıyla bitirir, diğer amelleri de kabul edilir. Yok eğer namazı fasid bozuk olursa perişan olur, hüsrana düşer. Diğer amelleri de namazı gibi ifsad olur. Şayet farz namazlarından eksiği varsa Rabbimiz (Tebareke ve Teâlâ):<br />
<br />
−Kulumun tatavvu nafile namazı var mı, bakın! buyurur. Varsa onlarla farzlardan eksik bıraktığı kadarını tamamlar, diğer amelleri de bu şekilde muamele görür.<br />
<br />
Tirmizi 409, Nesei 463, 466, İbni Mace 1425, 1426, Terğib ve Terhib 1/365, Mecmau’z-Zevaid 2/291, Taberani, Ahmed<br />
<br />
Bununla beraber o günün şiddetinden dolayı, bir kişi doğumundan ölümüne kadar hayatının tamamını Allah (Azze ve Celle)’ye itaat ederek geçirmiş olsa bile bu yaptıklarını az görerek dünyaya döndürülüp ecir ve sevabını artıracak işler yapabilmeyi temenni edecektir.<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/116, Ahmed<br />
<br />
Çünkü o gün nebi ve rasuller dahil hiç kimse dünyada yapa geldiği ameller sebebiyle cennete giremez. Cennete giriş ancak Rahman ve Rahim olan Allah’ın rahmeti ve mağfireti ile kulların hata ve kusurlarını örtüp bağışlamasıyla mümkün olacaktır.<br />
<br />
Buhari 6397, Müslim 2816/71, 2818/78<br />
<br />
Kıyamet gününde insanlar arasında hüküm verilinceye kadar her bir şahıs dünyadayken verdiği sadakasının gölgesinde bulunacaktır.<br />
<br />
İbni Hibban 3310, İbni Huzeyme Sahih 2431, Hakim 1517, Ahmed 4/147 No: 17466<br />
7) Kullar Arası Hak Alışverişi<br />
<br />
Allah-u Teâlâ, kendisiyle kulları arasında şirk ortak koşma dışındaki meseleleri dilediği kimseler için bağışlayacaktır. Nisa 48 Ancak dünyadayken kulları arasında cereyan etmiş ve helalleşilmemiş olan hak alışverişlerine karışmamış ve o hakların tasarrufunu hak sahibi olan kullarına bırakmıştır. Bundan dolayı miktarı elli bin sene olan o hesap gününde hak sahipleri kendilerine haksızlık ve zulüm yapan insanlardan haklarını alacaklardır.<br />
<br />
O günde altın ve gümüş gibi maddiyat söz konusu olmadığı için ödeşmeler, hak sahibine verilecek sevaplarla yapılacaktır. Hakların ödenmesine sevaplar yeterli gelmezse bu sefer hak sahibinin günahları hesaplaşma tamam olana kadar haksızlık yapana verilir de o kişi sevapları yok olmuş, üstelik kendi günahlarıyla beraber başkalarının günahlarını da yüklenmiş olarak ateşin yolunu tutar.<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in birkaç buyruğuna göz atalım:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Andolsun ki kıyamet gününde bütün haklar sahibine ödenir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyuna kadar.”<br />
<br />
Müslim 2582/60, Tirmizi 2535<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Her kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helalleşsin. Çünkü orada kıyamet gününde dinar altın da, dirhem gümüş de yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi hasenelerinden alınmadan önce, dünyada onunla helalleşsin. Eğer onun hakkı karşılayacak kadar iyiliği yoksa kardeşinin günahlarından alınır, o zalimin üzerine atılır.”<br />
<br />
Buhari 6447, 2268<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“…Ümmetimin müflisi iflas edeni şu kimsedir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekat ile gelir, kendisi de şuna sövmüş, buna iftira atmış, öbürünün malını yemiş, berikinin kanını dökmüş ve bir diğerini dövmüş olarak gelir. Onun iyiliklerinden bir kısmı şuna, bir kısmı buna verilir. Eğer üzerinde olan kul hakları ödenmeden evvel hasenatı tükenirse hak sahiplerinin hatalarından alınır ve haksızlık yapana yüklenir. Sonra o kişi ateşe atılır.”<br />
<br />
Müslim 2581/59, Tirmizi 2533<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“…Sonra Allah-u Teâlâ yakındakilerin işittiği gibi uzakta bulunanların da işitebileceği gibi onlara şöyle seslenir:<br />
<br />
−Deyyan hesaba çekici benim, Melik benim. Kendisinde cennet ehlinden birinin hakkı olan cehennemlik kimse kısas olunmadan cehenneme giremez ve kendisinde cehennemliklerden birinin bir tokat ile de olsa hakkı bulunan cennetlik kimse de kısas olunmadan cennete giremez.”<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/127, Ahmed 3/495 No 16138<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah-u Teâlâ insanlar arasında ilk olarak, dökülen kan davaları hakkında hüküm verecektir.”<br />
<br />
Buhari 6447, Müslim 1678/28<br />
<br />
Hesaba çekilme herkes için söz konusu değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ bu ümmetten yetmiş bin kişiyi hesapsız ve azaba uğramaksızın cennete sokacağını Rasulü’ne bildirmiştir.<br />
<br />
Buhari 6452, Müslim 220/374<br />
<br />
Bunlar kendilerine rukye yapılmasını istemez, bedenlerini dağlamaz, uğursuzluk inancı taşımaz ve ancak Rablerine tevekkül ederler. Onların yüzleri dolunay parlaklığı gibi parlar halde olacaktır. Aynı zamanda bu yetmiş bin kişinin her bin kişisiyle beraber yetmişer bin kişi yani 70×70.000= 4.900.000 kişi ve Rabbimizin tutamlarından üç tutam avuç miktarı insan da hesapsızca cennete girdirilecektir.<br />
<br />
Tirmizi 2554, İbni Mace 4286, Ahmed 5/250 No: 22508, 22659<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kullarına karşı, annenin çocuğuna duyduğu merhametten daha fazla merhametlidir.<br />
<br />
Buhari 5996, Müslim 2754/22<br />
<br />
Yüce Mevla gökleri ve yeri yarattığı gün rahmeti yüz parçaya ayırdı. Bunlardan bir parçayı cinler, insanlar, hayvanlar ve haşerelerin arasına indirip yaydı. İşte o tek bir parça rahmet sebebiyle mahlukat birbirine şefkat etmekte, vahşi hayvanlar bile yavrularına meyledip onları ihmal etmemektedir. Rahmeti gazabına galip gelen Rabbimiz rahmetinin kalan doksan dokuz kısmını geri bırakmıştır ve kıyamet gününde o kalan kısımla kullarına merhamet edecektir.<br />
<br />
Buhari 5997, Müslim 2751, 2753<br />
<br />
Azabı da çetin olan, Rahman, Rahim, Rauf şefkatli, Latif yumuşaklık ve lütuf sahibi, Halim yumuşaklıkla muamele edici ve Gaffar çokça bağışlayıcı olan Rabbimizden bizlere hesap gününde rahmetiyle muamele etmesini ve bizleri cennetine girdirmesini niyaz ediyoruz.<br />
8) Mizan (Terazi)<br />
<br />
Hesap ve kullar arası hak alışverişi tamamlandıktan sonra ameller tartılır. Muhasebe, işlenen amelin kendisi için, tartma ise işlenen amellerin karşılığını vermek içindir. Verilecek olan karşılık, amelin kendisine ve miktarına göre olmalıdır. Öyleyse amellerin tartılması, hesaba çekilmeden sonra olmalıdır.<br />
<br />
Kıyamet gününde amellerin tartılması için hakiki terazi kurulacaktır. Bu terazinin iki kefesi bulunacak ve şayet o terazide gökler ve yer tartılacak olsa onları alacak kadar genişleyebilme özelliğine sahip olacaktır.<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/162, Hakim<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu terazi hakkında şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Biz, kıyamet günü adalet terazilerini kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz. (Yapılan iş) bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu (teraziye) getiririz…”<br />
<br />
Enbiya 47<br />
<br />
Her ne kadar bu ayette ‘teraziler’ şeklinde çoğul sigayla birden fazla terazi varmış gibi bildirilse de, alimlerin çoğunluğu kıyamet günü terazinin tek olacağı, ancak içinde tartılacak amellerin çok ve çeşitli olması itibarıyla burada çoğul olarak getirildiği görüşündedirler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“O gün tartı haktır (tam doğrudur). Kimin terazisi ağır basarsa, işte onlar felaha erenlerin ta kendileridir. Her kimin tartısı da hafif gelirse, işte onlar ayetlerimize zulmetmelerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.”<br />
<br />
A’raf 8, 9<br />
<br />
Kelime-i şehadetin bulunacağı kefe, ne kadar çok olursa olsun günahların konulacağı kefe karşısında daha ağır basacaktır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bildirdiğine göre kıyamet günü Allah-u Teâlâ bu ümmetten bir kişiyi, herkesin önünde ayıracaktır. Bu kişinin aleyhine her birinin boyu gözün görebildiği mesafe kadar olan doksan dokuz dosya açılır. Sonra Allah ona bu dosyalarda yazılanlara itirazı olup olmadığını sorar.<br />
<br />
Adam:<br />
<br />
−Hayır, ya Rabbi, der. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ onun bir iyiliği olduğunu ve ona haksızlık yapılmayacağını bildirir. Üzerinde kelime-i şehadet bulunan bir bıtaka kağıt parçası getirilir. Adam böyle çok olan günah defterleri karşısında bu kağıdın bir değeri olacağına ihtimal vermez. Müteakiben günah dosyaları terazinin bir kefesine, kağıt parçası da diğer kefesine konulur ve kağıt parçasının konduğu kefe ağır basar. Hiçbir şey Allah’ın ismi yanında ağır basamaz.<br />
<br />
Tirmizi 2776, İbni Mace 4300, Hakim 1/2, 529, Ahmed 2/213, No: 6994, 7066, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 135<br />
<br />
Terazide kulun amellerinin bulunduğu defterlerin tartılması söz konusu olduğu gibi amellerin tartılacağı da, kişinin kendisinin tartılacağı da söylenmiştir. Çünkü:<br />
<br />
a) Kulun terazisine konulacak en ağır şeyin güzel ahlak olduğuna, “Subhanallahi ve Bi Hamdihi Subhanallahi’l-Azîm” sözünün terazide ağır olacağına, “Elhamdulillah” sözünün de mizanı dolduracağına dair hadisler mevcuttur.<br />
<br />
Tirmizi 2070, 2071, Ahmed 6/441 No: 28044, 28067, 28082, Buhari 6343, Müslim 2694/31, Müslim 223/1, Tirmizi 3745<br />
<br />
b) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), İbni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’a bacağı ince olduğu için gülüşen ashabına o bacağın kıyamet günü mizanda Uhud Dağı’ndan daha ağır geleceğini haber vermiştir.<br />
<br />
Ahmed 1/114 No 920, Mucemu’l-Kebir 9/970<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in verdiği başka bir habere göre; kıyamet gününde iri cüsseli ve semiz bir adam hesap yerine gelir, ancak Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar ağır gelmez.<br />
<br />
Buhari 4550, Müslim 2785/18<br />
<br />
İlk üç hadiste amellerin tartılacağına, diğer iki hadiste de kulların kendisinin tartılacağına işaret vardır.<br />
9) Allah’ın Görülmesi<br />
<br />
Ehli Sünnet inancına göre Allah’ı dünyada görmek hiçbir insan için mümkün değildir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Şunu iyi bilin ki; sizden herhangi biriniz ölünceye kadar Rabbini asla göremeyecektir!”<br />
<br />
Müslim 2931/169<br />
<br />
Ebu Zerr (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:<br />
<br />
−Rabbini gördün mü? diye sorunca, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bir nur, O’nu nasıl görebilirim ki?”<br />
<br />
Müslim 178/291, Ahmed 5/148 No: 21638, 21720, 21830<br />
<br />
Kıyamet gününde Rabbimizi görme hakkında sorular sorulduğunda ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), öğlen vakti güneşi ve dolunay şeklindeyken ayı görmekte zorlanmadığımız gibi kıyamet gününde Rabbimiz (Tebareke ve Teâlâ) yı görmekte zorluk çekmeyeceğimizi haber vermiştir.<br />
<br />
Buhari: 633, Müslim 633/211<br />
<br />
Kıyamet günü insanlar toplu olduğu halde bir nidacı:<br />
<br />
−Her ümmet dünyada neye tapıyor idiyse onun peşine düşsün, diye seslenir. Bunun üzerine Allah’ın gayrısı şeylerden putlara ve dikili taşlara tapınanların hepsi cehenneme dökülürler. Geriye günahkar ve iyi olsun Allah’a kulluk yapan ehli kitap ümmetler kalır. Yahudiler çağrılır ve neye taptıkları sorulur.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
−Biz Allah’ın oğlu Üzeyr’e tapıyorduk, derler.<br />
<br />
Bunun üzerine onlara:<br />
<br />
−Yalan söylüyorsunuz! Allah eş ve çocuk edinmemiştir, denilir. Onlara istekleri sorulur, onlar da susadıklarını söylerler. Cehennem onlara bir serap gibi gösterilir ve oraya sevk olunurlar. Su içmek için birbirlerini çiğneyerek oraya gider ve ateşe dökülürler.<br />
<br />
Sonra Hıristiyanlar çağrılır, neye taptıkları sorulur:<br />
<br />
−Allah’ın oğlu Mesih (İsa) ya tapıyorduk, derler.<br />
<br />
Bunun üzerine onlara da:<br />
<br />
−Yalan söylüyorsunuz! Allah hiçbir eş ve çocuk edinmemiştir, denilir. Onlara da istekleri sorulur, susadıklarını söylerler. Cehennem aynı şekilde onlara da bir serap gibi gösterilir ve oraya sevk olunurlar. Su içmek maksadıyla birbirlerini ezerek oraya gider ve ateşe dökülürler.<br />
<br />
Meydanda sadık olsun, facir olsun yalnızca Allah-u Teâlâ’ya kulluk eden muvahhid kimseler kalır. Alemlerin Rabbi (Subhanehu ve Teâlâ) onlara, gördükleri suretin dışında başka bir surette gelerek:<br />
<br />
−Neyi bekliyorsunuz? Her ümmet kulluk yaptığının peşine düştü, diye seslenir.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
−Biz muhtaç olduğumuz halde dünyada bu insanlardan ayrıldık ve onlarla arkadaşlık yapmadık, şimdi kendisine kulluk yaptığımız Rabbimizi bekliyoruz, derler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
−Ben sizin Rabbinizim, der.<br />
<br />
Bunun üzerine o muvahhid topluluk iki ya da üç kere:<br />
<br />
−Senden Allah’a sığınırız! Biz Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayız, derler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onlara:<br />
<br />
−Sizinle Rabbiniz arasında kendisini tanıyabileceğiniz bir alamet var mı? diye sorunca:<br />
<br />
−Evet, baldırdır, derler. Allah-u Teâlâ baldırını (sakını) açar, ihlaslı mü’minler hemen O’na secde ederler. Dünyadayken riya ve gösteriş için Allah’a secde edip namaz kılanlar da secde etmek isterler ancak Allah buna müsaade etmez ve onların sırtlarını tek bir tabakaya çevirir. Secde etmek istedikçe enseleri üzere geri düşerler.<br />
<br />
“İncik/baldır açıldığı gün secdeye davet olunurlar da güç yetiremezler.”<br />
<br />
Sonra secde edenler başlarını kaldırırlar. Gördükleri ilk sureti değişmiş olduğu halde:<br />
<br />
−Ben sizin Rabbinizim, der, onlar da:<br />
<br />
−Sen Rabbimizsin, derler. Akabinde cehennemin üzerine Sırat Köprüsü kurulur ve şefaate izin verilir.<br />
<br />
Buhari 801, 6471, 7303, 7310, Müslim 182, 183<br />
10) Sırat Köprüsü<br />
<br />
Sırat, hesap ve mizandan sonra insanların üzerinden geçmesi için cehennemin üzerine kurulan bir köprüdür. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu köprüyü ‘ayakların kayacağı bir yer’ diye tarif ederken, büyük sahabi Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) ise ‘keskin kılıç ağzı gibi ince ve kaygan bir yer’ diye tarif etmiş, Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) ise:<br />
<br />
“Bana köprünün (Sırat’ın) kıldan ince ve kılıçtan keskin olduğu haberi ulaştı,” demiştir.<br />
<br />
Buhari 7312, Müslim 183/302, Taberani, Terğib ve Terhib 7/163<br />
<br />
Cehennemin üzerine kurulan bu köprünün iki yanında, kızgın demirlerden olup büyüklüğünü yalnız Allah’ın bildiği, baş kısımları eğri, sert ve keskin, geniş çengeller vardır ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunları Arabistan’ın Necd bölgesinde yetişen sa’dan dikenlerine benzetmiştir. Bu çengeller insanların dünyadaki amellerine göre kişilere musallat kılınır. Bazı insanlara hiç dokunmaz, bazılarını tırmalar ve dengesini bozar, diğer bazılarını da yakalayıp bırakmaz ve altındaki cehenneme yuvarlar.<br />
<br />
İnsanların tamamı mü’min-kafir, salih-fasık ayrımı olmaksızın, Nebi ve Rasuller dahil (öncelikle Ümmet-i Muhammed olmak üzere) herkes Sırat Köprüsü’nden geçecektir. Bu esnada dünyada en çok ihlal edilen ve Allah katında değerleri çok büyük olan ‘emanet’ ve ‘rahim (yani akrabalık bağları)’ oraya gönderilir ve Sırat’ın sağlı sollu iki yanına dikilirler.<br />
<br />
Dünyada hak dinin gereği olan amelleri yapıp sırat-ı müstakim (dosdoğru yol) üzere olan kimseler Sırat Köprüsü üzerinden de ayakları kaymadan geçecektir. Bunlardan bazıları amelleri karşılığında şimşek gibi, bazıları rüzgar gibi, diğer bazıları kuş uçuşu gibi, kimisi iyi cins bir at gibi, kimisi insan koşması gibi, bazısı da normal yürüyüşle geçerler. Onları bu şekilde geçiren amelleridir.<br />
<br />
Bu esnada Nebimiz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetine olan düşkünlüğü ve merhameti sebebiyle köprü üzerinde dikilmiş ve ümmeti için Allah’a niyazda bulunarak:<br />
<br />
−Rabbim! Selamet ver, selamet ver! der. Nihayet kulların amelleri yetersiz kalır, bazıları yürümeye güç yetiremez ancak emekleyerek ve sürünerek geçer ve kurtulurlar.<br />
<br />
Bu dünyada sırat-ı müstakimden ayrılarak dinin gereklerini yerine getirmeyenler ise -Allah’ın diledikleri hariç- bu son günde köprüden geçemeyecek ve ayakları kayıp cehenneme yuvarlanacaktır.<br />
<br />
Buhari 6472, 7312, Müslim 182, 183<br />
<br />
Hadislerde zikredilen bu Sırat Köprüsü üzerinden geçiş Kur’an’ı Kerim’de cehenneme uğrama şeklinde ifade edilmiştir:<br />
<br />
“Sizden herkes oraya (cehenneme) uğrayacaktır! (Bu) Rabbinizin üzerine aldığı kesin bir hükümdür. Sonra biz muttakileri (Allah’tan sakınanları) kurtarırız, zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.”<br />
<br />
Meryem 71, 72<br />
<br />
Bu ayet ile hadisler bir arada düşünüldüğünde ortaya çıkan şey; Sırat Köprüsü üzerinden herkes geçecek, bu geçiş oradan geçip kurtulan mü’minlerin cehenneme uğratılmaları olacaktır. Yoksa herkesin cehenneme girmesi söz konusu değildir. Allah-u a’lem.<br />
<br />
Müslim 2496/163, İbni Mace 4281, Ahmed bin Hanbel Müsned 6/286 No: 26972<br />
<br />
Sırat Köprüsünü geçip ateşten ebediyen kurtulan mü’minlere, cennet ile cehennem arasında bir köprü üzerinde bekletilerek dünyadayken aralarında meydana gelmiş olan haksızlıklar için kısas uygulanır. Haksızlıklardan arınıp tertemiz oldukları zaman onların cennete girmelerine izin verilir. O mü’minlerden her birisi cennetteki makamını, dünyadaki evinin yolunu nasıl biliyorsa ondan daha doğru bulur ve oraya varır.<br />
<br />
Buhari 6448</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kıyametin Kopması ile ilgili Sahih Hadisler</span></span><br />
<br />
Büyük Gün Kıyamet<br />
<br />
Ahirete imanın üçüncü ve son bölümü de; kıyametin kopması, bu alemin başka bir aleme dönüşmesi, ba’s yeniden diriliş, haşir, havuz, kulların hesaba çekilmesi, kullar arası hak alışverişi, mizan ve amellerin tartılması, Sırat’tan geçme, cennet ve cehenneme giriş ve Allah’ın kendisinin ve razı olduğu kullarının dilediği kullarına şefaat etmelerini içeren bölümdür.<br />
<br />
Ahiret günü, Sur’a üfürülmesi neticesinde kıyametin kopması ve bu alemin yok olmasıyla başlar. Allah’ın diledikleri hariç göklerdeki ve yerdeki bütün canlılar ölür. Gökler ve yer, şimdiki halinden farklı, başka bir hale dönüşür.<br />
<br />
Sonra Yüce Allah bütün cinleri ve insanları yeniden diriltir, onları dünyadayken işledikleri iyi ve kötü amellerinden dolayı hesaba çeker, ameller terazilerde tartılır, terazinin sevap kefesi ağır basanları cennete, günah kefesi ağır basanları da cehenneme girdirir. Böylece imtihan dünyasının karşılığı olan ebedi hayat başlamış olur.<br />
<br />
Şimdi ayet ve hadisler ışığında bu anlatılanların teferruatına girelim:<br />
1) Kıyametin Kopması<br />
<br />
Vaktini yalnızca Allah’ın bildiği o gün geldiğinde İsrafil (Aleyhisselam), üfleme emriyle beraber Sur’a üfler. Sur, hadiste bildirildiğine göre içine üflenen bir boynuzdur.<br />
<br />
Ebu Davud 4742, Tirmizi 2547, Ahmed 2/162 No: 6507, 6805<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Sur’a bir defa üflendiği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın edildiği zaman, işte o gün olacak olur, gök de yarılır ve artık o gün o, çökmeye yüz tutar.”<br />
<br />
Hakka 13-16<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Sur’a üflenince Allah’ın diledikleri hariç göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölür…”<br />
<br />
Zümer 68<br />
<br />
Kıyamet bir Cuma günü sabah vakti şafağın atması ile güneşin doğuşu arasında kopar. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı Cuma günüdür… Kıyamet o gün kopacaktır. İnsanlar ve cinler hariç bütün canlılar kıyametin kopmasından korkarak Cuma günü sabah olunca güneş doğuncaya kadar kulak kabartırlar.”<br />
<br />
Ebu Davud 1046, Nesei 1430, İbni Mace 1084, Muvatta 1/137, Müslim 854/18, Tirmizi 487<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“…Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun kabzasındadır. Gökler ise O’nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır…”<br />
<br />
Zümer 67<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ayetin tefsirini şöyle yapmıştır:<br />
<br />
“Allah Azze ve Celle kıyamet günü gökleri dürer. Sonra sağ eliyle onları tutar ve:<br />
<br />
−Melik benim! Cebbarlar (zorbalar) nerede? Mütekebbirler (büyüklenenler) nerede? buyurur. Sonra yerleri sol eliyle katlar ve:<br />
<br />
−Melik benim! Cebbarlar nerede? Mütekebbirler nerede? buyurur.”<br />
<br />
Müslim 2788/24<br />
<br />
Bir keresinde Yahudi alimlerinden birisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e geldi ve:<br />
<br />
−Ya Muhammed! Şüphesiz ki Allah-u Teâlâ, kıyamet günü gökleri bir parmağında, yerleri bir parmağında, dağları ve ağaçları bir parmağında, suyu ve toprağı bir parmağında, diğer mahlukatı da bir parmağında tutar. Sonra onları hareket ettirerek:<br />
<br />
−Melik benim, melik benim! buyurur, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Yahudi aliminin verdiği bu haberden hoşnut oldu, onu tasdik ederek güldü ve Zümer Suresi 67. ayetini okudu:<br />
<br />
−“Allah’ı hakkıyla takdir edemediler…”<br />
<br />
Müslim 2786/19, Buhari 7283, 7284<br />
2) Bu Alemin Başka Bir Aleme Dönüşmesi<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“O gün yer başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir, güneş dürülür, yıldızlar kararıp dökülür, denizler kaynatılır, gökyüzü yarılır ve kızarmış yağ renginde gül gibi olur, dağlar ufalanıp savrulur, böylece yerler dümdüz ve boş olur. Orada ne bir iniş ne de bir yokuş görülmez.”<br />
<br />
İbrahim 48, Tekvir 1, 2-6, Rahman 37, Ta-Ha 105-107, İnşikak 3<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yerin o günkü durumunu bize şöyle anlatmaktadır:<br />
<br />
“Kıyamet günü insanlar arınmış undan yapılmış çörek gibi duru beyaz bir saha üzerinde toplanacaktır. O sahada bir kimseye yol gösterecek hiçbir alamet yoktur.”<br />
<br />
Müslim 2790/28, Buhari 6437<br />
3) Ba’s (Yeniden Diriliş)<br />
<br />
Sur’a birinci üflenişle beraber kıyamet koptuktan sonra ikinci üflenişle ölülere hayat verilir. Bu hayat verme, insanın ruh ve bedeniyle dünyada olduğu gibi yeniden yaratılmasıdır.<br />
<br />
Bu hususta Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Sur’a üflenince Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde kim varsa hepsi ölür. Sonra ona bir daha üflenince birden onlar ayağa kalkmış bakınıyor olurlar.”<br />
<br />
Zümer 68<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de ilk diriltilecek olanı şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
“Ben, son nefhadan/üfürmeden sonra başını kaldıracakların ilkiyim. Bir de bakarım ki Musa aleyhisselam Arş’a yapışmış duruyor. O ilk nefhada/üfürmede ölmedi de hep öyle miydi yoksa ikinci nefhadan/üfürmeden sonra benden önce mi diriltildi bilmiyorum.”<br />
<br />
Buhari 3201, 4713<br />
<br />
İki nefha Sur’a üfleme arasında kırk vakitlik bir zaman dilimi vardır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İki nefha arasında kırk vakit vardır.”<br />
<br />
Hadisin ravisi olan Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’a bunun gün mü, ay mı yoksa yıl mı olduğu sorulmuş ve o bilmediği için cevap vermemiştir.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sonra Allah gökten bir su indirir de insanlar yeşil sebzenin bitmesi gibi yerden çıkarlar. İnsanın kuyruk sokumundaki bir kemiği hariç her parçası çürür. Kıyamet günü tekrar yaratılma o kemik parçasından olacaktır.”<br />
<br />
Müslim 2955/141, Buhari 4713<br />
<br />
Bu dirilme hali, herkes hangi hal üzere vefat ettiyse ona uygun bir halde olur.<br />
<br />
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Her kul, vefat ettiği hal üzere diriltilir.”<br />
<br />
Müslim 2878/83<br />
<br />
Yani iyilik üzere ölmüşse güzel bir halde, kötülük üzere ölmüşse kötü bir hal üzere diriltilir.<br />
4) Haşir (Toplanma)<br />
<br />
Haşir, insanların kendi aralarındaki hakların alınıp verilmesi için mahkemenin kurulacağı yerde toplanmalarıdır. Bu olay, mahlukatın tekrar diriltilip kabirlerinden çıkışından sonra olacaktır. Allah-u Teâlâ meleklere emreder, onlar da insanları mahşer sahasına getirirler.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyamet günü yeryüzünün halini bize şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
“Kıyamet günü yeryüzü bir tek ekmek olur. Sizden birinizin seferde ekmeğini evirip çevirdiği gibi Cebbar olan Allah onu eliyle evirir çevirir. Bu muazzam ekmek cennet ahalisi için azık olarak hazırlanır…”<br />
<br />
Buhari 6436<br />
<br />
İnsanlar ilk yaratıldıkları gibi çıplak olarak diriltilecekler ve daha sonra giyindirileceklerdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Muhakkak ki sizler yalınayaklı, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız… Mahlukat içinde kıyamet günü ilk olarak elbise giydirilecek kişi İbrahim aleyhisselam’dır…”<br />
<br />
Buhari 6439, 6440, Müslim 2860/58<br />
<br />
İnsanlar haşir esnasında dünyadaki inanç ve yaşantılarına göre birbirlerinden farklı olacaklardır. Allah-u Teâlâ bize kısmen şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
“…Biz onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşrederiz…”<br />
<br />
İsra 97<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de biraz teferruatlı olarak şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
“Muhakkak ki sizler yayalar, biniciler ve yüzleri üzere çekilenler olarak haşrolunacaksınız!”<br />
<br />
Tirmizi 3350<br />
<br />
Bu hususta tesbit edebildiğimiz kısımlar şunlardır:<br />
(1) Yüzü Üzere Haşrolunacaklar<br />
<br />
Enes bin Malik (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği bir hadiste adamın biri kafirin kıyamet günü yüzünün üzerinde nasıl haşrolunacağını sorunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle cevap vermiştir:<br />
<br />
“Dünyada onu iki ayağının üzerinde yürüten, kıyamet günü yüzü üzerinde yürütmeye kadir değil midir?”<br />
<br />
Hiç şüphe yok ki kadirdir!<br />
<br />
Buhari 4622, Müslim 2806/54<br />
(2) Yüzleri Kararanlar ve Ağaranlar<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Nice yüzlerin ağardığı ve nice yüzlerin karardığı gün yüzleri kararanlara: ‘İmanınızdan sonra inkar mı ettiniz? Öyleyse inkar etmenizden dolayı tadın azabı!’ (denilir).Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah’ın rahmeti içindedirler. Orada ebedi kalacaklardır.”<br />
<br />
Âl-i İmran 106, 107<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“O gün ışıl ışıl parlayacak olan yüzler vardır ki, onlar Rablerine bakarlar.”<br />
<br />
“Ve o gün buruşacak olan yüzler vardır ki, onlar bel kemiklerinin kırılacağını anlarlar.”<br />
<br />
Kıyamet 22-25<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“O gün birtakım yüzler parlak, güleç ve sevinçlidir. Ve yine o gün birtakım yüzleri de keder bürümüştür ki, hüzünden kapkara kesilmiştirler. İşte onlar günahkar kafirlerin ta kendileridir.”<br />
<br />
Abese 40-42<br />
(3) Cin Çarpmış Gibi Olanlar<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Faiz yiyenler kıyamet günü kabirlerinden, ancak şeytan çarpmış kimselerin (cinnet nöbetinden) kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların: ‘Alışveriş tıpkı faiz gibidir.’ demeleri sebebiyledir. Halbuki Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır…”<br />
<br />
Bakara 275<br />
(4) İnsan Suretinde Zerre Tanesi Kadar Olanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Mütekebbirler kendini beğenmiş büyüklenenler kıyamet günü adam suretinde zerrecikler kadar küçük olarak haşrolunacaktır. Zillet ve horluk her taraftan kendilerini kaplar. Onlar cehennemde adına Bules denilen bir hapishaneye sürülürler, üzerlerinde ateşlerin ateşi yükselir. Kendilerine cehennem halkının usaresinden özü/sıkma suyundan, kan ve irin çamurundan içirilir.”<br />
<br />
Tirmizi 2610, Ahmed 2/179 No: 6677, Albânî Sahîhu’l-Cami’ 8040<br />
(5) İhramlı Olarak Telbiye Getirenler<br />
<br />
Abdullah ibni Abbas (Radiyallahu Anhuma) şöyle anlattı:<br />
<br />
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in beraberinde bulunan birisi Arafat’ta vakfe yaparken ihramlı olduğu halde birden devesinden düştü, düşer düşmez boynu kırıldı ve vefat etti. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):<br />
<br />
−‘Bu adamı su ve sidirle yıkayın ve iki ihram beziyle kefenleyin. Ona koku sürmeyin ve başına da bez sarmayın. Çünkü o kıyamet günü telbiye getirir halde diriltilecektir’ buyurdu.”<br />
<br />
Buhari 1196-1197, Müslim 1206/93<br />
(6) Boyunları En Uzun Olanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kıyamet gününde müezzinler, boyunları en uzun olanlar olacaklardır.”<br />
<br />
Müslim 387/14<br />
(7) Dünyada Kör Olmadığı Halde Kör Olarak Haşrolunanlar<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Herkim beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz ki onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O:<br />
<br />
−Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben görürdüm, der. (Allah) buyurur ki:<br />
<br />
−İşte böyle, çünkü ayetlerimiz sana geldi ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun.<br />
<br />
(Doğru yoldan) sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı ise daha şiddetli ve süreklidir.”<br />
<br />
Ta-Ha 124-127<br />
(8) Vücudunun Bir Tarafı Eğri Olanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Her kimin iki hanımı olur ve onların arasında adaletli davranmaz, birine diğerinden daha fazla meylederse ilgi gösterirse kıyamet günü bir tarafı düşük yamuk olarak gelir.”<br />
<br />
Ebu Davud 2133, Tirmizi 1149, İbni Mace 1969<br />
(9) Yüzünde Et Parçası Olmayanlar<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sizden bir adam, sürekli insanlardan dilenir. Nihayet bu kişi kıyamet günü yüzünde et parçası olmaksızın gelir Allah’a kavuşur.”<br />
<br />
Buhari 1403, Müslim 1040/103-104<br />
<br />
Kıyamet günü olan o son gün, vakit olarak çok uzundur: elli bin senedir. Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettiği hadiste, altın ve gümüş sahibi olup da onların zekat hakkını vermeyenlerin azabı bildirilirken o altın ve gümüşlerin ateşten levhalar haline getirileceği ve bu levhalarla o kimselerin böğür, alın ve sırtlarının dağlanacağı, bu azaplandırmanın kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar, miktarı elli bin sene süren bir gün içinde devam edeceği bildirilmektedir.<br />
<br />
Aynı şekilde sığır, deve ve davarları olup da onların hakkını vermeyenlerin düz bir sahaya yatırılacakları, sonra da bu hayvanlar tarafından kah ısırılacağı, kah toslanarak çiğneneceği ve bu azaplandırmanın da elli bin sene süren o gün boyunca kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam edeceği bildirilmektedir.<br />
<br />
Müslim 987/24, Ebu Davud 1658<br />
<br />
İnsanlar geniş ve düz bir sahada toplanır, güneş insanlara 1.800 metre kalacak kadar yaklaştırılır. Güneşin şu anki dünyaya uzaklığı 150.000.000 kilometredir. Herkes dünyada yaptığı amelleri oranında terler, öyle ki ter yerin içine 100 metre mesafe kadar işler.<br />
<br />
İnsanlardan kimisi ökçelerine, kimisi baldırının yarısına, kimisi dizlerine, kimisi beline, kimisi omuzlarına, kimisi boyunlarına ve ağzının içine girecek kadar terler. Hatta bazılarını terleri yutacak, boylarını aşacaktır.<br />
<br />
Müslim 2863, 2864, Buhari 6445, 6446, Tirmizi 2536, Terğib ve Terhib 7/101, Ahmed 4/157 No: 17576, İbni Hibban, Hakim<br />
<br />
Bu uzun bekleme süresi inkarcılar için zorlu ve meşakkatli, mü’minler için ise kısmen kolay ve kısa tutulacaktır. Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sur’a üfürüldüğü zaman, işte o gün zorlu bir gündür. Kafirler için kolay değildir.”<br />
<br />
Müddessir 8-10<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah Azze ve Celle bu ümmeti mahşerde yarım günden daha çok aciz bırakmaz!”<br />
<br />
Ebu Davud 4349<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurdu:<br />
<br />
“İnsanların hesap için alemlerin Rabbi Allah’ın huzurunda bekledikleri elli bin seneden oluşan bir günün yarısı olan zaman mü’minler için; güneşin batıya iyice yaklaşmasından batmasına kadar geçen vakit gibi kısa ve kolay olur.”<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/103, Ebu Ya’la, İbni Hibban<br />
<br />
Mahşer alanı çok geniş ve düz olmasına rağmen orada herhangi bir seslenici seslense onun sesini herkes duyar ve mahşer halkına bakmak isteyen bir bakışta insanların tamamını görür.<br />
<br />
Bu bekleyiş sebebiyle insanların gamı ve meşakkati tahammül edemeyecekleri bir hale geldiğinde insanlar bu sıkıntının bitmesi ve hesabın başlaması için Allah’a kendileri hakkında şefaat edecek birilerini ararlar.<br />
<br />
Bunun için önce Adem (Aleyhisselam)’a, sonra Nuh (Aleyhisselam)’a, daha sonra İbrahim (Aleyhisselam)’a ve ondan sonra da Musa (Aleyhisselam)’a giderler. Bu nebilerin hepsi dünyadayken işledikleri hatalarını hatırlatarak kendilerinin bu iş için ehil olmadıklarını ve daha ehil birine gitmelerini isterler. Akabinde İsa (Aleyhisselam)’a gelirler, o da insanları Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e gönderir.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yalnızca kendisine mahsus olan şefaatini ki buna Şefaat-i Uzma Büyük Şefaat denir yapar ve gidip insanların yanında durur. Sonra melekler inerler, daha sonra da haklarında hüküm vermek ve kullar arasındaki davaları halletmek için Yüce Rabbimiz gelir.<br />
<br />
Fecr 22, Buhari 3122, 4514, Müslim 194/327, Tirmizi 2551, Ahmed 1/281, 282 No: 2546, 2692<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Yer O’nun nuruyla aydınlanır, Nebiler ve şahitler getirilir.”<br />
<br />
Zümer 69<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“Akabinde cehennem getirilir.”<br />
<br />
Fecr 23<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Cehennemin yetmiş bin bağı ve her bağı çeken yetmişer bin melek vardır, onu sürükleyip getirirler.”<br />
<br />
Müslim 2842/29, Tirmizi 2698<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“O gün cehennemden gören iki gözü, işiten iki kulağı ve konuşan bir dili olan bir boyun çıkar ve der ki:<br />
<br />
−Ben bugün üç kişiye onları yakalamaya vekil tayin edildim: Her inatçı zorbaya, Allah ile beraber başka bir ilaha dua edene ve musavvirlere canlı resmi ve heykeli yapanlara.”<br />
<br />
Tirmizi 2700<br />
<br />
Sıkıntısı ve sıcağı şiddetli o günde yalnızca Allah’ın diğer bir rivayette Arş’ının gölgesi var olup başka bir gölge yoktur. Tek olan o gölgede de Allah-u Teâlâ şu yedi kısım insanı gölgelendirir:<br />
<br />
1) Adaletli devlet başkanı,<br />
<br />
2) Rabbine ibadet içinde temiz hayat yaşayan genç,<br />
<br />
3) Gönlü mescitlere bağlı olan kimse,<br />
<br />
4) Birbirlerini Allah için seven, beraberlikleri de ayrılmaları da buna bağlı olan iki kişi,<br />
<br />
5) Makam sahibi ve güzel bir kadının zina teklifini Allah korkusu sebebiyle reddeden erkek,<br />
<br />
6) Kimse bilmeyecek şekilde gizli sadaka veren kişi,<br />
<br />
7) Yalnızken Allah’ı zikredip ağlayan kişi.<br />
<br />
Buhari 693, Müslim 1031/91<br />
5) Havuz<br />
<br />
Mahşer alanında her nebinin bir havuzu vardır. Her nebi havuzuna su içmeye gelenlerin çokluğuyla iftihar edecektir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in de havuzu vardır ve o, su içmeye geleni en çok olan nebi olmayı ummaktadır.<br />
<br />
Tirmizi 2560<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in havuzunun genişliği bir aylık mesafe kadar ya da Aden ile Eyle arası mesafeden daha uzundur. Onun suyu sütten daha beyaz, kardan daha soğuk ve baldan daha tatlıdır. Kokusu ise miskten daha hoştur. Havuzun kenarlarında gökteki yıldızlar kadar çok sayıda altın ve gümüşten cennet bardakları vardır.<br />
<br />
Aden: Yemen’de bir sahil şehrinin adıdır.<br />
<br />
Eyle: Suriye’nin denize kıyısı olan bölgesindeki bir kasabanın adıdır.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) herkesten önce havuzunun başına gidecek ve ümmetini abdest azalarının parlaklığından tanı(Zeker) havuzuna çağıracaktır. Herkim ondan bir yudum içerse bir daha asla susuzluk çekmez.<br />
<br />
Havuzun başına gelecek ilk insanlar Muhacirlerin fakirleri olacaktır. Bu havuzun suyunu artırıp çoğaltan biri altın ve diğeri gümüş iki oluk vardır ki, devamlı olarak cennetten su taşı(Zeker) havuza boşaltırlar.<br />
<br />
Su taşınan kaynak ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e verilen cennetteki Kevser Nehri olmalıdır. Nitekim Kevser hakkında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle bilgi vermiştir:<br />
<br />
“İki yanı altından, akma yatağı inci ve yakut üzerinde, toprağı miskten daha hoş, her iki yanında inciden kubbeler olan bir nehir.”<br />
<br />
Ümmeti Muhammed’den olduğu halde o havuzun başına gelen ve cehennem zebanileri tarafından uzaklaştırılıp Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından kovulan insanlar olacaktır ki, onlar sünnete muhalif şeyler ihdas edip bid’at çıkaranlardır. Onlar arkaları üzere dinden çıkmış kimseler olarak vasfedilmektedirler ve çok azı müstesna cehennemden kurtulamayacaklardır.<br />
<br />
Buhari 6476, 6485, Müslim 247, 248, 400/53, 2289, 2305, Tirmizi 2561, 2562, 3579, 3581, İbni Mace 4301, 4306<br />
6) Kulların Hesaba Çekilmeleri<br />
<br />
O gün, artık amellerin karşılıklarının alındığı gündür. Herkes dünyadayken yaptığı amellerinin karşılığını, niyetlerine göre alacak ve zerre kadar zulme ve haksızlığa uğramayacaktır.<br />
<br />
Ebu Zerr (Radiyallahu Anh)’ın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettiği kudsi bir hadiste Allah (Tebareke ve Teâlâ) şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
“…Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir. Ben onları sizin için sayıyor ve muhafaza ediyorum, sonra onların karşılığını size tam olarak veririm. Öyleyse her kim bir hayır bulursa Allah’a hamdetsin, her kim de onun haricinde bir şey bulursa başkasını değil ancak kendini kınasın.”<br />
<br />
Müslim 2577/55<br />
<br />
Kendisinde ancak rasullerin konuşmasına izin verilen o gün, her bir kulun Allah’a arz olunmasının ardından amellerin yazılı olduğu defterler sahiplerine dağıtılır. Amel defterleri, öncekilerin ve sonrakilerin yaptığı işleri kapsar. Ortaya konan bu defterlerde sayılıp kayda geçmeyen küçük büyük hiçbir amel yoktur. Kehf 49 Mahlukatın işlediği ameller Kiramen Katibin isimli meleklerce bu defterlere yazılmıştır. İnfitar 10-12, Casiye 29<br />
<br />
Bu amel defterlerinin dağıtılması esnasında defterler bazılarına sağ taraflarından, bazılarına sol ve diğer bazılarına da arka taraflarından verilir.<br />
<br />
İyi amel işleyenlere bunun bir göstergesi olarak defterleri sağdan verilir. Onlar o gün sevinçli olarak ailelerine döner ve: Alın kitabımı okuyun. Ben zaten kitabımla karşılaşacağımı biliyordum, derler. O kimseler kolay bir hesaba çekilecek ve hoşnut olacakları bir hayatla karşılaşacaklardır. İnşikak 7-9, Hakka 19-21<br />
<br />
Kötü amel işleyenlerin göstergesi ise kitaplarının sol taraftan veya arkalarından verilmesidir. Kitabı solundan verilenler: Keşke kitabım verilmeseydi de hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke ölüm işimi bitirseydi, derler. Hakka 25-27 Kitabı arkasından verilen de derhal yok olmayı ister ve ateşe girer. Çünkü o, ailesinin yanında Rabbine dönmeyeceğini sanarak şımarıyordu. İnşikak 10-14<br />
<br />
İnsanlar Rablerine arz olunup adil bir şekilde hesaba çekileceklerdir. Hicr 92, Kehf 48, Hakka 18 Yüce Mevla bizlerden her birisiyle aracı ve tercüman olmaksızın konuşacaktır. Buhari 6451, Müslim 1016/67 Bu arz olunma esnasında kulların lehine ve aleyhine deliller getirilecek ve dünyada yapılan amellerin salih ya da fasid oldukları ortaya çıkarılacaktır.<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu yapılanın yalnızca arz Allah’a sunulma olduğunu belirtmektedir. Bu arz esnasında insanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça Rabbinin huzurundan ayrılamaz.<br />
<br />
Bunlar:<br />
<br />
1) Ömrünü nerede ve nasıl tükettin?<br />
<br />
2) Gençliğini nerede ve nasıl yıprattın?<br />
<br />
3) Malını nereden kazandın?<br />
<br />
4) Malını nereye harcadın?<br />
<br />
5) Öğrendiklerin hakkında ne amelde bulundun?<br />
<br />
Tirmizi 2531<br />
<br />
Allah-u Teâlâ mü’min kullarından bazılarıyla konuşurken ona yaklaşır ve rahmetiyle onu sarar, kuşatır. Akabinde onun dünyada yapmış olduğu her ameli başkaları duymayacak şekilde ona hatırlatır. O da yaptıklarını hatırlar ve inkar etmeksizin itiraf eder. Yaptığı kötülüklerden kendisine hatırlatılanların çokluğundan dolayı helak olacağına kanaat etmeye başladığında Allah (Azze ve Celle):<br />
<br />
−“Ey kulum! Ben senin aleyhine olan bu günahlarını dünyadayken insanlardan gizlemiştim. Bugün de tüm bunları senin lehine olmak üzere mağfiret ediyorum” buyurur ve o mü’min kula yalnızca hasenat iyilik defterleri sağ tarafından verilir.<br />
<br />
Buhari 2261, Müslim 2768/52<br />
<br />
Bunun gibi, kıyamet günü Müslümanlardan niceleri dağlar gibi çok günahlarla getirilir de Allah-u Teâlâ rahmetiyle onları mağfiret eder ve hoşnut olduğu her Müslüman’a karşı bir Yahudi veya Hristiyan ileterek:<br />
<br />
−“Bu senin ateşten kurtulma fidyendir” buyurur.<br />
<br />
Müslim 2767/49, 51<br />
<br />
Kafir ve münafıklara gelince; onlar dünyada işledikleri kendilerine hatırlatılınca suçlarını inkar ederler. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ onların ağızlarını mühürler ve organlarına:<br />
<br />
−“Konuşun, der. Elleri, ayakları, kulakları, gözleri, derileri, etleri ve kemikleri kişinin inkar ettiği şeyleri ortaya dökerek aleyhine şahitlik yaparlar.<br />
<br />
O kullara tekrar konuşma izni verildiğinde organlarına kızarak:<br />
<br />
−Niçin aleyhimize şahitlik yapıyorsunuz? diye sorarlar.<br />
<br />
Organlar:<br />
<br />
−Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu, derler.”<br />
<br />
Nur 24, Yasin 65, Fussilet 20-21, Müslim 2968, 2969<br />
<br />
Bu konuşmanın ardından da ona, iyilik ve kötülüklerinin yazılı olduğu amel defterleri solundan veya arkasından verilir. Böylece mü’min kul Allah’a arz olunarak kolay bir hesaba çekilir, münafık ve kafir kullar ise inceden inceye hesaba çekilerek azabı hak eden ve helak olanlardan olur.<br />
<br />
Buhari 258, Müslim 2876/79<br />
<br />
Bu hesaba çekilme işlemi ümmetler arasında sırayla yapılacak ve bizler Ümmet-i Muhammed, hesaba ilk çekilenler olacağız. Bizler dünya ehlinin sonuncularıyız, kıyamet günü ise en öne geçip mahlukatın hepsinden önce lehlerinde hüküm verilecek olanlarız.<br />
<br />
Müslim 856/22, Buhari 850, İbni Mace 4290<br />
<br />
Kulların amel olarak hesap vereceği ilk şey namazdır. Eğer namazı tam ve sahih olursa felaha erer ve hesabı başarıyla bitirir, diğer amelleri de kabul edilir. Yok eğer namazı fasid bozuk olursa perişan olur, hüsrana düşer. Diğer amelleri de namazı gibi ifsad olur. Şayet farz namazlarından eksiği varsa Rabbimiz (Tebareke ve Teâlâ):<br />
<br />
−Kulumun tatavvu nafile namazı var mı, bakın! buyurur. Varsa onlarla farzlardan eksik bıraktığı kadarını tamamlar, diğer amelleri de bu şekilde muamele görür.<br />
<br />
Tirmizi 409, Nesei 463, 466, İbni Mace 1425, 1426, Terğib ve Terhib 1/365, Mecmau’z-Zevaid 2/291, Taberani, Ahmed<br />
<br />
Bununla beraber o günün şiddetinden dolayı, bir kişi doğumundan ölümüne kadar hayatının tamamını Allah (Azze ve Celle)’ye itaat ederek geçirmiş olsa bile bu yaptıklarını az görerek dünyaya döndürülüp ecir ve sevabını artıracak işler yapabilmeyi temenni edecektir.<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/116, Ahmed<br />
<br />
Çünkü o gün nebi ve rasuller dahil hiç kimse dünyada yapa geldiği ameller sebebiyle cennete giremez. Cennete giriş ancak Rahman ve Rahim olan Allah’ın rahmeti ve mağfireti ile kulların hata ve kusurlarını örtüp bağışlamasıyla mümkün olacaktır.<br />
<br />
Buhari 6397, Müslim 2816/71, 2818/78<br />
<br />
Kıyamet gününde insanlar arasında hüküm verilinceye kadar her bir şahıs dünyadayken verdiği sadakasının gölgesinde bulunacaktır.<br />
<br />
İbni Hibban 3310, İbni Huzeyme Sahih 2431, Hakim 1517, Ahmed 4/147 No: 17466<br />
7) Kullar Arası Hak Alışverişi<br />
<br />
Allah-u Teâlâ, kendisiyle kulları arasında şirk ortak koşma dışındaki meseleleri dilediği kimseler için bağışlayacaktır. Nisa 48 Ancak dünyadayken kulları arasında cereyan etmiş ve helalleşilmemiş olan hak alışverişlerine karışmamış ve o hakların tasarrufunu hak sahibi olan kullarına bırakmıştır. Bundan dolayı miktarı elli bin sene olan o hesap gününde hak sahipleri kendilerine haksızlık ve zulüm yapan insanlardan haklarını alacaklardır.<br />
<br />
O günde altın ve gümüş gibi maddiyat söz konusu olmadığı için ödeşmeler, hak sahibine verilecek sevaplarla yapılacaktır. Hakların ödenmesine sevaplar yeterli gelmezse bu sefer hak sahibinin günahları hesaplaşma tamam olana kadar haksızlık yapana verilir de o kişi sevapları yok olmuş, üstelik kendi günahlarıyla beraber başkalarının günahlarını da yüklenmiş olarak ateşin yolunu tutar.<br />
<br />
Bu hususta Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in birkaç buyruğuna göz atalım:<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Andolsun ki kıyamet gününde bütün haklar sahibine ödenir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyuna kadar.”<br />
<br />
Müslim 2582/60, Tirmizi 2535<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Her kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helalleşsin. Çünkü orada kıyamet gününde dinar altın da, dirhem gümüş de yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi hasenelerinden alınmadan önce, dünyada onunla helalleşsin. Eğer onun hakkı karşılayacak kadar iyiliği yoksa kardeşinin günahlarından alınır, o zalimin üzerine atılır.”<br />
<br />
Buhari 6447, 2268<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“…Ümmetimin müflisi iflas edeni şu kimsedir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekat ile gelir, kendisi de şuna sövmüş, buna iftira atmış, öbürünün malını yemiş, berikinin kanını dökmüş ve bir diğerini dövmüş olarak gelir. Onun iyiliklerinden bir kısmı şuna, bir kısmı buna verilir. Eğer üzerinde olan kul hakları ödenmeden evvel hasenatı tükenirse hak sahiplerinin hatalarından alınır ve haksızlık yapana yüklenir. Sonra o kişi ateşe atılır.”<br />
<br />
Müslim 2581/59, Tirmizi 2533<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“…Sonra Allah-u Teâlâ yakındakilerin işittiği gibi uzakta bulunanların da işitebileceği gibi onlara şöyle seslenir:<br />
<br />
−Deyyan hesaba çekici benim, Melik benim. Kendisinde cennet ehlinden birinin hakkı olan cehennemlik kimse kısas olunmadan cehenneme giremez ve kendisinde cehennemliklerden birinin bir tokat ile de olsa hakkı bulunan cennetlik kimse de kısas olunmadan cennete giremez.”<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/127, Ahmed 3/495 No 16138<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Allah-u Teâlâ insanlar arasında ilk olarak, dökülen kan davaları hakkında hüküm verecektir.”<br />
<br />
Buhari 6447, Müslim 1678/28<br />
<br />
Hesaba çekilme herkes için söz konusu değildir. Çünkü Allah-u Teâlâ bu ümmetten yetmiş bin kişiyi hesapsız ve azaba uğramaksızın cennete sokacağını Rasulü’ne bildirmiştir.<br />
<br />
Buhari 6452, Müslim 220/374<br />
<br />
Bunlar kendilerine rukye yapılmasını istemez, bedenlerini dağlamaz, uğursuzluk inancı taşımaz ve ancak Rablerine tevekkül ederler. Onların yüzleri dolunay parlaklığı gibi parlar halde olacaktır. Aynı zamanda bu yetmiş bin kişinin her bin kişisiyle beraber yetmişer bin kişi yani 70×70.000= 4.900.000 kişi ve Rabbimizin tutamlarından üç tutam avuç miktarı insan da hesapsızca cennete girdirilecektir.<br />
<br />
Tirmizi 2554, İbni Mace 4286, Ahmed 5/250 No: 22508, 22659<br />
<br />
Allah-u Teâlâ kullarına karşı, annenin çocuğuna duyduğu merhametten daha fazla merhametlidir.<br />
<br />
Buhari 5996, Müslim 2754/22<br />
<br />
Yüce Mevla gökleri ve yeri yarattığı gün rahmeti yüz parçaya ayırdı. Bunlardan bir parçayı cinler, insanlar, hayvanlar ve haşerelerin arasına indirip yaydı. İşte o tek bir parça rahmet sebebiyle mahlukat birbirine şefkat etmekte, vahşi hayvanlar bile yavrularına meyledip onları ihmal etmemektedir. Rahmeti gazabına galip gelen Rabbimiz rahmetinin kalan doksan dokuz kısmını geri bırakmıştır ve kıyamet gününde o kalan kısımla kullarına merhamet edecektir.<br />
<br />
Buhari 5997, Müslim 2751, 2753<br />
<br />
Azabı da çetin olan, Rahman, Rahim, Rauf şefkatli, Latif yumuşaklık ve lütuf sahibi, Halim yumuşaklıkla muamele edici ve Gaffar çokça bağışlayıcı olan Rabbimizden bizlere hesap gününde rahmetiyle muamele etmesini ve bizleri cennetine girdirmesini niyaz ediyoruz.<br />
8) Mizan (Terazi)<br />
<br />
Hesap ve kullar arası hak alışverişi tamamlandıktan sonra ameller tartılır. Muhasebe, işlenen amelin kendisi için, tartma ise işlenen amellerin karşılığını vermek içindir. Verilecek olan karşılık, amelin kendisine ve miktarına göre olmalıdır. Öyleyse amellerin tartılması, hesaba çekilmeden sonra olmalıdır.<br />
<br />
Kıyamet gününde amellerin tartılması için hakiki terazi kurulacaktır. Bu terazinin iki kefesi bulunacak ve şayet o terazide gökler ve yer tartılacak olsa onları alacak kadar genişleyebilme özelliğine sahip olacaktır.<br />
<br />
Terğib ve Terhib 7/162, Hakim<br />
<br />
Allah-u Teâlâ bu terazi hakkında şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Biz, kıyamet günü adalet terazilerini kurarız. Artık kimseye hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz. (Yapılan iş) bir hardal tanesi kadar dahi olsa onu (teraziye) getiririz…”<br />
<br />
Enbiya 47<br />
<br />
Her ne kadar bu ayette ‘teraziler’ şeklinde çoğul sigayla birden fazla terazi varmış gibi bildirilse de, alimlerin çoğunluğu kıyamet günü terazinin tek olacağı, ancak içinde tartılacak amellerin çok ve çeşitli olması itibarıyla burada çoğul olarak getirildiği görüşündedirler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“O gün tartı haktır (tam doğrudur). Kimin terazisi ağır basarsa, işte onlar felaha erenlerin ta kendileridir. Her kimin tartısı da hafif gelirse, işte onlar ayetlerimize zulmetmelerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.”<br />
<br />
A’raf 8, 9<br />
<br />
Kelime-i şehadetin bulunacağı kefe, ne kadar çok olursa olsun günahların konulacağı kefe karşısında daha ağır basacaktır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bildirdiğine göre kıyamet günü Allah-u Teâlâ bu ümmetten bir kişiyi, herkesin önünde ayıracaktır. Bu kişinin aleyhine her birinin boyu gözün görebildiği mesafe kadar olan doksan dokuz dosya açılır. Sonra Allah ona bu dosyalarda yazılanlara itirazı olup olmadığını sorar.<br />
<br />
Adam:<br />
<br />
−Hayır, ya Rabbi, der. Bunun üzerine Allah-u Teâlâ onun bir iyiliği olduğunu ve ona haksızlık yapılmayacağını bildirir. Üzerinde kelime-i şehadet bulunan bir bıtaka kağıt parçası getirilir. Adam böyle çok olan günah defterleri karşısında bu kağıdın bir değeri olacağına ihtimal vermez. Müteakiben günah dosyaları terazinin bir kefesine, kağıt parçası da diğer kefesine konulur ve kağıt parçasının konduğu kefe ağır basar. Hiçbir şey Allah’ın ismi yanında ağır basamaz.<br />
<br />
Tirmizi 2776, İbni Mace 4300, Hakim 1/2, 529, Ahmed 2/213, No: 6994, 7066, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 135<br />
<br />
Terazide kulun amellerinin bulunduğu defterlerin tartılması söz konusu olduğu gibi amellerin tartılacağı da, kişinin kendisinin tartılacağı da söylenmiştir. Çünkü:<br />
<br />
a) Kulun terazisine konulacak en ağır şeyin güzel ahlak olduğuna, “Subhanallahi ve Bi Hamdihi Subhanallahi’l-Azîm” sözünün terazide ağır olacağına, “Elhamdulillah” sözünün de mizanı dolduracağına dair hadisler mevcuttur.<br />
<br />
Tirmizi 2070, 2071, Ahmed 6/441 No: 28044, 28067, 28082, Buhari 6343, Müslim 2694/31, Müslim 223/1, Tirmizi 3745<br />
<br />
b) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), İbni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’a bacağı ince olduğu için gülüşen ashabına o bacağın kıyamet günü mizanda Uhud Dağı’ndan daha ağır geleceğini haber vermiştir.<br />
<br />
Ahmed 1/114 No 920, Mucemu’l-Kebir 9/970<br />
<br />
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in verdiği başka bir habere göre; kıyamet gününde iri cüsseli ve semiz bir adam hesap yerine gelir, ancak Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar ağır gelmez.<br />
<br />
Buhari 4550, Müslim 2785/18<br />
<br />
İlk üç hadiste amellerin tartılacağına, diğer iki hadiste de kulların kendisinin tartılacağına işaret vardır.<br />
9) Allah’ın Görülmesi<br />
<br />
Ehli Sünnet inancına göre Allah’ı dünyada görmek hiçbir insan için mümkün değildir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Şunu iyi bilin ki; sizden herhangi biriniz ölünceye kadar Rabbini asla göremeyecektir!”<br />
<br />
Müslim 2931/169<br />
<br />
Ebu Zerr (Radiyallahu Anh) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:<br />
<br />
−Rabbini gördün mü? diye sorunca, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Bir nur, O’nu nasıl görebilirim ki?”<br />
<br />
Müslim 178/291, Ahmed 5/148 No: 21638, 21720, 21830<br />
<br />
Kıyamet gününde Rabbimizi görme hakkında sorular sorulduğunda ise Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), öğlen vakti güneşi ve dolunay şeklindeyken ayı görmekte zorlanmadığımız gibi kıyamet gününde Rabbimiz (Tebareke ve Teâlâ) yı görmekte zorluk çekmeyeceğimizi haber vermiştir.<br />
<br />
Buhari: 633, Müslim 633/211<br />
<br />
Kıyamet günü insanlar toplu olduğu halde bir nidacı:<br />
<br />
−Her ümmet dünyada neye tapıyor idiyse onun peşine düşsün, diye seslenir. Bunun üzerine Allah’ın gayrısı şeylerden putlara ve dikili taşlara tapınanların hepsi cehenneme dökülürler. Geriye günahkar ve iyi olsun Allah’a kulluk yapan ehli kitap ümmetler kalır. Yahudiler çağrılır ve neye taptıkları sorulur.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
−Biz Allah’ın oğlu Üzeyr’e tapıyorduk, derler.<br />
<br />
Bunun üzerine onlara:<br />
<br />
−Yalan söylüyorsunuz! Allah eş ve çocuk edinmemiştir, denilir. Onlara istekleri sorulur, onlar da susadıklarını söylerler. Cehennem onlara bir serap gibi gösterilir ve oraya sevk olunurlar. Su içmek için birbirlerini çiğneyerek oraya gider ve ateşe dökülürler.<br />
<br />
Sonra Hıristiyanlar çağrılır, neye taptıkları sorulur:<br />
<br />
−Allah’ın oğlu Mesih (İsa) ya tapıyorduk, derler.<br />
<br />
Bunun üzerine onlara da:<br />
<br />
−Yalan söylüyorsunuz! Allah hiçbir eş ve çocuk edinmemiştir, denilir. Onlara da istekleri sorulur, susadıklarını söylerler. Cehennem aynı şekilde onlara da bir serap gibi gösterilir ve oraya sevk olunurlar. Su içmek maksadıyla birbirlerini ezerek oraya gider ve ateşe dökülürler.<br />
<br />
Meydanda sadık olsun, facir olsun yalnızca Allah-u Teâlâ’ya kulluk eden muvahhid kimseler kalır. Alemlerin Rabbi (Subhanehu ve Teâlâ) onlara, gördükleri suretin dışında başka bir surette gelerek:<br />
<br />
−Neyi bekliyorsunuz? Her ümmet kulluk yaptığının peşine düştü, diye seslenir.<br />
<br />
Onlar:<br />
<br />
−Biz muhtaç olduğumuz halde dünyada bu insanlardan ayrıldık ve onlarla arkadaşlık yapmadık, şimdi kendisine kulluk yaptığımız Rabbimizi bekliyoruz, derler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ:<br />
<br />
−Ben sizin Rabbinizim, der.<br />
<br />
Bunun üzerine o muvahhid topluluk iki ya da üç kere:<br />
<br />
−Senden Allah’a sığınırız! Biz Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayız, derler.<br />
<br />
Allah-u Teâlâ onlara:<br />
<br />
−Sizinle Rabbiniz arasında kendisini tanıyabileceğiniz bir alamet var mı? diye sorunca:<br />
<br />
−Evet, baldırdır, derler. Allah-u Teâlâ baldırını (sakını) açar, ihlaslı mü’minler hemen O’na secde ederler. Dünyadayken riya ve gösteriş için Allah’a secde edip namaz kılanlar da secde etmek isterler ancak Allah buna müsaade etmez ve onların sırtlarını tek bir tabakaya çevirir. Secde etmek istedikçe enseleri üzere geri düşerler.<br />
<br />
“İncik/baldır açıldığı gün secdeye davet olunurlar da güç yetiremezler.”<br />
<br />
Sonra secde edenler başlarını kaldırırlar. Gördükleri ilk sureti değişmiş olduğu halde:<br />
<br />
−Ben sizin Rabbinizim, der, onlar da:<br />
<br />
−Sen Rabbimizsin, derler. Akabinde cehennemin üzerine Sırat Köprüsü kurulur ve şefaate izin verilir.<br />
<br />
Buhari 801, 6471, 7303, 7310, Müslim 182, 183<br />
10) Sırat Köprüsü<br />
<br />
Sırat, hesap ve mizandan sonra insanların üzerinden geçmesi için cehennemin üzerine kurulan bir köprüdür. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu köprüyü ‘ayakların kayacağı bir yer’ diye tarif ederken, büyük sahabi Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh) ise ‘keskin kılıç ağzı gibi ince ve kaygan bir yer’ diye tarif etmiş, Ebu Said el-Hudri (Radiyallahu Anh) ise:<br />
<br />
“Bana köprünün (Sırat’ın) kıldan ince ve kılıçtan keskin olduğu haberi ulaştı,” demiştir.<br />
<br />
Buhari 7312, Müslim 183/302, Taberani, Terğib ve Terhib 7/163<br />
<br />
Cehennemin üzerine kurulan bu köprünün iki yanında, kızgın demirlerden olup büyüklüğünü yalnız Allah’ın bildiği, baş kısımları eğri, sert ve keskin, geniş çengeller vardır ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunları Arabistan’ın Necd bölgesinde yetişen sa’dan dikenlerine benzetmiştir. Bu çengeller insanların dünyadaki amellerine göre kişilere musallat kılınır. Bazı insanlara hiç dokunmaz, bazılarını tırmalar ve dengesini bozar, diğer bazılarını da yakalayıp bırakmaz ve altındaki cehenneme yuvarlar.<br />
<br />
İnsanların tamamı mü’min-kafir, salih-fasık ayrımı olmaksızın, Nebi ve Rasuller dahil (öncelikle Ümmet-i Muhammed olmak üzere) herkes Sırat Köprüsü’nden geçecektir. Bu esnada dünyada en çok ihlal edilen ve Allah katında değerleri çok büyük olan ‘emanet’ ve ‘rahim (yani akrabalık bağları)’ oraya gönderilir ve Sırat’ın sağlı sollu iki yanına dikilirler.<br />
<br />
Dünyada hak dinin gereği olan amelleri yapıp sırat-ı müstakim (dosdoğru yol) üzere olan kimseler Sırat Köprüsü üzerinden de ayakları kaymadan geçecektir. Bunlardan bazıları amelleri karşılığında şimşek gibi, bazıları rüzgar gibi, diğer bazıları kuş uçuşu gibi, kimisi iyi cins bir at gibi, kimisi insan koşması gibi, bazısı da normal yürüyüşle geçerler. Onları bu şekilde geçiren amelleridir.<br />
<br />
Bu esnada Nebimiz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetine olan düşkünlüğü ve merhameti sebebiyle köprü üzerinde dikilmiş ve ümmeti için Allah’a niyazda bulunarak:<br />
<br />
−Rabbim! Selamet ver, selamet ver! der. Nihayet kulların amelleri yetersiz kalır, bazıları yürümeye güç yetiremez ancak emekleyerek ve sürünerek geçer ve kurtulurlar.<br />
<br />
Bu dünyada sırat-ı müstakimden ayrılarak dinin gereklerini yerine getirmeyenler ise -Allah’ın diledikleri hariç- bu son günde köprüden geçemeyecek ve ayakları kayıp cehenneme yuvarlanacaktır.<br />
<br />
Buhari 6472, 7312, Müslim 182, 183<br />
<br />
Hadislerde zikredilen bu Sırat Köprüsü üzerinden geçiş Kur’an’ı Kerim’de cehenneme uğrama şeklinde ifade edilmiştir:<br />
<br />
“Sizden herkes oraya (cehenneme) uğrayacaktır! (Bu) Rabbinizin üzerine aldığı kesin bir hükümdür. Sonra biz muttakileri (Allah’tan sakınanları) kurtarırız, zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.”<br />
<br />
Meryem 71, 72<br />
<br />
Bu ayet ile hadisler bir arada düşünüldüğünde ortaya çıkan şey; Sırat Köprüsü üzerinden herkes geçecek, bu geçiş oradan geçip kurtulan mü’minlerin cehenneme uğratılmaları olacaktır. Yoksa herkesin cehenneme girmesi söz konusu değildir. Allah-u a’lem.<br />
<br />
Müslim 2496/163, İbni Mace 4281, Ahmed bin Hanbel Müsned 6/286 No: 26972<br />
<br />
Sırat Köprüsünü geçip ateşten ebediyen kurtulan mü’minlere, cennet ile cehennem arasında bir köprü üzerinde bekletilerek dünyadayken aralarında meydana gelmiş olan haksızlıklar için kısas uygulanır. Haksızlıklardan arınıp tertemiz oldukları zaman onların cennete girmelerine izin verilir. O mü’minlerden her birisi cennetteki makamını, dünyadaki evinin yolunu nasıl biliyorsa ondan daha doğru bulur ve oraya varır.<br />
<br />
Buhari 6448</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sur Nedir "Ve sura üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkıl.."]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=19780</link>
			<pubDate>Thu, 09 Feb 2023 15:17:55 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=19780</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sur Nedir "Ve sura üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır..." Ayeti</span></span><br />
<br />
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ ف۪يهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ <br />
<br />
Zümer Suresi, Ayet 68:<br />
<br />
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ<br />
<br />
Ve nufiha fîs sûri fe izâ hum minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn(yensilûne).<br />
<br />
YÂSÎN-51 Ayeti Türkçe Meali:<br />
<br />
Ve sur’a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar, mezarlarından Rab’lerine koşarlar (uçarlar, yükselirler). <br />
<br />
<br />
    "Ve sura üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır."<br />
<br />
Ayetin Açıklaması:<br />
<br />
Ayette geçen "saika" fiili tefsirlerde çoğunlukla "korkudan düşüp ölecek" şeklinde yorumlanmıştır. (Mesela bk. Râzî, XXVII, 18; Şevkânî, IV, 544)<br />
<br />
Sûrun etkisinden istisna edilenlerin, Cebrail, Mikâil ve Azrail isimli büyük melekler olduğu belirtilir; bazı rivayetlerde bunlara Rıdvan isimli melek ile Arş'ı taşıyanlar, cennet ve cehennemde bekçilik görevi yapanlar gibi başka melekler de ilave edilmiştir. (bk. Kurtubî, XV, 268-269; Şevkânî, IV, 544); (bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu: IV/550.)<br />
<br />
İlgili Hadisler:<br />
<br />
    «İki Üfürme Arası Kırk...dır.»<br />
<br />
    Bunun üzerine Ebû Hüreyre (ra)'den soruldu :<br />
<br />
    —  Kırk gün müdür?<br />
    —  Bilmiyorum, dedi.<br />
    —  Kırk yıl mıdır?<br />
    —  Bilmiyorum, dedi.<br />
    —  Kırk ay mıdır?<br />
    —  Bilmiyorum, dedi.<br />
<br />
    «Artık insanın her yanı çürüyüp ufalanacak, ancak kuyruk sokumundaki (küçücük bilyemsi) kemik çürümeyecektir. İnsanlar o kemikten oluşup meydana gelecek.» (Buharî, Tefsîr 3/39, 1/78; Müslim, Fiten 141)<br />
<br />
Yine Ebû Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre, Resûlüllah (asm.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
«Melek Cebrail'e, 68. âyette «Allah'ın dilediğinden başka» sözünden maksat kimlerdir, diye sorduğumda, «Onlar şehitlerdir...» diye cevap verdi.» (Ebû Ya'lâ, hadîs zayıftır.) (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 10/5278.)<br />
<br />
Neml Suresi, Ayet 87–89:<br />
<br />
    87. Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak ona gelirler.<br />
<br />
    88. Sen dağları görürsün de yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki o, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.<br />
<br />
    89. Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.<br />
<br />
İlgili Ayetin Açıklaması:<br />
<br />
Sura üfürüldüğü gün, büyük kıyamet!<br />
<br />
SUR, bazıları bunu "vâv" harfinin fethi ile "suver" gibi "suret" kelimesinin çoğulu, nefhi de suretlere ruh üflemek diye kabul etmişlerdir. Eğer böyle olsaydı zamirinde denilmesi gerekirdi. Halbuki diğer bir âyette "Sonra, ona bir daha üflenince" (Zümer, 39/68) diye müfred müzekker zamiri gönderildiğinden bu mânâ doğru olamaz. Bazıları da bunu temsilî kabul etmişler, ölülerin kabirlerinden mahşere çağırılışları halini bir orduyu harekete geçirmek için boru çalınması haline benzetmek suretiyle temsili istiare yapıldığını söylemişlerdir.<br />
<br />
Tefsircilerin çoğuna göre ise bazı hadislerde rivayet edildiği üzere Sûr, büyük boru gibi bir şeydir ki, üç defa üfürülecektir:<br />
Birincisi, "nefha-i feza',"yani dayanamama, korku üfürmesi.<br />
İkincisi, "nefha-i saık" yani yok olma üfürmesi.<br />
Üçüncüsü ise "nefha-i kıyam", yani kalkma üfürmesidir.<br />
Ve buna memur olan melek İsrafil'dir. Bu âyette açıklandığı üzere birincisi olan nefha-i feza'da göklerde ve yerde kim varsa, yüce Allah'ın dilediklerinden başkası, hep dehşetten sarsılacak.<br />
<br />
Zümer Sûresi'ndeki "Sur'a üflenince, Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde, kim varsa düşüp ölmüş olacaktır...." (Zümer, 39/68) ayeti gereğince ikinci olan nefha-i saik'ta ise Allah'ın dilediklerinden başka hepsi yıkılıp ölecek. "...Sonra ona bir defa daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakakalacaklar." (Zümer, 39/68) ve "Bir de ne göresin! Onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rabblerine giderler." (Yasin, 36/51) ayetleri gereğince üçüncüsü olan nefha-i kıyamda kabirlerinden kalkıp mahşere koşuşacaklardır.<br />
<br />
Tirmizî'nin Ebu Saîd-i Hudrî (r.a) den rivayet edip hasen dediği hadis-i şerifte Hz. Peygamber (asm): "Nasıl zevk ve neşe içinde olurum, Sûr sahibi boruyu ağzına almış, ne zaman üfürmesi emredilecek diye izin bekliyor." buyurmuştu. Bu, ashabı kirama pek ağır geldi. O zaman Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
"Allah bize yeter, o ne güzel vekildir." (Âli İmran, 3/173) deyiniz." buyurdu.<br />
<br />
FEZA: Korkunç bir şeyden insanda meydana gelen tutukluk ve ürkeklik, yani şiddetli korku ile sarsılıp belinlemek demektir. Ancak Allah'ın dilediği kimseler müstesna olarak korkudan emindirler. Bunların kim olduğu hakkında değişik sözler söylenmiş ise de kesin bir bilgi yoktur. En uygunu, bundan sonraki ikinci âyette "Ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar." (Neml, 27/89) ifadesinin, bunun bir açıklaması şeklinde olmasıdır.<br />
<br />
Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır. Her kim bir iyilikle gelirse ona ondan daha hayırlısı var, hem onlar o iyilikle gelenler o günkü bir feza'dan, yani o üfürülme günü veya tekrar dirilme günü dehşetli bir korkudan emin kalırlar. (bk. Elmalılı Tefsiri)<br />
<br />
    "Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana göklerde olanlar da korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyun eğmiş olarak gelirler." (Neml, 27/87)<br />
<br />
âyeti Sur'un varlığına bir delildir. Bunun dışında Hz. Peygamber (asm)'den nakledilen bazı hadisler onun mahiyetini ayrıntılı bir şekilde açıklar.<br />
<br />
Ebû Ya'la el-Mavsıli'nin Müsned adlı hadis kitabında Ebû Hüreyre (r.a)'den nakledilen bir hadis-i şerif suru açıklar: Ebû Hüreyre der ki: Bir gün Peygamber (ssm) bizimle oturuyor sohbet ediyordu. Etrafında sahabelerden büyük bir topluluk vardı. Bize şöyle dedi:<br />
<br />
    "Yüce Allah gökleri yarattıktan sonra, suru yarattı. Ve onu İsrâfil (a.s)'a verdi. İsrâfil ağzını sura dayamış ve gözlerini de Arş'a dikmiştir. Sura üfürmesi için verilen emri beklemektedir." Ebû Hüreyre diyor ki; ben, "Ey Allah'ın Rasûlü sur nedir?" diye sordum. O da "Boynuza benzeyen bir alettir." diye cevap verdi. Ben yine, "O nasıl bir şeydir?" diye sordum. O da, "O, çok büyük bir şeydir. Beni hakkı tebliğ etmek üzere gönderen Yüce Allah'a yemin olsun ki, yerler ve gökler onun yanında küçük kalır. Hepsi onun içine sığabilir." diye cevap verdi...<br />
<br />
Bu hadisi şerif uzayıp gidiyor. Ayrıntısıyla her şeyi açıklıyor. Bu hadise göre:<br />
<br />
Sura üfürülüş üç kez olacak. Birinci üfürüşte korku ve dehşetten bütün yaratıklar sarsılacak. İkinci üfürülüşte bütün kâinat alt üst olup, bütün canlılar ölecek. Allah yeni bir düzen (ahiret yurdu) kurup hesap günü gelince, üçüncü bir üfürülüşle bütün ölülerin ruhlan bedenlerine girerek yeniden dirilecekler. Ve ardından hesap, kitap, mizan, şefaat, sırat, cennet, cehennem... kıyamet olayları olacak.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerim surun üfürülüşü anında yaşanacak dehşeti, Tekvir, İnfitar, İnşikak ve daha başka sürelerde genişçe haber vermektedir:<br />
<br />
    "O gün Güneş dürülür, yıldızlar kararıp dökülür, dağlar yürütülür, en değer verilen on aylık develer terkedilir, denizler kaynatılır." (Tekvir, 81/1-4, 6);<br />
<br />
    "Gök yarılır, yıldızlar etrafa saçılır, denizler akıtılır." (İnfitar, 82/1-3);<br />
<br />
    "Gök yarılıp Rabbinin emrine boyun eğer, yer uzatılır, içinde olanları atıp tamamen boşalır ve Rabbine boyun eğer." (İnşikak, 83/1-4);<br />
<br />
    "Büyük bir gürültü koparır, o gün insanlar ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneler gibi olur, dağlar atılmış renkli yüne benzer." (Karia, 101/1-5);<br />
<br />
    "Yer dehşetle sarsılır, ağırlıklarını dışarıya, çıkarır ve insan, "ne oluyor" diye korkusunu dile getirir." (Zilzâl, 99/1-3);<br />
<br />
    "O gün bir sarsıntı sarsar, peşinden bir diğeri gelir kalpler titrer, insanların gözleri yere döner ve "biz ufalmış kemik olduğumuz zaman eski halimize mi döneceğiz" (yoksa). O takdirde bu zararına bir dönüştür diye düşünecekler. Tek bir çığlıkla hepsi bir düzlüğe dökülecekler" (Nâziat, 79/6-14);<br />
<br />
    "Surâ üfürüldüğü gün herkes bölük bölük gelecek, gökler kapı kapı açılacak, dağlar yürütülüp serap olacak." (Nebe; 78/18-20);<br />
<br />
    "Yıldızların ışığı giderilecek, gök yarılacak, dağlar pamuk gibi atılacak" (Mürselât, 77/8-10);<br />
<br />
    "Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman insan "kaçacak yer neresi" diyecek, ama sığınak yoktur o gün." (Kıyâmet, 75/7-11);<br />
<br />
    "Arslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler" (Müddessir, 74/50-51);<br />
<br />
    "Yer yüzü ve dağlar sarsılır, dağlar yumuşak kum yığını hâline gelir" (Müzzemmil, 73/14);<br />
<br />
    "Gökyüzü erimiş maden gibi olur, dağlar da atılmış pamuğa döner; hiçbir dost dostunu soramaz." (Meâric, 70/8-10);<br />
<br />
    "Sarsıntıyı gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür, insanlar âdeta sarhoş gibidir. Onlar sarhoş değildir ama Allah'ın azabının şiddeti onları o hâle koyar." (Hac 22/1-2).<br />
<br />
Ölü bedenlere ruhların verileceği üçüncü üfürülüş anında ise,<br />
<br />
    "Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış olarak, o çağırana koçarak kabirlerinden çıkarlar. Kafirler 'bu ne zorlu bir gün' derler." (Kamer, 51/8-9).<br />
<br />
    "Kabirlerinden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, söz verilmiş olan gündür." (Mearic, 70/43-44).<br />
<br />
Yukarıdaki hadis-i şerifte Hz. Peygamberimize (asm); Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler" (Neml, 27/87) âyetindeki Âllah'ın diledikleri bir yana" kelamı ile kastedilen kişilerin kimler olduğu Ebu Hüreyre tarafından soruldu. Rasûlüllah cevaben: "Onlar şehidlerdir. Çünkü şehidler Yüce Allah'ın katında diridirler. Allah onları, kıyamet gününün dehşetinden, korku ve endişesinden korumuştur. O günün korku ve endişesi sadece inanmayan âsi ve günâhkâr kullar içindir" karşılığını verdi. Peygamberimiz daha sonra kıyâmet ve sur konusunda özetle şu bilgileri verdi:<br />
<br />
    "Bütün canlılar öldükten sonra ölüm meleği Azrâil Allah'ın huzuruna çıkar ve Ey Allah'ım, yaşamasını dilediğin kimselerden başka, yerde ve gökte canlı olarak yarayan bütün varlıklar öldü, der. Allah ise, geride kalanları herkesten daha iyi bildiği halde, ölüm meleğine "Geride canlı kalan kimse var mıdır?" diye sorar. Azrâil, Ey Allah'ım, ölmeyen ve daima diri olan Zât-ı Celâlin kaldı. Sen bâkisin ve dirisin. Bir de kalmasını dilediğin Arş'ı ayakta tutan melekler, Cebrâil, Mikâil ve ben kaldım " cevabını verir. Daha sonra Allah'ın emriyle geride kalan melekler de ölür, Azrâile dönen Yüce Allah Ey meleğim, sen de diğer yaratıklarım gibisin. Bütün yaratıklarım öldü, sana ihtiyaç kalmadı. Yaratan ve öldüren benim. Artık sen de öl" buyurur ve Azrâil de ölür. Sonra Yüce Allah "Bugün mülk kimindir?" diye seslenecek ama cevap verecek hiç bir canlı olmayacak; cevabı Allah kendisi verecektir. "Bugün mülk, tek ve her şeye gücü yeten Allah'ındır?"<br />
<br />
Yüce Allah, yerleri ve gökleri değiştirecek, yeni bir âlem yaratacak, her yer dümdüz olacak. Allah'ın seslenmesiyle bütün varlıklar tekrar eski haline gelecek; yerin altındakiler altta, üstündekiler üstte olmak üzere dirilme anını bekleyecekler. Allah'ın emriyle gökler kırk gün yağmur yağdıracak, her taraf sularla kaplanacak. Ardından Allah cesetlere yeniden dirilmelerini emredecek. Cesetler bitkilerin yeşermesi gibi yerden çıkacak. Bu arada Cebrâil ve Mikâil de yeniden diriltilecek. Ardından Allah bütün ruhları çağıracak. O gün mü'min ruhlar ışık hâlinde, kâfirlerinki ise karanlık halde gelir. Allah bu ruhları Sur'a doldurup İsrafile emreder. İsrafil emri yerine getirir ve Sur'u üfler. Surdan çıkan ruhlar yerle gök arasını doldurur; ardından Allah, her ruhun kendi cesedine girmesini emreder. Ruhların cesetlere girmesinden sonra yer yarılır ve herkes kabrinden çıkıp ilâhî huzura doğru yürümeye başlar.<br />
<br />
    "Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış olarak o çağırana kabirlerinden koşarak çıkarlar." (Kamer, 54/8).<br />
<br />
Buna göre Sur, İsrâfil (a.s)'ın kıyâmet anında canların toptan öldürülmesi, kainatın düzeninin bozulması, ardından yeni bir âlemin kurulması ve nihâyet canlıların tekrar dirilmeleri için toplam üç kez üfleyeceği, mahiyetini bilmediğimiz, dünyadaki aletlere benzemeyen, ancak hadislerde boru diye tanımlanan bir âlettir.<br />
<br />
Yeniden Diriliş Nasıl Olacak?<br />
<br />
Yeniden dirilme nasıl gerçekleşecek? Yeniden dirilme ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Kur’an’da geçen dirilme örnekleri...<br />
<br />
Kıyâmet günü yaşanacak ba‘s yani diriliş, İsrâfîl -aleyhisselâm-’ın Sûr’a ikinci defa üflemesiyle vukū bulacaktır. Bu ikinci üfleyişle, daha evvel bu fânî cihanda yaratılmış olan bütün canlılar tekrar diriltileceklerdir. Buna “Baʻsü baʻde’l-mevt” yani “ölümden sonra diriliş” denmektedir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, Sûr’a iki üfleniş arasında ne kadar zaman geçeceğini sormuş, Efendimiz de “kırk” diye cevap vermişlerdir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre’ye, bu ifâdeyle kırk yıl mı, kırk ay mı yoksa kırk gün mü kastedildiği tek tek sorulduğunda her birine ısrarla; “Bir şey diyemem.” şeklinde mukâbelede bulunmuştur. Sonra da Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hadîsini nakletmeye devam ederek şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah gökten su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler. İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, «Acbü’z-Zeneb»[1] denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyâmet günü yeniden yaratılış bundan terkip edilecektir.” (Buhârî, Tefsîr, 39/3; Müslim, Fiten, 141; Muvatta’, Cenâiz, 48; Ebû Dâvûd, Sünnet, 24; Nesâî, Cenâiz, 117)<br />
<br />
Bazı rivâyetlerde iki Sûr arasındaki sürenin kırk sene olduğu ifâde edilmiş[2] ve umûmiyetle bu şekilde kabul görmüştür.[3]<br />
<br />
Müfessir ve dil âlimi Ferrâ’ya göre:<br />
<br />
“İnsanlar ve bütün mahlûkat ilk Sûr ile ölürler. Bununla diğer Sûr arasında kırk sene vardır. Bu esnâda Allah Teâlâ bir yağmur gönderir. Kırk gün erkeklerin menileri kıvamında yağar. İnsanlar, annelerinin karnında yetiştikleri gibi kabirlerinde inbât ederler. Bu durum şu âyet-i kerîmede ifâde edilen şeydir:<br />
<br />
«…İşte ölüleri de böyle çıkaracağız…» (el-A‘râf, 57)<br />
<br />
Yani ölü yerden yağmurla bitkileri çıkardığımız gibi ölüleri de kabirlerinden çıkarırız.”[4]<br />
YENİDEN DİRİLME NASIL GERÇEKLEŞECEK?<br />
<br />
Âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, yeniden dirilmenin nasıl gerçekleşeceği hususunda şüphesi olanlara şöyle hitâb etmektedir:<br />
<br />
“Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alekadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir vakte kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız.<br />
<br />
Sonra kuvvetli çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefât eder, kimi de ömrün en zayıf çağına (yani ihtiyarlığa) kadar götürülür. Tâ ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin! (Böylece bedenî güç azaldığı gibi, zihnî melekeler de dumura uğrar.)<br />
<br />
(Yeniden yaratılışın bir misâli de şudur ki) sen, yeryüzünü kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat Biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.<br />
<br />
Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kâdirdir.<br />
<br />
Kıyâmet vakti de gelecektir; bunda hiç şüphe yoktur. Ve hakîkaten Allah kabirdekileri diriltip kaldıracaktır.” (el-Hac, 5-7)<br />
<br />
Mü’minûn Sûresi’nde ise, insanın ana rahminde geçirdiği ibretli safhalar, dünya hayatı, ölümü ve ardından tekrar dirileceği hakîkati şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
“Andolsun Biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyi aleka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alekayı, bir parçacık et hâline soktuk. Bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik. Bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan hâline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.<br />
<br />
Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz. Sonra da şüphesiz, sizler kıyâmet gününde tekrar diriltileceksiniz.” (el-Mü’minûn, 12-16)<br />
DİRİLİŞ HAKİKATİ<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk’ın beyân ettiği bu diriliş hakîkatini, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de Ebû Rezin -radıyallâhu anh- ile aralarında geçen bir konuşmada şöyle ifâde buyurmuşlardır:<br />
<br />
Ebû Rezin el-Ukaylî -radıyallâhu anh- naklediyor:<br />
<br />
Bir gün:<br />
<br />
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Allah Teâlâ, mahlûkâtı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyadaki misâli nedir?” diye sordum.<br />
<br />
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−Sen hiç, kavminin yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı?” buyurdular. Ben:<br />
<br />
“−Elbette!” deyince, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−İşte bu, Allâh’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdular. (Ahmed, IV, 11)<br />
<br />
Âhireti inkâr edenlerin, yeniden diriltildikleri zaman, içine düşecekleri büyük şaşkınlık ve pişmanlık, âyet-i kerîmelerde şöyle haber verilmektedir:<br />
<br />
“O (diriltme) korkunç bir sesten ibâret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.<br />
<br />
(Durumu gören kâfirler korku ve pişmanlıkla:)<br />
<br />
«–Eyvah bize! Bu cezâ günüdür!» derler.<br />
<br />
İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.” (es-Sâffât, 19-21)<br />
<br />
“Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (ve utançtan yere bakar) bir hâlde ve davetçiye (İsrâfîl’e) koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnâda kâfirler:<br />
<br />
«–Bu, çok çetin bir gündür!» derler.” (el-Kamer, 7-8)<br />
<br />
Zira onlar âhiret hayatını yalan sayıyor ve hayatlarının sadece bu dünyada yaşadıklarından ibâret olduğunu zannediyorlardı. Bu hakîkat âyet-i kerîmede şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
“Dediler ki:<br />
<br />
«–Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.»<br />
<br />
Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.<br />
<br />
Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman:<br />
<br />
«–Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin!» demelerinden başka delilleri yoktur.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyâmet gününde bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.»” (el-Câsiye, 24-26)<br />
<br />
İslâm’ın en azılı düşmanlarından biri olan Ubey bin Halef, öldükten sonra dirilişi inkâr ettiği için, bir defasında yerden çürümüş bir kemik alıp elinde ufalamış ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e dönerek, alaycı bir tavırla:<br />
<br />
“–Allâh’ın, bu çürümüş kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?” demişti.<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ona cevâben:<br />
<br />
“–Evet, Allah seni tekrar diriltecek ve Cehennem’e koyacak!” buyurdular. (Kurtubî, el-Câmî, XV, 58; Vâhidî, s. 379)<br />
<br />
Ardından da şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:<br />
<br />
“İnsan görmez mi ki, Biz onu bir nutfeden yarattık. Bir de bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak Biz’e karşı misal getirmeye kalkışıyor ve:<br />
<br />
«–Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.»” (Yâsîn, 77-79)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, Kıyâme Sûresi’nin başında, insanları öldükten sonra yeniden diriltmenin kendisi için hiç de zor olmadığını şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Kıyâmet gününe yemin ederim.” (el-Kıyâme, 1)<br />
<br />
“Nefs-i levvâmeye (kendini kınayıp pişmanlık duyan tutarsız nefse) yemin ederim ki (diriltilip hesâba çekileceksiniz).” (el-Kıyâme, 2)<br />
<br />
“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır?” (el-Kıyâme, 3)<br />
<br />
“Evet, Biz’im, onun parmak uçlarını[5] bile aynen eski hâline getirmeye gücümüz yeter.” (el-Kıyâme, 4)<br />
<br />
Lokman Sûresi’nde de Rabbimiz şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Şüphesiz ki, Allah her şeyi işiten ve görendir.” (Lokmân, 28)<br />
<br />
Hiç şüphesiz ki ilk yaratma, ikinci yaratmaya da delil teşkil etmektedir. Zira yoktan yaratmak, var olanı yok edip tekrar hayata döndürmekten daha zordur. Zoru kabul edip de, kolayın olamayacağını ileri sürmek, hiç de akıllıca bir iddia değildir. Kaldı ki sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah Teâlâ, ilk yaratmada da aslâ bir âcizlik göstermemiş, her biri birer hilkat bedîası olan sayısız varlıklar halketmiştir.<br />
<br />
Nitekim Cenâb-ı Hak kullarına şöyle sormaktadır:<br />
<br />
“İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.” (Kāf, 15)<br />
<br />
İnsanoğlunun dirilip kabrinden kalktığındaki hâli, âyet-i kerîmelerde şöyle tasvîr edilmektedir:<br />
<br />
“Nihayet Sûr’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rab’lerine giderler!<br />
<br />
(İşte o zaman:)<br />
<br />
«–Eyvah, eyvah! Bizi uyuduğumuz yerden[6] kim diriltip çıkardı? Bu, Rahmân’ın vaad ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!» derler.” (Yâsîn, 51-52)<br />
<br />
“O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir hâlde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!” (el-Meâric, 43-44)<br />
<br />
“O gün yer, onların üzerinden yarılıp açılır ve süratle çıkıp koşarlar! Bu, ancak Biz’e kolay olan bir haşirdir.” (Kāf, 44)<br />
<br />
“Kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman, insan (hâlinin ne olacağını) düşünmez mi? Şüphesiz Rab’leri o gün onlardan tamamıyla haberdardır.” (el-Âdiyât, 9-11)<br />
<br />
O günün şiddet ve vahâmeti, âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde edilmektedir:<br />
<br />
“Sûr’a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar!” (el-Mü’minûn, 101)<br />
<br />
“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” (Abese, 33-37)<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz şöyle nakletmektedir:<br />
<br />
“Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
«–Kıyâmet günü, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allâh’ın huzûrunda toplanacaksınız.» buyurmuşlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine ben (şaşkınlık içerisinde):<br />
<br />
«–Yâ Rasûlâllah! Erkekler ve kadınlar birbirlerine bakarlar!?» dedim.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«‒O zamanki vaziyet, onların böyle bir şeyi düşünemeyecekleri kadar şiddetli ve dehşet vericidir.» buyurdular. (Buhârî, Rikāk, 45; Müslim, Cennet, 56)<br />
<br />
Diğer bir hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere ölüler yeniden diriltilince kendisine ilk elbise giydirilecek olan kişi İbrahim -aleyhisselâm- olacaktır.[7] Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e elbisesi giydirilecektir. Bundan sonra Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Arş’ın sağ yanında duracak ve orada yalnız Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bulunacaktır. Bu sebeple evvelkiler de sonrakiler de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e imreneceklerdir.<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, vücûdun parçalarını bir araya getirip ruhları da onlara iâde ederek ölüleri kabirlerinden çıkaracaktır. Yeniden yaratılan insanlar için, artık sonu olmayan bir hayat başlamış olacaktır.<br />
<br />
Kıyâmet günü ilk olarak dirilip kabrinden çıkacak kişi ise, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir.[8]<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün Mescid’e girmişlerdi. Bir tarafında Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- diğer tarafında da Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- vardı. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onların ellerini tuttu ve:<br />
<br />
“Kıyâmet günü biz işte böyle diriltileceğiz.” buyurdular. (Tirmizî, Menâkıb, 16/3669)<br />
KUR’AN-I KERİM’DE DİRİLİŞ ÖRNEKLERİ<br />
<br />
Dirilişin cismânî mi, rûhânî mi olacağı hususunda ihtilâf edilmişse de Kur’ân-ı Kerîm’de, dirilişin cismânî olacağına dâir pek çok âyet-i kerîme bulunmaktadır. Allah Teâlâ, her insanı bedeniyle diriltip rûhunu da iâde edecektir.<br />
<br />
Ölümden sonra dirilişin gerçek olduğu ve bunun Allah için hiç de zor olmadığı hususunda gönüllerin tatmin olması maksadıyla, Cenâb-ı Hak daha dünyada iken bazı ölüleri diriltmiş, bunun misallerini de Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle zikretmiştir:<br />
<br />
a. Parçalanmış Kuşların Canlandırılması<br />
<br />
Âyet-i kerîmede buyrulur:<br />
<br />
“İbrahim Rabbine:<br />
<br />
«–Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster!» demişti.<br />
<br />
Rabbi ona:<br />
<br />
«–Yoksa inanmadın mı?» dedi.<br />
<br />
İbrahim:<br />
<br />
«–Hayır, inandım. Fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim).» dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Allah:<br />
<br />
«–Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir.» buyurdu.” (el-Bakara, 260)<br />
<br />
Rivâyete göre Allah Teâlâ, İbrahim -aleyhisselâm-’a, yakaladığı dört kuşu kesmesini, tüylerini yolmasını ve etlerini sıyırıp parçalara ayırmasını emretti. Sonra başlarını yanında saklamak sûretiyle, her dağın başına onlardan birer parça koymasını istedi.<br />
<br />
İbrahim -aleyhisselâm-, rivâyete göre birer tavus, horoz, karga ve kartal tuttu. Bunların her birini dört parçaya ayırdı, hamur yapıp birbiriyle karıştırdı ve dağların tepesine bundan birer parça koydu. Sonra onları; “Allâh’ın izniyle bana gelin!” diyerek çağırdı. Her bir parçanın bir diğerine doğru uçup, bir cüsse teşkil ettiğini ve gelip kendine âit başla birleşerek eski hâlini aldığını gördü.[9]<br />
<br />
Hazret-i İbrahim’in kuşları dağların üzerine koymasının, etrafında büyük bir kalabalığın olduğuna işaret ettiği de ifâde edilmiştir. Yani insanlar tarafından rahatça görülebilsin diye o kuşları yüksek bir yere koymasının emredilmiş olabileceği bildirilmiştir. Buna göre İbrahim -aleyhisselâm-, âhirette yeniden dirilişi inkâr edenlere bunu ispat etmek için Cenâb-ı Hak’tan bir mûcize istemiş ve bu hâdise gerçekleşmiştir.<br />
<br />
Mâlum olduğu üzere İbrahim -aleyhisselâm-, büyük bir peygamberdir. Dolayısıyla Allâh’ın ölüleri dirilteceği hususunda herhangi bir şüphesinin olması düşünülemez.<br />
<br />
Muhakkak ki Cenâb-ı Hak da, İbrahim -aleyhisselâm-’ın îman ehli olduğunu biliyordu. Fakat İbrahim -aleyhisselâm-’ın; “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” sözüyle ne kastettiğinin herkes tarafından bilinmesi için ona; “Yoksa inanmadın mı?” diye sormuştur. İbrahim -aleyhisselâm- da, âyet-i kerîmede beyân edildiği üzere, hakîkati bizzat görerek kalbinin iyice mutmain olması ve bu ilâhî azamet tecellîsini seyrederek inancının “hakka’l-yakîn” derecesine yükselmesi için Cenâb-ı Hak’tan böyle bir talepte bulunduğunu ifâde etmiştir. Zira insanın, inandığı bir şeyi kendi gözleriyle de gördüğü takdirde inancının daha da perçinlenerek sarsılmaz bir hâle geleceği muhakkaktır.<br />
<br />
Diğer taraftan, İbrahim -aleyhisselâm-’ın böyle bir talepte bulunmasının, kendisinin “Allâh’ın dostu” olduğu hususunda kalbinin tam bir itmi’nâna ermesi için olduğu da ifâde edilmiştir.<br />
<br />
Ayrıca bu âyet-i kerîmeden, bir insanın hangi mânevî makama erişirse erişsin, îmânının kemâli ve kalbinin itmi’nânı için hâlâ alacağı mesafeler olduğu hakîkati ortaya çıkmaktadır. Zira “ülü’l-azm” peygamberlerden biri olan, “Halîlullah/Allâh’ın Dostu” rütbesini taşıyan ve pek çok ilâhî iltifâta nâil olduğu âyet-i kerîmelerde bildirilen İbrahim -aleyhisselâm- bile, itmi’nânının artması için Allâh’a yalvarıyor ve O’ndan yardım istiyor.<br />
<br />
Şurası muhakkak ki, kulun Cenâb-ı Hakk’a yakınlığı arttığı nisbette, gönül âleminde muazzam ufuklar açılır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hakk’a karşı kendi âcizlik, muhtaçlık, noksanlık ve hiçliğini çok daha berrak bir sûrette idrâk eder. Nitekim İbrahim -aleyhisselâm- da bu hiçlik ve mahviyet hissiyâtı içinde Cenâb-ı Hakk’a şöyle niyâz etmiştir:<br />
<br />
“(Yâ Rabbi! İnsanların) dirilecekleri gün beni mahcub etme. O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allâh’a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (bunun faydasını görür).” (eş-Şuarâ, 87-89)<br />
<br />
Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-’ın ölülerin diriltilmesini görmek isteyişiyle alâkalı âyet-i kerîmenin işârî tefsîrinde de şöyle denilmektedir:<br />
<br />
“Hazret-i İbrahim, bu suâliyle Allah’tan kalbinin ihyâsını istemiştir. Allah Teâlâ da ona, gönlünün başka şeylerle olan bağlantılarını kesmesi gerektiğini haber vermiştir. Buna göre İbrahim -aleyhisselâm-’ın parçalara ayırdığı dört kuş ile, nefiste bulunan dört kötü sıfata işaret edilmiştir. Tavus ziyneti, karga tûl-i emeli (tükenmek bilmeyen arzuları), horoz şehveti ve kartal da hırsı temsil etmektedir. Dolayısıyla mücâhede ve riyâzatla nefsinin bu mezmum sıfatlarını boğazlayamayanlar, müşâhedeyle kalbini diriltme imkânı bulamazlar.” (Kuşeyrî, Letâifü’l-İşârât, I, 121)<br />
<br />
b. Yıldırım Çarpmasıyla Ölenlerin Tekrar Diriltilmesi<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Bir zamanlar:<br />
<br />
«–Ey Mûsâ! Biz Allâh’ı apaçık görmedikçe aslâ sana inanmayız!» demiştiniz de gözleriniz göre göre o anda sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.” (el-Bakara, 55-56)<br />
<br />
Âyet-i kerîmelerden de anlaşıldığı üzere Mûsâ -aleyhisselâm-’ın kavminden bazıları; Allâh’ı görmedikçe îmân etmeyeceklerini söylemiş, bunun üzerine de Allah Teâlâ onlara yıldırım göndermişti. Yıldırım çarpmasıyla ölen bu kimseleri Cenâb-ı Hak bir müddet sonra diriltmiş, böylece onlar, Allâh’ın kudretini bizzat yaşamak sûretiyle idrâk etmişlerdi.<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilen bu hâdise de, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, bunun Allah için hiç de zor olmadığını göstermektedir. Nitekim âhirette dirilişi inkâr eden insanlara Allâh’ın kudretini göstermek için Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’a ölüleri diriltme mûcizesinin verilmiş olduğu, Ashâb-ı Kehf’in üç yüz küsur yıl uyutulduktan sonra uyandırıldıkları da mâlumdur.<br />
<br />
c. Yüz Yıl Ölü Kalanın Dirilmesi<br />
<br />
Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e müşriklerin en fazla îtiraz ettikleri hususlardan biri, ölülerin yeniden diriltilecek olmasıydı. Hem bunu nefsâniyetleri gereği kabul etmek işlerine gelmiyordu, hem de çürüyüp yok olmuş cesetlerin nasıl tekrar canlanacağını bir türlü anlayamıyorlardı. Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’e, müşriklerin bu istifhamlarını giderecek birçok âyet-i kerîme vahyetti. Ölümden sonra diriliş gerçeğini birçok misalle Kur’ân-ı Kerîm’de îzah buyurdu. Nitekim bu misallerden biri de, Üzeyir -aleyhisselâm- zamanında gerçekleşen ve yüz yıl ölü kaldıktan sonra tekrar diriltilen kimsedir. Âyet-i kerîmede buyrulur:<br />
<br />
“Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (harâb olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı;<br />
<br />
«–Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!» dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Allah onu hemen öldürüp yüz sene bıraktı, sonra tekrar diriltti:<br />
<br />
«–Ne kadar kaldın burada?» dedi.<br />
<br />
«–Bir gün yahut daha az.» dedi.<br />
<br />
Allah ona:<br />
<br />
«–Hayır, bilâkis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz!» dedi.<br />
<br />
Durum kendisince anlaşılınca:<br />
<br />
«–Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kâdirdir.» dedi.” (el-Bakara, 259)<br />
<br />
Bazı tefsirlerde, Üzeyir -aleyhisselâm- olduğu zikredilen bu kişi, oturanları ölüp gitmiş ve harâbe hâline gelmiş olan kasabaya uğradığında, kendi kendisine, Allâh’ın ölüleri nasıl dirilteceğini düşünür ve konakladığı bu yerde uyuyakalır.<br />
<br />
Allah onu öldürüp yüz sene sonra tekrar diriltir. O şahıs dirildiğinde, kendisinin kısa bir süre uyuyup uyandığını zanneder. Çünkü yiyecekleri henüz bozulmamıştır. Fakat merkebine bakınca anlar ki o öleli çok olmuş. Zira sadece çürümeye yüz tutmuş kemikleri kalmıştır. Allah Teâlâ, onun gözü önünde merkebini diriltir. Böylece o kişi, Allâh’ın kullarını nasıl öldüreceğini ve tekrar nasıl dirilteceğini bizzat müşâhede etmiş olur.<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
<br />
[1] Sahih rivâyetlere göre toprak, insanın bütün cesedini yiyip tüketecek, ama Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in teşbîhiyle bir hardal tanesi gibi olan (Ahmed, III, 28) ve insan bedeninin çekirdeği sayılan “Acbü’z-Zeneb: Kuyruk sokumu kemiği” çürümeyecektir. İnsan “Acbü’z-Zeneb”den diriltilip tekrar hayat bulacaktır. (Bkz. Müslim, Fiten, 141-143)<br />
<br />
[2] İbn-i Mende, Ebû Abdullah Muhammed b. İshak b. Muhammed b. Yahya el-Abdî (v. 395), el-Îmân (I-II), thk. Ali b. Muhammed b. Nâsır el-Fakîhî, Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1406, II, 794; Beyhakî, Şuabü’l-Îman, I, 541.<br />
<br />
[3] Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed (v. 505), ed-Dürretü’l-Fâhire fî Keşfi Ulûmi’l-Âhire (Mecmuatü Resâili’l-İmâm el-Gazâlî içinde), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1409, s. 118; Beğavî, VII, 132; Kurtubî, et-Tezkire, I, 287; Süyûtî, el-Büdûrü’s-Sâfire, s. 86-88; Bebek, “Sûr” md., DİA, XXXVII, 534.<br />
<br />
[4] Ferrâ, I, 382. Taberî de aynı rivâyeti senetsiz olarak zikreder. Onun rivâyetinde bu yağmura “Mâu Hayevân” denildiği zikredilir. (Taberî, XII, 493-494) Krş. İbn-i Ebî Hâtim, VIII, 2784; Beyhakî, Şuab, I, 541; Ebû Hayyân, V, 79.<br />
<br />
Allah Teâlâ’nın semâdan bir su indireceği ve ölülerin bununla yeşilliklerin büyüdüğü gibi yeniden yaratılacağı, sahih rivâyetle haber verilmiştir. (Buhârî, “Tefsîr”, 78/1) Lâkin bu suyun kemiyet ve keyfiyetine dair rivâyetler zayıftır.<br />
<br />
[5] Günümüzde “daktiloskopi” denilen ve parmak izlerini inceleyen bir ilim dalı vardır. Bu ilim, parmak izlerinin ömür boyunca hiç değişmediğini ve hiçbir insanın parmak izinin bir başkasınınkiyle aynı olmadığını ortaya koymuştur.<br />
<br />
Bu sebeple emniyet ve hukukta en güvenilir hüviyet tespiti, parmak ucu iziyle yapılmaktadır. Bu hakîkat, 19. asrın sonlarında keşfedilmiştir. Oysa Kur’ân-ı Kerîm, parmak uçlarının bu husûsiyetine 14 asır önce nâzil olan âyetinde dikkat çekerek ayrı bir mûcize sergilemiştir. Bu da Kur’ân’ın dâimâ önden gittiğinin, müsbet ilmin de onu şerh ve tasdik ederek ardından geldiğinin sayısız misallerinden biridir.<br />
<br />
[6] Müfessirlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:<br />
<br />
    Burada ölüm uykuya benzetilmiştir. Zira ikisinde de hareket yoktur. O günün dehşetinden insanların akılları karışacak ve kendilerini uykuda zannedecek olabilirler.<br />
<br />
    Burada uyku yerinin kastedilmesi de câizdir.<br />
<br />
    Kabirden sonraki hâlleri ve Cehennem azâbının dehşetini idrâk edince, kabrin onlara nisbetle bir uyku gibi olduğunu düşünecekler ve bu sözü söyleyeceklerdir. (Bkz. Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XII, 31)<br />
<br />
<br />
Öldükten Sonra Dirilme İle İlgili Ayet ve Hadisler<br />
<br />
Ölümden sonra tekrar dirilmeye ne denir? Öldükten sonra yeniden dirilme ile ilgili ayet ve hadisler.<br />
<br />
Kıyâmet günü yaşanacak ba‘s yani diriliş, İsrâfîl -aleyhisselâm-’ın Sûr’a ikinci defa üflemesiyle vukū bulacaktır. Bu ikinci üfleyişle, daha evvel bu fânî cihanda yaratılmış olan bütün canlılar tekrar diriltileceklerdir. Buna “Baʻsü baʻde’l-mevt” yani “ölümden sonra diriliş” denmektedir.<br />
YENİDEN DİRİLME İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER<br />
<br />
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, Sûr’a iki üfleniş arasında ne kadar zaman geçeceğini sormuş, Efendimiz de “kırk” diye cevap vermişlerdir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre’ye, bu ifâdeyle kırk yıl mı, kırk ay mı yoksa kırk gün mü kastedildiği tek tek sorulduğunda her birine ısrarla; “Bir şey diyemem.” şeklinde mukâbelede bulunmuştur. Sonra da Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hadîsini nakletmeye devam ederek şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah gökten su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler. İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, «Acbü’z-Zeneb»[1] denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyâmet günü yeniden yaratılış bundan terkip edilecektir.” (Buhârî, Tefsîr, 39/3; Müslim, Fiten, 141; Muvatta’, Cenâiz, 48; Ebû Dâvûd, Sünnet, 24; Nesâî, Cenâiz, 117)<br />
<br />
Bazı rivâyetlerde iki Sûr arasındaki sürenin kırk sene olduğu ifâde edilmiş[2] ve umûmiyetle bu şekilde kabul görmüştür.[3]<br />
<br />
Müfessir ve dil âlimi Ferrâ’ya göre:<br />
<br />
“İnsanlar ve bütün mahlûkat ilk Sûr ile ölürler. Bununla diğer Sûr arasında kırk sene vardır. Bu esnâda Allah Teâlâ bir yağmur gönderir. Kırk gün erkeklerin menileri kıvamında yağar. İnsanlar, annelerinin karnında yetiştikleri gibi kabirlerinde inbât ederler. Bu durum şu âyet-i kerîmede ifâde edilen şeydir:<br />
<br />
«…İşte ölüleri de böyle çıkaracağız…» (el-A‘râf, 57)<br />
<br />
Yani ölü yerden yağmurla bitkileri çıkardığımız gibi ölüleri de kabirlerinden çıkarırız.”[4]<br />
YENİDEN DİRİLME NASIL OLACAK?<br />
<br />
Âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, yeniden dirilmenin nasıl gerçekleşeceği hususunda şüphesi olanlara şöyle hitâb etmektedir:<br />
<br />
“Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alekadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir vakte kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız.<br />
<br />
Sonra kuvvetli çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefât eder, kimi de ömrün en zayıf çağına (yani ihtiyarlığa) kadar götürülür. Tâ ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin! (Böylece bedenî güç azaldığı gibi, zihnî melekeler de dumura uğrar.)<br />
<br />
(Yeniden yaratılışın bir misâli de şudur ki) sen, yeryüzünü kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat Biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.<br />
<br />
Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kâdirdir.<br />
<br />
Kıyâmet vakti de gelecektir; bunda hiç şüphe yoktur. Ve hakîkaten Allah kabirdekileri diriltip kaldıracaktır.” (el-Hac, 5-7)<br />
<br />
Mü’minûn Sûresi’nde ise, insanın ana rahminde geçirdiği ibretli safhalar, dünya hayatı, ölümü ve ardından tekrar dirileceği hakîkati şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
“Andolsun Biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyi aleka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alekayı, bir parçacık et hâline soktuk. Bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik. Bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan hâline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.<br />
<br />
Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz. Sonra da şüphesiz, sizler kıyâmet gününde tekrar diriltileceksiniz.” (el-Mü’minûn, 12-16)<br />
DİRİLİŞ HADİSİ<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk’ın beyân ettiği bu diriliş hakîkatini, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de Ebû Rezin -radıyallâhu anh- ile aralarında geçen bir konuşmada şöyle ifâde buyurmuşlardır:<br />
<br />
Ebû Rezin el-Ukaylî -radıyallâhu anh- naklediyor:<br />
<br />
Bir gün:<br />
<br />
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Allah Teâlâ, mahlûkâtı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyadaki misâli nedir?” diye sordum.<br />
<br />
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−Sen hiç, kavminin yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı?” buyurdular. Ben:<br />
<br />
“−Elbette!” deyince, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−İşte bu, Allâh’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdular. (Ahmed, IV, 11)<br />
İNKAR EDENLERİN PİŞMANLIĞI<br />
<br />
Âhireti inkâr edenlerin, yeniden diriltildikleri zaman, içine düşecekleri büyük şaşkınlık ve pişmanlık, âyet-i kerîmelerde şöyle haber verilmektedir:<br />
<br />
“O (diriltme) korkunç bir sesten ibâret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.<br />
<br />
(Durumu gören kâfirler korku ve pişmanlıkla:)<br />
<br />
«–Eyvah bize! Bu cezâ günüdür!» derler.<br />
<br />
İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.” (es-Sâffât, 19-21)<br />
<br />
“Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (ve utançtan yere bakar) bir hâlde ve davetçiye (İsrâfîl’e) koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnâda kâfirler:<br />
<br />
«–Bu, çok çetin bir gündür!» derler.” (el-Kamer, 7-8)<br />
<br />
Zira onlar âhiret hayatını yalan sayıyor ve hayatlarının sadece bu dünyada yaşadıklarından ibâret olduğunu zannediyorlardı. Bu hakîkat âyet-i kerîmede şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
“Dediler ki:<br />
<br />
«–Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.»<br />
<br />
Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.<br />
<br />
Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman:<br />
<br />
«–Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin!» demelerinden başka delilleri yoktur.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyâmet gününde bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.»” (el-Câsiye, 24-26)<br />
<br />
İslâm’ın en azılı düşmanlarından biri olan Ubey bin Halef, öldükten sonra dirilişi inkâr ettiği için, bir defasında yerden çürümüş bir kemik alıp elinde ufalamış ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e dönerek, alaycı bir tavırla:<br />
<br />
“–Allâh’ın, bu çürümüş kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?” demişti.<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ona cevâben:<br />
<br />
“–Evet, Allah seni tekrar diriltecek ve Cehennem’e koyacak!” buyurdular. (Kurtubî, el-Câmî, XV, 58; Vâhidî, s. 379)<br />
<br />
Ardından da şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:<br />
<br />
“İnsan görmez mi ki, Biz onu bir nutfeden yarattık. Bir de bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak Biz’e karşı misal getirmeye kalkışıyor ve:<br />
<br />
«–Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.»” (Yâsîn, 77-79)<br />
ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞ<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, Kıyâme Sûresi’nin başında, insanları öldükten sonra yeniden diriltmenin kendisi için hiç de zor olmadığını şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Kıyâmet gününe yemin ederim.” (el-Kıyâme, 1)<br />
<br />
“Nefs-i levvâmeye (kendini kınayıp pişmanlık duyan tutarsız nefse) yemin ederim ki (diriltilip hesâba çekileceksiniz).” (el-Kıyâme, 2)<br />
<br />
“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır?” (el-Kıyâme, 3)<br />
<br />
“Evet, Biz’im, onun parmak uçlarını[5] bile aynen eski hâline getirmeye gücümüz yeter.” (el-Kıyâme, 4)<br />
<br />
Lokman sûresinde de Rabbimiz şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Şüphesiz ki, Allah her şeyi işiten ve görendir.” (Lokmân, 28)<br />
<br />
Hiç şüphesiz ki ilk yaratma, ikinci yaratmaya da delil teşkil etmektedir. Zira yoktan yaratmak, var olanı yok edip tekrar hayata döndürmekten daha zordur. Zoru kabul edip de, kolayın olamayacağını ileri sürmek, hiç de akıllıca bir iddia değildir. Kaldı ki sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah Teâlâ, ilk yaratmada da aslâ bir âcizlik göstermemiş, her biri birer hilkat bedîası olan sayısız varlıklar halketmiştir.<br />
<br />
Nitekim Cenâb-ı Hak kullarına şöyle sormaktadır:<br />
<br />
“İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.” (Kāf, 15)<br />
<br />
İnsanoğlunun dirilip kabrinden kalktığındaki hâli, âyet-i kerîmelerde şöyle tasvîr edilmektedir:<br />
<br />
“Nihayet Sûr’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rab’lerine giderler!<br />
<br />
(İşte o zaman:)<br />
<br />
«–Eyvah, eyvah! Bizi uyuduğumuz yerden[6] kim diriltip çıkardı? Bu, Rahmân’ın vaad ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!» derler.” (Yâsîn, 51-52)<br />
<br />
“O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir hâlde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!” (el-Meâric, 43-44)<br />
<br />
“O gün yer, onların üzerinden yarılıp açılır ve süratle çıkıp koşarlar! Bu, ancak Biz’e kolay olan bir haşirdir.” (Kāf, 44)<br />
<br />
“Kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman, insan (hâlinin ne olacağını) düşünmez mi? Şüphesiz Rab’leri o gün onlardan tamamıyla haberdardır.” (el-Âdiyât, 9-11)<br />
<br />
O günün şiddet ve vahâmeti, âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde edilmektedir:<br />
<br />
“Sûr’a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar!” (el-Mü’minûn, 101)<br />
<br />
“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” (Abese, 33-37)<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz şöyle nakletmektedir:<br />
<br />
“Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
«–Kıyâmet günü, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allâh’ın huzûrunda toplanacaksınız.» buyurmuşlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine ben (şaşkınlık içerisinde):<br />
<br />
«–Yâ Rasûlâllah! Erkekler ve kadınlar birbirlerine bakarlar!?» dedim.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«‒O zamanki vaziyet, onların böyle bir şeyi düşünemeyecekleri kadar şiddetli ve dehşet vericidir.» buyurdular. (Buhârî, Rikāk, 45; Müslim, Cennet, 56)<br />
<br />
Diğer bir hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere ölüler yeniden diriltilince kendisine ilk elbise giydirilecek olan kişi İbrahim -aleyhisselâm- olacaktır.[7] Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e elbisesi giydirilecektir. Bundan sonra Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Arş’ın sağ yanında duracak ve orada yalnız Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bulunacaktır. Bu sebeple evvelkiler de sonrakiler de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e imreneceklerdir.<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, vücûdun parçalarını bir araya getirip ruhları da onlara iâde ederek ölüleri kabirlerinden çıkaracaktır. Yeniden yaratılan insanlar için, artık sonu olmayan bir hayat başlamış olacaktır.<br />
<br />
Kıyâmet günü ilk olarak dirilip kabrinden çıkacak kişi ise, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir.[8]<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün Mescid’e girmişlerdi. Bir tarafında Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- diğer tarafında da Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- vardı. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onların ellerini tuttu ve:<br />
<br />
“Kıyâmet günü biz işte böyle diriltileceğiz.” buyurdular. (Tirmizî, Menâkıb, 16/3669)<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
<br />
[1] Sahih rivâyetlere göre toprak, insanın bütün cesedini yiyip tüketecek, ama Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in teşbîhiyle bir hardal tanesi gibi olan (Ahmed, III, 28) ve insan bedeninin çekirdeği sayılan “Acbü’z-Zeneb: Kuyruk sokumu kemiği” çürümeyecektir. İnsan “Acbü’z-Zeneb”den diriltilip tekrar hayat bulacaktır. (Bkz. Müslim, Fiten, 141-143)<br />
<br />
[2] İbn-i Mende, Ebû Abdullah Muhammed b. İshak b. Muhammed b. Yahya el-Abdî (v. 395), el-Îmân (I-II), thk. Ali b. Muhammed b. Nâsır el-Fakîhî, Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1406, II, 794; Beyhakî, Şuabü’l-Îman, I, 541.<br />
<br />
[3] Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed (v. 505), ed-Dürretü’l-Fâhire fî Keşfi Ulûmi’l-Âhire (Mecmuatü Resâili’l-İmâm el-Gazâlî içinde), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1409, s. 118; Beğavî, VII, 132; Kurtubî, et-Tezkire, I, 287; Süyûtî, el-Büdûrü’s-Sâfire, s. 86-88; Bebek, “Sûr” md., DİA, XXXVII, 534.<br />
<br />
[4] Ferrâ, I, 382. Taberî de aynı rivâyeti senetsiz olarak zikreder. Onun rivâyetinde bu yağmura “Mâu Hayevân” denildiği zikredilir. (Taberî, XII, 493-494) Krş. İbn-i Ebî Hâtim, VIII, 2784; Beyhakî, Şuab, I, 541; Ebû Hayyân, V, 79.<br />
<br />
Allah Teâlâ’nın semâdan bir su indireceği ve ölülerin bununla yeşilliklerin büyüdüğü gibi yeniden yaratılacağı, sahih rivâyetle haber verilmiştir. (Buhârî, “Tefsîr”, 78/1) Lâkin bu suyun kemiyet ve keyfiyetine dair rivâyetler zayıftır.<br />
<br />
[5] Günümüzde “daktiloskopi” denilen ve parmak izlerini inceleyen bir ilim dalı vardır. Bu ilim, parmak izlerinin ömür boyunca hiç değişmediğini ve hiçbir insanın parmak izinin bir başkasınınkiyle aynı olmadığını ortaya koymuştur.<br />
<br />
Bu sebeple emniyet ve hukukta en güvenilir hüviyet tespiti, parmak ucu iziyle yapılmaktadır. Bu hakîkat, 19. asrın sonlarında keşfedilmiştir. Oysa Kur’ân-ı Kerîm, parmak uçlarının bu husûsiyetine 14 asır önce nâzil olan âyetinde dikkat çekerek ayrı bir mûcize sergilemiştir. Bu da Kur’ân’ın dâimâ önden gittiğinin, müsbet ilmin de onu şerh ve tasdik ederek ardından geldiğinin sayısız misallerinden biridir.<br />
<br />
[6] Müfessirlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:<br />
<br />
    Burada ölüm uykuya benzetilmiştir. Zira ikisinde de hareket yoktur. O günün dehşetinden insanların akılları karışacak ve kendilerini uykuda zannedecek olabilirler.<br />
    Burada uyku yerinin kastedilmesi de câizdir.<br />
    Kabirden sonraki hâlleri ve Cehennem azâbının dehşetini idrâk edince, kabrin onlara nisbetle bir uyku gibi olduğunu düşünecekler ve bu sözü söyleyeceklerdir. (Bkz. Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XII, 31)<br />
<br />
[7] Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 8.<br />
<br />
[8] Bkz. Dârimî, Mukaddime, 8. Ayrıca bkz. Tirmizî, Menâkıb, 1/3616.<br />
<br />
[7] Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 8.<br />
<br />
[8] Bkz. Dârimî, Mukaddime, 8. Ayrıca bkz. Tirmizî, Menâkıb, 1/3616.<br />
<br />
[9] Bkz. Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, III, 81-82.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sur Nedir "Ve sura üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır..." Ayeti</span></span><br />
<br />
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَٓاءَ اللّٰهُۚ ثُمَّ نُفِخَ ف۪يهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ <br />
<br />
Zümer Suresi, Ayet 68:<br />
<br />
وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ<br />
<br />
Ve nufiha fîs sûri fe izâ hum minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn(yensilûne).<br />
<br />
YÂSÎN-51 Ayeti Türkçe Meali:<br />
<br />
Ve sur’a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar, mezarlarından Rab’lerine koşarlar (uçarlar, yükselirler). <br />
<br />
<br />
    "Ve sura üflenmiştir. Göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılmıştır. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Sonra ona bir daha üflenmiştir. Bu defa da hep onlar kalkmışlar bakıyorlardır."<br />
<br />
Ayetin Açıklaması:<br />
<br />
Ayette geçen "saika" fiili tefsirlerde çoğunlukla "korkudan düşüp ölecek" şeklinde yorumlanmıştır. (Mesela bk. Râzî, XXVII, 18; Şevkânî, IV, 544)<br />
<br />
Sûrun etkisinden istisna edilenlerin, Cebrail, Mikâil ve Azrail isimli büyük melekler olduğu belirtilir; bazı rivayetlerde bunlara Rıdvan isimli melek ile Arş'ı taşıyanlar, cennet ve cehennemde bekçilik görevi yapanlar gibi başka melekler de ilave edilmiştir. (bk. Kurtubî, XV, 268-269; Şevkânî, IV, 544); (bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu: IV/550.)<br />
<br />
İlgili Hadisler:<br />
<br />
    «İki Üfürme Arası Kırk...dır.»<br />
<br />
    Bunun üzerine Ebû Hüreyre (ra)'den soruldu :<br />
<br />
    —  Kırk gün müdür?<br />
    —  Bilmiyorum, dedi.<br />
    —  Kırk yıl mıdır?<br />
    —  Bilmiyorum, dedi.<br />
    —  Kırk ay mıdır?<br />
    —  Bilmiyorum, dedi.<br />
<br />
    «Artık insanın her yanı çürüyüp ufalanacak, ancak kuyruk sokumundaki (küçücük bilyemsi) kemik çürümeyecektir. İnsanlar o kemikten oluşup meydana gelecek.» (Buharî, Tefsîr 3/39, 1/78; Müslim, Fiten 141)<br />
<br />
Yine Ebû Hüreyre (ra)'ın rivayetine göre, Resûlüllah (asm.) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
«Melek Cebrail'e, 68. âyette «Allah'ın dilediğinden başka» sözünden maksat kimlerdir, diye sorduğumda, «Onlar şehitlerdir...» diye cevap verdi.» (Ebû Ya'lâ, hadîs zayıftır.) (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Anadolu Yayınları: 10/5278.)<br />
<br />
Neml Suresi, Ayet 87–89:<br />
<br />
    87. Sûr'a üfürüldüğü gün Allah'ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak ona gelirler.<br />
<br />
    88. Sen dağları görürsün de yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki o, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.<br />
<br />
    89. Kim iyilikle gelirse, ona daha iyisi verilir ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar.<br />
<br />
İlgili Ayetin Açıklaması:<br />
<br />
Sura üfürüldüğü gün, büyük kıyamet!<br />
<br />
SUR, bazıları bunu "vâv" harfinin fethi ile "suver" gibi "suret" kelimesinin çoğulu, nefhi de suretlere ruh üflemek diye kabul etmişlerdir. Eğer böyle olsaydı zamirinde denilmesi gerekirdi. Halbuki diğer bir âyette "Sonra, ona bir daha üflenince" (Zümer, 39/68) diye müfred müzekker zamiri gönderildiğinden bu mânâ doğru olamaz. Bazıları da bunu temsilî kabul etmişler, ölülerin kabirlerinden mahşere çağırılışları halini bir orduyu harekete geçirmek için boru çalınması haline benzetmek suretiyle temsili istiare yapıldığını söylemişlerdir.<br />
<br />
Tefsircilerin çoğuna göre ise bazı hadislerde rivayet edildiği üzere Sûr, büyük boru gibi bir şeydir ki, üç defa üfürülecektir:<br />
Birincisi, "nefha-i feza',"yani dayanamama, korku üfürmesi.<br />
İkincisi, "nefha-i saık" yani yok olma üfürmesi.<br />
Üçüncüsü ise "nefha-i kıyam", yani kalkma üfürmesidir.<br />
Ve buna memur olan melek İsrafil'dir. Bu âyette açıklandığı üzere birincisi olan nefha-i feza'da göklerde ve yerde kim varsa, yüce Allah'ın dilediklerinden başkası, hep dehşetten sarsılacak.<br />
<br />
Zümer Sûresi'ndeki "Sur'a üflenince, Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde, kim varsa düşüp ölmüş olacaktır...." (Zümer, 39/68) ayeti gereğince ikinci olan nefha-i saik'ta ise Allah'ın dilediklerinden başka hepsi yıkılıp ölecek. "...Sonra ona bir defa daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakakalacaklar." (Zümer, 39/68) ve "Bir de ne göresin! Onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rabblerine giderler." (Yasin, 36/51) ayetleri gereğince üçüncüsü olan nefha-i kıyamda kabirlerinden kalkıp mahşere koşuşacaklardır.<br />
<br />
Tirmizî'nin Ebu Saîd-i Hudrî (r.a) den rivayet edip hasen dediği hadis-i şerifte Hz. Peygamber (asm): "Nasıl zevk ve neşe içinde olurum, Sûr sahibi boruyu ağzına almış, ne zaman üfürmesi emredilecek diye izin bekliyor." buyurmuştu. Bu, ashabı kirama pek ağır geldi. O zaman Peygamber Efendimiz:<br />
<br />
"Allah bize yeter, o ne güzel vekildir." (Âli İmran, 3/173) deyiniz." buyurdu.<br />
<br />
FEZA: Korkunç bir şeyden insanda meydana gelen tutukluk ve ürkeklik, yani şiddetli korku ile sarsılıp belinlemek demektir. Ancak Allah'ın dilediği kimseler müstesna olarak korkudan emindirler. Bunların kim olduğu hakkında değişik sözler söylenmiş ise de kesin bir bilgi yoktur. En uygunu, bundan sonraki ikinci âyette "Ve onlar o gün korkudan da emin kalırlar." (Neml, 27/89) ifadesinin, bunun bir açıklaması şeklinde olmasıdır.<br />
<br />
Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır. Her kim bir iyilikle gelirse ona ondan daha hayırlısı var, hem onlar o iyilikle gelenler o günkü bir feza'dan, yani o üfürülme günü veya tekrar dirilme günü dehşetli bir korkudan emin kalırlar. (bk. Elmalılı Tefsiri)<br />
<br />
    "Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana göklerde olanlar da korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyun eğmiş olarak gelirler." (Neml, 27/87)<br />
<br />
âyeti Sur'un varlığına bir delildir. Bunun dışında Hz. Peygamber (asm)'den nakledilen bazı hadisler onun mahiyetini ayrıntılı bir şekilde açıklar.<br />
<br />
Ebû Ya'la el-Mavsıli'nin Müsned adlı hadis kitabında Ebû Hüreyre (r.a)'den nakledilen bir hadis-i şerif suru açıklar: Ebû Hüreyre der ki: Bir gün Peygamber (ssm) bizimle oturuyor sohbet ediyordu. Etrafında sahabelerden büyük bir topluluk vardı. Bize şöyle dedi:<br />
<br />
    "Yüce Allah gökleri yarattıktan sonra, suru yarattı. Ve onu İsrâfil (a.s)'a verdi. İsrâfil ağzını sura dayamış ve gözlerini de Arş'a dikmiştir. Sura üfürmesi için verilen emri beklemektedir." Ebû Hüreyre diyor ki; ben, "Ey Allah'ın Rasûlü sur nedir?" diye sordum. O da "Boynuza benzeyen bir alettir." diye cevap verdi. Ben yine, "O nasıl bir şeydir?" diye sordum. O da, "O, çok büyük bir şeydir. Beni hakkı tebliğ etmek üzere gönderen Yüce Allah'a yemin olsun ki, yerler ve gökler onun yanında küçük kalır. Hepsi onun içine sığabilir." diye cevap verdi...<br />
<br />
Bu hadisi şerif uzayıp gidiyor. Ayrıntısıyla her şeyi açıklıyor. Bu hadise göre:<br />
<br />
Sura üfürülüş üç kez olacak. Birinci üfürüşte korku ve dehşetten bütün yaratıklar sarsılacak. İkinci üfürülüşte bütün kâinat alt üst olup, bütün canlılar ölecek. Allah yeni bir düzen (ahiret yurdu) kurup hesap günü gelince, üçüncü bir üfürülüşle bütün ölülerin ruhlan bedenlerine girerek yeniden dirilecekler. Ve ardından hesap, kitap, mizan, şefaat, sırat, cennet, cehennem... kıyamet olayları olacak.<br />
<br />
Kur'ân-ı Kerim surun üfürülüşü anında yaşanacak dehşeti, Tekvir, İnfitar, İnşikak ve daha başka sürelerde genişçe haber vermektedir:<br />
<br />
    "O gün Güneş dürülür, yıldızlar kararıp dökülür, dağlar yürütülür, en değer verilen on aylık develer terkedilir, denizler kaynatılır." (Tekvir, 81/1-4, 6);<br />
<br />
    "Gök yarılır, yıldızlar etrafa saçılır, denizler akıtılır." (İnfitar, 82/1-3);<br />
<br />
    "Gök yarılıp Rabbinin emrine boyun eğer, yer uzatılır, içinde olanları atıp tamamen boşalır ve Rabbine boyun eğer." (İnşikak, 83/1-4);<br />
<br />
    "Büyük bir gürültü koparır, o gün insanlar ateş etrafında çırpınıp dökülen pervaneler gibi olur, dağlar atılmış renkli yüne benzer." (Karia, 101/1-5);<br />
<br />
    "Yer dehşetle sarsılır, ağırlıklarını dışarıya, çıkarır ve insan, "ne oluyor" diye korkusunu dile getirir." (Zilzâl, 99/1-3);<br />
<br />
    "O gün bir sarsıntı sarsar, peşinden bir diğeri gelir kalpler titrer, insanların gözleri yere döner ve "biz ufalmış kemik olduğumuz zaman eski halimize mi döneceğiz" (yoksa). O takdirde bu zararına bir dönüştür diye düşünecekler. Tek bir çığlıkla hepsi bir düzlüğe dökülecekler" (Nâziat, 79/6-14);<br />
<br />
    "Surâ üfürüldüğü gün herkes bölük bölük gelecek, gökler kapı kapı açılacak, dağlar yürütülüp serap olacak." (Nebe; 78/18-20);<br />
<br />
    "Yıldızların ışığı giderilecek, gök yarılacak, dağlar pamuk gibi atılacak" (Mürselât, 77/8-10);<br />
<br />
    "Gözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman insan "kaçacak yer neresi" diyecek, ama sığınak yoktur o gün." (Kıyâmet, 75/7-11);<br />
<br />
    "Arslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler" (Müddessir, 74/50-51);<br />
<br />
    "Yer yüzü ve dağlar sarsılır, dağlar yumuşak kum yığını hâline gelir" (Müzzemmil, 73/14);<br />
<br />
    "Gökyüzü erimiş maden gibi olur, dağlar da atılmış pamuğa döner; hiçbir dost dostunu soramaz." (Meâric, 70/8-10);<br />
<br />
    "Sarsıntıyı gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür, insanlar âdeta sarhoş gibidir. Onlar sarhoş değildir ama Allah'ın azabının şiddeti onları o hâle koyar." (Hac 22/1-2).<br />
<br />
Ölü bedenlere ruhların verileceği üçüncü üfürülüş anında ise,<br />
<br />
    "Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış olarak, o çağırana koçarak kabirlerinden çıkarlar. Kafirler 'bu ne zorlu bir gün' derler." (Kamer, 51/8-9).<br />
<br />
    "Kabirlerinden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, söz verilmiş olan gündür." (Mearic, 70/43-44).<br />
<br />
Yukarıdaki hadis-i şerifte Hz. Peygamberimize (asm); Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana, göklerde olanlar da yerde olanlar da korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'a boyunları bükülmüş olarak gelirler" (Neml, 27/87) âyetindeki Âllah'ın diledikleri bir yana" kelamı ile kastedilen kişilerin kimler olduğu Ebu Hüreyre tarafından soruldu. Rasûlüllah cevaben: "Onlar şehidlerdir. Çünkü şehidler Yüce Allah'ın katında diridirler. Allah onları, kıyamet gününün dehşetinden, korku ve endişesinden korumuştur. O günün korku ve endişesi sadece inanmayan âsi ve günâhkâr kullar içindir" karşılığını verdi. Peygamberimiz daha sonra kıyâmet ve sur konusunda özetle şu bilgileri verdi:<br />
<br />
    "Bütün canlılar öldükten sonra ölüm meleği Azrâil Allah'ın huzuruna çıkar ve Ey Allah'ım, yaşamasını dilediğin kimselerden başka, yerde ve gökte canlı olarak yarayan bütün varlıklar öldü, der. Allah ise, geride kalanları herkesten daha iyi bildiği halde, ölüm meleğine "Geride canlı kalan kimse var mıdır?" diye sorar. Azrâil, Ey Allah'ım, ölmeyen ve daima diri olan Zât-ı Celâlin kaldı. Sen bâkisin ve dirisin. Bir de kalmasını dilediğin Arş'ı ayakta tutan melekler, Cebrâil, Mikâil ve ben kaldım " cevabını verir. Daha sonra Allah'ın emriyle geride kalan melekler de ölür, Azrâile dönen Yüce Allah Ey meleğim, sen de diğer yaratıklarım gibisin. Bütün yaratıklarım öldü, sana ihtiyaç kalmadı. Yaratan ve öldüren benim. Artık sen de öl" buyurur ve Azrâil de ölür. Sonra Yüce Allah "Bugün mülk kimindir?" diye seslenecek ama cevap verecek hiç bir canlı olmayacak; cevabı Allah kendisi verecektir. "Bugün mülk, tek ve her şeye gücü yeten Allah'ındır?"<br />
<br />
Yüce Allah, yerleri ve gökleri değiştirecek, yeni bir âlem yaratacak, her yer dümdüz olacak. Allah'ın seslenmesiyle bütün varlıklar tekrar eski haline gelecek; yerin altındakiler altta, üstündekiler üstte olmak üzere dirilme anını bekleyecekler. Allah'ın emriyle gökler kırk gün yağmur yağdıracak, her taraf sularla kaplanacak. Ardından Allah cesetlere yeniden dirilmelerini emredecek. Cesetler bitkilerin yeşermesi gibi yerden çıkacak. Bu arada Cebrâil ve Mikâil de yeniden diriltilecek. Ardından Allah bütün ruhları çağıracak. O gün mü'min ruhlar ışık hâlinde, kâfirlerinki ise karanlık halde gelir. Allah bu ruhları Sur'a doldurup İsrafile emreder. İsrafil emri yerine getirir ve Sur'u üfler. Surdan çıkan ruhlar yerle gök arasını doldurur; ardından Allah, her ruhun kendi cesedine girmesini emreder. Ruhların cesetlere girmesinden sonra yer yarılır ve herkes kabrinden çıkıp ilâhî huzura doğru yürümeye başlar.<br />
<br />
    "Gözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış olarak o çağırana kabirlerinden koşarak çıkarlar." (Kamer, 54/8).<br />
<br />
Buna göre Sur, İsrâfil (a.s)'ın kıyâmet anında canların toptan öldürülmesi, kainatın düzeninin bozulması, ardından yeni bir âlemin kurulması ve nihâyet canlıların tekrar dirilmeleri için toplam üç kez üfleyeceği, mahiyetini bilmediğimiz, dünyadaki aletlere benzemeyen, ancak hadislerde boru diye tanımlanan bir âlettir.<br />
<br />
Yeniden Diriliş Nasıl Olacak?<br />
<br />
Yeniden dirilme nasıl gerçekleşecek? Yeniden dirilme ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Kur’an’da geçen dirilme örnekleri...<br />
<br />
Kıyâmet günü yaşanacak ba‘s yani diriliş, İsrâfîl -aleyhisselâm-’ın Sûr’a ikinci defa üflemesiyle vukū bulacaktır. Bu ikinci üfleyişle, daha evvel bu fânî cihanda yaratılmış olan bütün canlılar tekrar diriltileceklerdir. Buna “Baʻsü baʻde’l-mevt” yani “ölümden sonra diriliş” denmektedir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, Sûr’a iki üfleniş arasında ne kadar zaman geçeceğini sormuş, Efendimiz de “kırk” diye cevap vermişlerdir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre’ye, bu ifâdeyle kırk yıl mı, kırk ay mı yoksa kırk gün mü kastedildiği tek tek sorulduğunda her birine ısrarla; “Bir şey diyemem.” şeklinde mukâbelede bulunmuştur. Sonra da Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hadîsini nakletmeye devam ederek şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah gökten su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler. İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, «Acbü’z-Zeneb»[1] denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyâmet günü yeniden yaratılış bundan terkip edilecektir.” (Buhârî, Tefsîr, 39/3; Müslim, Fiten, 141; Muvatta’, Cenâiz, 48; Ebû Dâvûd, Sünnet, 24; Nesâî, Cenâiz, 117)<br />
<br />
Bazı rivâyetlerde iki Sûr arasındaki sürenin kırk sene olduğu ifâde edilmiş[2] ve umûmiyetle bu şekilde kabul görmüştür.[3]<br />
<br />
Müfessir ve dil âlimi Ferrâ’ya göre:<br />
<br />
“İnsanlar ve bütün mahlûkat ilk Sûr ile ölürler. Bununla diğer Sûr arasında kırk sene vardır. Bu esnâda Allah Teâlâ bir yağmur gönderir. Kırk gün erkeklerin menileri kıvamında yağar. İnsanlar, annelerinin karnında yetiştikleri gibi kabirlerinde inbât ederler. Bu durum şu âyet-i kerîmede ifâde edilen şeydir:<br />
<br />
«…İşte ölüleri de böyle çıkaracağız…» (el-A‘râf, 57)<br />
<br />
Yani ölü yerden yağmurla bitkileri çıkardığımız gibi ölüleri de kabirlerinden çıkarırız.”[4]<br />
YENİDEN DİRİLME NASIL GERÇEKLEŞECEK?<br />
<br />
Âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, yeniden dirilmenin nasıl gerçekleşeceği hususunda şüphesi olanlara şöyle hitâb etmektedir:<br />
<br />
“Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alekadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir vakte kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız.<br />
<br />
Sonra kuvvetli çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefât eder, kimi de ömrün en zayıf çağına (yani ihtiyarlığa) kadar götürülür. Tâ ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin! (Böylece bedenî güç azaldığı gibi, zihnî melekeler de dumura uğrar.)<br />
<br />
(Yeniden yaratılışın bir misâli de şudur ki) sen, yeryüzünü kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat Biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.<br />
<br />
Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kâdirdir.<br />
<br />
Kıyâmet vakti de gelecektir; bunda hiç şüphe yoktur. Ve hakîkaten Allah kabirdekileri diriltip kaldıracaktır.” (el-Hac, 5-7)<br />
<br />
Mü’minûn Sûresi’nde ise, insanın ana rahminde geçirdiği ibretli safhalar, dünya hayatı, ölümü ve ardından tekrar dirileceği hakîkati şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
“Andolsun Biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyi aleka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alekayı, bir parçacık et hâline soktuk. Bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik. Bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan hâline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.<br />
<br />
Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz. Sonra da şüphesiz, sizler kıyâmet gününde tekrar diriltileceksiniz.” (el-Mü’minûn, 12-16)<br />
DİRİLİŞ HAKİKATİ<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk’ın beyân ettiği bu diriliş hakîkatini, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de Ebû Rezin -radıyallâhu anh- ile aralarında geçen bir konuşmada şöyle ifâde buyurmuşlardır:<br />
<br />
Ebû Rezin el-Ukaylî -radıyallâhu anh- naklediyor:<br />
<br />
Bir gün:<br />
<br />
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Allah Teâlâ, mahlûkâtı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyadaki misâli nedir?” diye sordum.<br />
<br />
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−Sen hiç, kavminin yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı?” buyurdular. Ben:<br />
<br />
“−Elbette!” deyince, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−İşte bu, Allâh’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdular. (Ahmed, IV, 11)<br />
<br />
Âhireti inkâr edenlerin, yeniden diriltildikleri zaman, içine düşecekleri büyük şaşkınlık ve pişmanlık, âyet-i kerîmelerde şöyle haber verilmektedir:<br />
<br />
“O (diriltme) korkunç bir sesten ibâret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.<br />
<br />
(Durumu gören kâfirler korku ve pişmanlıkla:)<br />
<br />
«–Eyvah bize! Bu cezâ günüdür!» derler.<br />
<br />
İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.” (es-Sâffât, 19-21)<br />
<br />
“Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (ve utançtan yere bakar) bir hâlde ve davetçiye (İsrâfîl’e) koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnâda kâfirler:<br />
<br />
«–Bu, çok çetin bir gündür!» derler.” (el-Kamer, 7-8)<br />
<br />
Zira onlar âhiret hayatını yalan sayıyor ve hayatlarının sadece bu dünyada yaşadıklarından ibâret olduğunu zannediyorlardı. Bu hakîkat âyet-i kerîmede şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
“Dediler ki:<br />
<br />
«–Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.»<br />
<br />
Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.<br />
<br />
Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman:<br />
<br />
«–Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin!» demelerinden başka delilleri yoktur.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyâmet gününde bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.»” (el-Câsiye, 24-26)<br />
<br />
İslâm’ın en azılı düşmanlarından biri olan Ubey bin Halef, öldükten sonra dirilişi inkâr ettiği için, bir defasında yerden çürümüş bir kemik alıp elinde ufalamış ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e dönerek, alaycı bir tavırla:<br />
<br />
“–Allâh’ın, bu çürümüş kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?” demişti.<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ona cevâben:<br />
<br />
“–Evet, Allah seni tekrar diriltecek ve Cehennem’e koyacak!” buyurdular. (Kurtubî, el-Câmî, XV, 58; Vâhidî, s. 379)<br />
<br />
Ardından da şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:<br />
<br />
“İnsan görmez mi ki, Biz onu bir nutfeden yarattık. Bir de bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak Biz’e karşı misal getirmeye kalkışıyor ve:<br />
<br />
«–Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.»” (Yâsîn, 77-79)<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, Kıyâme Sûresi’nin başında, insanları öldükten sonra yeniden diriltmenin kendisi için hiç de zor olmadığını şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Kıyâmet gününe yemin ederim.” (el-Kıyâme, 1)<br />
<br />
“Nefs-i levvâmeye (kendini kınayıp pişmanlık duyan tutarsız nefse) yemin ederim ki (diriltilip hesâba çekileceksiniz).” (el-Kıyâme, 2)<br />
<br />
“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır?” (el-Kıyâme, 3)<br />
<br />
“Evet, Biz’im, onun parmak uçlarını[5] bile aynen eski hâline getirmeye gücümüz yeter.” (el-Kıyâme, 4)<br />
<br />
Lokman Sûresi’nde de Rabbimiz şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Şüphesiz ki, Allah her şeyi işiten ve görendir.” (Lokmân, 28)<br />
<br />
Hiç şüphesiz ki ilk yaratma, ikinci yaratmaya da delil teşkil etmektedir. Zira yoktan yaratmak, var olanı yok edip tekrar hayata döndürmekten daha zordur. Zoru kabul edip de, kolayın olamayacağını ileri sürmek, hiç de akıllıca bir iddia değildir. Kaldı ki sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah Teâlâ, ilk yaratmada da aslâ bir âcizlik göstermemiş, her biri birer hilkat bedîası olan sayısız varlıklar halketmiştir.<br />
<br />
Nitekim Cenâb-ı Hak kullarına şöyle sormaktadır:<br />
<br />
“İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.” (Kāf, 15)<br />
<br />
İnsanoğlunun dirilip kabrinden kalktığındaki hâli, âyet-i kerîmelerde şöyle tasvîr edilmektedir:<br />
<br />
“Nihayet Sûr’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rab’lerine giderler!<br />
<br />
(İşte o zaman:)<br />
<br />
«–Eyvah, eyvah! Bizi uyuduğumuz yerden[6] kim diriltip çıkardı? Bu, Rahmân’ın vaad ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!» derler.” (Yâsîn, 51-52)<br />
<br />
“O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir hâlde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!” (el-Meâric, 43-44)<br />
<br />
“O gün yer, onların üzerinden yarılıp açılır ve süratle çıkıp koşarlar! Bu, ancak Biz’e kolay olan bir haşirdir.” (Kāf, 44)<br />
<br />
“Kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman, insan (hâlinin ne olacağını) düşünmez mi? Şüphesiz Rab’leri o gün onlardan tamamıyla haberdardır.” (el-Âdiyât, 9-11)<br />
<br />
O günün şiddet ve vahâmeti, âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde edilmektedir:<br />
<br />
“Sûr’a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar!” (el-Mü’minûn, 101)<br />
<br />
“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” (Abese, 33-37)<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz şöyle nakletmektedir:<br />
<br />
“Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
«–Kıyâmet günü, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allâh’ın huzûrunda toplanacaksınız.» buyurmuşlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine ben (şaşkınlık içerisinde):<br />
<br />
«–Yâ Rasûlâllah! Erkekler ve kadınlar birbirlerine bakarlar!?» dedim.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«‒O zamanki vaziyet, onların böyle bir şeyi düşünemeyecekleri kadar şiddetli ve dehşet vericidir.» buyurdular. (Buhârî, Rikāk, 45; Müslim, Cennet, 56)<br />
<br />
Diğer bir hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere ölüler yeniden diriltilince kendisine ilk elbise giydirilecek olan kişi İbrahim -aleyhisselâm- olacaktır.[7] Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e elbisesi giydirilecektir. Bundan sonra Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Arş’ın sağ yanında duracak ve orada yalnız Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bulunacaktır. Bu sebeple evvelkiler de sonrakiler de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e imreneceklerdir.<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, vücûdun parçalarını bir araya getirip ruhları da onlara iâde ederek ölüleri kabirlerinden çıkaracaktır. Yeniden yaratılan insanlar için, artık sonu olmayan bir hayat başlamış olacaktır.<br />
<br />
Kıyâmet günü ilk olarak dirilip kabrinden çıkacak kişi ise, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir.[8]<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün Mescid’e girmişlerdi. Bir tarafında Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- diğer tarafında da Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- vardı. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onların ellerini tuttu ve:<br />
<br />
“Kıyâmet günü biz işte böyle diriltileceğiz.” buyurdular. (Tirmizî, Menâkıb, 16/3669)<br />
KUR’AN-I KERİM’DE DİRİLİŞ ÖRNEKLERİ<br />
<br />
Dirilişin cismânî mi, rûhânî mi olacağı hususunda ihtilâf edilmişse de Kur’ân-ı Kerîm’de, dirilişin cismânî olacağına dâir pek çok âyet-i kerîme bulunmaktadır. Allah Teâlâ, her insanı bedeniyle diriltip rûhunu da iâde edecektir.<br />
<br />
Ölümden sonra dirilişin gerçek olduğu ve bunun Allah için hiç de zor olmadığı hususunda gönüllerin tatmin olması maksadıyla, Cenâb-ı Hak daha dünyada iken bazı ölüleri diriltmiş, bunun misallerini de Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle zikretmiştir:<br />
<br />
a. Parçalanmış Kuşların Canlandırılması<br />
<br />
Âyet-i kerîmede buyrulur:<br />
<br />
“İbrahim Rabbine:<br />
<br />
«–Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster!» demişti.<br />
<br />
Rabbi ona:<br />
<br />
«–Yoksa inanmadın mı?» dedi.<br />
<br />
İbrahim:<br />
<br />
«–Hayır, inandım. Fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim).» dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Allah:<br />
<br />
«–Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir.» buyurdu.” (el-Bakara, 260)<br />
<br />
Rivâyete göre Allah Teâlâ, İbrahim -aleyhisselâm-’a, yakaladığı dört kuşu kesmesini, tüylerini yolmasını ve etlerini sıyırıp parçalara ayırmasını emretti. Sonra başlarını yanında saklamak sûretiyle, her dağın başına onlardan birer parça koymasını istedi.<br />
<br />
İbrahim -aleyhisselâm-, rivâyete göre birer tavus, horoz, karga ve kartal tuttu. Bunların her birini dört parçaya ayırdı, hamur yapıp birbiriyle karıştırdı ve dağların tepesine bundan birer parça koydu. Sonra onları; “Allâh’ın izniyle bana gelin!” diyerek çağırdı. Her bir parçanın bir diğerine doğru uçup, bir cüsse teşkil ettiğini ve gelip kendine âit başla birleşerek eski hâlini aldığını gördü.[9]<br />
<br />
Hazret-i İbrahim’in kuşları dağların üzerine koymasının, etrafında büyük bir kalabalığın olduğuna işaret ettiği de ifâde edilmiştir. Yani insanlar tarafından rahatça görülebilsin diye o kuşları yüksek bir yere koymasının emredilmiş olabileceği bildirilmiştir. Buna göre İbrahim -aleyhisselâm-, âhirette yeniden dirilişi inkâr edenlere bunu ispat etmek için Cenâb-ı Hak’tan bir mûcize istemiş ve bu hâdise gerçekleşmiştir.<br />
<br />
Mâlum olduğu üzere İbrahim -aleyhisselâm-, büyük bir peygamberdir. Dolayısıyla Allâh’ın ölüleri dirilteceği hususunda herhangi bir şüphesinin olması düşünülemez.<br />
<br />
Muhakkak ki Cenâb-ı Hak da, İbrahim -aleyhisselâm-’ın îman ehli olduğunu biliyordu. Fakat İbrahim -aleyhisselâm-’ın; “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” sözüyle ne kastettiğinin herkes tarafından bilinmesi için ona; “Yoksa inanmadın mı?” diye sormuştur. İbrahim -aleyhisselâm- da, âyet-i kerîmede beyân edildiği üzere, hakîkati bizzat görerek kalbinin iyice mutmain olması ve bu ilâhî azamet tecellîsini seyrederek inancının “hakka’l-yakîn” derecesine yükselmesi için Cenâb-ı Hak’tan böyle bir talepte bulunduğunu ifâde etmiştir. Zira insanın, inandığı bir şeyi kendi gözleriyle de gördüğü takdirde inancının daha da perçinlenerek sarsılmaz bir hâle geleceği muhakkaktır.<br />
<br />
Diğer taraftan, İbrahim -aleyhisselâm-’ın böyle bir talepte bulunmasının, kendisinin “Allâh’ın dostu” olduğu hususunda kalbinin tam bir itmi’nâna ermesi için olduğu da ifâde edilmiştir.<br />
<br />
Ayrıca bu âyet-i kerîmeden, bir insanın hangi mânevî makama erişirse erişsin, îmânının kemâli ve kalbinin itmi’nânı için hâlâ alacağı mesafeler olduğu hakîkati ortaya çıkmaktadır. Zira “ülü’l-azm” peygamberlerden biri olan, “Halîlullah/Allâh’ın Dostu” rütbesini taşıyan ve pek çok ilâhî iltifâta nâil olduğu âyet-i kerîmelerde bildirilen İbrahim -aleyhisselâm- bile, itmi’nânının artması için Allâh’a yalvarıyor ve O’ndan yardım istiyor.<br />
<br />
Şurası muhakkak ki, kulun Cenâb-ı Hakk’a yakınlığı arttığı nisbette, gönül âleminde muazzam ufuklar açılır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hakk’a karşı kendi âcizlik, muhtaçlık, noksanlık ve hiçliğini çok daha berrak bir sûrette idrâk eder. Nitekim İbrahim -aleyhisselâm- da bu hiçlik ve mahviyet hissiyâtı içinde Cenâb-ı Hakk’a şöyle niyâz etmiştir:<br />
<br />
“(Yâ Rabbi! İnsanların) dirilecekleri gün beni mahcub etme. O gün, ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allâh’a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (bunun faydasını görür).” (eş-Şuarâ, 87-89)<br />
<br />
Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm-’ın ölülerin diriltilmesini görmek isteyişiyle alâkalı âyet-i kerîmenin işârî tefsîrinde de şöyle denilmektedir:<br />
<br />
“Hazret-i İbrahim, bu suâliyle Allah’tan kalbinin ihyâsını istemiştir. Allah Teâlâ da ona, gönlünün başka şeylerle olan bağlantılarını kesmesi gerektiğini haber vermiştir. Buna göre İbrahim -aleyhisselâm-’ın parçalara ayırdığı dört kuş ile, nefiste bulunan dört kötü sıfata işaret edilmiştir. Tavus ziyneti, karga tûl-i emeli (tükenmek bilmeyen arzuları), horoz şehveti ve kartal da hırsı temsil etmektedir. Dolayısıyla mücâhede ve riyâzatla nefsinin bu mezmum sıfatlarını boğazlayamayanlar, müşâhedeyle kalbini diriltme imkânı bulamazlar.” (Kuşeyrî, Letâifü’l-İşârât, I, 121)<br />
<br />
b. Yıldırım Çarpmasıyla Ölenlerin Tekrar Diriltilmesi<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:<br />
<br />
“Bir zamanlar:<br />
<br />
«–Ey Mûsâ! Biz Allâh’ı apaçık görmedikçe aslâ sana inanmayız!» demiştiniz de gözleriniz göre göre o anda sizi yıldırım çarpmıştı. Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki şükredesiniz.” (el-Bakara, 55-56)<br />
<br />
Âyet-i kerîmelerden de anlaşıldığı üzere Mûsâ -aleyhisselâm-’ın kavminden bazıları; Allâh’ı görmedikçe îmân etmeyeceklerini söylemiş, bunun üzerine de Allah Teâlâ onlara yıldırım göndermişti. Yıldırım çarpmasıyla ölen bu kimseleri Cenâb-ı Hak bir müddet sonra diriltmiş, böylece onlar, Allâh’ın kudretini bizzat yaşamak sûretiyle idrâk etmişlerdi.<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilen bu hâdise de, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere, bunun Allah için hiç de zor olmadığını göstermektedir. Nitekim âhirette dirilişi inkâr eden insanlara Allâh’ın kudretini göstermek için Hazret-i Îsâ -aleyhisselâm-’a ölüleri diriltme mûcizesinin verilmiş olduğu, Ashâb-ı Kehf’in üç yüz küsur yıl uyutulduktan sonra uyandırıldıkları da mâlumdur.<br />
<br />
c. Yüz Yıl Ölü Kalanın Dirilmesi<br />
<br />
Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e müşriklerin en fazla îtiraz ettikleri hususlardan biri, ölülerin yeniden diriltilecek olmasıydı. Hem bunu nefsâniyetleri gereği kabul etmek işlerine gelmiyordu, hem de çürüyüp yok olmuş cesetlerin nasıl tekrar canlanacağını bir türlü anlayamıyorlardı. Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’e, müşriklerin bu istifhamlarını giderecek birçok âyet-i kerîme vahyetti. Ölümden sonra diriliş gerçeğini birçok misalle Kur’ân-ı Kerîm’de îzah buyurdu. Nitekim bu misallerden biri de, Üzeyir -aleyhisselâm- zamanında gerçekleşen ve yüz yıl ölü kaldıktan sonra tekrar diriltilen kimsedir. Âyet-i kerîmede buyrulur:<br />
<br />
“Yahut görmedin mi o kimseyi ki, evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş (harâb olmuş) ıssız bir kasabaya uğradı;<br />
<br />
«–Ölümünden sonra Allah bunları nasıl diriltir acaba!» dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Allah onu hemen öldürüp yüz sene bıraktı, sonra tekrar diriltti:<br />
<br />
«–Ne kadar kaldın burada?» dedi.<br />
<br />
«–Bir gün yahut daha az.» dedi.<br />
<br />
Allah ona:<br />
<br />
«–Hayır, bilâkis yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Bir de eşeğine bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (yüz sene ölü tuttuk, sonra tekrar dirilttik). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyoruz!» dedi.<br />
<br />
Durum kendisince anlaşılınca:<br />
<br />
«–Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kâdirdir.» dedi.” (el-Bakara, 259)<br />
<br />
Bazı tefsirlerde, Üzeyir -aleyhisselâm- olduğu zikredilen bu kişi, oturanları ölüp gitmiş ve harâbe hâline gelmiş olan kasabaya uğradığında, kendi kendisine, Allâh’ın ölüleri nasıl dirilteceğini düşünür ve konakladığı bu yerde uyuyakalır.<br />
<br />
Allah onu öldürüp yüz sene sonra tekrar diriltir. O şahıs dirildiğinde, kendisinin kısa bir süre uyuyup uyandığını zanneder. Çünkü yiyecekleri henüz bozulmamıştır. Fakat merkebine bakınca anlar ki o öleli çok olmuş. Zira sadece çürümeye yüz tutmuş kemikleri kalmıştır. Allah Teâlâ, onun gözü önünde merkebini diriltir. Böylece o kişi, Allâh’ın kullarını nasıl öldüreceğini ve tekrar nasıl dirilteceğini bizzat müşâhede etmiş olur.<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
<br />
[1] Sahih rivâyetlere göre toprak, insanın bütün cesedini yiyip tüketecek, ama Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in teşbîhiyle bir hardal tanesi gibi olan (Ahmed, III, 28) ve insan bedeninin çekirdeği sayılan “Acbü’z-Zeneb: Kuyruk sokumu kemiği” çürümeyecektir. İnsan “Acbü’z-Zeneb”den diriltilip tekrar hayat bulacaktır. (Bkz. Müslim, Fiten, 141-143)<br />
<br />
[2] İbn-i Mende, Ebû Abdullah Muhammed b. İshak b. Muhammed b. Yahya el-Abdî (v. 395), el-Îmân (I-II), thk. Ali b. Muhammed b. Nâsır el-Fakîhî, Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1406, II, 794; Beyhakî, Şuabü’l-Îman, I, 541.<br />
<br />
[3] Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed (v. 505), ed-Dürretü’l-Fâhire fî Keşfi Ulûmi’l-Âhire (Mecmuatü Resâili’l-İmâm el-Gazâlî içinde), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1409, s. 118; Beğavî, VII, 132; Kurtubî, et-Tezkire, I, 287; Süyûtî, el-Büdûrü’s-Sâfire, s. 86-88; Bebek, “Sûr” md., DİA, XXXVII, 534.<br />
<br />
[4] Ferrâ, I, 382. Taberî de aynı rivâyeti senetsiz olarak zikreder. Onun rivâyetinde bu yağmura “Mâu Hayevân” denildiği zikredilir. (Taberî, XII, 493-494) Krş. İbn-i Ebî Hâtim, VIII, 2784; Beyhakî, Şuab, I, 541; Ebû Hayyân, V, 79.<br />
<br />
Allah Teâlâ’nın semâdan bir su indireceği ve ölülerin bununla yeşilliklerin büyüdüğü gibi yeniden yaratılacağı, sahih rivâyetle haber verilmiştir. (Buhârî, “Tefsîr”, 78/1) Lâkin bu suyun kemiyet ve keyfiyetine dair rivâyetler zayıftır.<br />
<br />
[5] Günümüzde “daktiloskopi” denilen ve parmak izlerini inceleyen bir ilim dalı vardır. Bu ilim, parmak izlerinin ömür boyunca hiç değişmediğini ve hiçbir insanın parmak izinin bir başkasınınkiyle aynı olmadığını ortaya koymuştur.<br />
<br />
Bu sebeple emniyet ve hukukta en güvenilir hüviyet tespiti, parmak ucu iziyle yapılmaktadır. Bu hakîkat, 19. asrın sonlarında keşfedilmiştir. Oysa Kur’ân-ı Kerîm, parmak uçlarının bu husûsiyetine 14 asır önce nâzil olan âyetinde dikkat çekerek ayrı bir mûcize sergilemiştir. Bu da Kur’ân’ın dâimâ önden gittiğinin, müsbet ilmin de onu şerh ve tasdik ederek ardından geldiğinin sayısız misallerinden biridir.<br />
<br />
[6] Müfessirlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:<br />
<br />
    Burada ölüm uykuya benzetilmiştir. Zira ikisinde de hareket yoktur. O günün dehşetinden insanların akılları karışacak ve kendilerini uykuda zannedecek olabilirler.<br />
<br />
    Burada uyku yerinin kastedilmesi de câizdir.<br />
<br />
    Kabirden sonraki hâlleri ve Cehennem azâbının dehşetini idrâk edince, kabrin onlara nisbetle bir uyku gibi olduğunu düşünecekler ve bu sözü söyleyeceklerdir. (Bkz. Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XII, 31)<br />
<br />
<br />
Öldükten Sonra Dirilme İle İlgili Ayet ve Hadisler<br />
<br />
Ölümden sonra tekrar dirilmeye ne denir? Öldükten sonra yeniden dirilme ile ilgili ayet ve hadisler.<br />
<br />
Kıyâmet günü yaşanacak ba‘s yani diriliş, İsrâfîl -aleyhisselâm-’ın Sûr’a ikinci defa üflemesiyle vukū bulacaktır. Bu ikinci üfleyişle, daha evvel bu fânî cihanda yaratılmış olan bütün canlılar tekrar diriltileceklerdir. Buna “Baʻsü baʻde’l-mevt” yani “ölümden sonra diriliş” denmektedir.<br />
YENİDEN DİRİLME İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER<br />
<br />
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, Sûr’a iki üfleniş arasında ne kadar zaman geçeceğini sormuş, Efendimiz de “kırk” diye cevap vermişlerdir.<br />
<br />
Ebû Hüreyre’ye, bu ifâdeyle kırk yıl mı, kırk ay mı yoksa kırk gün mü kastedildiği tek tek sorulduğunda her birine ısrarla; “Bir şey diyemem.” şeklinde mukâbelede bulunmuştur. Sonra da Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hadîsini nakletmeye devam ederek şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Allah gökten su indirecek ve insanlar yerden sebze biter gibi bitecekler. İnsanda bir kemik hariç hepsi çürür. Bu çürümeyen, «Acbü’z-Zeneb»[1] denen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyâmet günü yeniden yaratılış bundan terkip edilecektir.” (Buhârî, Tefsîr, 39/3; Müslim, Fiten, 141; Muvatta’, Cenâiz, 48; Ebû Dâvûd, Sünnet, 24; Nesâî, Cenâiz, 117)<br />
<br />
Bazı rivâyetlerde iki Sûr arasındaki sürenin kırk sene olduğu ifâde edilmiş[2] ve umûmiyetle bu şekilde kabul görmüştür.[3]<br />
<br />
Müfessir ve dil âlimi Ferrâ’ya göre:<br />
<br />
“İnsanlar ve bütün mahlûkat ilk Sûr ile ölürler. Bununla diğer Sûr arasında kırk sene vardır. Bu esnâda Allah Teâlâ bir yağmur gönderir. Kırk gün erkeklerin menileri kıvamında yağar. İnsanlar, annelerinin karnında yetiştikleri gibi kabirlerinde inbât ederler. Bu durum şu âyet-i kerîmede ifâde edilen şeydir:<br />
<br />
«…İşte ölüleri de böyle çıkaracağız…» (el-A‘râf, 57)<br />
<br />
Yani ölü yerden yağmurla bitkileri çıkardığımız gibi ölüleri de kabirlerinden çıkarırız.”[4]<br />
YENİDEN DİRİLME NASIL OLACAK?<br />
<br />
Âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, yeniden dirilmenin nasıl gerçekleşeceği hususunda şüphesi olanlara şöyle hitâb etmektedir:<br />
<br />
“Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, Biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alekadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları belli belirsiz bir çiğnem et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir vakte kadar rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız.<br />
<br />
Sonra kuvvetli çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi vefât eder, kimi de ömrün en zayıf çağına (yani ihtiyarlığa) kadar götürülür. Tâ ki bilen bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hâle gelsin! (Böylece bedenî güç azaldığı gibi, zihnî melekeler de dumura uğrar.)<br />
<br />
(Yeniden yaratılışın bir misâli de şudur ki) sen, yeryüzünü kupkuru ve ölü bir hâlde görürsün; fakat Biz, üzerine yağmur indirdiğimizde o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler verir.<br />
<br />
Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O, ölüleri diriltir; yine O, her şeye hakkıyla kâdirdir.<br />
<br />
Kıyâmet vakti de gelecektir; bunda hiç şüphe yoktur. Ve hakîkaten Allah kabirdekileri diriltip kaldıracaktır.” (el-Hac, 5-7)<br />
<br />
Mü’minûn Sûresi’nde ise, insanın ana rahminde geçirdiği ibretli safhalar, dünya hayatı, ölümü ve ardından tekrar dirileceği hakîkati şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
“Andolsun Biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyi aleka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alekayı, bir parçacık et hâline soktuk. Bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik. Bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan hâline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.<br />
<br />
Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz. Sonra da şüphesiz, sizler kıyâmet gününde tekrar diriltileceksiniz.” (el-Mü’minûn, 12-16)<br />
DİRİLİŞ HADİSİ<br />
<br />
Cenâb-ı Hakk’ın beyân ettiği bu diriliş hakîkatini, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de Ebû Rezin -radıyallâhu anh- ile aralarında geçen bir konuşmada şöyle ifâde buyurmuşlardır:<br />
<br />
Ebû Rezin el-Ukaylî -radıyallâhu anh- naklediyor:<br />
<br />
Bir gün:<br />
<br />
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Allah Teâlâ, mahlûkâtı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyadaki misâli nedir?” diye sordum.<br />
<br />
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−Sen hiç, kavminin yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı?” buyurdular. Ben:<br />
<br />
“−Elbette!” deyince, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
“−İşte bu, Allâh’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdular. (Ahmed, IV, 11)<br />
İNKAR EDENLERİN PİŞMANLIĞI<br />
<br />
Âhireti inkâr edenlerin, yeniden diriltildikleri zaman, içine düşecekleri büyük şaşkınlık ve pişmanlık, âyet-i kerîmelerde şöyle haber verilmektedir:<br />
<br />
“O (diriltme) korkunç bir sesten ibâret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.<br />
<br />
(Durumu gören kâfirler korku ve pişmanlıkla:)<br />
<br />
«–Eyvah bize! Bu cezâ günüdür!» derler.<br />
<br />
İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.” (es-Sâffât, 19-21)<br />
<br />
“Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (ve utançtan yere bakar) bir hâlde ve davetçiye (İsrâfîl’e) koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnâda kâfirler:<br />
<br />
«–Bu, çok çetin bir gündür!» derler.” (el-Kamer, 7-8)<br />
<br />
Zira onlar âhiret hayatını yalan sayıyor ve hayatlarının sadece bu dünyada yaşadıklarından ibâret olduğunu zannediyorlardı. Bu hakîkat âyet-i kerîmede şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
“Dediler ki:<br />
<br />
«–Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.»<br />
<br />
Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar.<br />
<br />
Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman:<br />
<br />
«–Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin!» demelerinden başka delilleri yoktur.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyâmet gününde bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.»” (el-Câsiye, 24-26)<br />
<br />
İslâm’ın en azılı düşmanlarından biri olan Ubey bin Halef, öldükten sonra dirilişi inkâr ettiği için, bir defasında yerden çürümüş bir kemik alıp elinde ufalamış ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e dönerek, alaycı bir tavırla:<br />
<br />
“–Allâh’ın, bu çürümüş kemikleri tekrar dirilteceğine mi inanıyorsun?” demişti.<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ona cevâben:<br />
<br />
“–Evet, Allah seni tekrar diriltecek ve Cehennem’e koyacak!” buyurdular. (Kurtubî, el-Câmî, XV, 58; Vâhidî, s. 379)<br />
<br />
Ardından da şu âyet-i kerîmeler nâzil oldu:<br />
<br />
“İnsan görmez mi ki, Biz onu bir nutfeden yarattık. Bir de bakıyorsun ki apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak Biz’e karşı misal getirmeye kalkışıyor ve:<br />
<br />
«–Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor.<br />
<br />
De ki:<br />
<br />
«–Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.»” (Yâsîn, 77-79)<br />
ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞ<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, Kıyâme Sûresi’nin başında, insanları öldükten sonra yeniden diriltmenin kendisi için hiç de zor olmadığını şöyle beyan buyurmaktadır:<br />
<br />
“Kıyâmet gününe yemin ederim.” (el-Kıyâme, 1)<br />
<br />
“Nefs-i levvâmeye (kendini kınayıp pişmanlık duyan tutarsız nefse) yemin ederim ki (diriltilip hesâba çekileceksiniz).” (el-Kıyâme, 2)<br />
<br />
“İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanır?” (el-Kıyâme, 3)<br />
<br />
“Evet, Biz’im, onun parmak uçlarını[5] bile aynen eski hâline getirmeye gücümüz yeter.” (el-Kıyâme, 4)<br />
<br />
Lokman sûresinde de Rabbimiz şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“(Ey insanlar!) Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Şüphesiz ki, Allah her şeyi işiten ve görendir.” (Lokmân, 28)<br />
<br />
Hiç şüphesiz ki ilk yaratma, ikinci yaratmaya da delil teşkil etmektedir. Zira yoktan yaratmak, var olanı yok edip tekrar hayata döndürmekten daha zordur. Zoru kabul edip de, kolayın olamayacağını ileri sürmek, hiç de akıllıca bir iddia değildir. Kaldı ki sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah Teâlâ, ilk yaratmada da aslâ bir âcizlik göstermemiş, her biri birer hilkat bedîası olan sayısız varlıklar halketmiştir.<br />
<br />
Nitekim Cenâb-ı Hak kullarına şöyle sormaktadır:<br />
<br />
“İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe içindedirler.” (Kāf, 15)<br />
<br />
İnsanoğlunun dirilip kabrinden kalktığındaki hâli, âyet-i kerîmelerde şöyle tasvîr edilmektedir:<br />
<br />
“Nihayet Sûr’a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rab’lerine giderler!<br />
<br />
(İşte o zaman:)<br />
<br />
«–Eyvah, eyvah! Bizi uyuduğumuz yerden[6] kim diriltip çıkardı? Bu, Rahmân’ın vaad ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!» derler.” (Yâsîn, 51-52)<br />
<br />
“O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir hâlde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!” (el-Meâric, 43-44)<br />
<br />
“O gün yer, onların üzerinden yarılıp açılır ve süratle çıkıp koşarlar! Bu, ancak Biz’e kolay olan bir haşirdir.” (Kāf, 44)<br />
<br />
“Kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman, insan (hâlinin ne olacağını) düşünmez mi? Şüphesiz Rab’leri o gün onlardan tamamıyla haberdardır.” (el-Âdiyât, 9-11)<br />
<br />
O günün şiddet ve vahâmeti, âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde edilmektedir:<br />
<br />
“Sûr’a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar!” (el-Mü’minûn, 101)<br />
<br />
“Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, işte o gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” (Abese, 33-37)<br />
<br />
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz şöyle nakletmektedir:<br />
<br />
“Bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:<br />
<br />
«–Kıyâmet günü, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak Allâh’ın huzûrunda toplanacaksınız.» buyurmuşlardı.<br />
<br />
Bunun üzerine ben (şaşkınlık içerisinde):<br />
<br />
«–Yâ Rasûlâllah! Erkekler ve kadınlar birbirlerine bakarlar!?» dedim.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:<br />
<br />
«‒O zamanki vaziyet, onların böyle bir şeyi düşünemeyecekleri kadar şiddetli ve dehşet vericidir.» buyurdular. (Buhârî, Rikāk, 45; Müslim, Cennet, 56)<br />
<br />
Diğer bir hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere ölüler yeniden diriltilince kendisine ilk elbise giydirilecek olan kişi İbrahim -aleyhisselâm- olacaktır.[7] Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e elbisesi giydirilecektir. Bundan sonra Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Arş’ın sağ yanında duracak ve orada yalnız Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bulunacaktır. Bu sebeple evvelkiler de sonrakiler de Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e imreneceklerdir.<br />
<br />
Cenâb-ı Hak, vücûdun parçalarını bir araya getirip ruhları da onlara iâde ederek ölüleri kabirlerinden çıkaracaktır. Yeniden yaratılan insanlar için, artık sonu olmayan bir hayat başlamış olacaktır.<br />
<br />
Kıyâmet günü ilk olarak dirilip kabrinden çıkacak kişi ise, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir.[8]<br />
<br />
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gün Mescid’e girmişlerdi. Bir tarafında Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- diğer tarafında da Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- vardı. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onların ellerini tuttu ve:<br />
<br />
“Kıyâmet günü biz işte böyle diriltileceğiz.” buyurdular. (Tirmizî, Menâkıb, 16/3669)<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
<br />
[1] Sahih rivâyetlere göre toprak, insanın bütün cesedini yiyip tüketecek, ama Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in teşbîhiyle bir hardal tanesi gibi olan (Ahmed, III, 28) ve insan bedeninin çekirdeği sayılan “Acbü’z-Zeneb: Kuyruk sokumu kemiği” çürümeyecektir. İnsan “Acbü’z-Zeneb”den diriltilip tekrar hayat bulacaktır. (Bkz. Müslim, Fiten, 141-143)<br />
<br />
[2] İbn-i Mende, Ebû Abdullah Muhammed b. İshak b. Muhammed b. Yahya el-Abdî (v. 395), el-Îmân (I-II), thk. Ali b. Muhammed b. Nâsır el-Fakîhî, Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 1406, II, 794; Beyhakî, Şuabü’l-Îman, I, 541.<br />
<br />
[3] Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed (v. 505), ed-Dürretü’l-Fâhire fî Keşfi Ulûmi’l-Âhire (Mecmuatü Resâili’l-İmâm el-Gazâlî içinde), Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1409, s. 118; Beğavî, VII, 132; Kurtubî, et-Tezkire, I, 287; Süyûtî, el-Büdûrü’s-Sâfire, s. 86-88; Bebek, “Sûr” md., DİA, XXXVII, 534.<br />
<br />
[4] Ferrâ, I, 382. Taberî de aynı rivâyeti senetsiz olarak zikreder. Onun rivâyetinde bu yağmura “Mâu Hayevân” denildiği zikredilir. (Taberî, XII, 493-494) Krş. İbn-i Ebî Hâtim, VIII, 2784; Beyhakî, Şuab, I, 541; Ebû Hayyân, V, 79.<br />
<br />
Allah Teâlâ’nın semâdan bir su indireceği ve ölülerin bununla yeşilliklerin büyüdüğü gibi yeniden yaratılacağı, sahih rivâyetle haber verilmiştir. (Buhârî, “Tefsîr”, 78/1) Lâkin bu suyun kemiyet ve keyfiyetine dair rivâyetler zayıftır.<br />
<br />
[5] Günümüzde “daktiloskopi” denilen ve parmak izlerini inceleyen bir ilim dalı vardır. Bu ilim, parmak izlerinin ömür boyunca hiç değişmediğini ve hiçbir insanın parmak izinin bir başkasınınkiyle aynı olmadığını ortaya koymuştur.<br />
<br />
Bu sebeple emniyet ve hukukta en güvenilir hüviyet tespiti, parmak ucu iziyle yapılmaktadır. Bu hakîkat, 19. asrın sonlarında keşfedilmiştir. Oysa Kur’ân-ı Kerîm, parmak uçlarının bu husûsiyetine 14 asır önce nâzil olan âyetinde dikkat çekerek ayrı bir mûcize sergilemiştir. Bu da Kur’ân’ın dâimâ önden gittiğinin, müsbet ilmin de onu şerh ve tasdik ederek ardından geldiğinin sayısız misallerinden biridir.<br />
<br />
[6] Müfessirlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:<br />
<br />
    Burada ölüm uykuya benzetilmiştir. Zira ikisinde de hareket yoktur. O günün dehşetinden insanların akılları karışacak ve kendilerini uykuda zannedecek olabilirler.<br />
    Burada uyku yerinin kastedilmesi de câizdir.<br />
    Kabirden sonraki hâlleri ve Cehennem azâbının dehşetini idrâk edince, kabrin onlara nisbetle bir uyku gibi olduğunu düşünecekler ve bu sözü söyleyeceklerdir. (Bkz. Âlûsî, Rûhu’l-Meânî, XII, 31)<br />
<br />
[7] Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 8.<br />
<br />
[8] Bkz. Dârimî, Mukaddime, 8. Ayrıca bkz. Tirmizî, Menâkıb, 1/3616.<br />
<br />
[7] Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 8.<br />
<br />
[8] Bkz. Dârimî, Mukaddime, 8. Ayrıca bkz. Tirmizî, Menâkıb, 1/3616.<br />
<br />
[9] Bkz. Taberî, Câmi‘u’l-Beyân, III, 81-82.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Efendimiz Kıyamet Günü Ümmetini Nasıl Tanıyacak?]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=13437</link>
			<pubDate>Mon, 23 May 2022 04:32:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=13437</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Efendimiz Kıyamet Günü Ümmetini Nasıl Tanıyacak?</span><br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a) der ki:<br />
<br />
“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduklarını işittim:<br />
<br />
«Benim ümmetim Kıyâmet gününde abdest izlerinden dolayı “Yüzleri nurlu, elleri ve ayakları bembeyaz olanlar” diye (hesâp mahalline veya mîzan başına) çağrılacaklardır.»<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a) sözüne şöyle devam eder:<br />
<br />
“Artık kim, bu parlaklığını daha ziyâde artırıp uzatmaya güç yetirebilirse bunu yapsın!” (Buhârî, Vudû’, 3)<br />
BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?<br />
<br />
Son cümlenin, Efendimiz’in sözü olması da muhtemeldir. Allâhu a’lem!<br />
<br />
Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in bu hadîs-i şerîfi, abdest almanın faziletine ve abdest âzâlarında suyun değdiği yerlerin âhirette ayrı bir parlaklık ve nûrlulukta olacağına açıkça delâlet etmektedir.<br />
<br />
Burada ifade edilen fazilet, farzların üzerine ilâve edilen sünnetlere âittir. Abdestin sünnetlerinin fazileti bu kadar çok olursa onun farz olan kısmının fazileti nasıldır düşünmek îcâb eder!<br />
<br />
Abdest âzâlarının kıyâmet günü parlaması, ümmet-i Muhammed’e mahsus fazîletlerden biridir.<br />
<br />
BU KONUYLA İLGİLİ BAŞKA HADİSLER<br />
<br />
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Müslüman -veya mü’min- bir kul abdest alır ve yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği bütün günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile yüzünden akar gider. Ellerini yıkadığında, onlarla tutarak işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ellerinden çıkar gider. Ayaklarını yıkadığı zaman, onlarla yürüyerek işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ayaklarından çıkar gider. Neticede bu kimse, günahlardan arınmış olur.” (Müslim, Tahâret, 32. Ayrıca bkz. Tirmizî, Tahâret, 2/2)<br />
<br />
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) bir gün kabristana geldiler ve:<br />
<br />
“Selâm size ey mü’minler diyarının sâkinleri! İnşâallah bir gün biz de sizin yanınıza geleceğiz. Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim” buyurdular.<br />
<br />
Ashâb-ı kirâm:<br />
<br />
“–Biz sizin kardeşleriniz değil miyiz, yâ Rasûlallah?” diye sordular.<br />
<br />
Rasûl-i Ekrem (s.a.v):<br />
<br />
“–Sizler benim ashâbımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemiş olanlardır” buyurdular.<br />
<br />
Bunun üzerine ashâb-ı kirâm:<br />
<br />
“–Ümmetinizden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksınız, ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordular.<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v) de onlara:<br />
<br />
“–Bir adamın alnı ve ayakları beyaz olan bir atı olduğunu düşünün. Adam bu atını, hepsi de simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyamaz mı?” diye sordular.<br />
<br />
Sahâbe-i kirâm:<br />
<br />
“–Evet, tanır ey Allah’ın Rasûlü!” cevabını verdi.<br />
<br />
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdular:<br />
<br />
“–İşte kardeşlerimiz de abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak geleceklerdir. Ben, önceden gidip havuzumun başında ikrâm etmek için onları bekleyeceğim.<br />
<br />
Ama dikkat edin! Birtakım kimseler yabancı, devenin sürüden kovulup uzaklaştırıldığı gibi benim havuzumdan kovulacaklardır. Ben onlara «Buraya gelin!» diye nidâ edeceğim. O zaman (melekler) bana:<br />
<br />
«–Onlar senden sonra hâllerini değiştirdiler, (senin Sünnet’ini takip etmeyip başka yollara saptılar)» diyecekler. Bunun üzerine ben de:<br />
<br />
«–Uzak olsunlar, uzak olsunlar!» diyeceğim.” (Müslim, Tahâret, 39; Fedâil, 26)<br />
<br />
 Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in Havuz’undan kovulan bu zavallı insanların, Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’e beyʻat ettikten sonra irtidâd eden (dinden dönen) az sayıdaki beyinsiz bedevîler olduğu söylenir. Nitekim diğer bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar:<br />
<br />
“…Bana şöyle denir:<br />
<br />
«‒Sen onlardan ayrılınca topukları üzere gerisin geri döndüler ve o günden beri bu irtidâdları üzere devam ettiler!».” (Müslim, Cennet, 58)<br />
KİMLER HAVUZA VARAMAYACAK?<br />
<br />
Havuz’a varamayacak olan insanlarla alâkalı farklı görüşler de vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
    Münâfıklar ve mürtedler (irtidâd edenler),<br />
    Efendimiz (s.a.v)’in zamanında olup da O’nun vefatından sonra irtidâd edenler,<br />
    Büyük günah işleyenler,<br />
    Yanlış îtikâdî mezheplere kapılanlar ve bid’at ehli kimseler.<br />
    Âsîler, İslâm’dan değil de istikâmetten dönenler, sâlih amelleri terkedip kötü işler yapanlar.<br />
<br />
Demek ki hayatı düzgün yaşamaya, istikâmetten ayrılmamaya gayret etmek lâzımdır. Yoksa sâlih amellerde gevşek davranıp günahlara kapılanlar, Kıyâmet günü en fazla ihtiyaç duydukları anda Havz-ı Kevser’den kovulabilirler. Cenâb-ı Hak hepimizi muhâfaza buyursun!<br />
<br />
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“İstikâmet üzere olun, (ancak) her şeyi mükemmel bir şekilde yapamazsınız. Şunu bilin ki en hayırlı ameliniz, namazdır. Ancak mü’min kimse, devamlı abdestli bulunmaya gayret eder.” (İbn-i Mâce, Tahâret, 4; Muvatta’, Tahâret, 36; Ahmed, V, 276, 282; Dârimî, Tahâret, 2)<br />
<br />
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz, bir sabah Hz. Bilâl’i yanına çağırıp:<br />
<br />
“–Bilâl! Hangi ameli yaparak benden önce Cennet’e girdin? Ne zaman (rüyamda) Cennet’e girsem, ayakkabılarının tıkırtısını önümde duyuyorum. Dün gece de Cennet’e gitmiştim, ayakkabılarının tıkırtısını yine önümde duydum…” diye sordular.<br />
<br />
Bilâl (r.a):<br />
<br />
“–Yâ Rasûlallah, her ezan okuyuşumda, muhakkak iki rekât namaz kılarım. Abdestim bozulduğunda da hemen abdest alır ve üzerimde Allah’ın iki rekât namaz hakkı olduğunu düşünürüm” dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):<br />
<br />
“–İşte bu ikisi sâyesinde!” buyurdular. (Tirmizî, Menâkıb, 17/3689; Ahmed, V, 354)<br />
<br />
Ukbe bin Âmir (r.a) şöyle anlatır:<br />
<br />
Develerimizi sırayla güdüyorduk. Bir gün nöbet bana gelmişti. Vazifemi yaptım, develeri akşam yerlerine getirdikten sonra hemen Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in huzûr-u âlîlerine koştum. Allah Rasûlü (s.a.v), ayakta insanlara konuşma yapıyorlardı. Şu mübarek sözlerine yetiştim:<br />
<br />
“Bir müslüman güzelce abdest alır, sonra kalkar kalbiyle ve yüzüyle tam olarak yönelerek iki rekât namaz kılarsa, Cennet ona vâcib olur!”<br />
<br />
Bunları işitince:<br />
<br />
“–Bu ne güzel!” dedim.<br />
<br />
Önümde duran birisi:<br />
<br />
“–Az evvel söyledikleri daha güzeldi!” dedi.<br />
<br />
Baktım o Hz. Ömer (r.a) imiş. Sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
“–Seni gördüm, daha yeni geldin. Az evvel Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:<br />
<br />
«Sizden kim güzelce abdest alır, sonra da: “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” derse, kendisine Cennet’in sekiz kapısı da açılır. Hangisinden isterse oradan Cennet’e girer.»” (Müslim, Tahâret, 17. Krş. Müslim, Müsâfirîn, 294)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Efendimiz Kıyamet Günü Ümmetini Nasıl Tanıyacak?</span><br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a) der ki:<br />
<br />
“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in şöyle buyurduklarını işittim:<br />
<br />
«Benim ümmetim Kıyâmet gününde abdest izlerinden dolayı “Yüzleri nurlu, elleri ve ayakları bembeyaz olanlar” diye (hesâp mahalline veya mîzan başına) çağrılacaklardır.»<br />
<br />
Ebû Hüreyre (r.a) sözüne şöyle devam eder:<br />
<br />
“Artık kim, bu parlaklığını daha ziyâde artırıp uzatmaya güç yetirebilirse bunu yapsın!” (Buhârî, Vudû’, 3)<br />
BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?<br />
<br />
Son cümlenin, Efendimiz’in sözü olması da muhtemeldir. Allâhu a’lem!<br />
<br />
Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in bu hadîs-i şerîfi, abdest almanın faziletine ve abdest âzâlarında suyun değdiği yerlerin âhirette ayrı bir parlaklık ve nûrlulukta olacağına açıkça delâlet etmektedir.<br />
<br />
Burada ifade edilen fazilet, farzların üzerine ilâve edilen sünnetlere âittir. Abdestin sünnetlerinin fazileti bu kadar çok olursa onun farz olan kısmının fazileti nasıldır düşünmek îcâb eder!<br />
<br />
Abdest âzâlarının kıyâmet günü parlaması, ümmet-i Muhammed’e mahsus fazîletlerden biridir.<br />
<br />
BU KONUYLA İLGİLİ BAŞKA HADİSLER<br />
<br />
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“Müslüman -veya mü’min- bir kul abdest alır ve yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği bütün günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile yüzünden akar gider. Ellerini yıkadığında, onlarla tutarak işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ellerinden çıkar gider. Ayaklarını yıkadığı zaman, onlarla yürüyerek işlediği günahlar, abdest suyu -veya suyun son damlası- ile ayaklarından çıkar gider. Neticede bu kimse, günahlardan arınmış olur.” (Müslim, Tahâret, 32. Ayrıca bkz. Tirmizî, Tahâret, 2/2)<br />
<br />
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) bir gün kabristana geldiler ve:<br />
<br />
“Selâm size ey mü’minler diyarının sâkinleri! İnşâallah bir gün biz de sizin yanınıza geleceğiz. Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim” buyurdular.<br />
<br />
Ashâb-ı kirâm:<br />
<br />
“–Biz sizin kardeşleriniz değil miyiz, yâ Rasûlallah?” diye sordular.<br />
<br />
Rasûl-i Ekrem (s.a.v):<br />
<br />
“–Sizler benim ashâbımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemiş olanlardır” buyurdular.<br />
<br />
Bunun üzerine ashâb-ı kirâm:<br />
<br />
“–Ümmetinizden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksınız, ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordular.<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v) de onlara:<br />
<br />
“–Bir adamın alnı ve ayakları beyaz olan bir atı olduğunu düşünün. Adam bu atını, hepsi de simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyamaz mı?” diye sordular.<br />
<br />
Sahâbe-i kirâm:<br />
<br />
“–Evet, tanır ey Allah’ın Rasûlü!” cevabını verdi.<br />
<br />
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdular:<br />
<br />
“–İşte kardeşlerimiz de abdestten dolayı yüzleri nurlu, el ve ayakları parlak olarak geleceklerdir. Ben, önceden gidip havuzumun başında ikrâm etmek için onları bekleyeceğim.<br />
<br />
Ama dikkat edin! Birtakım kimseler yabancı, devenin sürüden kovulup uzaklaştırıldığı gibi benim havuzumdan kovulacaklardır. Ben onlara «Buraya gelin!» diye nidâ edeceğim. O zaman (melekler) bana:<br />
<br />
«–Onlar senden sonra hâllerini değiştirdiler, (senin Sünnet’ini takip etmeyip başka yollara saptılar)» diyecekler. Bunun üzerine ben de:<br />
<br />
«–Uzak olsunlar, uzak olsunlar!» diyeceğim.” (Müslim, Tahâret, 39; Fedâil, 26)<br />
<br />
 Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in Havuz’undan kovulan bu zavallı insanların, Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz’e beyʻat ettikten sonra irtidâd eden (dinden dönen) az sayıdaki beyinsiz bedevîler olduğu söylenir. Nitekim diğer bir hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar:<br />
<br />
“…Bana şöyle denir:<br />
<br />
«‒Sen onlardan ayrılınca topukları üzere gerisin geri döndüler ve o günden beri bu irtidâdları üzere devam ettiler!».” (Müslim, Cennet, 58)<br />
KİMLER HAVUZA VARAMAYACAK?<br />
<br />
Havuz’a varamayacak olan insanlarla alâkalı farklı görüşler de vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:<br />
<br />
    Münâfıklar ve mürtedler (irtidâd edenler),<br />
    Efendimiz (s.a.v)’in zamanında olup da O’nun vefatından sonra irtidâd edenler,<br />
    Büyük günah işleyenler,<br />
    Yanlış îtikâdî mezheplere kapılanlar ve bid’at ehli kimseler.<br />
    Âsîler, İslâm’dan değil de istikâmetten dönenler, sâlih amelleri terkedip kötü işler yapanlar.<br />
<br />
Demek ki hayatı düzgün yaşamaya, istikâmetten ayrılmamaya gayret etmek lâzımdır. Yoksa sâlih amellerde gevşek davranıp günahlara kapılanlar, Kıyâmet günü en fazla ihtiyaç duydukları anda Havz-ı Kevser’den kovulabilirler. Cenâb-ı Hak hepimizi muhâfaza buyursun!<br />
<br />
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:<br />
<br />
“İstikâmet üzere olun, (ancak) her şeyi mükemmel bir şekilde yapamazsınız. Şunu bilin ki en hayırlı ameliniz, namazdır. Ancak mü’min kimse, devamlı abdestli bulunmaya gayret eder.” (İbn-i Mâce, Tahâret, 4; Muvatta’, Tahâret, 36; Ahmed, V, 276, 282; Dârimî, Tahâret, 2)<br />
<br />
Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz, bir sabah Hz. Bilâl’i yanına çağırıp:<br />
<br />
“–Bilâl! Hangi ameli yaparak benden önce Cennet’e girdin? Ne zaman (rüyamda) Cennet’e girsem, ayakkabılarının tıkırtısını önümde duyuyorum. Dün gece de Cennet’e gitmiştim, ayakkabılarının tıkırtısını yine önümde duydum…” diye sordular.<br />
<br />
Bilâl (r.a):<br />
<br />
“–Yâ Rasûlallah, her ezan okuyuşumda, muhakkak iki rekât namaz kılarım. Abdestim bozulduğunda da hemen abdest alır ve üzerimde Allah’ın iki rekât namaz hakkı olduğunu düşünürüm” dedi.<br />
<br />
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v):<br />
<br />
“–İşte bu ikisi sâyesinde!” buyurdular. (Tirmizî, Menâkıb, 17/3689; Ahmed, V, 354)<br />
<br />
Ukbe bin Âmir (r.a) şöyle anlatır:<br />
<br />
Develerimizi sırayla güdüyorduk. Bir gün nöbet bana gelmişti. Vazifemi yaptım, develeri akşam yerlerine getirdikten sonra hemen Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in huzûr-u âlîlerine koştum. Allah Rasûlü (s.a.v), ayakta insanlara konuşma yapıyorlardı. Şu mübarek sözlerine yetiştim:<br />
<br />
“Bir müslüman güzelce abdest alır, sonra kalkar kalbiyle ve yüzüyle tam olarak yönelerek iki rekât namaz kılarsa, Cennet ona vâcib olur!”<br />
<br />
Bunları işitince:<br />
<br />
“–Bu ne güzel!” dedim.<br />
<br />
Önümde duran birisi:<br />
<br />
“–Az evvel söyledikleri daha güzeldi!” dedi.<br />
<br />
Baktım o Hz. Ömer (r.a) imiş. Sözlerine şöyle devam etti:<br />
<br />
“–Seni gördüm, daha yeni geldin. Az evvel Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular:<br />
<br />
«Sizden kim güzelce abdest alır, sonra da: “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” derse, kendisine Cennet’in sekiz kapısı da açılır. Hangisinden isterse oradan Cennet’e girer.»” (Müslim, Tahâret, 17. Krş. Müslim, Müsâfirîn, 294)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=6485</link>
			<pubDate>Sun, 26 May 2019 04:15:19 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=6485</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?</span><br />
<br />
Kıyamet alameti olarak hadislerde geçen, "Cariye yani köle kadın efendisini doğuracak." ne demektir?<br />
<br />
Bu konu meşhur Cibril hadisinde söz konusu edilmiş ve "kıyametin alametlerinden biri de köle kadınların efendilerini doğurmaları olduğu" vurgulanmıştır. (Buharî, Tefsiru Sureti 31,2).<br />
<br />
Alimler bu konuyu değişik şekilde açıklamışlardır.<br />
<br />
Bu Hadis hem günümüzde hem de geçmişte olan olaylara işaret etmektedir. Özellikle günümüzde aile ilişkilerinde ve çocukların anne babalarına karşı davranışlarını, anne babaların da çocuklarını terbiye ederken dikkat edecekleri konuları hatırlatmaktadır denilebilir.<br />
<br />
Hadis, verdiği bilgiler yönüyle Peygamber Efendimizin (asm) gelecekten haber veren mucizelerindendir:<br />
<br />
a. Bu hadîsi şerîfin "cariyenin efendisini doğurması" cümlesi günümüzde çok görülen olaylardandır. Çocukların anne ve babalarına koca herif ve koca karı gibi ifadeleri; ahlakî yapıdaki bu çöküşün görüntüleridir.<br />
<br />
Ayrıca anne dünyaya gelmesine neden olduğu çocuğundan gerekli hizmet, hürmet ve saygıyı beklerken, aksine anne çocuğuna hizmet etmektedir. Böylece anne hizmetkar, çocuğu ise efendi konumuna girmiş olmaktadır.<br />
<br />
Ana-babaya itaat azalacak, kadının doğurduğu çocuk, kendisine köle muamelesi yapacak; bir evlâd, kendi annesine karşı efendilik taslıyacak, onu hor ve hakîr tutacaktır.<br />
<br />
Bu açıdan hadis kıyamete yakın böyle bir tehlikenin ortaya çıkacağını, büyüklere özellikle anne babaya hürmet ve saygının azalacağını haber vermektedir. Ailelere önemli bir hatırlatmada bulunarak çocukların dini ve ahlaki terbiyesine çok dikkat edilmesi gerektiğini önemle vurgulanmaktadır.<br />
<br />
b. Bunun manası, zamanla kadın köleler çoğalır, efendileri onlarla evlenir ve çocukları olur. Kendi efendisinden olan çocuğu bir anlamda kendisinin efendisidir. Alimlerin büyük çoğunluğunun kabul ettiği bu görüşe göre, hadiste kadın kölelerin ve onların çocuklarının çoğalması kıyametin bir alameti olarak gösterilmiştir. Tarihte bunun pek örnekleri çoktur.<br />
<br />
c. Bazı alimlere göre, burada ifade edilen şey; kadın kölelerin krallar, padişahlar doğurmasıdır. Padişahlar herkesin efendisi olduğu gibi, bir anlamda kendi annesinin de efendisidir denilebilir. Memlüklüler / Kölemenler devleti bir örnek sayılabilir. (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).<br />
<br />
Cariyenin efendisini doğurması" : Hadisin aslında yer alan "rabbini doğur­ması" ifadesindeki rab kelimesi, sahip ve efendi anlamına geîir. Alimler bu ibare­nin anlamı konusunda her zaman farklı görüşler sergilemişlerdir.<br />
<br />
İbnü't-Tîn "Bu konuda yedi farklı görüş belirtilmiştir" demiş ve bunları zik­retmiştir. Ancak bunların bir kısmı diğerine dahildir. Ben (İbn Hacer) bunları birbirinden ayırarak şu dört görüşte özetledim:<br />
<br />
1. Hattâbî şöyle demiştir: "Bunun anlamı İslâm dininin genişlemesi, Müslü­manların şirkin hakim olduğu bölgeleri ele geçirmesi ve oradaki halkı esir alma­sıdır. Müslümanlardan bir kimse bu esirlerden bir kadını cariye edinip kendisin­den çocuğu olduğunda, çocuk o kadının efendisi konumunda olmaktadır. Çün­kü o cariyenin efendisinin çocuğudur. "Nevevî ve başka âlimler bunun çoğunluğun görüşü olduğunu söylemişlerdir. Ben (İbn Hacer) de derim ki: Ha­diste bunun kasdedilmesi tartışılır. Çünkü bu sözün söylendiği sırada da cari­yelerden çocuk edinme uygulaması vardı. Şirkin hakim olduğu yerleri eîe ge­çirme, halkı esir alma, kadınları cariye edinme İslâmm İlk yıllarında zaten gerçek­leşmiştir. Hadisteki sözün geçtiği bağlam, ileride kıyamete yakın zamanda ger­çekleşecek, ama henüz gerçekleşmemiş şeylere işaret etmeyi gerektirmektedir.<br />
<br />
İbn Mâce'nin rivayetinde Vekî' bunu birinciden daha dar bir anîamda yo­rumlamıştır. O buradaki kastın "Arap olmayanların Arapları doğurması" oldu­ğunu söylemiştir.<br />
<br />
Diğer bir grup âlim bunun şu anlama geldiğini söylemişlerdir: "Cariyeler, hükümdarları doğurur. Anne de hükümdarın hakimiyeti altındaki kimselerden biri olur, hükümdar da vatandaşlarının efendisidir." Bu görüş İbrahim el-Harbî'ye aittir. O şöyle demiştir: "İlk dönemde yöneticiler çoğunlukla cariyelerle cin­sel ilişkide bulunmaktan çekinir, hür kadınlar İçin birbiri ile mücadele ederdi. Sonra iş tersine döndü. Özellikle de Abbasîler devrinde." Ancak hadisin "cariye­nin kadın efendisini doğurması" şeklindeki rivayeti bu anlamı desteklememekte­dir.<br />
<br />
Bazılarına göre cariyenin doğurduğu çocuğa "efendi" denilmesi mecazdır. ocuk, babasının ölümüyle cariyenin azat sebebi olduğu için ona mecazen efendi denilmiştir.<br />
<br />
Bazıları da bu ifadeyi şuna tahsis etmişlerdir: Önce çocuk esir alınır ve bir müddet sonra da azat edilir. Büyüyerek önder hatta kral olur. Sonra onun an-nesi esir alınır. O annesi olduğunu biierek onu satın alır. Yahut da annesi oldu-Sunu bilmez de onu kendi hizmetinde kullanır, onunla cinsel ilişkide bulunur, azat eder yahut evlenir. Bazı rivayetlerde "cariyenin kocasını doğurması" ifadesi Ver almıştır. Bu rivayet Müslim'de vardır. Bu rivayet bahsettiğimiz şekilde yorumlanmıştır. Bu rivayette yer alan "bal" sözcüğünün koca değil de mâlik anlamına Sidiği de söylenmiştir ki, manaların aynı noktada buluşturulması bakımından to anlamı kabul etmek daha evladır.<br />
<br />
2. Efendilerin, kendilerinden çocuk doğuran cariyelerini satması ve bunun Çoğalması, öyle ki bu cariyelerin kralların elinde dolaşıp durması, farkında olmaksizin cariyeyi çocuğunun satın alması. Buna göre kıyamet alâmetlerinden olan şey, çocuk doğuran cariyenin satımının haram olduğu konusunun hiç kim­se tarafından bilinmemesi veya şer'î hükümlerin hafife alınmasıdır.<br />
<br />
Şu söylenebilir: Çocuk doğuran cariyenin satılıp-satılmaması konusunda tarklı görüşler vardır. Bu yüzden hadisi bu anlama yormak uygun değildir.<br />
<br />
Deriz ki: Bu hadis, mezheplerin İttifak ettiği bir anlama yorulur ki bu da hamilelik sırasında cariyenin satımıdır. Bunun haram olduğu konusunda icma var­dır.<br />
<br />
3. Bu da bir önceki görüş İle aynı doğrultudadır. Nevevî şöyle demiştir: Ço­cuğun annesini satın alması yalnızca ümmü veledlere [23] özgü değildir. Başka şe­killer de mümkündür. Örneğin cariye, efendisi dışındaki bir adamdan şüphe yolu ile gerçekleşen birleşme sonucu hür bir çocuk doğurur. Veya cariye nikah yahut zina sonucu bir köle doğurur sonra her iki durumda da doğum yapan ana sahih bir akitle satılır. Elden ele dolaşarak nihayet oğlunun veya kızının eline ge­lir. Muhammed b. Beşir'in "bununla esir kadınlar kasdedilmektedir" sözü bunu zedelemez. Çünkü bu delilsiz bir tahsistir.<br />
<br />
4. Çocuklarda ana-babaya isyanın çoğalması, çocuğun anasına, efendinin cariyesine yaptığı gibi sövmek, dövmek ve hizmet ettirmek suretiyle alçaltıcı muamelede bulunması. Bu durumda çocuğa mecazen "efendi" denilmiştir. Ya­hut da burada "rab" kelimesi ile mürebbî anlamı kasdedilmiştir ki bu durumda sözcük hakiki anlamında kullanılmış olur.<br />
<br />
Bana (İbn Hacer'e) göre genelliği sebebiyle bu, en güçlü görüştür. Ayrıca sözün söylendiği makam, durumun ne ölçüde bozulacağının kasdedildiğini gös­termektedir. Şöyle ki: Kıyametin kopmaya yaklaştığı sıralarda işlerin ne ölçüde tersine döneceği, terbiye edilenin terbiye edici hale, düşük kişinin de yüksek ha­le geleceğini ifade etmektedir. Bu Hz. Peygamber'in daha sonraki "çıplak ayaklı kişilerin yeryüzünün hükümdarları olması" sözüne de uy­maktadır.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz İsra  suresinin 23 ve 24.Ayetlerinde şöyle buyuruyor:” Rabbin,<br />
<br />
kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
      İslam Dini her konuda Müslümanlara yol göstermektedir.Gerçek bir müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de anne babaya iyilik etmesidir.Genellikle anne babaya için ‘itaat’ deniliyor ama Kur’an anne baba için ‘iyilik’ kavramını kullanıyor.Çünkü Kur’an-i kavramlar Yüce Rabbimizin sonsuz ilmi olduğu için her kelime müthiş ve etkileyicidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
      İtaat kavramı Kur’an’da sadece Allah,Resulu ve Müslüman olan Ulu’l Emir için kullanılıyor:” Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin”(Nisa,59).Çünkü itaat kelimesi anlamından da anlaşıldığı gibi mutlak uymayı gerektirir.Anne babaya itaat kelimesi kullanılsaydı her durumda onlara uymak gerekecekti.Örneğin, anne baba puta tapan biri olsaydı ve Müslüman olan çocuğuna puta tapmayı emretseydi evladı da puta tapmak zorunda kalacaktı.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Kur’an özellikle inanç konusunda anne babaya itaatı emretmiyor.Bu konuda ki bazı ayetler şöyledir:<br />
<br />
-“Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.”(Saffat,69),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan)  paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.”(Hud,109)<br />
<br />
-“ Eğer (anne ve baban), hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme.”(Lokman,15)<br />
<br />
 <br />
<br />
      Ama Rabbimiz her durumda onlara iyilik yapmayı emrediyor.Çünkü anne baba Müslüman olmasalar bile onlara iyilik yapmak Allah’ın bizlere emridir.<br />
<br />
-“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik.”(Ahkaf,15),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın”(En’am,151),<br />
<br />
-“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik.”(Lokman,14).<br />
<br />
 <br />
<br />
      Günümüzde özellikle yeni neslin anne babaya gerekli saygı ve sevgiyi göstermediğini onlara sahip çıkmadıklarını görüyoruz.İnegöl Huzurevini ziyarete gittiğimizde yaşlılardan birisi bizimle şöyle dertleşmişti:”Hocam! Dört çocuğum var.Dördününde 150 metrekare evleri var.Ama nedense benim için o dört evde de bir kişilik yer yokmuş”.Bu cümleleri söyledikten sonra gözleri yaşarmıştı.<br />
<br />
 <br />
<br />
        Acaba yeni nesil anne babayı bir yük olarak mı görüyor? Gezmesine engel bir ayak bağı olarak mı düşünüyor? Onlara hizmet etmek onları çok mu yoruyor? Oysa:<br />
<br />
-Bir zamanlar sen onlara muhtaçtın.Şimdi onlar sana muhtaç,<br />
<br />
-Sen küçük iken seni ateşten,çukurdan,duvardan ve her türlü tehlikelerden onlar korurdu.Şimdi ellerinden tutma sırası sende,<br />
<br />
-Onlar sana çok şefkat ve merhamet gösterdiler.Şimdi sıra sende.Tıpkı Rabbimizin  şu Ayeti gibi onlara dua edip şefkat gösterelim:” Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”.<br />
<br />
      Cibril Hadisini bilirsiniz.Hadisin son bölümünde şöyle geçer:”Bana kıyametten haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir." buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver."dedi. Peygamber (s.a.s.): "Câriyenin (kölenin)  kendi sahibesini doğurması…”<br />
<br />
      Alimlerimiz derler ki bu hadisin bir yorumu da günümüzde ortaya çıkmıştır.Anne baba çocuğunun elinde köle gibi sesini çıkartamıyor ve çaresizdirler.Çocuklar anne babaya bağırıyor,emirler veriyor ve  her türlü hakareti yapıyorlar.Tıpkı kölenin efendisi gibi”.<br />
<br />
    Siz ne dersiniz?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Köle ve cariye nedir?</span><br />
<br />
Sual: Cariye ve köle nedir?<br />
CEVAP<br />
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı. Mesela ilk müezzin Bilal-i Habeşi hazretleri de bir köleydi. Köle, azat edilince hür insan olurdu. Köle kadınların hukukî durumu hür kadınlardan farklıydı. Hür kadının yüzü ve elleri hariç her yeri kapalı iken, cariyenin, kol ve başı, dizden altı açık dursa günah olmazdı. Kölelik asırlardır olan bir şeydir. İslamiyet’in bu husustaki hükümleri, Yunan ve Roma’da görülen kölelikten çok farklıdır. Köleliği İslamiyet kurmamıştır. Üstelik her fırsatta kölelerin azat edilmesini ve onlara iyi muamele yapılmasını emreder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kölelere iyilik edin!) [Nisa 36]<br />
<br />
(Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92]<br />
<br />
(Yemin kefareti için, on fakiri yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmek gerekir.) [Maide 89]<br />
<br />
(Bedel vererek kölelikten kurtulmak isteyenlerin bedellerini kabul edin!) [Nur 33]<br />
<br />
(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın!) [Muhammed 4]<br />
<br />
Celaleyn tefsirinde, (İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidyeden maksat da, malla veya esirleri değişmek sûretiyle serbest bırakın demektir) buyuruluyor. Savaşta alınan esirler, fidyeyle de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (İsterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyordu. Kabul edenler de köle oluyor. Böyle cana ve vatana kasteden bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızasıyla köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi ülkeleri işgal edilen, kültürleri erozyona uğratılan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler çoktur. Bugün ekmek parası için kölelik yapanlar az mı?<br />
<br />
İslamiyet, normal insanı köle yapmıyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşman esir alındığında, öldürülmeyip, o da razı olursa köle oluyordu. Ayrıca dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın, bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına bile tanımıyor.<br />
<br />
Zenci cariye Ümmi Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında, birlik komutanı olmuştu. Babası Zeyd bin Harise de köleydi. Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun komutanıydı. Bu da, İslamiyet’in, ırk, renk, zengin fakir, genç yaşlı ayırmayıp, liyakate önem verdiğini göstermektedir.<br />
<br />
Dinimizde kölenin hakkı çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu cehennemden azat olur.) [Buhari]<br />
<br />
(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Kölesine kötü davranan Cennete giremez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Köle günde 70 hata işlese de affedin!) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Cennete ilk girecek olanlar, şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:<br />
En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:<br />
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.” (Yeni Şafak, 21.10.2002)<br />
<br />
Cariye hukuku<br />
Sual: Cariye hukuku hakkında yeterli bilgi verilebilir mi? Cariye nasıl oluyor? Cariye ile nikâhsız beraber olunabiliyor muydu?<br />
CEVAP<br />
Kadın köleye cariye denir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte, onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız ya da sahibi olduğunuz [cariyeler] ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun olan budur.) [Nisa 3]<br />
<br />
Cariye, savaşta düşmandan esir alınıp, Dar-ül-İslam’a getirilmiş olan kâfir kadını demektir. Savaşta esir alınmayan bir insanı satmak ve satın almak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde cariye olmaz. Savaşta düşmandan esir alınırsa cariye olur. (Dürer ve Gurer)<br />
<br />
Helal kılınmıştır<br />
Cariye’ye mülk-i yemin denir ki, sağ elin mülkü demektir. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Sağ elin mülkü demek, meşru hak sahibi demektir. Yani istediği gibi kullanmaya yetkisi vardır. Satabilir, hediye edebilir. Hürriyetine kavuşturabilir. Hürriyetine kavuşturduktan sonra ise ancak nikâhla evlenebilir.<br />
<br />
Köle ve cariye, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hacdan muaftır. (Ş. İslam Ans.)<br />
<br />
Nisa suresinin, (Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna) mealindeki 24. âyeti, Eshab-ı kiramın, kocaları bulunan, esir alınmış kadınlarla ilişki kurmaktan çekinmeleri sebebiyle nazil olmuştur. (Sağ elinin malik olduğu cariyeleri) ifadesi ile Allahü teâlâ, Resulullahın ümmetine mutlak olarak cariyeleri helal kılmıştır. (Kurtubi)<br />
<br />
Davud aleyhisselam 100 nikâhlı hanımı ve 300 cariyesi vardı. Oğlu Süleyman aleyhisselam ise, 300 nikâhlı hanımı ve 700 de cariyesi olmuştur. (Kurtubi, Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Bir erkeğin dört karısı ve bin cariyesi olsa, başka bir cariye satın almak dileğinde biri onu kınasa, o kimsenin küfründen korkulur, çünkü yaptığı iş meşrudur. Ama hanımını gücendirmemek için vazgeçerse sevaba girer. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Osmanlı memleketlerinin büyük sülalelerinde, sultan hanımların çoğu esirlerdendi. Kölesini kendine damat yapmış ve cariyesini nikâhla kendine zevce edip, mal ve mülküne varis kılmış, binlerce Müslüman vardır. Bir Müslüman, köle ve cariye satın aldığı zaman, onun yiyeceği, giyeceği ve diğer ihtiyaçları ve muamelattaki hukukunun bütün mesuliyetleri hep bu kimseye ait olur. Köle ve cariyesini yedirmek, içirmek, giydirmek ve gönlünü hoş tutmak mecburiyetindedir. Onları asla dövemez, yapamayacakları iş veremez ve hakaret edemez. İslamiyet’te, köle azat etmek en büyük ibadettir. Öyle büyük günahlar vardır ki, ancak köle azat etmekle affolunur. (C. Veremedi)<br />
<br />
Geçici haram olan kadınların yedincisi, hür kadınla evliyken, cariyeyle de nikâhlanmaktır. Cariyeyle nikâhlıyken, hür kadınla da evlenmek caizdir. Hanımından ve cariyesinden başka bir kadınla beraber olmak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ dörde kadar kadını nikâhla almayı ve sayısız cariye kullanmayı mubah etmiştir. (1/191)<br />
<br />
Hadis imamlarından İmam-ı Taberani ve İmam-ı Beyheki şöyle bildiriyorlar: Abdullah ibni Abbas hazretleri buyuruyor ki: Nisa suresinin (Analarınız, kızlarınız… size haramdır) mealindeki 23. âyet-i kerime geldikten sonra, müta nikâhı [para karşılığı geçici nikâh] haram edildi. Müminun suresinin (Ancak hanımlarınız ve sahip olduğunuz cariyeleriniz helaldir) mealindeki 6. âyet-i kerimesi, müta nikâhını haram ediyor, çünkü bu âyet-i kerime, yalnız zevcelerle cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğunu bildiriyor. (Hucec-i katiyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde de, yani dünyanın her yerinde, Müslüman erkeğin, hanımından ve kendi cariyesinden başka, Müslüman olsun veya kâfir olsun, bir kadınla ilişkiye girmesi haramdır, büyük günahtır. Başkasının cariyesinin başına, kollarına, ayaklarına bakmak caizse de, bunlarla da zina haramdır. Bugün, dünyanın hiçbir yerinde, dine uygun cariye yoktur. (İ. Ahlâkı)<br />
<br />
Cariye çeşitleri:<br />
<br />
Ümm-i veled: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen, efendisinden çocuk doğurmuş cariye.<br />
<br />
Müdebber: Hürriyetine kavuşması, efendisi tarafından kendisinin ölümü şartına bağlı kılınan köle.<br />
<br />
Mükatebe: Bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle.<br />
<br />
Bir kimse, müdebbere cariyesini veya ümm-i veledini azat etmeden kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. (Mecmua-i Zühdiye)<br />
<br />
Müdebber cariye ile efendisinin cima etmesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariye gebe iken efendisi ölürse, doğurduğu azat olmaz. (Mebsut)<br />
<br />
Bir kimse, kendi mükâtebe cariyesine defalarca cima etse, sadece bir mehir lâzım gelir. (Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb cariye satın alıp bunu kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. Eğer cima etmişse mehrini öder. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb, yani bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle veya cariyeyi, bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekât verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâteb köle veya cariyesine zekât veremez, çünkü bunun faydası kendisine dönmüş olur. (B. İslam İlm.)<br />
<br />
Efendisinden çocuğu olan cariyeye ümm-i veled denir. Ümm-i veled olan cariye diğer cariyeler gibi satılamaz ve hibe edilemez. Efendisi vefat edince azat olur. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Bir cariyeyi, hür olan bir kadının üzerine nikâhlamak caiz değildir. Müdebbere ve ümm-i veled cariyenin nikâhları da, hür kadın üzerine caiz değildir. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Efendisinden çocuğu olan cariye, efendisi ölünce hür olur.) [İ. Mace, Hâkim]<br />
<br />
Cariyenin avret yeri<br />
Erkek, kendi cariyesinin bütün bedenine bakabilirse de, başkasının cariyesinin yalnız yüzlerine, başlarına, göğüslerine, kol ve baldırlarına, saçlarına bakabilir. (Müslim şerhi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Satın alacağı cariyenin avret yeri hariç, her yerine bakmak caizdir.) [Beyhekî]<br />
<br />
Erkek, hanımına ve cariyesinin de baştan aşağı her yerine bakabilir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Hanımından ve cariyenden başkasına avret yerini gösterme!) [Tirmizî, Ebu Davud, İbni Mace]<br />
<br />
Kadının kocasının, cariyenin de efendisinin avretine bakması aynı şekilde caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyenin avret yeri, erkeğinki gibi olup, sırtı ve karnı da avrettir. Cariyenin, kadın olan efendisinin göbeğiyle dizi arasına bakması ve dokunması haramdır. (Tergib-üs-salat)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyenin avret mahalli dizleri ile göbek arasıdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Mümin bir kadının, kendisinin cariyesi olması hali müstesna müşrik bir kadının önünde bedeninin herhangi bir tarafını açması helâl değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Şarkıcı cariye alıp satmayın, parası haramdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Ebu Bekr bin el-Arabîye göre kişinin kendi cariyesinin söylediği şarkıyı dinlemesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyelerin Resulullahın evinde şarkı söylemeleri, seslerinin avret olmadığını göstermektedir. (İhya)<br />
<br />
Cariyenin sesinin, hür kadınlar gibi haram olduğunu bildiren âlimler de vardır. (İbni Abidin)<br />
<br />
Cariye saçları ve kolları açık olarak namaz kılabilir. (Hindiyye)<br />
<br />
Nikâhla ilgili hükümler<br />
Haramdan kaçınmak nikâhsız da mümkün olur. Cariye alırsa nikâh gerekmez. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Cariyelik bağı, nikâh bağından daha kuvvetlidir. Kuvvetli varken zayıfa bakılmaz. (El İhtiyar)<br />
<br />
Nikâhla cariye bir araya gelemez. Nikâhlı olan bir kimse, karısını cariye yani mülk edinemez. Aksi de böyledir. Yani bir kimse, cariyesini nikâhlayamaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
(Sahip olduğunuz mümin cariyelerinizden) demek, başkasının cariyesi ile evlenmek içindir. Kişinin kendisine ait cariye ile nikâhlanmasının caiz olmadığı hususunda sözbirliği vardır. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyesini azat ettikten sonra, onunla evlenen kimse için iki ecir vardır.) [Taberani]<br />
<br />
Biriyle yapılan nikâh akdi, mülkiyeti altında bulunan cariye ile cima etmeyi haram kılar. (Kurtubi)<br />
<br />
Hür kadın üzerine, cariyeyi nikâhlamak caiz değildir. Önce cariyeyi nikâhlayıp, sonra da hür kadını nikâhlarsa, ikisinin de nikâhı sahih olur. (Hindiyye, Nimet-i İslam)<br />
<br />
Hür kadınla evlendikten sonra edinilen cariyeyle, onu nikâhlamadan cima etmek caizdir, ama hür kadın üzerine nikâhla cariye almak caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Efendisi cariyesini başka bir erkekle evlendirse, efendisi artık cariyesiyle birlikte olamaz. Bu hak, kocasına aittir. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Eğer erkek, cima ettiği cariyenin kız kardeşini nikâhlasa nikâh sahih olur, fakat nikâh edilenle cima edilenden birini kendisine haram kılmadıkça, hiçbiriyle cinsi münasebette bulunamaz. (Dürer)<br />
<br />
Kardeş olan iki cariyesiyle de cima etmiş olan şahıs, birini kendisine haram etmedikçe, diğeriyle cima yapamaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, cima etmiş olduğu cariyesinin kız kardeşini kendisine nikâhlarsa, bu nikâh sahih olur, ancak artık cariyesi ile cima edemez. (Hindiyye, Bahr-ür-râık)<br />
<br />
Cariyesiyle cima edenin, cariyenin kız kardeşiyle evlenmesi caiz değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Esir alınan cariye hamile ise, doğuruncaya kadar cima edilmez. (Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Azat etmedikçe, efendisinin cima ettiği cariyesini nikâhlaması caiz olmaz. (Mecmua-i zühdiye)<br />
<br />
Bir kimse, nikâhladığı bir cariyeyi de, iki talâkla boşadıktan sonra geri alamaz. Alırsa, bu cariyenin nikâhı helal olmadığı gibi, cariyesi olduğu halde, cima etmesi de helal olmaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Efendisinin izni olmadan evlenmiş bulunan bir cariyeyle, efendisi cima etse veya onu şehvetle öpse, efendisi bu cariyenin nikâhlandığını bilsin bilmesin, cariyenin nikâhı fesh olmuş olur. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, dört cariyesinden birini azat etse, hangisini azat ettiğini bilemese, sonra bu cariyeyle nikâhlansa, onunla cima yapmasında bir sakınca yoktur. Çünkü eğer o, azat edilmişse yani hür ise, aralarındaki nikâh sahihtir. Eğer azat etmediği cariye ise, mülkü olması bakımından, o yine kendisine helaldir. (Mebsut, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kişi bir cariye satın alır, ona dokunur yahut öperse, babasına da, oğluna da haram olur. (Kurtubi)<br />
<br />
Efendisi köleye bir cariyeyi mülk olarak verecek olursa, köle de kendi mülkü olduğu için, o cariye ile cima edebilir, çünkü kendi mülküdür. (Kurtubi)<br />
<br />
Dört mezhepte de, cariyeyi mülk edinenin, istibrâdan yani bir hayz görmesinden önce cima etmiş olsa da, satması caizdir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Ganimet ehlinin, paylaşmadan önce, esir alınan cariyelerden birine cima etmesi caiz olmaz. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Üç imama göre, satanın, muhayyerlik müddeti içinde cariyeyle cima etmesi caiz olup, satın alanınki caiz değildir. İmam-ı Ahmed’e göre ise, satanın da, alanın da cima etmesi caiz değildir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Müslümanın, mülkünde olan Yahudi ve Hristiyan cariyeyle cima etmesi caizdir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Mecusi ve putperest olan cariyeyi nikâh etmek caiz olmaz. (Hindiyye)<br />
<br />
Erkek köle<br />
Sual: Eskiden erkeklerin kadın kölesi olduğu gibi, kadınların da erkek kölesi oluyormuş. Peki, dul bir kadının, erkek kölesiyle evlenebilme imkânı var mıydı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kölelikten azat etmeden onunla evlenemez. Kölesi bulunduğu sürece efendisi olan hanımla evlenmesi, aynen enişteyle evlenmesi gibi haramdır. Efendisi olan kadın, onu azat ederse, evlenebilir. Enişte de, baldızın ablasını boşarsa veya hanımı ölürse, baldızıyla evlenebilir.<br />
<br />
Açık kadın cariye değildir<br />
Sual: (Açık gezen kadın, cariye hükmündedir) diyenler oluyor. Cariye hükmünde olmak, cariyenin hakkına sahip olmak demek değil midir? O zaman, açık gezen kadınların, tesettüre riayet etmemeleri günah olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
İmanı varsa elbette günah olur. İkincisi, günümüzde cariye yoktur. Müslüman bir kadın, (Ben cariye hükmündeymişim, açık giyinebilirim) diyemez. Saç, kol ve bacaklarını açarsa günaha girer. Cariye, namazlarını başı, kolu açık kılabildiği hâlde, günümüzdeki hür kadınlar, namazlarını böyle açık kılamaz.<br />
<br />
Mürted veya kâfir bir kadının, açık saçık gezmesi günah değildir. Hattâ onlara hiçbir şey günah değildir. Âhirette onlar, günahlarından dolayı değil, inanmadıklarından dolayı sorguya çekilir. İmansızlığın cezası da, sonsuz Cehennemdir. İman sahibi Müslümanlara ise, iğneden ipliğe her şey sorulur.<br />
<br />
Her Müslümanın fıkhın dört kısmını, dar-ül-harbde de ahkâm-ı İslamiyye’ye uygun yapması lazımdır. Mesela, kâfir ve mürted kadınların avret yerlerine, başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak, dar-ül-harbde de haramdır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bu hüküm, kâfir ve mürted kadınlarla, açık saçık gezen kadınların, cariye hükmünde olmadıklarını açıkça bildirmektedir. Çünkü cariyenin saçlarına, kollarına bakmak günah değildir. Bunlara bakmak günah olduğuna göre, onların cariye hükmünde olmadıkları pek açıktır.<br />
<br />
Yine S. Ebediyye’de zayıf bir kavil olarak şunlar bildirilmektedir:<br />
Halife Hazret-i Ömer, bir çalgıcı, şarkıcı kadına kırbaçla vurdu. Başörtüsü açıldı. (Allahü teâlânın haram ettiği şeye önem vermeyen kimse, İslam şerefini kaybetmiştir) buyurdu. Kadı Ebu Bekr-i Belhî, nehir kenarında başları ve kolları açık kadınların yanından geçerken, (Onlar kıymetsiz, hürmetsiz kadınlardır. İmanları olduğu şüphelidir. Dâr-ül-harb’deki kâfir kadınları gibidir) buyurdu. Kâfir gibi olan, mürted kadınlar, zâhir haberlere göre, dâr-ül-İslâm’da cariye olarak kullanılmaz. Nevadir haberlerine göre, dar-ül-İslam’da cariye olurlarsa da, mürted kadının, kocasına verilmesi için böyle yapılabilir. Çünkü nevadir haberleri zayıftır, güvenilemez. Ancak faydalı olduğu hâllerde kullanılabilir. Nevadir haberleri kullanılsa bile, İslamiyet’e önem vermeyen kadınların, İslam şerefini kaybedeceklerini, bunların dar-ül-İslam’da [İslamî hükümlerle idare edilen ve halifesi olan Müslüman ülkelerde] cariye gibi hürmetsiz, aşağı olup başlarına, kollarına şehvetsiz bakmanın caiz olacağını gösterir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Şimdi dünyada dâr-ül İslam olan ülke yoktur. Bu bakımdan kâfir kadınları İslam ülkesine cariye olarak getirilemez. Sonuç olarak açık kadınlara dünyanın her yerinde ihtiyaçsız bakmak günahtır.<br />
<br />
Nevadir haberleri zayıftır. Zaruret olmadıkça, bunlarla fetva verilmez. Bundan başka mürted kadın, nevadir haberlerine göre, dâr-ül-İslam’da cariye olacağı için, bunun kollarına, başına bakmanın caiz olması, bunun mülk edilerek vaty edilmesine sebep olmaz. Dâr-ül-İslam’daki genel ev kadınları da, böyle hürmetsiz iseler de, mülk olmaz, vatyleri zina olur. Dâr-ül-harbdeki kâfir bir kadın, dâr-ül-İslam’a [esir olarak] getirilmedikçe, cariye olamaz. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyada dar-ül-İslâm ülkesi olsa da, kâfir kadını oraya esir olarak getirmek gerekir. Böyle bir şey dünyada olmadığına göre, (Açık gezen kadın cariye hükmündedir, o kadına bakmak günah olmaz) demenin çok yanlış olduğu meydandadır. Bilerek veya bilmeyerek insanları günaha sokmak için söylenmiş bir sözdür.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar :</span><br />
<br />
Sorularla İslamiyet<br />
Kuran ve Hadis<br />
gencgazete<br />
Dinimiz islam<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Cariyenin Efendisini Rabbini Doğurması Kıyamet Alameti midir?</span><br />
<br />
Kıyamet alameti olarak hadislerde geçen, "Cariye yani köle kadın efendisini doğuracak." ne demektir?<br />
<br />
Bu konu meşhur Cibril hadisinde söz konusu edilmiş ve "kıyametin alametlerinden biri de köle kadınların efendilerini doğurmaları olduğu" vurgulanmıştır. (Buharî, Tefsiru Sureti 31,2).<br />
<br />
Alimler bu konuyu değişik şekilde açıklamışlardır.<br />
<br />
Bu Hadis hem günümüzde hem de geçmişte olan olaylara işaret etmektedir. Özellikle günümüzde aile ilişkilerinde ve çocukların anne babalarına karşı davranışlarını, anne babaların da çocuklarını terbiye ederken dikkat edecekleri konuları hatırlatmaktadır denilebilir.<br />
<br />
Hadis, verdiği bilgiler yönüyle Peygamber Efendimizin (asm) gelecekten haber veren mucizelerindendir:<br />
<br />
a. Bu hadîsi şerîfin "cariyenin efendisini doğurması" cümlesi günümüzde çok görülen olaylardandır. Çocukların anne ve babalarına koca herif ve koca karı gibi ifadeleri; ahlakî yapıdaki bu çöküşün görüntüleridir.<br />
<br />
Ayrıca anne dünyaya gelmesine neden olduğu çocuğundan gerekli hizmet, hürmet ve saygıyı beklerken, aksine anne çocuğuna hizmet etmektedir. Böylece anne hizmetkar, çocuğu ise efendi konumuna girmiş olmaktadır.<br />
<br />
Ana-babaya itaat azalacak, kadının doğurduğu çocuk, kendisine köle muamelesi yapacak; bir evlâd, kendi annesine karşı efendilik taslıyacak, onu hor ve hakîr tutacaktır.<br />
<br />
Bu açıdan hadis kıyamete yakın böyle bir tehlikenin ortaya çıkacağını, büyüklere özellikle anne babaya hürmet ve saygının azalacağını haber vermektedir. Ailelere önemli bir hatırlatmada bulunarak çocukların dini ve ahlaki terbiyesine çok dikkat edilmesi gerektiğini önemle vurgulanmaktadır.<br />
<br />
b. Bunun manası, zamanla kadın köleler çoğalır, efendileri onlarla evlenir ve çocukları olur. Kendi efendisinden olan çocuğu bir anlamda kendisinin efendisidir. Alimlerin büyük çoğunluğunun kabul ettiği bu görüşe göre, hadiste kadın kölelerin ve onların çocuklarının çoğalması kıyametin bir alameti olarak gösterilmiştir. Tarihte bunun pek örnekleri çoktur.<br />
<br />
c. Bazı alimlere göre, burada ifade edilen şey; kadın kölelerin krallar, padişahlar doğurmasıdır. Padişahlar herkesin efendisi olduğu gibi, bir anlamda kendi annesinin de efendisidir denilebilir. Memlüklüler / Kölemenler devleti bir örnek sayılabilir. (bk. Nevevî, Şerhu Müslim, ilgili hadisin şerhi).<br />
<br />
Cariyenin efendisini doğurması" : Hadisin aslında yer alan "rabbini doğur­ması" ifadesindeki rab kelimesi, sahip ve efendi anlamına geîir. Alimler bu ibare­nin anlamı konusunda her zaman farklı görüşler sergilemişlerdir.<br />
<br />
İbnü't-Tîn "Bu konuda yedi farklı görüş belirtilmiştir" demiş ve bunları zik­retmiştir. Ancak bunların bir kısmı diğerine dahildir. Ben (İbn Hacer) bunları birbirinden ayırarak şu dört görüşte özetledim:<br />
<br />
1. Hattâbî şöyle demiştir: "Bunun anlamı İslâm dininin genişlemesi, Müslü­manların şirkin hakim olduğu bölgeleri ele geçirmesi ve oradaki halkı esir alma­sıdır. Müslümanlardan bir kimse bu esirlerden bir kadını cariye edinip kendisin­den çocuğu olduğunda, çocuk o kadının efendisi konumunda olmaktadır. Çün­kü o cariyenin efendisinin çocuğudur. "Nevevî ve başka âlimler bunun çoğunluğun görüşü olduğunu söylemişlerdir. Ben (İbn Hacer) de derim ki: Ha­diste bunun kasdedilmesi tartışılır. Çünkü bu sözün söylendiği sırada da cari­yelerden çocuk edinme uygulaması vardı. Şirkin hakim olduğu yerleri eîe ge­çirme, halkı esir alma, kadınları cariye edinme İslâmm İlk yıllarında zaten gerçek­leşmiştir. Hadisteki sözün geçtiği bağlam, ileride kıyamete yakın zamanda ger­çekleşecek, ama henüz gerçekleşmemiş şeylere işaret etmeyi gerektirmektedir.<br />
<br />
İbn Mâce'nin rivayetinde Vekî' bunu birinciden daha dar bir anîamda yo­rumlamıştır. O buradaki kastın "Arap olmayanların Arapları doğurması" oldu­ğunu söylemiştir.<br />
<br />
Diğer bir grup âlim bunun şu anlama geldiğini söylemişlerdir: "Cariyeler, hükümdarları doğurur. Anne de hükümdarın hakimiyeti altındaki kimselerden biri olur, hükümdar da vatandaşlarının efendisidir." Bu görüş İbrahim el-Harbî'ye aittir. O şöyle demiştir: "İlk dönemde yöneticiler çoğunlukla cariyelerle cin­sel ilişkide bulunmaktan çekinir, hür kadınlar İçin birbiri ile mücadele ederdi. Sonra iş tersine döndü. Özellikle de Abbasîler devrinde." Ancak hadisin "cariye­nin kadın efendisini doğurması" şeklindeki rivayeti bu anlamı desteklememekte­dir.<br />
<br />
Bazılarına göre cariyenin doğurduğu çocuğa "efendi" denilmesi mecazdır. ocuk, babasının ölümüyle cariyenin azat sebebi olduğu için ona mecazen efendi denilmiştir.<br />
<br />
Bazıları da bu ifadeyi şuna tahsis etmişlerdir: Önce çocuk esir alınır ve bir müddet sonra da azat edilir. Büyüyerek önder hatta kral olur. Sonra onun an-nesi esir alınır. O annesi olduğunu biierek onu satın alır. Yahut da annesi oldu-Sunu bilmez de onu kendi hizmetinde kullanır, onunla cinsel ilişkide bulunur, azat eder yahut evlenir. Bazı rivayetlerde "cariyenin kocasını doğurması" ifadesi Ver almıştır. Bu rivayet Müslim'de vardır. Bu rivayet bahsettiğimiz şekilde yorumlanmıştır. Bu rivayette yer alan "bal" sözcüğünün koca değil de mâlik anlamına Sidiği de söylenmiştir ki, manaların aynı noktada buluşturulması bakımından to anlamı kabul etmek daha evladır.<br />
<br />
2. Efendilerin, kendilerinden çocuk doğuran cariyelerini satması ve bunun Çoğalması, öyle ki bu cariyelerin kralların elinde dolaşıp durması, farkında olmaksizin cariyeyi çocuğunun satın alması. Buna göre kıyamet alâmetlerinden olan şey, çocuk doğuran cariyenin satımının haram olduğu konusunun hiç kim­se tarafından bilinmemesi veya şer'î hükümlerin hafife alınmasıdır.<br />
<br />
Şu söylenebilir: Çocuk doğuran cariyenin satılıp-satılmaması konusunda tarklı görüşler vardır. Bu yüzden hadisi bu anlama yormak uygun değildir.<br />
<br />
Deriz ki: Bu hadis, mezheplerin İttifak ettiği bir anlama yorulur ki bu da hamilelik sırasında cariyenin satımıdır. Bunun haram olduğu konusunda icma var­dır.<br />
<br />
3. Bu da bir önceki görüş İle aynı doğrultudadır. Nevevî şöyle demiştir: Ço­cuğun annesini satın alması yalnızca ümmü veledlere [23] özgü değildir. Başka şe­killer de mümkündür. Örneğin cariye, efendisi dışındaki bir adamdan şüphe yolu ile gerçekleşen birleşme sonucu hür bir çocuk doğurur. Veya cariye nikah yahut zina sonucu bir köle doğurur sonra her iki durumda da doğum yapan ana sahih bir akitle satılır. Elden ele dolaşarak nihayet oğlunun veya kızının eline ge­lir. Muhammed b. Beşir'in "bununla esir kadınlar kasdedilmektedir" sözü bunu zedelemez. Çünkü bu delilsiz bir tahsistir.<br />
<br />
4. Çocuklarda ana-babaya isyanın çoğalması, çocuğun anasına, efendinin cariyesine yaptığı gibi sövmek, dövmek ve hizmet ettirmek suretiyle alçaltıcı muamelede bulunması. Bu durumda çocuğa mecazen "efendi" denilmiştir. Ya­hut da burada "rab" kelimesi ile mürebbî anlamı kasdedilmiştir ki bu durumda sözcük hakiki anlamında kullanılmış olur.<br />
<br />
Bana (İbn Hacer'e) göre genelliği sebebiyle bu, en güçlü görüştür. Ayrıca sözün söylendiği makam, durumun ne ölçüde bozulacağının kasdedildiğini gös­termektedir. Şöyle ki: Kıyametin kopmaya yaklaştığı sıralarda işlerin ne ölçüde tersine döneceği, terbiye edilenin terbiye edici hale, düşük kişinin de yüksek ha­le geleceğini ifade etmektedir. Bu Hz. Peygamber'in daha sonraki "çıplak ayaklı kişilerin yeryüzünün hükümdarları olması" sözüne de uy­maktadır.<br />
<br />
Yüce Rabbimiz İsra  suresinin 23 ve 24.Ayetlerinde şöyle buyuruyor:” Rabbin,<br />
<br />
kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”<br />
<br />
 <br />
<br />
      İslam Dini her konuda Müslümanlara yol göstermektedir.Gerçek bir müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de anne babaya iyilik etmesidir.Genellikle anne babaya için ‘itaat’ deniliyor ama Kur’an anne baba için ‘iyilik’ kavramını kullanıyor.Çünkü Kur’an-i kavramlar Yüce Rabbimizin sonsuz ilmi olduğu için her kelime müthiş ve etkileyicidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
      İtaat kavramı Kur’an’da sadece Allah,Resulu ve Müslüman olan Ulu’l Emir için kullanılıyor:” Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de itaat edin”(Nisa,59).Çünkü itaat kelimesi anlamından da anlaşıldığı gibi mutlak uymayı gerektirir.Anne babaya itaat kelimesi kullanılsaydı her durumda onlara uymak gerekecekti.Örneğin, anne baba puta tapan biri olsaydı ve Müslüman olan çocuğuna puta tapmayı emretseydi evladı da puta tapmak zorunda kalacaktı.<br />
<br />
 <br />
<br />
      Kur’an özellikle inanç konusunda anne babaya itaatı emretmiyor.Bu konuda ki bazı ayetler şöyledir:<br />
<br />
-“Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.”(Saffat,69),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara (azaptan)  paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz.”(Hud,109)<br />
<br />
-“ Eğer (anne ve baban), hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme.”(Lokman,15)<br />
<br />
 <br />
<br />
      Ama Rabbimiz her durumda onlara iyilik yapmayı emrediyor.Çünkü anne baba Müslüman olmasalar bile onlara iyilik yapmak Allah’ın bizlere emridir.<br />
<br />
-“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik.”(Ahkaf,15),<br />
<br />
-“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın”(En’am,151),<br />
<br />
-“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik.”(Lokman,14).<br />
<br />
 <br />
<br />
      Günümüzde özellikle yeni neslin anne babaya gerekli saygı ve sevgiyi göstermediğini onlara sahip çıkmadıklarını görüyoruz.İnegöl Huzurevini ziyarete gittiğimizde yaşlılardan birisi bizimle şöyle dertleşmişti:”Hocam! Dört çocuğum var.Dördününde 150 metrekare evleri var.Ama nedense benim için o dört evde de bir kişilik yer yokmuş”.Bu cümleleri söyledikten sonra gözleri yaşarmıştı.<br />
<br />
 <br />
<br />
        Acaba yeni nesil anne babayı bir yük olarak mı görüyor? Gezmesine engel bir ayak bağı olarak mı düşünüyor? Onlara hizmet etmek onları çok mu yoruyor? Oysa:<br />
<br />
-Bir zamanlar sen onlara muhtaçtın.Şimdi onlar sana muhtaç,<br />
<br />
-Sen küçük iken seni ateşten,çukurdan,duvardan ve her türlü tehlikelerden onlar korurdu.Şimdi ellerinden tutma sırası sende,<br />
<br />
-Onlar sana çok şefkat ve merhamet gösterdiler.Şimdi sıra sende.Tıpkı Rabbimizin  şu Ayeti gibi onlara dua edip şefkat gösterelim:” Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”.<br />
<br />
      Cibril Hadisini bilirsiniz.Hadisin son bölümünde şöyle geçer:”Bana kıyametten haber ver?" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir." buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver."dedi. Peygamber (s.a.s.): "Câriyenin (kölenin)  kendi sahibesini doğurması…”<br />
<br />
      Alimlerimiz derler ki bu hadisin bir yorumu da günümüzde ortaya çıkmıştır.Anne baba çocuğunun elinde köle gibi sesini çıkartamıyor ve çaresizdirler.Çocuklar anne babaya bağırıyor,emirler veriyor ve  her türlü hakareti yapıyorlar.Tıpkı kölenin efendisi gibi”.<br />
<br />
    Siz ne dersiniz?<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Köle ve cariye nedir?</span><br />
<br />
Sual: Cariye ve köle nedir?<br />
CEVAP<br />
Cariye, kadın köle demektir. Köle de cariye de alınıp satılırdı. Mesela ilk müezzin Bilal-i Habeşi hazretleri de bir köleydi. Köle, azat edilince hür insan olurdu. Köle kadınların hukukî durumu hür kadınlardan farklıydı. Hür kadının yüzü ve elleri hariç her yeri kapalı iken, cariyenin, kol ve başı, dizden altı açık dursa günah olmazdı. Kölelik asırlardır olan bir şeydir. İslamiyet’in bu husustaki hükümleri, Yunan ve Roma’da görülen kölelikten çok farklıdır. Köleliği İslamiyet kurmamıştır. Üstelik her fırsatta kölelerin azat edilmesini ve onlara iyi muamele yapılmasını emreder. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
(Kölelere iyilik edin!) [Nisa 36]<br />
<br />
(Yanlışlıkla bir adam öldürenin, bir köle azat etmesi gerekir.) [Nisa 92]<br />
<br />
(Yemin kefareti için, on fakiri yedirmek veya giydirmek yahut bir köle azat etmek gerekir.) [Maide 89]<br />
<br />
(Bedel vererek kölelikten kurtulmak isteyenlerin bedellerini kabul edin!) [Nur 33]<br />
<br />
(Savaşta alınan esirlere iyilik edin veya fidye alarak bırakın!) [Muhammed 4]<br />
<br />
Celaleyn tefsirinde, (İyilik edin demek, esirleri karşılıksız olarak serbest bırakın demektir. Fidyeden maksat da, malla veya esirleri değişmek sûretiyle serbest bırakın demektir) buyuruluyor. Savaşta alınan esirler, fidyeyle de serbest bırakılmazsa, canımızı ve malımızı almaya gelen bu düşmanlara, (İsterseniz köle olarak kalabilirsiniz) deniyordu. Kabul edenler de köle oluyor. Böyle cana ve vatana kasteden bir düşmanı öldürmeyip, kendi rızasıyla köle olarak kullanmak normal değil midir? Şimdi ülkeleri işgal edilen, kültürleri erozyona uğratılan, yer üstü ve yer altı kaynakları sömürülen milletler çoktur. Bugün ekmek parası için kölelik yapanlar az mı?<br />
<br />
İslamiyet, normal insanı köle yapmıyor. Vatana, cana, mala ve namusa kasteden düşman esir alındığında, öldürülmeyip, o da razı olursa köle oluyordu. Ayrıca dinimiz, köleyi azat etmek için çeşitli yollar koymuş ve köle azat etmeyi ibadet olarak bildirmiştir. Mesela Ramazan orucunu veya yeminini bozanın, bunun kefareti olarak, varsa bir köle azat etmesi gerekir. Dinimizin köleye verdiği hakkı, gayrimüslimler kendi halkına bile tanımıyor.<br />
<br />
Zenci cariye Ümmi Eymen’in oğlu Üsame bin Zeyd, 18 yaşında, birlik komutanı olmuştu. Babası Zeyd bin Harise de köleydi. Rum ordusuyla savaşırken İslam ordusunun komutanıydı. Bu da, İslamiyet’in, ırk, renk, zengin fakir, genç yaşlı ayırmayıp, liyakate önem verdiğini göstermektedir.<br />
<br />
Dinimizde kölenin hakkı çok mühimdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
(Azat edilen kölenin her uzvu için, azat edenin o uzvu cehennemden azat olur.) [Buhari]<br />
<br />
(Kölelere yediğinizden yedirin, güç iş vermeyin ve onları hiç üzmeyin.) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Kölesine kötü davranan Cennete giremez.) [Tirmizi]<br />
<br />
(Köle günde 70 hata işlese de affedin!) [Ebu Davud]<br />
<br />
(Cennete ilk girecek olanlar, şehitler, efendisine hizmet ve Rabbine ibadet eden köleler ile kalabalık aileye malik olan iffet sahibi fakirlerdir.) [Tirmizi]<br />
<br />
Bir batılı ilim adamının basında yer alan itirafı:<br />
En önemli Ortadoğu uzmanlarından kabul edilen, Fransa’da Aix-en-Provence Üniversitesi'nde Siyasi ve Kültürel Antropoloji dersi veren, Fransız siyaset bilimcisi Bruno Etienne şöyle diyor:<br />
“Osmanlı İmparatorluğundaki köleler, bugünün sözde özgür bireylerinden daha çok özgürlüğe sahiptiler.” (Yeni Şafak, 21.10.2002)<br />
<br />
Cariye hukuku<br />
Sual: Cariye hukuku hakkında yeterli bilgi verilebilir mi? Cariye nasıl oluyor? Cariye ile nikâhsız beraber olunabiliyor muydu?<br />
CEVAP<br />
Kadın köleye cariye denir. Bir âyet-i kerime meali:<br />
(Eğer velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekte, onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız, onlarla değil de hoşunuza giden başka kadınlarla ikişer, üçer ve dörder evlenebilirsiniz. Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, bir tane almalısınız ya da sahibi olduğunuz [cariyeler] ile yetinmelisiniz. Sapmamanız için en uygun olan budur.) [Nisa 3]<br />
<br />
Cariye, savaşta düşmandan esir alınıp, Dar-ül-İslam’a getirilmiş olan kâfir kadını demektir. Savaşta esir alınmayan bir insanı satmak ve satın almak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde cariye olmaz. Savaşta düşmandan esir alınırsa cariye olur. (Dürer ve Gurer)<br />
<br />
Helal kılınmıştır<br />
Cariye’ye mülk-i yemin denir ki, sağ elin mülkü demektir. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Sağ elin mülkü demek, meşru hak sahibi demektir. Yani istediği gibi kullanmaya yetkisi vardır. Satabilir, hediye edebilir. Hürriyetine kavuşturabilir. Hürriyetine kavuşturduktan sonra ise ancak nikâhla evlenebilir.<br />
<br />
Köle ve cariye, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hacdan muaftır. (Ş. İslam Ans.)<br />
<br />
Nisa suresinin, (Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna) mealindeki 24. âyeti, Eshab-ı kiramın, kocaları bulunan, esir alınmış kadınlarla ilişki kurmaktan çekinmeleri sebebiyle nazil olmuştur. (Sağ elinin malik olduğu cariyeleri) ifadesi ile Allahü teâlâ, Resulullahın ümmetine mutlak olarak cariyeleri helal kılmıştır. (Kurtubi)<br />
<br />
Davud aleyhisselam 100 nikâhlı hanımı ve 300 cariyesi vardı. Oğlu Süleyman aleyhisselam ise, 300 nikâhlı hanımı ve 700 de cariyesi olmuştur. (Kurtubi, Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Bir erkeğin dört karısı ve bin cariyesi olsa, başka bir cariye satın almak dileğinde biri onu kınasa, o kimsenin küfründen korkulur, çünkü yaptığı iş meşrudur. Ama hanımını gücendirmemek için vazgeçerse sevaba girer. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Osmanlı memleketlerinin büyük sülalelerinde, sultan hanımların çoğu esirlerdendi. Kölesini kendine damat yapmış ve cariyesini nikâhla kendine zevce edip, mal ve mülküne varis kılmış, binlerce Müslüman vardır. Bir Müslüman, köle ve cariye satın aldığı zaman, onun yiyeceği, giyeceği ve diğer ihtiyaçları ve muamelattaki hukukunun bütün mesuliyetleri hep bu kimseye ait olur. Köle ve cariyesini yedirmek, içirmek, giydirmek ve gönlünü hoş tutmak mecburiyetindedir. Onları asla dövemez, yapamayacakları iş veremez ve hakaret edemez. İslamiyet’te, köle azat etmek en büyük ibadettir. Öyle büyük günahlar vardır ki, ancak köle azat etmekle affolunur. (C. Veremedi)<br />
<br />
Geçici haram olan kadınların yedincisi, hür kadınla evliyken, cariyeyle de nikâhlanmaktır. Cariyeyle nikâhlıyken, hür kadınla da evlenmek caizdir. Hanımından ve cariyesinden başka bir kadınla beraber olmak caiz değildir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:<br />
Allahü teâlâ dörde kadar kadını nikâhla almayı ve sayısız cariye kullanmayı mubah etmiştir. (1/191)<br />
<br />
Hadis imamlarından İmam-ı Taberani ve İmam-ı Beyheki şöyle bildiriyorlar: Abdullah ibni Abbas hazretleri buyuruyor ki: Nisa suresinin (Analarınız, kızlarınız… size haramdır) mealindeki 23. âyet-i kerime geldikten sonra, müta nikâhı [para karşılığı geçici nikâh] haram edildi. Müminun suresinin (Ancak hanımlarınız ve sahip olduğunuz cariyeleriniz helaldir) mealindeki 6. âyet-i kerimesi, müta nikâhını haram ediyor, çünkü bu âyet-i kerime, yalnız zevcelerle cariyelerin helal olup, başkalarının haram olduğunu bildiriyor. (Hucec-i katiyye)<br />
<br />
Dar-ül-harbde de, yani dünyanın her yerinde, Müslüman erkeğin, hanımından ve kendi cariyesinden başka, Müslüman olsun veya kâfir olsun, bir kadınla ilişkiye girmesi haramdır, büyük günahtır. Başkasının cariyesinin başına, kollarına, ayaklarına bakmak caizse de, bunlarla da zina haramdır. Bugün, dünyanın hiçbir yerinde, dine uygun cariye yoktur. (İ. Ahlâkı)<br />
<br />
Cariye çeşitleri:<br />
<br />
Ümm-i veled: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen, efendisinden çocuk doğurmuş cariye.<br />
<br />
Müdebber: Hürriyetine kavuşması, efendisi tarafından kendisinin ölümü şartına bağlı kılınan köle.<br />
<br />
Mükatebe: Bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle.<br />
<br />
Bir kimse, müdebbere cariyesini veya ümm-i veledini azat etmeden kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. (Mecmua-i Zühdiye)<br />
<br />
Müdebber cariye ile efendisinin cima etmesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariye gebe iken efendisi ölürse, doğurduğu azat olmaz. (Mebsut)<br />
<br />
Bir kimse, kendi mükâtebe cariyesine defalarca cima etse, sadece bir mehir lâzım gelir. (Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb cariye satın alıp bunu kendisine nikâhlasa, bu nikâh sahih olmaz. Eğer cima etmişse mehrini öder. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Mükâteb, yani bir bedel karşılığında azat edilmek üzere efendisiyle anlaşma yapmış olan köle veya cariyeyi, bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekât verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâteb köle veya cariyesine zekât veremez, çünkü bunun faydası kendisine dönmüş olur. (B. İslam İlm.)<br />
<br />
Efendisinden çocuğu olan cariyeye ümm-i veled denir. Ümm-i veled olan cariye diğer cariyeler gibi satılamaz ve hibe edilemez. Efendisi vefat edince azat olur. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Bir cariyeyi, hür olan bir kadının üzerine nikâhlamak caiz değildir. Müdebbere ve ümm-i veled cariyenin nikâhları da, hür kadın üzerine caiz değildir. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Efendisinden çocuğu olan cariye, efendisi ölünce hür olur.) [İ. Mace, Hâkim]<br />
<br />
Cariyenin avret yeri<br />
Erkek, kendi cariyesinin bütün bedenine bakabilirse de, başkasının cariyesinin yalnız yüzlerine, başlarına, göğüslerine, kol ve baldırlarına, saçlarına bakabilir. (Müslim şerhi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Satın alacağı cariyenin avret yeri hariç, her yerine bakmak caizdir.) [Beyhekî]<br />
<br />
Erkek, hanımına ve cariyesinin de baştan aşağı her yerine bakabilir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Hanımından ve cariyenden başkasına avret yerini gösterme!) [Tirmizî, Ebu Davud, İbni Mace]<br />
<br />
Kadının kocasının, cariyenin de efendisinin avretine bakması aynı şekilde caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyenin avret yeri, erkeğinki gibi olup, sırtı ve karnı da avrettir. Cariyenin, kadın olan efendisinin göbeğiyle dizi arasına bakması ve dokunması haramdır. (Tergib-üs-salat)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyenin avret mahalli dizleri ile göbek arasıdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Mümin bir kadının, kendisinin cariyesi olması hali müstesna müşrik bir kadının önünde bedeninin herhangi bir tarafını açması helâl değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Şarkıcı cariye alıp satmayın, parası haramdır.) [Beyhekî]<br />
<br />
Ebu Bekr bin el-Arabîye göre kişinin kendi cariyesinin söylediği şarkıyı dinlemesi caizdir. (Kurtubi)<br />
<br />
Cariyelerin Resulullahın evinde şarkı söylemeleri, seslerinin avret olmadığını göstermektedir. (İhya)<br />
<br />
Cariyenin sesinin, hür kadınlar gibi haram olduğunu bildiren âlimler de vardır. (İbni Abidin)<br />
<br />
Cariye saçları ve kolları açık olarak namaz kılabilir. (Hindiyye)<br />
<br />
Nikâhla ilgili hükümler<br />
Haramdan kaçınmak nikâhsız da mümkün olur. Cariye alırsa nikâh gerekmez. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Cariyelik bağı, nikâh bağından daha kuvvetlidir. Kuvvetli varken zayıfa bakılmaz. (El İhtiyar)<br />
<br />
Nikâhla cariye bir araya gelemez. Nikâhlı olan bir kimse, karısını cariye yani mülk edinemez. Aksi de böyledir. Yani bir kimse, cariyesini nikâhlayamaz. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
(Sahip olduğunuz mümin cariyelerinizden) demek, başkasının cariyesi ile evlenmek içindir. Kişinin kendisine ait cariye ile nikâhlanmasının caiz olmadığı hususunda sözbirliği vardır. (Kurtubi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Cariyesini azat ettikten sonra, onunla evlenen kimse için iki ecir vardır.) [Taberani]<br />
<br />
Biriyle yapılan nikâh akdi, mülkiyeti altında bulunan cariye ile cima etmeyi haram kılar. (Kurtubi)<br />
<br />
Hür kadın üzerine, cariyeyi nikâhlamak caiz değildir. Önce cariyeyi nikâhlayıp, sonra da hür kadını nikâhlarsa, ikisinin de nikâhı sahih olur. (Hindiyye, Nimet-i İslam)<br />
<br />
Hür kadınla evlendikten sonra edinilen cariyeyle, onu nikâhlamadan cima etmek caizdir, ama hür kadın üzerine nikâhla cariye almak caiz değildir. (Redd-ül-muhtar)<br />
<br />
Efendisi cariyesini başka bir erkekle evlendirse, efendisi artık cariyesiyle birlikte olamaz. Bu hak, kocasına aittir. (Nimet-i İslam)<br />
<br />
Eğer erkek, cima ettiği cariyenin kız kardeşini nikâhlasa nikâh sahih olur, fakat nikâh edilenle cima edilenden birini kendisine haram kılmadıkça, hiçbiriyle cinsi münasebette bulunamaz. (Dürer)<br />
<br />
Kardeş olan iki cariyesiyle de cima etmiş olan şahıs, birini kendisine haram etmedikçe, diğeriyle cima yapamaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, cima etmiş olduğu cariyesinin kız kardeşini kendisine nikâhlarsa, bu nikâh sahih olur, ancak artık cariyesi ile cima edemez. (Hindiyye, Bahr-ür-râık)<br />
<br />
Cariyesiyle cima edenin, cariyenin kız kardeşiyle evlenmesi caiz değildir. (Kurtubi)<br />
<br />
Esir alınan cariye hamile ise, doğuruncaya kadar cima edilmez. (Şir’at-ül-İslam şerhi)<br />
<br />
Azat etmedikçe, efendisinin cima ettiği cariyesini nikâhlaması caiz olmaz. (Mecmua-i zühdiye)<br />
<br />
Bir kimse, nikâhladığı bir cariyeyi de, iki talâkla boşadıktan sonra geri alamaz. Alırsa, bu cariyenin nikâhı helal olmadığı gibi, cariyesi olduğu halde, cima etmesi de helal olmaz. (Kadıhan, Hindiyye)<br />
<br />
Efendisinin izni olmadan evlenmiş bulunan bir cariyeyle, efendisi cima etse veya onu şehvetle öpse, efendisi bu cariyenin nikâhlandığını bilsin bilmesin, cariyenin nikâhı fesh olmuş olur. (Hindiyye)<br />
<br />
Bir kimse, dört cariyesinden birini azat etse, hangisini azat ettiğini bilemese, sonra bu cariyeyle nikâhlansa, onunla cima yapmasında bir sakınca yoktur. Çünkü eğer o, azat edilmişse yani hür ise, aralarındaki nikâh sahihtir. Eğer azat etmediği cariye ise, mülkü olması bakımından, o yine kendisine helaldir. (Mebsut, Hindiyye)<br />
<br />
Bir kişi bir cariye satın alır, ona dokunur yahut öperse, babasına da, oğluna da haram olur. (Kurtubi)<br />
<br />
Efendisi köleye bir cariyeyi mülk olarak verecek olursa, köle de kendi mülkü olduğu için, o cariye ile cima edebilir, çünkü kendi mülküdür. (Kurtubi)<br />
<br />
Dört mezhepte de, cariyeyi mülk edinenin, istibrâdan yani bir hayz görmesinden önce cima etmiş olsa da, satması caizdir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Ganimet ehlinin, paylaşmadan önce, esir alınan cariyelerden birine cima etmesi caiz olmaz. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Üç imama göre, satanın, muhayyerlik müddeti içinde cariyeyle cima etmesi caiz olup, satın alanınki caiz değildir. İmam-ı Ahmed’e göre ise, satanın da, alanın da cima etmesi caiz değildir. (Mizan-ül-kübra)<br />
<br />
Müslümanın, mülkünde olan Yahudi ve Hristiyan cariyeyle cima etmesi caizdir. (Rıyad-ün-nasihin)<br />
<br />
Mecusi ve putperest olan cariyeyi nikâh etmek caiz olmaz. (Hindiyye)<br />
<br />
Erkek köle<br />
Sual: Eskiden erkeklerin kadın kölesi olduğu gibi, kadınların da erkek kölesi oluyormuş. Peki, dul bir kadının, erkek kölesiyle evlenebilme imkânı var mıydı?<br />
CEVAP<br />
Hayır, kölelikten azat etmeden onunla evlenemez. Kölesi bulunduğu sürece efendisi olan hanımla evlenmesi, aynen enişteyle evlenmesi gibi haramdır. Efendisi olan kadın, onu azat ederse, evlenebilir. Enişte de, baldızın ablasını boşarsa veya hanımı ölürse, baldızıyla evlenebilir.<br />
<br />
Açık kadın cariye değildir<br />
Sual: (Açık gezen kadın, cariye hükmündedir) diyenler oluyor. Cariye hükmünde olmak, cariyenin hakkına sahip olmak demek değil midir? O zaman, açık gezen kadınların, tesettüre riayet etmemeleri günah olmuyor mu?<br />
CEVAP<br />
İmanı varsa elbette günah olur. İkincisi, günümüzde cariye yoktur. Müslüman bir kadın, (Ben cariye hükmündeymişim, açık giyinebilirim) diyemez. Saç, kol ve bacaklarını açarsa günaha girer. Cariye, namazlarını başı, kolu açık kılabildiği hâlde, günümüzdeki hür kadınlar, namazlarını böyle açık kılamaz.<br />
<br />
Mürted veya kâfir bir kadının, açık saçık gezmesi günah değildir. Hattâ onlara hiçbir şey günah değildir. Âhirette onlar, günahlarından dolayı değil, inanmadıklarından dolayı sorguya çekilir. İmansızlığın cezası da, sonsuz Cehennemdir. İman sahibi Müslümanlara ise, iğneden ipliğe her şey sorulur.<br />
<br />
Her Müslümanın fıkhın dört kısmını, dar-ül-harbde de ahkâm-ı İslamiyye’ye uygun yapması lazımdır. Mesela, kâfir ve mürted kadınların avret yerlerine, başlarına, kollarına, bacaklarına bakmak, dar-ül-harbde de haramdır. (S. Ebediyye)<br />
<br />
S. Ebediyye’deki bu hüküm, kâfir ve mürted kadınlarla, açık saçık gezen kadınların, cariye hükmünde olmadıklarını açıkça bildirmektedir. Çünkü cariyenin saçlarına, kollarına bakmak günah değildir. Bunlara bakmak günah olduğuna göre, onların cariye hükmünde olmadıkları pek açıktır.<br />
<br />
Yine S. Ebediyye’de zayıf bir kavil olarak şunlar bildirilmektedir:<br />
Halife Hazret-i Ömer, bir çalgıcı, şarkıcı kadına kırbaçla vurdu. Başörtüsü açıldı. (Allahü teâlânın haram ettiği şeye önem vermeyen kimse, İslam şerefini kaybetmiştir) buyurdu. Kadı Ebu Bekr-i Belhî, nehir kenarında başları ve kolları açık kadınların yanından geçerken, (Onlar kıymetsiz, hürmetsiz kadınlardır. İmanları olduğu şüphelidir. Dâr-ül-harb’deki kâfir kadınları gibidir) buyurdu. Kâfir gibi olan, mürted kadınlar, zâhir haberlere göre, dâr-ül-İslâm’da cariye olarak kullanılmaz. Nevadir haberlerine göre, dar-ül-İslam’da cariye olurlarsa da, mürted kadının, kocasına verilmesi için böyle yapılabilir. Çünkü nevadir haberleri zayıftır, güvenilemez. Ancak faydalı olduğu hâllerde kullanılabilir. Nevadir haberleri kullanılsa bile, İslamiyet’e önem vermeyen kadınların, İslam şerefini kaybedeceklerini, bunların dar-ül-İslam’da [İslamî hükümlerle idare edilen ve halifesi olan Müslüman ülkelerde] cariye gibi hürmetsiz, aşağı olup başlarına, kollarına şehvetsiz bakmanın caiz olacağını gösterir. (S. Ebediyye)<br />
<br />
Şimdi dünyada dâr-ül İslam olan ülke yoktur. Bu bakımdan kâfir kadınları İslam ülkesine cariye olarak getirilemez. Sonuç olarak açık kadınlara dünyanın her yerinde ihtiyaçsız bakmak günahtır.<br />
<br />
Nevadir haberleri zayıftır. Zaruret olmadıkça, bunlarla fetva verilmez. Bundan başka mürted kadın, nevadir haberlerine göre, dâr-ül-İslam’da cariye olacağı için, bunun kollarına, başına bakmanın caiz olması, bunun mülk edilerek vaty edilmesine sebep olmaz. Dâr-ül-İslam’daki genel ev kadınları da, böyle hürmetsiz iseler de, mülk olmaz, vatyleri zina olur. Dâr-ül-harbdeki kâfir bir kadın, dâr-ül-İslam’a [esir olarak] getirilmedikçe, cariye olamaz. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Dünyada dar-ül-İslâm ülkesi olsa da, kâfir kadını oraya esir olarak getirmek gerekir. Böyle bir şey dünyada olmadığına göre, (Açık gezen kadın cariye hükmündedir, o kadına bakmak günah olmaz) demenin çok yanlış olduğu meydandadır. Bilerek veya bilmeyerek insanları günaha sokmak için söylenmiş bir sözdür.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kaynaklar :</span><br />
<br />
Sorularla İslamiyet<br />
Kuran ve Hadis<br />
gencgazete<br />
Dinimiz islam<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=5664</link>
			<pubDate>Fri, 05 Apr 2019 20:44:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=5664</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?</span><br />
<br />
Kıyamete yakın zenginleşme olacağı ve altınçağın yaşanacağı, zulüm olmayacağı, Kur'an ahlakının bütün dünyaya yayılacağı doğru mudur?<br />
<br />
Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin "Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok." diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır." [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]<br />
<br />
Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün." [Buharî, Zekât 9; Müslim, Zekât 59, (1012)]<br />
<br />
AÇIKLAMA:<br />
<br />
Bu hadisler, âhir zamanda bolluğun artacağını, öyle ki zekat kabul edecek kimsenin kalmayacağını haber vermektedir. Hadîste zekat malı olarak altın kelimesinin zikri, mânayı te'kid içindir. Çünkü insanlar arasında tedavül eden kıymetli eşyaların en değerlisi, taşınma ve saklanması en kolay olanı altındır. İnsanlar sunulan altına bile istiğna gösterirlerse, gözleri, gönülleri son derece doymuş demektir. Bu da o devirde bolluğun fevkalâde artacağını ifâde eder. Bu mâna birçok hadislerde ifâde edilmiştir. Aynî'ye göre, bu hal fitnelerin artması ve insanlar arasında öldürme hadiselerinin çoğalmasıyla hâsıl olur. Elli kadının bir erkeğe sığınmaya çalışmaları da aynı devrenin vasıfları olarak zikredilmiş olması da bu mânayı te'yid eder. Zira fitnelerde daha ziyade erkekler hayatını kaybeder. Geriye kalan zevceler, yakınlarının himâyeye muhtaç kadın ve kızları epeyce bir yekûn tutar. Hadisler, bu hâlin Kıyamete yakın vâki olacağını, bu esnâda bolluğun, sadaka kabul edecek kimse kalmayacak derecede artacağını belirtir. Bazı hadisler, bu bolluğun Hz. İsâ (as)'ın zuhur edip, Deccal'ı öldürmesinden sonra vukua geleceğine işaret eder.<br />
<br />
Mezkur bolluğa temas eden hadîslerden Müslim'de kaydedilen bir rivayet şöyle:<br />
<br />
    "Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal sahibi "Acaba sadakamı kim alır?" diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere biri çağrılacak olsa, "İhtiyacım yok!" diye cevap verecek."<br />
<br />
Bir başka hadis, Arabistan çöllerinde nehirler akıp, çayırlıklar hâsıl olacağını haber verir.<br />
<br />
Bütün bu hadisler, ilerleyen teknik vasıtalar sebebiyle mi, yoksa sağlanacak olan sulh-ü umumî sebebiyle mi, yoksa bazı şârihlerin söylediği üzere, kıyâmetin yaklaştığını anlayan insanların mal hırsını bırakmaları sebebiyle mi, her ne ise kıyamete yakın, bolluk ve bereketin artacağını haber vermektedir. İbnu't-Tîn şöyle der:<br />
<br />
    "Bu hâl, Hz. İsa'nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir."<br />
<br />
Sadedinde olduğumuz hadis, bu bolluğun, hiç beklenmedik bir tarzda sür'atle gelebileceğine dikkat çekerek, sadaka verme fırsatlarını değerlendirmeyi emretmektedir.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselâm), Feccu'r-Ravhâ nam mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir." [Müslim, Hacc 216, (1252)]<br />
<br />
İslâmî nasslara göre, Hz. İsa aleyhisselâm hayattadır, cism-i dünyevîsi semadadır. Ahir zamanda Deccal'i öldürmek üzere yeryüzüne inecek ve adaleti tesis edecektir. Onun getireceği adaletle bolluk artacak, insanlığa refah ve sulh-ü umumî gelecektir. Öyle ki zekât alacak fakir kalmayacaktır.<br />
<br />
Şu halde, Hz. İsa (as) o zaman hac yapacaktır. Onun telbiye getireceği Feccu'r-Ravha Mekke-Medine yolu üzerinde, Mekke'ye altı mil kadar uzaklıkta bir yerin adıdır. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Bedir gazvesi, Fetih gazvesi ve Veda haccına giderken buradan geçmiştir.<br />
<br />
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.<br />
<br />
Her halükarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir:<br />
<br />
    "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak."<br />
<br />
Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa (as)'dır:<br />
<br />
"Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."<br />
<br />
Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz<br />
<br />
Adiy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
    "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
    "Ey Adiyy dedi, sen Hire şehrini gördün mü?"<br />
<br />
    "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine:<br />
<br />
    "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak!.."<br />
<br />
    Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim. Resulullah sözlerine devam etti:<br />
<br />
    "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin!"<br />
<br />
    "Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim.<br />
<br />
    "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
    "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere fakir arayacak, fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala Hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin." deyip sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek."<br />
<br />
    Yine Adiyy (radıyallahu anh) dedi ki:<br />
<br />
    "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden ve Allah'tan başka kimseden korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu söylediğini de göreceksiniz:<br />
<br />
    "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek adam bulamayacak." (Buharî, Menakıb 25)<br />
<br />
1. Hadisin ravisi Adiyy, Tayy kabilesinden sahavetiyle meşhur Hatim-i Tai'nin oğludur. Kabilesinin reisidir. Tay kabilesi Irak'la Hicaz arasında yer almaktadır. Kendilerinden önceden izin almadan, bölgelerinden geçenlerin yollarını kesmektedirler. Böylece eşkiyalıklarıyla şöhret kazandıkları için, Adiyy, Hire'den kalkan bir kadın kendi yurtlarından korkusuz nasıl Hicaz'a, Mekke'ye ulaşabilecek diye hayrete düşer. Adiyy'i hayrete düşüren diğer bir ifade "Kisra'nın hazinelerinin fethi." O zaman için iki büyük devletten biri olan Kisra'nın hazinelerini fethetmek ne demek?" Bir yanlış anlama olmasın? Sorar: "(Yani şu İran Devleti'nin kisrası olan) İbnu Hürmüz'ün hazineleri mi?" Resulullah "Evet! O kisra, İbnu Hürmüz olan kisra!" der.<br />
<br />
2. Hadiste temas edilen diğer bir husus, yol emniyetini getirecek adalet-i İslamiye'nin hasıl edeceği maddî refah seviyesiyle ilgili. Aleyhissalâtu vesselâm: "Zekat veya sadaka vermek kasdıyla evden çıkan kimsenin, bunu kabul edecek bir adam bulamadan evine döneceği" derecede refahın artacağından bahsediyor ki, bu adaletli idarenin tabii sonucudur. Bazı alimler, başka bazı hadisleri esas alarak, bu halin, Hz. İsa'nın hakimiyeti sırasında hasıl olacak bolluk devrine ait olacağını söylemiş ise de, başta Beyhakî, bir kısım alimler hadiste Ömer İbnu Abdilaziz devrinde yaşanan duruma işaret edildiğini belirtirler. Beyhakî'nin Delail'de kaydettiğine göre, "Kişi Ömer İbnu Abdilaziz'in otuz aylık hilafeti sırasında, halife ölmezden önce, büyük miktarda para getirip "Bunu fakirlerden dilediğinize verin" derdi. Ancak "halkı Ömer zenginleştirdiği için" bunu verecek bir kimse bulamadan parasıyla geri dönerdi." Beyhakî, rivayeti kaydettikten sonra ilave eder: "Bunda Adiyy'in rivayet ettiği hadiste ihbar edilen durumun teyidi vardır." İbnu Hacer der ki, "Bu ihtimal öncekinden daha kuvvetlidir, çünkü hadiste Adiyy'e: "Eğer ömrün uzun olursa göreceksin" denmiştir.<br />
<br />
3. Hadiste, bir kadının tek başına hacca gidebileceği de ifade edilmektedir. Bu, ihtilaflı bir mevzu olmakla birlikte, alimlerimizden bir kısmı vacib olan hacc için bunun caiz olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
İnancımıza göre Hz. İsa (as) ölmemiş, semaya çekilmiştir. Cesed-i dünyevîsi ile semada yaşamaktadır. Hadiste de görüldüğü üzere, kıyamete yakın, yeryüzüne inecek, müsbet icraatları gerçekleştirecek: Deccal'in hasıl ettiği manevî tahribatı telafi edecektir. Onun gelmesiyle birlikte bolluğun, refahın artacağının ifade edilmesi, onun ıslahatı sadece manevî cihette olmayacak, maddî cihette de olacak, iktisadî düzelmeler, düzeltmeler de gerçekleştirecektir.<br />
<br />
Bazı hadislerde, kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir. Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir: "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez." Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz." denir.<br />
<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kıyamete Yakın Altınçağın Yaşanacağı Doğru mudur?</span><br />
<br />
Kıyamete yakın zenginleşme olacağı ve altınçağın yaşanacağı, zulüm olmayacağı, Kur'an ahlakının bütün dünyaya yayılacağı doğru mudur?<br />
<br />
Hârise İbnu Vehb (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Sadaka verin. Kişinin eline parayı alıp sadaka olarak vermek üzere çıktığı ve fakat kendisine bağışta bulunulan kimsenin "Bunu dün getirmiş olsaydın kabul ederdim, ama şu anda ona ihtiyacım yok." diye cevap vereceği ve böylece sadakasını kabul edecek bir kimseyi bulamadan sadakası elinde olduğu halde geri döneceği zaman yakındır." [Buharî, Fiten 24, Zekât 9; Müslim, Zekât 58, (101.1); Nesâî, Zekât 64, (5,77)]<br />
<br />
Ebu Mûsa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün." [Buharî, Zekât 9; Müslim, Zekât 59, (1012)]<br />
<br />
AÇIKLAMA:<br />
<br />
Bu hadisler, âhir zamanda bolluğun artacağını, öyle ki zekat kabul edecek kimsenin kalmayacağını haber vermektedir. Hadîste zekat malı olarak altın kelimesinin zikri, mânayı te'kid içindir. Çünkü insanlar arasında tedavül eden kıymetli eşyaların en değerlisi, taşınma ve saklanması en kolay olanı altındır. İnsanlar sunulan altına bile istiğna gösterirlerse, gözleri, gönülleri son derece doymuş demektir. Bu da o devirde bolluğun fevkalâde artacağını ifâde eder. Bu mâna birçok hadislerde ifâde edilmiştir. Aynî'ye göre, bu hal fitnelerin artması ve insanlar arasında öldürme hadiselerinin çoğalmasıyla hâsıl olur. Elli kadının bir erkeğe sığınmaya çalışmaları da aynı devrenin vasıfları olarak zikredilmiş olması da bu mânayı te'yid eder. Zira fitnelerde daha ziyade erkekler hayatını kaybeder. Geriye kalan zevceler, yakınlarının himâyeye muhtaç kadın ve kızları epeyce bir yekûn tutar. Hadisler, bu hâlin Kıyamete yakın vâki olacağını, bu esnâda bolluğun, sadaka kabul edecek kimse kalmayacak derecede artacağını belirtir. Bazı hadisler, bu bolluğun Hz. İsâ (as)'ın zuhur edip, Deccal'ı öldürmesinden sonra vukua geleceğine işaret eder.<br />
<br />
Mezkur bolluğa temas eden hadîslerden Müslim'de kaydedilen bir rivayet şöyle:<br />
<br />
    "Aranızda mal çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. Mal o kadar artacak ki, mal sahibi "Acaba sadakamı kim alır?" diye endişeyle fakir arayacak. Sadaka vermek üzere biri çağrılacak olsa, "İhtiyacım yok!" diye cevap verecek."<br />
<br />
Bir başka hadis, Arabistan çöllerinde nehirler akıp, çayırlıklar hâsıl olacağını haber verir.<br />
<br />
Bütün bu hadisler, ilerleyen teknik vasıtalar sebebiyle mi, yoksa sağlanacak olan sulh-ü umumî sebebiyle mi, yoksa bazı şârihlerin söylediği üzere, kıyâmetin yaklaştığını anlayan insanların mal hırsını bırakmaları sebebiyle mi, her ne ise kıyamete yakın, bolluk ve bereketin artacağını haber vermektedir. İbnu't-Tîn şöyle der:<br />
<br />
    "Bu hâl, Hz. İsa'nın inmesinden sonra, arz bereketini çıkardığı, bir narla bir âilenin doyduğu, yeryüzünde tek kâfirin kalmadığı zamanda husûle gelecektir."<br />
<br />
Sadedinde olduğumuz hadis, bu bolluğun, hiç beklenmedik bir tarzda sür'atle gelebileceğine dikkat çekerek, sadaka verme fırsatlarını değerlendirmeyi emretmektedir.<br />
<br />
Hz. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
    "Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa aleyhisselâm), Feccu'r-Ravhâ nam mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir." [Müslim, Hacc 216, (1252)]<br />
<br />
İslâmî nasslara göre, Hz. İsa aleyhisselâm hayattadır, cism-i dünyevîsi semadadır. Ahir zamanda Deccal'i öldürmek üzere yeryüzüne inecek ve adaleti tesis edecektir. Onun getireceği adaletle bolluk artacak, insanlığa refah ve sulh-ü umumî gelecektir. Öyle ki zekât alacak fakir kalmayacaktır.<br />
<br />
Şu halde, Hz. İsa (as) o zaman hac yapacaktır. Onun telbiye getireceği Feccu'r-Ravha Mekke-Medine yolu üzerinde, Mekke'ye altı mil kadar uzaklıkta bir yerin adıdır. Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), Bedir gazvesi, Fetih gazvesi ve Veda haccına giderken buradan geçmiştir.<br />
<br />
Bazı hadislerden kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir.<br />
<br />
Her halükarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir:<br />
<br />
    "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak."<br />
<br />
Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa (as)'dır:<br />
<br />
"Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez."<br />
<br />
Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur:<br />
<br />
"Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz<br />
<br />
Adiy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor:<br />
<br />
    "Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında iken bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Derken biri daha gelip, o da yol kesilmesinden şikayet etti. Aleyhissalâtu vesselâm:<br />
<br />
    "Ey Adiyy dedi, sen Hire şehrini gördün mü?"<br />
<br />
    "Hayır görmedim, ancak işittim!" dedim. Bunun üzerine:<br />
<br />
    "Eğer ömrün biraz uzarsa, devesine binen bir kadının Hire'den (tek başına) kalkıp Ka'be'yi tavaf edeceğini mutlaka göreceksin. O bu seyahatini yaparken Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak!.."<br />
<br />
    Adiyy der ki: "İçimden, kendi kendime, "memlekete dehşet saçan Tayy eşkiyaları nereye gidecek?" dedim. Resulullah sözlerine devam etti:<br />
<br />
    "Eğer ömrün olursa Kisra'nın hazinelerinin de fethedildiğini göreceksin!"<br />
<br />
    "Kisra İbnu Hürmüz mü?" diye araya girdim.<br />
<br />
    "Evet İbnu Hürmüz olan Kisra!" buyurdu ve devam etti:<br />
<br />
    "Eğer hayatın uzarsa mutlaka göreceksin: Kişi eli altın veya gümüş parayla dolu olduğu halde bunu tasadduk etmek üzere fakir arayacak, fakat kendinden onu kabul edecek bir tek adam bulamayacak. Her biriniz, mutlaka bir gün gelecek aranızda herhangi bir perde, bir tercüman olmaksızın Allah'la karşılaşacaksınız. O zaman Allah Teala Hazretleri: "Sana tebliğ getiren bir peygamber göndermedim mi?" diye soracak. Muhatabı: "Evet gönderdin!" diyecek. Rabb Teala: "Ben sana mal vermedim mi, ikram etmedim mi?" diye soracak, kul: "Evet! Ey Rabbim verdin." deyip sağına bakacak, cehennemden başka bir şey görmeyecek, soluna bakacak cehennemden başka bir şey görmeyecek."<br />
<br />
    Yine Adiyy (radıyallahu anh) dedi ki:<br />
<br />
    "Ben Hire'den kalkıp, Beytullah'ı tavaf eden ve Allah'tan başka kimseden korkmayan yaşlı kadını gördüm. Kisra İbnu Hürmüz'ün hazinelerini fethedenler arasında ben bizzat bulundum. Eğer sizlerin ömrü uzun olursa mutlaka, Ebu'l-Kasım (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şu söylediğini de göreceksiniz:<br />
<br />
    "Kişi, eli altın veya gümüşle dolu olarak çıkacak, onu kendinden (sadaka olarak) kabul edecek adam bulamayacak." (Buharî, Menakıb 25)<br />
<br />
1. Hadisin ravisi Adiyy, Tayy kabilesinden sahavetiyle meşhur Hatim-i Tai'nin oğludur. Kabilesinin reisidir. Tay kabilesi Irak'la Hicaz arasında yer almaktadır. Kendilerinden önceden izin almadan, bölgelerinden geçenlerin yollarını kesmektedirler. Böylece eşkiyalıklarıyla şöhret kazandıkları için, Adiyy, Hire'den kalkan bir kadın kendi yurtlarından korkusuz nasıl Hicaz'a, Mekke'ye ulaşabilecek diye hayrete düşer. Adiyy'i hayrete düşüren diğer bir ifade "Kisra'nın hazinelerinin fethi." O zaman için iki büyük devletten biri olan Kisra'nın hazinelerini fethetmek ne demek?" Bir yanlış anlama olmasın? Sorar: "(Yani şu İran Devleti'nin kisrası olan) İbnu Hürmüz'ün hazineleri mi?" Resulullah "Evet! O kisra, İbnu Hürmüz olan kisra!" der.<br />
<br />
2. Hadiste temas edilen diğer bir husus, yol emniyetini getirecek adalet-i İslamiye'nin hasıl edeceği maddî refah seviyesiyle ilgili. Aleyhissalâtu vesselâm: "Zekat veya sadaka vermek kasdıyla evden çıkan kimsenin, bunu kabul edecek bir adam bulamadan evine döneceği" derecede refahın artacağından bahsediyor ki, bu adaletli idarenin tabii sonucudur. Bazı alimler, başka bazı hadisleri esas alarak, bu halin, Hz. İsa'nın hakimiyeti sırasında hasıl olacak bolluk devrine ait olacağını söylemiş ise de, başta Beyhakî, bir kısım alimler hadiste Ömer İbnu Abdilaziz devrinde yaşanan duruma işaret edildiğini belirtirler. Beyhakî'nin Delail'de kaydettiğine göre, "Kişi Ömer İbnu Abdilaziz'in otuz aylık hilafeti sırasında, halife ölmezden önce, büyük miktarda para getirip "Bunu fakirlerden dilediğinize verin" derdi. Ancak "halkı Ömer zenginleştirdiği için" bunu verecek bir kimse bulamadan parasıyla geri dönerdi." Beyhakî, rivayeti kaydettikten sonra ilave eder: "Bunda Adiyy'in rivayet ettiği hadiste ihbar edilen durumun teyidi vardır." İbnu Hacer der ki, "Bu ihtimal öncekinden daha kuvvetlidir, çünkü hadiste Adiyy'e: "Eğer ömrün uzun olursa göreceksin" denmiştir.<br />
<br />
3. Hadiste, bir kadının tek başına hacca gidebileceği de ifade edilmektedir. Bu, ihtilaflı bir mevzu olmakla birlikte, alimlerimizden bir kısmı vacib olan hacc için bunun caiz olduğunu söylemiştir.<br />
<br />
İnancımıza göre Hz. İsa (as) ölmemiş, semaya çekilmiştir. Cesed-i dünyevîsi ile semada yaşamaktadır. Hadiste de görüldüğü üzere, kıyamete yakın, yeryüzüne inecek, müsbet icraatları gerçekleştirecek: Deccal'in hasıl ettiği manevî tahribatı telafi edecektir. Onun gelmesiyle birlikte bolluğun, refahın artacağının ifade edilmesi, onun ıslahatı sadece manevî cihette olmayacak, maddî cihette de olacak, iktisadî düzelmeler, düzeltmeler de gerçekleştirecektir.<br />
<br />
Bazı hadislerde, kıyamete yakın bütün insanlara şamil fevkalade bir zenginliğin geleceği ifade edilir. Ancak bu zenginlik kıyamet alâmeti olması sebebiyle bir fitnedir, en azından bir fitnenin sebebidir. Belki de daha önce zikri geçen "refah fitnesi"dir. Her halukarda mükerrer hadislerde kıyamete yakın, zekat kabul edecek bir kimse bulunmayacak derecede umumi bir bolluk mevzubahistir: "Ahir zamanda ümmetim içerisinde bir halife zuhur edecek. Bu halife malı öyle dağıtacak ki, hesabını bile tutmayacak." Buharî'nin bir rivayetinde malı hesapsızca dağıtacak olan kimse Hz. İsa'dır: "Hz. İsa çıkınca malı cömertçe dağıtır, ama kimse bunu kabul etmez." Bir diğer rivayette de "Sizden birinin sadaka vermek üzere çıkıp, kabul edecek kimseyi bulamayacağı gün gelmezden önce kıyamet kopmaz." denir.<br />
<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=5663</link>
			<pubDate>Fri, 05 Apr 2019 20:26:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=5663</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler</span><br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9,  Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım." der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!"  derler. Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan  aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" <br />
<br />
"Bunun üzerine,  çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça  kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla  konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35) Hadisin bir başka veçhinde: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)<br />
<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Peygamberimizin şunlar olmadıkça kıyamet kopmaz dedikleri hadisler</span><br />
<br />
Bununla ilgili hadisler çoktur. Bazıları şöyledir:<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
<br />
<br />
"Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça, kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça kıyamet kopmaz." (Buharî, Cihad 95, 96, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 62, Ebu Davud, Melahim 9,  Tirmizî, Fiten 40, Nesâî, Cihad 42.<br />
<br />
<br />
<br />
Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu. (Müslim, Fiten 18.) <br />
<br />
Yine Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım." der." (Buhârî, Fiten 24, Müslim, Fiten 29)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Hicaz bölgesinden bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bu ateş Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatacaktır." (Buharî, Fiten 24; Müslim, Fiten 42)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Rumlar, A'mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçek kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine'den bir ordu çıkar. Bunlar o gün arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf  düzen alınca, Rumlar:<br />
<br />
"Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!"  derler. Müslümanlar da: "Hayır! Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz" derler. Bunun üzerine (Müslümanlar) onlarla harb eder. Bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tövbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul'u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan  aralarında şöyle bir nida atar: "Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!" <br />
<br />
"Bunun üzerine,  çıkarlar. Ancak bu haber batıldır. Şam'a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah'ın düşmanı, Hz. İsa'yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir." (Müslim, Fiten 34,)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü'lhalasa putunun etrafında titremedikçe kıyamet kopmaz. Zü'lhalasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları [Tebâle'deki] puttur." (Buharî, Fiten 23; Müslim, Fiten 51)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat davaları birdir." (Buharî, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, Fiten 17)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Nefsim yed-i kudretinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça  kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 9.)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü'min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü'min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar." (Tirmizî, Fiten 30)<br />
<br />
Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Otuz kadar yalancı deccaller çıkmadıkça kıyamet kopmaz. Bunlardan her biri Allah'ın elçisi olduğunu zanneder." (Tirmizî, Fiten 43, Ebu Davud, Melahim 16)<br />
<br />
Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Güneş, battığı yerden doğmadıkça kıyamet kopmaz. Batıdan doğunca, insanlar görür ve hepsi de iman eder. Ancak, daha önce inanmamış veya imanın sevkiyle hayır kazanamamış olan hiç kimseye bu iman fayda sağlamaz." (Buharî, Rikak 39, İstiska 27, Zekât 9; Müslim, İman 248, Ebu Davud, Melahim 12.)<br />
<br />
Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Ruhumu kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla  konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendisinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 19)<br />
<br />
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"İnsanların dünyaca en bahtiyarını adi oğlu adiler teşkil etmedikçe kıyamet kopmaz." (Tirmizî, Fiten 37)<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır." (Müslim, İman 234, Tirmizî, Fiten 35) Hadisin bir başka veçhinde: "Yeryüzünde Allah Allah diyen kaldıkça kıyamet kopmaz." buyrulmuştur.<br />
<br />
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:<br />
<br />
"Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Tirmizî, Zühd 24)<br />
<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi ve Deccal konusunda en çok merak edilenler]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=4847</link>
			<pubDate>Thu, 17 Jan 2019 18:42:17 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=4847</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Deccal konusunda en çok merak edilenler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân'da Mehdî</span><br />
<br />
Kur'ân'da Mehdî açıkça zikredilmez. Ama işaretler bulunabilir. Mehdînin mânevî bir kurtarıcı, ıslahatçı olduğu düşünülürse, “Her milletin bir hâdîsi ( yol göstericisi) vardır” 1 âyetinin mehdîye işaret ettiği söylenebilir. Ayrıca Kur'ân'da mehdî mânâsına gelen mühtedî kelimesi de üç yerde kullanılmaktadır. 2<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sünnette Mehdî</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte her yüz senede bir müceddidin geleceği bildirilir.3Hadisin aslında geçen “men” edatı tekil anlama geldiği gibi çoğul için de kullanılabilmektedir. Bu durum, müceddidin bir değil, birkaç tane olabileceğini göstermektedir. Bu görüşün sahibi Iraklı âlim Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, “Özellikle Müslümanların büyük bir gerileme yaşadığı, Cahiliye medeniyetinin her tarafı sardığı, vatanlarının sömürüldüğü, faziletlerinin kaybolduğu, mefhumlarının sefihleştiği, dinden şüpheye düşüldüğü ve varlıklarının yokluk tehdidi altında bulunduğu bir asırda…” kaydını düşerek, Bediüzzamanla birlikte Efganî, Muhammed Abduh, es-Sinûsî, Muhammed İkbal, Hasan el-Bennâ ve Abdülhamid bin Badis gibi zatları da müceddid olarak zikretmektedir.4<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte'den Ebû Davud, Tirmizî ve İbni Mâce'de mehdî açıkça zikredilmiştir. Buharî ve Müslim'de ise imam, halife tabirleriyle yer aldığı görülür. Meselâ İbni Hacer, Teftazanî ve el-Keşmirî, Buharî'de yer alan, “İmamınız sizden olduğu halde ibni Meryem indiği zaman haliniz nasıl olur?”5 hadisindeki "imam"dan maksadın Mehdî olduğunu kaydederler.6 İbni Hacer, bu rivayete dayanarak Hz. Mehdînin gelişiyle ilgili rivayetlerin sahih olduğu kanaatine varmakta, onun bu ümmetten olup Hz. İsa'nın onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili rivayetlerin de mütevatir olduğuna dair İmam-ı Şafiî'den bir nakil yapmaktadır.7<br />
<br />
Müslim'de, âhirzamanda gelen, bolluk ve refah dönemi yaşatan bir halifeden bahsedilmektedir8 ki âhirzamanda gelen bu halife de Hz. Mehdîdir.<br />
<br />
Mehdîyle ilgili hadisler Kütüb-ü Sittenin birçoğunda yer alır. Ebû Davud önemine binâen ona, Sünen'inde ayrı bir bölüm ayırmıştır. Mehdî'yle ilgili hadislerin bazıları zayıf görülse de birçoğunun sahih olduğunu burada belirtelim.<br />
<br />
Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,<br />
<br />
“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.”1 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:<br />
<br />
“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.”2<br />
<br />
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de ( a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,<br />
<br />
“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.”3 buyurmuşlardır.<br />
<br />
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:<br />
<br />
“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” 4 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.<br />
<br />
Bu konu Asr-ı saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullaha “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.”5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve:<br />
<br />
“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir ( Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin ( s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona ( Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında ( beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. 7<br />
<br />
Büyük Alim Taftazani’nin ( Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:<br />
<br />
“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın ( liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha ( sahih hadisler) varid olmuşlar.”8<br />
<br />
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
- Mehdî kimdir?</span><br />
<br />
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır.<br />
<br />
Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.<br />
<br />
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır.9<br />
<br />
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.10<br />
<br />
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.),<br />
<br />
“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.”11<br />
<br />
buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. İbrahim ( a.s.), Hz. Muhammed, Dört Halife, Hz. Hüseyin, Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz.12<br />
<br />
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur.13 Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip14 Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz.15<br />
<br />
Demek ki "mehdî" kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.<br />
<br />
-----------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?</span><br />
<br />
<br />
Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa ( a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.<br />
<br />
Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal</span><br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz ( a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1)<br />
<br />
buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.( 2) Sadece Resûl-i Ekremin ( a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,( 3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.<br />
<br />
Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin ( asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.( 4)<br />
<br />
Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü ( asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.( 5)<br />
<br />
Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"( 6) özelliğine dikkat çekilmiştir.<br />
<br />
Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.<br />
<br />
Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.( 7)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyan</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte,<br />
<br />
"Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"( 8 )<br />
<br />
buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."( 9)<br />
<br />
Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.( 10)<br />
<br />
Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.( 11)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal hakkında tevatür var</span><br />
<br />
İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.( 12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.( 13)<br />
<br />
İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.( 14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyanla ilgili hadis var mıdır?</span><br />
<br />
Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:<br />
<br />
"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."( 15)<br />
<br />
Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.( 16)<br />
<br />
Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali( 17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir( 18 ) ve Hz. Ali ( ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.( 19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.<br />
<br />
Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.<br />
<br />
Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim ( as)'siz, Firavunu Hz. Musa' ( as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.<br />
<br />
Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,<br />
<br />
"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi ( a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."( 20)<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.<br />
<br />
Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir, mânevî dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.<br />
<br />
Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden birisidir. Mâdem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için “binler adam hapse girse, hatta îdam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.( 2)<br />
<br />
Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür, mânen ölüm demektir.<br />
<br />
Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.<br />
<br />
Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız olmayacağını söylemişlerlerdir.<br />
<br />
Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kâfir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da imtihan sırrına ters düşer.<br />
<br />
Ama, bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve hikmetli olduğu anlaşılsın.<br />
<br />
O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.<br />
<br />
Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resûlünün, ona karşı ümmetini uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"( 3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat, münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.<br />
<br />
Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"( 4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">a. Yahudîliği</span><br />
<br />
Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha ( a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.<br />
<br />
Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:<br />
<br />
"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."<br />
<br />
Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:<br />
<br />
"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">b. Vücut yapısı</span><br />
<br />
Deccal cüsseli, heybetli( 5) kızıl renkli,( 6) kıvırcık saçlı,( 7) ensesi kalın ve alnı geniş( 8 ) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.( 9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.( 10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.( 11)<br />
<br />
Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder ( hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."( 12)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">c. Tek gözlülüğü</span><br />
<br />
Deccal tek gözlüdür.( 13)<br />
<br />
Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da ( a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."( 14) buyurmuşlardı.<br />
<br />
“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir ( yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”( 15)<br />
<br />
“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”( 16) "Silik gözlüdür."( 17)<br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,( 18 ) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.( 19)<br />
<br />
Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.( 20)<br />
<br />
Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.( 21)<br />
<br />
Mevlâna ise, "İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.<br />
<br />
Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe "gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.( 22)<br />
<br />
Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması( 23) oldukça mânâlıdır.<br />
<br />
Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"( 24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.( 25)<br />
<br />
Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslâm Deccalının da, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken( 26) bunları şöyle yorumlamaktadır: "Hattâ rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür’ diye, nazar-ı dikkati gözüne çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."<br />
<br />
Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"( 27) der.<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî ( hümanist) görüşler ve değerler, dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put ( hevâ) dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."( 28 )<br />
<br />
Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">d. Çocuğunun olmaması</span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem ( a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.<br />
<br />
Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.( 29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">e. Minareden yüksek oluşu</span><br />
<br />
Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu( 30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.<br />
<br />
Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.( 31)<br />
<br />
Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.( 32)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:</span><br />
<br />
"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah ( Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti ( mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."( 33)<br />
<br />
Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler:<br />
<br />
Birinci cihet: Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.<br />
<br />
İkinci cihet: Resmî îlânıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir nüfûsa; Bolşeviklere, müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı mânevîsi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur" demektir. Nitekim öyle de olmuştur.<br />
<br />
Üçüncü cihet: Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler, hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş olacaktır.( 34)<br />
<br />
İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:<br />
<br />
“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat ( nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”( 35)<br />
<br />
Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.( 36)<br />
<br />
Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır:<br />
<br />
Birincisi: İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.<br />
<br />
İkincisi: Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler.<br />
<br />
Üçüncüsü: Her iki Deccal da, İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir komiteyi, İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder ( emri altına alır). Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt ( yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir ( yaydırır)."<br />
<br />
Dördüncüsü: Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici ( büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak görür.( 37)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">f. Kırk günde dünyayı gezmesi</span><br />
<br />
Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.( 38 )<br />
<br />
Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. ( yaklaşık 27 m).( 39)<br />
<br />
Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi ( öylesine hızlı gitmesi)( 40) bundan olsa gerek.<br />
<br />
"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"( 41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.<br />
<br />
Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.( 42)<br />
<br />
Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.<br />
<br />
Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.<br />
<br />
Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.( 43)<br />
<br />
Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları ( lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."( 44)<br />
<br />
Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.( 45)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">g. Harikulâdelikleri</span><br />
<br />
Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.( 46)<br />
<br />
Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?<br />
<br />
Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.<br />
<br />
Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.( 47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.<br />
<br />
Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.( 48 )<br />
<br />
Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî ( öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.( 49)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu</span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.<br />
<br />
Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.<br />
<br />
Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.<br />
<br />
Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa’dan ( a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.<br />
<br />
Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı: “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”<br />
<br />
Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”<br />
<br />
Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.<br />
<br />
Allah, onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki:<br />
<br />
“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”<br />
<br />
Onlardan pek azı müstesnâ, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler. Âhirete inanıp Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler: ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir.’<br />
<br />
Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”<br />
<br />
Sonra Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.<br />
<br />
Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.<br />
<br />
Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.<br />
<br />
Tâlût, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.<br />
<br />
Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar, su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp gâlip gelmişti.<br />
<br />
Hz. Mehdî ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”( 50) olan "ihlas, sadakat ve tesanüd"ü esas tutan, nefsine hâkim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.<br />
<br />
Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.<br />
<br />
Bir gün Allah Resûlü ( a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:<br />
<br />
"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."( 51)<br />
<br />
Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.( 52)<br />
<br />
Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.( 53) Kendine tâbi olanları cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.( 54)<br />
<br />
Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"( 55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.( 56)<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.( 57)<br />
<br />
Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.( 58 )<br />
<br />
Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.( 59)<br />
<br />
Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.<br />
<br />
Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.( 60)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ı. Bilginleri kendine bende etmesi</span><br />
<br />
Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."( 61)<br />
<br />
Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.( 62)<br />
<br />
Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.( 63)<br />
<br />
Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">i. Bağırınca bütün dünyanın duyması</span><br />
<br />
Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.( 64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.( 65)<br />
<br />
Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.<br />
<br />
Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem ( a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.<br />
<br />
İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.<br />
<br />
Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">j. Elinin delik olması</span><br />
<br />
Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."( 66)<br />
<br />
Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."<br />
<br />
O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."( 67)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">k. Fitnesinin câzip olması</span><br />
<br />
Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."( 68 ) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" ( 69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.<br />
<br />
Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.( 70)<br />
<br />
Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.<br />
<br />
<br />
-------------------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân "Deccal"den bahsediyor mu?</span><br />
<br />
Bilindiği gibi Kur'ân'da herşey bulunur. Ama bunu Kur'ân makam gereği bazan açıkça, doğrudan, bazan da gizlice, işaretle ve dolaylı olarak anlatır. Deccaldan da doğrudan olmasa da dolaylı olarak ve işaretle bahsettiğini görüyoruz. Âlimler, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeyip gökyüzüne çıkarıldığını bildiren âyetin hemen peşinden gelen ifadelerde, "And olsun ki, Ehl-i Kitaptan hiçbir kimse yoktur ki, ölümden önce İsa'nın hak peygamber olduğuna îman etmesin" meâlindeki Nisa Sûresinin 159. âyetinde geçen "ölümden önce" ifadesinin tefsirinde şu ifadelere yer vermişlerdir:<br />
<br />
"Âhirzaman geldiğinde Hz. İsa yeryüzüne inecek, ihtilâfa düşen Ehl-i Kitap da ona inanacaktır. Kıyamet kopmadan önce ona iftiraya kalkacak derecede ileri giden Yahudîlerle, ilâh diyecek derecede ifrat eden Hıristiyanların iftiralarında yalancı oldukları ortaya çıkacaktır.<br />
<br />
Hz. İsa'nın inmesi söz konusu olduğuna göre mücadele edeceği Deccala da otomatik olarak işaret edilmiş olmaktadır. İki zıttan birinden bahsedip diğerinden söz etmemek Arapların âdetidir." ( 1)<br />
<br />
Kıyamet alâmetlerinden bahseden ve önemli bir Kıyamet alâmeti olan Deccala, "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün"( 2) âyetinde de işaret edilmiştir. Birçok müfessir de "O, Kıyamete bir alâmettir."( 3) âyetinin Deccala işaret ettiğini bildirmişlerdir.<br />
<br />
"Zamanımızın fitnesi en büyük fitne olduğundan, hem müteaddit hadisler, hem çok işârât-ı Kur'âniye aynı tarihiyle haber veriyorlar." ( 4) diyen, "Herbir âyetin mütaddit mânâları, herbir mânânın küllî ve her asırda efradı bulunduğunu" belirten, birçok âyetin işarî olarak asrımıza baktığını, "O küllî mânâda asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar" diyen, "asrımızın dehşetli fitnelere sahne olduğunu söyleyen" ( 5) Bediüzzaman'ın, Şuâlar'da kaydettiğine göre, "Hayır, muhakkak insan azgınlaşır"( 6) âyet-i kerimesi hem mânâ, hem de cifir hesabıyla o dehşetli şahsın hem zamanına, hem de şahsına işaret etmektedir.( 7)<br />
<br />
Bediüzzaman, Şuâlar'da Felak Sûresinin bu asra bakan bir tefsirini yaparken de yokluk âlemleri hesabına çalışan şerîrlerden, insî ve cinnî şeytanlardan muhafazayı emreden sûrenin her asra olduğu gibi acip asrımıza da işarî mânâsıyla, hem de daha çok ve daha açık şekilde baktığını belirtmektedir. Âyetlerin cifir hesabı ve mânâ yönüyle tahlil ve tefsirini yaparken, sûrede "şer" kelimesinin dört defa tekrar edilmesinin "asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâplarına ve mübarezelerine aynı tarih ile parmak basıp, "Bunlardan çekininiz" diye emrettiğini ve bunun Kur'ân'a yakışır tarzda bir irşad-ı gaybî olduğunu ifade etmektedir. Aynı yerde, sûrenin, ecnebî antlaşmaların icbariyle önemli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle dindar millette ehemmiyetli tahavvüller meydana geleceğine hem cifir, hem de mânâ olarak işaret ettiğini de bildirmektedir. Ayrıca sûre, zamanlarının birer Deccalı olan dehşetli Cengiz ve Hülagu fitnesine işaret ettiği gibi asrımızın maddî mânevî şerlerine de baktırmaktadır.( 8 )<br />
<br />
Âyetü'l-Kürsî'den hemen sonra gelen Bakara Sûresinin 256. âyetinde de asrımızın bu dehşetli tahribatlarına hem cifir hesabı, hem de mânâ olarak dikkat çekilmektedir.( 9)<br />
<br />
Ayrıca, Bediüzzaman, "Onlar Allah'ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz-kâfirler hoşlanmasalar da" meâlindeki Tevbe Sûresinin 32. âyetinin asrımıza bakan işaretlerini anlatırken de Deccal ve komitesine işaretler çıkarmaktadır. Bu tesbite göre Avrupa zâlimleri, devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir sûikast plânı yaparlar. Türkiye hamiyetperverleri ise 1324'te Hürriyeti ilân ederek o plânı akîm bırakmaya çalışır. Bundan altı yedi sene sonra Birinci Cihan Savaşı sonunda yine o sûikast niyetiyle Sevr Antlaşmasıyla Kur'ân'ın zararına gâyet ağır şartlarla kâfirâne fikirlerini icra etme plânlarını yaparlar. Bunu akîm bırakmak için de Türk milliyetperverleri Cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalışmışlardır. İşte âyet cifir hesabıyla bu plânın yapıldığı tarihe, yani Hicrî 1324-34-54'e tam tamına tevafuk ederken, aynı zamanda bu herc ü mercte Kur'ân nurunu muhafazaya çalışan fedâkârlara da işaret etmektedir.<br />
<br />
Ayrıca âyet, cifir hesabıyla 1284 tarihinde Avrupa kâfirlerinin devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle on sene sonra Rusları tahrik edip meş'ûm doksan üç harbiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna geçici bir bulut perde edişlerine, Mevlânâ Halid'in şakirdleriyle bu bulut zulümâtını dağıtışlarına remzen parmak basmaktadır. Sonra da şu kayıt yer alır: "Eğer şeddeli lâmlar ve 'mim' ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümâtı dağıtacak zâtlar ise, Hz. Mehdînin şâkirdleri olabilir."( 10)<br />
<br />
Hz. Mehdînin hizmetinin söz konusu olduğu yerde Deccal da icraatını sürdürüyor demektir. Onun mânevî tahribatına ancak mânevî tahribatla karşı konulabilir.<br />
<br />
Ayrıca İslâm âlimlerinin Kur'ân'da tağut, Calut, Sâmirî gibi örnekleri Deccal'ın bir proto-tipi olarak kabul ettiklerini de burada belirtelim.<br />
<br />
Görüldüğü gibi Deccal Kur'ân'da açıkça yer almamaktadır. Ancak ona işaret eden birçok âyet-i kerime bulunmaktadır.<br />
<br />
Deccalın Kur'ân'da açıkça zikredilmeyiş hikmetini ise âlimler şöyle yorumlarlar: "İslâmın iki ana kaynağı vardır. Birincisi Kur'ân, ikincisi Sünnet. Deccaldan Kur'ân açıkça söz etmiyorsa da birçok hadis-i şerifte onun varlığından açık açık bahsedilmektedir. Bazan açık seçik olan şeyleri ikinci bir defa zikretmeye gerek duyulmamaktadır."<br />
<br />
( 1) İbni Kesir, Nihayetü'l-Bidaye ( Riyad: Muhammed Fehim nşr., 1968 ), .I:153; el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, XIII:98.<br />
( 2) En'âm Sûresi, 158.<br />
( 3) ez-Zuhruf, 61.<br />
( 4) Şuâlar, s. 293.<br />
( 5) A.g.e., s. 240.<br />
( 6) Alak Sûresi, 6.<br />
( 7) Şuâlar, s. 514-515.<br />
( 8 ) A.g.e., s. 238-241.<br />
( 9) A.g.e., s. 242.<br />
( 10) A.g.e., s. 619-620.<br />
<br />
------------------------------</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Deccal konusunda en çok merak edilenler</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân'da Mehdî</span><br />
<br />
Kur'ân'da Mehdî açıkça zikredilmez. Ama işaretler bulunabilir. Mehdînin mânevî bir kurtarıcı, ıslahatçı olduğu düşünülürse, “Her milletin bir hâdîsi ( yol göstericisi) vardır” 1 âyetinin mehdîye işaret ettiği söylenebilir. Ayrıca Kur'ân'da mehdî mânâsına gelen mühtedî kelimesi de üç yerde kullanılmaktadır. 2<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Sünnette Mehdî</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte her yüz senede bir müceddidin geleceği bildirilir.3Hadisin aslında geçen “men” edatı tekil anlama geldiği gibi çoğul için de kullanılabilmektedir. Bu durum, müceddidin bir değil, birkaç tane olabileceğini göstermektedir. Bu görüşün sahibi Iraklı âlim Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, “Özellikle Müslümanların büyük bir gerileme yaşadığı, Cahiliye medeniyetinin her tarafı sardığı, vatanlarının sömürüldüğü, faziletlerinin kaybolduğu, mefhumlarının sefihleştiği, dinden şüpheye düşüldüğü ve varlıklarının yokluk tehdidi altında bulunduğu bir asırda…” kaydını düşerek, Bediüzzamanla birlikte Efganî, Muhammed Abduh, es-Sinûsî, Muhammed İkbal, Hasan el-Bennâ ve Abdülhamid bin Badis gibi zatları da müceddid olarak zikretmektedir.4<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte'den Ebû Davud, Tirmizî ve İbni Mâce'de mehdî açıkça zikredilmiştir. Buharî ve Müslim'de ise imam, halife tabirleriyle yer aldığı görülür. Meselâ İbni Hacer, Teftazanî ve el-Keşmirî, Buharî'de yer alan, “İmamınız sizden olduğu halde ibni Meryem indiği zaman haliniz nasıl olur?”5 hadisindeki "imam"dan maksadın Mehdî olduğunu kaydederler.6 İbni Hacer, bu rivayete dayanarak Hz. Mehdînin gelişiyle ilgili rivayetlerin sahih olduğu kanaatine varmakta, onun bu ümmetten olup Hz. İsa'nın onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili rivayetlerin de mütevatir olduğuna dair İmam-ı Şafiî'den bir nakil yapmaktadır.7<br />
<br />
Müslim'de, âhirzamanda gelen, bolluk ve refah dönemi yaşatan bir halifeden bahsedilmektedir8 ki âhirzamanda gelen bu halife de Hz. Mehdîdir.<br />
<br />
Mehdîyle ilgili hadisler Kütüb-ü Sittenin birçoğunda yer alır. Ebû Davud önemine binâen ona, Sünen'inde ayrı bir bölüm ayırmıştır. Mehdî'yle ilgili hadislerin bazıları zayıf görülse de birçoğunun sahih olduğunu burada belirtelim.<br />
<br />
Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü,<br />
<br />
“Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.”1 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor:<br />
<br />
“Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.”2<br />
<br />
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği dönemlerdir. Böyle bir anda âhir zamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü Ekrem de ( a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek,<br />
<br />
“Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.”3 buyurmuşlardır.<br />
<br />
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, “Bu sulhtan sonra ne olacak?” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:<br />
<br />
“Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.” 4 buyurmuşlardı.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.<br />
<br />
Bu konu Asr-ı saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullaha “Mehdî gelecek mi?” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “Evet, gelmesi haktır.”5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.<br />
<br />
Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve:<br />
<br />
“Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir ( Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin ( s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlakında ona ( Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında ( beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir.” buyurmuştur. 7<br />
<br />
Büyük Alim Taftazani’nin ( Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der:<br />
<br />
“Dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın ( liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahiha ( sahih hadisler) varid olmuşlar.”8<br />
<br />
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color"><br />
- Mehdî kimdir?</span><br />
<br />
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhir zamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada adaleti tesis eden, âhir zamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük bir zâttır.<br />
<br />
Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.<br />
<br />
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan; kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi yapılmaktadır.9<br />
<br />
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali'ye hem doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.10<br />
<br />
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.),<br />
<br />
“Sizi sünnetime sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik ederim.”11<br />
<br />
buyurarak, onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.<br />
<br />
Hz. İbrahim ( a.s.), Hz. Muhammed, Dört Halife, Hz. Hüseyin, Süleyman bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de biliyoruz.12<br />
<br />
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur.13 Büyük Mehdînin birçok evsafına sahip14 Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki vazifesini yaptığını görüyoruz.15<br />
<br />
Demek ki "mehdî" kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur ve hadis-i şeriflerde âhir zamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.<br />
<br />
-----------------------------<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal kimdir, yeryüzüne gelişi nasıl olacaktır? Ondan korunmamız için ne yapmamız gerekir?</span><br />
<br />
<br />
Ahir zamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa ( a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar.<br />
<br />
Resûl-ü Ekrem ( a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal</span><br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz ( a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır.<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1)<br />
<br />
buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.( 2) Sadece Resûl-i Ekremin ( a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,( 3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir.<br />
<br />
Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin ( asm) bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.( 4)<br />
<br />
Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü ( asm) çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.( 5)<br />
<br />
Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir."<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, "yalancı, dalâlete sürükleyici"( 6) özelliğine dikkat çekilmiştir.<br />
<br />
Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür.<br />
<br />
Deccala, "Mesih" kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren.<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte ondan, "Mesihü'd-Dalâle," "Sapıklık Mesihi" diye söz edilir.( 7)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyan</span><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte,<br />
<br />
"Âhir zamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek"( 8 )<br />
<br />
buyurulmaktadır. Mahiyeti ise, "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhir zamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."( 9)<br />
<br />
Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.( 10)<br />
<br />
Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.( 11)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Deccal hakkında tevatür var</span><br />
<br />
İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.( 12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, "Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması" adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.( 13)<br />
<br />
İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.( 14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Süfyanla ilgili hadis var mıdır?</span><br />
<br />
Şüphesiz vardır. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur." şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti:<br />
<br />
"'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."( 15)<br />
<br />
Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.( 16)<br />
<br />
Bunlar arasında âhir zaman deccallarının apayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna -ki Hz. Ali( 17) ve bir kısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir( 18 ) ve Hz. Ali ( ra) hep bu Deccalden bahsetmiştir.( 19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir.<br />
<br />
Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç, geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır.<br />
<br />
Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim ( as)'siz, Firavunu Hz. Musa' ( as)sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır.<br />
<br />
Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi,<br />
<br />
"Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi ( a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır."( 20)<br />
<br />
<br />
<br />
--------------------------------<br />
<br />
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise ( diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."( 1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.<br />
<br />
Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın, mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir, mânevî dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.<br />
<br />
Onu tanımamak, tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet, hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden birisidir. Mâdem ki o firavunların, nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde, her vesileyle adı anılan, herşeyin önüne geçirilen, devamlı muhabbeti telkin edilen, âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için “binler adam hapse girse, hatta îdam olsalar, din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan, bir derece kurtulur, küfründe şüpheye düşer, mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.( 2)<br />
<br />
Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür, mânen ölüm demektir.<br />
<br />
Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar, onları taklid ederler. Peki, ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.<br />
<br />
Ne yazık ki, bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler, Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken, bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken, ikinciler Allah'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu, O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız olmayacağını söylemişlerlerdir.<br />
<br />
Oysa, normal şartlarda, bir insanın minareden daha yüksek olmasının, alnında kâfir yazısı bulunmasının, kırk günde dünyayı gezmesinin, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olmasının, bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse, herkes onun Deccal olduğunu bilir, bu da imtihan sırrına ters düşer.<br />
<br />
Ama, bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin, ne kadar yerinde ve hikmetli olduğu anlaşılsın.<br />
<br />
O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.<br />
<br />
Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen, onların sevincini sevinç, ıstırabını ıstırap edinen Allah Resûlünün, ona karşı ümmetini uyarmaması; onun mahiyet, özellik, fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan, İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte, "Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"( 3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat, münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan, en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla anlatılmış olan bu tip hadisleri, hadis uzmanları izah, tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş, işimizi kolaylaştırmışlardır.<br />
<br />
Evet, Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"( 4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">a. Yahudîliği</span><br />
<br />
Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha ( a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.<br />
<br />
Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:<br />
<br />
"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek."<br />
<br />
Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti:<br />
<br />
"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür."<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">b. Vücut yapısı</span><br />
<br />
Deccal cüsseli, heybetli( 5) kızıl renkli,( 6) kıvırcık saçlı,( 7) ensesi kalın ve alnı geniş( 8 ) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.( 9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.( 10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.( 11)<br />
<br />
Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve kànun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder ( hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."( 12)<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">c. Tek gözlülüğü</span><br />
<br />
Deccal tek gözlüdür.( 13)<br />
<br />
Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da ( a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."( 14) buyurmuşlardı.<br />
<br />
“Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir ( yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”( 15)<br />
<br />
“Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”( 16) "Silik gözlüdür."( 17)<br />
<br />
Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,( 18 ) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.( 19)<br />
<br />
Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.( 20)<br />
<br />
Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.( 21)<br />
<br />
Mevlâna ise, "İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.<br />
<br />
Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe "gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.( 22)<br />
<br />
Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması( 23) oldukça mânâlıdır.<br />
<br />
Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"( 24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.( 25)<br />
<br />
Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör, diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu, gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma, İslâm Deccalının da, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken( 26) bunları şöyle yorumlamaktadır: "Hattâ rivayetlerde, 'Deccalın bir gözü kördür’ diye, nazar-ı dikkati gözüne çevirerek, büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."<br />
<br />
Bu izahlardan sonra Bediüzzaman, "Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden, harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"( 27) der.<br />
<br />
Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz:<br />
<br />
"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin, en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî ( hümanist) görüşler ve değerler, dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi, kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu yeni din, beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put ( hevâ) dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte, hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."( 28 )<br />
<br />
Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">d. Çocuğunun olmaması</span><br />
<br />
Resûl-i Ekrem ( a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.<br />
<br />
Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.( 29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">e. Minareden yüksek oluşu</span><br />
<br />
Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu( 30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür.<br />
<br />
Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.( 31)<br />
<br />
Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.( 32)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:</span><br />
<br />
"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah ( Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti ( mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."( 33)<br />
<br />
Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur, onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir hükümetle, resmen dinsizlik ve Bolşevizme yardım eden, pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler:<br />
<br />
Birinci cihet: Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat, ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar, birincisi ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz.<br />
<br />
İkinci cihet: Resmî îlânıyla, "Allah'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım, İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir nüfûsa; Bolşeviklere, müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle, mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı mânevîsi cisimleşse, minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet, "Dünya ekseriyetle ona taraftar olur" demektir. Nitekim öyle de olmuştur.<br />
<br />
Üçüncü cihet: Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen, dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya, Afrika, Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler, hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş olacaktır.( 34)<br />
<br />
İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:<br />
<br />
“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat ( nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”( 35)<br />
<br />
Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.( 36)<br />
<br />
Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır:<br />
<br />
Birincisi: İstidrac eseri olarak, müstebidâne olan koca hükümetlerinde, cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler, haksız olarak kendilerine isnad edilerek, şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.<br />
<br />
İkincisi: Her iki Deccal da, büyük bir istibdad, büyük bir zulüm, büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad sürerler ki, kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hattâ elbisesine müdahale ederler.<br />
<br />
Üçüncüsü: Her iki Deccal da, İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını, kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir komiteyi, İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından, iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor ki, İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur, onları teshir eder ( emri altına alır). Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını, riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt ( yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir ( yaydırır)."<br />
<br />
Dördüncüsü: Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici ( büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı maksat edinen bu münkir, mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak görür.( 37)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">f. Kırk günde dünyayı gezmesi</span><br />
<br />
Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.( 38 )<br />
<br />
Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. ( yaklaşık 27 m).( 39)<br />
<br />
Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi ( öylesine hızlı gitmesi)( 40) bundan olsa gerek.<br />
<br />
"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"( 41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.<br />
<br />
Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.( 42)<br />
<br />
Şuâlar'da da belirtildiğine göre, Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki, bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek, yedi kıtasını, yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.<br />
<br />
Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren, otomobil, otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.<br />
<br />
Ancak Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.( 43)<br />
<br />
Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek, gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman, ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım, şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi, ayakları ( lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku, hem de ses çıkarıyor."( 44)<br />
<br />
Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken, şimdikiler de normal görmektedirler.( 45)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">g. Harikulâdelikleri</span><br />
<br />
Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.( 46)<br />
<br />
Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?<br />
<br />
Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.<br />
<br />
Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.( 47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar.<br />
<br />
Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.( 48 )<br />
<br />
Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî ( öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.( 49)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu</span><br />
<br />
Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.<br />
<br />
Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.<br />
<br />
Deccalın iki nehrine geçmeden önce, aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.<br />
<br />
Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları, Hz. Musa’dan ( a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış, düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir kumandan istemiş, “Bize bir kumandan tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi.<br />
<br />
Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı: “Sakın, üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”<br />
<br />
Onlar, “Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış, evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”<br />
<br />
Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.<br />
<br />
Allah, onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut, ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki:<br />
<br />
“Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”<br />
<br />
Onlardan pek azı müstesnâ, geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince, kalanlar, ‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler. Âhirete inanıp Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler: ‘Nice az topluluklar, nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir.’<br />
<br />
Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise, ‘Ey Rabbimiz,’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”<br />
<br />
Sonra Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.<br />
<br />
Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.<br />
<br />
Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.<br />
<br />
Tâlût, cesur, gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.<br />
<br />
Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar, su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış, içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp gâlip gelmişti.<br />
<br />
Hz. Mehdî ve askerleri, yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”( 50) olan "ihlas, sadakat ve tesanüd"ü esas tutan, nefsine hâkim bu iradeli grup, onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş, parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.<br />
<br />
Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.<br />
<br />
Bir gün Allah Resûlü ( a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:<br />
<br />
"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."( 51)<br />
<br />
Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.( 52)<br />
<br />
Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.( 53) Kendine tâbi olanları cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.( 54)<br />
<br />
Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"( 55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.( 56)<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.( 57)<br />
<br />
Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.( 58 )<br />
<br />
Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.( 59)<br />
<br />
Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.<br />
<br />
Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.( 60)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">ı. Bilginleri kendine bende etmesi</span><br />
<br />
Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."( 61)<br />
<br />
Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.( 62)<br />
<br />
Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.( 63)<br />
<br />
Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">i. Bağırınca bütün dünyanın duyması</span><br />
<br />
Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.( 64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.( 65)<br />
<br />
Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.<br />
<br />
Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem ( a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.<br />
<br />
İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir.<br />
<br />
Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">j. Elinin delik olması</span><br />
<br />
Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."( 66)<br />
<br />
Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek."<br />
<br />
O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."( 67)<br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">k. Fitnesinin câzip olması</span><br />
<br />
Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."( 68 ) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" ( 69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.<br />
<br />
Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.( 70)<br />
<br />
Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.<br />
<br />
<br />
-------------------------------<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Kur'ân "Deccal"den bahsediyor mu?</span><br />
<br />
Bilindiği gibi Kur'ân'da herşey bulunur. Ama bunu Kur'ân makam gereği bazan açıkça, doğrudan, bazan da gizlice, işaretle ve dolaylı olarak anlatır. Deccaldan da doğrudan olmasa da dolaylı olarak ve işaretle bahsettiğini görüyoruz. Âlimler, Hz. İsa'nın çarmıha gerilmeyip gökyüzüne çıkarıldığını bildiren âyetin hemen peşinden gelen ifadelerde, "And olsun ki, Ehl-i Kitaptan hiçbir kimse yoktur ki, ölümden önce İsa'nın hak peygamber olduğuna îman etmesin" meâlindeki Nisa Sûresinin 159. âyetinde geçen "ölümden önce" ifadesinin tefsirinde şu ifadelere yer vermişlerdir:<br />
<br />
"Âhirzaman geldiğinde Hz. İsa yeryüzüne inecek, ihtilâfa düşen Ehl-i Kitap da ona inanacaktır. Kıyamet kopmadan önce ona iftiraya kalkacak derecede ileri giden Yahudîlerle, ilâh diyecek derecede ifrat eden Hıristiyanların iftiralarında yalancı oldukları ortaya çıkacaktır.<br />
<br />
Hz. İsa'nın inmesi söz konusu olduğuna göre mücadele edeceği Deccala da otomatik olarak işaret edilmiş olmaktadır. İki zıttan birinden bahsedip diğerinden söz etmemek Arapların âdetidir." ( 1)<br />
<br />
Kıyamet alâmetlerinden bahseden ve önemli bir Kıyamet alâmeti olan Deccala, "Rabbinin bazı âyetleri geldiği gün"( 2) âyetinde de işaret edilmiştir. Birçok müfessir de "O, Kıyamete bir alâmettir."( 3) âyetinin Deccala işaret ettiğini bildirmişlerdir.<br />
<br />
"Zamanımızın fitnesi en büyük fitne olduğundan, hem müteaddit hadisler, hem çok işârât-ı Kur'âniye aynı tarihiyle haber veriyorlar." ( 4) diyen, "Herbir âyetin mütaddit mânâları, herbir mânânın küllî ve her asırda efradı bulunduğunu" belirten, birçok âyetin işarî olarak asrımıza baktığını, "O küllî mânâda asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar" diyen, "asrımızın dehşetli fitnelere sahne olduğunu söyleyen" ( 5) Bediüzzaman'ın, Şuâlar'da kaydettiğine göre, "Hayır, muhakkak insan azgınlaşır"( 6) âyet-i kerimesi hem mânâ, hem de cifir hesabıyla o dehşetli şahsın hem zamanına, hem de şahsına işaret etmektedir.( 7)<br />
<br />
Bediüzzaman, Şuâlar'da Felak Sûresinin bu asra bakan bir tefsirini yaparken de yokluk âlemleri hesabına çalışan şerîrlerden, insî ve cinnî şeytanlardan muhafazayı emreden sûrenin her asra olduğu gibi acip asrımıza da işarî mânâsıyla, hem de daha çok ve daha açık şekilde baktığını belirtmektedir. Âyetlerin cifir hesabı ve mânâ yönüyle tahlil ve tefsirini yaparken, sûrede "şer" kelimesinin dört defa tekrar edilmesinin "asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâplarına ve mübarezelerine aynı tarih ile parmak basıp, "Bunlardan çekininiz" diye emrettiğini ve bunun Kur'ân'a yakışır tarzda bir irşad-ı gaybî olduğunu ifade etmektedir. Aynı yerde, sûrenin, ecnebî antlaşmaların icbariyle önemli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle dindar millette ehemmiyetli tahavvüller meydana geleceğine hem cifir, hem de mânâ olarak işaret ettiğini de bildirmektedir. Ayrıca sûre, zamanlarının birer Deccalı olan dehşetli Cengiz ve Hülagu fitnesine işaret ettiği gibi asrımızın maddî mânevî şerlerine de baktırmaktadır.( 8 )<br />
<br />
Âyetü'l-Kürsî'den hemen sonra gelen Bakara Sûresinin 256. âyetinde de asrımızın bu dehşetli tahribatlarına hem cifir hesabı, hem de mânâ olarak dikkat çekilmektedir.( 9)<br />
<br />
Ayrıca, Bediüzzaman, "Onlar Allah'ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah ise nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz-kâfirler hoşlanmasalar da" meâlindeki Tevbe Sûresinin 32. âyetinin asrımıza bakan işaretlerini anlatırken de Deccal ve komitesine işaretler çıkarmaktadır. Bu tesbite göre Avrupa zâlimleri, devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle müthiş bir sûikast plânı yaparlar. Türkiye hamiyetperverleri ise 1324'te Hürriyeti ilân ederek o plânı akîm bırakmaya çalışır. Bundan altı yedi sene sonra Birinci Cihan Savaşı sonunda yine o sûikast niyetiyle Sevr Antlaşmasıyla Kur'ân'ın zararına gâyet ağır şartlarla kâfirâne fikirlerini icra etme plânlarını yaparlar. Bunu akîm bırakmak için de Türk milliyetperverleri Cumhuriyeti ilânla mukabeleye çalışmışlardır. İşte âyet cifir hesabıyla bu plânın yapıldığı tarihe, yani Hicrî 1324-34-54'e tam tamına tevafuk ederken, aynı zamanda bu herc ü mercte Kur'ân nurunu muhafazaya çalışan fedâkârlara da işaret etmektedir.<br />
<br />
Ayrıca âyet, cifir hesabıyla 1284 tarihinde Avrupa kâfirlerinin devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmek niyetiyle on sene sonra Rusları tahrik edip meş'ûm doksan üç harbiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna geçici bir bulut perde edişlerine, Mevlânâ Halid'in şakirdleriyle bu bulut zulümâtını dağıtışlarına remzen parmak basmaktadır. Sonra da şu kayıt yer alır: "Eğer şeddeli lâmlar ve 'mim' ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümâtı dağıtacak zâtlar ise, Hz. Mehdînin şâkirdleri olabilir."( 10)<br />
<br />
Hz. Mehdînin hizmetinin söz konusu olduğu yerde Deccal da icraatını sürdürüyor demektir. Onun mânevî tahribatına ancak mânevî tahribatla karşı konulabilir.<br />
<br />
Ayrıca İslâm âlimlerinin Kur'ân'da tağut, Calut, Sâmirî gibi örnekleri Deccal'ın bir proto-tipi olarak kabul ettiklerini de burada belirtelim.<br />
<br />
Görüldüğü gibi Deccal Kur'ân'da açıkça yer almamaktadır. Ancak ona işaret eden birçok âyet-i kerime bulunmaktadır.<br />
<br />
Deccalın Kur'ân'da açıkça zikredilmeyiş hikmetini ise âlimler şöyle yorumlarlar: "İslâmın iki ana kaynağı vardır. Birincisi Kur'ân, ikincisi Sünnet. Deccaldan Kur'ân açıkça söz etmiyorsa da birçok hadis-i şerifte onun varlığından açık açık bahsedilmektedir. Bazan açık seçik olan şeyleri ikinci bir defa zikretmeye gerek duyulmamaktadır."<br />
<br />
( 1) İbni Kesir, Nihayetü'l-Bidaye ( Riyad: Muhammed Fehim nşr., 1968 ), .I:153; el-Askalânî, Fethu'l-Bârî, XIII:98.<br />
( 2) En'âm Sûresi, 158.<br />
( 3) ez-Zuhruf, 61.<br />
( 4) Şuâlar, s. 293.<br />
( 5) A.g.e., s. 240.<br />
( 6) Alak Sûresi, 6.<br />
( 7) Şuâlar, s. 514-515.<br />
( 8 ) A.g.e., s. 238-241.<br />
( 9) A.g.e., s. 242.<br />
( 10) A.g.e., s. 619-620.<br />
<br />
------------------------------</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mehdi ve Altınçağ]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=4846</link>
			<pubDate>Thu, 17 Jan 2019 18:30:53 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=4846</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Altınçağ</span><br />
<br />
65- Altınçağ Ne Demektir?<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)'in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz ( sav)'in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek<br />
<br />
çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır.<br />
<br />
Ahir zamanın ilk aşamasında, Allah'ı inkar ederek ateizmi ve dinsizliği telkin eden bir takım felsefi sistemler nedeniyle insanlar arasında büyük bir dejenerasyon yaşanacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda<br />
<br />
büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak ve tüm insanlar bu sıkıntılara son verebilmek için "nasıl kurtuluruz" sorusunun cevabını arayacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki, ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu, günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi<br />
<br />
ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun bir göstergesidir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Allah, bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona<br />
<br />
uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Mehdi” yani “doğruya götüren” sıfatını taşıyan Hz. Mehdi'yi vesile kılacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ve islam alimlerinin açıklamalarında, Hz. Mehdi'nin bu doğrultuda üç büyük sorumluluk üstlendiği bildirilmektedir. Hz. Mehdi öncelikle Allah’ı inkar eden ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemlerin<br />
<br />
fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır. Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz ( sav)'in sünnetinde bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara, sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına<br />
<br />
vesile olacaktır.<br />
<br />
Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz.<br />
<br />
İsa'ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.<br />
<br />
İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem, hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek ve Peygamberimiz ( sav)'in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönem olacaktır.<br />
66- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerinde İnsanların Altınçağ’ın Güzelliğine Özenmeleri ve Altınçağ’da Yaşamış Olmayı Dileyecekleri Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Altınçağ’da yaşam o denli güzel olacaktır ki, tüm insanlar bu dönemde yaşamış olmayı isteyeceklerdir. "Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah'tan ömürlerinin<br />
<br />
uzatılmasını"temenni edeceklerdir. Altınçağ’a duyulan bu özlem Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde şöyle bildirilmiştir :<br />
<br />
Onun zamanında, büyükler "Keşke ben küçük olsaydım", küçükler de "Keşke ben büyük olsaydım" diyeceklerdir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48 ) ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
<br />
Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki :<br />
<br />
Hz. Mehdi Bizim Ehli Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişemeyecek, gençlerimiz ise onu ümid edeceklerdir. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 23)<br />
<br />
Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 22)<br />
<br />
Onlar her zalime ve cebbar oğlu cebbara galip gelir. Onun devrinde ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 68 )<br />
<br />
Hatta yaşayanlar ( kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 437)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde, insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi'ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir :<br />
<br />
İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. O dedi ki :<br />
<br />
... O ( Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi'dir. ( Ahir zaman Mehdisinin<br />
<br />
alametleri, Celalettin Suyuti, s. 14)<br />
<br />
İnsanlar, Allah'ın Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir. Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir :<br />
<br />
Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. ( Nahl Suresi, 97)<br />
67- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde Yeryüzünün Adaletle Dolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Allah Kuran’ın “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta<br />
<br />
olduklarınızdan haberi olandır.” ( Maide Suresi, 8 ) ayetiyle iman sahiplerine adaletli davranmalarını bildirmiştir. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir<br />
<br />
gereğidir. Ancak Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde bildirildiği üzere ahir zamanda insanlar Kuran’da bildirilen bu ahlaktan uzaklaşacak, adaletsizlik yeryüzüne alabildiğine hakim olacaktır. Nitekim günümüzde dünyanın dört bir yanında<br />
<br />
süregelen çatışmalar, savaşlar, öldürülen, sakat kalan, evlerinden yurtlarından sürülen, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek barınacak yer arıyan mültecilerin, sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların, yardıma ve bakıma muhtaç, kimsesizliğe<br />
<br />
terk edilen yaşlıların durumu, adaletin gereği gibi uygulanmadığının açık bir göstergesidir.<br />
<br />
Ancak Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışıyla birlikte yeryüzünde hüküm süren bu durum sona erecek, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet ortamı sağlanacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu adil<br />
<br />
ortam şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. ( Süneni-i Ebu Davud, 5/93)<br />
<br />
Bu ( Emir) de insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. ( Sünen-i İbn-i Mace, 10/348<br />
<br />
Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o ( Hz. Mehdi) geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin zamanında adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil<br />
<br />
Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Onun adaleti her yeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır, benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle<br />
<br />
dolduracaktır. ( Ebu Davud. Tirmizi.) ( Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80) ( Ebu Davud ve Tırmizi /<br />
Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt,s. 365)<br />
68- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerine Göre Hz. Mehdi Yeryüzündeki Tüm Fitneleri Önleyecek midir?<br />
<br />
Geride bıraktığımız 20. yüzyıl "Savaşlar Yüzyılı" olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Günümüzde hiçbir ülke<br />
<br />
terör saldırılarından yana güvende değildir. Avrupa'dan Amerika'ya, Asya'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir yanında terörist bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar, rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef<br />
<br />
alan terörist saldırılar, günlük hayatta karşılaşılan bireysel şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir.<br />
<br />
Terörizm, tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz ( sav), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir :<br />
<br />
... Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır. ( İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-<br />
<br />
Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 394-395, no. 733)<br />
<br />
Ancak yine Peygamberimiz ( sav)'in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah, Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar,<br />
<br />
terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi'nin “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beyt’ime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)<br />
<br />
Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beyt’imden kendisine Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. Şayet Ona yetişirsen, Ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)<br />
69- Altınçağ’da Tüm Dünyada Yaşanan Savaşlar ve Çatışmalar, Terör ve Anarşi Ortamı Son Bulacak mıdır?<br />
<br />
Tarih boyunca gönderilen tüm elçiler, yaşadıkları toplumlara barış ve adalet getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur. Kuran’da elçilerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. ( Yunus Suresi, 47)<br />
<br />
Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği dönemde bu özelliği taşıyacak ve Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’da gerçekleşecek bu durumu<br />
<br />
hadislerinde şöyle müjdelemiştir :<br />
<br />
… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. Süneni-i Ebu Davut, 5/93)<br />
<br />
Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Savaş ( erbabı) da ağırlıklarını ( silah ve malzemelerini) bırakacak. ( Sünen-i İbn Mace, 10/334)<br />
<br />
Harp ( erbabi) ağırlıklarını ( yani silah ve saireyi) bırakır. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 496)<br />
<br />
Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi<br />
<br />
olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim : Haydar Hatipoğlu, Bab 33,<br />
s. 331-335)<br />
<br />
Onun zamanında kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
70- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Dönemindeki Güvenlikli Ortamı Nasıl Tarif Etmektedir?<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre, Altınçağ'da yaşanacak hayat, barış ve esenlik dolu olacaktır. Dünyadan anarşi, terör, kargaşa, düşmanlık, şiddet tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü adil<br />
<br />
sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar, Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren<br />
<br />
eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır. Kavgalar, bağırtılar, tartışmalar, uyuşturucu almış insanların veya dengesiz insanların saldırma ihtimali son bulacak, insanlar bu tür<br />
<br />
eylemlerden kaynaklanan tüm endişe ve korkularından kurtulacaklardır. Yeryüzünün her köşesi insanların büyük bir rahatlık, huzur ve güven içerisinde yaşayabilecekleri emin beldelere dönüşecektir. Gece gündüz heryerde, sokaklarda güven<br />
<br />
içinde dolaşabileceklerdir. Herkes istediği saatte istediği yerde ailesiyle gezebilecek, çocuklarını hiçbir endişeye kapılmadan rahatlıkla okullarına gönderebileceklerdir.<br />
<br />
İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun birimlerine kolaylık sağlayarak göstereceklerdir. Kızgınlıkla hareket eden, ters davranan, zorluk çıkaran insanlar olmayacaktır. Aksine Kuran ahlakını yaşayan insanlar son derece<br />
<br />
yardımsever ve hoşgörülü tutumlarıyla, devletin yanında yer alacak, devlet birimlerinin işlerini kolaylaştıracak şekilde hareket edeceklerdir.<br />
<br />
Tüm devletler milletlerine güvenecek, halkın sahtekarlık yapma ihtimaline dayalı, halkı potansiyel tehlike olarak gören kontrol sistemleri ortadan kalkacaktır. Halka güven esas alınacak, insanların beyanı yeterli olacak ve buna göre<br />
<br />
hareket edilecektir.<br />
<br />
Halk araştırmaya, doğruyu öğrenip buna göre hareket etmeye yönlendirilecek, ani infiallerin ve kitlesel eylemlerin oluşması doğal olarak sözkonusu olmayacaktır. İnsanlar her ne sorunları olursa olsun bunu sevgi, saygı ve uyum içerisinde<br />
<br />
kolaylıkla halledebileceklerini bilmenin huzur ve güvenini yaşayacaklardır. Hadislerde, o dönemde toplumda hakim olacak olan bu güvenli ortam çok çarpıcı örneklendirmelerle haber verilmiştir. Bu bilgilere göre, Altınçağ’da “kurtla koyun<br />
<br />
birarada otlayacak”, “çocuklar yılan ve akreple oynayacak ama zarar görmeyeceklerdir”. Bu güven ortamını tarif eden hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
... Her yer emin bir hale gelir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58 )<br />
<br />
... Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak... ( İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 179, 1699)<br />
<br />
Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 74b; Suyuti, c. II, s. 77; El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner. ( Nuaym b. Hammad, K. Fiten vr. 77b;<br />
<br />
Suyuti, c. II, s. 77; El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il<br />
<br />
Muntazar, s. 42)<br />
71- Hz. Mehdi Zamanında Tüm Dünyaya Barış ve Huzurun Hakim Olacağı Nasıl Haber Verilmektedir?<br />
<br />
Altınçağ'da yaşanacak olan tüm güzelliklerin yanı sıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir yaşam sunacaktır. Allah Kuran'da, güzellik<br />
<br />
yapan, Kuran ahlakına uyan kullarını daha güzeli ve fazlasıyla nimetlendireceğini şöyle müjdelemektedir :<br />
<br />
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz<br />
<br />
kalacaklardır. ( Yunus Suresi, 25-26)<br />
<br />
Ayette bildirilen "güzellik yapan" insanlara vaat edilen "barış yurdu" Altınçağ'da tam anlamıyla yaşanacaktır. Kuran ahlakının yaşanması, “…Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk ( fesad) yaparak karışıklık<br />
<br />
çıkarmayın.” ( Bakara Suresi, 60) ayeti gereğince, insanların karışıklığa, huzursuzluğa ve sıkıntıya yol açabilecek her türlü tavırdan sakınmalarını sağlayacaktır. Toplumlar, her zaman için Kuran ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu,<br />
<br />
itidalli, hoşgörülü, sorunları akılcı bir şekilde çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan aksine her zaman uzlaştırıcı yönde olan bir tutum sergileyeceklerdir.<br />
72- Hadislerde Hz. Mehdi’nin İnsanlar Arasındaki Kin, Düşmanlık ve Husumeti Ortadan Kaldıracağı Bildirilmiş midir?<br />
<br />
Hz. Mehdi vesilesiyle Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’ın bu önemli<br />
<br />
özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, mutlaka benim Ehli Beytim'den birisi çıkar. Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O dünyayı adaletle doldurur. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)<br />
<br />
Hz. Mehdi, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanmasına, tüm sorunlar sevgi ve güzel ahlak ile çözüme kavuşturulmasına vesile olacaktır.<br />
73- Altınçağ’da İnsanlar Arasındaki Sevgi, Kardeşlik ve Muhabbet Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden ( düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır. ( Taberani'den,<br />
<br />
Heysemi, c. VII, s. 317; Nuaym b. Hammad, vr 52b; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Nasıl bizimle, onlar aralarındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmişse, ( onun gelişiyle) yine öyle olacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Benim evladımdan Muhammed b. Abdullah ( Mehdi) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalpleri ferahlar. Acem ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)<br />
74- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Döneminde Tüm Toplumlara Güzel Ahlakın Hakim Olacağını Haber Vermiş midir?<br />
<br />
Tüm insanların çok büyük bir huzur, güven ve konfor içinde olacakları Altınçağ’ın en önemli özelliklerinden biri, insanların Kuran'a bağlı ve Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşandığı bir dönem olmasıdır. İnsanlar Allah’tan korktukları<br />
<br />
ve ahirette tüm yapıp ettiklerinden sorguya çekileceklerinin bilincinde oldukları için bencillik, kin, öfke, nefret, haset, intikam hisleri gibi kötü ahlak özelliklerinden, yolsuzluktan, haksız kazanç elde etmekten, yalan söylemekten,<br />
<br />
insanların canına kast etmekten, rüşvet almaktan titizlikle sakınacaklardır. Bunların yerine insanlar arasında dürüstlük, yardımseverlik, fedakarlık, başkalarının iyiliğini, sağlığını, rahatını, güvenliğini düşünmek, sevgi, saygı,<br />
<br />
merhamet, vefa, sadakat, kardeşlik gibi güzel ahlak özellikleri hakim olacaktır.<br />
<br />
Allah’tan korkup sakınan, ihlaslı, tevekkül sahibi, herşeyi hayır gözüyle değerlendiren, çokça şükreden, vicdanlı, şefkatli, merhametli, adil, cesur, güvenilir, güçlü, onurlu, alçakgönüllü, anlayışlı, hoşgörülü, insancıl, sevecen, hakkı<br />
<br />
söylemekten çekinmeyen, sabırlı, öfkesine kapılmayan, hatalarında direnmeyen, çoğunluğa değil hakka uyan, sözüne sadık, vefakar, iffetli, uzlaştırıcı kimselerin varlığı üstün ahlaklı toplumlar oluşmasını sağlayacaktır.<br />
<br />
Allah korkusunun ve Kuran ahlakının yaşanması sonucunda ümitsiz, şevksiz insan kalmayacak, her işlerinde şevkle hareket edecek, topluma ve kendilerine faydalı kimseler haline geleceklerdir.<br />
<br />
Allah’ın kendileri için yarattığı güzelikleri ve çevrelerindeki nimetleri çok daha iyi görüp takdir edebilecek ve tüm bunlardan çok daha fazla zevk alabileceklerdir. İnsanlara, çocuklara karşı duyulan sevgi; yaşlılara, muhtaçlara olan<br />
<br />
şevkat ve merhamet hisleri çok fazla artacaktır. İnsanlar yanlarında çalışan kimselere karşı sevgi ve saygı dolu bir ahlak göstereceklerdir. Çalışanlarının ailelerini koruyup kollayacak, her sorunlarına ortak olup, her ihtiyaçları<br />
<br />
olduğunda toplumun her kesimi birbirinin yardımına koşacaktır.<br />
<br />
Toplumda sahtelik, basitlik, yüzeysellik tümüyle ortadan kalkacak; insanların kişiliklerine derinlik, samimiyet, ve kalite hakim olacaktır. İnsan ruhuna ve mümin kişiliğine yakışmayan her türlü adilik ve basitlik Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır.<br />
<br />
Yine Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlar temizliğe de büyük önem verecek, hem çevrelerini hem de kendilerini olabildiğince temiz ve güzel hale getireceklerdir. Toplumun her kesiminde, tüm insanlar son derece temiz, şık ve bakımlı<br />
<br />
olacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da, Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu ahlak güzelliği şöyle ifade edilmiştir :<br />
<br />
Tabarani, Evsad’da Amr. B. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti :<br />
<br />
... Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa O’nunla sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten ( husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet ( dostluk) ve muhabbet ( sevgi) yerleşmişse, (<br />
<br />
Onun gelişi ile) yine öyle olacaktır. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20)<br />
<br />
... Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır." ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
75- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde İnsanlar Arasında Yaşanacak Olan Sosyal Adalet Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Bazı toplumlarda dil, ırk, etnik köken gibi özellikler de çok büyük önem taşımakta ve adaleti uygulayan kimselerin kararlarına etki edebilmektedir. Oysa farklı ırk ve milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel<br />
<br />
bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki bir güzelliktir. Bunun yanı sıra zenginlik ya da fakirlik gibi etkenler de insanların birbirlerine karşı olan tavırlarına ve adalet anlayışlarına etki edebilmektedir. Oysa Kuran<br />
<br />
ahlakına göre, insanlar Allah Katında yalnızca imanlarının ve Allah korkularının derinliği ile üstün olabilirler. Dolayısıyla Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak yaşanan sosyal<br />
<br />
adaletsizlikleri ortadan kaldıracak en güzel ve tek çözüm yoludur. Kuran'da tarif edilen İslam ahlakı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre gerçek<br />
<br />
adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi<br />
<br />
kararlarında etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın izniyle Altınçağ’da böyle bir ahlak tüm toplumlara hakim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in<br />
<br />
hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)<br />
<br />
Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır... ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik<br />
<br />
utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirini yemeğe davet edecek, maddi manevi tüm imkanlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak,<br />
<br />
herkes birbirini zengin etmeye çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu<br />
<br />
bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır.<br />
76- Altınçağ’da İnsanlar Fikir Hürriyetine Sahip Olacaklar mıdır?<br />
<br />
İslam ahlakı, inanç konusunda insanlara tam bir hürriyet tanımaktadır. İslam'ın vahyedildiği dönemden günümüze kadar geçerli olan bu anlayış, İslam ahlakının da temelini oluşturmuştur.<br />
<br />
İslam ahlakına göre insan istediği inancı seçmekte özgürdür ve hiç kimse bir diğerini inanç konusunda zorlayamaz. Müslüman İslam olmasını talep ettiği kişiye sadece tebliğ yapmakla, Allah'ın varlığını, Kuran'ın Allah'ın hak kitabı, Hz.<br />
<br />
Muhammed ( sav)'in ise O'nun elçisi olduğunu, ahiretin ve hesap gününün varlığını, İslam ahlakının güzelliklerini anlatmakla yükümlüdür. Ama bu yükümlülüğü sadece din ahlakını anlatma ile sınırlıdır. Allah Kuran’da bu durumu şöyle<br />
<br />
bildirmektedir :<br />
<br />
Dinde zorlama ( ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk ( rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. ( Bakara<br />
<br />
Suresi, 256)<br />
<br />
Kendisine İslam dini anlatıldığı zaman kişi kendi isteğiyle iman eder, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmadan karar verir. İnsan doğruyu ya da yanlışı seçmekte özgürdür. Eğer yanlış seçimi yaparsa ahirette bunun karşılığını<br />
<br />
alacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Altınçağ’da, Kuran ahlakının bir gereği olan bu fikir özgürlüğüne dayalı anlayış tüm toplumlara hakim olacaktır. Bunun sonucunda ise siyasi çekişmeler tamamen ortadan kalkacak,<br />
<br />
dostluk ve sevgi ortamı içerisinde tam bir demokrasi ortamı oluşacaktır. Başkalarına zarar vermemek şartı ile her türlü inanç özgürce yaşanacak, kargaşa ve çatışmaya sebebiyet vermeden herkes fikrini istediği gibi beyan edebilecektir.<br />
77- Altınçağ’da Farklı Dinler Arasındaki Barış ve Hoşgörü Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
İslam dini, insanları dini inançlarını seçmede özgür bırakırken, diğer dinlere saygılı olmayı emreder. Bir insan Kuran'da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kuran ahlakını yaşayan insanlar arasında huzur ve barış<br />
<br />
içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu İslam<br />
<br />
ahlakına aykırıdır ve Allah'ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslam tarihini incelediğimizde Peygamberimiz ( sav)'in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum<br />
<br />
modelinin hakim olduğu görülmektedir. Kuran'da Ehl-i Kitab'ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah'ın koruduğu ibadet mekanları olarak söz edilmektedir :<br />
<br />
... Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi ( dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım<br />
<br />
eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. ( Hac Suresi, 40)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hayatında bu ahlakın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Peygamberimiz ( sav), kendisiyle görüşmeye gelen Hıristiyanların kendi mescidinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidi onların kullanımına<br />
<br />
bırakmıştır. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Peygamberimiz ( sav)'den sonraki halifeler devrinde de bu hoşgörülü anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen<br />
<br />
bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında Hıristiyanlar, öbür yarısında Müslümanlar ibadet etmişlerdir. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241)<br />
<br />
Hadislerde tüm halkların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi, Altınçağ’da Hz. Mehdi döneminde de aynı hoşgörü anlayışının hakim olacağı bildirilmektedir. Bu bilgilere göre Müslümanlar ile Hiristiyan alemi<br />
<br />
arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şevkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hıristiyanların ve Yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dini<br />
<br />
inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkan tanınacaktır. Tüm Hıristiyanların ve Yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları<br />
<br />
sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir.<br />
78- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanındaki Benzersiz Bolluk, Zenginlik ve Tüm Ekonomik Sıkıntıların Sona Ermesi Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak nimetlerin eşşizliği çok detaylı olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımlara göre Altınçağ, ürünlerde ve mallarda çok büyük bolluk ve bereketin yaşandığı bir dönem olacaktır. Benzeri<br />
<br />
görülmemiş bir zenginlik yaşanacak, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, açlık, sefalet ve darlık yılları tümüyle sona erecektir. İhtiyaç içinde olan kimse kalmayacak, herhangi bir talepte bulunana istediğinden kat kat daha fazlası<br />
<br />
verilecek, hiçbir şey sayılıp ölçülmeyecektir. Maddi manevi her türlü imkan insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılacak, en ufak bir sıkıntı, yokluk ve açlık yaşanmayacaktır. Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi döneminde<br />
<br />
gerçekleşecek olan bu bolluk ve zenginliği hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Ümmetimden Mehdi çıkacaktır.Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal<br />
<br />
dağıtacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
... Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21)<br />
<br />
O zaman ümmetim, iyisi kötüsü hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenir... ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 16)<br />
<br />
... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. ( Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340)<br />
<br />
Ahir zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Emirlerinizden bir emir olacak ki, malı saymayacaktır. Birisi ondan mal istediğinde, "Al" der O da elbisesini yayar ve o da doldurur. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Ümmetim arasında bir halife olacak, malı saymadan verecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
79- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanında Tarımda Yaşanacak Gelişmelere Nasıl İşaret Edilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, topraktan da herzamankinden çok daha fazla ürün elde edileceği ve bu alanda da benzersiz bir bolluk ve bereketin görüleceği bildirilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak... Onun zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir... ( Kıyamet Alametleri, s. 164/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,<br />
<br />
s. 24)<br />
</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">Mehdi ve Altınçağ</span><br />
<br />
65- Altınçağ Ne Demektir?<br />
<br />
Peygamber Efendimiz ( sav)'in hadislerinde kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak olan ahir zaman hakkında çok detaylı bilgiler ve işaretler yer almaktadır. Peygamberimiz ( sav)'in verdiği bilgilere göre, bu dönemde birbiri ardınca pek<br />
<br />
çok önemli olay gerçekleşecektir. Ahir zamanın ilk devresinde dünyada büyük bir bozulma ve karmaşa hüküm sürecek, ikinci aşamada ise gerçek din ahlakının yaşanmasıyla birlikte yeryüzünde barış ve huzur hakim olacaktır.<br />
<br />
Ahir zamanın ilk aşamasında, Allah'ı inkar ederek ateizmi ve dinsizliği telkin eden bir takım felsefi sistemler nedeniyle insanlar arasında büyük bir dejenerasyon yaşanacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda<br />
<br />
büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma oluşacaktır. Büyük felaketler, savaşlar ve acılar yaşanacak ve tüm insanlar bu sıkıntılara son verebilmek için "nasıl kurtuluruz" sorusunun cevabını arayacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki, ahir zaman alametleri olarak bildirilen bu gelişmelerin pek çoğu, günümüzde birebir haber verildiği şekilde gerçekleşmiştir. Son zamanlarda yeryüzünde savaş ve çatışmaların, terör, şiddet, anarşi<br />
<br />
ve kargaşanın, katliamların, işkencelerin giderek artmış olması ise, yine ahir zamanın ilk döneminin yaşanmakta olduğunun bir göstergesidir.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Allah, bu karanlık dönemin ardından insanları ahir zamanın karmaşasından kurtaracak ve büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Allah, güzel ahlaktan uzaklaşan insanları, dejenerasyona<br />
<br />
uğrayan toplumları doğru yola iletmek için “Mehdi” yani “doğruya götüren” sıfatını taşıyan Hz. Mehdi'yi vesile kılacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde ve islam alimlerinin açıklamalarında, Hz. Mehdi'nin bu doğrultuda üç büyük sorumluluk üstlendiği bildirilmektedir. Hz. Mehdi öncelikle Allah’ı inkar eden ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemlerin<br />
<br />
fikri olarak çürütülmesini sağlayacaktır. Diğer yandan İslam’ı, Kuran’da ve Peygamberimiz ( sav)'in sünnetinde bildirildiği şekilde özüne döndürecektir. İslamiyet’i tüm bozulmalardan, hurafelerden arındırarak gerçek Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasını sağlayacaktır. Ahir zamanın ilk döneminde insanlığın içerisinde bulunduğu tüm karışıklıklara, toplumsal sorunlara, sosyal sıkıntılara çözüm getirecek, tüm yeryüzüne barış, huzur, mutluluk ve güzel ahlakın hakim olmasına<br />
<br />
vesile olacaktır.<br />
<br />
Hz. Mehdi ile aynı dönemde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan Hz. İsa ise, özellikle Hıristiyan ve Yahudi dünyasına hitap edecek, onları içine düştükleri hurafelerden sıyrılıp Kuran ahlakını yaşamaya çağıracaktır. Hıristiyanların Hz.<br />
<br />
İsa'ya uymasıyla birlikte İslam ve Hıristiyan alemi tek bir inançta birleşecek ve dünya “Altınçağ” adı verilen büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.<br />
<br />
İnsanların asırlardır özlemini duydukları bu kutlu dönem, hadislerin işaretlerine göre yarım yüzyıldan fazla sürecek ve Peygamberimiz ( sav)'in zamanında yaşanan “Asr-ı Saadet” benzeri bir dönem olacaktır.<br />
66- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerinde İnsanların Altınçağ’ın Güzelliğine Özenmeleri ve Altınçağ’da Yaşamış Olmayı Dileyecekleri Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Altınçağ’da yaşam o denli güzel olacaktır ki, tüm insanlar bu dönemde yaşamış olmayı isteyeceklerdir. "Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için Allah'tan ömürlerinin<br />
<br />
uzatılmasını"temenni edeceklerdir. Altınçağ’a duyulan bu özlem Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde şöyle bildirilmiştir :<br />
<br />
Onun zamanında, büyükler "Keşke ben küçük olsaydım", küçükler de "Keşke ben büyük olsaydım" diyeceklerdir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 48 ) ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
<br />
Naim b. Hammad, İbni Abbas’dan tahric etti ki :<br />
<br />
Hz. Mehdi Bizim Ehli Beyt’ten bir gençtir. İhtiyarlarımız ona yetişemeyecek, gençlerimiz ise onu ümid edeceklerdir. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 23)<br />
<br />
Zamanı o kadar adil olacak ki, kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir... ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 22)<br />
<br />
Onlar her zalime ve cebbar oğlu cebbara galip gelir. Onun devrinde ölülerin dirilere imreneceği bir adalet görülür. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 68 )<br />
<br />
Hatta yaşayanlar ( kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 437)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav) hadislerinde, insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşlarına vesile olacak çok kıymetli bir insan olan Hz. Mehdi'ye tabi olunmasını bildirmiş ve onun döneminde yaşanacak tüm bu hayırlara işaret etmiştir :<br />
<br />
İbni Ebi Şeybe ve Naim b. Hammad Fiten isimli eserde, İbni Mace ve Ebu Naim ise İbni Mes’ud’dan tahric ettiler. O dedi ki :<br />
<br />
... O ( Mehdi) arza sahib olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı adaletle doldurur. Sizden O’na kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, O’na katılsın. Zira O Mehdi'dir. ( Ahir zaman Mehdisinin<br />
<br />
alametleri, Celalettin Suyuti, s. 14)<br />
<br />
İnsanlar, Allah'ın Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabileceklerdir. Allah ayetinde iman eden müminleri dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını şöyle bildirmektedir :<br />
<br />
Erkek olsun, kadın olsun, bir mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. ( Nahl Suresi, 97)<br />
67- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde Yeryüzünün Adaletle Dolacağı Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Allah Kuran’ın “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta<br />
<br />
olduklarınızdan haberi olandır.” ( Maide Suresi, 8 ) ayetiyle iman sahiplerine adaletli davranmalarını bildirmiştir. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmeden, sadece haktan ve doğrulardan yana, katıksız bir adalet, Kuran ahlakının bir<br />
<br />
gereğidir. Ancak Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde bildirildiği üzere ahir zamanda insanlar Kuran’da bildirilen bu ahlaktan uzaklaşacak, adaletsizlik yeryüzüne alabildiğine hakim olacaktır. Nitekim günümüzde dünyanın dört bir yanında<br />
<br />
süregelen çatışmalar, savaşlar, öldürülen, sakat kalan, evlerinden yurtlarından sürülen, yüzlerce kilometre yolu yürüyerek barınacak yer arıyan mültecilerin, sokaklarda yaşayan kimsesiz çocukların, yardıma ve bakıma muhtaç, kimsesizliğe<br />
<br />
terk edilen yaşlıların durumu, adaletin gereği gibi uygulanmadığının açık bir göstergesidir.<br />
<br />
Ancak Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışıyla birlikte yeryüzünde hüküm süren bu durum sona erecek, tüm dünyada benzeri görülmemiş bir adalet ortamı sağlanacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu adil<br />
<br />
ortam şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak. ( Sünen-i Ebu Davud, 5/92)<br />
<br />
Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. ( Süneni-i Ebu Davud, 5/93)<br />
<br />
Bu ( Emir) de insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır. ( Sünen-i İbn-i Mace, 10/348<br />
<br />
Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o ( Hz. Mehdi) geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Hz. Mehdi’nin zamanında adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil<br />
<br />
Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Onun adaleti her yeri kaplayacak ve insanlar arasında Hz. Peygamberin sünnet-i seniyyesi ile muamele edecektir. ( El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)<br />
<br />
Dünya hayatının bir günü kalsa Allahü Teala o günü uzatır, benim ehli beytimden bir adam gönderir. Onun ismi benim ismim gibidir. Babasının ismi babamın ismi gibidir. Zulüm ve kötülükle dolmuş dünyayı, adalet ve dürüstlükle<br />
<br />
dolduracaktır. ( Ebu Davud. Tirmizi.) ( Büyük Fitne Mesih Deccal, Saim Güngör, Pamuk Yayınları, s. 80) ( Ebu Davud ve Tırmizi /<br />
Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5.Cilt,s. 365)<br />
68- Peygamberimiz ( sav)’in Hadislerine Göre Hz. Mehdi Yeryüzündeki Tüm Fitneleri Önleyecek midir?<br />
<br />
Geride bıraktığımız 20. yüzyıl "Savaşlar Yüzyılı" olarak anılmaktadır. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda yine savaşlar ve terör olayları ile başlamıştır ve halen de bunlar dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Günümüzde hiçbir ülke<br />
<br />
terör saldırılarından yana güvende değildir. Avrupa'dan Amerika'ya, Asya'dan Afrika'ya kadar dünyanın dört bir yanında terörist bombalamalar, kundaklamalar, uçak kaçırmalar, rehin almalar, iç çatışmalar, masum ve sivil insanları hedef<br />
<br />
alan terörist saldırılar, günlük hayatta karşılaşılan bireysel şiddet olayları da büyük bir hızla devam etmektedir.<br />
<br />
Terörizm, tüm dünyaya büyük yıkım getirmekte, insanların hayatları üzerinde çok olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Peygamberimiz ( sav), hadislerinde ahir zamanda yaşanacak bu ortamı şöyle tarif etmektedir :<br />
<br />
... Sonunda da belalar, fitneler ve hoşlanmayacağınız birçok kötü işler isabet edecektir. Arka arkaya öyle fitneler gelir ki, sonra gelen gittikçe daha büyük olduğu için önce geleni ince ve hafif bırakır. ( İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-<br />
<br />
Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 394-395, no. 733)<br />
<br />
Ancak yine Peygamberimiz ( sav)'in müjdelerine göre, bu korku ve şiddet dolu karanlık dönemin ardından Allah, Hz. Mehdi vesilesiyle tüm insanlığı büyük bir kurtuluşa ulaştıracaktır. Yeryüzündeki tüm fitneler, savaşlar, katliamlar,<br />
<br />
terör, şiddet ve anarşi eylemleri son bulacak; yerini aydınlık, barış ve huzur dolu bir döneme bırakacaktır. Hadislerde Hz. Mehdi'nin “fitneleri önleyeceği” şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beyt’ime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12)<br />
<br />
Tozlu, dumanlı karanlık bir fitne görülecek, bunu diğerleri takib edecek, ta ki Ehli Beyt’imden kendisine Mehdi denilen bir zat çıkıncaya kadar. Şayet Ona yetişirsen, Ona tabi ol ve hidayete erenlerden ol. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 26)<br />
69- Altınçağ’da Tüm Dünyada Yaşanan Savaşlar ve Çatışmalar, Terör ve Anarşi Ortamı Son Bulacak mıdır?<br />
<br />
Tarih boyunca gönderilen tüm elçiler, yaşadıkları toplumlara barış ve adalet getirmiş, peygamberlerin gelişi ümmetlerin üzerindeki zulmün ve zorbalığın kalkmasına vesile olmuştur. Kuran’da elçilerin bu özelliği şöyle bildirilmektedir :<br />
<br />
Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar. ( Yunus Suresi, 47)<br />
<br />
Hz. Mehdi de yeryüzüne geldiği dönemde bu özelliği taşıyacak ve Allah’ın izniyle tüm yeryüzündeki zulmün, işkencenin zorbaca uygulamaların son bulmasına vesile olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’da gerçekleşecek bu durumu<br />
<br />
hadislerinde şöyle müjdelemiştir :<br />
<br />
… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. Süneni-i Ebu Davut, 5/93)<br />
<br />
Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. ( Kıyamet Alametleri, s. 163)<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Savaş ( erbabı) da ağırlıklarını ( silah ve malzemelerini) bırakacak. ( Sünen-i İbn Mace, 10/334)<br />
<br />
Harp ( erbabi) ağırlıklarını ( yani silah ve saireyi) bırakır. ( Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s. 496)<br />
<br />
Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi<br />
<br />
olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim : Haydar Hatipoğlu, Bab 33,<br />
s. 331-335)<br />
<br />
Onun zamanında kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir. İnsan bir avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)<br />
70- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Dönemindeki Güvenlikli Ortamı Nasıl Tarif Etmektedir?<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre, Altınçağ'da yaşanacak hayat, barış ve esenlik dolu olacaktır. Dünyadan anarşi, terör, kargaşa, düşmanlık, şiddet tümüyle kalkması sonucunda insanlar cennet benzeri bir ortama kavuşacaklardır. Her türlü adil<br />
<br />
sistem oluşturulduğu ve tüm insanlar, Allah korkusunu öğrendiği ve bunun şuuruna vardığı için hırsızlık, sahtekarlık, dolandırıcılık gibi toplumsal sorunlar yaşanmayacaktır. Cinayetler, saldırılar, taciz, iftira ve hakaret içeren<br />
<br />
eylemler ve toplum huzurunu bozacak her türlü tavır bozuklukları ve suistimaller ortadan kalkacaktır. Kavgalar, bağırtılar, tartışmalar, uyuşturucu almış insanların veya dengesiz insanların saldırma ihtimali son bulacak, insanlar bu tür<br />
<br />
eylemlerden kaynaklanan tüm endişe ve korkularından kurtulacaklardır. Yeryüzünün her köşesi insanların büyük bir rahatlık, huzur ve güven içerisinde yaşayabilecekleri emin beldelere dönüşecektir. Gece gündüz heryerde, sokaklarda güven<br />
<br />
içinde dolaşabileceklerdir. Herkes istediği saatte istediği yerde ailesiyle gezebilecek, çocuklarını hiçbir endişeye kapılmadan rahatlıkla okullarına gönderebileceklerdir.<br />
<br />
İnsanlar devlete duydukları güven ve saygıyı, onun birimlerine kolaylık sağlayarak göstereceklerdir. Kızgınlıkla hareket eden, ters davranan, zorluk çıkaran insanlar olmayacaktır. Aksine Kuran ahlakını yaşayan insanlar son derece<br />
<br />
yardımsever ve hoşgörülü tutumlarıyla, devletin yanında yer alacak, devlet birimlerinin işlerini kolaylaştıracak şekilde hareket edeceklerdir.<br />
<br />
Tüm devletler milletlerine güvenecek, halkın sahtekarlık yapma ihtimaline dayalı, halkı potansiyel tehlike olarak gören kontrol sistemleri ortadan kalkacaktır. Halka güven esas alınacak, insanların beyanı yeterli olacak ve buna göre<br />
<br />
hareket edilecektir.<br />
<br />
Halk araştırmaya, doğruyu öğrenip buna göre hareket etmeye yönlendirilecek, ani infiallerin ve kitlesel eylemlerin oluşması doğal olarak sözkonusu olmayacaktır. İnsanlar her ne sorunları olursa olsun bunu sevgi, saygı ve uyum içerisinde<br />
<br />
kolaylıkla halledebileceklerini bilmenin huzur ve güvenini yaşayacaklardır. Hadislerde, o dönemde toplumda hakim olacak olan bu güvenli ortam çok çarpıcı örneklendirmelerle haber verilmiştir. Bu bilgilere göre, Altınçağ’da “kurtla koyun<br />
<br />
birarada otlayacak”, “çocuklar yılan ve akreple oynayacak ama zarar görmeyeceklerdir”. Bu güven ortamını tarif eden hadislerden bazıları şöyledir :<br />
<br />
... Her yer emin bir hale gelir... ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 58 )<br />
<br />
... Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak... ( İmam Suyuti, Kıyamet Alametleri, Ölüm ve Diriliş, s. 179, 1699)<br />
<br />
Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir. ( Nuaym b. Hammad, vr. 74b; Suyuti, c. II, s. 77; El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner. ( Nuaym b. Hammad, K. Fiten vr. 77b;<br />
<br />
Suyuti, c. II, s. 77; El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)<br />
<br />
Rükun ile Makam arasında kendisine biat edilecektir. Hz. Mehdi o kadar merhametli olacaktır ki, zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. ( El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il<br />
<br />
Muntazar, s. 42)<br />
71- Hz. Mehdi Zamanında Tüm Dünyaya Barış ve Huzurun Hakim Olacağı Nasıl Haber Verilmektedir?<br />
<br />
Altınçağ'da yaşanacak olan tüm güzelliklerin yanı sıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir yaşam sunacaktır. Allah Kuran'da, güzellik<br />
<br />
yapan, Kuran ahlakına uyan kullarını daha güzeli ve fazlasıyla nimetlendireceğini şöyle müjdelemektedir :<br />
<br />
Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz<br />
<br />
kalacaklardır. ( Yunus Suresi, 25-26)<br />
<br />
Ayette bildirilen "güzellik yapan" insanlara vaat edilen "barış yurdu" Altınçağ'da tam anlamıyla yaşanacaktır. Kuran ahlakının yaşanması, “…Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk ( fesad) yaparak karışıklık<br />
<br />
çıkarmayın.” ( Bakara Suresi, 60) ayeti gereğince, insanların karışıklığa, huzursuzluğa ve sıkıntıya yol açabilecek her türlü tavırdan sakınmalarını sağlayacaktır. Toplumlar, her zaman için Kuran ahlakına uygun huzur ve sükunet dolu,<br />
<br />
itidalli, hoşgörülü, sorunları akılcı bir şekilde çözme arayışı içinde olan, olayları tırmandırmayan aksine her zaman uzlaştırıcı yönde olan bir tutum sergileyeceklerdir.<br />
72- Hadislerde Hz. Mehdi’nin İnsanlar Arasındaki Kin, Düşmanlık ve Husumeti Ortadan Kaldıracağı Bildirilmiş midir?<br />
<br />
Hz. Mehdi vesilesiyle Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim olması sonucunda insanlar arasındaki kin, husumet, düşmanlık gibi duygular son bulacak, tüm yeryüzüne barış ve huzur hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav) Altınçağ’ın bu önemli<br />
<br />
özelliğini hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. ( Sahih-i Müslim, 1/136)<br />
<br />
Yeryüzü zulüm ve düşmanlıkla dolduktan sonra, mutlaka benim Ehli Beytim'den birisi çıkar. Ve nasıl daha önce zulüm ve düşmanlıkla doluysa, O dünyayı adaletle doldurur. ( Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)<br />
<br />
Hz. Mehdi, önceden aralarında husumet olan halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanmasına, tüm sorunlar sevgi ve güzel ahlak ile çözüme kavuşturulmasına vesile olacaktır.<br />
73- Altınçağ’da İnsanlar Arasındaki Sevgi, Kardeşlik ve Muhabbet Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
Allah bizimle insanları nasıl şirk adavetinden ( düşmanlığından) kurtararak, onların kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmiş ve din kardeşi yapmışsa, Mehdi ile fitne adavetinden kurtaracak ve kardeş yapacaktır. ( Taberani'den,<br />
<br />
Heysemi, c. VII, s. 317; Nuaym b. Hammad, vr 52b; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Nasıl bizimle, onlar aralarındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleştirmişse, ( onun gelişiyle) yine öyle olacaktır. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 20)<br />
<br />
Benim evladımdan Muhammed b. Abdullah ( Mehdi) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalpleri ferahlar. Acem ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il<br />
<br />
Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)<br />
74- Peygamberimiz ( sav), Hz. Mehdi Döneminde Tüm Toplumlara Güzel Ahlakın Hakim Olacağını Haber Vermiş midir?<br />
<br />
Tüm insanların çok büyük bir huzur, güven ve konfor içinde olacakları Altınçağ’ın en önemli özelliklerinden biri, insanların Kuran'a bağlı ve Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşandığı bir dönem olmasıdır. İnsanlar Allah’tan korktukları<br />
<br />
ve ahirette tüm yapıp ettiklerinden sorguya çekileceklerinin bilincinde oldukları için bencillik, kin, öfke, nefret, haset, intikam hisleri gibi kötü ahlak özelliklerinden, yolsuzluktan, haksız kazanç elde etmekten, yalan söylemekten,<br />
<br />
insanların canına kast etmekten, rüşvet almaktan titizlikle sakınacaklardır. Bunların yerine insanlar arasında dürüstlük, yardımseverlik, fedakarlık, başkalarının iyiliğini, sağlığını, rahatını, güvenliğini düşünmek, sevgi, saygı,<br />
<br />
merhamet, vefa, sadakat, kardeşlik gibi güzel ahlak özellikleri hakim olacaktır.<br />
<br />
Allah’tan korkup sakınan, ihlaslı, tevekkül sahibi, herşeyi hayır gözüyle değerlendiren, çokça şükreden, vicdanlı, şefkatli, merhametli, adil, cesur, güvenilir, güçlü, onurlu, alçakgönüllü, anlayışlı, hoşgörülü, insancıl, sevecen, hakkı<br />
<br />
söylemekten çekinmeyen, sabırlı, öfkesine kapılmayan, hatalarında direnmeyen, çoğunluğa değil hakka uyan, sözüne sadık, vefakar, iffetli, uzlaştırıcı kimselerin varlığı üstün ahlaklı toplumlar oluşmasını sağlayacaktır.<br />
<br />
Allah korkusunun ve Kuran ahlakının yaşanması sonucunda ümitsiz, şevksiz insan kalmayacak, her işlerinde şevkle hareket edecek, topluma ve kendilerine faydalı kimseler haline geleceklerdir.<br />
<br />
Allah’ın kendileri için yarattığı güzelikleri ve çevrelerindeki nimetleri çok daha iyi görüp takdir edebilecek ve tüm bunlardan çok daha fazla zevk alabileceklerdir. İnsanlara, çocuklara karşı duyulan sevgi; yaşlılara, muhtaçlara olan<br />
<br />
şevkat ve merhamet hisleri çok fazla artacaktır. İnsanlar yanlarında çalışan kimselere karşı sevgi ve saygı dolu bir ahlak göstereceklerdir. Çalışanlarının ailelerini koruyup kollayacak, her sorunlarına ortak olup, her ihtiyaçları<br />
<br />
olduğunda toplumun her kesimi birbirinin yardımına koşacaktır.<br />
<br />
Toplumda sahtelik, basitlik, yüzeysellik tümüyle ortadan kalkacak; insanların kişiliklerine derinlik, samimiyet, ve kalite hakim olacaktır. İnsan ruhuna ve mümin kişiliğine yakışmayan her türlü adilik ve basitlik Kuran ahlakının<br />
<br />
yaşanmasıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır.<br />
<br />
Yine Kuran ahlakının bir gereği olarak insanlar temizliğe de büyük önem verecek, hem çevrelerini hem de kendilerini olabildiğince temiz ve güzel hale getireceklerdir. Toplumun her kesiminde, tüm insanlar son derece temiz, şık ve bakımlı<br />
<br />
olacaklardır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da, Hz. Mehdi döneminde yaşanacak olan bu ahlak güzelliği şöyle ifade edilmiştir :<br />
<br />
Tabarani, Evsad’da Amr. B. Ali tariki ile Hz. Ali b. Ebi Talib’den tahric etti :<br />
<br />
... Cenab-ı Hak İslamı nasıl Bizimle başlatmışsa O’nunla sona erdirecektir. Nasıl, Bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten ( husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet ( dostluk) ve muhabbet ( sevgi) yerleşmişse, (<br />
<br />
Onun gelişi ile) yine öyle olacaktır. ( Ahir zaman Mehdisinin alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20)<br />
<br />
... Onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır." ( Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 17)<br />
75- Hadislerde Hz. Mehdi Döneminde İnsanlar Arasında Yaşanacak Olan Sosyal Adalet Nasıl Anlatılmıştır?<br />
<br />
Bazı toplumlarda dil, ırk, etnik köken gibi özellikler de çok büyük önem taşımakta ve adaleti uygulayan kimselerin kararlarına etki edebilmektedir. Oysa farklı ırk ve milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel<br />
<br />
bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki bir güzelliktir. Bunun yanı sıra zenginlik ya da fakirlik gibi etkenler de insanların birbirlerine karşı olan tavırlarına ve adalet anlayışlarına etki edebilmektedir. Oysa Kuran<br />
<br />
ahlakına göre, insanlar Allah Katında yalnızca imanlarının ve Allah korkularının derinliği ile üstün olabilirler. Dolayısıyla Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması, yeryüzünde bu anlayış eksikliğine bağlı olarak yaşanan sosyal<br />
<br />
adaletsizlikleri ortadan kaldıracak en güzel ve tek çözüm yoludur. Kuran'da tarif edilen İslam ahlakı, adil, şefkatli, merhametli, zengin fakir ayrımı yapmadan ihtiyaç içinde olana yardım etmeyi gerektirmektedir. Kuran’a göre gerçek<br />
<br />
adalet, sadece Allah rızası gözetilerek, Allah'tan korkarak sağlanan bir adalettir. Böyle bir adalet hedeflendiğinde, ne şahsi bir menfaat, ne dostluk, ne düşmanlık, ne de kişinin hayata bakış açısı, dili, ırkı, teninin rengi<br />
<br />
kararlarında etki edemeyecek, sadece haktan yana karar verilecektir. Allah’ın izniyle Altınçağ’da böyle bir ahlak tüm toplumlara hakim olacak ve gerçek adalet, gerçek huzur ve güven tüm yeryüzüne hakim olacaktır. Peygamberimiz ( sav)'in<br />
<br />
hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak olan bu durum şöyle haber verilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar oldukça hayırlı, yaşantıları gayet rahat olacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 54)<br />
<br />
Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır... ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
Hadislerin işaretlerine göre Altınçağ’da, toplumda ihtiyaç içinde olanın gözetilmemesi, sadece çok küçük bir zümrenin bolluk içinde yaşaması gibi adaletsizlikler son bulacaktır. Komşusu açken kimse tok yatmayacak, tek yanlı zenginlik<br />
<br />
utanç vesilesi haline gelecektir. Egoistlik ve bencillik ortadan kalkacağı için herkes birbirini yemeğe davet edecek, maddi manevi tüm imkanlarını birbiriyle paylaşacaktır. Halkın birbirine karşı olan merhameti alabildiğine artacak,<br />
<br />
herkes birbirini zengin etmeye çalışacaktır. Güçlü olan haklı olmayacak, haklı olan güçlü olacaktır. Kuran ahlakının hakim olduğu bu dönemde toplumun her kesimindeki insanlar arasında çok büyük bir eşitlik yaşanacak, huzur ve güven dolu<br />
<br />
bir ortam olacaktır. Bu ortamın bir sonucu olarak insanlar hiçbir sahtekarlığa, kötülüğe ve haram fiillere de yanaşmayacaklardır.<br />
76- Altınçağ’da İnsanlar Fikir Hürriyetine Sahip Olacaklar mıdır?<br />
<br />
İslam ahlakı, inanç konusunda insanlara tam bir hürriyet tanımaktadır. İslam'ın vahyedildiği dönemden günümüze kadar geçerli olan bu anlayış, İslam ahlakının da temelini oluşturmuştur.<br />
<br />
İslam ahlakına göre insan istediği inancı seçmekte özgürdür ve hiç kimse bir diğerini inanç konusunda zorlayamaz. Müslüman İslam olmasını talep ettiği kişiye sadece tebliğ yapmakla, Allah'ın varlığını, Kuran'ın Allah'ın hak kitabı, Hz.<br />
<br />
Muhammed ( sav)'in ise O'nun elçisi olduğunu, ahiretin ve hesap gününün varlığını, İslam ahlakının güzelliklerini anlatmakla yükümlüdür. Ama bu yükümlülüğü sadece din ahlakını anlatma ile sınırlıdır. Allah Kuran’da bu durumu şöyle<br />
<br />
bildirmektedir :<br />
<br />
Dinde zorlama ( ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk ( rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. ( Bakara<br />
<br />
Suresi, 256)<br />
<br />
Kendisine İslam dini anlatıldığı zaman kişi kendi isteğiyle iman eder, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmadan karar verir. İnsan doğruyu ya da yanlışı seçmekte özgürdür. Eğer yanlış seçimi yaparsa ahirette bunun karşılığını<br />
<br />
alacaktır.<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerindeki bilgilere göre Altınçağ’da, Kuran ahlakının bir gereği olan bu fikir özgürlüğüne dayalı anlayış tüm toplumlara hakim olacaktır. Bunun sonucunda ise siyasi çekişmeler tamamen ortadan kalkacak,<br />
<br />
dostluk ve sevgi ortamı içerisinde tam bir demokrasi ortamı oluşacaktır. Başkalarına zarar vermemek şartı ile her türlü inanç özgürce yaşanacak, kargaşa ve çatışmaya sebebiyet vermeden herkes fikrini istediği gibi beyan edebilecektir.<br />
77- Altınçağ’da Farklı Dinler Arasındaki Barış ve Hoşgörü Nasıl Olacaktır?<br />
<br />
İslam dini, insanları dini inançlarını seçmede özgür bırakırken, diğer dinlere saygılı olmayı emreder. Bir insan Kuran'da batıl olarak tarif edilen bir inanca sahip olsa dahi, Kuran ahlakını yaşayan insanlar arasında huzur ve barış<br />
<br />
içinde yaşayabilir. Kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz. Ya da bir insanı istediği şekilde ibadet etmeye zorlayamaz. Bu İslam<br />
<br />
ahlakına aykırıdır ve Allah'ın razı olmadığı bir davranış biçimidir. İslam tarihini incelediğimizde Peygamberimiz ( sav)'in döneminde de herkesin özgürce ibadet edebildiği, inançlarının gereklerini yerine getirebildiği bir toplum<br />
<br />
modelinin hakim olduğu görülmektedir. Kuran'da Ehl-i Kitab'ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralardan da Allah'ın koruduğu ibadet mekanları olarak söz edilmektedir :<br />
<br />
... Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi ( dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım<br />
<br />
eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. ( Hac Suresi, 40)<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hayatında bu ahlakın pek çok örneğine rastlanmaktadır. Peygamberimiz ( sav), kendisiyle görüşmeye gelen Hıristiyanların kendi mescidinde ibadet etmelerini söylemiş ve bu iş için mescidi onların kullanımına<br />
<br />
bırakmıştır. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241) Peygamberimiz ( sav)'den sonraki halifeler devrinde de bu hoşgörülü anlayış korunmuştur. Şam fethedildiği zaman, camiye çevrilen<br />
<br />
bir kilise ikiye bölünmüş, bir yarısında Hıristiyanlar, öbür yarısında Müslümanlar ibadet etmişlerdir. ( Ali Bulaç, Çağdas¸ Kavramlar ve Düzenler, İz yayıncılık, 16. Baskı, İstanbul, 1998, s. 241)<br />
<br />
Hadislerde tüm halkların barış ve huzur içerisinde yaşadıkları Asr-ı Saadet dönemi gibi, Altınçağ’da Hz. Mehdi döneminde de aynı hoşgörü anlayışının hakim olacağı bildirilmektedir. Bu bilgilere göre Müslümanlar ile Hiristiyan alemi<br />
<br />
arasında karşılıklı hoşgörüye dayalı bir kardeşlik, şevkat ve merhamet anlayışı oluşacaktır. Hıristiyanların ve Yahudilerin tüm ibadethaneleri, havralar, kiliseler ve vakıfları koruma altına alınacak, kilise açmak isteyenlere, dini<br />
<br />
inançları doğrultusunda talepte bulunanlara, ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere imkan tanınacaktır. Tüm Hıristiyanların ve Yahudilerin kendileri için kutsal sayılan topraklarında barış, huzur ve güvenlik içinde yaşamaları<br />
<br />
sağlanacak, her türlü sorun sevgi, saygı ve hoşgörü anlayışıyla kolaylıkla halledilebilecek, tüm halklar birbirleriyle uyum ve dostluk içerisinde yaşamlarını sürdürebileceklerdir.<br />
78- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanındaki Benzersiz Bolluk, Zenginlik ve Tüm Ekonomik Sıkıntıların Sona Ermesi Nasıl Haber Verilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde Altınçağ’da yaşanacak nimetlerin eşşizliği çok detaylı olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımlara göre Altınçağ, ürünlerde ve mallarda çok büyük bolluk ve bereketin yaşandığı bir dönem olacaktır. Benzeri<br />
<br />
görülmemiş bir zenginlik yaşanacak, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, açlık, sefalet ve darlık yılları tümüyle sona erecektir. İhtiyaç içinde olan kimse kalmayacak, herhangi bir talepte bulunana istediğinden kat kat daha fazlası<br />
<br />
verilecek, hiçbir şey sayılıp ölçülmeyecektir. Maddi manevi her türlü imkan insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılacak, en ufak bir sıkıntı, yokluk ve açlık yaşanmayacaktır. Peygamberimiz ( sav) Hz. Mehdi döneminde<br />
<br />
gerçekleşecek olan bu bolluk ve zenginliği hadislerinde şöyle haber vermektedir :<br />
<br />
Ümmetimden Mehdi çıkacaktır.Allahü Teala Hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak, Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal<br />
<br />
dağıtacaktır. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)<br />
<br />
... Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. ( Sünen-i İbni Mace, 10-347/ Ramuz el Ahadis, s. 508 )<br />
<br />
İnsanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir. ( El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 21)<br />
<br />
O zaman ümmetim, iyisi kötüsü hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenir... ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 16)<br />
<br />
... Mal da o kadar çoğalacaktır ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecektir. ( Sünen-i Ibn-i Mace, 10/340)<br />
<br />
Ahir zamanda bir halife olacak, malı sayıp hesap etmeden taksim edecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Emirlerinizden bir emir olacak ki, malı saymayacaktır. Birisi ondan mal istediğinde, "Al" der O da elbisesini yayar ve o da doldurur. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
<br />
Ümmetim arasında bir halife olacak, malı saymadan verecektir. ( Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 15)<br />
79- Hadislerde Hz. Mehdi Zamanında Tarımda Yaşanacak Gelişmelere Nasıl İşaret Edilmiştir?<br />
<br />
Peygamberimiz ( sav)'in hadislerinde, topraktan da herzamankinden çok daha fazla ürün elde edileceği ve bu alanda da benzersiz bir bolluk ve bereketin görüleceği bildirilmektedir :<br />
<br />
İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak... Onun zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir... ( Kıyamet Alametleri, s. 164/ El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,<br />
<br />
s. 24)<br />
</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>