<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Board - Sanal Dergi]]></title>
		<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Board - https://xn--rait-65a.tunca.at]]></description>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 15:01:26 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Göbekli Tepe: Tarihin Sıfır Noktasında Bir Devrim]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=42604</link>
			<pubDate>Fri, 27 Feb 2026 02:54:49 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=42604</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256913" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977371_1280.jpg</a> (Dosya Boyutu: 505.5 KB / İndirme Sayısı: 18)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Göbekli Tepe: Tarihin Sıfır Noktasında Bir Devrim</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş: Bilinen Tarihi Değiştiren Keşif</span></span><br />
<br />
Türkiye‘nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde, Şanlıurfa kent merkezinin yaklaşık 15 kilometre kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında bulunan Göbekli Tepe, arkeoloji dünyasında çığır açan bir keşiftir. "Göbekli Tepe" ismi, bölgede yuvarlak bir tepeyi tanımlamak için kullanılmış olup, günümüzde bu tepe, insanlık tarihine dair bildiklerimizi kökünden değiştiren bir arkeolojik sit alanına ev sahipliği yapmaktadır.<br />
<br />
İlk olarak 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir yüzey araştırmasında tespit edilen alan, o dönemde öneminin tam olarak anlaşılamaması nedeniyle "ilginç bir Neolitik yerleşim" olarak not edilmişti . Ancak 1994 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt‘in bölgeyi yeniden ziyaret etmesi, tarihin akışını değiştirecek bir sürecin başlangıcı oldu. Schmidt, daha önce Nevalı Çori‘de kazdığı T şeklindeki sütunlara benzeyen yapıları fark ederek burasının sıradan bir yerleşim değil, çok daha eski ve görkemli bir yapı topluluğu olabileceğini anladı . Ertesi yıl başlayan kazılar, Schmidt‘in 2014 yılındaki vefatına kadar devam etmiş, ardından İstanbul Üniversitesi, Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü iş birliğiyle Türk prehistoryen Necmi Karul başkanlığında sürdürülmektedir . 2018 yılında ise bu eşsiz miras, UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne dahil edilerek tüm insanlığın ortak değeri olarak tescillenmiştir .<br />
<br />
Göbekli Tepe, MÖ 9500‘lerden MÖ 8000‘e kadar, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ‘da (Pre-Pottery Neolithic - PPN) iskan görmüş devasa bir yapılar topluluğudur . O dönemde insanların henüz avcı-toplayıcı bir yaşam sürdüğü, tarımın ve hayvancılığın başlamadığı düşünülürken, böylesine anıtsal yapıların inşa edilmesi, bilim dünyasında büyük bir şaşkınlık yaratmıştır. Bu durum, Göbekli Tepe‘yi "tarihin sıfır noktası" olarak tanımlanmasına yol açmış ve Neolitik Devrim‘e dair tüm teorilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olmuştur .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taş Tepeler ve Mimari Harikalar</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe, Toros Dağları‘nın eteklerinde, Taş Tepeler bölgesinde, Harran Ovası‘na hakim kayalık bir plato üzerine kurulmuştur . Yaklaşık 300 metre çapında ve 15 metre yüksekliğindeki bu yapay tepe (höyük), aslında yüzyıllar boyunca inşa edilip terk edilen yapıların üst üste birikmesiyle oluşmuştur .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç Ana Tabaka:</span></span><br />
<br />
Arkeolojik kazılar, Göbekli Tepe’de üç ana tabaka olduğunu ortaya koymuştur :<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Katman III (MÖ 9500 - 9000):</span></span> En eski ve en görkemli tabakadır. Bu dönemde, 10 ila 30 metre çapında, dairesel ve oval planlı anıtsal yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların en dikkat çekici özelliği, T şeklinde devasa kireçtaşı sütunlardır. Yükseklikleri 6 metreye, ağırlıkları ise 20 tona kadar ulaşan bu sütunlar, dünyanın bilinen en eski megalitleridir .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Katman II (MÖ 8800 - 8000):</span></span> Daha geç bir döneme, Çanak Çömleksiz Neolitik B (PPNB) evresine tarihlenen bu tabakada, anıtsal dairesel yapıların yerini daha küçük, dikdörtgen planlı odalar almıştır. Ancak bu odaların içinde de daha küçük boyutlu T şeklinde sütunlar bulunması, bölgenin kutsal karakterini bir şekilde koruduğunu göstermektedir. "Aslanlı Sütun Yapısı" olarak adlandırılan yapı bu döneme aittir .<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Katman I:</span></span> En üst tabakadır ve erozyon ile geçmiş dönemlerdeki tarımsal faaliyetler sonucu oluşmuş en genç dolguları içerir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">T Şeklindeki Sütunlar ve Sembolizm:</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe’nin en ikonik unsurları olan T şeklindeki sütunlar, arkeologlar tarafından stilize edilmiş insan figürleri olarak yorumlanmaktadır . Bazı sütunlarda oyulmuş insan kolları, eller ve kumaş parçaları bu yorumu güçlendirmektedir. Bu devlerin, topluluğun atalarını ya da doğaüstü varlıkları temsil ettiği düşünülmektedir . Yapıların içindeki konumlanışları ve birbirlerine bakmaları, belki de toplanma, ritüel veya hikaye anlatımı gibi sosyal işlevlere işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvan Tasvirleri ve Sembolik Dil</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe‘yi süsleyen kabartmalar, dönemin insanlarının sembolik dünyasına dair eşsiz ipuçları sunar. Sütunların çoğu, yabani hayvanların kabartmalarıyla bezelidir. Tilki, yaban domuzu, yaban ördeği, aslan, boğa, akrep, örümcek ve yılan en sık rastlanan figürler arasındadır. Özellikle akbaba tasvirleri, ölü gömme gelenekleriyle ilişkilendirilmektedir . İnsan figürüne ise oldukça az rastlanır; bulunan örnekler arasında çömelmiş bir kadın figürü veya başı kesilmiş bir insan betimlemesi sayılabilir .<br />
<br />
Bu tasvirlerin ne anlama geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, totemik inançlar, koruyucu ruhlar veya mitolojik hikayelerin anlatıları olabilecekleri düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan kazılarda, D Yapısı’nda gerçek boyutlarda, göğsünde, sırtında ve başında kırmızı, siyah ve beyaz pigment kalıntıları bulunan bir yaban domuzu heykeli keşfedilmiştir ki bu, dönemin sanatsal becerisi ve renk kullanımı hakkında önemli bilgiler vermektedir .<br />
<br />
Göbekli Tepe'nin yorumlanmasındaki en büyük değişimlerden biri, sitenin işlevine dairdir. Klaus Schmidt, uzun yıllar boyunca buranın, avcı-toplayıcı grupların belirli dönemlerde bir araya geldiği, "dünyanın ilk tapınağı" olarak hizmet veren bir kutsel alan olduğunu savunmuştur. Bu teori, anıtsal yapıların varlığına karşın yerleşik yaşama dair kalıcı konut kalıntılarının bulunamamasına dayanıyordu .<br />
<br />
Ancak son yıllarda, özellikle Necmi Karul başkanlığında yürütülen "Şanlıurfa Neolitik Araştırma Projesi" kapsamında elde edilen yeni bulgular, bu tabloyu önemli ölçüde değiştirmiştir. Jeomanyetik ölçümler ve kazılar, Göbekli Tepe'de anıtsal yapıların yanı sıra konut olarak kullanıldığı düşünülen dikdörtgen planlı yapıların da varlığını ortaya koymuştur . Ayrıca, yoğun tahıl işleme faaliyetine işaret eden öğütme taşları, havanlar ve dibekler gibi günlük yaşam araçları da bulunmuştur . Kaya içine oyulmuş ve en az 150 metreküp su toplama kapasitesine sahip sarnıçlardan oluşan bir yağmur suyu hasadı sisteminin keşfi, burada uzun süreli ve organize bir yerleşimin varlığını kanıtlar niteliktedir .<br />
<br />
Bu nedenle, güncel arkeolojik görüş, Göbekli Tepe'yi artık sadece bir tapınak olarak değil, belirgin bir ritüel bileşene sahip bir yerleşim yeri olarak tanımlamaktadır. Burası, hem günlük yaşamın sürdüğü hem de karmaşık sosyal ilişkilerin ve inanç sistemlerinin anıtsal mimari ve sembollerle ifade edildiği bir merkezdir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bölgesel Bağlam: Taş Tepeler Kültürü</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe'nin aslında bölgede yalnız olmadığı, daha geniş bir kültürel peyzajın parçası olduğu anlaşılmıştır. Yakınlardaki Karahan Tepe, Sefer Tepe, Harbetsuvan Tepesi, Taşlı Tepe ve diğerleriyle birlikte Taş Tepeler olarak adlandırılan bu oluşum, MÖ 10.000 ila 7.000 yılları arasında ortak bir kültürel kimliği paylaşan karmaşık Neolitik toplulukların varlığını göstermektedir . Tüm bu merkezlerde benzer T şeklinde sütunlar, ortak mimari gelenekler ve ikonografi görülmesi, dönemin güçlü bir sosyal etkileşim ağını işaret etmektedir .<br />
<br />
Bu devasa yapıları inşa etmek, organize bir iş gücü, uzmanlaşmış zanaatkarlar ve güçlü bir sosyal motivasyon gerektiriyordu. Tahmini olarak bir sütunu ocaktan çıkarıp yerine yerleştirmek için yüzlerce insanın birlikte çalışması gerekiyordu . Bu durum, avcı-toplayıcı toplulukların sanıldığından çok daha karmaşık sosyal yapılara ve organizasyon becerilerine sahip olduğunu kanıtlamaktadır.<br />
<br />
Göbekli Tepe'nin en büyük gizemlerinden biri de MÖ 8000 civarında neden ve nasıl terk edildiğidir. İlginç olan, yerleşimin basitçe boşaltılmamış olmasıdır. Anıtsal yapılar, bilinçli bir şekilde, taş kırıkları, hayvan kemikleri ve diğer dolgu malzemeleriyle doldurularak adeta gömülmüştür . Bu bilinçli terketme ritüeli, yapıların binlerce yıl boyunca bozulmadan günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Terk edilişin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, iklim değişiklikleri, inanç sistemlerindeki dönüşüm veya tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte eski avcı-toplayıcı ritüellerinin önemini yitirmesi gibi faktörlerin bir kombinasyonu olabileceği düşünülmektedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: İnsanlık Tarihine Yeni Bir Bakış</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe, yalnızca bir arkeolojik sit alanı değil, aynı zamanda insanlık tarihine dair temel kabulleri sorgulatan bir düşünce devrimidir. Yerleşik hayata geçişin ve tarımın başlamasının, anıtsal mimari ve karmaşık inanç sistemlerinin ön koşulu olmadığını kanıtlamıştır. Avcı-toplayıcılar, daha tahılı ehlileştirmeden, devasa tapınaklar veya toplanma merkezleri inşa edebilecek kadar gelişmiş bir sosyal organizasyona, iş bölümüne ve sembolik düşünce yeteneğine sahipti. Bu durum, "önce tarım, sonra medeniyet" şeklindeki klasik anlatıyı tersine çevirerek, belki de önce inancın ve sosyal ihtiyaçların insanları bir araya getirdiğini ve bu bir aradalığın da tarımın keşfini tetiklediğini düşündürmektedir .<br />
<br />
Günümüzde kazıların yalnızca %10'luk bir kısmı tamamlanmıştır . Toprak altında daha keşfedilmeyi bekleyen onlarca anıtsal yapı ve sayısız eser, gelecekte bu olağanüstü uygarlığın hikayesini daha da aydınlatacaktır. Her yeni kazı sezonu, Göbekli Tepe'nin ve onu inşa eden insanların sırlarını biraz daha aralamakta, bizleri 12.000 yıl öncesine götürerek insanlık serüveninin bu kritik dönüm noktasına tanıklık etmemizi sağlamaktadır. Bu yönüyle Göbekli Tepe, sadece Türkiye'nin değil, tüm insanlığın ortak hafızasının en değerli hazinelerinden biri olmaya devam edecektir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Bu makale bir yapay zeka asistanı olan DeepSeek tarafından güncel veriler ışığında hazırlanmıştır"</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Resim Kaynak :</span></span><br />
<br />
Pixabay<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256913" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977371_1280.jpg</a> (Dosya Boyutu: 505.5 KB / İndirme Sayısı: 18)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256914" target="_blank" title="">diyagram-sanlurfa-8977361.jpg</a> (Dosya Boyutu: 3.45 MB / İndirme Sayısı: 18)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256915" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977366.jpg</a> (Dosya Boyutu: 1.7 MB / İndirme Sayısı: 16)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256916" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977371.jpg</a> (Dosya Boyutu: 4.79 MB / İndirme Sayısı: 15)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256913" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977371_1280.jpg</a> (Dosya Boyutu: 505.5 KB / İndirme Sayısı: 18)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Göbekli Tepe: Tarihin Sıfır Noktasında Bir Devrim</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Giriş: Bilinen Tarihi Değiştiren Keşif</span></span><br />
<br />
Türkiye‘nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde, Şanlıurfa kent merkezinin yaklaşık 15 kilometre kuzeydoğusunda, Örencik Köyü yakınlarında bulunan Göbekli Tepe, arkeoloji dünyasında çığır açan bir keşiftir. "Göbekli Tepe" ismi, bölgede yuvarlak bir tepeyi tanımlamak için kullanılmış olup, günümüzde bu tepe, insanlık tarihine dair bildiklerimizi kökünden değiştiren bir arkeolojik sit alanına ev sahipliği yapmaktadır.<br />
<br />
İlk olarak 1963 yılında İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir yüzey araştırmasında tespit edilen alan, o dönemde öneminin tam olarak anlaşılamaması nedeniyle "ilginç bir Neolitik yerleşim" olarak not edilmişti . Ancak 1994 yılında Alman arkeolog Klaus Schmidt‘in bölgeyi yeniden ziyaret etmesi, tarihin akışını değiştirecek bir sürecin başlangıcı oldu. Schmidt, daha önce Nevalı Çori‘de kazdığı T şeklindeki sütunlara benzeyen yapıları fark ederek burasının sıradan bir yerleşim değil, çok daha eski ve görkemli bir yapı topluluğu olabileceğini anladı . Ertesi yıl başlayan kazılar, Schmidt‘in 2014 yılındaki vefatına kadar devam etmiş, ardından İstanbul Üniversitesi, Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü iş birliğiyle Türk prehistoryen Necmi Karul başkanlığında sürdürülmektedir . 2018 yılında ise bu eşsiz miras, UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne dahil edilerek tüm insanlığın ortak değeri olarak tescillenmiştir .<br />
<br />
Göbekli Tepe, MÖ 9500‘lerden MÖ 8000‘e kadar, Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ‘da (Pre-Pottery Neolithic - PPN) iskan görmüş devasa bir yapılar topluluğudur . O dönemde insanların henüz avcı-toplayıcı bir yaşam sürdüğü, tarımın ve hayvancılığın başlamadığı düşünülürken, böylesine anıtsal yapıların inşa edilmesi, bilim dünyasında büyük bir şaşkınlık yaratmıştır. Bu durum, Göbekli Tepe‘yi "tarihin sıfır noktası" olarak tanımlanmasına yol açmış ve Neolitik Devrim‘e dair tüm teorilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olmuştur .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taş Tepeler ve Mimari Harikalar</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe, Toros Dağları‘nın eteklerinde, Taş Tepeler bölgesinde, Harran Ovası‘na hakim kayalık bir plato üzerine kurulmuştur . Yaklaşık 300 metre çapında ve 15 metre yüksekliğindeki bu yapay tepe (höyük), aslında yüzyıllar boyunca inşa edilip terk edilen yapıların üst üste birikmesiyle oluşmuştur .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç Ana Tabaka:</span></span><br />
<br />
Arkeolojik kazılar, Göbekli Tepe’de üç ana tabaka olduğunu ortaya koymuştur :<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Katman III (MÖ 9500 - 9000):</span></span> En eski ve en görkemli tabakadır. Bu dönemde, 10 ila 30 metre çapında, dairesel ve oval planlı anıtsal yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların en dikkat çekici özelliği, T şeklinde devasa kireçtaşı sütunlardır. Yükseklikleri 6 metreye, ağırlıkları ise 20 tona kadar ulaşan bu sütunlar, dünyanın bilinen en eski megalitleridir .<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Katman II (MÖ 8800 - 8000):</span></span> Daha geç bir döneme, Çanak Çömleksiz Neolitik B (PPNB) evresine tarihlenen bu tabakada, anıtsal dairesel yapıların yerini daha küçük, dikdörtgen planlı odalar almıştır. Ancak bu odaların içinde de daha küçük boyutlu T şeklinde sütunlar bulunması, bölgenin kutsal karakterini bir şekilde koruduğunu göstermektedir. "Aslanlı Sütun Yapısı" olarak adlandırılan yapı bu döneme aittir .<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Katman I:</span></span> En üst tabakadır ve erozyon ile geçmiş dönemlerdeki tarımsal faaliyetler sonucu oluşmuş en genç dolguları içerir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">T Şeklindeki Sütunlar ve Sembolizm:</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe’nin en ikonik unsurları olan T şeklindeki sütunlar, arkeologlar tarafından stilize edilmiş insan figürleri olarak yorumlanmaktadır . Bazı sütunlarda oyulmuş insan kolları, eller ve kumaş parçaları bu yorumu güçlendirmektedir. Bu devlerin, topluluğun atalarını ya da doğaüstü varlıkları temsil ettiği düşünülmektedir . Yapıların içindeki konumlanışları ve birbirlerine bakmaları, belki de toplanma, ritüel veya hikaye anlatımı gibi sosyal işlevlere işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hayvan Tasvirleri ve Sembolik Dil</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe‘yi süsleyen kabartmalar, dönemin insanlarının sembolik dünyasına dair eşsiz ipuçları sunar. Sütunların çoğu, yabani hayvanların kabartmalarıyla bezelidir. Tilki, yaban domuzu, yaban ördeği, aslan, boğa, akrep, örümcek ve yılan en sık rastlanan figürler arasındadır. Özellikle akbaba tasvirleri, ölü gömme gelenekleriyle ilişkilendirilmektedir . İnsan figürüne ise oldukça az rastlanır; bulunan örnekler arasında çömelmiş bir kadın figürü veya başı kesilmiş bir insan betimlemesi sayılabilir .<br />
<br />
Bu tasvirlerin ne anlama geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, totemik inançlar, koruyucu ruhlar veya mitolojik hikayelerin anlatıları olabilecekleri düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan kazılarda, D Yapısı’nda gerçek boyutlarda, göğsünde, sırtında ve başında kırmızı, siyah ve beyaz pigment kalıntıları bulunan bir yaban domuzu heykeli keşfedilmiştir ki bu, dönemin sanatsal becerisi ve renk kullanımı hakkında önemli bilgiler vermektedir .<br />
<br />
Göbekli Tepe'nin yorumlanmasındaki en büyük değişimlerden biri, sitenin işlevine dairdir. Klaus Schmidt, uzun yıllar boyunca buranın, avcı-toplayıcı grupların belirli dönemlerde bir araya geldiği, "dünyanın ilk tapınağı" olarak hizmet veren bir kutsel alan olduğunu savunmuştur. Bu teori, anıtsal yapıların varlığına karşın yerleşik yaşama dair kalıcı konut kalıntılarının bulunamamasına dayanıyordu .<br />
<br />
Ancak son yıllarda, özellikle Necmi Karul başkanlığında yürütülen "Şanlıurfa Neolitik Araştırma Projesi" kapsamında elde edilen yeni bulgular, bu tabloyu önemli ölçüde değiştirmiştir. Jeomanyetik ölçümler ve kazılar, Göbekli Tepe'de anıtsal yapıların yanı sıra konut olarak kullanıldığı düşünülen dikdörtgen planlı yapıların da varlığını ortaya koymuştur . Ayrıca, yoğun tahıl işleme faaliyetine işaret eden öğütme taşları, havanlar ve dibekler gibi günlük yaşam araçları da bulunmuştur . Kaya içine oyulmuş ve en az 150 metreküp su toplama kapasitesine sahip sarnıçlardan oluşan bir yağmur suyu hasadı sisteminin keşfi, burada uzun süreli ve organize bir yerleşimin varlığını kanıtlar niteliktedir .<br />
<br />
Bu nedenle, güncel arkeolojik görüş, Göbekli Tepe'yi artık sadece bir tapınak olarak değil, belirgin bir ritüel bileşene sahip bir yerleşim yeri olarak tanımlamaktadır. Burası, hem günlük yaşamın sürdüğü hem de karmaşık sosyal ilişkilerin ve inanç sistemlerinin anıtsal mimari ve sembollerle ifade edildiği bir merkezdir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bölgesel Bağlam: Taş Tepeler Kültürü</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe'nin aslında bölgede yalnız olmadığı, daha geniş bir kültürel peyzajın parçası olduğu anlaşılmıştır. Yakınlardaki Karahan Tepe, Sefer Tepe, Harbetsuvan Tepesi, Taşlı Tepe ve diğerleriyle birlikte Taş Tepeler olarak adlandırılan bu oluşum, MÖ 10.000 ila 7.000 yılları arasında ortak bir kültürel kimliği paylaşan karmaşık Neolitik toplulukların varlığını göstermektedir . Tüm bu merkezlerde benzer T şeklinde sütunlar, ortak mimari gelenekler ve ikonografi görülmesi, dönemin güçlü bir sosyal etkileşim ağını işaret etmektedir .<br />
<br />
Bu devasa yapıları inşa etmek, organize bir iş gücü, uzmanlaşmış zanaatkarlar ve güçlü bir sosyal motivasyon gerektiriyordu. Tahmini olarak bir sütunu ocaktan çıkarıp yerine yerleştirmek için yüzlerce insanın birlikte çalışması gerekiyordu . Bu durum, avcı-toplayıcı toplulukların sanıldığından çok daha karmaşık sosyal yapılara ve organizasyon becerilerine sahip olduğunu kanıtlamaktadır.<br />
<br />
Göbekli Tepe'nin en büyük gizemlerinden biri de MÖ 8000 civarında neden ve nasıl terk edildiğidir. İlginç olan, yerleşimin basitçe boşaltılmamış olmasıdır. Anıtsal yapılar, bilinçli bir şekilde, taş kırıkları, hayvan kemikleri ve diğer dolgu malzemeleriyle doldurularak adeta gömülmüştür . Bu bilinçli terketme ritüeli, yapıların binlerce yıl boyunca bozulmadan günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Terk edilişin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, iklim değişiklikleri, inanç sistemlerindeki dönüşüm veya tarımın yaygınlaşmasıyla birlikte eski avcı-toplayıcı ritüellerinin önemini yitirmesi gibi faktörlerin bir kombinasyonu olabileceği düşünülmektedir .<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: İnsanlık Tarihine Yeni Bir Bakış</span></span><br />
<br />
Göbekli Tepe, yalnızca bir arkeolojik sit alanı değil, aynı zamanda insanlık tarihine dair temel kabulleri sorgulatan bir düşünce devrimidir. Yerleşik hayata geçişin ve tarımın başlamasının, anıtsal mimari ve karmaşık inanç sistemlerinin ön koşulu olmadığını kanıtlamıştır. Avcı-toplayıcılar, daha tahılı ehlileştirmeden, devasa tapınaklar veya toplanma merkezleri inşa edebilecek kadar gelişmiş bir sosyal organizasyona, iş bölümüne ve sembolik düşünce yeteneğine sahipti. Bu durum, "önce tarım, sonra medeniyet" şeklindeki klasik anlatıyı tersine çevirerek, belki de önce inancın ve sosyal ihtiyaçların insanları bir araya getirdiğini ve bu bir aradalığın da tarımın keşfini tetiklediğini düşündürmektedir .<br />
<br />
Günümüzde kazıların yalnızca %10'luk bir kısmı tamamlanmıştır . Toprak altında daha keşfedilmeyi bekleyen onlarca anıtsal yapı ve sayısız eser, gelecekte bu olağanüstü uygarlığın hikayesini daha da aydınlatacaktır. Her yeni kazı sezonu, Göbekli Tepe'nin ve onu inşa eden insanların sırlarını biraz daha aralamakta, bizleri 12.000 yıl öncesine götürerek insanlık serüveninin bu kritik dönüm noktasına tanıklık etmemizi sağlamaktadır. Bu yönüyle Göbekli Tepe, sadece Türkiye'nin değil, tüm insanlığın ortak hafızasının en değerli hazinelerinden biri olmaya devam edecektir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Bu makale bir yapay zeka asistanı olan DeepSeek tarafından güncel veriler ışığında hazırlanmıştır"</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Resim Kaynak :</span></span><br />
<br />
Pixabay<br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256913" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977371_1280.jpg</a> (Dosya Boyutu: 505.5 KB / İndirme Sayısı: 18)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256914" target="_blank" title="">diyagram-sanlurfa-8977361.jpg</a> (Dosya Boyutu: 3.45 MB / İndirme Sayısı: 18)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256915" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977366.jpg</a> (Dosya Boyutu: 1.7 MB / İndirme Sayısı: 16)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=256916" target="_blank" title="">diyagram-gobeklitepe-8977371.jpg</a> (Dosya Boyutu: 4.79 MB / İndirme Sayısı: 15)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kurban Etini Evde Değerlendirme Usûlleri]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=38744</link>
			<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 01:43:01 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=38744</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurban Etini Evde Değerlendirme Usûlleri</span></span><br />
<br />
Kurban Bayramı'nın bereketini sadece paylaşmakla değil, kesilen kurbanın etini sağlıklı ve bilinçli şekilde değerlendirmekle de yaşamak mümkün. Peki, kurban eti nasıl saklanmalı, nasıl pişirilmeli? Kemik suyu ve sakatat gibi geleneksel lezzetler neden yeniden sofralarımıza dönmeli?<br />
<br />
Kurban kesildiği anda et, kas olup dinlendirilme vaktinin sonuna kadar kas hâlindedir. Ancak ölüm sertliği veya ölüm katılığı hâlindeki kas, dinlendirilip olgunlaştırıldıktan sonra ancak et özelliğini kazanmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KURBAN ETİNİ EVDE DEĞERLENDİRME USÛLLERİ</span></span><br />
<br />
Kurban etleri, imkân varsa kesim yerlerinde dinlendirilmeli yoksa eve getirildikten sonra parçalar hâlinde tepsilere yerleştirilmelidir. Üst üste konmadan, güneş görmeyen serin bir yerde, etin yeterince oksijen alması sağlanarak bekletilmelidir.<br />
<br />
Kesim sıcaklığı 14-20°C’ye düşene kadar 5-6 saat beklenir ve daha sonra bu etler +4°C’de buzdolabına kaldırılmalıdır. Buzdolabında 4°C civarında belirli bir olgunlaşma süresi için 12-24 saat durması yeterlidir. Bu sürede ete hem yumuşaklık hem de lezzet kazandırılır. Taze et, daha sert olması sebebiyle hazımsızlık, şişkinlik, kabızlık veya ishal gibi sindirim problemlerine yol açabilir.<br />
<br />
Kurban etleri kullanım miktarlarına göre ambalajlanarak kıymalık, ızgaralık ve haşlamalık olarak sınıflandırılarak saklanmalıdır. Hemen yenilmeyecek etler derin dondurucuya alınmalı veya kavurma yapılarak muhafaza edilmelidir. Kurban etinin dayanma süresi, kesim kalitesi ve et parçasının büyüklüğüne göre değişmekle beraber normal buzdolabı şartlarında 4-5 gündür. Bu süre, kıyma için de aynıdır. İç organlarda ise bu süre, 1-2 gündür. Eğer daha uzun süreli muhafaza düşünülüyorsa, etlerin derin dondurucuda -18°C’de muhafaza edilmesi gereklidir. Etin derin dondurucuda saklama süresi, dondurucunun derecesine göre değişir. Derin dondurucuda -18°’de en fazla 6 aya kadar saklanabilir.<br />
<br />
Kırmızı et, yüksek oranda protein ihtiva ettiği için en önemli protein kaynaklarımızdandır. Etler, başta B12 vitamini, demir ve çinko olmak üzere mineraller açısından zengindir. Özellikle ette bulunan demirin vücutta kullanılabilirliği yüksek olduğundan, demir eksikliği anemisi tedavisinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Etler, C ve E vitaminleri ile kalsiyum bakımından zayıftır. Bu sebeple etle birlikte C ve E vitamininden zengin hakikî meyve ve sebze suları içilmeli ya da zeytinyağı ve limon sosu dökülmüş yeşil salatalarla birlikte yenmelidir. Hazmı kolaylaştırmak maksadıyla, sodaya yüklenmek yerine bol su içmek daha doğru bir tercihtir.<br />
<br />
Protein ve yağın etteki oranı, etin yağlı veya yağsız oluşuna göre değişir. Yağlı etlerin doymuş yağ asitleri ve kolesterol miktarı daha yüksektir. Kırmızı etin kolesterol yönünden oldukça zengin bir gıda kaynağı olması, insan sağlığı açısından tehdit oluşturacağı mânâsına gelmemelidir. Kolesterol, hücrelerin yapı taşı ve hayat için çok gerekli bazı hormonların oluşumunda oldukça önemli bir role sahiptir.<br />
<br />
Kırmızı et tüketimi, vücut için gerekli miktarı aşarsa veya etin hazırlanması sağlıksız şekilde olursa, o zaman her şeyde olduğu gibi kırmızı et de sağlığımızı tehdit edebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kırmızı Et Sağlıklı Olarak Nasıl Tüketilir?</span></span><br />
<br />
Eti pişirirken kendi yağında pişirme, haşlama, ızgara, fırında pişirme ile buharda pişirme metotları tercih edilmelidir. Kızartma işlemi uygulanmamalıdır. Kızartılarak pişirilen etler, midenin asitliğini artırır ve etin sindirimini zorlaştırır.<br />
<br />
Kurban etlerini mangalda ve ızgarada pişirmek, en çok tercih edilen metottur. Ama bunu yaparken belli kurallara uyulmadığında yenilecek et, şifa yerine hastalık yapabilir.<br />
<br />
Et, ızgarada veya mangalda pişirilirken et ile ateş arasında en az 15-20 cm mesafe olacak şekilde pişirilmelidir. Et ve ızgara arasındaki mesafenin yakınlığı ve harlı alev, ateşin etin iç kısmına ulaşmasını önleyerek dışının yanmasına sebep olur. Etler hızlı pişirildiğinde etin dış yüzeyi sertleşeceğinden, iç tarafı pişmeyebilir. Ayrıca etlerin çok yüksek sıcaklıkta, uzun süre pişirilmeleri kanserojenik (nitrozaminler) maddelerin oluşumunu hızlandırdığı gibi, protein ve B grubu vitaminlerin kaybına da yol açar.<br />
<br />
“Kurban Bayramı” diye, gereğinden fazla miktarda bol yağlı et ve sınırsızca sakatat yemek, vücutta birçok kalıcı rahatsızlıklara sebep olabileceği gibi var olan rahatsızlıkları da artırır. Bu sebeple, alamadığım protein ve vitamini, bayramda bol et yiyerek telafi edeyim gibi yanlış bir fikre de kapılmamak gerekir.<br />
<br />
Özet olarak kırmızı eti pişirirken ızgara, haşlama, buğulama, kapalı bir kapta veya fırında ağır ağır pişirme usulleri tercih edilmelidir. Sağlıklı bir kişi, günlük 150 grama kadar haşlanmış ya da ızgara edilmiş kırmızı et yiyebilir. Hazmı kolaylaştırmak için bol su içmek daha doğru bir tercihtir.<br />
<br />
“-Yeni hayatın bizden çaldığı -ama bizim çok geç farkına vardığımız- mühim bir şey daha var, o da kolajen eksikliğimizdir.” diyor Osman Müftüoğlu…<br />
<br />
Kolajen eksikliği problemi, eti kemiğinden ayırmamızla başladı. Tencere yemeklerini bıraktık. Dolayısıyla iliğiyle kemiğiyle birlikte haşlanmış et yemeklerini neredeyse unuttuk. Tencerede kemikli sığır/dana eti, kuzu budu-sırtı, hindi, tavuk pişiren mutfakların sayısı parmakla gösterilecek kadar azaldı. Son derece sağlıklı olmalarına rağmen mikrop veya parazit korkusuyla sakatat grubu gıdalardan da vazgeçtik.<br />
<br />
Netice ortada: Hepimiz kolajene hasret fertler hâline geldik. İşte bu yüzden eklemlerimiz eskisinden daha hızlı yaşlanıp daha erken çürüyor, pörsüyor. Biraz da bu yüzden kemiklerimiz daha kolay kırılıyor, ciltlerimiz daha kolay kırışıyor, sarkıyor, pörsüyor, kaslarımız eriyip gidiyor.<br />
<br />
Kemikli etle ya da kemik suyuyla hazırlanan yemekler ile sakatat türleri, sağlığımız açısından son derece zengin protein ile vitamin ve mineral kaynağı barındırır. Kemik suyunda bulunan kolajen maddesi vücudumuzun yenilenmesini destekler.<br />
<br />
Kurban Bayramı’nda kemikli etle et yemekleri, kemik suyuyla çorbalar ve sakatat çeşitleriyle şifalı sofralar kuralım. Omega 3 gibi çok değerli mineral ve vitaminler içeren sakatat türleri, sağlığımız için son derece değerli protein kaynaklarıdır. Bu gıdaları tüketmekten kaçınmayalım. Kemik iliğinin, kolajen kaynağı olması itibariyle çocuklara ve yetişkinlere yönelik yenileyici yönlerinden istifade edelim.<br />
<br />
Rabbimiz, cümlemizi sağlık ve âfiyette dâim eylesin. Kurbanı Yüce Zât’ına kurbiyete ve maddî-mânevî hastalıklarımızın şifâ bulmasına vesîle eylesin. Âmîn.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Kaynak:</span></span> Nejla Baş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 472<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ve İhsan</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kurban Etini Evde Değerlendirme Usûlleri</span></span><br />
<br />
Kurban Bayramı'nın bereketini sadece paylaşmakla değil, kesilen kurbanın etini sağlıklı ve bilinçli şekilde değerlendirmekle de yaşamak mümkün. Peki, kurban eti nasıl saklanmalı, nasıl pişirilmeli? Kemik suyu ve sakatat gibi geleneksel lezzetler neden yeniden sofralarımıza dönmeli?<br />
<br />
Kurban kesildiği anda et, kas olup dinlendirilme vaktinin sonuna kadar kas hâlindedir. Ancak ölüm sertliği veya ölüm katılığı hâlindeki kas, dinlendirilip olgunlaştırıldıktan sonra ancak et özelliğini kazanmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KURBAN ETİNİ EVDE DEĞERLENDİRME USÛLLERİ</span></span><br />
<br />
Kurban etleri, imkân varsa kesim yerlerinde dinlendirilmeli yoksa eve getirildikten sonra parçalar hâlinde tepsilere yerleştirilmelidir. Üst üste konmadan, güneş görmeyen serin bir yerde, etin yeterince oksijen alması sağlanarak bekletilmelidir.<br />
<br />
Kesim sıcaklığı 14-20°C’ye düşene kadar 5-6 saat beklenir ve daha sonra bu etler +4°C’de buzdolabına kaldırılmalıdır. Buzdolabında 4°C civarında belirli bir olgunlaşma süresi için 12-24 saat durması yeterlidir. Bu sürede ete hem yumuşaklık hem de lezzet kazandırılır. Taze et, daha sert olması sebebiyle hazımsızlık, şişkinlik, kabızlık veya ishal gibi sindirim problemlerine yol açabilir.<br />
<br />
Kurban etleri kullanım miktarlarına göre ambalajlanarak kıymalık, ızgaralık ve haşlamalık olarak sınıflandırılarak saklanmalıdır. Hemen yenilmeyecek etler derin dondurucuya alınmalı veya kavurma yapılarak muhafaza edilmelidir. Kurban etinin dayanma süresi, kesim kalitesi ve et parçasının büyüklüğüne göre değişmekle beraber normal buzdolabı şartlarında 4-5 gündür. Bu süre, kıyma için de aynıdır. İç organlarda ise bu süre, 1-2 gündür. Eğer daha uzun süreli muhafaza düşünülüyorsa, etlerin derin dondurucuda -18°C’de muhafaza edilmesi gereklidir. Etin derin dondurucuda saklama süresi, dondurucunun derecesine göre değişir. Derin dondurucuda -18°’de en fazla 6 aya kadar saklanabilir.<br />
<br />
Kırmızı et, yüksek oranda protein ihtiva ettiği için en önemli protein kaynaklarımızdandır. Etler, başta B12 vitamini, demir ve çinko olmak üzere mineraller açısından zengindir. Özellikle ette bulunan demirin vücutta kullanılabilirliği yüksek olduğundan, demir eksikliği anemisi tedavisinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Etler, C ve E vitaminleri ile kalsiyum bakımından zayıftır. Bu sebeple etle birlikte C ve E vitamininden zengin hakikî meyve ve sebze suları içilmeli ya da zeytinyağı ve limon sosu dökülmüş yeşil salatalarla birlikte yenmelidir. Hazmı kolaylaştırmak maksadıyla, sodaya yüklenmek yerine bol su içmek daha doğru bir tercihtir.<br />
<br />
Protein ve yağın etteki oranı, etin yağlı veya yağsız oluşuna göre değişir. Yağlı etlerin doymuş yağ asitleri ve kolesterol miktarı daha yüksektir. Kırmızı etin kolesterol yönünden oldukça zengin bir gıda kaynağı olması, insan sağlığı açısından tehdit oluşturacağı mânâsına gelmemelidir. Kolesterol, hücrelerin yapı taşı ve hayat için çok gerekli bazı hormonların oluşumunda oldukça önemli bir role sahiptir.<br />
<br />
Kırmızı et tüketimi, vücut için gerekli miktarı aşarsa veya etin hazırlanması sağlıksız şekilde olursa, o zaman her şeyde olduğu gibi kırmızı et de sağlığımızı tehdit edebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kırmızı Et Sağlıklı Olarak Nasıl Tüketilir?</span></span><br />
<br />
Eti pişirirken kendi yağında pişirme, haşlama, ızgara, fırında pişirme ile buharda pişirme metotları tercih edilmelidir. Kızartma işlemi uygulanmamalıdır. Kızartılarak pişirilen etler, midenin asitliğini artırır ve etin sindirimini zorlaştırır.<br />
<br />
Kurban etlerini mangalda ve ızgarada pişirmek, en çok tercih edilen metottur. Ama bunu yaparken belli kurallara uyulmadığında yenilecek et, şifa yerine hastalık yapabilir.<br />
<br />
Et, ızgarada veya mangalda pişirilirken et ile ateş arasında en az 15-20 cm mesafe olacak şekilde pişirilmelidir. Et ve ızgara arasındaki mesafenin yakınlığı ve harlı alev, ateşin etin iç kısmına ulaşmasını önleyerek dışının yanmasına sebep olur. Etler hızlı pişirildiğinde etin dış yüzeyi sertleşeceğinden, iç tarafı pişmeyebilir. Ayrıca etlerin çok yüksek sıcaklıkta, uzun süre pişirilmeleri kanserojenik (nitrozaminler) maddelerin oluşumunu hızlandırdığı gibi, protein ve B grubu vitaminlerin kaybına da yol açar.<br />
<br />
“Kurban Bayramı” diye, gereğinden fazla miktarda bol yağlı et ve sınırsızca sakatat yemek, vücutta birçok kalıcı rahatsızlıklara sebep olabileceği gibi var olan rahatsızlıkları da artırır. Bu sebeple, alamadığım protein ve vitamini, bayramda bol et yiyerek telafi edeyim gibi yanlış bir fikre de kapılmamak gerekir.<br />
<br />
Özet olarak kırmızı eti pişirirken ızgara, haşlama, buğulama, kapalı bir kapta veya fırında ağır ağır pişirme usulleri tercih edilmelidir. Sağlıklı bir kişi, günlük 150 grama kadar haşlanmış ya da ızgara edilmiş kırmızı et yiyebilir. Hazmı kolaylaştırmak için bol su içmek daha doğru bir tercihtir.<br />
<br />
“-Yeni hayatın bizden çaldığı -ama bizim çok geç farkına vardığımız- mühim bir şey daha var, o da kolajen eksikliğimizdir.” diyor Osman Müftüoğlu…<br />
<br />
Kolajen eksikliği problemi, eti kemiğinden ayırmamızla başladı. Tencere yemeklerini bıraktık. Dolayısıyla iliğiyle kemiğiyle birlikte haşlanmış et yemeklerini neredeyse unuttuk. Tencerede kemikli sığır/dana eti, kuzu budu-sırtı, hindi, tavuk pişiren mutfakların sayısı parmakla gösterilecek kadar azaldı. Son derece sağlıklı olmalarına rağmen mikrop veya parazit korkusuyla sakatat grubu gıdalardan da vazgeçtik.<br />
<br />
Netice ortada: Hepimiz kolajene hasret fertler hâline geldik. İşte bu yüzden eklemlerimiz eskisinden daha hızlı yaşlanıp daha erken çürüyor, pörsüyor. Biraz da bu yüzden kemiklerimiz daha kolay kırılıyor, ciltlerimiz daha kolay kırışıyor, sarkıyor, pörsüyor, kaslarımız eriyip gidiyor.<br />
<br />
Kemikli etle ya da kemik suyuyla hazırlanan yemekler ile sakatat türleri, sağlığımız açısından son derece zengin protein ile vitamin ve mineral kaynağı barındırır. Kemik suyunda bulunan kolajen maddesi vücudumuzun yenilenmesini destekler.<br />
<br />
Kurban Bayramı’nda kemikli etle et yemekleri, kemik suyuyla çorbalar ve sakatat çeşitleriyle şifalı sofralar kuralım. Omega 3 gibi çok değerli mineral ve vitaminler içeren sakatat türleri, sağlığımız için son derece değerli protein kaynaklarıdır. Bu gıdaları tüketmekten kaçınmayalım. Kemik iliğinin, kolajen kaynağı olması itibariyle çocuklara ve yetişkinlere yönelik yenileyici yönlerinden istifade edelim.<br />
<br />
Rabbimiz, cümlemizi sağlık ve âfiyette dâim eylesin. Kurbanı Yüce Zât’ına kurbiyete ve maddî-mânevî hastalıklarımızın şifâ bulmasına vesîle eylesin. Âmîn.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Kaynak:</span></span> Nejla Baş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 472<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam ve İhsan</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Prometheus Kimdir Nedir?]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=35751</link>
			<pubDate>Sat, 22 Feb 2025 15:23:03 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=35751</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Prometheus Kimdir Nedir?</span></span><br />
<br />
Yunan mitolojisi'nde, Prometheus veya Promete (Antik Yunanca: Προμηθεύς; "öngörü", "önceden gören")[1][2][3] Titan ateş tanrısıdır.[4] Prometheus en çok tanrılara ateşi çalarak meydan okumasıyla ve ateşi teknoloji, bilgi ve uygarlık biçiminde insanlığa vermesiyle tanınır. Efsanenin bazılarında, insanlığın çamurdan yaratılması ile de anılır. Prometheus zekâsı ve insanlığın şampiyonu olmasıyla tanınır,[5] ve genellikle insanî sanatların ve bilimlerin yazarı olarak da görülür. Bazen Deukalion'un babası, Tufan'ın kahramanı olarak tanıtılır.[6][7][8]<br />
<br />
Prometheus'un ateşi çalıp insanlara vermesinin bir sonucu olarak cezalandırılması, hem antik hem de modern kültürde popüler bir konudur. Olimpos tanrıları'nın kralı Zeus, Prometheus'u suçundan dolayı sonsuz işkenceye mahkûm etti. Prometheus bir kayaya bağlandı ve Zeus'un amblemindeki kartal karaciğerini yemesi için gönderildi (eski Yunan'da karaciğerin insan duygularının merkezi olduğu düşünülüyordu).[9]<br />
<br />
Karaciğeri daha sonra bir gecede yeniden büyür ancak devam eden döngüde ertesi gün tekrar yenecektir.[9] Efsanenin birkaç ana versiyonuna göre, özellikle de Hesiodos'a göre, Prometheus sonunda kahraman Herakles tarafından serbest bırakıldı.[10][11]<br />
<br />
Daha çok sembolizmde, bazıları tarafından Prometheus'un mücadelesi antik Yunanlar için barbar diyarının uzandığı Kafkas Dağları'ndaki iki volkanik burunda, Elbruz Dağı veya Kazbek Dağı'ndadır.[12]<br />
<br />
Başka bir efsanede Prometheus, antik Yunan dininde uygulanan hayvan kurban edilme biçimini belirler.[13] Prometheus'un kendisine ait bir kült olduğuna dair kanıtlar çok değildir. Esasen antik Atina'da dini faaliyetlerin odak noktasıydı ve burada Yunan yaratıcı beceri ve teknoloji tanrıları olan Athena ve Hephaistos ile bağlantılıydı.[14][15]<br />
<br />
Batı klasik geleneğinde Prometheus, insan çabasını (özellikle bilimsel bilgi arayışını) ve aşırıya kaçma riskini veya istenmeyen sonuçları temsil eden bir şahsiyet oldu. Özellikle Romantik çağ’da insan varlığını iyileştirme çabaları aynı zamanda trajediye de yol açabilecek tek dehanın vücut bulmuş hali olarak görülüyordu: Mary Shelley örneğin Frankenstein (1818) adlı romanının alt başlığını "Modern Prometheus" olarak verdi.<br />
<br />
Prometheus, Hesiodos'a göre İapetos'la ve Klymene'nin oğlu ve Atlas, Menoitios ve Epimetheus'un kardeşidir. Bazı metinlerde Prometheus'un annesi Asia ve kardeşi Athos olarak gösterilir. Prometheus, öteki kardeşleri gibi tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış ve öteki kardeşlerinden farklı olarak sonunda insanoğlunu yaratarak ve onlara ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı) vererek bu düzeni değiştirmeyi başarmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etimoloji</span></span><br />
<br />
Prometheus, Hint-Avrupa dil ailesindeki "önce" öneki olan "pro" ve "metheus" olarak ayrılır. Metheus sözcüğünün yakın kökeni, “matematik” sözcüğünün bile dayanağı olan, Yunanca “öğrenmek” anlamındaki “math-”tır (μάθ). Grekler, mitolojideki Prometheus’a “önceden öğrenen” anlamını yükleyerek onu bir kahin tanrı olarak nitelendirmişlerdir. Uzak kökeni ise Sanskritçeye dayanır. Prometheus, Hint mitolojisindeki ateş tanrısı Agni ile eşlenebilir. Sanskritçedeki “yakmak” anlamında kullanılan “mathaya” (मथाय) Grekçedeki “metheus” sözcüğünün mitolojik kaynağını böylece açıklar; Prometheus ateşi çalarak insanları yaratmıştır.[16] <br />
Mitoloji<br />
Olympos Tanrıları'nın kuvvet ve kudretine karşılık, Prometheus'ta kurnazlık ve zekâ vardır. Titanların isyanları sırasında tarafsızlığını korumuş ve başkaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus'un gözüne girmeyi başarmıştı. Zeus onu Olympos'daki ölümsüzlerin arasına aldı. Oysa o Zeus ve arkadaşlarına karşı kin besliyordu. Dedelerinin öcünü almak için, kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Sonra onun acizliğine acı(Zeker), Hephaistos’un (Demirci Tanrı) alevler saçan ocağından bir kıvılcım çaldı ve insanlara armağan etti. Bunun için Zeus tarafından Kafkas Dağında zincire vurulmuş ve Prometheus Desmotes (zincire vurulmuş Prometheus) adıyla anılmıştır. Prometheus, insanlarla ateşi (bilimin ve aydınlanmanın sembolü) paylaştığı için Zeus tarafından, bir kartalın (bazen akbabayla karıştırılır) her gün, geceleri yeniden oluşan karaciğerini yemesiyle cezalandırılmıştır. Onu Kafkas dağının tepesindeki bu işkenceden Zeus'un oğlu olan yarı tanrı ve ölümlü Herakles kurtarır. Prometheus; "Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yoktur" der, böylelikle insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur.<br />
Bu arada Zeus, kendisini hiçe sayan insanlara da bir ders vermek için Hephaistos'a su ve balçıktan ilk bakirenin heykelini yaptırdı ve kalbine ruh yerine Prometheus'un ateşi çaldığı yerden aldığı bir kıvılcımı koyarak ona Pandora adını verdi. Onu insanlara yollarken eline verdiği kutuda (Pandora'nın Kutusu) ise tüm kötülükler ve ızdıraplar vardı. Zeus böylece insanlardan da intikamını almış oldu.<br />
<br />
Prometheus'un zincire vurulmasındaki asıl neden Zeus'un ondan korkuyor olmasıdır. Geleceği görme yetisine sahip bir titan olan Prometheus, bu yetisini kullanarak Zeus'un Kronos'u tahttan indirmesine yardımcı olmuştur. Gelecekte de Prometheus'un bu özelliğini kendisinin tahttan düşürülmesi için de kullanacağından korkan Zeus, Prometheus'un ateşi (bilgiyi) çalarak insanlara vermesi ile ondan kurtulmak için gerekli fırsatı elde etmiştir. Bu işkence otuz bin yıl sürmek üzere planlanmıştı fakat Herkül'ün onu serbest bırakmasıyla Prometheus kendisinin karaciğerini her gün yiyen kartalı buldu ve öç olarak Zeus'un Prometheus'u cezalandırmakla görevlendirdiği kartalın karaciğerini yedi. Zeus bu şekilde cezasını sonlandıran Prometheus'u affetti ve tekrar ölümsüzlerin arasına aldı. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Kaynak</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Prometheus Kimdir Nedir?</span></span><br />
<br />
Yunan mitolojisi'nde, Prometheus veya Promete (Antik Yunanca: Προμηθεύς; "öngörü", "önceden gören")[1][2][3] Titan ateş tanrısıdır.[4] Prometheus en çok tanrılara ateşi çalarak meydan okumasıyla ve ateşi teknoloji, bilgi ve uygarlık biçiminde insanlığa vermesiyle tanınır. Efsanenin bazılarında, insanlığın çamurdan yaratılması ile de anılır. Prometheus zekâsı ve insanlığın şampiyonu olmasıyla tanınır,[5] ve genellikle insanî sanatların ve bilimlerin yazarı olarak da görülür. Bazen Deukalion'un babası, Tufan'ın kahramanı olarak tanıtılır.[6][7][8]<br />
<br />
Prometheus'un ateşi çalıp insanlara vermesinin bir sonucu olarak cezalandırılması, hem antik hem de modern kültürde popüler bir konudur. Olimpos tanrıları'nın kralı Zeus, Prometheus'u suçundan dolayı sonsuz işkenceye mahkûm etti. Prometheus bir kayaya bağlandı ve Zeus'un amblemindeki kartal karaciğerini yemesi için gönderildi (eski Yunan'da karaciğerin insan duygularının merkezi olduğu düşünülüyordu).[9]<br />
<br />
Karaciğeri daha sonra bir gecede yeniden büyür ancak devam eden döngüde ertesi gün tekrar yenecektir.[9] Efsanenin birkaç ana versiyonuna göre, özellikle de Hesiodos'a göre, Prometheus sonunda kahraman Herakles tarafından serbest bırakıldı.[10][11]<br />
<br />
Daha çok sembolizmde, bazıları tarafından Prometheus'un mücadelesi antik Yunanlar için barbar diyarının uzandığı Kafkas Dağları'ndaki iki volkanik burunda, Elbruz Dağı veya Kazbek Dağı'ndadır.[12]<br />
<br />
Başka bir efsanede Prometheus, antik Yunan dininde uygulanan hayvan kurban edilme biçimini belirler.[13] Prometheus'un kendisine ait bir kült olduğuna dair kanıtlar çok değildir. Esasen antik Atina'da dini faaliyetlerin odak noktasıydı ve burada Yunan yaratıcı beceri ve teknoloji tanrıları olan Athena ve Hephaistos ile bağlantılıydı.[14][15]<br />
<br />
Batı klasik geleneğinde Prometheus, insan çabasını (özellikle bilimsel bilgi arayışını) ve aşırıya kaçma riskini veya istenmeyen sonuçları temsil eden bir şahsiyet oldu. Özellikle Romantik çağ’da insan varlığını iyileştirme çabaları aynı zamanda trajediye de yol açabilecek tek dehanın vücut bulmuş hali olarak görülüyordu: Mary Shelley örneğin Frankenstein (1818) adlı romanının alt başlığını "Modern Prometheus" olarak verdi.<br />
<br />
Prometheus, Hesiodos'a göre İapetos'la ve Klymene'nin oğlu ve Atlas, Menoitios ve Epimetheus'un kardeşidir. Bazı metinlerde Prometheus'un annesi Asia ve kardeşi Athos olarak gösterilir. Prometheus, öteki kardeşleri gibi tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış ve öteki kardeşlerinden farklı olarak sonunda insanoğlunu yaratarak ve onlara ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı) vererek bu düzeni değiştirmeyi başarmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etimoloji</span></span><br />
<br />
Prometheus, Hint-Avrupa dil ailesindeki "önce" öneki olan "pro" ve "metheus" olarak ayrılır. Metheus sözcüğünün yakın kökeni, “matematik” sözcüğünün bile dayanağı olan, Yunanca “öğrenmek” anlamındaki “math-”tır (μάθ). Grekler, mitolojideki Prometheus’a “önceden öğrenen” anlamını yükleyerek onu bir kahin tanrı olarak nitelendirmişlerdir. Uzak kökeni ise Sanskritçeye dayanır. Prometheus, Hint mitolojisindeki ateş tanrısı Agni ile eşlenebilir. Sanskritçedeki “yakmak” anlamında kullanılan “mathaya” (मथाय) Grekçedeki “metheus” sözcüğünün mitolojik kaynağını böylece açıklar; Prometheus ateşi çalarak insanları yaratmıştır.[16] <br />
Mitoloji<br />
Olympos Tanrıları'nın kuvvet ve kudretine karşılık, Prometheus'ta kurnazlık ve zekâ vardır. Titanların isyanları sırasında tarafsızlığını korumuş ve başkaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus'un gözüne girmeyi başarmıştı. Zeus onu Olympos'daki ölümsüzlerin arasına aldı. Oysa o Zeus ve arkadaşlarına karşı kin besliyordu. Dedelerinin öcünü almak için, kendi gözyaşıyla yoğurduğu balçıktan ilk insanı yarattı. Sonra onun acizliğine acı(Zeker), Hephaistos’un (Demirci Tanrı) alevler saçan ocağından bir kıvılcım çaldı ve insanlara armağan etti. Bunun için Zeus tarafından Kafkas Dağında zincire vurulmuş ve Prometheus Desmotes (zincire vurulmuş Prometheus) adıyla anılmıştır. Prometheus, insanlarla ateşi (bilimin ve aydınlanmanın sembolü) paylaştığı için Zeus tarafından, bir kartalın (bazen akbabayla karıştırılır) her gün, geceleri yeniden oluşan karaciğerini yemesiyle cezalandırılmıştır. Onu Kafkas dağının tepesindeki bu işkenceden Zeus'un oğlu olan yarı tanrı ve ölümlü Herakles kurtarır. Prometheus; "Zeus tahtından düşmedikçe benim işkencelerimin sonu yoktur" der, böylelikle insanlığa özgürlüğün yolunu göstermiş olur.<br />
Bu arada Zeus, kendisini hiçe sayan insanlara da bir ders vermek için Hephaistos'a su ve balçıktan ilk bakirenin heykelini yaptırdı ve kalbine ruh yerine Prometheus'un ateşi çaldığı yerden aldığı bir kıvılcımı koyarak ona Pandora adını verdi. Onu insanlara yollarken eline verdiği kutuda (Pandora'nın Kutusu) ise tüm kötülükler ve ızdıraplar vardı. Zeus böylece insanlardan da intikamını almış oldu.<br />
<br />
Prometheus'un zincire vurulmasındaki asıl neden Zeus'un ondan korkuyor olmasıdır. Geleceği görme yetisine sahip bir titan olan Prometheus, bu yetisini kullanarak Zeus'un Kronos'u tahttan indirmesine yardımcı olmuştur. Gelecekte de Prometheus'un bu özelliğini kendisinin tahttan düşürülmesi için de kullanacağından korkan Zeus, Prometheus'un ateşi (bilgiyi) çalarak insanlara vermesi ile ondan kurtulmak için gerekli fırsatı elde etmiştir. Bu işkence otuz bin yıl sürmek üzere planlanmıştı fakat Herkül'ün onu serbest bırakmasıyla Prometheus kendisinin karaciğerini her gün yiyen kartalı buldu ve öç olarak Zeus'un Prometheus'u cezalandırmakla görevlendirdiği kartalın karaciğerini yedi. Zeus bu şekilde cezasını sonlandıran Prometheus'u affetti ve tekrar ölümsüzlerin arasına aldı. <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Kaynak</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BEDEViLER ( Arapçada Badavi )]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=35659</link>
			<pubDate>Thu, 20 Feb 2025 14:21:59 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=35659</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">BEDEVÎ<br />
البدوي</span></span><br />
<br />
<br />
Bedeviler (Arapça: بدوي), geçmişte göçebe olan ve Büyük Sahra'nın Atlas Okyanusu kıyısından Batı Çölü, Sina Yarımadası ve Necef Çölü üzerinden Arap Çölü'ne kadar uzanan bölgede yaşayan Arap kabileleridir. Arap olmayan bazı kabilelerin, örneğin Kızıldeniz'in Afrika kıyısındaki Bejalar gibi, Bedevi olarak anıldıkları olmuştur.<br />
<br />
Ana geçim kaynakları develer ile ticaret ve hayvancılıktır; vahalarda bulunan suyu çok dikkatli bir biçimde kullanarak yaşarlar. Bedevilerin temel geçim kaynağı göçebe hayvancılıktır. En çok besledikleri hayvan, çöle uyum sağlamış develerdir. Koyun ve at besleyen Bedevi toplulukları da vardır. Kendilerinin ve hayvanlarının su ihtiyaçlarını çölde açılmış su kuyularından karşılarlar. Yaşadıkları bölge yılın hiçbir ayında yeterli yağış alamadığı için temel geçim kaynağı hayvancılıktır.<br />
<br />
Bedevilerin geleneksel yemeği fıstıklı pilav üstünde kuzu kızartmasının ikram edildiği mansaftır. <br />
<br />
<br />
<br />
“Başlamak, ortaya çıkmak, önce gelmek” mânaları yanında “çölde yaşamak, sahrada oturmak” anlamında da kullanılan Arapça bedâvet (bidâvet) kelimesi, “yerleşik hayat, medeniyet” anlamına gelen hadâretin karşıtıdır. “Kır, sahra, çöl” anlamına gelen bâdiyede yaşayan kimselere bedevî veya ehlü’l-bâdiye, ebnâü’l-bâdiye denir. Bedevîler deve veya keçi kılından yapılmış çadırlarda göçebe hayatı yaşadıklarından ehlü’l-veber, ehlü’l-hıyâm veya sekenetü’l-hıyâm adlarıyla da anılırlar. Buna karşılık köy, kasaba ve şehirlerde kerpiçten yapılmış evlerde yerleşik hayat yaşayanlara ehlü’l-meder adı verilir.<br />
<br />
Sâmî dillerde “çöl” mânasına gelen arab (عرب) kelimesi eski devirlerde aynı zamanda çölde yaşayan kimse yani bedevî için kullanılıyordu. Nitekim Tevrat’ta (İşaya, 21/13; 13/20; Yeremya, 3/2), ayrıca Asur, Bâbil, Yunan ve hatta Câhiliye dönemine ait bazı metin, rivayet, tablet ve kitâbelerde arab kelimesiyle Arap yarımadasında çölde yaşayan bedevî Araplar kastediliyordu. Buna karşılık bir kabile adıyla veya oturdukları yerlerin ismiyle anılan yerleşik hayat yaşayanlara arab denilmiyordu. Nitekim Tevrat’ta geçen Kahtân (Yaktân), Sebe’, Hadramut, İsmâil, Teymâ, Medyen kabilelerine arab denmemiştir. Milâttan sonraki dönemlerde ise yerleşik hayat yaşayan Araplar için de bu kelime kullanılmaya başlanmıştır.<br />
<br />
İlk defa Kur’ân-ı Kerîm’de, yerleşik hayat yaşayan Araplar’la bedevî Araplar açık bir şekilde birbirinden ayrılmış ve bedevîler a‘râb (أعراب) olarak adlandırılmıştır. Böylece bir ırkın adı olmakla birlikte yarımadanın köy ve şehirlerinde yaşayanlarına arab, çölde göçebe olarak yaşayanlarına ise a‘râb (bedevî) denilmiştir (bk. A‘RÂB).<br />
<br />
İktisadî ve Günlük Hayat. Cemiyetler, üzerinde yaşadıkları coğrafî muhitin, iklim şartlarının ve geçimlerini sağlamak için başvurdukları üretim şekillerinin tesiriyle birbirlerinden ayrılırlar. Göçebe olanlarla yerleşik hayat sürenler birbirinden çok farklı iki ayrı zümre meydana getirirler. Nitekim İslâmiyet’in ortaya çıkışı sırasında bilhassa Orta ve Kuzey Arabistan’da yaşayan, kuzey ve güney (Adnânî veya Kahtânî diye bilinen) bütün Arap kabileleri bedevî ve hadarî diye ikiye ayrılıyordu.<br />
<br />
İbn Haldûn insanları diğer canlılardan ayıran özellikleri sıralarken bunlar arasında “umran”ı da (medeniyet) zikreder; umranın yalnızca hadarîlerde değil bedevîlerde de olduğunu belirtir. Bedevîliğin ve hadarîliğin, geçimlerini sağlamak için bir araya gelen insanların takip ettiği farklı yol ve şekiller sebebiyle meydana geldiğini söyler. Daha açık bir ifadeyle gıda, barınak ve elbise gibi en zaruri ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir araya gelen toplumlar bedevîdir. Buna karşılık o günkü şartlarda lüks sayılan tüketim maddelerini kullanmaya başlayan toplumlar ise hadarî yani medenîdir. Bedevîlikten hadarîliğe geçişi sağlayan vasıtalar şehirlerdeki iktisadî imkânlardır. Bedevîler, gıda maddelerini ateşle pişirmeleri hariç, bu maddeleri hemen hemen olduğu gibi veya çok az değiştirerek tüketirler.<br />
<br />
Hayvan yetiştirmek, avlanmak, ticaret yapmak, baskın düzenlemek gibi işlerle geçimlerini sağlayan bedevîler çiftçilik, el işleri ve sanatları ile denizcilikten hoşlanmazlar, hor gördükleri bu işleri asil insanlara yakıştıramazlardı.<br />
<br />
Yemen ve Hîre gibi suyu bulunan, iklimi mutedil, ziraata uygun yerler dışında Arabistan’ın büyük bir bölümünde tabiat şartları elverişsizdir. Kurak iklim buradaki hayatın devenin etrafında teşekkül etmesine sebep olmuştur. Dişi develerden oluşan bir sürü bedevî için en büyük servettir. Bedevî, hem yük hem de binek hayvanı olan devesinin sütünden, etinden, derisinden, gübresinden, yününden ve gölgesinden faydalanır. Açlığa ve susuzluğa günlerce dayanabilen bu hayvan sayesinde çölün zorluklarına göğüs gerer. Bedevîler iklim şartlarına ve otlattıkları develere bağlı olarak sürekli göç etmek zorunda kalmışlardır. Esasen Arap yarımadasında yaşayan bedevîleri başka bölgelerde ve kıtalarda yaşayan göçebelerden ayıran özelliklerden biri de onların yalnızca deve yetiştirmesidir. Çünkü buradaki iklim ve tabiat şartları deveden başka hayvan yetiştirmeye elverişli değildir. Halbuki diğer göçebeler (meselâ Berberîler ve Türkmenler) deve ile birlikte koyun ve sığır da yetiştirirler.<br />
<br />
Orta Arabistan’ı güney, kuzey ve doğudan kuşatan çöl, yağmur mevsimini takip eden birkaç hafta içinde hayvanlar için çok uygun bir mera haline gelir. Bedevîler bu yerleri hemen tesbit edip etrafına çadırlarını kurarak hayvanlarını otlatırlar. Bu mevsimde bolca süt içilir, yağ ve peynir yapılır, kadınların topladığı filiz ve sürgünler pişirilerek yenilir, kuruyan otların tohumları toplanarak buğday ve arpa ile karıştırılır ve yemek için saklanırdı. Bedevîler bu geçici meraların yerlerini tayin edebilmek için yıldızlardan faydalanır ve yağmurun ne zaman yağacağını hesap ederlerdi. Bu sebeple fırtınanın ne zaman çıkacağını, yağmurun ne zaman yağacağını tesbit bilgisi demek olan “ilmü’l-envâ’” (علم الأنواء) bedevîler arasında oldukça gelişmiştir. Bedevîler devamlı göçebe hayatı yaşamalarına rağmen her kabilenin kendine mahsus meraları vardı. Geçici meralardaki otların birkaç hafta içerisinde tükenmesinden sonra bedevîler, kendi topraklarına göç ederler.<br />
<br />
Bedevîler genellikle deveye, âni baskınlarda ve komşu kabilelerin çadırlarını ziyaret esnasında ise ata binerler. At susuzluğa karşı deve gibi dayanıklı olmadığından bu hayvanlar için develerle yedek su taşınır. Çölde yetiştirilmeleri ve bakımları çok zor olduğu için sayıları da azdır. Kuraklık baş gösterince kendi topraklarında yiyecek bulamayan bedevîler başka yerlerde bazan dostça, bazan da zorla kendilerine bir yurt temin etmeye çalışırlar; sonbahar mevsimini zahire ve hurma tedarik edebilecekleri yerlerde, kışı ise soğuğu en az bölgelerde geçirirlerdi.<br />
<br />
Bedevîlerin çok çabuk çoğalmaları da onların sık sık yer değiştirmelerine sebep olan faktörlerden biridir. Şartlar uygun olduğu takdirde küçük bir aile, çok kısa denilebilecek bir süre içerisinde kalabalık bir kabile haline gelebilir. Bu durumda komşu kabilelerin bulundukları yerlerden çıkarılmaları veya kendiliklerinden göç etmeleri kaçınılmaz olur. Bedevîler çoğunlukla deve yününden yapılan, hafif, çabuk kurulup toplanabilen ve kolayca taşınabilen çadırlarda yaşarlardı. Irak ve Suriye’de yaşayan bedevîler ise siyah keçi kılından yapılmış çadırları kullanırlardı. Çadırlarda silâhlar, ailenin ve hayvanların yiyecekleri, kırba, tulum ve benzeri deriden yapılmış kaplar, koşum aletleri vb. gibi zaruri eşyalar saklanırdı. Çadırların kurulması, toplanması, eskiyen ve yırtılan yerlerinin tamiri kadınlara aitti.<br />
<br />
Bedevîlerin temel besin maddesi, vahalarda elde edilen hurma ile süttür. Sütten yağ ve bir nevi peynir yapar, sonra da su ile karıştırarak yerlerdi. Et ancak misafir şerefine ve şenlik günlerinde hayvan kesildiğinde yenilirdi. Av hayvanları da onlar için önemli bir besin kaynağıdır. Bedevîler avlanmaya çok düşkündürler. Av hayvanları arasında dağ keçisi, yaban sığırı, ceylan, yaban eşeği, tavşan, keklik, deve kuşu ve büyük kertenkeleler sayılabilir. Zaman zaman çöle gelen çekirge sürülerinden de faydalanan bedevîler bunları bazan pişirip bazan da hurma ile karıştırıp ezme yaparak yerlerdi. Yağmurlardan sonra ortaya çıkan beyaz mantarlar da yenilirdi.<br />
<br />
Bedevî kabileleri arasında rekabet eksik olmazdı. Bu rekabet yüzünden birbirlerine sık sık baskın düzenlerlerdi. Hayatî ihtiyaçlarını elde etmek üzere komşu şehir ve köylere veya kervanlara baskın yaptıkları da olurdu. Çöldeki iktisadî ve içtimaî şartların sebep olduğu bu baskın ve savaşların bedevîlerin hayatı üzerinde çok önemli tesiri vardır. Deve ve yiyecek çalmak, kadın ve çocukları kaçırmak için yapılan bu baskınlar sırasında, kan davasına sebep olmaması için adam öldürmemeye azamî gayret gösterilirdi. Kaçırılan kadın ve çocukların fidye karşılığında iade edilmesi de bedevî geleneklerindendi. Elde edilen ganimetlerin taksiminde bazı esaslara riayet edilir ve kabile şeyhine büyük hisse ayrılırdı. Baskına mâruz kalan kabile mensuplarının zararı da müştereken karşılanır, kabile şeyhi büyük bir hisse ile bu dayanışmaya öncülük ederdi. Bu şekildeki baskınlar sonucunda uzun ve kanlı savaşlara sebep olan kan davaları bedevîleri tehdit eden büyük bir felâketti (bk. EYYÂMÜ’l-ARAB).<br />
<br />
Arap yarımadasında yaşayan insanlar, ister şehirli ister bedevî olsun, hayatlarını devam ettirebilmek için ticaret yapmaya mecbur kalmışlardır. Bedevî muhtaç olduğu şeyleri şehirlilerden mübadele usulü ile temin ederdi. Bu durum, yağ ve yün yanında deve ve keçi kılından kumaşlar, halı, deriden tulum ve kırba, çuval, ip ve hasır gibi bazı el işleri yapıp satmaya bedevîyi mecbur etmiş, bunlara karşılık hububat, hurma, elbise ile kapkacak satın almıştır. Bu ticaretin gerçekleşmesi için bedevîler, yarımadanın muhtelif yerlerinde kurulan panayırlara mal götürüp getirmek üzere kervancılığa başlamışlardır. Milâttan itibaren dünya ticaretindeki gelişmeler bedevî hayatını değiştirmiştir. Hint ve Çin’den Yemen’e, oradan da kervanlarla kuzeye gönderilen ticaret malları sayesinde bedevîlerin yaşadıkları çöller, dünya ticaretinin ana damarlarının geçtiği, develerle aşılan birer ticaret yolu haline gelmiştir. Bu ticaret kervanlarına kılavuzluk ve muhafızlık yapan bedevîlerin hayatı yeni bir canlılık kazanmıştır. Yarımadanın batısında başta Mekke olmak üzere bazı önemli ticaret merkezleri meydana gelmiş, vahalar ve vadiler de ticaret kervanlarının uğramak mecburiyetinde kaldığı birer menzil olmuştur. Böylece çölde yaşayan bedevîler yanında vadi ve vahalarda yaşayan yarı göçebe zümreler ortaya çıkmıştır. Bedevîler Arap yarımadasının çeşitli yerlerine giden büyük ticaret kervanları için deve temin etmek, ücret karşılığında kervanların yol emniyetini sağlamak ve onları çeşitli saldırılardan korumak suretiyle gelir temin etmeye başlamışlardır. Ayrıca ticaret kafileleri ve yolcular bedevîlere ait topraklardan geçerken onların saldırılarına uğramamak için ücret ödemek zorunda kalmışlardır. Böylece bedevînin iktisadî hayatı canlanmış ve kapalı bir ekonomik modelden uzaklaşmıştır.<br />
<br />
Çölün insanı korkutan bu ağır şartları bedevîleri yabancı işgalinden koruduğu gibi bölgede büyük devletlerin kurulmasına ve insanların hukukuna riayeti sağlayan bir sisteminin ortaya çıkmasına engel olmuştur. Hatta tarihte, Arap yarımadasının kuzey ve güneyindeki bölgelerin aksine, Hicaz ve Orta Arabistan hemen hiçbir yabancı işgaline mâruz kalmamıştır.<br />
<br />
Sosyal Hayat. Bedevî toplumu, bir babadan geldiğine inanan insanların meydana getirdiği kabile esasına dayanır. Daha çok erkek soyundan gelen akrabalık bağına dayanan kabilede, hilf, câr ve velâ yoluyla da akrabalık bağı kurulur, böylece kabileye yeni katılmalar olurdu. Bu şekilde kurulan bağlar ile kan bağı arasında uygulamada bir fark yoktu. Hilf ve câr bağı, kabilesini terkeden veya kabilesinden kovulan bir kimsenin başka bir kabile mensubunun himayesine (câr) girmesi veya müttefiki (halîf) olmasıyla, velâ bağı ise savaş veya baskın sonucunda ele geçen veya satın alınan kölenin âzat edilmesiyle kurulurdu. Böylece göçebe cemiyetlerde çok kuvvetli olan kabile bağı, kan bağının ötesinde sosyal bir râbıta haline geliyordu.<br />
<br />
Çetin çöl şartlarında hayatın devamı için kabile dayanışmasına fazlaca ihtiyaç duyuluyordu. Bedevî, hem ağır tabiat şartlarına hem de hasım kabilelerden gelebilecek tehlikelere karşı kabilesinin yardımına muhtaçtı. Bedevîlerin birlikte yaşamak, birlikte harekete geçmek, haksızlıklara birlikte karşı koymak, kabileyi birlikte savunmak ve sürekli bir dayanışma içinde olmak gibi özellikleri vardı. Mülkiyetin kolektif oluşu, kabile içindeki irtibatı ve dayanışmayı güçlendiriyordu. Günlük kullandığı eşyaları dışında bedevînin ferdî mülkiyeti çadır ve deveden ibaretti. Toprak, av, ot ve ateş kabile mensuplarının ortak malı idi. Hatta deve sürülerinin bile kabilenin ortak mülkiyetinde olduğuna dair işaretler vardır. Kabile fertleri diyet ödemede de ortak bir mesuliyet taşırlardı. Kabile fertleri arasında körü körüne bir tarafgirlik duygusu demek olan bu dayanışmaya asabiyet denilirdi. Bu anlayışta haklıyı haksızdan ayırmak, suçun ferdîliğini kabul etmek söz konusu değildir. Bunun tabii sonucu da kan davasıdır. Kan davaları kabile dayanışmasını daha da artırıyordu. Öldürülen kimsenin en yakın akrabası, katilden veya onun yakın akrabalarından yahut kabilesinden bir kimseyi öldürüp intikam almak zorundaydı. İntikamdan başka bir ceza tanımayan bedevî kana kan isterdi. Böylece sosyal hayata anarşi hâkim olmakla birlikte kan davalarında zaman zaman diyet ödenmesi veya kabile mensuplarından birinin işlediği suçun benimsenmeyerek o kimsenin kabile üyeliğinden atılması suretiyle kan gütme âdeti azaltılabiliyordu. Kabilesinden ihraç edilen kimse başka bir kabilenin himayesine giremezse mahvolurdu. Kabile fertleri arasında ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar kabile asabiyeti sayesinde önleniyordu.<br />
<br />
İbn Haldûn, bedevî zümrelerdeki sosyal düzen ve hukukî hükümlerin ecdattan kalan örf ve âdetlerden meydana geldiğini, bunların dayanağını ve gücünü ise “aynı nesepten gelen kimseler arasındaki yardımlaşma ve şeref duygusu” diye tarif ettiği asabiyetin oluşturduğunu söyler. Kabileler arası ittifaklar dışında her kabile kendi başına hareket eder ve bağımsız bir zümre teşkil ederdi. Devlet müessesesinin yalnızca şehirlerde görülebileceğine işaret eden İbn Haldûn, bedevî toplumlarda devlet yerine yalnızca kabile reisliğinin bulunduğunu belirtir. Kabilenin basit bir siyasî teşkilâtı vardır. Kabile reisi kabilenin eşit hak sahibi yaşlıları arasından kabile toplantısında seçilir ve genel olarak o kabilenin en şereflisi kabul edilirdi. En yaşlı ve hürmete en fazla lâyık olan kabile reisine şeyh, emîr, rab isimleri de verilirdi. Şeyh kabile mensuplarına yol göstermekten çok onların his ve düşüncelerine uygun hareket eder, kimseye vazife yükleyemez, ceza veremezdi. Yaptırım gücü olmadığı için daha çok hakemlik yapardı. Esasen bedevî Araplar hükümdarlıktan, amme cezası gibi mefhumlardan nefret ederlerdi. Reisin belli başlı görevleri kabilenin toplantılarını idare etmek, diğer kabilelerle münasebette kabilesini temsil etmek, kabile fertleri arasındaki ihtilâfları halletmek, savaş ilân etmek, savaş sırasında kabileye kumanda etmek, ganimetleri taksim etmek, seyahat ve göç zamanlarını ve yerlerini tayin ve tesbit etmek, kabilenin fakirlerine yardım etmek, misafirleri ağırlamak, antlaşmaların yapılması, esirlerin kurtarılması, diyetin ödenmesi gibi işleri yerine getirmekti. Adalet işlerini hakem veya arîfe havale ederdi. Aynı reise bağlı olmayanlar ihtilâf halinde sık sık savaşa tutuşurlardı. Zaman zaman da bir hakeme veya arîfe başvurdukları olurdu. Hakemin kararına uymayanlar âsi ilân edilerek kabileden atılırlardı. Kabilenin işleri, kabileyi teşkil eden bütün üyelerin katıldığı, ancak aile reislerinin temsilcilik ettiği meclislerde halledilirdi. Kabilenin sözcüsü durumundaki bu meclis reise müşavirlik yapardı. Bu toplantılarda herkes söz alabilirdi; ancak başta reis olmak üzere otorite kabul edilen kimselerin sözüne itibar edilirdi. Ceza ve mükâfatı yalnızca kabile meclisi verirdi.<br />
<br />
Göçebe toplumlarda hâkim olan değer ölçüleri cemiyetin yapısına, sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olarak teşekkül etmiştir. Şehirlerden ve birbirlerinden uzak bölgelerde yaşadıkları için göçebeler kaba ve sert tabiatlı olurlar. Ancak kabilenin dar çevresinde herkesin birbirini tanıması ve ne yaptığını görmesi sebebiyle şehirlilere göre ahlâk bakımından bozulmaya daha az müsaittirler. İbn Haldûn’a göre bedevîler ihtiyaçlarının, buna bağlı olarak da ihtiraslarının azlığı sebebiyle hayra, iyiliğe, fazilet ve güzel ahlâka şehirlilerden daha yatkındır. Bolluğa ve rahata alışmadıkları için son derecede kanaatkâr olurlar. Kabilenin şerefini kendi menfaatlerinin üstünde tutarlar; kabiledaşlarına karşı egoist olmayıp onlar için icabında hayatlarını feda etmesini bilirler. Bundan dolayı metanet, cesaret ve şecaat gibi vasıflar onların en bâriz hususiyetleridir. Zira onlar tabiata yakın oldukları, tabiattaki basitlik, temizlik, sadelik ve sükûnet onların psikolojisine aksettiği için şehirlilere nisbetle daha saf ve samimidirler.<br />
<br />
Bedevî toplumu kendi mensuplarına, dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı daima hazır olma gereğini telkin eder; kendisinden olmayana güvenmemeyi öğretir. Onun için bedevî ne kendisini ne ailesini ne de kabilesini hiçbir zaman emniyette hissetmez; yaşamak için kendinin ve kabilesinin gücünden başka şeye güvenmez; kendisini savaşçı ve cesur olmaya mecbur hisseder. Bu sebeple ata ve deveye binmeyi, silâh kullanmayı çok iyi bilir ve her an savaşa hazır durumdadır. Esasen bedevî toplumu birbirine sıkı sıkıya bağlanan, kendine aşırı derecede güvenen, mahrumiyete dayanıklı olan fertlerden meydana gelir. Böyle toplumlar kendilerinden daha zayıf olanlarla yerleşik hayat yaşayanlar için daima bir tehlike oluştururlar.<br />
<br />
Kabilenin temelini aile teşkil ettiği için bedevîler mümkün olduğu kadar fazla erkek çocuğa sahip olmak isterler. Böylece aile güçlendiği için diğer kabile ve aileler arasında itibar ve üstünlük kazanılmış olur. Bedevî kadınlar çocuk doğurmak ve yetiştirmek yanında yemek hazırlamak, süt sağmak, yağ yapmak, çamaşır yıkamak, örtü, çadır ve elbise için kumaş dokumak, yün eğirmek, çadır kurmak ve toplamak, su bulmak, yakacak toplamak gibi işleri de yaparlar. Buna karşılık erkekler, basit kıyafetleri içinde oldukça zayıf fakat güçlü vücutlarına rağmen vakitlerinin büyük bir kısmını işsiz güçsüz oturarak, boğucu sıcak altında çadırlarında uyuyarak ve birbirleriyle kadın, sevgi ve kahramanlık üzerine konuşarak geçirirler. Bedevî iyi ve güzel konuşmayı, kelime oyunları yapmayı, secili ve şiirli ifadeyi sever. Bedevîlerin Arap dilini en temiz ve doğru şekilde kullandıkları bilinmektedir. Güzel ve doğru Arapça öğrenmeleri için şehirli çocuklar çöle bedevîlerin yanına gönderilir, bazı Arap dil âlimleri de bu dilin kullanılışını en saf ve doğru şekliyle öğrenmek için onların yanına giderlerdi. Nitekim Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî’nin huzurunda dil tartışması yapan Sîbeveyhi, Ali b. Hamza el-Kisâî ve Ahfeş el-Ekber gibi büyük dil âlimleri kendilerine bir bedevîyi hakem seçmişlerdi. Şiire büyük önem verilen kabile toplumunda şair aşkı, şarabı, savaşı, avcılığı, dağların ve çölün insanı ürperten manzaralarını, kabilesinin övülecek, rakip kabilelerin de yerilecek yanlarını dile getirirdi. Bedevî de kabilesinin duygularını, zaferlerini, düşmanlarına karşı besledikleri kin ve intikam duygularını işlemesini ve onları hicvetmesini şairinden beklerdi. Bedevî bu sosyal çevre ve anlayış içerisinde kendisini kabilesinin diğer fertleriyle eşit görür, aynı hak ve vazifelere sahip olduğunu kabul ederdi. Onun üstün ahlâk anlayışı mürüvvet veya yiğitlik şeklinde kendisini gösterirdi; o kavgada cesaretli, felâket esnasında sabırlı, intikam almada ise ısrarlı idi. Zayıfı himaye eder, kuvvetliye karşı koyardı. Bütün bunlar her bedevînin sahip olmak istediği meziyetlerdi (Câhiliye çağındaki bedevîlerin dinleri için bk. ARAP).<br />
<br />
İslâm ve Bedevîlik. İslâm dininin yasakladığı Câhiliye devrine ait kötü alışkanlıklar arasında bedevîlerin bazı davranış ve tavırları da bulunmaktadır. Bedevîler müslüman olunca Medine’ye hicret etmeleri istenmiş ve İslâmiyet’in yayılması uğrunda cihad ile mükellef tutulmuşlardır. Hicretten sonra yerleşik hayatı terkederek tekrar bedevîliğe dönmek de cemaatten uzaklaşmak, İslâm’ı müdafaa hususunda müslümanlara verilen vazifeyi terketmek, iyi ve güzel şeyleri, cemiyeti kalkındıracak işleri bırakmak anlamında kabul edilerek büyük günahlardan sayılmış ve yasaklanmıştır (Buhârî, “Fiten”, 14; Müslim, “İmâre”, 82; Müsned, I, 409).<br />
<br />
Hz. Peygamber’in hicretten sonraki siyasî hedefi, Câhiliye devri bedevî kabile teşkilâtına son vermek, onun yerine inananlardan oluşan bir şehir toplumu kurmaktı. Bu düşünce ile aile, ceza ve savaş hukuku gibi sahalardaki değişiklikleri gerçekleştirdi. Kur’ân-ı Kerîm Hz. Peygamber’in çağdaşı olan bedevîleri açık bir şekilde tenkit etmiş, onların büyük bir çoğunluğunun takındığı menfi tavırları gözler önüne sermiştir. Hendek Savaşı’nda müslümanlara karşı Kureyş ile birleşen bedevîlerin savaşla ilgili gelişmeleri uzaktan takip edip çok defa savaşa katılmamayı düşündüklerini ortaya koymuştur (el-Ahzâb 33/20). Hicretin 6. yılında (628) umre için Mekke’ye hareket eden Hz. Peygamber Cüheyne, Müzeyne, Gıfâr, Eşca‘ ve Eslem kabilelerine mensup bazı bedevîlere haber göndererek kendisiyle birlikte umreye katılmalarını teklif etti. Ancak onlar, Hz. Peygamber ve ashabının Kureyş’in tuzağına düşüp geri dönemeyeceklerini sandıkları için bazı bahaneler ileri sürerek bu daveti reddettiler. Fakat daha sonra gelip özür dilediler. Kur’ân-ı Kerîm onların bu halini şöyle tasvir eder: “Bedevîlerden geri kalmış olanlar, ‘Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah’tan bizim bağışlanmamızı dile’ diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse onu savmaya kimin gücü yeter? Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Aslında siz, peygamber ve müminlerin ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâk edilmeyi hak etmiş bir topluluk oldunuz” (el-Feth 48/11-12). Aynı zümre için başka bir âyette, onların Allah yolunda cihada davet edilerek imtihan edilecekleri ve âkıbetlerini bu imtihanın tayin edeceği şu şekilde beyan edilmektedir: “Bedevîlerden geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya veya savaşmadan onların müslüman olmalarını sağlamaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir. Fakat daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır” (el-Feth 48/16).<br />
<br />
Bedevîlerin davet edildikleri bu savaşın Tebük Gazvesi, ridde savaşları veya Bizans ve Sâsânîler’e karşı başlatılan savaşlar olduğu hakkında rivayetler vardır. Bedevîler ilk İslâm fetihleri sırasında, orduların büyük bir kısmını meydana getiren çok sayıda askerle savaşlara katıldılar. Başta Irak ve Suriye olmak üzere daha sonraları batıda Mısır ve Kuzey Afrika ile Endülüs’e, doğuda İran, Afganistan, Horasan ile Sind’e, bazan eski, bazan da yeni kurulan ordugâh şehirlerine yerleştirildiler; böylece İslâm medeniyetinin önemli bir parçası oldular. Hz. Ömer kendisinden sonra halife olacak şahsın Arap’ın aslı ve İslâm’ın yardımcıları olan bedevîlere iyi davranmasını tavsiye etmiştir. İslâm fetihleri neticesinde Arap yarımadasında bedevî nüfusu azalmış, bazı kabileler birleşmeye mecbur kalmıştır.<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de bazı bedevîlerin gerçek anlamda iman etmedikleri anlatılmaktadır. Esedoğulları’ndan bir topluluk bir kıtlık yılında Medine’ye gelip Hz. Peygamber’e müslüman olduklarını söyleyerek zekât istediler. Bunun üzerine menfaatlerine düşkün olan bedevîlerin gerçekten iman etmediklerini, zekât alabilmek için müslüman olmuş göründüklerini ortaya koyan şu âyet nâzil oldu: “Bedevîler ‘inandık’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz, fakat ‘Müslüman olduk’ (teslim olduk) deyin! Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz Allah amellerinizin sevabından hiçbir şey eksiltmez; çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (el-Hucurât 49/14). Taberî tefsirinde yer alan bazı rivayetlerde, bedevîlerin hicret etmeden önce kendilerine muhacir denilmesini istemeleri üzerine bu âyetin nâzil olduğu ve onlara “a‘râb” yani bedevîler şeklinde hitap edildiği nakledilmektedir (Tefsîr, XXVI, 90). Bedevîlerin müslüman olduklarını söyleyerek Hz. Peygamber’i minnet altında bırakmak istedikleri de şöyle ifade edilmiştir: “Onlar müslüman olmakla seni minnet altında bıraktıklarını sanırlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın; eğer imanınızda samimi iseniz sizi doğru yola ilettiği için Allah’a minnet borçlusunuz” (el-Hucurât 49/17).<br />
<br />
Bedevîlerden en fazla bahseden ve onları en çok tenkit eden âyetler Tevbe (Berâe) sûresinde yer almaktadır. Tebük Gazvesi’ne iştirak etmeyen müslümanlar arasında bulunan bedevîler hakkındaki bu âyetlerden ilki, onların bu gazveye katılmamak için bahane ileri sürmek üzere Hz. Peygamber’e geldiklerini, halbuki savaşa katılmamalarının uygun bir davranış olmadığını ifade etmekte (et-Tevbe 9/90, 120), Medine halkının içinde olduğu gibi bedevîler arasında da münafıkların bulunduğunu belirtmektedir (et-Tevbe 9/101). Onları en ağır bir şekilde tenkit eden âyet ise şudur: “Bedevîler küfür ve nifak bakımından hem daha beter, hem de Allah’ın resulüne indirdiği hükümleri tanımamaya daha yatkındır” (et-Tevbe 9/97). Bedevîlerin yaşadığı hayat şartları onları sert karakterli ve katı yürekli yapmış, bilgisizlikleri ve kimseden emir almak istemeyen tabiatları sebebiyle âyette belirtilen duruma düşmüşlerdir. Hz. Peygamber’in, “Kim çölde oturursa katılaşır...” (Müsned, II, 371, 440) meâlindeki hadisi bu gerçeği dile getirmektedir.<br />
<br />
İslâm toplumu ile bütünleşmede sıkıntı çeken bedevîlerin psikolojisini belirten diğer bir âyetin meâli de şöyledir: “Bedevîlerden öyleleri vardır ki Allah yolunda harcadığını ziyan sayar ve sizin başınıza belâ gelmesini bekler. Belâ onların başına gelsin. Allah her şeyi işiten ve bilendir” (et-Tevbe 9/98). Kur’ân-ı Kerîm bedevîler arasında samimi müminlerin de bulunduğunu, bunların yukarıda zikredilen küfür, nifak, fırsatçılık ve menfaatçilik gibi kötü vasıflardan uzak olduğunu belirtir: “Bedevîlerden öyleleri de vardır ki Allah’a ve âhiret gününe inanır; harcadığını Allah katında yakınlığa ve Peygamber’in dualarını almaya vesile sayar” (et-Tevbe 9/99).<br />
<br />
Hz. Peygamber bedevîlerin sert, katı yürekli ve kibirli olduklarını çeşitli hadislerinde dile getirmiştir (meselâ bk. Buhârî, “Menâḳıb”, 1, “Meġāzî”, 74; Müslim, “Îmân”, 81, 85-87, 89, 91). Zira onlar bu haşin tavırlarını birçok defa Resûlullah’a karşı bile sergilemekten geri durmamışlardır. Huneyn Gazvesi’nde ele geçirilen ganimetlerin Ci‘râne’de taksimi sırasında bazı bedevîler ganimet istemek üzere Hz. Peygamber’in etrafını sarmışlar, onu son derece üzerek dikenli bir semüre ağacının altına sığınmaya mecbur etmişlerdir. Ağacın dikenleri ridâsına takılınca Hz. Peygamber onlara şöyle demiştir: “Ridâmı bana veriniz! Şu iri dikenli ağacın dikenleri sayısınca elimde ganimet devesi ve sığır bulunsa muhakkak ben onları aranızda taksim ederim. Siz beni ne cimri ne yalancı ne de korkak diye itham edebilirsiniz!” (Buhârî, “Cihâd”, 24, “Ḫumus”, 19). Bir başka defa kendisine beytülmâlden yardım edilmesini arzu eden bedevînin Hz. Peygamber’in ridâsını sert bir şekilde çektikten sonra isteğini söylediği bilinmektedir (Buhârî, “Ḫumus”, 19). Bedevîlerin kendilerinden başkasını önemsemediğinin tipik örneği Hz. Peygamber ile namaz kılan bir bedevînin, “Ey Allahım, beni ve Muhammed’i bağışla! Bizimle birlikte bir başkasına rahmet eyleme!” diye dua etmesidir. Hz. Peygamber selâm verince bu bedevîyi, “Allah’ın geniş olan rahmetini daralttığı için” uyarmıştır (Buhârî, “Edeb”, 27).<br />
<br />
Diğer taraftan Hz. Peygamber, müslümanlarla birlikte cihad etmedikleri takdirde müslüman olan bedevîlerin fey ve ganimetten pay alamayacaklarını beyan etmiştir (Ebû Ubeyd, s. 303-335). Mâverdî, Mekke’nin fethinden sonra müslümanların, muhacir ve a‘râb (bedevî) diye ikiye ayrıldıklarını, Hz. Peygamber zamanında zekât alanlara a‘râb, fey alanlara da muhacir adı verildiğini belirtir. Esasen Hz. Peygamber de bedevî ile şehirlinin hicretini birbirinden ayırarak bedevînin hicretinin emredildiğinde itaat etmesi, cihada davet edildiğinde icabet etmesi olduğunu söylemiştir (Müsned, II, 191, 193).<br />
<br />
Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra bedevîlerden hediye alınmasını yasaklamıştı. Medine çevresindeki bedevîlerden Ümmü Sünbüle el-Eslemiyye Hz. Peygamber’in evine süt getirmiş, ancak Hz. Âişe bu hediyeyi kabul etmemişti. Bu sırada eve gelen Hz. Peygamber, “Hediyeyi al! Zira bunlar artık bedevî değil bizim çölde yaşayanlarımızdır; biz de onların şehirlileriyiz. Biz onları davet edince icabet ederler; kendilerinden yardım istediğimizde bize yardım ederler” buyurmuştur (Müsned, VI, 133). Nitekim Hz. Peygamber bir bedevî olan Zâhir b. Harâm ile karşılıklı olarak hediyeleşir ve, “Zâhir bizim köylümüzdür” derdi (Müsned, III, 161). Bu hadisleriyle Hz. Peygamber bir taraftan köy ve şehirlerin çevresinde yaşayan yarı göçebelerle bedevîleri birbirinden ayırmakta, öte yandan da cihada katılmaları halinde artık bedevîlerin de fey ve ganimetten pay alabileceklerini ifade etmektedir.<br />
<br />
Bazı bedevî zümreler Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra isyan ettiler. Kanun ve nizam tanımayan, kendilerine hükmedenlere karşı kin duyan, alıştığı şeylere düşkün olan, sosyal açıdan terbiye edilmeyen bu kimseler İslâmiyet’in kendilerine yüklediği bazı vazifeleri yadırgadılar. Zekât verilmesi, suçun ferdîliği, intikam almanın ve kan davası gütmenin yasaklanması gibi hususları zihniyetlerine uygun görmediler. Ayrıca onlar Hz. Peygamber’den sonra halife olan Hz. Ebû Bekir’in de Kureyş’ten olmasını, şehirlerde yaşayanların bazı imkânları ve iktidar gücünü ellerinde bulundurmalarını kıskandılar; kin ve intikam duygularıyla ihtiraslarını tatmin için isyan ettiler. Esasen kabile reislerine uyarak İslâmiyet’i kabul eden bedevîler nefislerini terbiye edecek, huylarını yüceltecek kadar Hz. Peygamber’le beraber olamadıkları için onun sohbet ve irşadından yeterince feyiz alamamışlardır. Kur’an ve İslâm üzerinde yeterince düşünme, onları anlayıp sevme fırsatını bulamamışlardır. Bu sebeple bir kısmı Hz. Peygamber’in vefatını fırsat bilerek zekât vermeyi reddetti; bir kısmı da aralarından çıkan yalancı peygamberlere (mütenebbî) uydu. Hz. Ebû Bekir’in dirayetiyle bu isyanlar bastırıldı. Ancak gerek irtidad savaşları sırasında gerekse ilk İslâm fetihleri esnasında orduların hep ön saflarında yer alan bedevîler, düşmanın sayı ve silâh gücü bakımından üstün olduğunu görünce hemen kaçma alışkanlıkları yüzünden orduları zaman zaman zor durumlara düşürmüşlerdir.<br />
<br />
Hz. Ali’yi tekfir ederek ona karşı isyan eden ilk Hâricîler’in de bazı bedevîler olduğu bilinmektedir. Bunlar bedevî karakterini daima koruyarak din ve siyaset alanlarında bedevîliğin açık izlerini taşıyan görüşler ve davranışlar sergilediler. İslâm’ı ve Kur’an’ı bedevî kültürü sınırları içerisinde anlayıp yorumladılar. Halifenin seçimle iş başına gelmesini ısrarla istemeleri bedevî kabile geleneklerinin tabii bir sonucudur. “Hüküm vermek ancak Allah’a aittir” şeklindeki dinî mefhumu dar ve sakat anlayışlarına göre değerlendirerek kendileri gibi düşünmeyen müslümanları rastladıkları her yerde kılıçtan geçirdiler. Yalnız yetişkinleri değil kadınları ve bulûğ çağına gelmemiş çocukları bile öldürdüler. Mallarını ganimet saydılar. Yalnızca gayri müslimlere dokunmadılar. Bununla beraber çok sayıda bedevî de gerçek müslümanlar arasında yer almıştır.<br />
<br />
Sayıları az da olsa bir kısım bedevîler kervanları yağmalama, hac ve umre için Hicaz’a giden yolcuları öldürüp soyma gibi sahip oldukları birçok kötü alışkanlıkları İslâm dininin yasaklamasına rağmen muhafaza etmişler ve bu şekilde varlıklarını zamanımıza kadar devam ettirebilmişlerdir.<br />
<br />
BİBLİYOGRAFYA<br />
<br />
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ʿArb”, “bdv” md.leri.<br />
<br />
Lisânü’l-ʿArab, “ʿArb”, “bdv” md.leri.<br />
<br />
Tâcü’l-ʿarûs, “ʿArb”, “bdv” md.leri.<br />
<br />
Müsned, I, 409; II, 191, 193, 371, 440; III, 161, 361-362; IV, 55; VI, 133.<br />
<br />
Buhârî, “Menâḳıb”, 1, “Meġāzî”, 74, “Edeb”, 27, 95, “Fiten”, 14, “Cihâd”, 24, “Ḫumus”, 19.<br />
<br />
Müslim, “Îmân”, 21, 81, 8587, 89, 91, “İmâre”, 19, 20, 82.<br />
<br />
Yahyâ b. Âdem, el-Ḫarâc, s. 19-20.<br />
<br />
Ebû Ubeyd, el-Emvâl, s. 303-318, 324-335.<br />
<br />
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, III, 339; VIII, 215, 294.<br />
<br />
İbn Zencûye, el-Emvâl (nşr. Şâkir Zib Feyyâz), Riyad 1406/1986, II, 510-522; III, 1266-1267.<br />
<br />
İbn Abdürabbih, el-ʿİḳdü’l-ferîd (nşr. Abdülmecîd et-Terhînî), Kahire 1404/1983, IV, 3-88.<br />
<br />
Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XXI, 91; XXVI, 90.<br />
<br />
a.mlf., Târîḫ (de Goeje), I, 3280 vd.; II, 94 vd., 148, 565, 568, 590, 825, 864, ayrıca bk. İndeks.<br />
<br />
Mâverdî, el-Aḥkâmü’s-sulṭâniyye, s. 163.<br />
<br />
İbn Haldûn, Muḳaddime, s. 235-242, 469-473, 485, 507, 513, 516-517, 868-869, 941, 1280; a.e. (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 1982-83, I, 266, 346-347, 349-350, 415-476; II, 866-871, 955-956, 966-967, 1335 vd., ayrıca bk. İndeks.<br />
<br />
Mahmûd Şükrî el-Âlûsî, Bulûġu’l-ereb, I, 11-15; III, 425-436.<br />
<br />
İbrâhim Rifat Paşa, Mirʾâtü’l-Ḥaremeyn, III, 339.<br />
<br />
Robert Montagne, Çöl Medeniyeti (trc. Avni Yakalıoğlu), İstanbul 1950, s. 3-31.<br />
<br />
Hâmide Topçuoğlu, Hukuk Sosyolojisi, Ankara 1963, s. 343-359.<br />
<br />
Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, I, 13-32, 261-262, 272-289; IV, 276-278, 286-291, 292-299, 300-307, 313-314, 395, 603, 606-608; VIII, 18-23, 107-110, ayrıca bk. İndeks.<br />
<br />
Ümit Hassan, İbn Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, Ankara 1977, s. 194-195, 202, 204.<br />
<br />
Seyyid Kutub, Fî Zılâl-il Kur’an (trc. M. Emin Saraç v.dğr.), İstanbul, ts. (Hikmet Yayınları), VII, 378-384.<br />
<br />
Hitti, İslâm Tarihi, I, 45-53, 68-69.<br />
<br />
Mustafa Fayda, “Hz. Ömer’in Divan Teşkilatı”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 155-160.<br />
<br />
Mv.F, VIII, 4548.<br />
<br />
M. J. de Goeje, “Arabistan [Etnografya]”, İA, I, 481-486.<br />
<br />
H. Lammens, “Bâdiye”, a.e., II, 194.<br />
<br />
Ömer Rıza Doğrul, “A’rab”, İTA, I, 457-459.<br />
<br />
W. Montgomery Watt, “Badw”, EI2 (Fr.), I, 916-919.<br />
<br />
N. Elisséeff, “Bādiya”, EI2 Suppl. (Fr.), s. 116-117.<br />
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1992 yılında İstanbul’da basılan 5. cildinde, 311-317 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
Wikipedia<br />
DIA<br />
N. Elisséeff, “Bādiya”, EI2 Suppl. (Fr.), s. 116-117.<br />
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1992 yılında İstanbul’da basılan 5. cildinde, 311-317 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.<br />
<a href="https://cdn2.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/5/C05001966.pdf" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://cdn2.islamansiklopedisi.org.tr/d...001966.pdf</a><br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">BEDEVÎ<br />
البدوي</span></span><br />
<br />
<br />
Bedeviler (Arapça: بدوي), geçmişte göçebe olan ve Büyük Sahra'nın Atlas Okyanusu kıyısından Batı Çölü, Sina Yarımadası ve Necef Çölü üzerinden Arap Çölü'ne kadar uzanan bölgede yaşayan Arap kabileleridir. Arap olmayan bazı kabilelerin, örneğin Kızıldeniz'in Afrika kıyısındaki Bejalar gibi, Bedevi olarak anıldıkları olmuştur.<br />
<br />
Ana geçim kaynakları develer ile ticaret ve hayvancılıktır; vahalarda bulunan suyu çok dikkatli bir biçimde kullanarak yaşarlar. Bedevilerin temel geçim kaynağı göçebe hayvancılıktır. En çok besledikleri hayvan, çöle uyum sağlamış develerdir. Koyun ve at besleyen Bedevi toplulukları da vardır. Kendilerinin ve hayvanlarının su ihtiyaçlarını çölde açılmış su kuyularından karşılarlar. Yaşadıkları bölge yılın hiçbir ayında yeterli yağış alamadığı için temel geçim kaynağı hayvancılıktır.<br />
<br />
Bedevilerin geleneksel yemeği fıstıklı pilav üstünde kuzu kızartmasının ikram edildiği mansaftır. <br />
<br />
<br />
<br />
“Başlamak, ortaya çıkmak, önce gelmek” mânaları yanında “çölde yaşamak, sahrada oturmak” anlamında da kullanılan Arapça bedâvet (bidâvet) kelimesi, “yerleşik hayat, medeniyet” anlamına gelen hadâretin karşıtıdır. “Kır, sahra, çöl” anlamına gelen bâdiyede yaşayan kimselere bedevî veya ehlü’l-bâdiye, ebnâü’l-bâdiye denir. Bedevîler deve veya keçi kılından yapılmış çadırlarda göçebe hayatı yaşadıklarından ehlü’l-veber, ehlü’l-hıyâm veya sekenetü’l-hıyâm adlarıyla da anılırlar. Buna karşılık köy, kasaba ve şehirlerde kerpiçten yapılmış evlerde yerleşik hayat yaşayanlara ehlü’l-meder adı verilir.<br />
<br />
Sâmî dillerde “çöl” mânasına gelen arab (عرب) kelimesi eski devirlerde aynı zamanda çölde yaşayan kimse yani bedevî için kullanılıyordu. Nitekim Tevrat’ta (İşaya, 21/13; 13/20; Yeremya, 3/2), ayrıca Asur, Bâbil, Yunan ve hatta Câhiliye dönemine ait bazı metin, rivayet, tablet ve kitâbelerde arab kelimesiyle Arap yarımadasında çölde yaşayan bedevî Araplar kastediliyordu. Buna karşılık bir kabile adıyla veya oturdukları yerlerin ismiyle anılan yerleşik hayat yaşayanlara arab denilmiyordu. Nitekim Tevrat’ta geçen Kahtân (Yaktân), Sebe’, Hadramut, İsmâil, Teymâ, Medyen kabilelerine arab denmemiştir. Milâttan sonraki dönemlerde ise yerleşik hayat yaşayan Araplar için de bu kelime kullanılmaya başlanmıştır.<br />
<br />
İlk defa Kur’ân-ı Kerîm’de, yerleşik hayat yaşayan Araplar’la bedevî Araplar açık bir şekilde birbirinden ayrılmış ve bedevîler a‘râb (أعراب) olarak adlandırılmıştır. Böylece bir ırkın adı olmakla birlikte yarımadanın köy ve şehirlerinde yaşayanlarına arab, çölde göçebe olarak yaşayanlarına ise a‘râb (bedevî) denilmiştir (bk. A‘RÂB).<br />
<br />
İktisadî ve Günlük Hayat. Cemiyetler, üzerinde yaşadıkları coğrafî muhitin, iklim şartlarının ve geçimlerini sağlamak için başvurdukları üretim şekillerinin tesiriyle birbirlerinden ayrılırlar. Göçebe olanlarla yerleşik hayat sürenler birbirinden çok farklı iki ayrı zümre meydana getirirler. Nitekim İslâmiyet’in ortaya çıkışı sırasında bilhassa Orta ve Kuzey Arabistan’da yaşayan, kuzey ve güney (Adnânî veya Kahtânî diye bilinen) bütün Arap kabileleri bedevî ve hadarî diye ikiye ayrılıyordu.<br />
<br />
İbn Haldûn insanları diğer canlılardan ayıran özellikleri sıralarken bunlar arasında “umran”ı da (medeniyet) zikreder; umranın yalnızca hadarîlerde değil bedevîlerde de olduğunu belirtir. Bedevîliğin ve hadarîliğin, geçimlerini sağlamak için bir araya gelen insanların takip ettiği farklı yol ve şekiller sebebiyle meydana geldiğini söyler. Daha açık bir ifadeyle gıda, barınak ve elbise gibi en zaruri ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir araya gelen toplumlar bedevîdir. Buna karşılık o günkü şartlarda lüks sayılan tüketim maddelerini kullanmaya başlayan toplumlar ise hadarî yani medenîdir. Bedevîlikten hadarîliğe geçişi sağlayan vasıtalar şehirlerdeki iktisadî imkânlardır. Bedevîler, gıda maddelerini ateşle pişirmeleri hariç, bu maddeleri hemen hemen olduğu gibi veya çok az değiştirerek tüketirler.<br />
<br />
Hayvan yetiştirmek, avlanmak, ticaret yapmak, baskın düzenlemek gibi işlerle geçimlerini sağlayan bedevîler çiftçilik, el işleri ve sanatları ile denizcilikten hoşlanmazlar, hor gördükleri bu işleri asil insanlara yakıştıramazlardı.<br />
<br />
Yemen ve Hîre gibi suyu bulunan, iklimi mutedil, ziraata uygun yerler dışında Arabistan’ın büyük bir bölümünde tabiat şartları elverişsizdir. Kurak iklim buradaki hayatın devenin etrafında teşekkül etmesine sebep olmuştur. Dişi develerden oluşan bir sürü bedevî için en büyük servettir. Bedevî, hem yük hem de binek hayvanı olan devesinin sütünden, etinden, derisinden, gübresinden, yününden ve gölgesinden faydalanır. Açlığa ve susuzluğa günlerce dayanabilen bu hayvan sayesinde çölün zorluklarına göğüs gerer. Bedevîler iklim şartlarına ve otlattıkları develere bağlı olarak sürekli göç etmek zorunda kalmışlardır. Esasen Arap yarımadasında yaşayan bedevîleri başka bölgelerde ve kıtalarda yaşayan göçebelerden ayıran özelliklerden biri de onların yalnızca deve yetiştirmesidir. Çünkü buradaki iklim ve tabiat şartları deveden başka hayvan yetiştirmeye elverişli değildir. Halbuki diğer göçebeler (meselâ Berberîler ve Türkmenler) deve ile birlikte koyun ve sığır da yetiştirirler.<br />
<br />
Orta Arabistan’ı güney, kuzey ve doğudan kuşatan çöl, yağmur mevsimini takip eden birkaç hafta içinde hayvanlar için çok uygun bir mera haline gelir. Bedevîler bu yerleri hemen tesbit edip etrafına çadırlarını kurarak hayvanlarını otlatırlar. Bu mevsimde bolca süt içilir, yağ ve peynir yapılır, kadınların topladığı filiz ve sürgünler pişirilerek yenilir, kuruyan otların tohumları toplanarak buğday ve arpa ile karıştırılır ve yemek için saklanırdı. Bedevîler bu geçici meraların yerlerini tayin edebilmek için yıldızlardan faydalanır ve yağmurun ne zaman yağacağını hesap ederlerdi. Bu sebeple fırtınanın ne zaman çıkacağını, yağmurun ne zaman yağacağını tesbit bilgisi demek olan “ilmü’l-envâ’” (علم الأنواء) bedevîler arasında oldukça gelişmiştir. Bedevîler devamlı göçebe hayatı yaşamalarına rağmen her kabilenin kendine mahsus meraları vardı. Geçici meralardaki otların birkaç hafta içerisinde tükenmesinden sonra bedevîler, kendi topraklarına göç ederler.<br />
<br />
Bedevîler genellikle deveye, âni baskınlarda ve komşu kabilelerin çadırlarını ziyaret esnasında ise ata binerler. At susuzluğa karşı deve gibi dayanıklı olmadığından bu hayvanlar için develerle yedek su taşınır. Çölde yetiştirilmeleri ve bakımları çok zor olduğu için sayıları da azdır. Kuraklık baş gösterince kendi topraklarında yiyecek bulamayan bedevîler başka yerlerde bazan dostça, bazan da zorla kendilerine bir yurt temin etmeye çalışırlar; sonbahar mevsimini zahire ve hurma tedarik edebilecekleri yerlerde, kışı ise soğuğu en az bölgelerde geçirirlerdi.<br />
<br />
Bedevîlerin çok çabuk çoğalmaları da onların sık sık yer değiştirmelerine sebep olan faktörlerden biridir. Şartlar uygun olduğu takdirde küçük bir aile, çok kısa denilebilecek bir süre içerisinde kalabalık bir kabile haline gelebilir. Bu durumda komşu kabilelerin bulundukları yerlerden çıkarılmaları veya kendiliklerinden göç etmeleri kaçınılmaz olur. Bedevîler çoğunlukla deve yününden yapılan, hafif, çabuk kurulup toplanabilen ve kolayca taşınabilen çadırlarda yaşarlardı. Irak ve Suriye’de yaşayan bedevîler ise siyah keçi kılından yapılmış çadırları kullanırlardı. Çadırlarda silâhlar, ailenin ve hayvanların yiyecekleri, kırba, tulum ve benzeri deriden yapılmış kaplar, koşum aletleri vb. gibi zaruri eşyalar saklanırdı. Çadırların kurulması, toplanması, eskiyen ve yırtılan yerlerinin tamiri kadınlara aitti.<br />
<br />
Bedevîlerin temel besin maddesi, vahalarda elde edilen hurma ile süttür. Sütten yağ ve bir nevi peynir yapar, sonra da su ile karıştırarak yerlerdi. Et ancak misafir şerefine ve şenlik günlerinde hayvan kesildiğinde yenilirdi. Av hayvanları da onlar için önemli bir besin kaynağıdır. Bedevîler avlanmaya çok düşkündürler. Av hayvanları arasında dağ keçisi, yaban sığırı, ceylan, yaban eşeği, tavşan, keklik, deve kuşu ve büyük kertenkeleler sayılabilir. Zaman zaman çöle gelen çekirge sürülerinden de faydalanan bedevîler bunları bazan pişirip bazan da hurma ile karıştırıp ezme yaparak yerlerdi. Yağmurlardan sonra ortaya çıkan beyaz mantarlar da yenilirdi.<br />
<br />
Bedevî kabileleri arasında rekabet eksik olmazdı. Bu rekabet yüzünden birbirlerine sık sık baskın düzenlerlerdi. Hayatî ihtiyaçlarını elde etmek üzere komşu şehir ve köylere veya kervanlara baskın yaptıkları da olurdu. Çöldeki iktisadî ve içtimaî şartların sebep olduğu bu baskın ve savaşların bedevîlerin hayatı üzerinde çok önemli tesiri vardır. Deve ve yiyecek çalmak, kadın ve çocukları kaçırmak için yapılan bu baskınlar sırasında, kan davasına sebep olmaması için adam öldürmemeye azamî gayret gösterilirdi. Kaçırılan kadın ve çocukların fidye karşılığında iade edilmesi de bedevî geleneklerindendi. Elde edilen ganimetlerin taksiminde bazı esaslara riayet edilir ve kabile şeyhine büyük hisse ayrılırdı. Baskına mâruz kalan kabile mensuplarının zararı da müştereken karşılanır, kabile şeyhi büyük bir hisse ile bu dayanışmaya öncülük ederdi. Bu şekildeki baskınlar sonucunda uzun ve kanlı savaşlara sebep olan kan davaları bedevîleri tehdit eden büyük bir felâketti (bk. EYYÂMÜ’l-ARAB).<br />
<br />
Arap yarımadasında yaşayan insanlar, ister şehirli ister bedevî olsun, hayatlarını devam ettirebilmek için ticaret yapmaya mecbur kalmışlardır. Bedevî muhtaç olduğu şeyleri şehirlilerden mübadele usulü ile temin ederdi. Bu durum, yağ ve yün yanında deve ve keçi kılından kumaşlar, halı, deriden tulum ve kırba, çuval, ip ve hasır gibi bazı el işleri yapıp satmaya bedevîyi mecbur etmiş, bunlara karşılık hububat, hurma, elbise ile kapkacak satın almıştır. Bu ticaretin gerçekleşmesi için bedevîler, yarımadanın muhtelif yerlerinde kurulan panayırlara mal götürüp getirmek üzere kervancılığa başlamışlardır. Milâttan itibaren dünya ticaretindeki gelişmeler bedevî hayatını değiştirmiştir. Hint ve Çin’den Yemen’e, oradan da kervanlarla kuzeye gönderilen ticaret malları sayesinde bedevîlerin yaşadıkları çöller, dünya ticaretinin ana damarlarının geçtiği, develerle aşılan birer ticaret yolu haline gelmiştir. Bu ticaret kervanlarına kılavuzluk ve muhafızlık yapan bedevîlerin hayatı yeni bir canlılık kazanmıştır. Yarımadanın batısında başta Mekke olmak üzere bazı önemli ticaret merkezleri meydana gelmiş, vahalar ve vadiler de ticaret kervanlarının uğramak mecburiyetinde kaldığı birer menzil olmuştur. Böylece çölde yaşayan bedevîler yanında vadi ve vahalarda yaşayan yarı göçebe zümreler ortaya çıkmıştır. Bedevîler Arap yarımadasının çeşitli yerlerine giden büyük ticaret kervanları için deve temin etmek, ücret karşılığında kervanların yol emniyetini sağlamak ve onları çeşitli saldırılardan korumak suretiyle gelir temin etmeye başlamışlardır. Ayrıca ticaret kafileleri ve yolcular bedevîlere ait topraklardan geçerken onların saldırılarına uğramamak için ücret ödemek zorunda kalmışlardır. Böylece bedevînin iktisadî hayatı canlanmış ve kapalı bir ekonomik modelden uzaklaşmıştır.<br />
<br />
Çölün insanı korkutan bu ağır şartları bedevîleri yabancı işgalinden koruduğu gibi bölgede büyük devletlerin kurulmasına ve insanların hukukuna riayeti sağlayan bir sisteminin ortaya çıkmasına engel olmuştur. Hatta tarihte, Arap yarımadasının kuzey ve güneyindeki bölgelerin aksine, Hicaz ve Orta Arabistan hemen hiçbir yabancı işgaline mâruz kalmamıştır.<br />
<br />
Sosyal Hayat. Bedevî toplumu, bir babadan geldiğine inanan insanların meydana getirdiği kabile esasına dayanır. Daha çok erkek soyundan gelen akrabalık bağına dayanan kabilede, hilf, câr ve velâ yoluyla da akrabalık bağı kurulur, böylece kabileye yeni katılmalar olurdu. Bu şekilde kurulan bağlar ile kan bağı arasında uygulamada bir fark yoktu. Hilf ve câr bağı, kabilesini terkeden veya kabilesinden kovulan bir kimsenin başka bir kabile mensubunun himayesine (câr) girmesi veya müttefiki (halîf) olmasıyla, velâ bağı ise savaş veya baskın sonucunda ele geçen veya satın alınan kölenin âzat edilmesiyle kurulurdu. Böylece göçebe cemiyetlerde çok kuvvetli olan kabile bağı, kan bağının ötesinde sosyal bir râbıta haline geliyordu.<br />
<br />
Çetin çöl şartlarında hayatın devamı için kabile dayanışmasına fazlaca ihtiyaç duyuluyordu. Bedevî, hem ağır tabiat şartlarına hem de hasım kabilelerden gelebilecek tehlikelere karşı kabilesinin yardımına muhtaçtı. Bedevîlerin birlikte yaşamak, birlikte harekete geçmek, haksızlıklara birlikte karşı koymak, kabileyi birlikte savunmak ve sürekli bir dayanışma içinde olmak gibi özellikleri vardı. Mülkiyetin kolektif oluşu, kabile içindeki irtibatı ve dayanışmayı güçlendiriyordu. Günlük kullandığı eşyaları dışında bedevînin ferdî mülkiyeti çadır ve deveden ibaretti. Toprak, av, ot ve ateş kabile mensuplarının ortak malı idi. Hatta deve sürülerinin bile kabilenin ortak mülkiyetinde olduğuna dair işaretler vardır. Kabile fertleri diyet ödemede de ortak bir mesuliyet taşırlardı. Kabile fertleri arasında körü körüne bir tarafgirlik duygusu demek olan bu dayanışmaya asabiyet denilirdi. Bu anlayışta haklıyı haksızdan ayırmak, suçun ferdîliğini kabul etmek söz konusu değildir. Bunun tabii sonucu da kan davasıdır. Kan davaları kabile dayanışmasını daha da artırıyordu. Öldürülen kimsenin en yakın akrabası, katilden veya onun yakın akrabalarından yahut kabilesinden bir kimseyi öldürüp intikam almak zorundaydı. İntikamdan başka bir ceza tanımayan bedevî kana kan isterdi. Böylece sosyal hayata anarşi hâkim olmakla birlikte kan davalarında zaman zaman diyet ödenmesi veya kabile mensuplarından birinin işlediği suçun benimsenmeyerek o kimsenin kabile üyeliğinden atılması suretiyle kan gütme âdeti azaltılabiliyordu. Kabilesinden ihraç edilen kimse başka bir kabilenin himayesine giremezse mahvolurdu. Kabile fertleri arasında ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar kabile asabiyeti sayesinde önleniyordu.<br />
<br />
İbn Haldûn, bedevî zümrelerdeki sosyal düzen ve hukukî hükümlerin ecdattan kalan örf ve âdetlerden meydana geldiğini, bunların dayanağını ve gücünü ise “aynı nesepten gelen kimseler arasındaki yardımlaşma ve şeref duygusu” diye tarif ettiği asabiyetin oluşturduğunu söyler. Kabileler arası ittifaklar dışında her kabile kendi başına hareket eder ve bağımsız bir zümre teşkil ederdi. Devlet müessesesinin yalnızca şehirlerde görülebileceğine işaret eden İbn Haldûn, bedevî toplumlarda devlet yerine yalnızca kabile reisliğinin bulunduğunu belirtir. Kabilenin basit bir siyasî teşkilâtı vardır. Kabile reisi kabilenin eşit hak sahibi yaşlıları arasından kabile toplantısında seçilir ve genel olarak o kabilenin en şereflisi kabul edilirdi. En yaşlı ve hürmete en fazla lâyık olan kabile reisine şeyh, emîr, rab isimleri de verilirdi. Şeyh kabile mensuplarına yol göstermekten çok onların his ve düşüncelerine uygun hareket eder, kimseye vazife yükleyemez, ceza veremezdi. Yaptırım gücü olmadığı için daha çok hakemlik yapardı. Esasen bedevî Araplar hükümdarlıktan, amme cezası gibi mefhumlardan nefret ederlerdi. Reisin belli başlı görevleri kabilenin toplantılarını idare etmek, diğer kabilelerle münasebette kabilesini temsil etmek, kabile fertleri arasındaki ihtilâfları halletmek, savaş ilân etmek, savaş sırasında kabileye kumanda etmek, ganimetleri taksim etmek, seyahat ve göç zamanlarını ve yerlerini tayin ve tesbit etmek, kabilenin fakirlerine yardım etmek, misafirleri ağırlamak, antlaşmaların yapılması, esirlerin kurtarılması, diyetin ödenmesi gibi işleri yerine getirmekti. Adalet işlerini hakem veya arîfe havale ederdi. Aynı reise bağlı olmayanlar ihtilâf halinde sık sık savaşa tutuşurlardı. Zaman zaman da bir hakeme veya arîfe başvurdukları olurdu. Hakemin kararına uymayanlar âsi ilân edilerek kabileden atılırlardı. Kabilenin işleri, kabileyi teşkil eden bütün üyelerin katıldığı, ancak aile reislerinin temsilcilik ettiği meclislerde halledilirdi. Kabilenin sözcüsü durumundaki bu meclis reise müşavirlik yapardı. Bu toplantılarda herkes söz alabilirdi; ancak başta reis olmak üzere otorite kabul edilen kimselerin sözüne itibar edilirdi. Ceza ve mükâfatı yalnızca kabile meclisi verirdi.<br />
<br />
Göçebe toplumlarda hâkim olan değer ölçüleri cemiyetin yapısına, sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olarak teşekkül etmiştir. Şehirlerden ve birbirlerinden uzak bölgelerde yaşadıkları için göçebeler kaba ve sert tabiatlı olurlar. Ancak kabilenin dar çevresinde herkesin birbirini tanıması ve ne yaptığını görmesi sebebiyle şehirlilere göre ahlâk bakımından bozulmaya daha az müsaittirler. İbn Haldûn’a göre bedevîler ihtiyaçlarının, buna bağlı olarak da ihtiraslarının azlığı sebebiyle hayra, iyiliğe, fazilet ve güzel ahlâka şehirlilerden daha yatkındır. Bolluğa ve rahata alışmadıkları için son derecede kanaatkâr olurlar. Kabilenin şerefini kendi menfaatlerinin üstünde tutarlar; kabiledaşlarına karşı egoist olmayıp onlar için icabında hayatlarını feda etmesini bilirler. Bundan dolayı metanet, cesaret ve şecaat gibi vasıflar onların en bâriz hususiyetleridir. Zira onlar tabiata yakın oldukları, tabiattaki basitlik, temizlik, sadelik ve sükûnet onların psikolojisine aksettiği için şehirlilere nisbetle daha saf ve samimidirler.<br />
<br />
Bedevî toplumu kendi mensuplarına, dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı daima hazır olma gereğini telkin eder; kendisinden olmayana güvenmemeyi öğretir. Onun için bedevî ne kendisini ne ailesini ne de kabilesini hiçbir zaman emniyette hissetmez; yaşamak için kendinin ve kabilesinin gücünden başka şeye güvenmez; kendisini savaşçı ve cesur olmaya mecbur hisseder. Bu sebeple ata ve deveye binmeyi, silâh kullanmayı çok iyi bilir ve her an savaşa hazır durumdadır. Esasen bedevî toplumu birbirine sıkı sıkıya bağlanan, kendine aşırı derecede güvenen, mahrumiyete dayanıklı olan fertlerden meydana gelir. Böyle toplumlar kendilerinden daha zayıf olanlarla yerleşik hayat yaşayanlar için daima bir tehlike oluştururlar.<br />
<br />
Kabilenin temelini aile teşkil ettiği için bedevîler mümkün olduğu kadar fazla erkek çocuğa sahip olmak isterler. Böylece aile güçlendiği için diğer kabile ve aileler arasında itibar ve üstünlük kazanılmış olur. Bedevî kadınlar çocuk doğurmak ve yetiştirmek yanında yemek hazırlamak, süt sağmak, yağ yapmak, çamaşır yıkamak, örtü, çadır ve elbise için kumaş dokumak, yün eğirmek, çadır kurmak ve toplamak, su bulmak, yakacak toplamak gibi işleri de yaparlar. Buna karşılık erkekler, basit kıyafetleri içinde oldukça zayıf fakat güçlü vücutlarına rağmen vakitlerinin büyük bir kısmını işsiz güçsüz oturarak, boğucu sıcak altında çadırlarında uyuyarak ve birbirleriyle kadın, sevgi ve kahramanlık üzerine konuşarak geçirirler. Bedevî iyi ve güzel konuşmayı, kelime oyunları yapmayı, secili ve şiirli ifadeyi sever. Bedevîlerin Arap dilini en temiz ve doğru şekilde kullandıkları bilinmektedir. Güzel ve doğru Arapça öğrenmeleri için şehirli çocuklar çöle bedevîlerin yanına gönderilir, bazı Arap dil âlimleri de bu dilin kullanılışını en saf ve doğru şekliyle öğrenmek için onların yanına giderlerdi. Nitekim Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî’nin huzurunda dil tartışması yapan Sîbeveyhi, Ali b. Hamza el-Kisâî ve Ahfeş el-Ekber gibi büyük dil âlimleri kendilerine bir bedevîyi hakem seçmişlerdi. Şiire büyük önem verilen kabile toplumunda şair aşkı, şarabı, savaşı, avcılığı, dağların ve çölün insanı ürperten manzaralarını, kabilesinin övülecek, rakip kabilelerin de yerilecek yanlarını dile getirirdi. Bedevî de kabilesinin duygularını, zaferlerini, düşmanlarına karşı besledikleri kin ve intikam duygularını işlemesini ve onları hicvetmesini şairinden beklerdi. Bedevî bu sosyal çevre ve anlayış içerisinde kendisini kabilesinin diğer fertleriyle eşit görür, aynı hak ve vazifelere sahip olduğunu kabul ederdi. Onun üstün ahlâk anlayışı mürüvvet veya yiğitlik şeklinde kendisini gösterirdi; o kavgada cesaretli, felâket esnasında sabırlı, intikam almada ise ısrarlı idi. Zayıfı himaye eder, kuvvetliye karşı koyardı. Bütün bunlar her bedevînin sahip olmak istediği meziyetlerdi (Câhiliye çağındaki bedevîlerin dinleri için bk. ARAP).<br />
<br />
İslâm ve Bedevîlik. İslâm dininin yasakladığı Câhiliye devrine ait kötü alışkanlıklar arasında bedevîlerin bazı davranış ve tavırları da bulunmaktadır. Bedevîler müslüman olunca Medine’ye hicret etmeleri istenmiş ve İslâmiyet’in yayılması uğrunda cihad ile mükellef tutulmuşlardır. Hicretten sonra yerleşik hayatı terkederek tekrar bedevîliğe dönmek de cemaatten uzaklaşmak, İslâm’ı müdafaa hususunda müslümanlara verilen vazifeyi terketmek, iyi ve güzel şeyleri, cemiyeti kalkındıracak işleri bırakmak anlamında kabul edilerek büyük günahlardan sayılmış ve yasaklanmıştır (Buhârî, “Fiten”, 14; Müslim, “İmâre”, 82; Müsned, I, 409).<br />
<br />
Hz. Peygamber’in hicretten sonraki siyasî hedefi, Câhiliye devri bedevî kabile teşkilâtına son vermek, onun yerine inananlardan oluşan bir şehir toplumu kurmaktı. Bu düşünce ile aile, ceza ve savaş hukuku gibi sahalardaki değişiklikleri gerçekleştirdi. Kur’ân-ı Kerîm Hz. Peygamber’in çağdaşı olan bedevîleri açık bir şekilde tenkit etmiş, onların büyük bir çoğunluğunun takındığı menfi tavırları gözler önüne sermiştir. Hendek Savaşı’nda müslümanlara karşı Kureyş ile birleşen bedevîlerin savaşla ilgili gelişmeleri uzaktan takip edip çok defa savaşa katılmamayı düşündüklerini ortaya koymuştur (el-Ahzâb 33/20). Hicretin 6. yılında (628) umre için Mekke’ye hareket eden Hz. Peygamber Cüheyne, Müzeyne, Gıfâr, Eşca‘ ve Eslem kabilelerine mensup bazı bedevîlere haber göndererek kendisiyle birlikte umreye katılmalarını teklif etti. Ancak onlar, Hz. Peygamber ve ashabının Kureyş’in tuzağına düşüp geri dönemeyeceklerini sandıkları için bazı bahaneler ileri sürerek bu daveti reddettiler. Fakat daha sonra gelip özür dilediler. Kur’ân-ı Kerîm onların bu halini şöyle tasvir eder: “Bedevîlerden geri kalmış olanlar, ‘Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah’tan bizim bağışlanmamızı dile’ diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse onu savmaya kimin gücü yeter? Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Aslında siz, peygamber ve müminlerin ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâk edilmeyi hak etmiş bir topluluk oldunuz” (el-Feth 48/11-12). Aynı zümre için başka bir âyette, onların Allah yolunda cihada davet edilerek imtihan edilecekleri ve âkıbetlerini bu imtihanın tayin edeceği şu şekilde beyan edilmektedir: “Bedevîlerden geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya veya savaşmadan onların müslüman olmalarını sağlamaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verir. Fakat daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır” (el-Feth 48/16).<br />
<br />
Bedevîlerin davet edildikleri bu savaşın Tebük Gazvesi, ridde savaşları veya Bizans ve Sâsânîler’e karşı başlatılan savaşlar olduğu hakkında rivayetler vardır. Bedevîler ilk İslâm fetihleri sırasında, orduların büyük bir kısmını meydana getiren çok sayıda askerle savaşlara katıldılar. Başta Irak ve Suriye olmak üzere daha sonraları batıda Mısır ve Kuzey Afrika ile Endülüs’e, doğuda İran, Afganistan, Horasan ile Sind’e, bazan eski, bazan da yeni kurulan ordugâh şehirlerine yerleştirildiler; böylece İslâm medeniyetinin önemli bir parçası oldular. Hz. Ömer kendisinden sonra halife olacak şahsın Arap’ın aslı ve İslâm’ın yardımcıları olan bedevîlere iyi davranmasını tavsiye etmiştir. İslâm fetihleri neticesinde Arap yarımadasında bedevî nüfusu azalmış, bazı kabileler birleşmeye mecbur kalmıştır.<br />
<br />
Kur’ân-ı Kerîm’de bazı bedevîlerin gerçek anlamda iman etmedikleri anlatılmaktadır. Esedoğulları’ndan bir topluluk bir kıtlık yılında Medine’ye gelip Hz. Peygamber’e müslüman olduklarını söyleyerek zekât istediler. Bunun üzerine menfaatlerine düşkün olan bedevîlerin gerçekten iman etmediklerini, zekât alabilmek için müslüman olmuş göründüklerini ortaya koyan şu âyet nâzil oldu: “Bedevîler ‘inandık’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz, fakat ‘Müslüman olduk’ (teslim olduk) deyin! Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz Allah amellerinizin sevabından hiçbir şey eksiltmez; çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (el-Hucurât 49/14). Taberî tefsirinde yer alan bazı rivayetlerde, bedevîlerin hicret etmeden önce kendilerine muhacir denilmesini istemeleri üzerine bu âyetin nâzil olduğu ve onlara “a‘râb” yani bedevîler şeklinde hitap edildiği nakledilmektedir (Tefsîr, XXVI, 90). Bedevîlerin müslüman olduklarını söyleyerek Hz. Peygamber’i minnet altında bırakmak istedikleri de şöyle ifade edilmiştir: “Onlar müslüman olmakla seni minnet altında bıraktıklarını sanırlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın; eğer imanınızda samimi iseniz sizi doğru yola ilettiği için Allah’a minnet borçlusunuz” (el-Hucurât 49/17).<br />
<br />
Bedevîlerden en fazla bahseden ve onları en çok tenkit eden âyetler Tevbe (Berâe) sûresinde yer almaktadır. Tebük Gazvesi’ne iştirak etmeyen müslümanlar arasında bulunan bedevîler hakkındaki bu âyetlerden ilki, onların bu gazveye katılmamak için bahane ileri sürmek üzere Hz. Peygamber’e geldiklerini, halbuki savaşa katılmamalarının uygun bir davranış olmadığını ifade etmekte (et-Tevbe 9/90, 120), Medine halkının içinde olduğu gibi bedevîler arasında da münafıkların bulunduğunu belirtmektedir (et-Tevbe 9/101). Onları en ağır bir şekilde tenkit eden âyet ise şudur: “Bedevîler küfür ve nifak bakımından hem daha beter, hem de Allah’ın resulüne indirdiği hükümleri tanımamaya daha yatkındır” (et-Tevbe 9/97). Bedevîlerin yaşadığı hayat şartları onları sert karakterli ve katı yürekli yapmış, bilgisizlikleri ve kimseden emir almak istemeyen tabiatları sebebiyle âyette belirtilen duruma düşmüşlerdir. Hz. Peygamber’in, “Kim çölde oturursa katılaşır...” (Müsned, II, 371, 440) meâlindeki hadisi bu gerçeği dile getirmektedir.<br />
<br />
İslâm toplumu ile bütünleşmede sıkıntı çeken bedevîlerin psikolojisini belirten diğer bir âyetin meâli de şöyledir: “Bedevîlerden öyleleri vardır ki Allah yolunda harcadığını ziyan sayar ve sizin başınıza belâ gelmesini bekler. Belâ onların başına gelsin. Allah her şeyi işiten ve bilendir” (et-Tevbe 9/98). Kur’ân-ı Kerîm bedevîler arasında samimi müminlerin de bulunduğunu, bunların yukarıda zikredilen küfür, nifak, fırsatçılık ve menfaatçilik gibi kötü vasıflardan uzak olduğunu belirtir: “Bedevîlerden öyleleri de vardır ki Allah’a ve âhiret gününe inanır; harcadığını Allah katında yakınlığa ve Peygamber’in dualarını almaya vesile sayar” (et-Tevbe 9/99).<br />
<br />
Hz. Peygamber bedevîlerin sert, katı yürekli ve kibirli olduklarını çeşitli hadislerinde dile getirmiştir (meselâ bk. Buhârî, “Menâḳıb”, 1, “Meġāzî”, 74; Müslim, “Îmân”, 81, 85-87, 89, 91). Zira onlar bu haşin tavırlarını birçok defa Resûlullah’a karşı bile sergilemekten geri durmamışlardır. Huneyn Gazvesi’nde ele geçirilen ganimetlerin Ci‘râne’de taksimi sırasında bazı bedevîler ganimet istemek üzere Hz. Peygamber’in etrafını sarmışlar, onu son derece üzerek dikenli bir semüre ağacının altına sığınmaya mecbur etmişlerdir. Ağacın dikenleri ridâsına takılınca Hz. Peygamber onlara şöyle demiştir: “Ridâmı bana veriniz! Şu iri dikenli ağacın dikenleri sayısınca elimde ganimet devesi ve sığır bulunsa muhakkak ben onları aranızda taksim ederim. Siz beni ne cimri ne yalancı ne de korkak diye itham edebilirsiniz!” (Buhârî, “Cihâd”, 24, “Ḫumus”, 19). Bir başka defa kendisine beytülmâlden yardım edilmesini arzu eden bedevînin Hz. Peygamber’in ridâsını sert bir şekilde çektikten sonra isteğini söylediği bilinmektedir (Buhârî, “Ḫumus”, 19). Bedevîlerin kendilerinden başkasını önemsemediğinin tipik örneği Hz. Peygamber ile namaz kılan bir bedevînin, “Ey Allahım, beni ve Muhammed’i bağışla! Bizimle birlikte bir başkasına rahmet eyleme!” diye dua etmesidir. Hz. Peygamber selâm verince bu bedevîyi, “Allah’ın geniş olan rahmetini daralttığı için” uyarmıştır (Buhârî, “Edeb”, 27).<br />
<br />
Diğer taraftan Hz. Peygamber, müslümanlarla birlikte cihad etmedikleri takdirde müslüman olan bedevîlerin fey ve ganimetten pay alamayacaklarını beyan etmiştir (Ebû Ubeyd, s. 303-335). Mâverdî, Mekke’nin fethinden sonra müslümanların, muhacir ve a‘râb (bedevî) diye ikiye ayrıldıklarını, Hz. Peygamber zamanında zekât alanlara a‘râb, fey alanlara da muhacir adı verildiğini belirtir. Esasen Hz. Peygamber de bedevî ile şehirlinin hicretini birbirinden ayırarak bedevînin hicretinin emredildiğinde itaat etmesi, cihada davet edildiğinde icabet etmesi olduğunu söylemiştir (Müsned, II, 191, 193).<br />
<br />
Hz. Peygamber Medine’ye hicret ettikten sonra bedevîlerden hediye alınmasını yasaklamıştı. Medine çevresindeki bedevîlerden Ümmü Sünbüle el-Eslemiyye Hz. Peygamber’in evine süt getirmiş, ancak Hz. Âişe bu hediyeyi kabul etmemişti. Bu sırada eve gelen Hz. Peygamber, “Hediyeyi al! Zira bunlar artık bedevî değil bizim çölde yaşayanlarımızdır; biz de onların şehirlileriyiz. Biz onları davet edince icabet ederler; kendilerinden yardım istediğimizde bize yardım ederler” buyurmuştur (Müsned, VI, 133). Nitekim Hz. Peygamber bir bedevî olan Zâhir b. Harâm ile karşılıklı olarak hediyeleşir ve, “Zâhir bizim köylümüzdür” derdi (Müsned, III, 161). Bu hadisleriyle Hz. Peygamber bir taraftan köy ve şehirlerin çevresinde yaşayan yarı göçebelerle bedevîleri birbirinden ayırmakta, öte yandan da cihada katılmaları halinde artık bedevîlerin de fey ve ganimetten pay alabileceklerini ifade etmektedir.<br />
<br />
Bazı bedevî zümreler Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra isyan ettiler. Kanun ve nizam tanımayan, kendilerine hükmedenlere karşı kin duyan, alıştığı şeylere düşkün olan, sosyal açıdan terbiye edilmeyen bu kimseler İslâmiyet’in kendilerine yüklediği bazı vazifeleri yadırgadılar. Zekât verilmesi, suçun ferdîliği, intikam almanın ve kan davası gütmenin yasaklanması gibi hususları zihniyetlerine uygun görmediler. Ayrıca onlar Hz. Peygamber’den sonra halife olan Hz. Ebû Bekir’in de Kureyş’ten olmasını, şehirlerde yaşayanların bazı imkânları ve iktidar gücünü ellerinde bulundurmalarını kıskandılar; kin ve intikam duygularıyla ihtiraslarını tatmin için isyan ettiler. Esasen kabile reislerine uyarak İslâmiyet’i kabul eden bedevîler nefislerini terbiye edecek, huylarını yüceltecek kadar Hz. Peygamber’le beraber olamadıkları için onun sohbet ve irşadından yeterince feyiz alamamışlardır. Kur’an ve İslâm üzerinde yeterince düşünme, onları anlayıp sevme fırsatını bulamamışlardır. Bu sebeple bir kısmı Hz. Peygamber’in vefatını fırsat bilerek zekât vermeyi reddetti; bir kısmı da aralarından çıkan yalancı peygamberlere (mütenebbî) uydu. Hz. Ebû Bekir’in dirayetiyle bu isyanlar bastırıldı. Ancak gerek irtidad savaşları sırasında gerekse ilk İslâm fetihleri esnasında orduların hep ön saflarında yer alan bedevîler, düşmanın sayı ve silâh gücü bakımından üstün olduğunu görünce hemen kaçma alışkanlıkları yüzünden orduları zaman zaman zor durumlara düşürmüşlerdir.<br />
<br />
Hz. Ali’yi tekfir ederek ona karşı isyan eden ilk Hâricîler’in de bazı bedevîler olduğu bilinmektedir. Bunlar bedevî karakterini daima koruyarak din ve siyaset alanlarında bedevîliğin açık izlerini taşıyan görüşler ve davranışlar sergilediler. İslâm’ı ve Kur’an’ı bedevî kültürü sınırları içerisinde anlayıp yorumladılar. Halifenin seçimle iş başına gelmesini ısrarla istemeleri bedevî kabile geleneklerinin tabii bir sonucudur. “Hüküm vermek ancak Allah’a aittir” şeklindeki dinî mefhumu dar ve sakat anlayışlarına göre değerlendirerek kendileri gibi düşünmeyen müslümanları rastladıkları her yerde kılıçtan geçirdiler. Yalnız yetişkinleri değil kadınları ve bulûğ çağına gelmemiş çocukları bile öldürdüler. Mallarını ganimet saydılar. Yalnızca gayri müslimlere dokunmadılar. Bununla beraber çok sayıda bedevî de gerçek müslümanlar arasında yer almıştır.<br />
<br />
Sayıları az da olsa bir kısım bedevîler kervanları yağmalama, hac ve umre için Hicaz’a giden yolcuları öldürüp soyma gibi sahip oldukları birçok kötü alışkanlıkları İslâm dininin yasaklamasına rağmen muhafaza etmişler ve bu şekilde varlıklarını zamanımıza kadar devam ettirebilmişlerdir.<br />
<br />
BİBLİYOGRAFYA<br />
<br />
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “ʿArb”, “bdv” md.leri.<br />
<br />
Lisânü’l-ʿArab, “ʿArb”, “bdv” md.leri.<br />
<br />
Tâcü’l-ʿarûs, “ʿArb”, “bdv” md.leri.<br />
<br />
Müsned, I, 409; II, 191, 193, 371, 440; III, 161, 361-362; IV, 55; VI, 133.<br />
<br />
Buhârî, “Menâḳıb”, 1, “Meġāzî”, 74, “Edeb”, 27, 95, “Fiten”, 14, “Cihâd”, 24, “Ḫumus”, 19.<br />
<br />
Müslim, “Îmân”, 21, 81, 8587, 89, 91, “İmâre”, 19, 20, 82.<br />
<br />
Yahyâ b. Âdem, el-Ḫarâc, s. 19-20.<br />
<br />
Ebû Ubeyd, el-Emvâl, s. 303-318, 324-335.<br />
<br />
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, III, 339; VIII, 215, 294.<br />
<br />
İbn Zencûye, el-Emvâl (nşr. Şâkir Zib Feyyâz), Riyad 1406/1986, II, 510-522; III, 1266-1267.<br />
<br />
İbn Abdürabbih, el-ʿİḳdü’l-ferîd (nşr. Abdülmecîd et-Terhînî), Kahire 1404/1983, IV, 3-88.<br />
<br />
Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XXI, 91; XXVI, 90.<br />
<br />
a.mlf., Târîḫ (de Goeje), I, 3280 vd.; II, 94 vd., 148, 565, 568, 590, 825, 864, ayrıca bk. İndeks.<br />
<br />
Mâverdî, el-Aḥkâmü’s-sulṭâniyye, s. 163.<br />
<br />
İbn Haldûn, Muḳaddime, s. 235-242, 469-473, 485, 507, 513, 516-517, 868-869, 941, 1280; a.e. (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 1982-83, I, 266, 346-347, 349-350, 415-476; II, 866-871, 955-956, 966-967, 1335 vd., ayrıca bk. İndeks.<br />
<br />
Mahmûd Şükrî el-Âlûsî, Bulûġu’l-ereb, I, 11-15; III, 425-436.<br />
<br />
İbrâhim Rifat Paşa, Mirʾâtü’l-Ḥaremeyn, III, 339.<br />
<br />
Robert Montagne, Çöl Medeniyeti (trc. Avni Yakalıoğlu), İstanbul 1950, s. 3-31.<br />
<br />
Hâmide Topçuoğlu, Hukuk Sosyolojisi, Ankara 1963, s. 343-359.<br />
<br />
Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, I, 13-32, 261-262, 272-289; IV, 276-278, 286-291, 292-299, 300-307, 313-314, 395, 603, 606-608; VIII, 18-23, 107-110, ayrıca bk. İndeks.<br />
<br />
Ümit Hassan, İbn Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, Ankara 1977, s. 194-195, 202, 204.<br />
<br />
Seyyid Kutub, Fî Zılâl-il Kur’an (trc. M. Emin Saraç v.dğr.), İstanbul, ts. (Hikmet Yayınları), VII, 378-384.<br />
<br />
Hitti, İslâm Tarihi, I, 45-53, 68-69.<br />
<br />
Mustafa Fayda, “Hz. Ömer’in Divan Teşkilatı”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 155-160.<br />
<br />
Mv.F, VIII, 4548.<br />
<br />
M. J. de Goeje, “Arabistan [Etnografya]”, İA, I, 481-486.<br />
<br />
H. Lammens, “Bâdiye”, a.e., II, 194.<br />
<br />
Ömer Rıza Doğrul, “A’rab”, İTA, I, 457-459.<br />
<br />
W. Montgomery Watt, “Badw”, EI2 (Fr.), I, 916-919.<br />
<br />
N. Elisséeff, “Bādiya”, EI2 Suppl. (Fr.), s. 116-117.<br />
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1992 yılında İstanbul’da basılan 5. cildinde, 311-317 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız. <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
Wikipedia<br />
DIA<br />
N. Elisséeff, “Bādiya”, EI2 Suppl. (Fr.), s. 116-117.<br />
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1992 yılında İstanbul’da basılan 5. cildinde, 311-317 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.<br />
<a href="https://cdn2.islamansiklopedisi.org.tr/dosya/5/C05001966.pdf" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://cdn2.islamansiklopedisi.org.tr/d...001966.pdf</a><br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Köstekli Saat Nedir?]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=34231</link>
			<pubDate>Thu, 09 Jan 2025 02:39:49 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=34231</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188227" target="_blank" title="">Köstekli Saat Nedir.jpg</a> (Dosya Boyutu: 199.41 KB / İndirme Sayısı: 132)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saat Nedir?</span></span><br />
<br />
köstekli saat (belirtme hâli köstekli saadı, çoğulu köstekli saatlar)<br />
<br />
Bir zincir vasıtasıyla elbisenin herhangi bir yerine takılarak kullanılan Cep saati türüdür. Cep saati, cepte taşınabilecek şekilde tasarlanan bir saattir. Özellikle 16. yüzyıldan I. Dünya Savaşı'ndan sonra kol saatleri popüler hale gelene kadar oldukça popülerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saat Nedir?</span></span><br />
<br />
Günümüzün vazgeçilmez aksesuarları arasında bulunan kol saati fikrinin temelini oluşturan saatler köstekli saatlerdir. 16. Yüzyıl’da kullanılmaya başlanan bu saatler 1900’lü yıllara kadar oldukça popülerdi. Kol saatlerinin atası olarak kabul edilen bu saatler, günümüzde nostalji ve klasik sevenler için birer anı olmakla birlikte, hala kullanımı olan saatlerdir. Cepte taşınan bu saatler, tarz anlamında da birçok kişi tarafından kullanılmaya devam etmektedir.<br />
<br />
İlk üretildiği dönemlerde sayılı kişi tarafından kullanılmaya başlanan bu saatler, sanayinin gelişmesi ile birlikte ulaşımın ve endüstrinin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Öyle ki ulaşım için kullanılan tren gibi araçlarda ve duraklarda çalışan görevliler için kullanışlı olan köstekli saatler; fabrikalarda çalışma sürelerinin tespitinde de büyük öneme sahipti. Bu bağlamda 1920 yıllarına kadar üretim ve ulaşımda en çok kullanılan araçların başında köstekli saatler gelmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Köstekli Saatler Hangi Malzemeden Yapılır?</span></span><br />
<br />
Köstekli saatin ilk oluşum evrelerinde kullanımı metal şeklindedir. Bu dönemlerde üretilen saatlerin bir zincir veya ip ile kullanıcının cebine ya da kıyafetine bağlı olması sağlanmaktaydı. Bu sayede kullanıcı için oldukça kolay bir kullanım şansı oluşturan köstekli saatler; metal gövde ve analog çalışma tipindeydi. Saatin kadran bölümü ise farklı malzemelerden yapılmaktaydı.<br />
<br />
Günümüzde nostaljik araçlar arasında görülen köstekli saatlerin üretimleri devam etmektedir. Daha çok nostaljik anılar için tercih edilen bu saatlerin modada ise ciddi bir karşılığı bulunmaktadır. Birçok farklı tarza uyum sağlaması adına farklı markalar tarafından çok sayıda modelle üretilen bu saatler, ilk üretildikleri dönemlerden farklı yapılara da sahip olabilmektedir. Genellikle metal gövdeye sahip olan bu saatlerin bağlanmasını sağlayan materyali de metalden yapılmaktadır; ancak bazı modellerde farklı malzemeden yapılmış saat gövdeleri olmakla birlikte, bağlanma materyali de ip ve deri şeklinde üretilebilmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saatlerin Fiyatları Ne Kadardır?</span></span><br />
<br />
Günümüzde köstekli saat üretimleri sıfırdan yapılmakla birlikte, eski saatlerin onarılarak tekrar kullanıma sokulması da çokça tercih edilen üretimlerden biridir. Eski saatlerin onarılarak üreticiye sunulması birer antika değeri taşıdığından bu saatlerin fiyatları büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Bunun yanında bazı markalar tarafından sıfır olarak üretilen köstekli saatlerin fiyatları ise saatin özellikleri ve kullanılan malzemesine göre değişkenlikler göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Bir SATICININ iLANINDA</span></span><br />
<br />
"antika olan bu saat bu temizlikte piyasada yok denecek kadar az kaldı.saat dedemden babama, ondanda bana miras kaldı.manevi önemi çok büyük.rahmetli babam zaten hiç kullanmadı.yanlız dedemin kullandığını hatırlıyorum.daha sonra kutuda kapalı kaldı.şu an tıkır tıkır çalışır durumda."<br />
<br />
manevi onemi o kadar buyukse niye satiyosun, yok satiyorsan niye yaziosun? manevi onemine mi para vericem, piyasa ne deger belirliyorsa ona gore pazarlik yapmak zorunda kalicaksin sonunda. manevinin anlamini bilmiyor ben bu sonuca vardim. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zamanın Ötesine Geçen Eserler: Antika Köstekli Saatler</span></span><br />
<br />
Antika köstekli saatler, tarih boyunca sadece zamanı ölçme aracı olmanın ötesinde, sanatsal ve kültürel bir ifade biçimi olarak da değer kazanmış nadide eserlerdir. İlk kez 16. yüzyılda ortaya çıkan bu saatler, o dönemin zanaatkarlarının el işçiliğiyle üretildiği için benzersizdir. Bu saatlerdeki detaylar, çoğu zaman dönemin estetik ve sanatsal değerlerini yansıtır. Bu yüzden antika köstekli saatler, tarihsel bir dökümanın ötesinde, bir zamanların zarafetini ve göz alıcı işçiliğini günümüze taşıyan önemli koleksiyon parçalarıdır.<br />
 <br />
<br />
Her bir antika köstekli saat, bir hikaye anlatır. Üzerindeki desenler, süslemeler ve işçilik, o dönemin kültürel dokusunu yansıtır. Bu saatler, geçmişin büyüsünü ve zarafetini günümüze taşıdığı için kültürel bir değeri temsil eder. Ayrıca, köstekli saatler, insanların zamanı ölçme ihtiyacının tarihsel bir izdüşümüdür ve bu açıdan da büyük bir öneme sahiptirler.<br />
 <br />
<br />
Antika köstekli saatlerin önemi, sadece geçmişin yansıması değil, aynı zamanda bu eserlerin nadirliği ve sanatsal değeriyle de ilgilidir. El işçiliğiyle üretilen her bir saatin, günümüze kadar ulaşabilmiş olması, onların tarihsel ve kültürel bir hazinenin parçası olduğunu gösterir. Bu saatler, koleksiyoncular için değerli eserlerdir ve onları sahip olmaya çalışmak, geçmişe saygının bir ifadesidir. Dolayısıyla, antika köstekli saatler, zamanın ötesine geçen nadir ve büyüleyici koleksiyon parçalarıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antika Köstekli Saatlerin Tarihi Değeri</span></span><br />
<br />
Antika köstekli saatlerin tarihi değeri, insanların zamanı ölçme ve takip etme ihtiyacını tarihsel bir perspektiften yansıtır. Bu saatler, ilk olarak 16. yüzyılda ortaya çıkmış ve o dönemden itibaren insanların günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Zamanı doğru bir şekilde ölçme konusundaki ihtiyaç, özellikle denizcilik, bilimsel çalışmalar ve günlük rutinlerde büyük bir öneme sahipti. Köstekli saatler, bu ihtiyacı karşılamak için tasarlanmış teknik harikalar olarak kabul edilir. Aynı zamanda, bu saatler döneminin zanaatkarlarının el işçiliğiyle üretildiği için her biri nadir ve benzersizdir. Her bir saatin arkasında bir hikaye yatar; bu hikayeler, teknik ustalığın ve estetiğin birleşimini temsil eder ve geçmişin izlerini günümüze taşır.<br />
 <br />
<br />
Bu saatlerin teknik ustalığı ve estetik değeri, koleksiyoncuları ve tarih meraklılarını kendine çeken önemli faktörlerdir. Her bir saat, o dönemin zanaatkarlarının becerilerini ve sanatsal yeteneklerini yansıtır. Aynı zamanda, köstekli saatlerin tasarımı ve süslemeleri, o dönemin estetik anlayışını yansıtarak tarihsel bir dokümanın ötesine geçer. Dolayısıyla, bu saatler hem teknik hem de sanatsal açıdan büyük bir değere sahiptir ve geçmişin izlerini sürmeyi sevenler için büyüleyici tarihi eserlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saatler Köstekli Saatler</span></span><br />
<br />
İnsanlar her zaman içinde bulunmuş olduğu zaman dilimini kavramlaştırarak zaman içerisinde nerede olduğunu bilmeyi kendisine ihtiyaç haline getirmiştir. Bu nedenle saatlerin tarihi çok eskiye dayanır. İlk defa Mısırlıların bulmuş ve kullanmış oldukları güneş saatleri, en ilkel halinden bugün akıllı saatlere kadar ilerledi. Artık fotoğraf çekebilen, arkadaşlarınız ile iletişim kurabilen, kalp atışlarınızı ve tansiyonunuzu ölçen saatler var.<br />
<br />
Bizim kültürümüzde oldukça önemli bir yeri olan ve muhtemel kuşak olarak dedelerimizin kullandığı köstekli saatlerin yeri toplumumuz için oldukça önemlidir. Bu saatler kordonu olmayan, metal kapak ile kapatılan, üzerinde belirli desenler bulunan saatlerdir. Adının köstekli olmasının nedeni ise zincirden kaynaklanır. Yaklaşık yarım metrelik bir zincirin bir ucu saati tutarken, diğer ucu elbisenize tutturulurdu. Bu saye de uzun zincir ile istediğiniz cepte taşıyabilirsiniz. Bu zincir ile birlikte kullanılması, ona köstekli saat denmesine neden olmuştur.<br />
<br />
Bu köstekli saatler, pil veya başka bir enerji kaynağına ihtiyaç duymayan mekanik saatlerdir. Bu saatleri belirli zaman aralıkları ile, elinizle kurmanız gerekir. Kurulduktan sonra uzun süre normal olarak çalışan saatler, bir zaman sonra tekrar dururlar ve tekrar kurulmaları gerekir.<br />
<br />
Kültürümüzün nostaljik bir ürünü olan bu saat türlerini antika mağazalarında sergilenirken bulabilirsiniz. Üzerinde taşıdığı desenlerle ilgili olarak birçok anlam ve karakter taşıyan bu saatlerin önemi, bu gün teknolojik saatler ve moda adı verilen akım yüzünden eskideğerini kaybetmiş durumda.<br />
<br />
<br />
Köstekli saatler, uzun yıllar boyunca sadece zamanı göstermenin ötesinde, bir statü sembolü ve şıklık unsuru olarak kabul edilmiştir. Geçmişte cep saatleri olarak bilinen bu saatler, günümüzde de farklı tasarımları ve teknolojileriyle saat severlerin ilgisini çekmektedir. Özellikle otomatik ve pilli köstekli saatler, hem klasikleşmiş görünümü hem de modern özellikleriyle dikkat çekmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saat Nedir?</span></span><br />
<br />
Köstekli saat, bir zincir veya kayış aracılığıyla kıyafetinize takabileceğiniz, cep saatlerinden evrimleşmiş bir saat türüdür. Genellikle daha küçük ve zarif bir tasarıma sahip olan köstekli saatler, hem erkekler hem de kadınlar tarafından tercih edilmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Otomatik ve Pilli Köstekli Saatler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Otomatik Köstekli Saatler:</span></span> Bu saatler, kolunuzun hareketleriyle şarj olan bir mekanizmaya sahiptir. Yani pil değiştirme ihtiyacı olmadan sürekli çalışırlar. Otomatik saatler, mekanik saatçiliğin ustalığını yansıtan ve genellikle daha yüksek bir değere sahip olan modellerdir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pilli Köstekli Saatler:</span></span> Pilli saatler, küçük bir pil ile çalışan daha basit bir mekanizmaya sahiptir. Bu saatler, otomatik saatlere göre daha uygun fiyatlıdır ve bakımı daha kolaydır. Ancak pilinin belirli aralıklarla değiştirilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde Köstekli Saatlerin Değeri ve Fiyatları</span></span><br />
<br />
Köstekli saatlerin değeri ve fiyatları, birçok faktöre bağlı olarak değişmektedir. Bu faktörler arasında şunlar sayılabilir:<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Marka:</span></span> Lüks saat markalarının köstekli saatleri, daha yüksek fiyatlara sahip olabilir.<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Model:</span></span> Nadir veya özel üretim modeller, daha değerli olabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Durum:</span></span> Saatin genel durumu, kutusunun ve belgelerinin olup olmaması fiyatı etkiler.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Malzeme:</span></span> Saatin yapımında kullanılan malzemeler (altın, platin, çelik vb.) fiyatını belirler.<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Mekanizma:</span></span> Otomatik veya pilli olması, mekanizmanın kalitesi ve karmaşıklığı fiyatı etkiler.<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Ek Özellikler:</span></span> Kronometre, tarih göstergesi gibi ek özellikler, saatin değerini artırabilir.<br />
<br />
Günümüzde köstekli saatler, hem günlük kullanım için hem de koleksiyon amaçlı olarak tercih edilmektedir. Özellikle vintage ve antika köstekli saatler, yüksek fiyatlara alıcı bulabilmektedir. Ancak, yeni üretilen otomatik ve pilli köstekli saatleri de uygun fiyatlara bulmak mümkündür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Köstekli saatler, zamanın ötesinde bir şıklık ve zarafet sunan özel parçalar olarak değerlendirilmektedir. Hem klasik hem de modern tasarımlarıyla farklı zevklere hitap eden köstekli saatler, doğru seçim yapıldığında uzun yıllar boyunca kullanılabilir ve değer kazanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli saat alırken dikkat etmeniz gerekenler:</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Bütçenizi belirleyin:</span></span> Köstekli saatlerin fiyatları oldukça geniş bir aralıkta değişebilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kullanım amacınızı belirleyin:</span></span> Günlük kullanım için mi, özel günler için mi saat alacağınızı belirleyin.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Markaları araştırın:</span></span> Farklı markaların köstekli saat modellerini inceleyin ve size en uygun olanı seçin.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Saatin özelliklerini değerlendirin:</span></span> Suya dayanıklılık, kronometre gibi özellikler sizin için önemli mi?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Satın almadan önce mutlaka deneyin:</span></span> Saatin bileğinizde nasıl durduğunu kontrol edin.<br />
<br />
Unutmayın: Köstekli saat sadece zamanı gösteren bir araç değil, aynı zamanda bir stil ifadedir. Doğru seçimi yaparak yıllarca keyifle kullanabileceğiniz bir saat sahibi olabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Not: Bu makale, genel bir bilgi verme amacı taşımaktadır. Köstekli saat alımı yapmadan önce mutlaka detaylı bir araştırma yapmanız ve bir uzmana danışmanız önerilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
internetten Derleme ve<br />
gemini</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=188227" target="_blank" title="">Köstekli Saat Nedir.jpg</a> (Dosya Boyutu: 199.41 KB / İndirme Sayısı: 132)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saat Nedir?</span></span><br />
<br />
köstekli saat (belirtme hâli köstekli saadı, çoğulu köstekli saatlar)<br />
<br />
Bir zincir vasıtasıyla elbisenin herhangi bir yerine takılarak kullanılan Cep saati türüdür. Cep saati, cepte taşınabilecek şekilde tasarlanan bir saattir. Özellikle 16. yüzyıldan I. Dünya Savaşı'ndan sonra kol saatleri popüler hale gelene kadar oldukça popülerdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saat Nedir?</span></span><br />
<br />
Günümüzün vazgeçilmez aksesuarları arasında bulunan kol saati fikrinin temelini oluşturan saatler köstekli saatlerdir. 16. Yüzyıl’da kullanılmaya başlanan bu saatler 1900’lü yıllara kadar oldukça popülerdi. Kol saatlerinin atası olarak kabul edilen bu saatler, günümüzde nostalji ve klasik sevenler için birer anı olmakla birlikte, hala kullanımı olan saatlerdir. Cepte taşınan bu saatler, tarz anlamında da birçok kişi tarafından kullanılmaya devam etmektedir.<br />
<br />
İlk üretildiği dönemlerde sayılı kişi tarafından kullanılmaya başlanan bu saatler, sanayinin gelişmesi ile birlikte ulaşımın ve endüstrinin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Öyle ki ulaşım için kullanılan tren gibi araçlarda ve duraklarda çalışan görevliler için kullanışlı olan köstekli saatler; fabrikalarda çalışma sürelerinin tespitinde de büyük öneme sahipti. Bu bağlamda 1920 yıllarına kadar üretim ve ulaşımda en çok kullanılan araçların başında köstekli saatler gelmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Köstekli Saatler Hangi Malzemeden Yapılır?</span></span><br />
<br />
Köstekli saatin ilk oluşum evrelerinde kullanımı metal şeklindedir. Bu dönemlerde üretilen saatlerin bir zincir veya ip ile kullanıcının cebine ya da kıyafetine bağlı olması sağlanmaktaydı. Bu sayede kullanıcı için oldukça kolay bir kullanım şansı oluşturan köstekli saatler; metal gövde ve analog çalışma tipindeydi. Saatin kadran bölümü ise farklı malzemelerden yapılmaktaydı.<br />
<br />
Günümüzde nostaljik araçlar arasında görülen köstekli saatlerin üretimleri devam etmektedir. Daha çok nostaljik anılar için tercih edilen bu saatlerin modada ise ciddi bir karşılığı bulunmaktadır. Birçok farklı tarza uyum sağlaması adına farklı markalar tarafından çok sayıda modelle üretilen bu saatler, ilk üretildikleri dönemlerden farklı yapılara da sahip olabilmektedir. Genellikle metal gövdeye sahip olan bu saatlerin bağlanmasını sağlayan materyali de metalden yapılmaktadır; ancak bazı modellerde farklı malzemeden yapılmış saat gövdeleri olmakla birlikte, bağlanma materyali de ip ve deri şeklinde üretilebilmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saatlerin Fiyatları Ne Kadardır?</span></span><br />
<br />
Günümüzde köstekli saat üretimleri sıfırdan yapılmakla birlikte, eski saatlerin onarılarak tekrar kullanıma sokulması da çokça tercih edilen üretimlerden biridir. Eski saatlerin onarılarak üreticiye sunulması birer antika değeri taşıdığından bu saatlerin fiyatları büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Bunun yanında bazı markalar tarafından sıfır olarak üretilen köstekli saatlerin fiyatları ise saatin özellikleri ve kullanılan malzemesine göre değişkenlikler göstermektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Bir SATICININ iLANINDA</span></span><br />
<br />
"antika olan bu saat bu temizlikte piyasada yok denecek kadar az kaldı.saat dedemden babama, ondanda bana miras kaldı.manevi önemi çok büyük.rahmetli babam zaten hiç kullanmadı.yanlız dedemin kullandığını hatırlıyorum.daha sonra kutuda kapalı kaldı.şu an tıkır tıkır çalışır durumda."<br />
<br />
manevi onemi o kadar buyukse niye satiyosun, yok satiyorsan niye yaziosun? manevi onemine mi para vericem, piyasa ne deger belirliyorsa ona gore pazarlik yapmak zorunda kalicaksin sonunda. manevinin anlamini bilmiyor ben bu sonuca vardim. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zamanın Ötesine Geçen Eserler: Antika Köstekli Saatler</span></span><br />
<br />
Antika köstekli saatler, tarih boyunca sadece zamanı ölçme aracı olmanın ötesinde, sanatsal ve kültürel bir ifade biçimi olarak da değer kazanmış nadide eserlerdir. İlk kez 16. yüzyılda ortaya çıkan bu saatler, o dönemin zanaatkarlarının el işçiliğiyle üretildiği için benzersizdir. Bu saatlerdeki detaylar, çoğu zaman dönemin estetik ve sanatsal değerlerini yansıtır. Bu yüzden antika köstekli saatler, tarihsel bir dökümanın ötesinde, bir zamanların zarafetini ve göz alıcı işçiliğini günümüze taşıyan önemli koleksiyon parçalarıdır.<br />
 <br />
<br />
Her bir antika köstekli saat, bir hikaye anlatır. Üzerindeki desenler, süslemeler ve işçilik, o dönemin kültürel dokusunu yansıtır. Bu saatler, geçmişin büyüsünü ve zarafetini günümüze taşıdığı için kültürel bir değeri temsil eder. Ayrıca, köstekli saatler, insanların zamanı ölçme ihtiyacının tarihsel bir izdüşümüdür ve bu açıdan da büyük bir öneme sahiptirler.<br />
 <br />
<br />
Antika köstekli saatlerin önemi, sadece geçmişin yansıması değil, aynı zamanda bu eserlerin nadirliği ve sanatsal değeriyle de ilgilidir. El işçiliğiyle üretilen her bir saatin, günümüze kadar ulaşabilmiş olması, onların tarihsel ve kültürel bir hazinenin parçası olduğunu gösterir. Bu saatler, koleksiyoncular için değerli eserlerdir ve onları sahip olmaya çalışmak, geçmişe saygının bir ifadesidir. Dolayısıyla, antika köstekli saatler, zamanın ötesine geçen nadir ve büyüleyici koleksiyon parçalarıdır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antika Köstekli Saatlerin Tarihi Değeri</span></span><br />
<br />
Antika köstekli saatlerin tarihi değeri, insanların zamanı ölçme ve takip etme ihtiyacını tarihsel bir perspektiften yansıtır. Bu saatler, ilk olarak 16. yüzyılda ortaya çıkmış ve o dönemden itibaren insanların günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Zamanı doğru bir şekilde ölçme konusundaki ihtiyaç, özellikle denizcilik, bilimsel çalışmalar ve günlük rutinlerde büyük bir öneme sahipti. Köstekli saatler, bu ihtiyacı karşılamak için tasarlanmış teknik harikalar olarak kabul edilir. Aynı zamanda, bu saatler döneminin zanaatkarlarının el işçiliğiyle üretildiği için her biri nadir ve benzersizdir. Her bir saatin arkasında bir hikaye yatar; bu hikayeler, teknik ustalığın ve estetiğin birleşimini temsil eder ve geçmişin izlerini günümüze taşır.<br />
 <br />
<br />
Bu saatlerin teknik ustalığı ve estetik değeri, koleksiyoncuları ve tarih meraklılarını kendine çeken önemli faktörlerdir. Her bir saat, o dönemin zanaatkarlarının becerilerini ve sanatsal yeteneklerini yansıtır. Aynı zamanda, köstekli saatlerin tasarımı ve süslemeleri, o dönemin estetik anlayışını yansıtarak tarihsel bir dokümanın ötesine geçer. Dolayısıyla, bu saatler hem teknik hem de sanatsal açıdan büyük bir değere sahiptir ve geçmişin izlerini sürmeyi sevenler için büyüleyici tarihi eserlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saatler Köstekli Saatler</span></span><br />
<br />
İnsanlar her zaman içinde bulunmuş olduğu zaman dilimini kavramlaştırarak zaman içerisinde nerede olduğunu bilmeyi kendisine ihtiyaç haline getirmiştir. Bu nedenle saatlerin tarihi çok eskiye dayanır. İlk defa Mısırlıların bulmuş ve kullanmış oldukları güneş saatleri, en ilkel halinden bugün akıllı saatlere kadar ilerledi. Artık fotoğraf çekebilen, arkadaşlarınız ile iletişim kurabilen, kalp atışlarınızı ve tansiyonunuzu ölçen saatler var.<br />
<br />
Bizim kültürümüzde oldukça önemli bir yeri olan ve muhtemel kuşak olarak dedelerimizin kullandığı köstekli saatlerin yeri toplumumuz için oldukça önemlidir. Bu saatler kordonu olmayan, metal kapak ile kapatılan, üzerinde belirli desenler bulunan saatlerdir. Adının köstekli olmasının nedeni ise zincirden kaynaklanır. Yaklaşık yarım metrelik bir zincirin bir ucu saati tutarken, diğer ucu elbisenize tutturulurdu. Bu saye de uzun zincir ile istediğiniz cepte taşıyabilirsiniz. Bu zincir ile birlikte kullanılması, ona köstekli saat denmesine neden olmuştur.<br />
<br />
Bu köstekli saatler, pil veya başka bir enerji kaynağına ihtiyaç duymayan mekanik saatlerdir. Bu saatleri belirli zaman aralıkları ile, elinizle kurmanız gerekir. Kurulduktan sonra uzun süre normal olarak çalışan saatler, bir zaman sonra tekrar dururlar ve tekrar kurulmaları gerekir.<br />
<br />
Kültürümüzün nostaljik bir ürünü olan bu saat türlerini antika mağazalarında sergilenirken bulabilirsiniz. Üzerinde taşıdığı desenlerle ilgili olarak birçok anlam ve karakter taşıyan bu saatlerin önemi, bu gün teknolojik saatler ve moda adı verilen akım yüzünden eskideğerini kaybetmiş durumda.<br />
<br />
<br />
Köstekli saatler, uzun yıllar boyunca sadece zamanı göstermenin ötesinde, bir statü sembolü ve şıklık unsuru olarak kabul edilmiştir. Geçmişte cep saatleri olarak bilinen bu saatler, günümüzde de farklı tasarımları ve teknolojileriyle saat severlerin ilgisini çekmektedir. Özellikle otomatik ve pilli köstekli saatler, hem klasikleşmiş görünümü hem de modern özellikleriyle dikkat çekmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli Saat Nedir?</span></span><br />
<br />
Köstekli saat, bir zincir veya kayış aracılığıyla kıyafetinize takabileceğiniz, cep saatlerinden evrimleşmiş bir saat türüdür. Genellikle daha küçük ve zarif bir tasarıma sahip olan köstekli saatler, hem erkekler hem de kadınlar tarafından tercih edilmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Otomatik ve Pilli Köstekli Saatler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Otomatik Köstekli Saatler:</span></span> Bu saatler, kolunuzun hareketleriyle şarj olan bir mekanizmaya sahiptir. Yani pil değiştirme ihtiyacı olmadan sürekli çalışırlar. Otomatik saatler, mekanik saatçiliğin ustalığını yansıtan ve genellikle daha yüksek bir değere sahip olan modellerdir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pilli Köstekli Saatler:</span></span> Pilli saatler, küçük bir pil ile çalışan daha basit bir mekanizmaya sahiptir. Bu saatler, otomatik saatlere göre daha uygun fiyatlıdır ve bakımı daha kolaydır. Ancak pilinin belirli aralıklarla değiştirilmesi gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde Köstekli Saatlerin Değeri ve Fiyatları</span></span><br />
<br />
Köstekli saatlerin değeri ve fiyatları, birçok faktöre bağlı olarak değişmektedir. Bu faktörler arasında şunlar sayılabilir:<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Marka:</span></span> Lüks saat markalarının köstekli saatleri, daha yüksek fiyatlara sahip olabilir.<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Model:</span></span> Nadir veya özel üretim modeller, daha değerli olabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Durum:</span></span> Saatin genel durumu, kutusunun ve belgelerinin olup olmaması fiyatı etkiler.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Malzeme:</span></span> Saatin yapımında kullanılan malzemeler (altın, platin, çelik vb.) fiyatını belirler.<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Mekanizma:</span></span> Otomatik veya pilli olması, mekanizmanın kalitesi ve karmaşıklığı fiyatı etkiler.<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Ek Özellikler:</span></span> Kronometre, tarih göstergesi gibi ek özellikler, saatin değerini artırabilir.<br />
<br />
Günümüzde köstekli saatler, hem günlük kullanım için hem de koleksiyon amaçlı olarak tercih edilmektedir. Özellikle vintage ve antika köstekli saatler, yüksek fiyatlara alıcı bulabilmektedir. Ancak, yeni üretilen otomatik ve pilli köstekli saatleri de uygun fiyatlara bulmak mümkündür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Köstekli saatler, zamanın ötesinde bir şıklık ve zarafet sunan özel parçalar olarak değerlendirilmektedir. Hem klasik hem de modern tasarımlarıyla farklı zevklere hitap eden köstekli saatler, doğru seçim yapıldığında uzun yıllar boyunca kullanılabilir ve değer kazanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Köstekli saat alırken dikkat etmeniz gerekenler:</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Bütçenizi belirleyin:</span></span> Köstekli saatlerin fiyatları oldukça geniş bir aralıkta değişebilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kullanım amacınızı belirleyin:</span></span> Günlük kullanım için mi, özel günler için mi saat alacağınızı belirleyin.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Markaları araştırın:</span></span> Farklı markaların köstekli saat modellerini inceleyin ve size en uygun olanı seçin.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Saatin özelliklerini değerlendirin:</span></span> Suya dayanıklılık, kronometre gibi özellikler sizin için önemli mi?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Satın almadan önce mutlaka deneyin:</span></span> Saatin bileğinizde nasıl durduğunu kontrol edin.<br />
<br />
Unutmayın: Köstekli saat sadece zamanı gösteren bir araç değil, aynı zamanda bir stil ifadedir. Doğru seçimi yaparak yıllarca keyifle kullanabileceğiniz bir saat sahibi olabilirsiniz.<br />
<br />
<br />
Not: Bu makale, genel bir bilgi verme amacı taşımaktadır. Köstekli saat alımı yapmadan önce mutlaka detaylı bir araştırma yapmanız ve bir uzmana danışmanız önerilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
internetten Derleme ve<br />
gemini</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[REÇİNELER]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31878</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:48:04 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31878</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇİNELER</span></span><br />
<br />
Alm. Härze (n.pl.), Fr. Résines (f.pl.), İng. Resins. Fizyolojik hâdiseler neticesinde veya patolojik tesirlerle bitkilerde meydana gelen veya sun’î yollarla organik bileşiklerden elde edilen katı veya ağdalı sıvı maddeler. Bunlar, eczâcılıkta ilâç yapımında kullanılır. Kimyâsal yapısı kesin olarak bilinmemekle birlikte diterpenler, triterpenler ve politerpenler sınıfından olan maddelerden meydana geldiği bilinmektedir. Fiziksel olarak ısıtılınca yumuşar, isli bir alevle yanar, amorf sert bir kütle olarak kendini gösterir. Bu sert kütle kırılınca parlak yüzeyler ortaya çıkar. Reçineler kolayca toz hâline getirilebilir. Suda çözünmezler ve buharla sürüklenmezler. Bâzı reçinelerde suda çözünen çok az madde bulunması yanında bütün reçineler alkol, kloroform ve eter gibi organik bâzı çözücülerde çözünürler. Havada oksitlenince renkleri koyulaşan reçineler, sülfürik asitle kırmızı bir sıvı meydana getirirler.<br />
<br />
Reçineler, bitkilerde bir yağ içerisinde erimiş hâlde veya zamklarla birlikte bulunurlar. Çamgiller, baklagiller, maydanozgiller gibi familyalarda reçine taşıyan bitkiler çoktur. Bu bitkilerde yağ ve zamklarla birlikte bulunan reçineler salgı kanallarında toplanır.  Bitkilerde salgı kanalları tabiî olarak bulunduğu gibi, patolojik bir olay veya her yaralanma neticesinde meydana gelir. Reçinesi, hücrelerinde veya salgı tüylerinde toplanan bitkiler de vardır.<br />
<br />
Eskiden eczâcılıkta ilâç hammaddesi olarak kullanılan kehribar, Baltık sâhillerinde bulunan Pinus succinifera (Kehribarçamı) adlı bir çam türünün fosilleşmiş reçinesinden ibârettir.<br />
<br />
Reçineler bitkilerden saf olarak elde edilmeyip, yağ gibi çeşitli maddelerle karışım hâlinde elde edilir. Reçine elde etmek için bitkinin kabuğu özel bir bıçakla çizilir. Sonra balyozla dövülerek veya alevle yakılarak yaralanır. Bâzı bitkilerde ise reçine; etanol, eter gibi maddelerin yardımıyla, tüketme metodu ile elde edilir.<br />
<br />
Bugün sanâyide tabiî reçinelerin yerini büyük ölçüde sun’î reçineler almıştır. Sun’î reçineler, fiziksel yönden tabiî reçinelere benzerse de kimyâsal yönden farklılıklar gösterir. “Termoplastik” ve “termoset” reçineler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Sun’î reçineler en çok plastikte, ayrıca vernik, yapıştırıcı ve iyon değiştiricilerin üretiminde kullanılır.<br />
<br />
Sınâî önemi büyük olan reçineler ayrı konular hâlinde verilmiştir (Bkz. Plastik, Polimer). Aşağıda polimerleşme ile elde edilen bâzı reçineler verilmiştir:<br />
<br />
Polieter: Monomerlerin eter bağlarıyla bağlanması netîcesinde teşekkül eden polimerlerdir. Polieterlerden “polietilen glikoller”; başlıca kozmetik ve eczâcılık ürünlerinin, emülsiyon yapıcı veya nemlendirici malzemelerin ve yağlayıcıların îmâlinde kullanılır. Bir polieter olan “epoksi reçineleri”nden yaygın olarak yapıştırıcı ve kaplama malzemesi olarak istifâde edilir. Yine bir polieter olan “penton”, kimyâsal maddelere dayanıklı olduğu için depolama tanklarının iç cidarlarının kaplanmasına yardımcıdır.<br />
<br />
Polistiren: Stiren monomerinden elde edilen polimerdir. Genellikle mâliyeti düşük, dayanıklı ve termoplastik yapıda bir üründür. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. İyi bir elektrik yalıtkanıdır. Buzdolabı ve klima gibi çeşitli eşyâların îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfon: Temel yapı zincirleri sülfonil, eter ve izopropiliden gruplarıyla bağlanmış benzen halkalarından meydana gelen polimerlerdir. Polisülfonlar sağlam, sıcağa ve kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Tel kaplamalarında, otomobil parçalarında ve çeşitli ev âletlerinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfür: 3 ilâ 10 sayıdaki kükürt atomunun bağlanmasıyla teşekkül eden bileşiklerdir. Bunlar, kükürdün sülfür iyonu (S-2) ihtivâ eden çözeltilerde çözündürülmesiyle elde edilirler. Sodyum polisülfürler hayvan postlarından kılların temizlenmesinde ve ticârî adı “tiyokol” olan reçinelerin îmâlinde kullanılır. Tiyokoller oldukça yaygın kullanım sahası bulunan ürünlerdir. Yüzey korunmasında, roket yakıtlarında kullanılır. Diğer bâzı polisülfürlerle haşere ilâcı olarak üretilir.<br />
<br />
Polivinilasetat: Vinilasetat monomerlerinden elde edilen renksiz bir reçinedir. Su esaslı boyalarda bağlayıcı olarak; yapıştırıcılarda, lakelerde ve çimentolarda kullanılır.<br />
<br />
Polivinilflorür: Vinilflorür monomerinin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Binaların dış cephelerinde, boru kaplamalarında kullanılır.<br />
<br />
Polivinilalkol: Polivinilasetatın asit veya bazlarla reaksiyona sokulmasıyla elde edilen bir reçinedir. Kâğıt ve dokumaların yağlara ve greslere karşı dayanıklılığını arttırmak için kullanılan tutkallama maddelerinde, yapıştırıcı ve emülsiyonlaştırıcılarda kullanılır. Polivinilalkolden elde edilen polivinilformali ve polivinilasetali, kaplama malzemesi ve ince katman îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliklorodifenil: Difenil ve klordan elde edilen sun’î bir reçinedir. Poliklorodifenil karışımları başlıca yağlayıcı, ateşe dayanıklı dielektrik akışkan ve ısı transfer vâsıtası olarak kullanılır. İlâveten, yapıştırıcıların, tel kaplama malzemelerinin ahşap ve beton gibi yüzeylerin kaplanmasında da kullanılır.<br />
<br />
Poliklorotrifluoroetilen: Klorotrifluoroetilenin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kolay şekillendirilebilen bir reçine olduğundan kalıplama ve çekme yoluyla conta, pompa ve vana gibi bâzı malzemelerin îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliakrilonitril: Akrilonitrilden türetilen polimerlerin genel adı. Bu polimerler akrilonitril monomeriyle bütadien, stiren veya viniliden klorür monomerlerinden meydana gelmiş kopolimerlerdir. Orlonda % 85 nispetinde akrilonitril bulunur. Akrilonitrilin en önemli polimerlerinden biri, akrilonitril-bütadien-stiren (ABS) reçinesidir. ABS reçinesi oldukça sert, sağlam ve dayanıklıdır. Bilhassa boru ve mutfak eşyâsı îmâlatında kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇİNELER</span></span><br />
<br />
Alm. Härze (n.pl.), Fr. Résines (f.pl.), İng. Resins. Fizyolojik hâdiseler neticesinde veya patolojik tesirlerle bitkilerde meydana gelen veya sun’î yollarla organik bileşiklerden elde edilen katı veya ağdalı sıvı maddeler. Bunlar, eczâcılıkta ilâç yapımında kullanılır. Kimyâsal yapısı kesin olarak bilinmemekle birlikte diterpenler, triterpenler ve politerpenler sınıfından olan maddelerden meydana geldiği bilinmektedir. Fiziksel olarak ısıtılınca yumuşar, isli bir alevle yanar, amorf sert bir kütle olarak kendini gösterir. Bu sert kütle kırılınca parlak yüzeyler ortaya çıkar. Reçineler kolayca toz hâline getirilebilir. Suda çözünmezler ve buharla sürüklenmezler. Bâzı reçinelerde suda çözünen çok az madde bulunması yanında bütün reçineler alkol, kloroform ve eter gibi organik bâzı çözücülerde çözünürler. Havada oksitlenince renkleri koyulaşan reçineler, sülfürik asitle kırmızı bir sıvı meydana getirirler.<br />
<br />
Reçineler, bitkilerde bir yağ içerisinde erimiş hâlde veya zamklarla birlikte bulunurlar. Çamgiller, baklagiller, maydanozgiller gibi familyalarda reçine taşıyan bitkiler çoktur. Bu bitkilerde yağ ve zamklarla birlikte bulunan reçineler salgı kanallarında toplanır.  Bitkilerde salgı kanalları tabiî olarak bulunduğu gibi, patolojik bir olay veya her yaralanma neticesinde meydana gelir. Reçinesi, hücrelerinde veya salgı tüylerinde toplanan bitkiler de vardır.<br />
<br />
Eskiden eczâcılıkta ilâç hammaddesi olarak kullanılan kehribar, Baltık sâhillerinde bulunan Pinus succinifera (Kehribarçamı) adlı bir çam türünün fosilleşmiş reçinesinden ibârettir.<br />
<br />
Reçineler bitkilerden saf olarak elde edilmeyip, yağ gibi çeşitli maddelerle karışım hâlinde elde edilir. Reçine elde etmek için bitkinin kabuğu özel bir bıçakla çizilir. Sonra balyozla dövülerek veya alevle yakılarak yaralanır. Bâzı bitkilerde ise reçine; etanol, eter gibi maddelerin yardımıyla, tüketme metodu ile elde edilir.<br />
<br />
Bugün sanâyide tabiî reçinelerin yerini büyük ölçüde sun’î reçineler almıştır. Sun’î reçineler, fiziksel yönden tabiî reçinelere benzerse de kimyâsal yönden farklılıklar gösterir. “Termoplastik” ve “termoset” reçineler olarak iki sınıfa ayrılırlar. Sun’î reçineler en çok plastikte, ayrıca vernik, yapıştırıcı ve iyon değiştiricilerin üretiminde kullanılır.<br />
<br />
Sınâî önemi büyük olan reçineler ayrı konular hâlinde verilmiştir (Bkz. Plastik, Polimer). Aşağıda polimerleşme ile elde edilen bâzı reçineler verilmiştir:<br />
<br />
Polieter: Monomerlerin eter bağlarıyla bağlanması netîcesinde teşekkül eden polimerlerdir. Polieterlerden “polietilen glikoller”; başlıca kozmetik ve eczâcılık ürünlerinin, emülsiyon yapıcı veya nemlendirici malzemelerin ve yağlayıcıların îmâlinde kullanılır. Bir polieter olan “epoksi reçineleri”nden yaygın olarak yapıştırıcı ve kaplama malzemesi olarak istifâde edilir. Yine bir polieter olan “penton”, kimyâsal maddelere dayanıklı olduğu için depolama tanklarının iç cidarlarının kaplanmasına yardımcıdır.<br />
<br />
Polistiren: Stiren monomerinden elde edilen polimerdir. Genellikle mâliyeti düşük, dayanıklı ve termoplastik yapıda bir üründür. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. İyi bir elektrik yalıtkanıdır. Buzdolabı ve klima gibi çeşitli eşyâların îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfon: Temel yapı zincirleri sülfonil, eter ve izopropiliden gruplarıyla bağlanmış benzen halkalarından meydana gelen polimerlerdir. Polisülfonlar sağlam, sıcağa ve kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Tel kaplamalarında, otomobil parçalarında ve çeşitli ev âletlerinde kullanılır.<br />
<br />
Polisülfür: 3 ilâ 10 sayıdaki kükürt atomunun bağlanmasıyla teşekkül eden bileşiklerdir. Bunlar, kükürdün sülfür iyonu (S-2) ihtivâ eden çözeltilerde çözündürülmesiyle elde edilirler. Sodyum polisülfürler hayvan postlarından kılların temizlenmesinde ve ticârî adı “tiyokol” olan reçinelerin îmâlinde kullanılır. Tiyokoller oldukça yaygın kullanım sahası bulunan ürünlerdir. Yüzey korunmasında, roket yakıtlarında kullanılır. Diğer bâzı polisülfürlerle haşere ilâcı olarak üretilir.<br />
<br />
Polivinilasetat: Vinilasetat monomerlerinden elde edilen renksiz bir reçinedir. Su esaslı boyalarda bağlayıcı olarak; yapıştırıcılarda, lakelerde ve çimentolarda kullanılır.<br />
<br />
Polivinilflorür: Vinilflorür monomerinin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kimyevî maddelere karşı dayanıklıdır. Binaların dış cephelerinde, boru kaplamalarında kullanılır.<br />
<br />
Polivinilalkol: Polivinilasetatın asit veya bazlarla reaksiyona sokulmasıyla elde edilen bir reçinedir. Kâğıt ve dokumaların yağlara ve greslere karşı dayanıklılığını arttırmak için kullanılan tutkallama maddelerinde, yapıştırıcı ve emülsiyonlaştırıcılarda kullanılır. Polivinilalkolden elde edilen polivinilformali ve polivinilasetali, kaplama malzemesi ve ince katman îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliklorodifenil: Difenil ve klordan elde edilen sun’î bir reçinedir. Poliklorodifenil karışımları başlıca yağlayıcı, ateşe dayanıklı dielektrik akışkan ve ısı transfer vâsıtası olarak kullanılır. İlâveten, yapıştırıcıların, tel kaplama malzemelerinin ahşap ve beton gibi yüzeylerin kaplanmasında da kullanılır.<br />
<br />
Poliklorotrifluoroetilen: Klorotrifluoroetilenin polimerleştirilmesiyle elde edilen bir reçinedir. Kolay şekillendirilebilen bir reçine olduğundan kalıplama ve çekme yoluyla conta, pompa ve vana gibi bâzı malzemelerin îmâlinde kullanılır.<br />
<br />
Poliakrilonitril: Akrilonitrilden türetilen polimerlerin genel adı. Bu polimerler akrilonitril monomeriyle bütadien, stiren veya viniliden klorür monomerlerinden meydana gelmiş kopolimerlerdir. Orlonda % 85 nispetinde akrilonitril bulunur. Akrilonitrilin en önemli polimerlerinden biri, akrilonitril-bütadien-stiren (ABS) reçinesidir. ABS reçinesi oldukça sert, sağlam ve dayanıklıdır. Bilhassa boru ve mutfak eşyâsı îmâlatında kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[REÇEL]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31877</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:47:16 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31877</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇEL</span></span><br />
<br />
Alm. Konfitüre, Marmelade (f), Fr. Confiture (f), İng. Jam. Çeşitli meyvelerin su ve şeker karıştırılıp ateşte kaynatılması ile meydana gelen bir çeşit tatlı yiyecek. Reçelin târihi çok eski devirlere kadar uzanmaktadır. İlk zamanlar bâzı meyveler bal şerbetiyle kaynatılır ve beklemeye bırakılırdı. Fakat bu uygulama zamânına göre biraz lüks ve masraflı oluyordu. Daha sonraki asırlarda şekerin bugünkü şekliyle üretilmesi, meyvelere lâzım olan tatlı suyun kolayca temin edilmesi reçel yapımını yaygınlaştırdı. Hattâ milletlere, bölgelere, şehirlere göre değişik çeşitler ve isimler altında reçeller yapılmaya başlandı.<br />
<br />
Reçel yapmanın değişik usûlleri vardır:<br />
<br />
1. Meyveler tatlılık durumu iyi ayarlanmış koyu bir şerbet içerisine atılarak, ateşte kaynatılır. Bu usûlle, kayısı, elma, armut, portakal, patlıcan, karpuz kabuğu vb. meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
2. Bir sıra meyve, bir sıra şeker konularak hazırlanan reçel malzemesi 6-7 saat bekletilir. Sonra pişirilir. Bu usûlle; erik, vişne, gül, böğürtlen gibi meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
3. Reçel yapılacak meyvelerin, su ve şeker oranları ayarlanarak karıştırılır. Daha sonra güneşte beklemeye bırakılır.<br />
<br />
Reçel yapımında şeker kullanıldığı gibi glikoz da kullanılmaktadır. Glikozla yapılan reçeller biraz daha ekonomik olur. Ticâret için yapılan reçeller genelde bu usûlle yapılmaktadır. Reçelde bol miktarda kalori bulunduğu için her yaş grubunun yemesi gerekli bir besin kaynağıdır.<br />
<br />
Reçel yapılırken dikkat edilmesi gereken önemli hususlar şunlardır:<br />
<br />
1. Reçel yapılacak meyveler çok tâze, temiz, çürüksüz ve olgun olmalı.<br />
<br />
2. Temizlenen meyveler geniş bir kaba konularak şeker ve su ölçüleri iyi ayarlanmalı; miktarlar ne fazla ne de noksan olmalıdır. Her iki durumda da reçeller ya sulanarak bozulur veya kaynatılmasından çok kısa bir süre sonra kristalleşir (şekerlenir).<br />
<br />
3. Reçel kaynatılırken karıştırmak gerekiyorsa bu işte tahta kaşık kullanılmalı.<br />
<br />
4. Kaynarken reçelin üstünde meydana gelen köpükler, kaynama durduğu zaman, sıcak suyun içinde bulunan mâdenî süzgeç kepçeyle en kısa zamanda alınmalı.<br />
<br />
5. Reçelin köpüklenmemesi için kaynarken çok az miktarda tereyağı atılır. Böylece kaynatılan reçel şurubunun üzerindeki köpüklenme önlenir.<br />
<br />
6. Yapılan reçellerin ileride bozulmamasını, şekerlenmemesini istiyorsak, reçel şurubuna ateşten indirmeden 1-2 dakika önce biraz limon tuzu veya limon suyu sıkmamız gerekir. Bu sıkılma işlemi reçel şurubunun kıvama gelip gelmediği iyi tahmin edildikten sonra yapılmalıdır. Bunu anlamak için reçel şurubundan birkaç damla alarak küçük bir tabak içindeki soğuk suya bırakılır. Eğer şurup damlaları suyun içinde sağa sola dağılmazsa kıvama gelmiş olur. İşte limon tuzu veya suyu tam bu zamanda atılmalıdır. Buna halk arasında kestirme denir. Bu durumda zaman ayarı çok önemlidir. Şerbetin belli bir oranda yumurta beyazı ile kaynatılmasına da kestirme denir. Yumurta beyazının, suya yedirilerek kaynatıldığı şerbetin üzerinde biriken tortular kepçe ile alınır. Şerbet koyulaşıp berraklaşıncaya kadar bu işe devam edilir.<br />
<br />
7. Reçel şuruplarının pişme ve kaynama kıvamları 104-105°C’ye kadar yükseltilmelidir. Bu arada şurup kaynatılan kabın geniş ve ağzının açık olmasına dikkat etmelidir.<br />
<br />
8. Genelde reçeller âdi kavanozlarda, sırlı kaplarda çömleklerde saklanmaktadır. Reçellerin cam kavanozlarda saklanması sağlık açısından daha iyidir. Reçel doldurulacak kavanozlar iyice kurulanarak, ağızları hava geçirmeyen parşömen kağıdı, balmumu vs. gibi maddelerle kapatılmalı, hava temâsı kesilmelidir. Çok sıcak olmayan havadır yerlerde saklanmalıdır.<br />
<br />
Bilinen başlıca reçel çeşitleri: Kayısı, elma, armut, ayva, vişne, üzüm, portakal, mandalina, bergamot, patlıcan, incir, karpuz kabuğu, kabak, çilek vb. dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">REÇEL</span></span><br />
<br />
Alm. Konfitüre, Marmelade (f), Fr. Confiture (f), İng. Jam. Çeşitli meyvelerin su ve şeker karıştırılıp ateşte kaynatılması ile meydana gelen bir çeşit tatlı yiyecek. Reçelin târihi çok eski devirlere kadar uzanmaktadır. İlk zamanlar bâzı meyveler bal şerbetiyle kaynatılır ve beklemeye bırakılırdı. Fakat bu uygulama zamânına göre biraz lüks ve masraflı oluyordu. Daha sonraki asırlarda şekerin bugünkü şekliyle üretilmesi, meyvelere lâzım olan tatlı suyun kolayca temin edilmesi reçel yapımını yaygınlaştırdı. Hattâ milletlere, bölgelere, şehirlere göre değişik çeşitler ve isimler altında reçeller yapılmaya başlandı.<br />
<br />
Reçel yapmanın değişik usûlleri vardır:<br />
<br />
1. Meyveler tatlılık durumu iyi ayarlanmış koyu bir şerbet içerisine atılarak, ateşte kaynatılır. Bu usûlle, kayısı, elma, armut, portakal, patlıcan, karpuz kabuğu vb. meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
2. Bir sıra meyve, bir sıra şeker konularak hazırlanan reçel malzemesi 6-7 saat bekletilir. Sonra pişirilir. Bu usûlle; erik, vişne, gül, böğürtlen gibi meyvelerin reçelleri yapılır.<br />
<br />
3. Reçel yapılacak meyvelerin, su ve şeker oranları ayarlanarak karıştırılır. Daha sonra güneşte beklemeye bırakılır.<br />
<br />
Reçel yapımında şeker kullanıldığı gibi glikoz da kullanılmaktadır. Glikozla yapılan reçeller biraz daha ekonomik olur. Ticâret için yapılan reçeller genelde bu usûlle yapılmaktadır. Reçelde bol miktarda kalori bulunduğu için her yaş grubunun yemesi gerekli bir besin kaynağıdır.<br />
<br />
Reçel yapılırken dikkat edilmesi gereken önemli hususlar şunlardır:<br />
<br />
1. Reçel yapılacak meyveler çok tâze, temiz, çürüksüz ve olgun olmalı.<br />
<br />
2. Temizlenen meyveler geniş bir kaba konularak şeker ve su ölçüleri iyi ayarlanmalı; miktarlar ne fazla ne de noksan olmalıdır. Her iki durumda da reçeller ya sulanarak bozulur veya kaynatılmasından çok kısa bir süre sonra kristalleşir (şekerlenir).<br />
<br />
3. Reçel kaynatılırken karıştırmak gerekiyorsa bu işte tahta kaşık kullanılmalı.<br />
<br />
4. Kaynarken reçelin üstünde meydana gelen köpükler, kaynama durduğu zaman, sıcak suyun içinde bulunan mâdenî süzgeç kepçeyle en kısa zamanda alınmalı.<br />
<br />
5. Reçelin köpüklenmemesi için kaynarken çok az miktarda tereyağı atılır. Böylece kaynatılan reçel şurubunun üzerindeki köpüklenme önlenir.<br />
<br />
6. Yapılan reçellerin ileride bozulmamasını, şekerlenmemesini istiyorsak, reçel şurubuna ateşten indirmeden 1-2 dakika önce biraz limon tuzu veya limon suyu sıkmamız gerekir. Bu sıkılma işlemi reçel şurubunun kıvama gelip gelmediği iyi tahmin edildikten sonra yapılmalıdır. Bunu anlamak için reçel şurubundan birkaç damla alarak küçük bir tabak içindeki soğuk suya bırakılır. Eğer şurup damlaları suyun içinde sağa sola dağılmazsa kıvama gelmiş olur. İşte limon tuzu veya suyu tam bu zamanda atılmalıdır. Buna halk arasında kestirme denir. Bu durumda zaman ayarı çok önemlidir. Şerbetin belli bir oranda yumurta beyazı ile kaynatılmasına da kestirme denir. Yumurta beyazının, suya yedirilerek kaynatıldığı şerbetin üzerinde biriken tortular kepçe ile alınır. Şerbet koyulaşıp berraklaşıncaya kadar bu işe devam edilir.<br />
<br />
7. Reçel şuruplarının pişme ve kaynama kıvamları 104-105°C’ye kadar yükseltilmelidir. Bu arada şurup kaynatılan kabın geniş ve ağzının açık olmasına dikkat etmelidir.<br />
<br />
8. Genelde reçeller âdi kavanozlarda, sırlı kaplarda çömleklerde saklanmaktadır. Reçellerin cam kavanozlarda saklanması sağlık açısından daha iyidir. Reçel doldurulacak kavanozlar iyice kurulanarak, ağızları hava geçirmeyen parşömen kağıdı, balmumu vs. gibi maddelerle kapatılmalı, hava temâsı kesilmelidir. Çok sıcak olmayan havadır yerlerde saklanmalıdır.<br />
<br />
Bilinen başlıca reçel çeşitleri: Kayısı, elma, armut, ayva, vişne, üzüm, portakal, mandalina, bergamot, patlıcan, incir, karpuz kabuğu, kabak, çilek vb. dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RECEB AYI]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31876</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:46:35 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31876</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RECEB AYI</span></span><br />
<br />
Kamerî ayların yedincisi. İslâm dîninde mübârek üç aylardan birincisi. Müslümanlar arasında mübârek üç aylar olarak bilinen Receb, Şâban ve Ramazan ayları, İslâm dîninin kıymet verdiği aylardır. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için bâzı gecelere, gün ve aylara kıymet vermiş; bu gece, gün ve aylardaki duâ, tövbe, namaz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tövbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları sebep kılmıştır. Receb, içinde iki mübârek gecenin de bulunduğu bir aydır.<br />
<br />
Receb-i şerîfin ilk Cumâ gecesine Regâib Gecesi denir. Çünkü Allahü teâlâ, bu gecede mümin kullarına, ragîbetler, yâni ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan duâ reddolmaz. Namaz, oruç, sadaka gibi ibâdetlere, kat kat sevap verilir. O geceye hürmet edenleri affeyler (Bkz. Regâib Gecesi). Receb ayının yirmi yedinci gecesi de Mîrâc Gecesidir. Mîrâc “merdiven” demektir. Resûlullah’ın göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir. (Bkz. Mîrâc)<br />
<br />
Receb ayı, Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetliydi. Bu ayda muhârebe etmek günahtı. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb demek, “mürecceb, muazzam, muhterem, kıymetli” demektir. Enîs-ül-Vâizîn kitabında diyor ki:<br />
<br />
“Îsâ aleyhisselâm zamânında bir genç, güzel bir kıza tutulmuştu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zaman sonra söz aldı. Bir akşam, odada buluştular. Genç, pek sevinçliydi. Ansızın, pencereden hilâlî (yeni ayı) gördü. Bu hangi aydır, dedi. Kız, Receb, deyince, genç toparlandı. Giyindi. Kız şaşırıp, ne oluyorsun, dedi. Genç, babalarımdan işittim. Receb ayında günâh işlenmez. Bu aya saygı gösterilir, deyip, özür diledi ve evine gitti. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma vahy gönderip, olanları bildirdi. Bu genci ziyâret et! Selâmımı söyle, buyurdu. Genç, Receb ayına gösterdiği bir saygı için, büyük bir peygamberin kendine gönderildiğine sevinerek îmân etti. İyi bir mümin oldu. Receb ayına gösterdiği bir saygı sebebiyle, îmân şerefine kavuştu.”<br />
<br />
Allahü teâlâ Tevbe sûresi 36. âyetinde meâlen; “Ayların sayısı, Allah’ın yanında gökleri ve yeri yarattığı günkü kitabında olduğu gibi on ikidir. Bunlardan dördü haramdır (yâni, muhteremdir).” buyuruyor. Daha önce ve İslâmın ilk yıllarında harp yapmanın haram, yasak edildiği dört aydan biri de Receb ayı idi. Peygamberimizden evvel, câhiliye zamânında da Receb ayına çok fazla tâzim eder, saygı gösterirlerdi. Receb ayının başından sonuna kadar Allahü teâlâ tarafından üç şey ihsân olur: Kula azâpsız rahmet, cimrilik etmeden cömertlik, eziyet etmeden iyilik ve ihsân.<br />
<br />
Receb ayı için “Receb-i Mudır, müttasıl-ül-esne, şehr-ül-asem, şehrullah-il-ehab, şehr-ül-mutahhar, şehr-üs-sâbık ve şehr-ül-ferd...” gibi isimler de kullanılmıştır. Bu isimlerle anılmasının ayrı ayrı sebepleri vardır. Bir çoğu hadîs-i şerîflerle bildirilmiştir.<br />
<br />
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem; “Uyanınız ve biliniz ki, Receb ayı haram aylardandır. Allahü teâlâ bu ayda Nûh aleyhisselâmı gemiye bindirdi. Nûh aleyhisselâm gemide oruç tuttu ve yanında olanların tutmasını emretti. Allahü teâlâ onları kurtardı, boğulmaktan korudu. Ve Allahü teâlâ yeryüzünü tûfan sebebiyle küfür ve taşkınlıklardan temizledi.” buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte; “Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Şâban, benim ayımdır. Ramazan, benim ümmetimin ayıdır” buyuruldu.<br />
<br />
Recebin üstünlüğünü bildiren bir hadîs-i şerîfte; “Receb-i şerîf öyle büyük bir aydır ki, bir kimse bu ayda bir gün oruç tutsa, Allahü teâlâ ona bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. İki gün oruç tutsa, iki bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. Yedi gün oruç tutsa, Cehennem kapıları ona kapanır. Sekiz gün oruç tutsa, Cennetin sekiz kapısı ona açılır, hangisinden isterse Cennete girer. On beş gün oruç tutsa, günahları sevâba döner. Semâdan bir ses: “Allahü teâlâ senin geçmişte olan günahını affetti, bağışladı. Bundan sonraki ömrün için amelini (yâni, ibâdet ve işlerini) iyi yap!” der. Bunlardan çok tutarsa, Allahü teâlâ da onun sevap ve karşılığını arttırır.” buyruldu.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruldu ki: “Bir kimse Allahü teâlânın ayı olan Receb ayında, bir mümin kardeşini gam ve üzüntüden kurtarsa, Allahü teâlâ ona, Firdevs’te (Cennette) gözünün görebildiği kadar büyük bir köşk ihsân eder. Uyanınız, kendinize geliniz ve Receb ayına hürmet ve ikrâm ediniz ki, Allahü teâlâ da size bin türlü kerâmetle ikrâm ve ihsân etsin.”<br />
<br />
Cennet’te bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten beyaz, baldan tatlıdır. Receb ayında bir gün oruç tutana Allahü teâlâ kıyâmet günü o nehirden su verir.<br />
<br />
Cennette bir köşk vardır. Ona ancak Receb ayını oruç tutmakla geçirenler girer.<br />
<br />
Bir kimse Receb ayında bir gün oruç tutsa, o kimse sanki bin yıl oruç tutmuş, bin köle azâd etmiş gibi sevâba kavuşur. Ve bir kimse Receb-i şerîfte az bir şey sadaka verse, bin altın sadaka vermiş gibi sevap alır. Bedenindeki her kılı için bin sevap yazılır. Derecesi bin kat yükselir. Bin günahı yok olur. Hergünkü orucu ve verdiği her sadakası için bin hac ve bin ömre sevabı yazılır. Cennette ona bin ev, bin köşk ve bin hücre yapılır. Her hücrede bin bölüm ve her bölümde çok güzel hûriler bulunur.<br />
<br />
Bir kimse Recebin ilk günü oruç tutsa, Allahü teâlâ bu orucunu, yetmiş yıllık günâhına keffâret eder. On beş gün oruç tutsa, Allahü teâlâ kıyâmet gününde onun hesâbını kolay görür. Receb ayında otuz gün oruç tutana, Allahü teâlâ rızâ ve berâtı ve hücceti ihsân eder. Onu azâbtan korur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RECEB AYI</span></span><br />
<br />
Kamerî ayların yedincisi. İslâm dîninde mübârek üç aylardan birincisi. Müslümanlar arasında mübârek üç aylar olarak bilinen Receb, Şâban ve Ramazan ayları, İslâm dîninin kıymet verdiği aylardır. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için bâzı gecelere, gün ve aylara kıymet vermiş; bu gece, gün ve aylardaki duâ, tövbe, namaz ve oruç gibi ibâdetleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tövbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları sebep kılmıştır. Receb, içinde iki mübârek gecenin de bulunduğu bir aydır.<br />
<br />
Receb-i şerîfin ilk Cumâ gecesine Regâib Gecesi denir. Çünkü Allahü teâlâ, bu gecede mümin kullarına, ragîbetler, yâni ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan duâ reddolmaz. Namaz, oruç, sadaka gibi ibâdetlere, kat kat sevap verilir. O geceye hürmet edenleri affeyler (Bkz. Regâib Gecesi). Receb ayının yirmi yedinci gecesi de Mîrâc Gecesidir. Mîrâc “merdiven” demektir. Resûlullah’ın göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir. (Bkz. Mîrâc)<br />
<br />
Receb ayı, Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetliydi. Bu ayda muhârebe etmek günahtı. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb demek, “mürecceb, muazzam, muhterem, kıymetli” demektir. Enîs-ül-Vâizîn kitabında diyor ki:<br />
<br />
“Îsâ aleyhisselâm zamânında bir genç, güzel bir kıza tutulmuştu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zaman sonra söz aldı. Bir akşam, odada buluştular. Genç, pek sevinçliydi. Ansızın, pencereden hilâlî (yeni ayı) gördü. Bu hangi aydır, dedi. Kız, Receb, deyince, genç toparlandı. Giyindi. Kız şaşırıp, ne oluyorsun, dedi. Genç, babalarımdan işittim. Receb ayında günâh işlenmez. Bu aya saygı gösterilir, deyip, özür diledi ve evine gitti. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma vahy gönderip, olanları bildirdi. Bu genci ziyâret et! Selâmımı söyle, buyurdu. Genç, Receb ayına gösterdiği bir saygı için, büyük bir peygamberin kendine gönderildiğine sevinerek îmân etti. İyi bir mümin oldu. Receb ayına gösterdiği bir saygı sebebiyle, îmân şerefine kavuştu.”<br />
<br />
Allahü teâlâ Tevbe sûresi 36. âyetinde meâlen; “Ayların sayısı, Allah’ın yanında gökleri ve yeri yarattığı günkü kitabında olduğu gibi on ikidir. Bunlardan dördü haramdır (yâni, muhteremdir).” buyuruyor. Daha önce ve İslâmın ilk yıllarında harp yapmanın haram, yasak edildiği dört aydan biri de Receb ayı idi. Peygamberimizden evvel, câhiliye zamânında da Receb ayına çok fazla tâzim eder, saygı gösterirlerdi. Receb ayının başından sonuna kadar Allahü teâlâ tarafından üç şey ihsân olur: Kula azâpsız rahmet, cimrilik etmeden cömertlik, eziyet etmeden iyilik ve ihsân.<br />
<br />
Receb ayı için “Receb-i Mudır, müttasıl-ül-esne, şehr-ül-asem, şehrullah-il-ehab, şehr-ül-mutahhar, şehr-üs-sâbık ve şehr-ül-ferd...” gibi isimler de kullanılmıştır. Bu isimlerle anılmasının ayrı ayrı sebepleri vardır. Bir çoğu hadîs-i şerîflerle bildirilmiştir.<br />
<br />
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem; “Uyanınız ve biliniz ki, Receb ayı haram aylardandır. Allahü teâlâ bu ayda Nûh aleyhisselâmı gemiye bindirdi. Nûh aleyhisselâm gemide oruç tuttu ve yanında olanların tutmasını emretti. Allahü teâlâ onları kurtardı, boğulmaktan korudu. Ve Allahü teâlâ yeryüzünü tûfan sebebiyle küfür ve taşkınlıklardan temizledi.” buyurdu. Bir hadîs-i şerîfte; “Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Şâban, benim ayımdır. Ramazan, benim ümmetimin ayıdır” buyuruldu.<br />
<br />
Recebin üstünlüğünü bildiren bir hadîs-i şerîfte; “Receb-i şerîf öyle büyük bir aydır ki, bir kimse bu ayda bir gün oruç tutsa, Allahü teâlâ ona bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. İki gün oruç tutsa, iki bin yıl oruç tutmuş kadar sevap yazar. Yedi gün oruç tutsa, Cehennem kapıları ona kapanır. Sekiz gün oruç tutsa, Cennetin sekiz kapısı ona açılır, hangisinden isterse Cennete girer. On beş gün oruç tutsa, günahları sevâba döner. Semâdan bir ses: “Allahü teâlâ senin geçmişte olan günahını affetti, bağışladı. Bundan sonraki ömrün için amelini (yâni, ibâdet ve işlerini) iyi yap!” der. Bunlardan çok tutarsa, Allahü teâlâ da onun sevap ve karşılığını arttırır.” buyruldu.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruldu ki: “Bir kimse Allahü teâlânın ayı olan Receb ayında, bir mümin kardeşini gam ve üzüntüden kurtarsa, Allahü teâlâ ona, Firdevs’te (Cennette) gözünün görebildiği kadar büyük bir köşk ihsân eder. Uyanınız, kendinize geliniz ve Receb ayına hürmet ve ikrâm ediniz ki, Allahü teâlâ da size bin türlü kerâmetle ikrâm ve ihsân etsin.”<br />
<br />
Cennet’te bir nehir vardır. Ona Receb denir. Sütten beyaz, baldan tatlıdır. Receb ayında bir gün oruç tutana Allahü teâlâ kıyâmet günü o nehirden su verir.<br />
<br />
Cennette bir köşk vardır. Ona ancak Receb ayını oruç tutmakla geçirenler girer.<br />
<br />
Bir kimse Receb ayında bir gün oruç tutsa, o kimse sanki bin yıl oruç tutmuş, bin köle azâd etmiş gibi sevâba kavuşur. Ve bir kimse Receb-i şerîfte az bir şey sadaka verse, bin altın sadaka vermiş gibi sevap alır. Bedenindeki her kılı için bin sevap yazılır. Derecesi bin kat yükselir. Bin günahı yok olur. Hergünkü orucu ve verdiği her sadakası için bin hac ve bin ömre sevabı yazılır. Cennette ona bin ev, bin köşk ve bin hücre yapılır. Her hücrede bin bölüm ve her bölümde çok güzel hûriler bulunur.<br />
<br />
Bir kimse Recebin ilk günü oruç tutsa, Allahü teâlâ bu orucunu, yetmiş yıllık günâhına keffâret eder. On beş gün oruç tutsa, Allahü teâlâ kıyâmet gününde onun hesâbını kolay görür. Receb ayında otuz gün oruç tutana, Allahü teâlâ rızâ ve berâtı ve hücceti ihsân eder. Onu azâbtan korur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RAMAZAN]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31875</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:45:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31875</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN</span></span><br />
<br />
İslâmiyette oruç tutulan ay. Mübârek üç ayların üçüncüsüdür. Kamerî aylar arasında dokuzuncu sıradadır.Ramazan, lügatta “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. Ramazan, oruç ayıdır. Bu aya yetişen akıllı ve bâliğ (ergen, evlenecek yaşa gelmiş olan) Müslümanlara oruç tutmak emredilmiştir (Bkz. Oruç). Bakara sûresi 185. âyet-i kerîmesinde meâlen; “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’ân-ı kerîm o ay içinde indirilmiştir. O Kur’ân-ı kerîm, insanları Hakk’a ulaştırır, helâl ve haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır.Sizden her kim Ramazan ayına erişirse (hazır olur, hasta ve misâfir olmazsa) orucunu tutsun. Kim hasta olur, yâhut seferde bulunursa, oruç tutmadığı günler sayısınca sıhhat ve ikâmet hâlinde orucunu kazâ etsin. Allah size kolaylık diler, size güçlük dilemez.” buyruldu.<br />
<br />
Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevap gibidir.<br />
<br />
Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden âzâd olur, kurtulur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevap verilir.<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.<br />
<br />
Bu ayda elden geldiği kadar, ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu beğendiği işleri yapmalıdır. Bu ay, âhireti kazanmak için fırsattır. Kur’ân-ı kerîm Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.<br />
<br />
Bu ayda her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur, âzâd olur, kurtulur. Bu ayda, rahmet ve Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
Ramazan ayının fazîleti: Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.” Resûlullah efendimiz Şâban ayının son günü hutbede buyurdu ki: “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece (Kadir Gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda, her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabır ayıdır. Sabır edenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevap verilir.”<br />
<br />
Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmaktır. Bu ayda, işçinin, memurun, askerin ve talebenin vazifesini hafifleten patronları, âmirleri, kumandanları ve müdürleri,Allahü teâlâ affedip, Cehennem ateşinden kurtarır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelime-i şehâdet söylemek ve istiğfar etmektir. İkisini de zâten her zaman yapmamız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O’na sığınmakdır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmayacaktır.”<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:<br />
<br />
Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.<br />
<br />
Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramâzan-ı şerîfte beş şey ihsan eder ki, bunları hiçbir Peygambere vermemiştir:<br />
<br />
1. Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç âzâb etmez.<br />
<br />
2. İftar zamânında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya her kokudan daha güzel gelir.<br />
<br />
3. Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.<br />
<br />
4. Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhirette vermek için, Ramazân-ı şerîfte Cennette yer tâyin eder.<br />
<br />
5. Ramazân-ı şerîfin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruluyor ki:<br />
<br />
Ramazan ayında Cumâ gününü tâatla geçiren, bin seneden çok ibâdet etmiş gibi olur.<br />
<br />
Dikkatli olun! Ramazan ayındaki sevap ve günahlar katlarıyle yazılır. Ramazanda çok namaz kılınız! Çok Kur’ân-ı kerîm okuyunuz! Çünkü Ramazan ayında okunan Kur’ân-ı kerîmin her harfi için, Cenâb-ı Hak, Cennet bahçelerinden bir bahçe ihsan eder.<br />
<br />
Ramazan ayını baştan sona kadar oruçla geçiren günah bakımından anasından doğduğu gün gibi olur. Yâni hiç günahı kalmaz.<br />
<br />
Ramazan ayında bir gün oruç tutana Cennette bir köşk verilir. Bu köşkün bin kapısı vardır. Her kapısının önünde büyük bir ağaç bulunur. O kadar büyüktür ki, bir süvâri yüz sene gölgesinden yürüse, gölgesinden çıkamaz.<br />
<br />
Ramazan ayının her gününde, iftar zamânında Allahü teâlâ kendilerine azâb yapılması lâzım olan binlerce günahkârı Cehennemden kurtarır.<br />
<br />
Eğer kullar, Ramazân-ı şerîf ayındaki özel sevapları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.<br />
<br />
Allahü teâlâ göklere ve yere konuşmak için izin verse, onlar Ramazanda oruç tutan kimseye elbette Cenneti müjdelerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allahü teâlâ, kıyâmet gününün korkusundan muhâfaza eder.<br />
<br />
Allahü teâlâ Ramazân-ı şerîfin her gecesinde üç defâ; “Benden bir şey isteyen var mıdır? İstediğini vereyim. Tövbe eden var mıdır? Tövbesini kabûl edeyim. İstiğfâr eden var mıdır? Mağfiretime (affıma) kavuşturayım.” buyurur.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet eder.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet etmek, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmakla olur. Oruç tutup da gıybet eden, yalan söyleyen, onun bunun kalbini kıran, haramlardan kaçmayan kimse Ramazan ayına hürmet etmiş olmaz. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:<br />
<br />
Ramazan ayında günah işlemeyi terk eden kimsenin, Allahü teâlâ on bir aylık günahlarını mağfiret eder.<br />
<br />
Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlanmaz. Hadîs-i şerîfte; “Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” buyuruldu. Ramazanın başlangıcını bulmak için, gökte hilâli aramak ve görünce gidip devletin tâyin ettiği yetkili kimseye haber vermek, her Müslümanın vazifesidir.<br />
<br />
Ramazan hilâli gökte görülemezse, Şâban ayı otuz gün tamam olmak lâzımdır. Eskiden Şâbanın otuzuncu günü öğle namazı zamânına kadar oruç tutup, o gün Ramazan olduğu îlân edilmezse, oruç bozulurdu. Bulutlu havada hilâli bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise, birçok kimsenin söylemesiyle, kâdı, yâni şerîati tatbik eden hâkim, Ramazan olduğunu îlân ederdi. Kâdı bulunmayan yerlerde, hilâlin görülmesiyle Ramazan olurdu.“Âdil” demek, büyük günah işlemeyen ve küçük günaha alışık olmayan demektir.<br />
<br />
Şâbanın otuzuncu gecesi, bir şehirde hilâl görülünce, bütün dünyâda oruca başlamak lâzım olur. Gündüz görülen hilâl gelecek gecenin hilâlidir. Kutuplara ve Aya giden Müslümanın da, seferi değilse bu ayda gündüzleri oruç tutması lâzımdır. Yirmi dört saattan daha uzun günlerde, oruca saatle başlar ve saatle bozar. Gündüzü böyle uzun olmayan bir şehirdeki Müslümanların zamânına uyar. Eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kazâ eder. Hilâli görmekleRamazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Arafât’ta vakfeye durulan (Arefe) günü de böyledir.<br />
<br />
Eskiden bütün İslâm devletlerinde Ramazanın başladığını bildirmek için, Müslümanlar tarafından gökte hilâl (ay) gözetlenirdi. Osmanlılarda İstanbul’un ve her şehrin yüksek yerlerinde, minâre şerefelerinde, Ramazan hilâlinin doğması beklenirdi. Hilâli görenler, durumu kadıya (hâkime) arz ederlerdi. Hilâli görüp ilk olarak haber verenlere bahşişler, hediyeler verilirdi. Ramazanın geldiği, davullar çalınarak halka duyurulurdu. Ramazanın ilk günü devlet dâireleri tâtil olur, diğer günlerde de çalışma saatleri azaltılırdı.<br />
<br />
Ramazan, Müslüman topluluklarının her birinde, bulundukları iklime, coğrafî şartlara ve dünyâ görüşlerine göre değişik örf ve âdetlerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ayda, diğer aylara göre dînî emirlere daha fazla bağlılık, Kur’ân-ı kerîm okumak, kazâ namazı kılmak, sadaka ve zekât vermek gibi ibâdetleri artmaktaydı. Ayrıca Ramazana mahsus yiyecekleri, güllaç, tarhana, börekler, tatlılar, kavurma, turşular, çeşitli baharat, şekerleme ve reçelleri hazırlamak halkımızın zevki olmuştur. İkindiden sonra iftara kadar geçen zamanlarda Kur’ân-ı kerîm okuyarak, vaaz ve mukâbele dinlemekle geçirirlerdi. Konak sâhipleri iftara çeşitli tabakalardan misafir dâvet eder, karınlarını doyurduktan sonra bunlardan ihtiyaç sahiplerine “diş kirası” adı altında bir de bahşiş verirlerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının Osmanlı Saray hayâtına kattığı bir geleneği de, Sultan Üçüncü Mustafa Han devrinden îtibâren sarayda icrâ olunmaya başlanan Huzur Dersleriydi (Bkz. Huzur Dersleri). Ramazan ayına mahsus bu derslerde âlimler, Kâdı Beydâvi Tefsiri’ni esas almak üzere ders verirdi. Hazır bulunanlar dînî sorularını sorarak cevaplarını alırlardı. Ramazan ayının 15. gününden îtibâren halk bayram hazırlığına başlardı. Evlerde temizlik, tâmirat, boya ve badana yanında bayramlık yeni elbiseler, bayramlık şekerleme ve tatlı tedarikine gidilirdi. Bu, alışveriş piyasasına ve evlere büyük canlılık ve neşe getirirdi. Zenginler konaklarında çevredeki fakirleri giydirip kuşandırıp, onlara bayram harçlığı verirdi. Terâvihlerde, hele bayram günleri câmiler tıklım tıklım dolup dolup taşardı.<br />
<br />
Osmanlılarda Ramazanın 15. gününden sonra Peygamberimizin Veysel Karânî hazretlerine hediye ettiği Hırka-i şerîfin bulunduğu câmi ziyâret edilirdi (Bkz. Hırka-i Şerîf). Son zamanlarda bu ziyâret Ramazanın ilk cumâsında yapılmaya başlanmıştır. Askerlere bu ayda yemek üzerine baklava ikrâm edilirdi.<br />
<br />
Ramazan mânileri: Ramazan ayının edebiyatımızda ayrı bir yeri vardır. Divan şâirleri bu ayı yüceltici ve “Ramazaniye” adı altında şiirler yazarlardı.<br />
<br />
Ramazanda sahur davulcuları, evlerin önünde amazan mânileri söylerler, bahşiş (hediye) toplarlardı.<br />
<br />
Akşam göründü hilâl,<br />
<br />
Kazançlar olsun helâl!<br />
<br />
Orucun sevabını<br />
<br />
Çok verecek Zül-celâl.<br />
<br />
***<br />
<br />
Bu ayın kadri yüce<br />
<br />
Hizmet et gündüz gece<br />
<br />
Orucu tutmalıyız<br />
<br />
Hepimiz âilece.<br />
<br />
***<br />
<br />
Rahmet ayı geldi yine<br />
<br />
Şeytan kaçar sine sine<br />
<br />
Şükür kavuştuk bugüne<br />
<br />
Geldi Mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okuyan diller<br />
<br />
Söyler Ramazan için<br />
<br />
Lâle ile sünbüller<br />
<br />
Güller Ramazan için<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân inmişti bu ayda<br />
<br />
Dinlemeyene ne fayda<br />
<br />
Oku çadırda, sarayda<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Şükür bu aya girdik<br />
<br />
Akşam hilâli gördük<br />
<br />
Sevinçlere gark olup<br />
<br />
Yüzü toprağa sürdük<br />
<br />
***<br />
<br />
Âleme rahmet geldi<br />
<br />
Büyük bir nîmet geldi<br />
<br />
Ramazanla birlikte<br />
<br />
Müjde-i Cennet geldi<br />
<br />
***<br />
<br />
Secdeye varan başla<br />
<br />
Gözlerden akan yaşla<br />
<br />
Müslüman arkadaşla<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okur bütün diller<br />
<br />
Aşkıyla coştu gönüller<br />
<br />
Seherlerde açar güller<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kavuştuk Ramazana<br />
<br />
Ne de büyük ihsana<br />
<br />
Mîdenin dinlenmesi<br />
<br />
Huzur verir insana<br />
<br />
***<br />
<br />
Geldi mübârek günler<br />
<br />
Sevindi insü cinler<br />
<br />
Kalkıp ibâdet eder<br />
<br />
Sahur vakti müminler<br />
<br />
***<br />
<br />
İmânsız ölmeyesin<br />
<br />
Dert belâ görmeyesin<br />
<br />
Dilerim Cennetlik ol<br />
<br />
Ateşe girmeyesin<br />
<br />
***<br />
<br />
Sâlih olan seçilir<br />
<br />
Gök kapısı açılır<br />
<br />
Oruçlunun üstüne<br />
<br />
Ne rahmetler saçılır<br />
<br />
***<br />
<br />
Çok nurludur bu gece<br />
<br />
Uğurludur bu gece<br />
<br />
Bin aylık ibâdetten<br />
<br />
Hayırlıdır bu gece<br />
<br />
***<br />
<br />
Gidiyor güle güle<br />
<br />
Hak’tan affını dile<br />
<br />
Leyle-i Kadir ile<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Bak geldi Şevval ayı<br />
<br />
Bırakma merhabayı<br />
<br />
Bir ganimet bilmeli<br />
<br />
Gece gündüz duâyı<br />
<br />
RAMAZAN<br />
<br />
Sana hasretti câmi, sana hasret minâre,<br />
<br />
Sende bulur hazzını, top sesi pâre pâre...<br />
<br />
 <br />
<br />
Yankı yapar kubbeler, sende tevhid sesini,<br />
<br />
Sensin sığınak yapan, rahmetin gölgesini...<br />
<br />
 <br />
<br />
Kabaran dalgaların, bak hele sevincine,<br />
<br />
Gizlenmişken sulara, sevinç içinde yine...<br />
<br />
 <br />
<br />
İniyor dünyâmıza, gece gündüz melekler,<br />
<br />
Yükseliyor Allah’a binbir çeşit dilekler...<br />
<br />
 <br />
<br />
Günahkâr kalbimizi, nûrunla temizlersin.<br />
<br />
Cennetin kapısını bizlere açan sensin...<br />
<br />
 <br />
<br />
Sultan oldun aylara, tâc ettin kandilleri,<br />
<br />
Aydınlattın binlerce, kararmış gönülleri...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bayram ediyor şimdi, canlı cansız kâinat,<br />
<br />
Bambaşka oldu âlem yeniden buldu hayat...<br />
<br />
 <br />
<br />
Seni bu günahkâr kul; bilmem nasıl anlatsın?<br />
<br />
Tövbekâr kula rahmet, çâresiz hayatsın...<br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’a gider her an yorulmaksızın zaman,<br />
<br />
Al rûhumu içine, Hakk’a götür Ramazan...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAMAZAN</span></span><br />
<br />
İslâmiyette oruç tutulan ay. Mübârek üç ayların üçüncüsüdür. Kamerî aylar arasında dokuzuncu sıradadır.Ramazan, lügatta “yanmak” demektir. Çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur. Ramazan, oruç ayıdır. Bu aya yetişen akıllı ve bâliğ (ergen, evlenecek yaşa gelmiş olan) Müslümanlara oruç tutmak emredilmiştir (Bkz. Oruç). Bakara sûresi 185. âyet-i kerîmesinde meâlen; “O sayılı günler Ramazan ayıdır ki, Kur’ân-ı kerîm o ay içinde indirilmiştir. O Kur’ân-ı kerîm, insanları Hakk’a ulaştırır, helâl ve haramda ve din hükümlerinde hakkı bâtıldan ayırır.Sizden her kim Ramazan ayına erişirse (hazır olur, hasta ve misâfir olmazsa) orucunu tutsun. Kim hasta olur, yâhut seferde bulunursa, oruç tutmadığı günler sayısınca sıhhat ve ikâmet hâlinde orucunu kazâ etsin. Allah size kolaylık diler, size güçlük dilemez.” buyruldu.<br />
<br />
Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevap gibidir.<br />
<br />
Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günahları affolur. Cehennemden âzâd olur, kurtulur. O oruçlunun sevâbı kadar, ayrıca buna da sevap verilir.<br />
<br />
Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi günah işlemekle geçer.<br />
<br />
Bu ayda elden geldiği kadar, ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu beğendiği işleri yapmalıdır. Bu ay, âhireti kazanmak için fırsattır. Kur’ân-ı kerîm Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.<br />
<br />
Bu ayda her gece, Cehenneme girmesi gereken binlerce Müslüman affolur, âzâd olur, kurtulur. Bu ayda, rahmet ve Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır.<br />
<br />
Ramazan ayının fazîleti: Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayı gelince, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.” Resûlullah efendimiz Şâban ayının son günü hutbede buyurdu ki: “Ey Müslümanlar! Üzerinize öyle büyük bir ay gölge vermek üzeredir ki, bu aydaki bir gece (Kadir Gecesi), bin aydan daha faydalıdır. Allahü teâlâ, bu ayda, her gün oruç tutulmasını emretti. Bu ayda, geceleri terâvih namazı kılmak da sünnettir. Bu ayda, Allah için ufak bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka ayda yetmiş farz yapmak gibidir. Bu ay, sabır ayıdır. Sabır edenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu Cehennem ateşinden âzâd eder. O oruçlunun sevâbı kadar, ona sevap verilir.”<br />
<br />
Eshâb-ı kirâm, dediler ki: Yâ Resûlallah! Her birimiz, bir oruçluya iftar edecek, onu doyuracak kadar zengin değiliz. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir hurma ile iftar verene de, yalnız su ile oruç açana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilecektir. Bu ay, öyle bir aydır ki, ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret ve sonu Cehennemden âzâd olmaktır. Bu ayda, işçinin, memurun, askerin ve talebenin vazifesini hafifleten patronları, âmirleri, kumandanları ve müdürleri,Allahü teâlâ affedip, Cehennem ateşinden kurtarır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelime-i şehâdet söylemek ve istiğfar etmektir. İkisini de zâten her zaman yapmamız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O’na sığınmakdır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmayacaktır.”<br />
<br />
Hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:<br />
<br />
Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevâbını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.<br />
<br />
Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramâzan-ı şerîfte beş şey ihsan eder ki, bunları hiçbir Peygambere vermemiştir:<br />
<br />
1. Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç âzâb etmez.<br />
<br />
2. İftar zamânında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya her kokudan daha güzel gelir.<br />
<br />
3. Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.<br />
<br />
4. Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhirette vermek için, Ramazân-ı şerîfte Cennette yer tâyin eder.<br />
<br />
5. Ramazân-ı şerîfin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.<br />
<br />
Diğer hadîs-i şerîflerde buyruluyor ki:<br />
<br />
Ramazan ayında Cumâ gününü tâatla geçiren, bin seneden çok ibâdet etmiş gibi olur.<br />
<br />
Dikkatli olun! Ramazan ayındaki sevap ve günahlar katlarıyle yazılır. Ramazanda çok namaz kılınız! Çok Kur’ân-ı kerîm okuyunuz! Çünkü Ramazan ayında okunan Kur’ân-ı kerîmin her harfi için, Cenâb-ı Hak, Cennet bahçelerinden bir bahçe ihsan eder.<br />
<br />
Ramazan ayını baştan sona kadar oruçla geçiren günah bakımından anasından doğduğu gün gibi olur. Yâni hiç günahı kalmaz.<br />
<br />
Ramazan ayında bir gün oruç tutana Cennette bir köşk verilir. Bu köşkün bin kapısı vardır. Her kapısının önünde büyük bir ağaç bulunur. O kadar büyüktür ki, bir süvâri yüz sene gölgesinden yürüse, gölgesinden çıkamaz.<br />
<br />
Ramazan ayının her gününde, iftar zamânında Allahü teâlâ kendilerine azâb yapılması lâzım olan binlerce günahkârı Cehennemden kurtarır.<br />
<br />
Eğer kullar, Ramazân-ı şerîf ayındaki özel sevapları bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi.<br />
<br />
Allahü teâlâ göklere ve yere konuşmak için izin verse, onlar Ramazanda oruç tutan kimseye elbette Cenneti müjdelerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının gelmesine sevineni, Allahü teâlâ, kıyâmet gününün korkusundan muhâfaza eder.<br />
<br />
Allahü teâlâ Ramazân-ı şerîfin her gecesinde üç defâ; “Benden bir şey isteyen var mıdır? İstediğini vereyim. Tövbe eden var mıdır? Tövbesini kabûl edeyim. İstiğfâr eden var mıdır? Mağfiretime (affıma) kavuşturayım.” buyurur.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet eder.<br />
<br />
Ramazân-ı şerîfe hürmet etmek, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmakla olur. Oruç tutup da gıybet eden, yalan söyleyen, onun bunun kalbini kıran, haramlardan kaçmayan kimse Ramazan ayına hürmet etmiş olmaz. Hadîs-i şerîfte buyruldu ki:<br />
<br />
Ramazan ayında günah işlemeyi terk eden kimsenin, Allahü teâlâ on bir aylık günahlarını mağfiret eder.<br />
<br />
Ramazan ayı, hilâlin (yeni ayın) görülmesiyle başlar. Hilâli görmeden önce yapılan hesapla, takvimle başlanmaz. Hadîs-i şerîfte; “Ayı görünce oruç tutunuz! Tekrar görünce orucu bırakınız (bayram yapınız!)” buyuruldu. Ramazanın başlangıcını bulmak için, gökte hilâli aramak ve görünce gidip devletin tâyin ettiği yetkili kimseye haber vermek, her Müslümanın vazifesidir.<br />
<br />
Ramazan hilâli gökte görülemezse, Şâban ayı otuz gün tamam olmak lâzımdır. Eskiden Şâbanın otuzuncu günü öğle namazı zamânına kadar oruç tutup, o gün Ramazan olduğu îlân edilmezse, oruç bozulurdu. Bulutlu havada hilâli bir âdil Müslüman kadın veya erkeğin gördüm demesiyle, açık havada ise, birçok kimsenin söylemesiyle, kâdı, yâni şerîati tatbik eden hâkim, Ramazan olduğunu îlân ederdi. Kâdı bulunmayan yerlerde, hilâlin görülmesiyle Ramazan olurdu.“Âdil” demek, büyük günah işlemeyen ve küçük günaha alışık olmayan demektir.<br />
<br />
Şâbanın otuzuncu gecesi, bir şehirde hilâl görülünce, bütün dünyâda oruca başlamak lâzım olur. Gündüz görülen hilâl gelecek gecenin hilâlidir. Kutuplara ve Aya giden Müslümanın da, seferi değilse bu ayda gündüzleri oruç tutması lâzımdır. Yirmi dört saattan daha uzun günlerde, oruca saatle başlar ve saatle bozar. Gündüzü böyle uzun olmayan bir şehirdeki Müslümanların zamânına uyar. Eğer oruç tutmazsa, gündüzleri uzun olmayan yere gelince kazâ eder. Hilâli görmekleRamazanın başlaması, hesapla anlaşılandan bir gün sonra olabilir. Fakat bir gün önce olamaz. Arafât’ta vakfeye durulan (Arefe) günü de böyledir.<br />
<br />
Eskiden bütün İslâm devletlerinde Ramazanın başladığını bildirmek için, Müslümanlar tarafından gökte hilâl (ay) gözetlenirdi. Osmanlılarda İstanbul’un ve her şehrin yüksek yerlerinde, minâre şerefelerinde, Ramazan hilâlinin doğması beklenirdi. Hilâli görenler, durumu kadıya (hâkime) arz ederlerdi. Hilâli görüp ilk olarak haber verenlere bahşişler, hediyeler verilirdi. Ramazanın geldiği, davullar çalınarak halka duyurulurdu. Ramazanın ilk günü devlet dâireleri tâtil olur, diğer günlerde de çalışma saatleri azaltılırdı.<br />
<br />
Ramazan, Müslüman topluluklarının her birinde, bulundukları iklime, coğrafî şartlara ve dünyâ görüşlerine göre değişik örf ve âdetlerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ayda, diğer aylara göre dînî emirlere daha fazla bağlılık, Kur’ân-ı kerîm okumak, kazâ namazı kılmak, sadaka ve zekât vermek gibi ibâdetleri artmaktaydı. Ayrıca Ramazana mahsus yiyecekleri, güllaç, tarhana, börekler, tatlılar, kavurma, turşular, çeşitli baharat, şekerleme ve reçelleri hazırlamak halkımızın zevki olmuştur. İkindiden sonra iftara kadar geçen zamanlarda Kur’ân-ı kerîm okuyarak, vaaz ve mukâbele dinlemekle geçirirlerdi. Konak sâhipleri iftara çeşitli tabakalardan misafir dâvet eder, karınlarını doyurduktan sonra bunlardan ihtiyaç sahiplerine “diş kirası” adı altında bir de bahşiş verirlerdi.<br />
<br />
Ramazan ayının Osmanlı Saray hayâtına kattığı bir geleneği de, Sultan Üçüncü Mustafa Han devrinden îtibâren sarayda icrâ olunmaya başlanan Huzur Dersleriydi (Bkz. Huzur Dersleri). Ramazan ayına mahsus bu derslerde âlimler, Kâdı Beydâvi Tefsiri’ni esas almak üzere ders verirdi. Hazır bulunanlar dînî sorularını sorarak cevaplarını alırlardı. Ramazan ayının 15. gününden îtibâren halk bayram hazırlığına başlardı. Evlerde temizlik, tâmirat, boya ve badana yanında bayramlık yeni elbiseler, bayramlık şekerleme ve tatlı tedarikine gidilirdi. Bu, alışveriş piyasasına ve evlere büyük canlılık ve neşe getirirdi. Zenginler konaklarında çevredeki fakirleri giydirip kuşandırıp, onlara bayram harçlığı verirdi. Terâvihlerde, hele bayram günleri câmiler tıklım tıklım dolup dolup taşardı.<br />
<br />
Osmanlılarda Ramazanın 15. gününden sonra Peygamberimizin Veysel Karânî hazretlerine hediye ettiği Hırka-i şerîfin bulunduğu câmi ziyâret edilirdi (Bkz. Hırka-i Şerîf). Son zamanlarda bu ziyâret Ramazanın ilk cumâsında yapılmaya başlanmıştır. Askerlere bu ayda yemek üzerine baklava ikrâm edilirdi.<br />
<br />
Ramazan mânileri: Ramazan ayının edebiyatımızda ayrı bir yeri vardır. Divan şâirleri bu ayı yüceltici ve “Ramazaniye” adı altında şiirler yazarlardı.<br />
<br />
Ramazanda sahur davulcuları, evlerin önünde amazan mânileri söylerler, bahşiş (hediye) toplarlardı.<br />
<br />
Akşam göründü hilâl,<br />
<br />
Kazançlar olsun helâl!<br />
<br />
Orucun sevabını<br />
<br />
Çok verecek Zül-celâl.<br />
<br />
***<br />
<br />
Bu ayın kadri yüce<br />
<br />
Hizmet et gündüz gece<br />
<br />
Orucu tutmalıyız<br />
<br />
Hepimiz âilece.<br />
<br />
***<br />
<br />
Rahmet ayı geldi yine<br />
<br />
Şeytan kaçar sine sine<br />
<br />
Şükür kavuştuk bugüne<br />
<br />
Geldi Mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okuyan diller<br />
<br />
Söyler Ramazan için<br />
<br />
Lâle ile sünbüller<br />
<br />
Güller Ramazan için<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân inmişti bu ayda<br />
<br />
Dinlemeyene ne fayda<br />
<br />
Oku çadırda, sarayda<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Şükür bu aya girdik<br />
<br />
Akşam hilâli gördük<br />
<br />
Sevinçlere gark olup<br />
<br />
Yüzü toprağa sürdük<br />
<br />
***<br />
<br />
Âleme rahmet geldi<br />
<br />
Büyük bir nîmet geldi<br />
<br />
Ramazanla birlikte<br />
<br />
Müjde-i Cennet geldi<br />
<br />
***<br />
<br />
Secdeye varan başla<br />
<br />
Gözlerden akan yaşla<br />
<br />
Müslüman arkadaşla<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kur’ân okur bütün diller<br />
<br />
Aşkıyla coştu gönüller<br />
<br />
Seherlerde açar güller<br />
<br />
Geldi mübârek Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Kavuştuk Ramazana<br />
<br />
Ne de büyük ihsana<br />
<br />
Mîdenin dinlenmesi<br />
<br />
Huzur verir insana<br />
<br />
***<br />
<br />
Geldi mübârek günler<br />
<br />
Sevindi insü cinler<br />
<br />
Kalkıp ibâdet eder<br />
<br />
Sahur vakti müminler<br />
<br />
***<br />
<br />
İmânsız ölmeyesin<br />
<br />
Dert belâ görmeyesin<br />
<br />
Dilerim Cennetlik ol<br />
<br />
Ateşe girmeyesin<br />
<br />
***<br />
<br />
Sâlih olan seçilir<br />
<br />
Gök kapısı açılır<br />
<br />
Oruçlunun üstüne<br />
<br />
Ne rahmetler saçılır<br />
<br />
***<br />
<br />
Çok nurludur bu gece<br />
<br />
Uğurludur bu gece<br />
<br />
Bin aylık ibâdetten<br />
<br />
Hayırlıdır bu gece<br />
<br />
***<br />
<br />
Gidiyor güle güle<br />
<br />
Hak’tan affını dile<br />
<br />
Leyle-i Kadir ile<br />
<br />
Ne güzeldir Ramazan<br />
<br />
***<br />
<br />
Bak geldi Şevval ayı<br />
<br />
Bırakma merhabayı<br />
<br />
Bir ganimet bilmeli<br />
<br />
Gece gündüz duâyı<br />
<br />
RAMAZAN<br />
<br />
Sana hasretti câmi, sana hasret minâre,<br />
<br />
Sende bulur hazzını, top sesi pâre pâre...<br />
<br />
 <br />
<br />
Yankı yapar kubbeler, sende tevhid sesini,<br />
<br />
Sensin sığınak yapan, rahmetin gölgesini...<br />
<br />
 <br />
<br />
Kabaran dalgaların, bak hele sevincine,<br />
<br />
Gizlenmişken sulara, sevinç içinde yine...<br />
<br />
 <br />
<br />
İniyor dünyâmıza, gece gündüz melekler,<br />
<br />
Yükseliyor Allah’a binbir çeşit dilekler...<br />
<br />
 <br />
<br />
Günahkâr kalbimizi, nûrunla temizlersin.<br />
<br />
Cennetin kapısını bizlere açan sensin...<br />
<br />
 <br />
<br />
Sultan oldun aylara, tâc ettin kandilleri,<br />
<br />
Aydınlattın binlerce, kararmış gönülleri...<br />
<br />
 <br />
<br />
Bayram ediyor şimdi, canlı cansız kâinat,<br />
<br />
Bambaşka oldu âlem yeniden buldu hayat...<br />
<br />
 <br />
<br />
Seni bu günahkâr kul; bilmem nasıl anlatsın?<br />
<br />
Tövbekâr kula rahmet, çâresiz hayatsın...<br />
<br />
 <br />
<br />
Allah’a gider her an yorulmaksızın zaman,<br />
<br />
Al rûhumu içine, Hakk’a götür Ramazan...<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RAVDA-İ MUTAHHERA]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31870</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:37:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31870</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAVDA-İ MUTAHHERA</span></span><br />
<br />
Medîne’deki Mescid-i Nebî içinde bulunan mübârek yer. Buraya “Ravda-i mübâreke” ve “Ravda-i mukaddese” de denir. Ravda-i Mutahhera, Medîne Câmii içinde, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfiyle câminin o zamanki minberi arasında olup, yirmi altı metre uzunluktadır. Ravda, “bahçe” demektir. O zamanki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksekti. 654 yangınında tamâmen yandı. Çeşitli yıllarda, çeşitli minberler yapılmış, bugünkü on iki basamaklı mermer minberi Sultan Üçüncü Murâd Han 1590 (H. 998) da İstanbul’dan göndermiştir.<br />
<br />
Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i haram denilen câmidir. Bundan sonra, Medîne’deki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Ravda-i mutahhera, Mekke’den daha üstündür. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki: “Kabrim ile minberim arasındaki yer, Cennet bahçelerinden bir bahçedir”. Burada yapılan ibâdetlerin kabûl edilmesi daha çok ümit edilir.<br />
<br />
Hacca giden Müslümanlar, Mekke’deki hac vazîfelerini îfâ ettikten sonra, Medîne’ye gelirler. Medîne şehri uzaktan görülünce salât ve selâm getirilir. Sonra bu konuda yazılmış kitaplardaki duâlar okunur. Şehre veya mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Medîne’ye girince, yalnız kabr-i Nebî’yi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyârete niyet edilir. Şehirde edep ve saygı ile yürünülür ve namazda okunan salevât-ı şerîfeleri okuyarak ve duâ ederek mescide gelinip, minber yanındaki Ravda-i mutahherada iki rekat “Tehıyyet-ül-mescid”, iki rekat da “şükür namazı” kılınır. Duâdan sonra, kalkılıp edeple Hücre-i seâdete gelinir. Yüzü Peygamberimizin kabri tarafına dönerek sırası ile Peygamberimizin, hazret-i Ebû Bekr’in ve hazret-i Ömer’in kabirleri ziyâret edilip duâ edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAVDA-İ MUTAHHERA</span></span><br />
<br />
Medîne’deki Mescid-i Nebî içinde bulunan mübârek yer. Buraya “Ravda-i mübâreke” ve “Ravda-i mukaddese” de denir. Ravda-i Mutahhera, Medîne Câmii içinde, Resûlullah’ın sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfiyle câminin o zamanki minberi arasında olup, yirmi altı metre uzunluktadır. Ravda, “bahçe” demektir. O zamanki minber-i şerîf, üç basamak ve bir metre yüksekti. 654 yangınında tamâmen yandı. Çeşitli yıllarda, çeşitli minberler yapılmış, bugünkü on iki basamaklı mermer minberi Sultan Üçüncü Murâd Han 1590 (H. 998) da İstanbul’dan göndermiştir.<br />
<br />
Yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki Mescid-i haram denilen câmidir. Bundan sonra, Medîne’deki Ravda-i mukaddesedir. Üçüncü olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Ravda-i mutahhera, Mekke’den daha üstündür. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîflerinde buyurdular ki: “Kabrim ile minberim arasındaki yer, Cennet bahçelerinden bir bahçedir”. Burada yapılan ibâdetlerin kabûl edilmesi daha çok ümit edilir.<br />
<br />
Hacca giden Müslümanlar, Mekke’deki hac vazîfelerini îfâ ettikten sonra, Medîne’ye gelirler. Medîne şehri uzaktan görülünce salât ve selâm getirilir. Sonra bu konuda yazılmış kitaplardaki duâlar okunur. Şehre veya mescide girmeden önce gusl abdesti alınır. Medîne’ye girince, yalnız kabr-i Nebî’yi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyârete niyet edilir. Şehirde edep ve saygı ile yürünülür ve namazda okunan salevât-ı şerîfeleri okuyarak ve duâ ederek mescide gelinip, minber yanındaki Ravda-i mutahherada iki rekat “Tehıyyet-ül-mescid”, iki rekat da “şükür namazı” kılınır. Duâdan sonra, kalkılıp edeple Hücre-i seâdete gelinir. Yüzü Peygamberimizin kabri tarafına dönerek sırası ile Peygamberimizin, hazret-i Ebû Bekr’in ve hazret-i Ömer’in kabirleri ziyâret edilip duâ edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[RAHLE]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31869</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 09:36:22 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31869</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAHLE</span></span><br />
<br />
Alm. Kleiner Leseständer (m), Fr. Espece de pupitre (m) bas, İng. Low reading desk. Üzerinde kitap okumaya yarar, küçük, alçak masa. Rahleler ya açılıp kapanabilen X şeklinde veya üzeri düz küçük masa olabilir. Türk-İslâm sanatında tahta oymacılığı ve kakmacılığın en güzel nümûnelerini taşırlar.<br />
<br />
Özellikle Kur’ân-ı kerîme bir saygı nişânesi olan rahleler, motifleriyle ceddimizin ince sanat zevkini gösterir. Sanatın bütün kollarında olduğu gibi rahle îmâlâtında da zirveye çıkan Osmanlı sanatkârları, malzeme olarak sedef, fildişi ve kemiklerle süslemişlerdir. Hattâ ödağacından îmâl edilmiş rahlelerin olması Kur’ân-ı kerîme gösterilen saygının önemindendir.<br />
<br />
Rahlelerin genellikle açılıp kapanan tarzda olmaları malzemelerinin dayanıklı olmasını gerektirir. Bu sebeple rahleler, meşe, abanoz, ceviz tahtasından îmâl edilirdi. Tahtaların zamanla kamburlaşmaması için rahle îmâlinde kullanılacak tahtanın dik biçme tarzında kesilmiş ve kurutulmuş, budaksız, çatlaksız olmasına önem verilirdi.<br />
<br />
Rahle ölçüleriyse umûmiyetle şöyleydi: Eni boyunun üçte biri olup, geçme dişleri de, rahle boyunun üçte birinden açılırdı. Dişler tek olursa ortadan açılır ve şekilleri birbirine benzerdi. Yekpare tahtadan, açılır kapanır rahleler ilk defâ Anadolu Selçukluları tarafından yapılmıştır. Selçuklu sanatkârları kullandıkları malzemenin tahta olması sebebiyle, sanatlarını oyma ve kabartma üzerinde göstermişlerdir. Önceleri sâde tahta üzerinde gösterilen zerâfet, 15 ve 16. asırlardan îtibâren fildişi, sedef, abanoz, bağa gibi malzeme kullanarak muhteşem örnekler ortaya konulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RAHLE</span></span><br />
<br />
Alm. Kleiner Leseständer (m), Fr. Espece de pupitre (m) bas, İng. Low reading desk. Üzerinde kitap okumaya yarar, küçük, alçak masa. Rahleler ya açılıp kapanabilen X şeklinde veya üzeri düz küçük masa olabilir. Türk-İslâm sanatında tahta oymacılığı ve kakmacılığın en güzel nümûnelerini taşırlar.<br />
<br />
Özellikle Kur’ân-ı kerîme bir saygı nişânesi olan rahleler, motifleriyle ceddimizin ince sanat zevkini gösterir. Sanatın bütün kollarında olduğu gibi rahle îmâlâtında da zirveye çıkan Osmanlı sanatkârları, malzeme olarak sedef, fildişi ve kemiklerle süslemişlerdir. Hattâ ödağacından îmâl edilmiş rahlelerin olması Kur’ân-ı kerîme gösterilen saygının önemindendir.<br />
<br />
Rahlelerin genellikle açılıp kapanan tarzda olmaları malzemelerinin dayanıklı olmasını gerektirir. Bu sebeple rahleler, meşe, abanoz, ceviz tahtasından îmâl edilirdi. Tahtaların zamanla kamburlaşmaması için rahle îmâlinde kullanılacak tahtanın dik biçme tarzında kesilmiş ve kurutulmuş, budaksız, çatlaksız olmasına önem verilirdi.<br />
<br />
Rahle ölçüleriyse umûmiyetle şöyleydi: Eni boyunun üçte biri olup, geçme dişleri de, rahle boyunun üçte birinden açılırdı. Dişler tek olursa ortadan açılır ve şekilleri birbirine benzerdi. Yekpare tahtadan, açılır kapanır rahleler ilk defâ Anadolu Selçukluları tarafından yapılmıştır. Selçuklu sanatkârları kullandıkları malzemenin tahta olması sebebiyle, sanatlarını oyma ve kabartma üzerinde göstermişlerdir. Önceleri sâde tahta üzerinde gösterilen zerâfet, 15 ve 16. asırlardan îtibâren fildişi, sedef, abanoz, bağa gibi malzeme kullanarak muhteşem örnekler ortaya konulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuk İsimleri]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31868</link>
			<pubDate>Wed, 23 Oct 2024 17:33:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31868</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocuk İsimleri</span></span><br />
<br />
A<br />
 <br />
Abbâs, A.  Aslan, kahraman<br />
Abdi, A.  İtaat eden<br />
Abdulaziz, A. İzzet, kudret, şeref sahibi Allah'ın kulu<br />
Abdulbaki, A.  Ezelden ebede varolan Allah'ın kulu<br />
Abdulhamit, A. Hamd olunan Allah'ın kulu<br />
Abdulkerim, A. Çok cömert olan Allah'ın kulu<br />
Abdullah, A. Allah'ın kulu<br />
Abdurrahman, A.Rahmet  sahibi Allah'ın kulu<br />
Abidin, A. İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abuzer, A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak<br />
Acahan, T. Amca, saygıdeğer, büyük<br />
Acar,  T. Cesur, becerikli<br />
Aclan, A. Hızlı, aceleci<br />
Acun, T. Kainat, Dünya<br />
Adal, T. Nam kazan, ün al<br />
Adem, A. Allah'ın yarattığı ilk insan<br />
Adil, A. Adaletli, dürüst davranan<br />
Adnan, A. Cennetin yüksek yerlerine verilen ad<br />
Affan, A. Haramdan uzak olan<br />
Afşin, T. Türkistan da beylere verilen ünvan<br />
Agah, F. Uyanık, basiret sahibi<br />
Ahmed, A. Öğülmüş, hamd eden<br />
Ahsen, A. Yakışıklı, güzel<br />
Akalp, T. Dürüst ve yiğit insan<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbatun, T. Yiğit, cesur insan<br />
Akbay, T. Saygıdeğer, varlıklı, temiz kişi<br />
Akbuğ, T. Saçı sakalı savaşlarda ağarmış<br />
Akbulut, T. Uğurlu olduğuna inanılan beyaz bulut<br />
Akcan, T. İyi kalpli, samimiyetine inanılan<br />
Akcebe, T. Beyaz zırh giyen<br />
Akel, T. Eli temiz, güvenilir<br />
Akgün, T. Herkesin sevindiği zaman<br />
Akhan, T. Soyu temiz sevilen adil hakan<br />
Akhun,  T.Güney Hun Devleti<br />
Akın, T. Düşmanı istila hareketi<br />
Akif, A. Dünyaya kiymet vermeyen<br />
Akman, T. Güzel iffetli, temiz kimse<br />
Akna, A. Kanaatkâr<br />
Aktekin, T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi<br />
Aktolga, T.Uğurlu savaş başlığı<br />
Aktuğ, T. beyaz tuğ<br />
Alaaddin, A. Din büyüğü<br />
Algan, T. Fetheden, alan<br />
Ali, A. Büyük, şerfli<br />
Alican, A. F. Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Alişan, A. Şan ve şerefli<br />
Alp, T. Cesur, kahraman<br />
Alparslan, T. Aslan gibi güçlü<br />
Alpay, T. Kahraman, yiğit<br />
Alper, T. Cesur erkek<br />
Alpertunga, T. Sakaların son hükümdarı<br />
Altan, T. Tatar hanlarına verilen ünvan<br />
Altay, T. Orta Asya'da sıra dağlar<br />
Altuğ, T. Kırmızı tuğ<br />
Aras, A. Yorgun, bitkin<br />
Arda, T. Nişan almak için dikilen değnek, çelik kalem<br />
Arif, A.Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Arslan, T. Hayvanların kralı<br />
Artaç, T. Dost, aynı meslekte olan<br />
Artan, T. Fazlalık, üstünlük<br />
Artuk, T. Artuk beyliğini kuran bir Selçuklu komutanı<br />
Asaf, A. Vezir, Hz. Süleymanın  ünlü veziri Asaf bin Berhiya<br />
Asım, A. Günah işlemeyen<br />
Ata, T. Babadan önceki  büyükler<br />
Atakan, T. Korkusuz<br />
Atalay, T.  Ünlü kimse<br />
Atilla, T. Harpçi, fetheden, bir Türk hakanı<br />
Avni, A. Yardım eden, yardım gören.<br />
Aybars,T. Hun hakanı Attila'nın amcası.<br />
Aydın,T. Işıklı, parlak, okumuş, kültürlü kişi<br />
Ayhan, T Oğuz Han'ın ikinci oğlu.<br />
Aykut, T. Ödül, mükafat, mübarek kutlu ay.<br />
Aytaç, T. Başa takılan aya benzer taç.<br />
Ayvaz, A. Ermeni uşak<br />
Azmi, A. Azimli, güçlü<br />
Aziz, A.Her şeye galip. Allah'ın isimlerinden<br />
<br />
<br />
 Abakay, T. Sibirya Türk kadınlarının ünvanı<br />
Abidan, F, İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abu, F. Nilüfer çiçeği<br />
Abudane, F. Takdir edilmiş rızık<br />
Abutab, F. Güzellik, parlaklık, letafet<br />
Acel, A. Çok aceleci<br />
Acla, A. Aceleci, eli çabuk<br />
Acunbike, T. Dünya güzeli hanım.<br />
Açalya, Y. Çiçekleri kokmayan bir bitki<br />
Açılay, T, Ayın bulttan çıkışı<br />
Adalet,  A. Dengeli davranma, hakka riayet<br />
Adeviye, A. İyilik, yardımseverlik<br />
Adile, A. Adalete uygun iş yapan<br />
Adniye, A. Cennetlik<br />
Afet, A. Çok güzel kadın, büyük bela<br />
Afife, A. İffet sahibi namuslu temiz kadın<br />
Afitab, F. Güzel yüzlü kadın<br />
Ağbet, T. Yüzü nurlu<br />
Ağniya, A. Gözü ve gönlü tok olanlar, manevi zenginliğe sahip<br />
Ahilla, A. Sadık halis ve candan dostlar<br />
Ahire, A. Sonuncu<br />
Ahsen, A. Çok güzel<br />
Ahter, F. Yıldız, baht, talih<br />
Ahteran, F. Yıldızlar<br />
Ahu, A. Ceylan, ceylan gözlü güzel kadın<br />
Ahzan, A. Yeşil<br />
Ajda, F. Düz olmayan, delik, deşik<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbegüm, T. Hayırlı, uğurlu kadın<br />
Akel, T. Eli uğurlu, bereketli.<br />
Akile, A. Diyet ödeyen<br />
Akife, A.  Çok ibadet eden<br />
Akmer, A. Ay gibi yüz aydınlık.<br />
Aksu, T. Berrak,temiz su<br />
Alesta, İ. Hazır durumda,  tetikte<br />
Alev, T . Ateşin dili<br />
Aliye, A. Yüksek, tepe<br />
Amade, F. Hazı, emir bekleyen<br />
Anber, A. Güzel koku<br />
Anise, A. Cana yakın<br />
Arca, A. Namuslu, temiz<br />
Arife, A. Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Armağan,  F. Hediye<br />
Arzu, F. İstek, heves.<br />
Arzuman, E.T. Şiddetli istek<br />
Asel, A. Bal<br />
Asena, T. Dişi kurt<br />
Asfiya, A.  Her türlü kötülükten arınmış, ermiş<br />
Asiye, A. Hastabakıcı, hüzünlü, kederli<br />
Aslı, A. Soy, başlangıç<br />
Asude, F. Huzurlu, sakin, sessiz<br />
Asuman, F.  Gök, sema<br />
Asya, Y. Kıta ismi<br />
Atifet, A. İyilik, karşılık beklemeden duyulan sevgi<br />
Avniye, A. Yardımcı, Osmanlı'da asker yağmurluğu<br />
Aybike, T. Yüzü ay gibi kadın<br />
Aycan, T. Aya benzer sevimli<br />
Ayça, T. Ay gibi<br />
Aydan, T. Ay parçası<br />
Ayfer,  T. F.  Ay ışığı<br />
Ayla, T.  Hale, Ay'ın etrafındaki beyaz ışık çemberi.<br />
Aylin, T. Ayın parçası olan<br />
Aynur, T. A. Ay gibi ışıklı, nurlu<br />
Aynüssafa, A. Çiçekleri eczacılıkta kullanılan bir bitki<br />
Aypare, T. F. Ay parçası<br />
Aysel, T.  Ay gibi parlak güzel<br />
Aysu, T. su gibi duru, ay gibi nurlu.<br />
Aysun, T. Ay gibi güzel<br />
Ayşe, A. Sıkıntısız rahat yaşayan<br />
Ayşegül, A. Gül gibi hoşa fiden, gönül ferahlatan<br />
Ayşen, T. Şen, neşeli gülen<br />
Ayşenur, A. Nurlu kadın<br />
Ayten, T. Teni beyaz lekesiz olan<br />
Azade, A. Hür, serbest<br />
Azer, F. Ateş<br />
Azize, A. (Hristiyanlıkta) Ermiş kadın.<br />
Azlal, A. Gölgeler<br />
Azra,  A. Bakire, kız, kız oğlan kız (Hz.Meryem için kullanılır)<br />
Azze, A. Aziz, olsun anlamında, dua da geçer<br />
<br />
B<br />
 <br />
Babür, A. Kaplan<br />
Bahadır,  T. Kahraman, yiğit<br />
Bahaeddin, A. Dinin güzelliği<br />
Bahri, A. Denize ait, deniz ördeği<br />
Bahtiyar, F. Mutlu, mesut.<br />
Baki, A. Allah'ın isimlerinden,Varlığının sonu olmayan<br />
Balamir,  T. Gürbüz iri yapılı<br />
Balkan, T. Sık ormanlık, sıradağlar<br />
Bani, A. Kuran, kurucui tesis eden kimse<br />
Barak, T. Ağaçlara saran büyük asma.<br />
Baran, F. Yağmur<br />
Barbaros, İ. Kızıl sakallı.<br />
Barış, T. İki yanın uzlaşması, anlaşması<br />
Barkın,  T. Gezgin<br />
Barlas, T. Kahraman, yürekli, savaşçı, bir türk boyu<br />
Bartu, T. Eski bir Türk kağanı<br />
Basri, A. Basra ahalisinden<br />
Battal,  A. Hantal, çok büyük. Yürekli, cesur<br />
Batur, T. Yiğit, kahraman,<br />
Baybora, T. Büyük fırtına<br />
Bayhan, T. Zengin, cömert, güçlü hükümdar<br />
Bayram, E.T. Toplu halde sevinilen gün<br />
Bedir, A. Ayın ondördü dolunay<br />
Bedreddin, A. Dinin aydınlığı<br />
Bedri, A. Dolunay gibi güzel, dolu altın kesesi<br />
Behçet, A. Güleryüzlülük, sevinçli olma.<br />
Behlül, A. Hayırlı işlere koşan, cömert<br />
Behram, F. İran mitelojisinde bir melek ismi, Merih gezegeni<br />
Bekir, A. Yeni doğmuş olan, erken kalkan<br />
Beldar, F. Askeri harekatta yolları açıp düzelten kimse<br />
Bera, A.  Fazilet, olgunluk<br />
Berat, A. Müsaade, izin, Berat Gecesi<br />
Berk, E.T. Sağlam, kuvvetli<br />
Berkant, T. Bozulmaz, sağlam yemin<br />
Berke, T. Kama, hançer<br />
Berksu, T. Kaynağı kurumayan soğuk su.<br />
Berter, F. En yüksek<br />
Besim, A. Güler yüzlü<br />
Beşir, A. Müjdeleyici<br />
Bilal, A. Islak, ıslatan. İlk müezzin Bilal-i Habeşi<br />
Binali, A. Ali'nin oğlu<br />
Birol, T.  Tek ol<br />
Bora, İ. Ansızın çıkan şiddetli rüzgar<br />
Boran, İ. Rüzgar,şimşek ve yağmurlı bozuk hava<br />
Buğra, E.T. Erkek deve, erkek turna<br />
Buhari, A. Buharalı<br />
Bumin, T. Göktürk hakanı<br />
Burak, Peygamberimizin binitinin ismi<br />
Burhan, A. Delil, ispat<br />
Burhaneddin, A. Dinin delili<br />
Bülent, F. Yüksek, yüce<br />
Bünyamin, A. Yakup A.S.'ın küçük oğlu<br />
Bürkan, A. Yanardağ, volkan Bahar, F. Bir mevsim<br />
Bahire, A. Apaçık, besbelli<br />
Bahriye, A. Deniz kuvvetleri<br />
Bahter, F. Güneşin battığı taraf, batı<br />
Bahtıser, F. Şanslı<br />
Banu, F. Soylu ve asil kadınlara verilen ünvan<br />
Barçın, T. Bir cins ipekli kumaş<br />
Başak, T. Hububatın tanelerini taşıyan uç kısmı.<br />
Bedia, A. Yeni ve görülmedik güzel şey<br />
Bedihe, A. Hazırcevaplılık<br />
Bedriye, A. Ay gibi güzel, nurlu kadın<br />
Begim, T. Kibar hanımefendi<br />
Begüm, ?. Hint prenseslerine verilen ünvan<br />
Beha, A. Güzellik, zerafet<br />
Behice, A. Şen, şakrak, güzel kadın<br />
Behiye, A. Parlak, ince, alımlı kadın.<br />
Behre, A. Kısmet, nasip, pay, hisse<br />
Behredar, F, Nasipli, nasiplenmiş<br />
Bekriye,  A. İlk kız çocuğu, her şeyin evveli<br />
Belemir, A. Peygamber çiçeği<br />
Belen, T. Dağ geçidi<br />
Belgin, T. Alamet, nişan<br />
Belinay, Ayın göl yüzeyine yansıması<br />
Beliz,  Mucize ve işaret.<br />
Belkıs, A. Süleyman a.s.'ın eşi. Saba Melikesi<br />
Bengi, E.T. Sonu olmayan, ebedi<br />
Bengisu, T. Abıhayat, içenin ölmediğine inanılan su<br />
Bengü, T. Başlangıçı ve sonu olmayan<br />
Berca, F. Uygun, yerinde, münasip<br />
Berceste, F. Seçilmiş, güzel<br />
Bercis, F. Müşteri Yıldızı<br />
Berçin, F. Toplayıcı<br />
Beren, Tanınmış; güçlü kuvvetli. 2. Akıllı 3.Kadife Kumaş<br />
Berfin, F. Kardan, karla kaplı<br />
Beria, A. Güzellik ve olgunluğu ile dikkati çeken<br />
Beril, Y. Mücehvercilikte kullanılıan zümrüt ve zebercet<br />
Berna, F. Genç, yiğit, delikanlı<br />
Berra, A. Özü sözü  doğru, hayırsever, cömert kadın.<br />
Berrin, F. Ulu, yüksek.<br />
Berru, İyilik eden, sözünü yerine getiren<br />
Besime, A. Güleryüzlü, şen kadın<br />
Betül, A. Kendini Allah'a adamış kadın<br />
Beyda, A. Çöl, sahra<br />
Beyhan, A. Sır tutmaz, bildiğini söyleyen<br />
Beyza, A. Çok beyaz, günahsız<br />
Bihter, F. Çok iyi<br />
Billur, A. Duru, berrak, tertemiz, cam kristal<br />
Binnaz, F. Allah'a çok yalvaran kadın.<br />
Birce, T. Bir tanecik, biricik<br />
Birsen, T. Bir tek sen.<br />
Buğlem, Cenneti müjdeleyen melek<br />
Buket,  F. Çiçek demeti<br />
Burcu, T. Hoşa giden koku<br />
Burçak, T. Baklagillerden bir bitki<br />
Burçe, Küçük takım yıldız<br />
Burçin, T. Dişi geyik<br />
Buse, F. Öpücük<br />
Bute, F. Kuyumcuların altın ve gümüş erittiği kap<br />
Bürde, A. Gece üste örtülen, gündüz giyilen bir elbise<br />
Bürke, T. Martı, Göl<br />
Büşra, A. Müjde<br />
<br />
C<br />
 <br />
<br />
Cabir, A. Zor kullanan, kırıkçı, çıkıkçı<br />
Cafer, A. Dere, çay.<br />
Cahit, A. Gayretli, çalışan. Cihad eden<br />
Can, F. Ruh. Cesedin diriliğini sağlayan öz.<br />
Canip, A. Yabancı, garip<br />
Cavit, F. Devamlı, sonsuz<br />
Celal, A. Yücelik, büyüklük, ululuk, öfke, kızgınlık<br />
Celaleddin, A. Din için öfkelenme<br />
Celil, A. Ululuk ve büyüklük sahibi, Allah'ın isimlerinden<br />
Cem, A. Topluluk, kalabalık<br />
Cemal, A. Yüz, yüz güzelliği<br />
Cemaleddin, Dinin nuru, yüzü.<br />
Cemil, A. Erkeğin güzel, hoş olanı.<br />
Cenap, A. Şerefli, hürmetli<br />
Cengiz, T. Türk Moğol Hanı, Güçlü, kuvvetli<br />
Cenk, F. Savaş<br />
Cevad, A. Cömert, bağışlayan<br />
Cevdet, A. Olgunluk, güzellik<br />
Ceyhun, T. Tevrata göre Cennetteki dört ırmaktan biri<br />
Cezmi, A. Sözünden dönmez, kararlı.<br />
Cihad, A. Din uğruna savaşmak.<br />
Cihan, F. Dünya<br />
Cihangir, F, Dünyaya hükmeden<br />
Cumali, A. Cuma günü doğan çocuk<br />
Cumhur, A. Millet, halk.<br />
Cüneyt, A. Genç savaşçı<br />
 <br />
<br />
Cahide, A. Çalışan, gayret eden<br />
Canan, F. Sevgili, sevilen kadın<br />
Candan, F. Davranışlarında yakınlık olan samimi<br />
Cannisar, F. Canını feda eden.<br />
Cansın, T. Candan ayırt edilmez<br />
Cavidan, F. Devamlı, ebedi, kalıcı olan<br />
Celile, A. Mertebesi yüksek olan kadın<br />
Cemile, A. Güzel, cilveli, gözalıcı<br />
Ceren, T. Ceylan<br />
Ceyda, A. Boynu uzun güzel<br />
Ceylan, T. Güzel gözlü geyik cinsi bir hayvan<br />
Ceylin, A. Cennete açılan kapı<br />
Cüveyriye, A. Kadıncık, kızcağız ,  Peygamberimizin Berre isimli hanımına verdiği isim <br />
<br />
Ç <br />
Çağatay, (?)  Cengiz Han'ın ikinci oğlu<br />
Çağlar, T. Çağlayan<br />
Çağrı, T. Selçuklu komutanı. Çakır gözlü, seslenme<br />
Çetin, T. Sert, inatçı, erişilmez.<br />
<br />
<br />
 Çağla, T. Henüz olgunlaşmamış meyve<br />
Çağlayan, T. Şelale<br />
Çeşminaz, F. Nazlı nazlı bakan göz, güzel gözlü sevgili<br />
Çiğdem, T. Bir çiçek.<br />
Çolpan, E.T. Çoban yıldızı<br />
<br />
D <br />
Dağhan, T. Oğuz Han'ın beşinci oğlu<br />
Dalokay, T. Herkesin beğendiği, hoşa giden<br />
Danişmend, F. Akıl danışılan. Bir Selçuklu komutanı.<br />
Davud, IB.  Peygamber ismi<br />
Derviş, F. Kendisini Allah'a ibadete vermiş<br />
Devlet, A. Talih, büyük rütbe<br />
Devran, A. Kader, talih, Dünya<br />
Dilaver,  F. Cesur, yiğit, yürekli<br />
Dilhan, F. Samimi, içten konuşan<br />
Dilmaç, T. Tercüman<br />
Dinç, T. Sağlıklı, güçlü, kuvvetli<br />
Doğan, T. Yırtıcı bir kuş<br />
Durmuş, T. Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dursun, T.Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dündar, F. İnci, sevgili Damla, T. Sıvıdan ayrılıp düşen parça<br />
Defne, Y. Bir bitki.<br />
Demet, Y. Bir araya getirilip bağlanmış deste<br />
Deniz, T. Büyük su kütlesi<br />
Derya, F. Deniz<br />
Diba, F. Atlas, alaca renkli  ipek kumaş<br />
Didar, F. Güzel görünümlü kadın<br />
Dicle, T. Bir nehir ismi<br />
Didem, F. Gözüm<br />
Dilara, F. Gönül okşayan<br />
Dildade, F. Sevdalı<br />
Dilek, T. Arzu<br />
Dilruba, F. Gönül alan<br />
Dilşad, F. Gönlü şen, sevinçli<br />
Dudu, Tatlı dilli, yaşlı Ermeni kadını<br />
Duhter, F. Kız çocuğu<br />
Dürdane, F. Sevgili, İnci tanesi<br />
Dürefşan, F. İnci gibi söz söyleyen<br />
Dürre, A. İnci Tanesi<br />
Dürriye, A. İnci gibi parlak<br />
<br />
E<br />
 <br />
Edib, A. Edebiyatla uğraşan.<br />
Ediz, T. Dağların tepesi, doruk.<br />
Efekan, T. Efe soyundan gelen<br />
Ekmel, A. Mükemmel olan, en kamil<br />
Ekrem, A. Çok şeref sahibi<br />
Emin, A. Korkusuz kimse<br />
Emrah, F. Erzurum ve Ercişli şairlerin adı<br />
Emre, T. Hak aşığı<br />
Ender, T. Seyrek bulunan<br />
Enes, A. İnsan<br />
Engin, T. Açık deniz, alçak ve çukur yer<br />
Enis, A. Dost, sevgili<br />
Enver, A. Çok parlak, daha nurlu<br />
Eray, T. İlk ay<br />
Erbek, T. Yiğit, cesur<br />
Ercan, T. Korkusuz kişi<br />
Ercüment, F. Haysiyetli, seçkin, saygın, şerefli<br />
Erdal, T. Erken yeşeren dal<br />
Erdem, T. Fazilet, liyakat<br />
Erdinç, T. Kuvvetli erkek<br />
Erdoğan, T. Erken doğan erkek çocuğu<br />
Eren, T.  Ermiş<br />
Ergün, T. Uysal kişi, Sulu saf kar, iyi koşan at<br />
Erhan, T. Adil iyi hükümdar<br />
Erkan, T. Yiğit, soylu<br />
Erman, T. Pişman olma, istek<br />
Erol, T. Yiğit erkek ol, sözünde dur<br />
Ersan, T. Adıyla, sanıyla ünlenmiş kişi<br />
Ertan, T. İlk tan ağarması<br />
Ertuğrul, T. Temiz yürekli doğru erkek.<br />
Esad, A. Çok hayırlı, çok mutlu<br />
Eser, A. Tesir, etki, gitmiş veya geçmişten izler<br />
Eşref, A. Şerefli, aziz<br />
Ethem, A. Karayağız<br />
Eymen, A. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, sağ yandaki<br />
Eyüp, Kur'an da adı geçen Sabır timsali bir Peygamber<br />
 Ebhar, A. Denizler<br />
Ebrar, A. İyi huylu,doğru, dürüst<br />
Ebru, F. Kaş, bir süsleme sanatı<br />
Ece, T. Güzel kadın, kraliçe, ana<br />
Ecem, T, Kraliçem, büyüğüm, anam<br />
Ecmel, A. Çok güzel, şık<br />
Eda, A. Cilve, naz<br />
Efnan, A. Cennetteki çeşitli güzellikler<br />
Ela, A. Göz rengi<br />
Elçin, T. Demet, Ağustos böceği<br />
Elfida, A. Feda etme<br />
Elif, A. Dost, İslami alfabenin ilk harfi<br />
Elmas, A. Bir mücehver<br />
Emel, A. Gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek<br />
Emine, A. Emin. Korku ve endişesi olmayan<br />
Emire, A. Kadın hükümdar<br />
Emriye, A. Emire ait<br />
Enise, A. Cana yakın, dost<br />
Eribe, A. Olgun, anlayışlı<br />
Erma, A. Cilveli, çok güzel<br />
Esen, T. Sağlam, sağlıklı<br />
Eser, A. İz, işaret, yapıt<br />
Esin, T. İlham<br />
Eslim, A. Teslimiyet, Allah'a teslim olan<br />
Esma, A. Adlar, işitme,<br />
Esra, A. Hızlı, çabuk, esirler<br />
Ezgi, T. Kulağa hoş gelen ses veya söz dizgisi<br />
<br />
<br />
F<br />
 <br />
Fadıl, A. Erdemli, faziletli<br />
Fahreddin, A. Dinin övdüğü, seçkin<br />
Fahri, A. Karşılık beklemeden yapılan iş<br />
Faik, A. Manevi olarak üstün, seçkin<br />
Faruk, A. Doğruyu yanlıştan ayıran<br />
Fatih, A. Fetheden<br />
Fazlı, A. Erdemli, iyiliksever<br />
Fecri, A. Tan yeri ağarması<br />
Ferdi, A. Özel, şahsi<br />
Ferhad, A. Rahatlık, sevinç<br />
Feridun, A. Kıymetli cevher, sekizinci gök<br />
Ferit, A. Avcı kuş, katılaşmış şey<br />
Ferruh, F. Aydın insan, nur yüzlü<br />
Fethi, A. Fetihle ilgili<br />
Fethullah, Allah'ın fetih kısmet ettiği, dinin açılması<br />
Fevzi, A. Zafer kazanan<br />
Feyiz, A. Nimet, ihsan, bereket<br />
Feyzullah, A. Allah'ın bereketi, bolluğu, ilim verdiği<br />
Feyyaz, A. Çok feyizli, bolluk bereket veren<br />
Fırat, A. Tatlı su, bir nehir ismi<br />
Fikret, A. Murat, maksat, idrak, düşünme<br />
Fuad, A. Gönül, yürek<br />
<br />
 Fahriyye, A. Öğünülen kadın<br />
Fatma, A. Peygamberimizin (s.a.v) kızı<br />
Fazilet, A. Güzel huy, manevi kuvvet<br />
Fehime, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Ferahna, A. F. Bolluk, genişlik<br />
Feray, F. T. Süs, parlak ay<br />
Ferda, F. Yarın, öbür dünya<br />
Feride, A. Gururlu, kibirli<br />
Feriha, A. Sevinçli, rahat<br />
Ferzan, F. Emsallerinden ileri<br />
Fethiye, A. Fethe ait.<br />
Fevziye, A. Kurtuluşa eren<br />
Feyza, A. İlim, irfan, çokluk, bolluk<br />
Figen, F. Yıkıcı, atıcı<br />
Fikriye, Düşünceli, fikre bağlı<br />
Firdevs, A. Cennet bahçesi<br />
Firuze, F. Değerli bir taş<br />
Fitnat, A. Zihin açıklığı, çabuk kavrayan anlayışlı olan<br />
Fulya, İ. Bir çiçek<br />
Funda, T. Küçük ağaçcık<br />
Füruzan, F. Parlak, parlayan<br />
Füsun, A. Büyü, büyüleyici <br />
<br />
G<br />
 <br />
Gaffar, A. Günahları affedici,Allah'ın isimlerinden <br />
Gafur , A.Bağışlayıcı, örten,  Allah'ın isimlerinden<br />
Gani  , A. Çok zengin, Allah'ın isimlerinden <br />
Gazanfer, A. Aslan, yiğit, korkusuz<br />
Gediz, T. Su birikintisi<br />
Gevheri, F. Pırlanta gibi, cevher kimse<br />
Gıyaseddin, A. Dinin yayılmasında yardımcı olan<br />
Giray, T. Kudretli, Kırım Hanları sülalesinin adı<br />
Gökmen, T. Mavi gözlü  ve sarışın<br />
Göktürk, T. Tarihte adı Türk olan ilk devlet<br />
Görkem, T. İhtişam, gösteriş, heybet<br />
Gültekin, T. Bilge Kağanın ağabeyi, güvenilir, faydalı<br />
Günhan, T. Mete Han'ın birinci oğlu<br />
Gürhan, T. Han, hükümdar<br />
Güvenç, T. Kendine itimat, güvenme Gamze, A.. Çene ve yanaktaki çukurluk<br />
Gaye, A. Maksat, hedef<br />
Gizem, T. Aklın erişemdediği açıklanamıyan, sır.<br />
Gonca, F. Tomurcuk, henüz açmamış gül<br />
Gökçe, T. Mavimsi, Azerbaycan'da bir gölün adı.<br />
Gönül, T. Kalpde var sayılan duygu kaynağı<br />
Gül, F. Peygamberimizin (s.a.v.) sevdiğiçiçek<br />
Gülbanu, F. Gül gibi güzel hanım<br />
Gülben, F. Benleri güle benzeyen güzel kadın<br />
Gülberk, F. Gülün yaprağı<br />
Gülcan, F. Sevimli, gül gibi güzel kadın<br />
Gülçin, F. Gül toplayan<br />
Güldem, F. Gül mevsimi<br />
Gülnaz, F. Gül gini nazlı<br />
Gülfem, F. Küçük gül ağızlı<br />
Gülizar, F. Al yanaklı<br />
Gülriz, F. Gül serpen<br />
Gülseren, F. Gül dağıtan<br />
Gülsüm, A. Yanakları ve yüzü dolgun<br />
Gülşen, F. Gül bahçesi<br />
Güzide, F. Beğenilmiş, seçilmiş<br />
<br />
H<br />
 <br />
Habib, A. Seven, sevgili dost, sevilen dost<br />
Hakan, T. Eski Türk hükümdarlarına verilen ünvan.<br />
Hakkı, A. Doğruluk ve insaf sahibi<br />
Haldun, A. Sürekli olanlar<br />
Halid, A.  Yaşından küçük görünen<br />
Halil, A. Allah'ın dostu<br />
Halim, A.Yumuşaklık gösterici, Allah'ın isimlerinden <br />
Halis, A. Saf, hilesiz<br />
Haluk, A. İyi huylu, insaniyetli, geçimli<br />
Hamdi, A. Şükreden. Allah'ı sevmek ve övmek<br />
Hami, A. Koruyan, sahip çıkan, gözeten<br />
Hamîd,, A.Hamd edilen, övülen, Allah'ın isimlerinden<br />
Hamza, A. Heybetli, aslan, azametli<br />
Harun, A. Peygamber ismi.<br />
Hâris, A. Bekçi, gözcü, kollayıcı<br />
Hasan, A. Güzellik, iyilik, hoşluk<br />
Hasbi, A. İsteyerek ve karşılık beklemeden yapılan<br />
Hasib, Hesap görücü, Allah'ın isimlerinden <br />
Haşim, A. Muhteşem, gösterişli, doğrulayan<br />
Haşmet, A. Büyüklük, ihtişam, alçak gönüllülük<br />
Hayati, A. Canlılık, önemli olan<br />
Haydar, A. Arslan, Hz.Ali'nin (r.a.) lakabı<br />
Hayreddin, A. Mübarek insan, dinde hayırlı olan<br />
Hayri, A. İyiliksever, hayırsever<br />
Hızır, A. Bir peygamber veya evliya ismi<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hikmet, A. Ahlaki söz, Eşyanın hakikatına vakıf olmak<br />
Hulagü, A. Abbasi devletini yıkan İlhanlı hülkümdarı<br />
Hud, A. Peygamber ismi, Çok saygı, hürmet, ululuk<br />
Hulusi, A. Candan davranan, samimi<br />
Hurşid, F. Güneş<br />
Hüdai, A. Hidayete ermiş<br />
Hüsameddin, A. Dinin keskin kılıcı<br />
Hüseyin, A. Sevilen küçük çocuk<br />
Hüsnü, A. Güzel, iyilik sahibi<br />
Hüsrev, F. Padişah<br />
<br />
 Habibe, A. Sevgili, sevilen dost<br />
Hacer, A. Kaya, taş. Hz.İsmail (a.s.)'ın annesi<br />
Hafize, A. Kur'an-ı Kerimi ezbere bilen<br />
Hale, A. Ay ve Güneş etrafında görünen ışıklı halka<br />
Halide, A.Yaşından küçük görünen<br />
Halime, A. İnsanı hoş tutan, yumuşak huylu<br />
Hamide, F. Allah'a (c.c.) şükreden, hamdeden<br />
Hamiyet, A. Fazilet, insanlık, vatanseverlik<br />
Handan, F. Mutlu, güler yüzlü, sevimli<br />
Hande, F. Gülüş, gülme<br />
Hanife, A. Hanif olan tehvid inancına bağlı<br />
Hasibe, A. Eli açık, cömert, asil, itibarlı kadın<br />
Hatice, A. Erken doğan kız<br />
Havin, K. Yaz mevsimi<br />
Havva, A. Esmer kadın. Hz.Adem a.s.'ın eşi<br />
Hayriye, A. İyilik sever, hayır sever<br />
Hayrünissa, A. Kadınların hayırlısı<br />
Hazal, A. Kuruyup, dökülen ağaç yaprakları<br />
Hazan, F. Sonbahar<br />
Hesna, A. Hanım kadın, güzel kadın<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hunde, A. Sessizlik<br />
Huri, A. Cennet kızı<br />
Huriye, A. Hurilere ait<br />
Hurrem, F. Gözde, Güleryüzlü ferahlık veren<br />
Hülya, A. Kuruntu, düşünme<br />
Hümeyra, A. Beyaz tenli kadın<br />
Peygamberimizin Hz.Ayşe annemize verdiği lakaptır.<br />
Hüner, F. Beceriklik, marifet<br />
Hüsna, A. Güzel, güzellik<br />
Hüsniye, A. Çok güzel kadın<br />
Hüveyda, F. Açık, apaçık belli olan<br />
<br />
I<br />
 <br />
Ilgaz, T. Düşmana süvari hücumu<br />
Iraz, T. Kahraman, yiğit<br />
Itri, A. Koku satıcısı Iğıl, T. Sessiz, yavaş, sakin su akıntısı<br />
Ilgın, T. Çit olarak kullanılan ağaçcık<br />
Işıl, T. Canlı ve parlak, ışık gibi güzel oaln.<br />
Itır, A. Güzel, hoş kokulu bir bitki<br />
<br />
İ<br />
 <br />
İbrahim, A. Bir peygamber ismi<br />
İdris,A. Bir peygamber ismi<br />
İhsan, A. İyilik etme, cömertlik<br />
İlbey, T. Eski Türklerde askeri ve idari vali<br />
İlhami, A. Kalbine ilahi feyiz doğan<br />
İlhan, T. Türk Moğol hükümdarlarının ünvanı<br />
İlkay, T. Ayın ilk günlerinde doğan çocuk<br />
İlyas, IB.. Sulara hükmeden. Bir peygamber ismi<br />
İmran, A. Evine bağlı kalan.<br />
İrfan, A. Tecrübe ve zekadan oluşan manevi olgunluk<br />
İsa, A. Bir peygamber ismi<br />
İshak, IB. Gülme. Bir peygamber ismi<br />
İskender, F. Eski Makedonya kralı.<br />
İsmail, A. Bir peygamber ismi<br />
İsmet, A. Namuslu, temiz, günahsız<br />
İsrafil, A. Dört büyük melekten biri<br />
İzzet, A. Kiymet, değer, saygı, ikram<br />
<br />
 İclal, A. Kudretli, büyüklük<br />
İdil, T. bit Oğuz boyu<br />
İfakat, A. İyileşme, ayılma<br />
İffet, T. Namusluluk, ahlak kurallarına bağlılık<br />
İkbal, A. Talih açıklılığı<br />
İkrime, A. Kerem sahibi<br />
İlbike, T. Beyin hanımı, seçkin ve saygıdeğer kadın<br />
İldem, T. Pişmanlık duyan<br />
İlkbal, A. İlk doğan kız çocuğu<br />
İncila, A. Parlaklık, ışık<br />
İpek, T. Bir tür kumaş<br />
İrem, A. Cennet bahçesi<br />
İrmegân, F. Terbiye eden, mutluluk<br />
İzem, A. Büyüklük, ululuk<br />
<br />
J<br />
 <br />
<br />
 Jale, F. Çiy, kırağı,su damlası<br />
Jaledar, F. Üzerine çiy düşmüş<br />
Jalenur, F. Çiy, kırağı, parlayan<br />
Jengar, F. Göktaşı<br />
Julide, F. Karışık, dağınık<br />
<br />
<br />
K<br />
 <br />
Kaan, T. Eski Türk hükümdarlarının ünvanı, Kağan<br />
Kabil, A. Hz.Adem'in oğullarından, ağabeyini öldürdü<br />
Kadem, A. Ayak, adım<br />
Kadir, A. Allah(c.c.) isimlerinden<br />
Kadri, A. İtibarlı, değerli, mevkisi yüksek<br />
Kahraman, F. Bahadır, cesur, yiğit<br />
Kamber, A. Köle, dost<br />
Kâmil, A. Kemale ermiş, olgun, bilgili, terbiyeli<br />
Kâmuran, F. Arzusuna kavuşmuş, mutlu olmuş kimse<br />
Kanber, A. Evin emektarı, büyüğü<br />
Kâni, A. Dokunaklı iğneli konuşan<br />
Kani, A. Kanaat eden, razı olan<br />
Kartal, T. Büyük, yırtıcı kuş.<br />
Karun, A. Zenginliğine güvenip kibirlenen<br />
Kasım, A. Ayıran, bölen. Peygamberimizin oğlunun adı<br />
Kâşif, A. Bilinmeyen bir yeri veya şeyi bulan<br />
Kayra, Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir. Kayra ismi caiz değildir ve çocuğa bu ismin konulması dinen uygun değildir.<br />
Kâzım, A. Öfkesini yenen, kin tutmayan<br />
Keleş, T. Yiğit, cesur, güzel, saçı dökülmüş,<br />
Kemâl, A. Olgunluk, fazilet<br />
Kemaleddin, A. Erdemli, bilge, dinde olgunluğa eren<br />
Kenan, A. Hz.Nuh'un oğullarından, Filistin toprakları<br />
Kerem, A. Şeref, asalet, cömert, hayırlı işler yapan <br />
Kerim, A. A. Allah(c.c.) isimlerinden, çok cömert<br />
Koray, T. Kamış gibi içi  boş şeyler, özü boş<br />
Korcan, T. Şelale, çağlayan<br />
Kürşad, F. Açılış merasimi, bir cins tavla oyunu<br />
<br />
 Kader, A. Alınyazısı<br />
Kadife, A. Bir kumaş türü<br />
Kadriye, A. Değerli. Kadir gecesi doğan kız çocuğu<br />
Kafiye, A. Şiirde mısra sonunda ses uyumluluğu<br />
Kamelya, A. Yaban gülü<br />
Kâmile, A. Olgun, terbiyeli<br />
Kârdide, F. İşbilir, uyanık, tecrübeli<br />
Karmen, F. Parlak, kırmızı renk<br />
Katre, A. Damla, damlayan şey<br />
Kebire, A. Yetişkin kız çocuğu, yetişkin, ulu kadın<br />
Kerime, A. Kız evlat, hoşgörü ehli, cömert<br />
Keriman, A. Cömert<br />
Kevser, A. Maddi ve manevi çokluk, üstünlük, hayırlılık<br />
Keyyise, A. Akıllı, anlayışlı, ince zarif, kibar<br />
Kezban, F. Evini ve kocasını yöneten kadın<br />
Kısmet, A. Nasip, kazanç, kader talihi<br />
Kibariye, A. Kibirli, şık, görgülü, terbiyeli<br />
Kumru, F. Bir kuş<br />
Kübra, A. Çok büyük, ulu, yüce <br />
<br />
L<br />
 <br />
Levend, i. Denizci, yiğit, cüsseli<br />
Lokman, A. Sure adı, nebi veya peygamber adı<br />
Lut, A. Peygamber adı<br />
Lütfi, A. Hoşluk, iyi davranış<br />
Lütfullah, A. Allah'ın iyi hoş kıldığı kişi, Allah'ın lütfu Lâcerem, A. Elbette, öyledir, şüphesiz<br />
Lale, F. Bir tür çiçek<br />
Lalezar,F. Lale bahçesi<br />
Lamia, A. Parlak, parıldayan<br />
Lâne, F. Ev, yuva<br />
Latife, A. Güzel, tuhaf, güldürücü söz.<br />
Lebibe, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Leman, A. Parıltı, parlama<br />
Lerzan, F. Titrek, ürkek<br />
Letafet, A. Nezaket, güzellik<br />
Leyla, A. Çok karanlık ve uzun gece<br />
Lezza, A. Yakıcı ateş, cehennem<br />
Lina, A. Hurma fidanı<br />
Lütfiye, A.İyi davranış, eli açıklık<br />
<br />
M<br />
 <br />
Macit, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Cömert<br />
Mahir, A. Hünerli, elinden iyi iş gelen<br />
Mahmud, A. Övülmüş, övülmeye layık<br />
Maksud, A. İstenilen, murat edilen<br />
Malik, A. Sahip, elinde bulunduran<br />
Malkoç, A. Akıncı ocağı reisi<br />
Mansur, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Mazhar, A. Nail olmuş, kavuşmuş<br />
Mecid, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. İkramı çok.<br />
Mehmet, T.Peygamberimizin isminin Türkçe kullanılışı<br />
Melih, A. Güzel, sevimli<br />
Melik, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Her şeyin hakimi<br />
Melikşah, F. Büyük Selçuklu Hükümdarı<br />
Memduh, A. Övülmüş, övülmeye değer.<br />
Memluk, A. Köle<br />
Menderes, Y. Akarsu yataklarının dolambaçlı kısmı<br />
Meriç, T. Bir nehir ismi<br />
Mert, F. Erkek sözünde duran<br />
Mesud, A. Mutlu, bahtiyar<br />
Mete, Büyük Türk Hun İmparatoru<br />
Metin, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Kuvvvetli<br />
Mevlud, A. Yeni doğmuş bebek<br />
Mikail, A. Dört büyük melekten biri<br />
Mirac, A. Kandil gecesi<br />
Mirkelam, F. Güzel konuşan<br />
Mirsat, A. Gemi çapası<br />
Muammer, A. Uzun ömür süren, talihli, kısmetli<br />
Muhammed, A. P Çok methedilmiş<br />
Muhammer, A. Mayalanmış<br />
Muharrem, A. Aşure ayı, yasak edilmiş<br />
Muhiddin, A. Dini ihya eden<br />
Muhlis, A. Samimi, ihlas sahibi, inancı doğru<br />
Muhsin, A. Bağışta iyilikte bulanan<br />
Murat, A. Dilek, meram, arzu<br />
Murtaza, A. Allah'ın (c.c.) razı olduğu kişi<br />
Musa, A. Sudan gelme, peygamber ismi<br />
Mustafa, A. Seçilmiş, temizlenmiş<br />
Muttalib, A. İsteyen, talepte bulunan<br />
Muzaffer, A. Zafer kazanmış<br />
Müfid, A. İfade eden, manalı, anlatan<br />
Müjdat, F. Müjde vermek<br />
Mükerrem, A. Hürmet edilen, saygı değer<br />
Mükremin, A. ağırlanmış, ikram olunmuş<br />
Mümtaz, A. Ayrıcalıklı, imtiyazlı, seçkin<br />
Münir, A. Parlak ışık verici<br />
Müşfik, A. Sevecan, şefkatli, merhametli<br />
 Macide, A. İyi ahlaklı olan kişi<br />
Mahbube, A. Sevgili, sevilen<br />
Mahire, A. Becerikli kadın<br />
Mahizar, F. İnleyen ay.<br />
Mahlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mahmure, A. Süzgün dalgın bakışlı<br />
Mahsune, A. Çevrilmiş, kuşatılmış, sarılmış<br />
Maide, A. Ziyafet, üzerinde yemek bulunan sofra<br />
Makbule, A. Kabul olunan, geçerli sayılan<br />
Maksude, A. Arzu edilen<br />
Manolya, FR, Bir çiçek<br />
Mansure, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Maral, T. Dişi ceylan<br />
Mebrure, A. Hayırlı, beğenilmiş, yararlı<br />
Medide, A. Çok uzun süren<br />
Mediha, A. Öğülmeye değer<br />
Meftune, A. Kendinden geçmiş, hayran olmuş<br />
Mehlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mehpare, F. Çok güzel ay parçası<br />
Mehtab, F. Ay ışığı<br />
Melahat, A. Güzellik, yüz güzelliği<br />
Melda, A. Körpe, genç ve nazik<br />
Meliha, A. Güzel, şirin.<br />
Melike, A. Kadın hükümdar<br />
Melodi, Y. Ezgi, nağme, ahenk<br />
Meltem, T. Bir rüzgar<br />
Meral, T. Dişi geyik, aslı maral'dır.<br />
Merve, A. Mekke'de bir tepe adı<br />
Meryem, IB. İbadete düşkün, hizmet eden<br />
Mesrure, A. Sevinçli, şen memnun kadın<br />
Mevhibe, A. Alllah (c.c.) vergisi, ihsan<br />
Mihriban, F. Güleryüzlü, yumuşak huylu<br />
Mualla, A. Şanı yüksek kişi<br />
Muazzez, A. Kıymetli, değerli, şerefli<br />
Muhsine, A. İyilikte bulunan, cömert, bağışlayan<br />
Mukadder , A.  Alın yazısı,<br />
Mutiye, A. İtaat eden<br />
Müberra, A. Hata ve kötülükten beri<br />
Mübeyyen, A. Meydana çıkarılan, açıklanan<br />
Mücella, A. Parlak<br />
Müesser, A. Tesir altında kalmış<br />
Müfide, A. Sohbetinden yararlanılan, ifade eden<br />
Müge, FR. Bir çiçek<br />
Müjgan, F. Kirpikler<br />
Mükrime, A. İkram eden<br />
Münevver, A. Nurlu, alim.<br />
Münibe, A. Allah'a (c.c.) yönelmiş,saf, içten<br />
Mürevva, A. İyi düşünen, fikirleri isabetli<br />
Müzeyyen, A. Süslü, süslenmiş, zinetlendirilmiş<br />
<br />
N<br />
 <br />
Naci, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadi, A, Haykıran, çağıran<br />
Nadir, A. Ender, seyrek bulunan<br />
Nafi, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Fayda sağlayan<br />
Nafiz, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nail, A. Ele geçiren, muradına eren<br />
Naim, A. Yumuşak, nimetli yaşayış<br />
Namık, A. Yazar,katip<br />
Nami, F. Ünlü, tanınmış<br />
Nâsır, A. İmdada yetişen, yardımcı<br />
Naşid, A. Şiir yazan, söyleyen ve okuyan<br />
Nazım, A. Dizi dizilen, düzenleyen, tanzim eden<br />
Nazif, A. Şık giyimli, zarif, temiz<br />
Nazmi, A. Sıraya koyma, tertipli, düzenli<br />
Necat, A. Kurtuluş, selamet<br />
Necati, A. Kurtulan, selamete eren<br />
Necdet, A. Kahramanlık, yiğitlik<br />
Necmeddin, A. Dinin yıldızı<br />
Necmi, A. Yıldızla ilgili<br />
Nedim, A. Sohbet arkadaşı<br />
Nejad, F. Nesil, soy<br />
Nesim, A. Hoş mülayim insan<br />
Neşad, A. Sevinç, keyif<br />
Neşet, A. Doğma meydana çıkma, kaynak olma<br />
Nevzad, F. Yeni doğan erkek çocuk.<br />
Neyzen, F. Ney çalan kişi<br />
Nezihi, A. İncelikle ilgili, temiz<br />
Nihat, F. Huy, tabiat, kişilik<br />
Niyazi, F. Dua eden<br />
Nizam, A. Dinin düzeni, sıra<br />
Nizami, A. Usüle uygun<br />
Nuh, A. Bir peygamber ismi<br />
Numan, A. Gelincik, kan<br />
Nureddin, A. Dinin ışığı<br />
Nuri, A. Nurla ilgili<br />
Nurullah, A. Allah'ın (c.c.) nuru<br />
Nusret, A. Allah'ın (c.c.) yardımı<br />
 Nabia, A. Kaynayan yerden fışkıran, akan<br />
Nabiye, A. Haber veren<br />
Naciye, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadide, F. Çok değerli<br />
Nadire, A. Eşi benzeri az bulunan<br />
Nafia, A. Faydalı, şifalı, hayırlı<br />
Nafize, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nagehan, F. Birdenbire, ansızın<br />
Nahide, F. Yeni yetişmiş kız<br />
Naime, A. Nazlı büyütülmüş, zarif, güzel kadın<br />
Nalan, F. İnleyen, sızlanan, ağlayan<br />
Nazan, F. Naz eden, nazlı olan<br />
Nazife, A. Zarif ve şık giyimli<br />
Nebahat, A. Şeref sahibi, ünlü kadın<br />
Nebile, A. Yüksek meziyet ve onur sahibi, akıllı, bilgili<br />
Necibe, A. Soyu sopu temiz, ahlakı güzel, iyi huylu<br />
Necla, A. Kız çocuk, soy, nesil<br />
Necmiye, A. Kuran ehli<br />
Nefise, A. Çok hoşa giden<br />
Nergis, F. Bir tür süs bitkisi<br />
Neriman, F. Yiğit, bahadır, kahraman<br />
Nermin, F. yumuşak, kibar, nazik<br />
Nesime, A. Alçak gönüllü insan<br />
Nesrin, F. Yaban gülü  <br />
Neşe, A. Mutluluk, sevinç<br />
Nevin, F. Yepyeni<br />
Nezafet, A. Temizlik, parlaklık<br />
Nigar, F. Resim, nakış<br />
Nihal, F. Sevgili, taze, ince ve düzgün vücudlu<br />
Nilgün, F. Lacivert, çivit renginde<br />
Nilüfer, F. Bir su bitkisi<br />
Nimet, A. Yiyecek ve içecek gibi gerekli olan<br />
Nupel, K. Yeni yaprak<br />
Nur,  A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Aydınlatan<br />
Nuran, A. Nurlu<br />
Nurefşan, Nur saçan, etrafı nurlandıran<br />
Nurulayn, Göz nuru<br />
Nurinisa, A. Nurlu kadın<br />
Nuriye, A. Nurlu<br />
Nükhet, A. Müstehcen söz ve kelimeler, ağız kokusu<br />
<br />
<br />
O<br />
 <br />
Ogün, T - Anımsanan, belirli bir günde doğan<br />
Oğuz, T. Sağlam, gürbüz, güçlü delikanlı<br />
Okan, T. Anlayışlı, Tanrı<br />
Okay, T.1. Ok-ay. 2. Satürn gezegeni. 3. Beğenme.<br />
Olca, Moğ. Ganimet<br />
Olcay, Moğ. Bahtlı, talihli<br />
Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Omay, T. Seçkin, seçilmiş.<br />
Orbay, T. Or-bay. Ordu komutanı.<br />
Orçun, T. Ardıllar, halefler<br />
Orhan, T. Or-han. Şehrin yöneticisi, hâkimi.<br />
Orkun, T. Çoban beyi.<br />
Osman, A. Bir tür kuş ya da ejderha, 3.Halife<br />
Ozan, T. Şiir yazan, şair.<br />
<br />
 Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Orkide, F. Değerli bir süs bitkisi<br />
Oya, T. Tığ veya firkete ile yapılan ince dantel<br />
Oylum, T. Çukur, oyuk <br />
<br />
Ö<br />
 <br />
Ökmen, T. Akıllı, zeki, bilgili kimse<br />
Ökten, T. Akıllı, bilgili, fazıl; kahraman, cesur.<br />
Ömer, A . Hayat,yaşama,canlılık. İkinci halife.<br />
Önder, T. Önde giden, yol gösteren, kılavuz.<br />
<br />
 Özden, T. Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili.<br />
Özge, T.Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Özlem, T. Kavuşma arzusu, hasret.<br />
<br />
P<br />
 <br />
Pehlivan, F. Güreşçi<br />
Pertev, F.Işık, alev<br />
Peyami, F. Bilgi toplayıcı<br />
Piruz, F. Uğurlu, hayırlı<br />
Polat, F. Kuvvet, güç<br />
Poyraz, Y. Kuzeydoğudan esen soğuk  rüzgar. Pakize, F. Günahsız,lekesiz<br />
Papatya, Y. Bir çiçek<br />
Parla, T. Işık saç, parlak ol<br />
Parule, F. Şakacı, latifeci<br />
Pedme, F. Kısmet<br />
Pelin, Y. Hekimlikte kullanılan bir bitki<br />
Perihan, F. Büyücü, peri padişahı<br />
Perran, F. Uçucu, uçan<br />
Pervin, F. Bir yıldız<br />
Pezire, F. Karşılama, karşılanış<br />
Pınar, T. Suyun çıktığı yer<br />
Pırnal, Y. Bir ağaç türü<br />
Piraye, F. Takı, zinnet<br />
Piruze, F. Mavi renkli değerli bir süsü taşı<br />
Piyale, F. Kadeh<br />
Pürçin, F. Çok düşünceli, öfkesi kabarmış<br />
R<br />
 <br />
Radi, A. Rıza gösteren, kabul eden<br />
Rafet, A. Acıma, merhamet etme, esirgeme<br />
Rahim A. Allah'ın isimlerinden. Acıyıcı<br />
Rahman A. Allah'ın isimlerinden.Nimet veren <br />
Rahmi, A. Acımayla ilgili<br />
Raif, A. Acıma ve merhameti olan<br />
Ramiz, A. İşaretle konuşan<br />
Ramazan, A. Oruç tutulan ay<br />
Rasim, A. Resim yapan<br />
Raşid, A. Hak yolunu kabul etmiş olan<br />
Rauf, A. Allah'ın isimlerinden. Çok esirgeyen<br />
Recai, A. İsteyen, rica eden, yalvaran.<br />
Recep, A. Üç aylardan birincisi, gösterişli, heybetli<br />
Refik, A. Arkadaş, yoldaş. Koca-eş.<br />
Remzi, A. İşaretle, simgeyle ilgili,<br />
Resul, A.  Elçi, Peygamber<br />
Reşat, A. Hak yolunda ilerleme<br />
Reşid, A. Allah'ın isimlerinden.Hayra delalet eden<br />
Rıdvan, A. Cennetin kapıcısı olan büyük melek<br />
Rıfkı, A.Yumuşak huylu<br />
Rifat,  A.Yükseklik, yücelik<br />
Ruhi, A. Ruhsal, ruhla ilgili.<br />
Ruşen, F. Işıklı, aydın, parlak<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
Rükneddin, A. Dinin temel direği<br />
Rüstem, F. Yiğit, kahraman<br />
Rüştü, A. Doğru yolda olan<br />
<br />
 Rabia, A. Dördüncü, Satteki salisenin altmışta biri<br />
Rafia, A. Kaldıran, yükselten, destek olan.<br />
Rahime, A. Hafif sesli, lâtif sözlü kız<br />
Rahşan, F. Parlak, parlayan.<br />
Raika, A. Güzel, hoş.<br />
Ramiye, A. Fırlatan, atan.<br />
Rasime, A. Âdet, eskiden kalma âdet<br />
Raşide, A. Akıllı; doğru yola giden.<br />
Rayiha, A. Koku.<br />
Raziye, A. Rıza gösteren, boyun eğen<br />
Refia, A. Yüksek, yüce<br />
Refika, A. Kadın, eş, kadın arkadaş.<br />
Remziye, A. İşaret ile ilgili<br />
Reyhan, A. Güzel kokulu bir süs bitkisi <br />
Ruhsar, F. Yanak, yüz, çehre<br />
Rukiye, A. Büyü, sihir, efsun<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
<br />
S<br />
 <br />
Sabahaddin, A. Dinin güzelliği.<br />
Sabri, A. Sabırla ilgili<br />
Sacit, A. Secde eden<br />
Saadeddin, A. Dinin mutluluğu<br />
Sadık, A.  İçten bağlı, doğru, gerçek dost<br />
Sadi, A. Mutlulukla, uğurla ilgili,<br />
Sadri, A. Göğüsle ilgili.<br />
Sadun, A. Mübarek<br />
Saffet, A. Saflık, temizlik.<br />
Sait, A. İbadet etmiş, uğurlu<br />
Salim, A. Sağ, salim, sağlıklı, korkusuz, kusursuz<br />
Samet, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden,muhtaç olunan<br />
Sami, A. Yüksek, yüce.<br />
Sancar, T. Kısa kama, saplar, batırır, yener.<br />
Sargın, T. Candan, çekici, cazibeli, hevesli<br />
Sedat, A. Doğruluk, hatasızlık<br />
Sefa, A. Gönül rahatlığı, eğlence, zevk, neşe<br />
Sefer, A. Yolculuk, savaş<br />
Selahaddin, A. Dinine bağlı kimse<br />
Selâmi, A. İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili<br />
Selçuk, T. Güzel konuşma yeteneği olan<br />
Selim, A.Sağlam, kusursuz, doğru<br />
Selman, A. Barış içinde bulunma, huzur<br />
Semih, A.Cömert, eli açık, çok değerli<br />
Serbülent, F.Başı yüksek, yüce<br />
Sergen, T. Raf,  tepelerdeki düzlük yerler, yorgun<br />
Serhat , F.Sınır, hudut.<br />
Serkan, F+T, Ser-kan. Baş kan, soylu kan.<br />
Sermet, A. Sürekli ve sonsuz olma<br />
Sertaç, F.Baş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.<br />
Server, F. Baş, başkan, reis, ulu.<br />
Seyfettin, A. Dinin kılıcı; dinin askeri<br />
Seyfi, A. Kılıçla ilgili, askerliğe ait<br />
Seyfullah, A. Allah'ın kılıcı<br />
Simavi, F. Yüz, çehre, beniz ile ilgili<br />
Sinan, A. Mızrak, süngü, sıkılgan, saklanacak yer<br />
Suat, A. Mutlulukla, saadetle ilgili; mutlu<br />
Suavi, A. Herkesin işine koşan, yardım eden<br />
Sungur, T. Soğukkanlı, sakin kimse. 2. Akdoğan.<br />
Süheyl, A. Güney yarımküresinde yer alan parlak yıldız<br />
Süleyman, IB. Huzur, sükûn<br />
<br />
 Saadet, A. Mutluluk, bahtiyarlık.<br />
Sabahat, A.Güzellik; yüz güzelliği.<br />
Sabiha, A. Güzel, şirin, hoş.<br />
Sabire, A. Dayanan, sabreden.<br />
Sabriye, A. Sabırlı, dayanıklı<br />
Sacide, A. Secde eden, alnını yere koyan<br />
Safinaz, A + F. Çok nazlı, çok naz eden<br />
Safire, A. İnce, güzel ses<br />
Safiye, A. Seçilmiş.<br />
Saime, A. Oruç tutan, oruçlu kadın<br />
Saliha, A. Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.<br />
Samiha, A. Cömert, eli açık<br />
Saniye, A. İkinci.<br />
Seda, A. Ses<br />
Seden, T. Uyanık, tetikte, gözü açık olan<br />
Seher, A.  Sabahın gün doğmadan önceki zamanı<br />
Selcan, T. Sel-Can.Coşkun, taşkın yaradılışlı kimse.<br />
Selda, T. Bir söğüt cinsi.<br />
Selin, T. Bodur, sürekli yeşil kalan bir bitki<br />
Selma, A. Barış içinde bulunma, huzur, güzel, hoş <br />
Sema, A. Gökyüzü.<br />
Semahat, A.Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik<br />
Semiha, A. Cömert, eli açık<br />
Semiramis, IB. Babil Asma Bahçeleri kurduran  kraliçe<br />
Semra, A. Esmer<br />
Sena, A. Övme,<br />
Senahan,(A, F) Sena okuyan, öven<br />
Serap, A. Çölde uzaktan su gibi görünen ışık yanılması<br />
Sernaz, F. Çok nazlı<br />
Serpil, T. İyi geliş, büyü, güzelleş<br />
Servinaz, F.Uzun boylu sevgili.<br />
Sevda, A. Aşk, sevgi.<br />
Sevim, T.  Bir kimseyi başkalarına sevdiren özellik.<br />
Sevinç, T. Sevinmekten doğan coşku.<br />
Sevtap, T. Sev-tap. Tapılacak kadar sevilen<br />
Seyhan, A. Hz. Musa’nın mezarının bulunduğu şehir<br />
Sezen, T. Duyan, hisseden, anlayan, sezgili<br />
Sırma, T. Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel.<br />
Sibel, T. Buğday başağı. Düşmemiş yağmur damlası.<br />
Simge, T. İşaret, sembol.<br />
Sinem, T. Gönlüm,yüreğim; çok sevdiğim<br />
Suna, T. Bir tür yaban ördeği, boylu, güzel<br />
Suzan, F. Yakan, yakıcı, yanan; ateşli, coşkulu<br />
Süheyla, A. Yumuşak huylu, sakin<br />
Sümeyre, A. Meyve çağlası. kıvrılmış yaprak<br />
Süreyya, A. Ülker yıldızı<br />
<br />
<br />
Ş<br />
 <br />
Şaban, A. Ramazandan önce gelen ay.<br />
Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadi, F. Sevinç, memnunluk<br />
Şakir, A. Şükreden, durumundan memnun olan<br />
Şamil, A. İçine alan, kapsayan<br />
Şarık, A.Parlak, parlayan<br />
Şefik, A. Şefkatli, acıması olan, esirgeyici<br />
Şehmuz, F. Şah, hükümdar soyundan gelen<br />
Şehsuvar, F. Çok iyi at binici<br />
Şekip, F, Sabır, tahammül<br />
Şemseddin, A. Dinin güneşi<br />
Şemsi, A. Güneşle ilgili, güneşe özgü<br />
Şerafeddin, A. Dinlerin en şereflisi, en büyüğü.<br />
Şeref, A. Büyüklük, ululuk, üstünlük<br />
Şerif, A. Şerefli, kutsal, soylu, temiz<br />
Şevket, A. Büyüklük, heybet<br />
Şevki, A. Şevkle, neşeyle ilgili<br />
Şinasi, F. Tanımak, bilmekle ilgili.<br />
Şükrü, A. Şükretme, minnettarlıkla ilgili Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadıman, F. Sevinçli, neşeli<br />
Şaheser, F. Üstün değerde<br />
Şahika, A. Dağ tepesi, dağ doruğu, zirve<br />
Şayeste, F. Yakışır, yaraşır, uygun<br />
Şadiye, A. Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı<br />
Şebnem, F. Çiy<br />
Şefika, A. Şefkatli, sevecen<br />
Şehnaz, F.Bir musiki makamı<br />
Şekibe, A. Sabır, dayanıklılık, tahammül<br />
Şelale, A. Çağlayan<br />
Şermin, F. Utangaç, mahcup<br />
Şeyda, F. Çılgın; çok tutkun, âşık<br />
Şezre, A. Altın ve inci taneleri<br />
Şirin, F. Tatlı, svimli, hoşa gidecek niteliklere sahip<br />
Şirvan, F. Aslan barınağı<br />
Şule, A. Alev, ateş alevi.<br />
Şükran, A. İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık<br />
Şükriye, A. İyilik bilme minnettarlıkla ilgili; iyilik bilen<br />
Şükufe, F, Çiçek, çiçek  motiflerine dayalı süsleme sanatı<br />
<br />
<br />
T<br />
 <br />
Tâbâver, F. Güç yetiren, dayanan<br />
Taceddin, A. Dinin tacı.<br />
Taha, A. Kur´an´ın 20. suresi<br />
Tahir, A.Temiz, pak.<br />
Tahsin, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Talat, A. Yüz, çehre, güzellik<br />
Talay, Moğ. Deniz, büyük nehir, çok<br />
Talip, A. İsteyen, istekli, öğrenci.<br />
Tanju, T.Türk hükümdarına Çinlilerce verilen şan.<br />
Tanzer, T+F. Sarı altın renginde tan yeri.<br />
Târık, A. Sabah yıldızı, venüs<br />
Tarkan, T. Ayrıcalıklı, saygın kişi ,vezir<br />
Tayfun, T. Şiddetli fırtına<br />
Tayfur, A. Küçük bir kuş türü<br />
Taylan, T. İnce, kibar, güzel, uzun ve düzgün boylu<br />
Tayyar, A. Uçucu, uçan.<br />
(:::), A .İyi, güzel, hoş, çok temiz<br />
Tekin, T. Uyanık, tetikte,  şehzade, prens.<br />
Teoman, T. Hun İmparatoru Mete´nin babası<br />
Tevfik, A. Uygun düşürme, başarıya ulaştırma<br />
Timur, T.  Demir, Türk Moğol İmparatoru<br />
Toktamış, T.Bir yere yerleşmiş, oturmuş<br />
Tolga, T. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık<br />
Tuğrul, T. Yırtıcı bir kuş. Selçuklu Devleti´nin kurucusu<br />
Tuna,T. Çok, bol, gösterişli <br />
Tunca, F. Tur-can. Genç, delikanlı.<br />
Tunç, T. Bakır, çinko ve kalay alaşımı<br />
Turan, T. Türklerin en eski yurtlarına verilen ad.<br />
Turgay, T. Tarlalarda yuva yapan bir tür serçe<br />
Turgut, T. Konut, oturulacak yer<br />
<br />
 Tâcser, F. Baştacı, muhterem kimse<br />
Tahire, A. Temiz, pak.<br />
Tahsine, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Tâlibe, A. Mektepli kız<br />
Tansu, T. Tan-su. Şafağın aydınlattığı su.<br />
Târâ, F. Yıldız<br />
Tauna, Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası<br />
Tayyibe, A. İyi, hoş, güzel<br />
Tomris,T. Peçenek Türklerinden bir kadın kahraman<br />
Tuba, A. Cennette bir ağaç<br />
Tuğçe, T+F. Küçük tuğ.<br />
Tuna, T. Çok, bol, gösterişli<br />
Tünay, T. Tün-ay. Gece ve ay.<br />
Türkân, T. Kraliçe, güzel kız<br />
Tüzün, T. Yumuşak huylu sakin; soylu, asil. <br />
<br />
U<br />
 <br />
Ubeydullah, A. Allah'ın kulu.<br />
Ufuk, A.  Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü.<br />
Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.<br />
Ukab, A. Peygamberimizin Sancağı<br />
Uluç, T. Selçukluların beylere verdiği ünvan.<br />
Uluçkan, T. Bey soyundan gelen<br />
Uluğ, T.Ulu, büyük, saygın<br />
Ulvi, A. Yüksek, yüce<br />
Umur, T. Saruhan beyi Aydın beyin oğlu, Muktedir.<br />
Umut, T. Ümit etmek, beklemek, zannetmek<br />
Urve, A. Aslan, kışın yeşil kalan ağaç<br />
Utbe, A. Bir sahabi adı<br />
Uygur, T. Uygar, medenî<br />
<br />
 Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.  <br />
Ulviye, A. Yüksek, yüce.<br />
Umran,  A. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.<br />
Utku, T. Ulaşılan mutlu sonuç, zafer <br />
<br />
<br />
Ü<br />
 <br />
Ümit, F. Umut<br />
Ünal, T. Ün-al. Adın duyulsun, tanın, ün kazan<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
Üzeyir, A. Bir peygamber ismi Ülker, T. Boğa burcunda yedi yıldızdan oluşan takım<br />
Ümit, F. Umut <br />
Ümmühani, A. Hz.Ali'nin kızkardeşi<br />
Ümüldan, A. Taze fidan, Genç, güzel, ince ve narin<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
V<br />
 <br />
Vahap, A. Bağışlayan, ihsan eden<br />
Vahdeddin, A. Dinin tekliği, birliği<br />
Vahid, A. Tek ve eşşiz, Allah'ın isimlerinden<br />
Vakkas, A. Okçu<br />
Varol, T. Var-ol .Yaşa<br />
Vedat, A. Sevgi, dostluk<br />
Vehbi, A. Allah (c.c.)  vergisi olan<br />
Veli, A. Müminlere dost, Allah'ın isimlerinden<br />
Veysel, A. (Veyis) Yoksulluk, muhtaçlık<br />
Volkan, Fr. Yanardağ<br />
Vural, T. Vur-al<br />
<br />
 Vahide, A. Tek, bir, yalnız<br />
Vasfiye, A. Nitelikli<br />
Vedia, A.Saklanılması için bırakılan emanet<br />
Venüs, L. Çoban Yıldızı<br />
Vildan, A.Yeni doğmuş çocuklar, kullar, köleler<br />
Vuslat, A. Sevgiliye kavuşma. <br />
<br />
Y<br />
 <br />
Yafes, T. Nuh Peygamber'in üçüncü oğlu, Türklerin atası<br />
Yahya, A. Bir peygamber adı, Canlı olan, yaşayan<br />
Yakub, IB. Bir peygamber adı, İzleyen, takib eden.<br />
Yalçın, T. Sarp, dik, yüksek, çıplak ve kaygan yer<br />
Yaman, T. Cesur, güçlü<br />
Yasin, A. Bir sure adı.<br />
Yaser, A. Bolluk, bereket, varlık, zenginlik<br />
Yavuz, T. Yaman, güçlü, Osmanlı Padişahı 1.Selim'in lakabı<br />
Yekser, F. Tek başına, bir baştan bir başa aniden<br />
Yekta, F. Tek, benzersiz, eşi olmayan<br />
Yesari, A. Zenginlikle ilgili, sola ait<br />
Yıldırım, T. Osmanlı Padişahı 1.Bayezid'in lakabı<br />
Yunus, A. Bir peygamber adı<br />
Yusuf, A. Bir peygamber adı <br />
Yümni, A. Her işi sağ eli ile yapan, uğurlu<br />
 Yabende, F. Keşfeden, bulan<br />
Yade, F. Hatıra, armağan<br />
Yadigar, F. Bir kimseyi veya olayı hatırlatan nesne<br />
Yahçe, F, Çiy<br />
Yasemin, F. Bir çiçek adı<br />
Yegane, F. Tek, bir tane, eşsiz<br />
Yekdane, F. Eşi benzeri olmayan, tek<br />
Yekdil, F. Gönüldaş<br />
Yekpare, F. Tek parça<br />
Yekruye, F. Güvenilir dost, iki yüzlü riyakar olmayan<br />
Yelda, F. Uzun ve siyah<br />
Yeliz, T. Yel gibi<br />
Yeşim, T. Yeşil renkli eski Türklerce kutsal sayılan taş<br />
Yonca, T. Bir yem bitkisi<br />
Yümna, A. Sağ taraf<br />
Yüsra, A. Sol taraf<br />
<br />
Z<br />
 <br />
Zafer, A. Mücadele sonunda ele geçen<br />
Zafir,  A . Zafer kazanan, üstün gelen.<br />
Zakir,  A.  Zikreden<br />
Zekai, A. Keskin zekalı, çabuk anlayışlı<br />
Zekeriya, A. Bir peygamber adı<br />
Zeki, A Zeka varlığını belirten, çabuk anlayışlı<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın<br />
Zeyd, A. Ziyadeleşmek, çoğalmak<br />
Zeynel, A. Süslü, ziynetli<br />
Zeynelabidin, A. İbadet edenlerin süsü<br />
Zihni, A. Akıllı, düşünceli kimse<br />
Ziya, A. Aydınlık, ışık, nur<br />
Zübeyir, A. Akıl, yazılı küçük şey,<br />
Zühtü, A. Takva ehli<br />
Zülfi, A. Kılıcın kabzasına iliştirilen süsü<br />
Zülkarneyn, A.Kur'an'da adı geçen nebi veya peygamber. <br />
 Zahide, A. Dinin emirlerini yapan yasaklarından kaçan<br />
Zakire,  A.. Zikreden<br />
Zaide, A. Artan, çoğalan,<br />
Zarife, A. İnce ve nazik tavırlı, güzel şık.<br />
Zehra, A. Nurani yüzlü<br />
Zehre, A.  Çiçek.<br />
Zehrevan, A. Kur'an'daki sure-i Bakara ile Sure-i Al-i İmran<br />
Zekiye, A. Çabuk ve kolay kavrayan<br />
Zeliha, A. Hızlı yürüyen, Züleyha<br />
Zerefşan, F  Altın saçan, bir lale türü.<br />
Zeren, T.  Anlayışlı, kavrayışlı, zeki, bir çiçek türü<br />
Zerrin, F. Altına benzeyen<br />
Zergül, F. Altın gibi değerli gül <br />
Zernişan, F.  İşleme, süs.<br />
Zerver, F.  Altın yaldızlı olan<br />
Zevra, A. Dicle nehri<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın.<br />
Zeynep, A. Mücehver, değerli taş, süs, babasının süsü<br />
Zinnur, F. Nurlu, ışıklı<br />
Zübeyde A. Öz, asıl, cevher<br />
Zühal, A. Bir gezegen adı<br />
Zühdiye,  A. Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren<br />
Züheyr, A. Küçük çiçek<br />
Zühre, A. Çoban yıldızı<br />
Zülal, A. Hafif soğuk, tatlı su<br />
Züleyha, A. Hızlı yürüyen, Zeliha<br />
Zümra, A. Güzel, iyi ahlaklı, zeki, bilgili kadın<br />
Zümrüt, A. Değerli bir süsü taşı<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocuk İsimleri</span></span><br />
<br />
A<br />
 <br />
Abbâs, A.  Aslan, kahraman<br />
Abdi, A.  İtaat eden<br />
Abdulaziz, A. İzzet, kudret, şeref sahibi Allah'ın kulu<br />
Abdulbaki, A.  Ezelden ebede varolan Allah'ın kulu<br />
Abdulhamit, A. Hamd olunan Allah'ın kulu<br />
Abdulkerim, A. Çok cömert olan Allah'ın kulu<br />
Abdullah, A. Allah'ın kulu<br />
Abdurrahman, A.Rahmet  sahibi Allah'ın kulu<br />
Abidin, A. İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abuzer, A. Altın suyu, altın suyu gibi parlak<br />
Acahan, T. Amca, saygıdeğer, büyük<br />
Acar,  T. Cesur, becerikli<br />
Aclan, A. Hızlı, aceleci<br />
Acun, T. Kainat, Dünya<br />
Adal, T. Nam kazan, ün al<br />
Adem, A. Allah'ın yarattığı ilk insan<br />
Adil, A. Adaletli, dürüst davranan<br />
Adnan, A. Cennetin yüksek yerlerine verilen ad<br />
Affan, A. Haramdan uzak olan<br />
Afşin, T. Türkistan da beylere verilen ünvan<br />
Agah, F. Uyanık, basiret sahibi<br />
Ahmed, A. Öğülmüş, hamd eden<br />
Ahsen, A. Yakışıklı, güzel<br />
Akalp, T. Dürüst ve yiğit insan<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbatun, T. Yiğit, cesur insan<br />
Akbay, T. Saygıdeğer, varlıklı, temiz kişi<br />
Akbuğ, T. Saçı sakalı savaşlarda ağarmış<br />
Akbulut, T. Uğurlu olduğuna inanılan beyaz bulut<br />
Akcan, T. İyi kalpli, samimiyetine inanılan<br />
Akcebe, T. Beyaz zırh giyen<br />
Akel, T. Eli temiz, güvenilir<br />
Akgün, T. Herkesin sevindiği zaman<br />
Akhan, T. Soyu temiz sevilen adil hakan<br />
Akhun,  T.Güney Hun Devleti<br />
Akın, T. Düşmanı istila hareketi<br />
Akif, A. Dünyaya kiymet vermeyen<br />
Akman, T. Güzel iffetli, temiz kimse<br />
Akna, A. Kanaatkâr<br />
Aktekin, T. İtibarlı, ahlakı temiz, yiğit kişi<br />
Aktolga, T.Uğurlu savaş başlığı<br />
Aktuğ, T. beyaz tuğ<br />
Alaaddin, A. Din büyüğü<br />
Algan, T. Fetheden, alan<br />
Ali, A. Büyük, şerfli<br />
Alican, A. F. Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Alişan, A. Şan ve şerefli<br />
Alp, T. Cesur, kahraman<br />
Alparslan, T. Aslan gibi güçlü<br />
Alpay, T. Kahraman, yiğit<br />
Alper, T. Cesur erkek<br />
Alpertunga, T. Sakaların son hükümdarı<br />
Altan, T. Tatar hanlarına verilen ünvan<br />
Altay, T. Orta Asya'da sıra dağlar<br />
Altuğ, T. Kırmızı tuğ<br />
Aras, A. Yorgun, bitkin<br />
Arda, T. Nişan almak için dikilen değnek, çelik kalem<br />
Arif, A.Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Arslan, T. Hayvanların kralı<br />
Artaç, T. Dost, aynı meslekte olan<br />
Artan, T. Fazlalık, üstünlük<br />
Artuk, T. Artuk beyliğini kuran bir Selçuklu komutanı<br />
Asaf, A. Vezir, Hz. Süleymanın  ünlü veziri Asaf bin Berhiya<br />
Asım, A. Günah işlemeyen<br />
Ata, T. Babadan önceki  büyükler<br />
Atakan, T. Korkusuz<br />
Atalay, T.  Ünlü kimse<br />
Atilla, T. Harpçi, fetheden, bir Türk hakanı<br />
Avni, A. Yardım eden, yardım gören.<br />
Aybars,T. Hun hakanı Attila'nın amcası.<br />
Aydın,T. Işıklı, parlak, okumuş, kültürlü kişi<br />
Ayhan, T Oğuz Han'ın ikinci oğlu.<br />
Aykut, T. Ödül, mükafat, mübarek kutlu ay.<br />
Aytaç, T. Başa takılan aya benzer taç.<br />
Ayvaz, A. Ermeni uşak<br />
Azmi, A. Azimli, güçlü<br />
Aziz, A.Her şeye galip. Allah'ın isimlerinden<br />
<br />
<br />
 Abakay, T. Sibirya Türk kadınlarının ünvanı<br />
Abidan, F, İbadet edenler, kulluk edenler<br />
Abu, F. Nilüfer çiçeği<br />
Abudane, F. Takdir edilmiş rızık<br />
Abutab, F. Güzellik, parlaklık, letafet<br />
Acel, A. Çok aceleci<br />
Acla, A. Aceleci, eli çabuk<br />
Acunbike, T. Dünya güzeli hanım.<br />
Açalya, Y. Çiçekleri kokmayan bir bitki<br />
Açılay, T, Ayın bulttan çıkışı<br />
Adalet,  A. Dengeli davranma, hakka riayet<br />
Adeviye, A. İyilik, yardımseverlik<br />
Adile, A. Adalete uygun iş yapan<br />
Adniye, A. Cennetlik<br />
Afet, A. Çok güzel kadın, büyük bela<br />
Afife, A. İffet sahibi namuslu temiz kadın<br />
Afitab, F. Güzel yüzlü kadın<br />
Ağbet, T. Yüzü nurlu<br />
Ağniya, A. Gözü ve gönlü tok olanlar, manevi zenginliğe sahip<br />
Ahilla, A. Sadık halis ve candan dostlar<br />
Ahire, A. Sonuncu<br />
Ahsen, A. Çok güzel<br />
Ahter, F. Yıldız, baht, talih<br />
Ahteran, F. Yıldızlar<br />
Ahu, A. Ceylan, ceylan gözlü güzel kadın<br />
Ahzan, A. Yeşil<br />
Ajda, F. Düz olmayan, delik, deşik<br />
Akay, T. Tam ışıklı dolunay<br />
Akbegüm, T. Hayırlı, uğurlu kadın<br />
Akel, T. Eli uğurlu, bereketli.<br />
Akile, A. Diyet ödeyen<br />
Akife, A.  Çok ibadet eden<br />
Akmer, A. Ay gibi yüz aydınlık.<br />
Aksu, T. Berrak,temiz su<br />
Alesta, İ. Hazır durumda,  tetikte<br />
Alev, T . Ateşin dili<br />
Aliye, A. Yüksek, tepe<br />
Amade, F. Hazı, emir bekleyen<br />
Anber, A. Güzel koku<br />
Anise, A. Cana yakın<br />
Arca, A. Namuslu, temiz<br />
Arife, A. Çok bilgili anlayışlı, ileri görüşlü<br />
Armağan,  F. Hediye<br />
Arzu, F. İstek, heves.<br />
Arzuman, E.T. Şiddetli istek<br />
Asel, A. Bal<br />
Asena, T. Dişi kurt<br />
Asfiya, A.  Her türlü kötülükten arınmış, ermiş<br />
Asiye, A. Hastabakıcı, hüzünlü, kederli<br />
Aslı, A. Soy, başlangıç<br />
Asude, F. Huzurlu, sakin, sessiz<br />
Asuman, F.  Gök, sema<br />
Asya, Y. Kıta ismi<br />
Atifet, A. İyilik, karşılık beklemeden duyulan sevgi<br />
Avniye, A. Yardımcı, Osmanlı'da asker yağmurluğu<br />
Aybike, T. Yüzü ay gibi kadın<br />
Aycan, T. Aya benzer sevimli<br />
Ayça, T. Ay gibi<br />
Aydan, T. Ay parçası<br />
Ayfer,  T. F.  Ay ışığı<br />
Ayla, T.  Hale, Ay'ın etrafındaki beyaz ışık çemberi.<br />
Aylin, T. Ayın parçası olan<br />
Aynur, T. A. Ay gibi ışıklı, nurlu<br />
Aynüssafa, A. Çiçekleri eczacılıkta kullanılan bir bitki<br />
Aypare, T. F. Ay parçası<br />
Aysel, T.  Ay gibi parlak güzel<br />
Aysu, T. su gibi duru, ay gibi nurlu.<br />
Aysun, T. Ay gibi güzel<br />
Ayşe, A. Sıkıntısız rahat yaşayan<br />
Ayşegül, A. Gül gibi hoşa fiden, gönül ferahlatan<br />
Ayşen, T. Şen, neşeli gülen<br />
Ayşenur, A. Nurlu kadın<br />
Ayten, T. Teni beyaz lekesiz olan<br />
Azade, A. Hür, serbest<br />
Azer, F. Ateş<br />
Azize, A. (Hristiyanlıkta) Ermiş kadın.<br />
Azlal, A. Gölgeler<br />
Azra,  A. Bakire, kız, kız oğlan kız (Hz.Meryem için kullanılır)<br />
Azze, A. Aziz, olsun anlamında, dua da geçer<br />
<br />
B<br />
 <br />
Babür, A. Kaplan<br />
Bahadır,  T. Kahraman, yiğit<br />
Bahaeddin, A. Dinin güzelliği<br />
Bahri, A. Denize ait, deniz ördeği<br />
Bahtiyar, F. Mutlu, mesut.<br />
Baki, A. Allah'ın isimlerinden,Varlığının sonu olmayan<br />
Balamir,  T. Gürbüz iri yapılı<br />
Balkan, T. Sık ormanlık, sıradağlar<br />
Bani, A. Kuran, kurucui tesis eden kimse<br />
Barak, T. Ağaçlara saran büyük asma.<br />
Baran, F. Yağmur<br />
Barbaros, İ. Kızıl sakallı.<br />
Barış, T. İki yanın uzlaşması, anlaşması<br />
Barkın,  T. Gezgin<br />
Barlas, T. Kahraman, yürekli, savaşçı, bir türk boyu<br />
Bartu, T. Eski bir Türk kağanı<br />
Basri, A. Basra ahalisinden<br />
Battal,  A. Hantal, çok büyük. Yürekli, cesur<br />
Batur, T. Yiğit, kahraman,<br />
Baybora, T. Büyük fırtına<br />
Bayhan, T. Zengin, cömert, güçlü hükümdar<br />
Bayram, E.T. Toplu halde sevinilen gün<br />
Bedir, A. Ayın ondördü dolunay<br />
Bedreddin, A. Dinin aydınlığı<br />
Bedri, A. Dolunay gibi güzel, dolu altın kesesi<br />
Behçet, A. Güleryüzlülük, sevinçli olma.<br />
Behlül, A. Hayırlı işlere koşan, cömert<br />
Behram, F. İran mitelojisinde bir melek ismi, Merih gezegeni<br />
Bekir, A. Yeni doğmuş olan, erken kalkan<br />
Beldar, F. Askeri harekatta yolları açıp düzelten kimse<br />
Bera, A.  Fazilet, olgunluk<br />
Berat, A. Müsaade, izin, Berat Gecesi<br />
Berk, E.T. Sağlam, kuvvetli<br />
Berkant, T. Bozulmaz, sağlam yemin<br />
Berke, T. Kama, hançer<br />
Berksu, T. Kaynağı kurumayan soğuk su.<br />
Berter, F. En yüksek<br />
Besim, A. Güler yüzlü<br />
Beşir, A. Müjdeleyici<br />
Bilal, A. Islak, ıslatan. İlk müezzin Bilal-i Habeşi<br />
Binali, A. Ali'nin oğlu<br />
Birol, T.  Tek ol<br />
Bora, İ. Ansızın çıkan şiddetli rüzgar<br />
Boran, İ. Rüzgar,şimşek ve yağmurlı bozuk hava<br />
Buğra, E.T. Erkek deve, erkek turna<br />
Buhari, A. Buharalı<br />
Bumin, T. Göktürk hakanı<br />
Burak, Peygamberimizin binitinin ismi<br />
Burhan, A. Delil, ispat<br />
Burhaneddin, A. Dinin delili<br />
Bülent, F. Yüksek, yüce<br />
Bünyamin, A. Yakup A.S.'ın küçük oğlu<br />
Bürkan, A. Yanardağ, volkan Bahar, F. Bir mevsim<br />
Bahire, A. Apaçık, besbelli<br />
Bahriye, A. Deniz kuvvetleri<br />
Bahter, F. Güneşin battığı taraf, batı<br />
Bahtıser, F. Şanslı<br />
Banu, F. Soylu ve asil kadınlara verilen ünvan<br />
Barçın, T. Bir cins ipekli kumaş<br />
Başak, T. Hububatın tanelerini taşıyan uç kısmı.<br />
Bedia, A. Yeni ve görülmedik güzel şey<br />
Bedihe, A. Hazırcevaplılık<br />
Bedriye, A. Ay gibi güzel, nurlu kadın<br />
Begim, T. Kibar hanımefendi<br />
Begüm, ?. Hint prenseslerine verilen ünvan<br />
Beha, A. Güzellik, zerafet<br />
Behice, A. Şen, şakrak, güzel kadın<br />
Behiye, A. Parlak, ince, alımlı kadın.<br />
Behre, A. Kısmet, nasip, pay, hisse<br />
Behredar, F, Nasipli, nasiplenmiş<br />
Bekriye,  A. İlk kız çocuğu, her şeyin evveli<br />
Belemir, A. Peygamber çiçeği<br />
Belen, T. Dağ geçidi<br />
Belgin, T. Alamet, nişan<br />
Belinay, Ayın göl yüzeyine yansıması<br />
Beliz,  Mucize ve işaret.<br />
Belkıs, A. Süleyman a.s.'ın eşi. Saba Melikesi<br />
Bengi, E.T. Sonu olmayan, ebedi<br />
Bengisu, T. Abıhayat, içenin ölmediğine inanılan su<br />
Bengü, T. Başlangıçı ve sonu olmayan<br />
Berca, F. Uygun, yerinde, münasip<br />
Berceste, F. Seçilmiş, güzel<br />
Bercis, F. Müşteri Yıldızı<br />
Berçin, F. Toplayıcı<br />
Beren, Tanınmış; güçlü kuvvetli. 2. Akıllı 3.Kadife Kumaş<br />
Berfin, F. Kardan, karla kaplı<br />
Beria, A. Güzellik ve olgunluğu ile dikkati çeken<br />
Beril, Y. Mücehvercilikte kullanılıan zümrüt ve zebercet<br />
Berna, F. Genç, yiğit, delikanlı<br />
Berra, A. Özü sözü  doğru, hayırsever, cömert kadın.<br />
Berrin, F. Ulu, yüksek.<br />
Berru, İyilik eden, sözünü yerine getiren<br />
Besime, A. Güleryüzlü, şen kadın<br />
Betül, A. Kendini Allah'a adamış kadın<br />
Beyda, A. Çöl, sahra<br />
Beyhan, A. Sır tutmaz, bildiğini söyleyen<br />
Beyza, A. Çok beyaz, günahsız<br />
Bihter, F. Çok iyi<br />
Billur, A. Duru, berrak, tertemiz, cam kristal<br />
Binnaz, F. Allah'a çok yalvaran kadın.<br />
Birce, T. Bir tanecik, biricik<br />
Birsen, T. Bir tek sen.<br />
Buğlem, Cenneti müjdeleyen melek<br />
Buket,  F. Çiçek demeti<br />
Burcu, T. Hoşa giden koku<br />
Burçak, T. Baklagillerden bir bitki<br />
Burçe, Küçük takım yıldız<br />
Burçin, T. Dişi geyik<br />
Buse, F. Öpücük<br />
Bute, F. Kuyumcuların altın ve gümüş erittiği kap<br />
Bürde, A. Gece üste örtülen, gündüz giyilen bir elbise<br />
Bürke, T. Martı, Göl<br />
Büşra, A. Müjde<br />
<br />
C<br />
 <br />
<br />
Cabir, A. Zor kullanan, kırıkçı, çıkıkçı<br />
Cafer, A. Dere, çay.<br />
Cahit, A. Gayretli, çalışan. Cihad eden<br />
Can, F. Ruh. Cesedin diriliğini sağlayan öz.<br />
Canip, A. Yabancı, garip<br />
Cavit, F. Devamlı, sonsuz<br />
Celal, A. Yücelik, büyüklük, ululuk, öfke, kızgınlık<br />
Celaleddin, A. Din için öfkelenme<br />
Celil, A. Ululuk ve büyüklük sahibi, Allah'ın isimlerinden<br />
Cem, A. Topluluk, kalabalık<br />
Cemal, A. Yüz, yüz güzelliği<br />
Cemaleddin, Dinin nuru, yüzü.<br />
Cemil, A. Erkeğin güzel, hoş olanı.<br />
Cenap, A. Şerefli, hürmetli<br />
Cengiz, T. Türk Moğol Hanı, Güçlü, kuvvetli<br />
Cenk, F. Savaş<br />
Cevad, A. Cömert, bağışlayan<br />
Cevdet, A. Olgunluk, güzellik<br />
Ceyhun, T. Tevrata göre Cennetteki dört ırmaktan biri<br />
Cezmi, A. Sözünden dönmez, kararlı.<br />
Cihad, A. Din uğruna savaşmak.<br />
Cihan, F. Dünya<br />
Cihangir, F, Dünyaya hükmeden<br />
Cumali, A. Cuma günü doğan çocuk<br />
Cumhur, A. Millet, halk.<br />
Cüneyt, A. Genç savaşçı<br />
 <br />
<br />
Cahide, A. Çalışan, gayret eden<br />
Canan, F. Sevgili, sevilen kadın<br />
Candan, F. Davranışlarında yakınlık olan samimi<br />
Cannisar, F. Canını feda eden.<br />
Cansın, T. Candan ayırt edilmez<br />
Cavidan, F. Devamlı, ebedi, kalıcı olan<br />
Celile, A. Mertebesi yüksek olan kadın<br />
Cemile, A. Güzel, cilveli, gözalıcı<br />
Ceren, T. Ceylan<br />
Ceyda, A. Boynu uzun güzel<br />
Ceylan, T. Güzel gözlü geyik cinsi bir hayvan<br />
Ceylin, A. Cennete açılan kapı<br />
Cüveyriye, A. Kadıncık, kızcağız ,  Peygamberimizin Berre isimli hanımına verdiği isim <br />
<br />
Ç <br />
Çağatay, (?)  Cengiz Han'ın ikinci oğlu<br />
Çağlar, T. Çağlayan<br />
Çağrı, T. Selçuklu komutanı. Çakır gözlü, seslenme<br />
Çetin, T. Sert, inatçı, erişilmez.<br />
<br />
<br />
 Çağla, T. Henüz olgunlaşmamış meyve<br />
Çağlayan, T. Şelale<br />
Çeşminaz, F. Nazlı nazlı bakan göz, güzel gözlü sevgili<br />
Çiğdem, T. Bir çiçek.<br />
Çolpan, E.T. Çoban yıldızı<br />
<br />
D <br />
Dağhan, T. Oğuz Han'ın beşinci oğlu<br />
Dalokay, T. Herkesin beğendiği, hoşa giden<br />
Danişmend, F. Akıl danışılan. Bir Selçuklu komutanı.<br />
Davud, IB.  Peygamber ismi<br />
Derviş, F. Kendisini Allah'a ibadete vermiş<br />
Devlet, A. Talih, büyük rütbe<br />
Devran, A. Kader, talih, Dünya<br />
Dilaver,  F. Cesur, yiğit, yürekli<br />
Dilhan, F. Samimi, içten konuşan<br />
Dilmaç, T. Tercüman<br />
Dinç, T. Sağlıklı, güçlü, kuvvetli<br />
Doğan, T. Yırtıcı bir kuş<br />
Durmuş, T. Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dursun, T.Çoçuk yaşasın diye verilen isim<br />
Dündar, F. İnci, sevgili Damla, T. Sıvıdan ayrılıp düşen parça<br />
Defne, Y. Bir bitki.<br />
Demet, Y. Bir araya getirilip bağlanmış deste<br />
Deniz, T. Büyük su kütlesi<br />
Derya, F. Deniz<br />
Diba, F. Atlas, alaca renkli  ipek kumaş<br />
Didar, F. Güzel görünümlü kadın<br />
Dicle, T. Bir nehir ismi<br />
Didem, F. Gözüm<br />
Dilara, F. Gönül okşayan<br />
Dildade, F. Sevdalı<br />
Dilek, T. Arzu<br />
Dilruba, F. Gönül alan<br />
Dilşad, F. Gönlü şen, sevinçli<br />
Dudu, Tatlı dilli, yaşlı Ermeni kadını<br />
Duhter, F. Kız çocuğu<br />
Dürdane, F. Sevgili, İnci tanesi<br />
Dürefşan, F. İnci gibi söz söyleyen<br />
Dürre, A. İnci Tanesi<br />
Dürriye, A. İnci gibi parlak<br />
<br />
E<br />
 <br />
Edib, A. Edebiyatla uğraşan.<br />
Ediz, T. Dağların tepesi, doruk.<br />
Efekan, T. Efe soyundan gelen<br />
Ekmel, A. Mükemmel olan, en kamil<br />
Ekrem, A. Çok şeref sahibi<br />
Emin, A. Korkusuz kimse<br />
Emrah, F. Erzurum ve Ercişli şairlerin adı<br />
Emre, T. Hak aşığı<br />
Ender, T. Seyrek bulunan<br />
Enes, A. İnsan<br />
Engin, T. Açık deniz, alçak ve çukur yer<br />
Enis, A. Dost, sevgili<br />
Enver, A. Çok parlak, daha nurlu<br />
Eray, T. İlk ay<br />
Erbek, T. Yiğit, cesur<br />
Ercan, T. Korkusuz kişi<br />
Ercüment, F. Haysiyetli, seçkin, saygın, şerefli<br />
Erdal, T. Erken yeşeren dal<br />
Erdem, T. Fazilet, liyakat<br />
Erdinç, T. Kuvvetli erkek<br />
Erdoğan, T. Erken doğan erkek çocuğu<br />
Eren, T.  Ermiş<br />
Ergün, T. Uysal kişi, Sulu saf kar, iyi koşan at<br />
Erhan, T. Adil iyi hükümdar<br />
Erkan, T. Yiğit, soylu<br />
Erman, T. Pişman olma, istek<br />
Erol, T. Yiğit erkek ol, sözünde dur<br />
Ersan, T. Adıyla, sanıyla ünlenmiş kişi<br />
Ertan, T. İlk tan ağarması<br />
Ertuğrul, T. Temiz yürekli doğru erkek.<br />
Esad, A. Çok hayırlı, çok mutlu<br />
Eser, A. Tesir, etki, gitmiş veya geçmişten izler<br />
Eşref, A. Şerefli, aziz<br />
Ethem, A. Karayağız<br />
Eymen, A. Daha uğurlu, çok talihli, hayırlı, sağ yandaki<br />
Eyüp, Kur'an da adı geçen Sabır timsali bir Peygamber<br />
 Ebhar, A. Denizler<br />
Ebrar, A. İyi huylu,doğru, dürüst<br />
Ebru, F. Kaş, bir süsleme sanatı<br />
Ece, T. Güzel kadın, kraliçe, ana<br />
Ecem, T, Kraliçem, büyüğüm, anam<br />
Ecmel, A. Çok güzel, şık<br />
Eda, A. Cilve, naz<br />
Efnan, A. Cennetteki çeşitli güzellikler<br />
Ela, A. Göz rengi<br />
Elçin, T. Demet, Ağustos böceği<br />
Elfida, A. Feda etme<br />
Elif, A. Dost, İslami alfabenin ilk harfi<br />
Elmas, A. Bir mücehver<br />
Emel, A. Gerçekleştirilmesi zamana bağlı istek<br />
Emine, A. Emin. Korku ve endişesi olmayan<br />
Emire, A. Kadın hükümdar<br />
Emriye, A. Emire ait<br />
Enise, A. Cana yakın, dost<br />
Eribe, A. Olgun, anlayışlı<br />
Erma, A. Cilveli, çok güzel<br />
Esen, T. Sağlam, sağlıklı<br />
Eser, A. İz, işaret, yapıt<br />
Esin, T. İlham<br />
Eslim, A. Teslimiyet, Allah'a teslim olan<br />
Esma, A. Adlar, işitme,<br />
Esra, A. Hızlı, çabuk, esirler<br />
Ezgi, T. Kulağa hoş gelen ses veya söz dizgisi<br />
<br />
<br />
F<br />
 <br />
Fadıl, A. Erdemli, faziletli<br />
Fahreddin, A. Dinin övdüğü, seçkin<br />
Fahri, A. Karşılık beklemeden yapılan iş<br />
Faik, A. Manevi olarak üstün, seçkin<br />
Faruk, A. Doğruyu yanlıştan ayıran<br />
Fatih, A. Fetheden<br />
Fazlı, A. Erdemli, iyiliksever<br />
Fecri, A. Tan yeri ağarması<br />
Ferdi, A. Özel, şahsi<br />
Ferhad, A. Rahatlık, sevinç<br />
Feridun, A. Kıymetli cevher, sekizinci gök<br />
Ferit, A. Avcı kuş, katılaşmış şey<br />
Ferruh, F. Aydın insan, nur yüzlü<br />
Fethi, A. Fetihle ilgili<br />
Fethullah, Allah'ın fetih kısmet ettiği, dinin açılması<br />
Fevzi, A. Zafer kazanan<br />
Feyiz, A. Nimet, ihsan, bereket<br />
Feyzullah, A. Allah'ın bereketi, bolluğu, ilim verdiği<br />
Feyyaz, A. Çok feyizli, bolluk bereket veren<br />
Fırat, A. Tatlı su, bir nehir ismi<br />
Fikret, A. Murat, maksat, idrak, düşünme<br />
Fuad, A. Gönül, yürek<br />
<br />
 Fahriyye, A. Öğünülen kadın<br />
Fatma, A. Peygamberimizin (s.a.v) kızı<br />
Fazilet, A. Güzel huy, manevi kuvvet<br />
Fehime, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Ferahna, A. F. Bolluk, genişlik<br />
Feray, F. T. Süs, parlak ay<br />
Ferda, F. Yarın, öbür dünya<br />
Feride, A. Gururlu, kibirli<br />
Feriha, A. Sevinçli, rahat<br />
Ferzan, F. Emsallerinden ileri<br />
Fethiye, A. Fethe ait.<br />
Fevziye, A. Kurtuluşa eren<br />
Feyza, A. İlim, irfan, çokluk, bolluk<br />
Figen, F. Yıkıcı, atıcı<br />
Fikriye, Düşünceli, fikre bağlı<br />
Firdevs, A. Cennet bahçesi<br />
Firuze, F. Değerli bir taş<br />
Fitnat, A. Zihin açıklığı, çabuk kavrayan anlayışlı olan<br />
Fulya, İ. Bir çiçek<br />
Funda, T. Küçük ağaçcık<br />
Füruzan, F. Parlak, parlayan<br />
Füsun, A. Büyü, büyüleyici <br />
<br />
G<br />
 <br />
Gaffar, A. Günahları affedici,Allah'ın isimlerinden <br />
Gafur , A.Bağışlayıcı, örten,  Allah'ın isimlerinden<br />
Gani  , A. Çok zengin, Allah'ın isimlerinden <br />
Gazanfer, A. Aslan, yiğit, korkusuz<br />
Gediz, T. Su birikintisi<br />
Gevheri, F. Pırlanta gibi, cevher kimse<br />
Gıyaseddin, A. Dinin yayılmasında yardımcı olan<br />
Giray, T. Kudretli, Kırım Hanları sülalesinin adı<br />
Gökmen, T. Mavi gözlü  ve sarışın<br />
Göktürk, T. Tarihte adı Türk olan ilk devlet<br />
Görkem, T. İhtişam, gösteriş, heybet<br />
Gültekin, T. Bilge Kağanın ağabeyi, güvenilir, faydalı<br />
Günhan, T. Mete Han'ın birinci oğlu<br />
Gürhan, T. Han, hükümdar<br />
Güvenç, T. Kendine itimat, güvenme Gamze, A.. Çene ve yanaktaki çukurluk<br />
Gaye, A. Maksat, hedef<br />
Gizem, T. Aklın erişemdediği açıklanamıyan, sır.<br />
Gonca, F. Tomurcuk, henüz açmamış gül<br />
Gökçe, T. Mavimsi, Azerbaycan'da bir gölün adı.<br />
Gönül, T. Kalpde var sayılan duygu kaynağı<br />
Gül, F. Peygamberimizin (s.a.v.) sevdiğiçiçek<br />
Gülbanu, F. Gül gibi güzel hanım<br />
Gülben, F. Benleri güle benzeyen güzel kadın<br />
Gülberk, F. Gülün yaprağı<br />
Gülcan, F. Sevimli, gül gibi güzel kadın<br />
Gülçin, F. Gül toplayan<br />
Güldem, F. Gül mevsimi<br />
Gülnaz, F. Gül gini nazlı<br />
Gülfem, F. Küçük gül ağızlı<br />
Gülizar, F. Al yanaklı<br />
Gülriz, F. Gül serpen<br />
Gülseren, F. Gül dağıtan<br />
Gülsüm, A. Yanakları ve yüzü dolgun<br />
Gülşen, F. Gül bahçesi<br />
Güzide, F. Beğenilmiş, seçilmiş<br />
<br />
H<br />
 <br />
Habib, A. Seven, sevgili dost, sevilen dost<br />
Hakan, T. Eski Türk hükümdarlarına verilen ünvan.<br />
Hakkı, A. Doğruluk ve insaf sahibi<br />
Haldun, A. Sürekli olanlar<br />
Halid, A.  Yaşından küçük görünen<br />
Halil, A. Allah'ın dostu<br />
Halim, A.Yumuşaklık gösterici, Allah'ın isimlerinden <br />
Halis, A. Saf, hilesiz<br />
Haluk, A. İyi huylu, insaniyetli, geçimli<br />
Hamdi, A. Şükreden. Allah'ı sevmek ve övmek<br />
Hami, A. Koruyan, sahip çıkan, gözeten<br />
Hamîd,, A.Hamd edilen, övülen, Allah'ın isimlerinden<br />
Hamza, A. Heybetli, aslan, azametli<br />
Harun, A. Peygamber ismi.<br />
Hâris, A. Bekçi, gözcü, kollayıcı<br />
Hasan, A. Güzellik, iyilik, hoşluk<br />
Hasbi, A. İsteyerek ve karşılık beklemeden yapılan<br />
Hasib, Hesap görücü, Allah'ın isimlerinden <br />
Haşim, A. Muhteşem, gösterişli, doğrulayan<br />
Haşmet, A. Büyüklük, ihtişam, alçak gönüllülük<br />
Hayati, A. Canlılık, önemli olan<br />
Haydar, A. Arslan, Hz.Ali'nin (r.a.) lakabı<br />
Hayreddin, A. Mübarek insan, dinde hayırlı olan<br />
Hayri, A. İyiliksever, hayırsever<br />
Hızır, A. Bir peygamber veya evliya ismi<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hikmet, A. Ahlaki söz, Eşyanın hakikatına vakıf olmak<br />
Hulagü, A. Abbasi devletini yıkan İlhanlı hülkümdarı<br />
Hud, A. Peygamber ismi, Çok saygı, hürmet, ululuk<br />
Hulusi, A. Candan davranan, samimi<br />
Hurşid, F. Güneş<br />
Hüdai, A. Hidayete ermiş<br />
Hüsameddin, A. Dinin keskin kılıcı<br />
Hüseyin, A. Sevilen küçük çocuk<br />
Hüsnü, A. Güzel, iyilik sahibi<br />
Hüsrev, F. Padişah<br />
<br />
 Habibe, A. Sevgili, sevilen dost<br />
Hacer, A. Kaya, taş. Hz.İsmail (a.s.)'ın annesi<br />
Hafize, A. Kur'an-ı Kerimi ezbere bilen<br />
Hale, A. Ay ve Güneş etrafında görünen ışıklı halka<br />
Halide, A.Yaşından küçük görünen<br />
Halime, A. İnsanı hoş tutan, yumuşak huylu<br />
Hamide, F. Allah'a (c.c.) şükreden, hamdeden<br />
Hamiyet, A. Fazilet, insanlık, vatanseverlik<br />
Handan, F. Mutlu, güler yüzlü, sevimli<br />
Hande, F. Gülüş, gülme<br />
Hanife, A. Hanif olan tehvid inancına bağlı<br />
Hasibe, A. Eli açık, cömert, asil, itibarlı kadın<br />
Hatice, A. Erken doğan kız<br />
Havin, K. Yaz mevsimi<br />
Havva, A. Esmer kadın. Hz.Adem a.s.'ın eşi<br />
Hayriye, A. İyilik sever, hayır sever<br />
Hayrünissa, A. Kadınların hayırlısı<br />
Hazal, A. Kuruyup, dökülen ağaç yaprakları<br />
Hazan, F. Sonbahar<br />
Hesna, A. Hanım kadın, güzel kadın<br />
Hidayet, A. Allah'ın ilhamı ile doğru yolu bulmak<br />
Hunde, A. Sessizlik<br />
Huri, A. Cennet kızı<br />
Huriye, A. Hurilere ait<br />
Hurrem, F. Gözde, Güleryüzlü ferahlık veren<br />
Hülya, A. Kuruntu, düşünme<br />
Hümeyra, A. Beyaz tenli kadın<br />
Peygamberimizin Hz.Ayşe annemize verdiği lakaptır.<br />
Hüner, F. Beceriklik, marifet<br />
Hüsna, A. Güzel, güzellik<br />
Hüsniye, A. Çok güzel kadın<br />
Hüveyda, F. Açık, apaçık belli olan<br />
<br />
I<br />
 <br />
Ilgaz, T. Düşmana süvari hücumu<br />
Iraz, T. Kahraman, yiğit<br />
Itri, A. Koku satıcısı Iğıl, T. Sessiz, yavaş, sakin su akıntısı<br />
Ilgın, T. Çit olarak kullanılan ağaçcık<br />
Işıl, T. Canlı ve parlak, ışık gibi güzel oaln.<br />
Itır, A. Güzel, hoş kokulu bir bitki<br />
<br />
İ<br />
 <br />
İbrahim, A. Bir peygamber ismi<br />
İdris,A. Bir peygamber ismi<br />
İhsan, A. İyilik etme, cömertlik<br />
İlbey, T. Eski Türklerde askeri ve idari vali<br />
İlhami, A. Kalbine ilahi feyiz doğan<br />
İlhan, T. Türk Moğol hükümdarlarının ünvanı<br />
İlkay, T. Ayın ilk günlerinde doğan çocuk<br />
İlyas, IB.. Sulara hükmeden. Bir peygamber ismi<br />
İmran, A. Evine bağlı kalan.<br />
İrfan, A. Tecrübe ve zekadan oluşan manevi olgunluk<br />
İsa, A. Bir peygamber ismi<br />
İshak, IB. Gülme. Bir peygamber ismi<br />
İskender, F. Eski Makedonya kralı.<br />
İsmail, A. Bir peygamber ismi<br />
İsmet, A. Namuslu, temiz, günahsız<br />
İsrafil, A. Dört büyük melekten biri<br />
İzzet, A. Kiymet, değer, saygı, ikram<br />
<br />
 İclal, A. Kudretli, büyüklük<br />
İdil, T. bit Oğuz boyu<br />
İfakat, A. İyileşme, ayılma<br />
İffet, T. Namusluluk, ahlak kurallarına bağlılık<br />
İkbal, A. Talih açıklılığı<br />
İkrime, A. Kerem sahibi<br />
İlbike, T. Beyin hanımı, seçkin ve saygıdeğer kadın<br />
İldem, T. Pişmanlık duyan<br />
İlkbal, A. İlk doğan kız çocuğu<br />
İncila, A. Parlaklık, ışık<br />
İpek, T. Bir tür kumaş<br />
İrem, A. Cennet bahçesi<br />
İrmegân, F. Terbiye eden, mutluluk<br />
İzem, A. Büyüklük, ululuk<br />
<br />
J<br />
 <br />
<br />
 Jale, F. Çiy, kırağı,su damlası<br />
Jaledar, F. Üzerine çiy düşmüş<br />
Jalenur, F. Çiy, kırağı, parlayan<br />
Jengar, F. Göktaşı<br />
Julide, F. Karışık, dağınık<br />
<br />
<br />
K<br />
 <br />
Kaan, T. Eski Türk hükümdarlarının ünvanı, Kağan<br />
Kabil, A. Hz.Adem'in oğullarından, ağabeyini öldürdü<br />
Kadem, A. Ayak, adım<br />
Kadir, A. Allah(c.c.) isimlerinden<br />
Kadri, A. İtibarlı, değerli, mevkisi yüksek<br />
Kahraman, F. Bahadır, cesur, yiğit<br />
Kamber, A. Köle, dost<br />
Kâmil, A. Kemale ermiş, olgun, bilgili, terbiyeli<br />
Kâmuran, F. Arzusuna kavuşmuş, mutlu olmuş kimse<br />
Kanber, A. Evin emektarı, büyüğü<br />
Kâni, A. Dokunaklı iğneli konuşan<br />
Kani, A. Kanaat eden, razı olan<br />
Kartal, T. Büyük, yırtıcı kuş.<br />
Karun, A. Zenginliğine güvenip kibirlenen<br />
Kasım, A. Ayıran, bölen. Peygamberimizin oğlunun adı<br />
Kâşif, A. Bilinmeyen bir yeri veya şeyi bulan<br />
Kayra, Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir. Kayra ismi caiz değildir ve çocuğa bu ismin konulması dinen uygun değildir.<br />
Kâzım, A. Öfkesini yenen, kin tutmayan<br />
Keleş, T. Yiğit, cesur, güzel, saçı dökülmüş,<br />
Kemâl, A. Olgunluk, fazilet<br />
Kemaleddin, A. Erdemli, bilge, dinde olgunluğa eren<br />
Kenan, A. Hz.Nuh'un oğullarından, Filistin toprakları<br />
Kerem, A. Şeref, asalet, cömert, hayırlı işler yapan <br />
Kerim, A. A. Allah(c.c.) isimlerinden, çok cömert<br />
Koray, T. Kamış gibi içi  boş şeyler, özü boş<br />
Korcan, T. Şelale, çağlayan<br />
Kürşad, F. Açılış merasimi, bir cins tavla oyunu<br />
<br />
 Kader, A. Alınyazısı<br />
Kadife, A. Bir kumaş türü<br />
Kadriye, A. Değerli. Kadir gecesi doğan kız çocuğu<br />
Kafiye, A. Şiirde mısra sonunda ses uyumluluğu<br />
Kamelya, A. Yaban gülü<br />
Kâmile, A. Olgun, terbiyeli<br />
Kârdide, F. İşbilir, uyanık, tecrübeli<br />
Karmen, F. Parlak, kırmızı renk<br />
Katre, A. Damla, damlayan şey<br />
Kebire, A. Yetişkin kız çocuğu, yetişkin, ulu kadın<br />
Kerime, A. Kız evlat, hoşgörü ehli, cömert<br />
Keriman, A. Cömert<br />
Kevser, A. Maddi ve manevi çokluk, üstünlük, hayırlılık<br />
Keyyise, A. Akıllı, anlayışlı, ince zarif, kibar<br />
Kezban, F. Evini ve kocasını yöneten kadın<br />
Kısmet, A. Nasip, kazanç, kader talihi<br />
Kibariye, A. Kibirli, şık, görgülü, terbiyeli<br />
Kumru, F. Bir kuş<br />
Kübra, A. Çok büyük, ulu, yüce <br />
<br />
L<br />
 <br />
Levend, i. Denizci, yiğit, cüsseli<br />
Lokman, A. Sure adı, nebi veya peygamber adı<br />
Lut, A. Peygamber adı<br />
Lütfi, A. Hoşluk, iyi davranış<br />
Lütfullah, A. Allah'ın iyi hoş kıldığı kişi, Allah'ın lütfu Lâcerem, A. Elbette, öyledir, şüphesiz<br />
Lale, F. Bir tür çiçek<br />
Lalezar,F. Lale bahçesi<br />
Lamia, A. Parlak, parıldayan<br />
Lâne, F. Ev, yuva<br />
Latife, A. Güzel, tuhaf, güldürücü söz.<br />
Lebibe, A. Akıllı, anlayışlı<br />
Leman, A. Parıltı, parlama<br />
Lerzan, F. Titrek, ürkek<br />
Letafet, A. Nezaket, güzellik<br />
Leyla, A. Çok karanlık ve uzun gece<br />
Lezza, A. Yakıcı ateş, cehennem<br />
Lina, A. Hurma fidanı<br />
Lütfiye, A.İyi davranış, eli açıklık<br />
<br />
M<br />
 <br />
Macit, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Cömert<br />
Mahir, A. Hünerli, elinden iyi iş gelen<br />
Mahmud, A. Övülmüş, övülmeye layık<br />
Maksud, A. İstenilen, murat edilen<br />
Malik, A. Sahip, elinde bulunduran<br />
Malkoç, A. Akıncı ocağı reisi<br />
Mansur, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Mazhar, A. Nail olmuş, kavuşmuş<br />
Mecid, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. İkramı çok.<br />
Mehmet, T.Peygamberimizin isminin Türkçe kullanılışı<br />
Melih, A. Güzel, sevimli<br />
Melik, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Her şeyin hakimi<br />
Melikşah, F. Büyük Selçuklu Hükümdarı<br />
Memduh, A. Övülmüş, övülmeye değer.<br />
Memluk, A. Köle<br />
Menderes, Y. Akarsu yataklarının dolambaçlı kısmı<br />
Meriç, T. Bir nehir ismi<br />
Mert, F. Erkek sözünde duran<br />
Mesud, A. Mutlu, bahtiyar<br />
Mete, Büyük Türk Hun İmparatoru<br />
Metin, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Kuvvvetli<br />
Mevlud, A. Yeni doğmuş bebek<br />
Mikail, A. Dört büyük melekten biri<br />
Mirac, A. Kandil gecesi<br />
Mirkelam, F. Güzel konuşan<br />
Mirsat, A. Gemi çapası<br />
Muammer, A. Uzun ömür süren, talihli, kısmetli<br />
Muhammed, A. P Çok methedilmiş<br />
Muhammer, A. Mayalanmış<br />
Muharrem, A. Aşure ayı, yasak edilmiş<br />
Muhiddin, A. Dini ihya eden<br />
Muhlis, A. Samimi, ihlas sahibi, inancı doğru<br />
Muhsin, A. Bağışta iyilikte bulanan<br />
Murat, A. Dilek, meram, arzu<br />
Murtaza, A. Allah'ın (c.c.) razı olduğu kişi<br />
Musa, A. Sudan gelme, peygamber ismi<br />
Mustafa, A. Seçilmiş, temizlenmiş<br />
Muttalib, A. İsteyen, talepte bulunan<br />
Muzaffer, A. Zafer kazanmış<br />
Müfid, A. İfade eden, manalı, anlatan<br />
Müjdat, F. Müjde vermek<br />
Mükerrem, A. Hürmet edilen, saygı değer<br />
Mükremin, A. ağırlanmış, ikram olunmuş<br />
Mümtaz, A. Ayrıcalıklı, imtiyazlı, seçkin<br />
Münir, A. Parlak ışık verici<br />
Müşfik, A. Sevecan, şefkatli, merhametli<br />
 Macide, A. İyi ahlaklı olan kişi<br />
Mahbube, A. Sevgili, sevilen<br />
Mahire, A. Becerikli kadın<br />
Mahizar, F. İnleyen ay.<br />
Mahlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mahmure, A. Süzgün dalgın bakışlı<br />
Mahsune, A. Çevrilmiş, kuşatılmış, sarılmış<br />
Maide, A. Ziyafet, üzerinde yemek bulunan sofra<br />
Makbule, A. Kabul olunan, geçerli sayılan<br />
Maksude, A. Arzu edilen<br />
Manolya, FR, Bir çiçek<br />
Mansure, A. Allah'ın (c.c.) yardımı ile üstün gelen<br />
Maral, T. Dişi ceylan<br />
Mebrure, A. Hayırlı, beğenilmiş, yararlı<br />
Medide, A. Çok uzun süren<br />
Mediha, A. Öğülmeye değer<br />
Meftune, A. Kendinden geçmiş, hayran olmuş<br />
Mehlika, F. Ay yüzlü güzel<br />
Mehpare, F. Çok güzel ay parçası<br />
Mehtab, F. Ay ışığı<br />
Melahat, A. Güzellik, yüz güzelliği<br />
Melda, A. Körpe, genç ve nazik<br />
Meliha, A. Güzel, şirin.<br />
Melike, A. Kadın hükümdar<br />
Melodi, Y. Ezgi, nağme, ahenk<br />
Meltem, T. Bir rüzgar<br />
Meral, T. Dişi geyik, aslı maral'dır.<br />
Merve, A. Mekke'de bir tepe adı<br />
Meryem, IB. İbadete düşkün, hizmet eden<br />
Mesrure, A. Sevinçli, şen memnun kadın<br />
Mevhibe, A. Alllah (c.c.) vergisi, ihsan<br />
Mihriban, F. Güleryüzlü, yumuşak huylu<br />
Mualla, A. Şanı yüksek kişi<br />
Muazzez, A. Kıymetli, değerli, şerefli<br />
Muhsine, A. İyilikte bulunan, cömert, bağışlayan<br />
Mukadder , A.  Alın yazısı,<br />
Mutiye, A. İtaat eden<br />
Müberra, A. Hata ve kötülükten beri<br />
Mübeyyen, A. Meydana çıkarılan, açıklanan<br />
Mücella, A. Parlak<br />
Müesser, A. Tesir altında kalmış<br />
Müfide, A. Sohbetinden yararlanılan, ifade eden<br />
Müge, FR. Bir çiçek<br />
Müjgan, F. Kirpikler<br />
Mükrime, A. İkram eden<br />
Münevver, A. Nurlu, alim.<br />
Münibe, A. Allah'a (c.c.) yönelmiş,saf, içten<br />
Mürevva, A. İyi düşünen, fikirleri isabetli<br />
Müzeyyen, A. Süslü, süslenmiş, zinetlendirilmiş<br />
<br />
N<br />
 <br />
Naci, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadi, A, Haykıran, çağıran<br />
Nadir, A. Ender, seyrek bulunan<br />
Nafi, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Fayda sağlayan<br />
Nafiz, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nail, A. Ele geçiren, muradına eren<br />
Naim, A. Yumuşak, nimetli yaşayış<br />
Namık, A. Yazar,katip<br />
Nami, F. Ünlü, tanınmış<br />
Nâsır, A. İmdada yetişen, yardımcı<br />
Naşid, A. Şiir yazan, söyleyen ve okuyan<br />
Nazım, A. Dizi dizilen, düzenleyen, tanzim eden<br />
Nazif, A. Şık giyimli, zarif, temiz<br />
Nazmi, A. Sıraya koyma, tertipli, düzenli<br />
Necat, A. Kurtuluş, selamet<br />
Necati, A. Kurtulan, selamete eren<br />
Necdet, A. Kahramanlık, yiğitlik<br />
Necmeddin, A. Dinin yıldızı<br />
Necmi, A. Yıldızla ilgili<br />
Nedim, A. Sohbet arkadaşı<br />
Nejad, F. Nesil, soy<br />
Nesim, A. Hoş mülayim insan<br />
Neşad, A. Sevinç, keyif<br />
Neşet, A. Doğma meydana çıkma, kaynak olma<br />
Nevzad, F. Yeni doğan erkek çocuk.<br />
Neyzen, F. Ney çalan kişi<br />
Nezihi, A. İncelikle ilgili, temiz<br />
Nihat, F. Huy, tabiat, kişilik<br />
Niyazi, F. Dua eden<br />
Nizam, A. Dinin düzeni, sıra<br />
Nizami, A. Usüle uygun<br />
Nuh, A. Bir peygamber ismi<br />
Numan, A. Gelincik, kan<br />
Nureddin, A. Dinin ışığı<br />
Nuri, A. Nurla ilgili<br />
Nurullah, A. Allah'ın (c.c.) nuru<br />
Nusret, A. Allah'ın (c.c.) yardımı<br />
 Nabia, A. Kaynayan yerden fışkıran, akan<br />
Nabiye, A. Haber veren<br />
Naciye, A. Cennetlik, selamete eren<br />
Nadide, F. Çok değerli<br />
Nadire, A. Eşi benzeri az bulunan<br />
Nafia, A. Faydalı, şifalı, hayırlı<br />
Nafize, A. Sözü geçen, tesirli, kendine itaat edilen<br />
Nagehan, F. Birdenbire, ansızın<br />
Nahide, F. Yeni yetişmiş kız<br />
Naime, A. Nazlı büyütülmüş, zarif, güzel kadın<br />
Nalan, F. İnleyen, sızlanan, ağlayan<br />
Nazan, F. Naz eden, nazlı olan<br />
Nazife, A. Zarif ve şık giyimli<br />
Nebahat, A. Şeref sahibi, ünlü kadın<br />
Nebile, A. Yüksek meziyet ve onur sahibi, akıllı, bilgili<br />
Necibe, A. Soyu sopu temiz, ahlakı güzel, iyi huylu<br />
Necla, A. Kız çocuk, soy, nesil<br />
Necmiye, A. Kuran ehli<br />
Nefise, A. Çok hoşa giden<br />
Nergis, F. Bir tür süs bitkisi<br />
Neriman, F. Yiğit, bahadır, kahraman<br />
Nermin, F. yumuşak, kibar, nazik<br />
Nesime, A. Alçak gönüllü insan<br />
Nesrin, F. Yaban gülü  <br />
Neşe, A. Mutluluk, sevinç<br />
Nevin, F. Yepyeni<br />
Nezafet, A. Temizlik, parlaklık<br />
Nigar, F. Resim, nakış<br />
Nihal, F. Sevgili, taze, ince ve düzgün vücudlu<br />
Nilgün, F. Lacivert, çivit renginde<br />
Nilüfer, F. Bir su bitkisi<br />
Nimet, A. Yiyecek ve içecek gibi gerekli olan<br />
Nupel, K. Yeni yaprak<br />
Nur,  A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden. Aydınlatan<br />
Nuran, A. Nurlu<br />
Nurefşan, Nur saçan, etrafı nurlandıran<br />
Nurulayn, Göz nuru<br />
Nurinisa, A. Nurlu kadın<br />
Nuriye, A. Nurlu<br />
Nükhet, A. Müstehcen söz ve kelimeler, ağız kokusu<br />
<br />
<br />
O<br />
 <br />
Ogün, T - Anımsanan, belirli bir günde doğan<br />
Oğuz, T. Sağlam, gürbüz, güçlü delikanlı<br />
Okan, T. Anlayışlı, Tanrı<br />
Okay, T.1. Ok-ay. 2. Satürn gezegeni. 3. Beğenme.<br />
Olca, Moğ. Ganimet<br />
Olcay, Moğ. Bahtlı, talihli<br />
Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Omay, T. Seçkin, seçilmiş.<br />
Orbay, T. Or-bay. Ordu komutanı.<br />
Orçun, T. Ardıllar, halefler<br />
Orhan, T. Or-han. Şehrin yöneticisi, hâkimi.<br />
Orkun, T. Çoban beyi.<br />
Osman, A. Bir tür kuş ya da ejderha, 3.Halife<br />
Ozan, T. Şiir yazan, şair.<br />
<br />
 Olgun, T. Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş insan.<br />
Orkide, F. Değerli bir süs bitkisi<br />
Oya, T. Tığ veya firkete ile yapılan ince dantel<br />
Oylum, T. Çukur, oyuk <br />
<br />
Ö<br />
 <br />
Ökmen, T. Akıllı, zeki, bilgili kimse<br />
Ökten, T. Akıllı, bilgili, fazıl; kahraman, cesur.<br />
Ömer, A . Hayat,yaşama,canlılık. İkinci halife.<br />
Önder, T. Önde giden, yol gösteren, kılavuz.<br />
<br />
 Özden, T. Özle, öz varlıkla, gerçekle ilgili.<br />
Özge, T.Cana yakın, sıcakkanlı<br />
Özlem, T. Kavuşma arzusu, hasret.<br />
<br />
P<br />
 <br />
Pehlivan, F. Güreşçi<br />
Pertev, F.Işık, alev<br />
Peyami, F. Bilgi toplayıcı<br />
Piruz, F. Uğurlu, hayırlı<br />
Polat, F. Kuvvet, güç<br />
Poyraz, Y. Kuzeydoğudan esen soğuk  rüzgar. Pakize, F. Günahsız,lekesiz<br />
Papatya, Y. Bir çiçek<br />
Parla, T. Işık saç, parlak ol<br />
Parule, F. Şakacı, latifeci<br />
Pedme, F. Kısmet<br />
Pelin, Y. Hekimlikte kullanılan bir bitki<br />
Perihan, F. Büyücü, peri padişahı<br />
Perran, F. Uçucu, uçan<br />
Pervin, F. Bir yıldız<br />
Pezire, F. Karşılama, karşılanış<br />
Pınar, T. Suyun çıktığı yer<br />
Pırnal, Y. Bir ağaç türü<br />
Piraye, F. Takı, zinnet<br />
Piruze, F. Mavi renkli değerli bir süsü taşı<br />
Piyale, F. Kadeh<br />
Pürçin, F. Çok düşünceli, öfkesi kabarmış<br />
R<br />
 <br />
Radi, A. Rıza gösteren, kabul eden<br />
Rafet, A. Acıma, merhamet etme, esirgeme<br />
Rahim A. Allah'ın isimlerinden. Acıyıcı<br />
Rahman A. Allah'ın isimlerinden.Nimet veren <br />
Rahmi, A. Acımayla ilgili<br />
Raif, A. Acıma ve merhameti olan<br />
Ramiz, A. İşaretle konuşan<br />
Ramazan, A. Oruç tutulan ay<br />
Rasim, A. Resim yapan<br />
Raşid, A. Hak yolunu kabul etmiş olan<br />
Rauf, A. Allah'ın isimlerinden. Çok esirgeyen<br />
Recai, A. İsteyen, rica eden, yalvaran.<br />
Recep, A. Üç aylardan birincisi, gösterişli, heybetli<br />
Refik, A. Arkadaş, yoldaş. Koca-eş.<br />
Remzi, A. İşaretle, simgeyle ilgili,<br />
Resul, A.  Elçi, Peygamber<br />
Reşat, A. Hak yolunda ilerleme<br />
Reşid, A. Allah'ın isimlerinden.Hayra delalet eden<br />
Rıdvan, A. Cennetin kapıcısı olan büyük melek<br />
Rıfkı, A.Yumuşak huylu<br />
Rifat,  A.Yükseklik, yücelik<br />
Ruhi, A. Ruhsal, ruhla ilgili.<br />
Ruşen, F. Işıklı, aydın, parlak<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
Rükneddin, A. Dinin temel direği<br />
Rüstem, F. Yiğit, kahraman<br />
Rüştü, A. Doğru yolda olan<br />
<br />
 Rabia, A. Dördüncü, Satteki salisenin altmışta biri<br />
Rafia, A. Kaldıran, yükselten, destek olan.<br />
Rahime, A. Hafif sesli, lâtif sözlü kız<br />
Rahşan, F. Parlak, parlayan.<br />
Raika, A. Güzel, hoş.<br />
Ramiye, A. Fırlatan, atan.<br />
Rasime, A. Âdet, eskiden kalma âdet<br />
Raşide, A. Akıllı; doğru yola giden.<br />
Rayiha, A. Koku.<br />
Raziye, A. Rıza gösteren, boyun eğen<br />
Refia, A. Yüksek, yüce<br />
Refika, A. Kadın, eş, kadın arkadaş.<br />
Remziye, A. İşaret ile ilgili<br />
Reyhan, A. Güzel kokulu bir süs bitkisi <br />
Ruhsar, F. Yanak, yüz, çehre<br />
Rukiye, A. Büyü, sihir, efsun<br />
Rüçhan, A.Üstünlük, üstün olma<br />
<br />
S<br />
 <br />
Sabahaddin, A. Dinin güzelliği.<br />
Sabri, A. Sabırla ilgili<br />
Sacit, A. Secde eden<br />
Saadeddin, A. Dinin mutluluğu<br />
Sadık, A.  İçten bağlı, doğru, gerçek dost<br />
Sadi, A. Mutlulukla, uğurla ilgili,<br />
Sadri, A. Göğüsle ilgili.<br />
Sadun, A. Mübarek<br />
Saffet, A. Saflık, temizlik.<br />
Sait, A. İbadet etmiş, uğurlu<br />
Salim, A. Sağ, salim, sağlıklı, korkusuz, kusursuz<br />
Samet, A. Allah'ın (c.c.) isimlerinden,muhtaç olunan<br />
Sami, A. Yüksek, yüce.<br />
Sancar, T. Kısa kama, saplar, batırır, yener.<br />
Sargın, T. Candan, çekici, cazibeli, hevesli<br />
Sedat, A. Doğruluk, hatasızlık<br />
Sefa, A. Gönül rahatlığı, eğlence, zevk, neşe<br />
Sefer, A. Yolculuk, savaş<br />
Selahaddin, A. Dinine bağlı kimse<br />
Selâmi, A. İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili<br />
Selçuk, T. Güzel konuşma yeteneği olan<br />
Selim, A.Sağlam, kusursuz, doğru<br />
Selman, A. Barış içinde bulunma, huzur<br />
Semih, A.Cömert, eli açık, çok değerli<br />
Serbülent, F.Başı yüksek, yüce<br />
Sergen, T. Raf,  tepelerdeki düzlük yerler, yorgun<br />
Serhat , F.Sınır, hudut.<br />
Serkan, F+T, Ser-kan. Baş kan, soylu kan.<br />
Sermet, A. Sürekli ve sonsuz olma<br />
Sertaç, F.Baş tacı, çok sevilen, sayılan kimse.<br />
Server, F. Baş, başkan, reis, ulu.<br />
Seyfettin, A. Dinin kılıcı; dinin askeri<br />
Seyfi, A. Kılıçla ilgili, askerliğe ait<br />
Seyfullah, A. Allah'ın kılıcı<br />
Simavi, F. Yüz, çehre, beniz ile ilgili<br />
Sinan, A. Mızrak, süngü, sıkılgan, saklanacak yer<br />
Suat, A. Mutlulukla, saadetle ilgili; mutlu<br />
Suavi, A. Herkesin işine koşan, yardım eden<br />
Sungur, T. Soğukkanlı, sakin kimse. 2. Akdoğan.<br />
Süheyl, A. Güney yarımküresinde yer alan parlak yıldız<br />
Süleyman, IB. Huzur, sükûn<br />
<br />
 Saadet, A. Mutluluk, bahtiyarlık.<br />
Sabahat, A.Güzellik; yüz güzelliği.<br />
Sabiha, A. Güzel, şirin, hoş.<br />
Sabire, A. Dayanan, sabreden.<br />
Sabriye, A. Sabırlı, dayanıklı<br />
Sacide, A. Secde eden, alnını yere koyan<br />
Safinaz, A + F. Çok nazlı, çok naz eden<br />
Safire, A. İnce, güzel ses<br />
Safiye, A. Seçilmiş.<br />
Saime, A. Oruç tutan, oruçlu kadın<br />
Saliha, A. Dinin buyruklarına uygun harekette bulunan.<br />
Samiha, A. Cömert, eli açık<br />
Saniye, A. İkinci.<br />
Seda, A. Ses<br />
Seden, T. Uyanık, tetikte, gözü açık olan<br />
Seher, A.  Sabahın gün doğmadan önceki zamanı<br />
Selcan, T. Sel-Can.Coşkun, taşkın yaradılışlı kimse.<br />
Selda, T. Bir söğüt cinsi.<br />
Selin, T. Bodur, sürekli yeşil kalan bir bitki<br />
Selma, A. Barış içinde bulunma, huzur, güzel, hoş <br />
Sema, A. Gökyüzü.<br />
Semahat, A.Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik<br />
Semiha, A. Cömert, eli açık<br />
Semiramis, IB. Babil Asma Bahçeleri kurduran  kraliçe<br />
Semra, A. Esmer<br />
Sena, A. Övme,<br />
Senahan,(A, F) Sena okuyan, öven<br />
Serap, A. Çölde uzaktan su gibi görünen ışık yanılması<br />
Sernaz, F. Çok nazlı<br />
Serpil, T. İyi geliş, büyü, güzelleş<br />
Servinaz, F.Uzun boylu sevgili.<br />
Sevda, A. Aşk, sevgi.<br />
Sevim, T.  Bir kimseyi başkalarına sevdiren özellik.<br />
Sevinç, T. Sevinmekten doğan coşku.<br />
Sevtap, T. Sev-tap. Tapılacak kadar sevilen<br />
Seyhan, A. Hz. Musa’nın mezarının bulunduğu şehir<br />
Sezen, T. Duyan, hisseden, anlayan, sezgili<br />
Sırma, T. Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel.<br />
Sibel, T. Buğday başağı. Düşmemiş yağmur damlası.<br />
Simge, T. İşaret, sembol.<br />
Sinem, T. Gönlüm,yüreğim; çok sevdiğim<br />
Suna, T. Bir tür yaban ördeği, boylu, güzel<br />
Suzan, F. Yakan, yakıcı, yanan; ateşli, coşkulu<br />
Süheyla, A. Yumuşak huylu, sakin<br />
Sümeyre, A. Meyve çağlası. kıvrılmış yaprak<br />
Süreyya, A. Ülker yıldızı<br />
<br />
<br />
Ş<br />
 <br />
Şaban, A. Ramazandan önce gelen ay.<br />
Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadi, F. Sevinç, memnunluk<br />
Şakir, A. Şükreden, durumundan memnun olan<br />
Şamil, A. İçine alan, kapsayan<br />
Şarık, A.Parlak, parlayan<br />
Şefik, A. Şefkatli, acıması olan, esirgeyici<br />
Şehmuz, F. Şah, hükümdar soyundan gelen<br />
Şehsuvar, F. Çok iyi at binici<br />
Şekip, F, Sabır, tahammül<br />
Şemseddin, A. Dinin güneşi<br />
Şemsi, A. Güneşle ilgili, güneşe özgü<br />
Şerafeddin, A. Dinlerin en şereflisi, en büyüğü.<br />
Şeref, A. Büyüklük, ululuk, üstünlük<br />
Şerif, A. Şerefli, kutsal, soylu, temiz<br />
Şevket, A. Büyüklük, heybet<br />
Şevki, A. Şevkle, neşeyle ilgili<br />
Şinasi, F. Tanımak, bilmekle ilgili.<br />
Şükrü, A. Şükretme, minnettarlıkla ilgili Şadan, F. Sevinçli<br />
Şadıman, F. Sevinçli, neşeli<br />
Şaheser, F. Üstün değerde<br />
Şahika, A. Dağ tepesi, dağ doruğu, zirve<br />
Şayeste, F. Yakışır, yaraşır, uygun<br />
Şadiye, A. Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı<br />
Şebnem, F. Çiy<br />
Şefika, A. Şefkatli, sevecen<br />
Şehnaz, F.Bir musiki makamı<br />
Şekibe, A. Sabır, dayanıklılık, tahammül<br />
Şelale, A. Çağlayan<br />
Şermin, F. Utangaç, mahcup<br />
Şeyda, F. Çılgın; çok tutkun, âşık<br />
Şezre, A. Altın ve inci taneleri<br />
Şirin, F. Tatlı, svimli, hoşa gidecek niteliklere sahip<br />
Şirvan, F. Aslan barınağı<br />
Şule, A. Alev, ateş alevi.<br />
Şükran, A. İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık<br />
Şükriye, A. İyilik bilme minnettarlıkla ilgili; iyilik bilen<br />
Şükufe, F, Çiçek, çiçek  motiflerine dayalı süsleme sanatı<br />
<br />
<br />
T<br />
 <br />
Tâbâver, F. Güç yetiren, dayanan<br />
Taceddin, A. Dinin tacı.<br />
Taha, A. Kur´an´ın 20. suresi<br />
Tahir, A.Temiz, pak.<br />
Tahsin, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Talat, A. Yüz, çehre, güzellik<br />
Talay, Moğ. Deniz, büyük nehir, çok<br />
Talip, A. İsteyen, istekli, öğrenci.<br />
Tanju, T.Türk hükümdarına Çinlilerce verilen şan.<br />
Tanzer, T+F. Sarı altın renginde tan yeri.<br />
Târık, A. Sabah yıldızı, venüs<br />
Tarkan, T. Ayrıcalıklı, saygın kişi ,vezir<br />
Tayfun, T. Şiddetli fırtına<br />
Tayfur, A. Küçük bir kuş türü<br />
Taylan, T. İnce, kibar, güzel, uzun ve düzgün boylu<br />
Tayyar, A. Uçucu, uçan.<br />
(:::), A .İyi, güzel, hoş, çok temiz<br />
Tekin, T. Uyanık, tetikte,  şehzade, prens.<br />
Teoman, T. Hun İmparatoru Mete´nin babası<br />
Tevfik, A. Uygun düşürme, başarıya ulaştırma<br />
Timur, T.  Demir, Türk Moğol İmparatoru<br />
Toktamış, T.Bir yere yerleşmiş, oturmuş<br />
Tolga, T. Savaşçıların başlarına giydikleri demir başlık<br />
Tuğrul, T. Yırtıcı bir kuş. Selçuklu Devleti´nin kurucusu<br />
Tuna,T. Çok, bol, gösterişli <br />
Tunca, F. Tur-can. Genç, delikanlı.<br />
Tunç, T. Bakır, çinko ve kalay alaşımı<br />
Turan, T. Türklerin en eski yurtlarına verilen ad.<br />
Turgay, T. Tarlalarda yuva yapan bir tür serçe<br />
Turgut, T. Konut, oturulacak yer<br />
<br />
 Tâcser, F. Baştacı, muhterem kimse<br />
Tahire, A. Temiz, pak.<br />
Tahsine, A. Beğenme, güzelleştirme<br />
Tâlibe, A. Mektepli kız<br />
Tansu, T. Tan-su. Şafağın aydınlattığı su.<br />
Târâ, F. Yıldız<br />
Tauna, Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası<br />
Tayyibe, A. İyi, hoş, güzel<br />
Tomris,T. Peçenek Türklerinden bir kadın kahraman<br />
Tuba, A. Cennette bir ağaç<br />
Tuğçe, T+F. Küçük tuğ.<br />
Tuna, T. Çok, bol, gösterişli<br />
Tünay, T. Tün-ay. Gece ve ay.<br />
Türkân, T. Kraliçe, güzel kız<br />
Tüzün, T. Yumuşak huylu sakin; soylu, asil. <br />
<br />
U<br />
 <br />
Ubeydullah, A. Allah'ın kulu.<br />
Ufuk, A.  Anlayış, kavrayış, görüş, düşünce gücü.<br />
Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.<br />
Ukab, A. Peygamberimizin Sancağı<br />
Uluç, T. Selçukluların beylere verdiği ünvan.<br />
Uluçkan, T. Bey soyundan gelen<br />
Uluğ, T.Ulu, büyük, saygın<br />
Ulvi, A. Yüksek, yüce<br />
Umur, T. Saruhan beyi Aydın beyin oğlu, Muktedir.<br />
Umut, T. Ümit etmek, beklemek, zannetmek<br />
Urve, A. Aslan, kışın yeşil kalan ağaç<br />
Utbe, A. Bir sahabi adı<br />
Uygur, T. Uygar, medenî<br />
<br />
 Uğur, T.İyilik, şans, talih, baht.  <br />
Ulviye, A. Yüksek, yüce.<br />
Umran,  A. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk.<br />
Utku, T. Ulaşılan mutlu sonuç, zafer <br />
<br />
<br />
Ü<br />
 <br />
Ümit, F. Umut<br />
Ünal, T. Ün-al. Adın duyulsun, tanın, ün kazan<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
Üzeyir, A. Bir peygamber ismi Ülker, T. Boğa burcunda yedi yıldızdan oluşan takım<br />
Ümit, F. Umut <br />
Ümmühani, A. Hz.Ali'nin kızkardeşi<br />
Ümüldan, A. Taze fidan, Genç, güzel, ince ve narin<br />
Ünsal, T.Ün-sal. Adın duyulsun, ünlen<br />
V<br />
 <br />
Vahap, A. Bağışlayan, ihsan eden<br />
Vahdeddin, A. Dinin tekliği, birliği<br />
Vahid, A. Tek ve eşşiz, Allah'ın isimlerinden<br />
Vakkas, A. Okçu<br />
Varol, T. Var-ol .Yaşa<br />
Vedat, A. Sevgi, dostluk<br />
Vehbi, A. Allah (c.c.)  vergisi olan<br />
Veli, A. Müminlere dost, Allah'ın isimlerinden<br />
Veysel, A. (Veyis) Yoksulluk, muhtaçlık<br />
Volkan, Fr. Yanardağ<br />
Vural, T. Vur-al<br />
<br />
 Vahide, A. Tek, bir, yalnız<br />
Vasfiye, A. Nitelikli<br />
Vedia, A.Saklanılması için bırakılan emanet<br />
Venüs, L. Çoban Yıldızı<br />
Vildan, A.Yeni doğmuş çocuklar, kullar, köleler<br />
Vuslat, A. Sevgiliye kavuşma. <br />
<br />
Y<br />
 <br />
Yafes, T. Nuh Peygamber'in üçüncü oğlu, Türklerin atası<br />
Yahya, A. Bir peygamber adı, Canlı olan, yaşayan<br />
Yakub, IB. Bir peygamber adı, İzleyen, takib eden.<br />
Yalçın, T. Sarp, dik, yüksek, çıplak ve kaygan yer<br />
Yaman, T. Cesur, güçlü<br />
Yasin, A. Bir sure adı.<br />
Yaser, A. Bolluk, bereket, varlık, zenginlik<br />
Yavuz, T. Yaman, güçlü, Osmanlı Padişahı 1.Selim'in lakabı<br />
Yekser, F. Tek başına, bir baştan bir başa aniden<br />
Yekta, F. Tek, benzersiz, eşi olmayan<br />
Yesari, A. Zenginlikle ilgili, sola ait<br />
Yıldırım, T. Osmanlı Padişahı 1.Bayezid'in lakabı<br />
Yunus, A. Bir peygamber adı<br />
Yusuf, A. Bir peygamber adı <br />
Yümni, A. Her işi sağ eli ile yapan, uğurlu<br />
 Yabende, F. Keşfeden, bulan<br />
Yade, F. Hatıra, armağan<br />
Yadigar, F. Bir kimseyi veya olayı hatırlatan nesne<br />
Yahçe, F, Çiy<br />
Yasemin, F. Bir çiçek adı<br />
Yegane, F. Tek, bir tane, eşsiz<br />
Yekdane, F. Eşi benzeri olmayan, tek<br />
Yekdil, F. Gönüldaş<br />
Yekpare, F. Tek parça<br />
Yekruye, F. Güvenilir dost, iki yüzlü riyakar olmayan<br />
Yelda, F. Uzun ve siyah<br />
Yeliz, T. Yel gibi<br />
Yeşim, T. Yeşil renkli eski Türklerce kutsal sayılan taş<br />
Yonca, T. Bir yem bitkisi<br />
Yümna, A. Sağ taraf<br />
Yüsra, A. Sol taraf<br />
<br />
Z<br />
 <br />
Zafer, A. Mücadele sonunda ele geçen<br />
Zafir,  A . Zafer kazanan, üstün gelen.<br />
Zakir,  A.  Zikreden<br />
Zekai, A. Keskin zekalı, çabuk anlayışlı<br />
Zekeriya, A. Bir peygamber adı<br />
Zeki, A Zeka varlığını belirten, çabuk anlayışlı<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın<br />
Zeyd, A. Ziyadeleşmek, çoğalmak<br />
Zeynel, A. Süslü, ziynetli<br />
Zeynelabidin, A. İbadet edenlerin süsü<br />
Zihni, A. Akıllı, düşünceli kimse<br />
Ziya, A. Aydınlık, ışık, nur<br />
Zübeyir, A. Akıl, yazılı küçük şey,<br />
Zühtü, A. Takva ehli<br />
Zülfi, A. Kılıcın kabzasına iliştirilen süsü<br />
Zülkarneyn, A.Kur'an'da adı geçen nebi veya peygamber. <br />
 Zahide, A. Dinin emirlerini yapan yasaklarından kaçan<br />
Zakire,  A.. Zikreden<br />
Zaide, A. Artan, çoğalan,<br />
Zarife, A. İnce ve nazik tavırlı, güzel şık.<br />
Zehra, A. Nurani yüzlü<br />
Zehre, A.  Çiçek.<br />
Zehrevan, A. Kur'an'daki sure-i Bakara ile Sure-i Al-i İmran<br />
Zekiye, A. Çabuk ve kolay kavrayan<br />
Zeliha, A. Hızlı yürüyen, Züleyha<br />
Zerefşan, F  Altın saçan, bir lale türü.<br />
Zeren, T.  Anlayışlı, kavrayışlı, zeki, bir çiçek türü<br />
Zerrin, F. Altına benzeyen<br />
Zergül, F. Altın gibi değerli gül <br />
Zernişan, F.  İşleme, süs.<br />
Zerver, F.  Altın yaldızlı olan<br />
Zevra, A. Dicle nehri<br />
Zeycan, F. Candan, cana yakın.<br />
Zeynep, A. Mücehver, değerli taş, süs, babasının süsü<br />
Zinnur, F. Nurlu, ışıklı<br />
Zübeyde A. Öz, asıl, cevher<br />
Zühal, A. Bir gezegen adı<br />
Zühdiye,  A. Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren<br />
Züheyr, A. Küçük çiçek<br />
Zühre, A. Çoban yıldızı<br />
Zülal, A. Hafif soğuk, tatlı su<br />
Züleyha, A. Hızlı yürüyen, Zeliha<br />
Zümra, A. Güzel, iyi ahlaklı, zeki, bilgili kadın<br />
Zümrüt, A. Değerli bir süsü taşı<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TESBİH]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31702</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:10:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31702</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TESBİH</span></span><br />
<br />
Alm. Gebetskette (f), Fr. Chapelet (m), İng. Prayer beads. Allahü teâlâyı kemal, üstünlük sıfatlarıyla sıfatlandırıp, O’na layık olmayan bütün noksan sıfatlardan uzak kılmayı ifâde eden bir zikir, hatırlama. Tesbih: Sübhânallah demektir. Tesbih bir ibâdettir. Dînimizde namazda, namazdan sonra ve diğer zamanlarda yapılan tesbihler vardır. Namaz içinde rükûda üç kere Sübhâne Rabbiyel-Azîm, secdede üç kere Sübhâne Rabbiyel-A’lâ demek, namazdan sonra Âyetel Kürsî okumak, otuz üç kere Sübhânallah, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere Allahü ekber demek, tesbih çekmek olup, mühim sünnetlerdendir.<br />
<br />
Allahü teâlâyı tesbih ederken şaşırmamak için namazlardan sonra ve diğer zamanlarda çekilen, çeşitli maddelerden yapılmış, ortasındaki delikten ipliğe dizilmiş, belirli şekilde doksan dokuz veya otuz üç tâne bu işe mahsus olan araca da tesbih denilmiştir.<br />
<br />
Namazlardan sonra yapılan tesbihlerin, parmakla veya bir âletle yapılması bidat değil, Peygamberimizin takriri sünnetlerindendir. Çünkü Peygamber efendimiz; hanımlarından Safiye vâlidemize tesbihleri çekerken sayıyı şaşırmamak için çakıl tânelerini kullanmasını emretmiş; yine bir kadının tesbihleri çekirdek tâneleriyle saydığını gördüğü halde men etmemiştir. Tesbih çekerken sayıyı belli etmek için ipe düğüm atarak tesbih çeken sahâbîlerin olduğu bildirilmiştir.<br />
<br />
İslâm âlimleri ve evliyânın büyükleri tesbihi kullanmışlardır. Evliyânın büyüklerinden olan Cüneyd-i Bağdâdî kuddise sirruh, tesbih hakkında; “Beni Allahü teâlâya yaklaştıran bu nesneyi terk edemem” buyurarak ölüm döşeğinde dahi tesbihi elinden bırakmamıştır. Yine büyük âlim Abdülkâdir-i Geylânî; “Bâzı büyükler elinde tesbih olduğu hâlde uyur, uyandığı zaman onu yine çekilir hâlde görürmüş, dilini de hakkı zikreder bulurmuş.” buyurmuşlardır.<br />
<br />
Tesbihin başlangıcı ve tesbih sanatı, Peygamberimizin tesbihle ilgili takriri sünnetine uyularak başlanmış ve zamanla gelişmiştir. Özellikle Osmanlılar döneminde tesbihçilik sanatı daha da gelişerek 19. yüzyılda doruk noktasına çıkmıştır. Türk el sanatları içinde çok kıymetli, şâheser nitelikte tesbihler yapılmıştır. Bugün Topkapı Sarayında, Osmanlılar zamânında yirmi dört cins ağaç, yüz elli kadar da taştan yapılmış çok kıymetli, hepsi birbirinden güzel tesbihler bulunmaktadır.<br />
<br />
Dünyânın en güzel tesbihleri İstanbul’da yapılmıştır. Tesbihler yapılırken, özellikle yeşim, mercan, kehribar, zümrüt, yakut gibi kıymetli ve sert taşlardan yapılacak tesbih tânelerinin aynı şekil ve hacimde yapılması çok zahmetli ve mahâret isterdi. Mücevher taşlarının tıraş edilmesi, hattâ ondan daha zor işlenen bâzı tesbihlerin yapılması on sene kadar sürerdi. Yapılan bu tesbihler o zamanlar birkaç bin altın liraya satılırdı.<br />
<br />
Güzel ve kıymetli olan tesbihler onları yapan ustaların isimleriyle anılırdı. Bu tesbihler tornada çekildiği için onları yapanlara “çeken” tâbir olunurdu. Tesbih çeken ustaların dükkânları daha çok Bâyezîd çevresindeydi. Bu sanatkârların meşhurlarından bâzıları şunlardır: Horoz lâkaplı Sâlih Usta, Tophâneli İsmet Usta, Hasan Usta, Nûri Usta gibi.<br />
<br />
Ağaç tesbihlerin îmâl edilişinde seçilen ağaçlar, önce ince çubuklar hâline getirilir. Sonra bu çubuklar testereyle küçük küçük doğranır, bu parçalar uzun çalışmalardan sonra yuvarlanır, delikleri açılırdı. Taştan yapılan tesbihlerse elmas tozu ile çarkta aşındırılarak traş edilmek üzere işlenirdi.<br />
<br />
Tesbihte başlıca şu kısımlar bulunur:<br />
<br />
İmâme: Tesbih ipinin iki ucunun içinden geçirilip, tepesinde düğümlenen uzunca bir sap görünümünde olan, tesbihin başlangıç noktasını belli eden kısım.<br />
<br />
Püskül: İmâmenin ucunda bulunan ipekten süslü kısım. Buna kamçı da denir.<br />
<br />
Nişâne: Her otuz üç tânede bir, yassıca ve ortası delik kısım, buna durak da denir.<br />
<br />
Sandal ağacı, öd ağacı gibi kokulu ağaçlardan ve amberden yapılan tesbihler güzel koku verir. Rengi, tatlı bir kırmızı olan mercan tesbihler çok kıymetlidir.<br />
<br />
Tesbih, insanlara Allahü teâlâyı hatırlatan bir vâsıta olduğundan, örfümüze de girmiştir. Anadolu’da yaşayan örflerimizden biri de, ölen bir babanın tesbihi Kur’ân-ı kerîmi ve saati büyük oğula verilir. Büyük oğul babanın yerini tuttuğundan örfe sadık kalarak Kur’ân-ı kerîmi okur, tesbihi çeker. Böylece, âile yapısından gelen feyz ve bereket devam ederdi.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmde tesbihle ilgili birçok âyet-i kerîme vardır. Hadid sûresi 1. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Göklerde ve yerde ne varsa hep Allah’ı tesbih etmektedir.”; İsra sûresi 44. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Yedi gök ve yer, bir de bunlar içinde bulunanlar (insan, cin ve melekler) Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir varlık, yoktur ki, O’nu hamd ve tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihini (dillerini bilmediğinizden) anlamazsınız.” buyurulmaktadır.<br />
<br />
Peygamber efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse gece yatarken günde yüz defâ “Sübhanallahi vel hamdülillahi velâ ilahe illallahü vallahü ekber” derse, o kimse tesbih, tahmid ve tekbir eylemiş olur.” Bunu çok okumakla kusurlarının, günahlarının affedilmesini istemiş olur. Böylece günah ve sevaplarını düşünerek kendini muhâsebe yapar. Yine bir hadîs-i şerîfte; “Cenâb-ı Allahın dinde sevgili, dilde hafif, terâzide ağır olan iki şeyini bildiriyorum: “Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil azîm.” Diğer bir hadîs-i şerîfte; “Bir günde yüz defâ “Sübhanallahi ve bihamdihi” derse o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar çok olsa (kul hakları hâriç) affolunur.” buyrulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TESBİH</span></span><br />
<br />
Alm. Gebetskette (f), Fr. Chapelet (m), İng. Prayer beads. Allahü teâlâyı kemal, üstünlük sıfatlarıyla sıfatlandırıp, O’na layık olmayan bütün noksan sıfatlardan uzak kılmayı ifâde eden bir zikir, hatırlama. Tesbih: Sübhânallah demektir. Tesbih bir ibâdettir. Dînimizde namazda, namazdan sonra ve diğer zamanlarda yapılan tesbihler vardır. Namaz içinde rükûda üç kere Sübhâne Rabbiyel-Azîm, secdede üç kere Sübhâne Rabbiyel-A’lâ demek, namazdan sonra Âyetel Kürsî okumak, otuz üç kere Sübhânallah, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere Allahü ekber demek, tesbih çekmek olup, mühim sünnetlerdendir.<br />
<br />
Allahü teâlâyı tesbih ederken şaşırmamak için namazlardan sonra ve diğer zamanlarda çekilen, çeşitli maddelerden yapılmış, ortasındaki delikten ipliğe dizilmiş, belirli şekilde doksan dokuz veya otuz üç tâne bu işe mahsus olan araca da tesbih denilmiştir.<br />
<br />
Namazlardan sonra yapılan tesbihlerin, parmakla veya bir âletle yapılması bidat değil, Peygamberimizin takriri sünnetlerindendir. Çünkü Peygamber efendimiz; hanımlarından Safiye vâlidemize tesbihleri çekerken sayıyı şaşırmamak için çakıl tânelerini kullanmasını emretmiş; yine bir kadının tesbihleri çekirdek tâneleriyle saydığını gördüğü halde men etmemiştir. Tesbih çekerken sayıyı belli etmek için ipe düğüm atarak tesbih çeken sahâbîlerin olduğu bildirilmiştir.<br />
<br />
İslâm âlimleri ve evliyânın büyükleri tesbihi kullanmışlardır. Evliyânın büyüklerinden olan Cüneyd-i Bağdâdî kuddise sirruh, tesbih hakkında; “Beni Allahü teâlâya yaklaştıran bu nesneyi terk edemem” buyurarak ölüm döşeğinde dahi tesbihi elinden bırakmamıştır. Yine büyük âlim Abdülkâdir-i Geylânî; “Bâzı büyükler elinde tesbih olduğu hâlde uyur, uyandığı zaman onu yine çekilir hâlde görürmüş, dilini de hakkı zikreder bulurmuş.” buyurmuşlardır.<br />
<br />
Tesbihin başlangıcı ve tesbih sanatı, Peygamberimizin tesbihle ilgili takriri sünnetine uyularak başlanmış ve zamanla gelişmiştir. Özellikle Osmanlılar döneminde tesbihçilik sanatı daha da gelişerek 19. yüzyılda doruk noktasına çıkmıştır. Türk el sanatları içinde çok kıymetli, şâheser nitelikte tesbihler yapılmıştır. Bugün Topkapı Sarayında, Osmanlılar zamânında yirmi dört cins ağaç, yüz elli kadar da taştan yapılmış çok kıymetli, hepsi birbirinden güzel tesbihler bulunmaktadır.<br />
<br />
Dünyânın en güzel tesbihleri İstanbul’da yapılmıştır. Tesbihler yapılırken, özellikle yeşim, mercan, kehribar, zümrüt, yakut gibi kıymetli ve sert taşlardan yapılacak tesbih tânelerinin aynı şekil ve hacimde yapılması çok zahmetli ve mahâret isterdi. Mücevher taşlarının tıraş edilmesi, hattâ ondan daha zor işlenen bâzı tesbihlerin yapılması on sene kadar sürerdi. Yapılan bu tesbihler o zamanlar birkaç bin altın liraya satılırdı.<br />
<br />
Güzel ve kıymetli olan tesbihler onları yapan ustaların isimleriyle anılırdı. Bu tesbihler tornada çekildiği için onları yapanlara “çeken” tâbir olunurdu. Tesbih çeken ustaların dükkânları daha çok Bâyezîd çevresindeydi. Bu sanatkârların meşhurlarından bâzıları şunlardır: Horoz lâkaplı Sâlih Usta, Tophâneli İsmet Usta, Hasan Usta, Nûri Usta gibi.<br />
<br />
Ağaç tesbihlerin îmâl edilişinde seçilen ağaçlar, önce ince çubuklar hâline getirilir. Sonra bu çubuklar testereyle küçük küçük doğranır, bu parçalar uzun çalışmalardan sonra yuvarlanır, delikleri açılırdı. Taştan yapılan tesbihlerse elmas tozu ile çarkta aşındırılarak traş edilmek üzere işlenirdi.<br />
<br />
Tesbihte başlıca şu kısımlar bulunur:<br />
<br />
İmâme: Tesbih ipinin iki ucunun içinden geçirilip, tepesinde düğümlenen uzunca bir sap görünümünde olan, tesbihin başlangıç noktasını belli eden kısım.<br />
<br />
Püskül: İmâmenin ucunda bulunan ipekten süslü kısım. Buna kamçı da denir.<br />
<br />
Nişâne: Her otuz üç tânede bir, yassıca ve ortası delik kısım, buna durak da denir.<br />
<br />
Sandal ağacı, öd ağacı gibi kokulu ağaçlardan ve amberden yapılan tesbihler güzel koku verir. Rengi, tatlı bir kırmızı olan mercan tesbihler çok kıymetlidir.<br />
<br />
Tesbih, insanlara Allahü teâlâyı hatırlatan bir vâsıta olduğundan, örfümüze de girmiştir. Anadolu’da yaşayan örflerimizden biri de, ölen bir babanın tesbihi Kur’ân-ı kerîmi ve saati büyük oğula verilir. Büyük oğul babanın yerini tuttuğundan örfe sadık kalarak Kur’ân-ı kerîmi okur, tesbihi çeker. Böylece, âile yapısından gelen feyz ve bereket devam ederdi.<br />
<br />
Kur’ân-ı kerîmde tesbihle ilgili birçok âyet-i kerîme vardır. Hadid sûresi 1. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Göklerde ve yerde ne varsa hep Allah’ı tesbih etmektedir.”; İsra sûresi 44. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Yedi gök ve yer, bir de bunlar içinde bulunanlar (insan, cin ve melekler) Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir varlık, yoktur ki, O’nu hamd ve tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihini (dillerini bilmediğinizden) anlamazsınız.” buyurulmaktadır.<br />
<br />
Peygamber efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmaktadır: “Bir kimse gece yatarken günde yüz defâ “Sübhanallahi vel hamdülillahi velâ ilahe illallahü vallahü ekber” derse, o kimse tesbih, tahmid ve tekbir eylemiş olur.” Bunu çok okumakla kusurlarının, günahlarının affedilmesini istemiş olur. Böylece günah ve sevaplarını düşünerek kendini muhâsebe yapar. Yine bir hadîs-i şerîfte; “Cenâb-ı Allahın dinde sevgili, dilde hafif, terâzide ağır olan iki şeyini bildiriyorum: “Sübhanallahi ve bihamdihi, sübhanallahil azîm.” Diğer bir hadîs-i şerîfte; “Bir günde yüz defâ “Sübhanallahi ve bihamdihi” derse o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar çok olsa (kul hakları hâriç) affolunur.” buyrulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERZİ VE TERZİLİK]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31701</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:09:53 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31701</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERZİ VE TERZİLİK</span></span><br />
<br />
Alm. Schneider (-in f) (m), und Schneider-ge-werbe, -handwerk n, -kunst (f), Fr. Tailleur (m), et métier (m), de tailleur, couture, İng. Tailor, dressmaker and tailoring, dressmaking. Deri, kumaş ve buna benzer şeylerden erkek veya kadın elbisesi biçip diken kimse. Günümüzde elbise dikenlere “terzi”, bu mesleğe de “terzilik” ismi verilmektedir.<br />
<br />
Terzilik; târihi çok eskilere dayanan bir meslektir. İlk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâm zamânından beri insanlar giyinme ihtiyaçlarını dokuma, deri ve buna benzer şeylerden elbiseler dikerek karşılıyorlardı. Daha sonraları kumaş dokuma sanatı gelişti. Dokunan bu kumaşları kesip biçme, dikip süsleme, insan vücûduna uydurma durumu ortaya çıktı. Bu işin ortaya çıkması, terziliğin ilk adımı oldu. Kur’ân-ı kerîmde ismi geçen, ilk defâ kalemle yazı yazan İdris aleyhisselâm, ok ve yay kullanmanın yanında terzilik mesleğini de insanlara öğretti. Bunun için İdris Peygambere (aleyhisselâm), terzilerin ve âlimlerin pîrî dendi. Yüz seksen kadar da şehir kurduğu rivâyet edilmektedir.<br />
<br />
Bu işler zamanla gelişerek cemiyetin bir ihtiyacı hâline geldi. Çeşitli ustalık ve ince zevke dayanan bir meslek şekline döndü.<br />
<br />
Terzilik mesleği; “biçki” ve “dikiş” denen iki ana kâideye dayanmaktadır. Terzilerin mesleklerinde yükselebilmesi ve iş yapabilmeleri için, bu iki kâideyi iyi bilmeleri lâzımdır. Ayrıca biçki işleriyle uğraşan erkek terzilere “makas” ismi de verilmektedir.<br />
<br />
1. Biçki: Kesilip dikilecek kumaşların, onu giyecek kişilerin ölçülerine ve modellerine göre biçme işine denir.<br />
<br />
2. Dikiş: Biçki kadar önemlidir. Kumaşlar biçildikten sonra, kesilen parçaların birbirine eklenmesi, onların birbirine uydurulması işidir. Dikiş kendi başına ihtisas isteyen bir sanattır. Terzilikteyse çok daha mühimdir.<br />
<br />
Biçki ve dikişten sonra terzilik mesleğinin içinde bulunan prova etme işi de çok önemlidir. Prova; elbisenin henüz tamamlanmadan dikilen, kişinin vücûduna uygun olup olmadığını öğrenmek için yapılan denemedir, kontroldür. Dikişte ve biçkide bir hatâ varsa bu sırada düzeltilir.<br />
<br />
İlk zamanlar erkek ve kadın elbiselerini aynı terziler dikerlerdi. Günümüzde genel olarak erkek ve bayan terzileri ayrıdır. Bâzı yerlerdeyse hem erkek ve hem kadın elbise dikimleriyle uğraşan erkek terziler de vardır.<br />
<br />
Son yıllarda ise konfeksiyonculuk (hazır elbise sanâyii) çok geliştiğinden ısmarlama elbise diken terzilik mesleğine rağbet azalmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERZİ VE TERZİLİK</span></span><br />
<br />
Alm. Schneider (-in f) (m), und Schneider-ge-werbe, -handwerk n, -kunst (f), Fr. Tailleur (m), et métier (m), de tailleur, couture, İng. Tailor, dressmaker and tailoring, dressmaking. Deri, kumaş ve buna benzer şeylerden erkek veya kadın elbisesi biçip diken kimse. Günümüzde elbise dikenlere “terzi”, bu mesleğe de “terzilik” ismi verilmektedir.<br />
<br />
Terzilik; târihi çok eskilere dayanan bir meslektir. İlk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselâm zamânından beri insanlar giyinme ihtiyaçlarını dokuma, deri ve buna benzer şeylerden elbiseler dikerek karşılıyorlardı. Daha sonraları kumaş dokuma sanatı gelişti. Dokunan bu kumaşları kesip biçme, dikip süsleme, insan vücûduna uydurma durumu ortaya çıktı. Bu işin ortaya çıkması, terziliğin ilk adımı oldu. Kur’ân-ı kerîmde ismi geçen, ilk defâ kalemle yazı yazan İdris aleyhisselâm, ok ve yay kullanmanın yanında terzilik mesleğini de insanlara öğretti. Bunun için İdris Peygambere (aleyhisselâm), terzilerin ve âlimlerin pîrî dendi. Yüz seksen kadar da şehir kurduğu rivâyet edilmektedir.<br />
<br />
Bu işler zamanla gelişerek cemiyetin bir ihtiyacı hâline geldi. Çeşitli ustalık ve ince zevke dayanan bir meslek şekline döndü.<br />
<br />
Terzilik mesleği; “biçki” ve “dikiş” denen iki ana kâideye dayanmaktadır. Terzilerin mesleklerinde yükselebilmesi ve iş yapabilmeleri için, bu iki kâideyi iyi bilmeleri lâzımdır. Ayrıca biçki işleriyle uğraşan erkek terzilere “makas” ismi de verilmektedir.<br />
<br />
1. Biçki: Kesilip dikilecek kumaşların, onu giyecek kişilerin ölçülerine ve modellerine göre biçme işine denir.<br />
<br />
2. Dikiş: Biçki kadar önemlidir. Kumaşlar biçildikten sonra, kesilen parçaların birbirine eklenmesi, onların birbirine uydurulması işidir. Dikiş kendi başına ihtisas isteyen bir sanattır. Terzilikteyse çok daha mühimdir.<br />
<br />
Biçki ve dikişten sonra terzilik mesleğinin içinde bulunan prova etme işi de çok önemlidir. Prova; elbisenin henüz tamamlanmadan dikilen, kişinin vücûduna uygun olup olmadığını öğrenmek için yapılan denemedir, kontroldür. Dikişte ve biçkide bir hatâ varsa bu sırada düzeltilir.<br />
<br />
İlk zamanlar erkek ve kadın elbiselerini aynı terziler dikerlerdi. Günümüzde genel olarak erkek ve bayan terzileri ayrıdır. Bâzı yerlerdeyse hem erkek ve hem kadın elbise dikimleriyle uğraşan erkek terziler de vardır.<br />
<br />
Son yıllarda ise konfeksiyonculuk (hazır elbise sanâyii) çok geliştiğinden ısmarlama elbise diken terzilik mesleğine rağbet azalmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TERSÂNE]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31700</link>
			<pubDate>Fri, 11 Oct 2024 20:09:03 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=31700</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERSÂNE</span></span><br />
<br />
Alm. Werft (f), Marinearsenal (n), Fr. Arsenal (m), İng. Dockyard, maritime arsenal. Gemi inşâ ve bakımının yapılması için gerekli teknik, lojistik imkânlara sâhip olan ve birçok fabrikanın bulunduğu geniş bir iş merkezine verilen isim. Tersânelerin ilk akla gelen imkânları meyilli kızak yapılar, kuru veya yüzer havuz, kaldırma kapasitesi tonlarca olan büyük vinçler, presler, giyotinler, makina tezgâhları, kaynak makinaları ve kalifiye teknik personeldir. Gemi inşâ ve bakım işlerinin aksamadan yürütülmesi için ayrıca malzeme akışını sağlayan lojistik imkânlar da tersânelerde büyük görevler icrâ eder. Bugünkü tersânelerde, inşâ edilecek gemilerin plânlarını tasarladıktan sonra çizen resimhâneyle iş sırasını ve yapılış şeklini târif eden plânlama kısmı da vardır.<br />
<br />
Tersâneler, daha çok askerî maksatlarla kurulmuş olmakla birlikte hem gemilerin inşâsı için faaliyetlerini sürdürmüşler hem de arıza yapan gemilerin sistemlerinin tâmir işleriyle uğraşmışlardır. Dünyânın en büyük tersâneleri ABD’de bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı Boston, Newyork, Philadelphia, Norfolk, Charleston, San Fransisco, Long Beach ve Pearl Harbor askerî tersâneleridir. General Dynamics, General Motors ve daha birçok büyük firmanın özel gemi inşâ sahaları vardır. İngiltere’de büyük tersâneler Portsmonth ve Plymouth’ta; Fransa’nın büyük tersâneleri Cherbaurg, Brest ve Toulon’da bulunmaktadır. Avrupa’daki birçok devletin kendi tersâneleri mevcuttur.<br />
<br />
Birinci ve İkinci Dünyâ harplerinde Alman gemi sanâyii çok ileri gitmişti. Bu savaşlar sonunda bu yüksek teknoloji ABD ve Sovyet Rusya’ya taşındı. Rusya savaştan sonra Doğu Almanya ve Polonya’daki tersânelerden söktüğü tezgâh, vinç ve diğer techizatı Leningrad, Nikoloyev, Kherson, Archangel, Sivastopol, Odessa ve Vladivostok tersânelerine taşı(Zeker) sistemlerini yeniledi.<br />
<br />
Gemilerin açık denizlerde bakımının yapılabilmesi için İkinci Dünyâ Harbinden sonra yüzer havuzlar inşâ edilmiştir. Yüzer havuzların özelliği bir gemi gibi açık denizlerde hareket etmesi veya çekilmesidir. Havuz sarnıçlarına su alarak dalışa geçer, onarım görecek gemi havuz içine girerek havuzun tekrar yükselmesiyle karinası su üstüne çıkmış olur. Tersânelerin lojistik görevlerini icrâ eden büyük cephâne, akaryakıt, yiyecek gibi malzeme taşıyan seyyar yüzer birlikler de mevcuttur.<br />
<br />
Tersânelerimiz: Türkler Anadolu’ya ayak bastıktan sonra denize açılabilmek için tersâneler kurarak kendi gemilerini kendileri yapmışlardır. Türkiye Selçukluları Alanya’da Alâiye Tersânesini kurmuşlardır. Aydıncık Tersânesi, Çanakkale havâlisinde yerleşmiş olan KarasiBeyliği tarafından, Sinop Tersânesi, Candaroğulları Beyliği tarafından kurulmuştur. Orhan Gâzinin emrinde çalışan Karesi asıllı Karamürsel Alp, Karamürsel kasabasında Bizans topraklarında çok gizli olarak tekneler inşâ etmiştir (Bkz. Karamürsel Alp). Karamürsel Beyin tekne tipleri bugün dahi kullanılmaktadır.<br />
<br />
Osmanlılarda ilk düzenli tersâne Sultan Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Gelibolu’da yapıldı. 1390 senesinde Saruca Paşa tarafından kurulan tersânede büyük gemiler yapılmaya başlandı. Donanma da buraya taşınınca Bizans’ın Akdeniz’le ilgisi kesilmiş oldu.<br />
<br />
Gelibolu’dan sonra ikinci büyük tersâne İstanbul’da yapıldı. Fâtih Sultan Mehmed Han, Haliç’te Aynalıkavak semtinde küçük bir tersâne kurdurdu. Haliç Tersânesi adını alan bu tersâne, 1497 yılında Sultan İkinci Bâyezîd Han tarafından genişletildi. Kemâl, Burak ve Pîrî Reis tarafından idâre edilen donanmanın gemilerinin bir çoğu burada inşâ edilmiştir. Mısır ve Suriye’yi fetheden Yavuz Sultan Selim Han, Papa Onuncu Leon’un kendi aleyhine bir ittifak hazırladığını duyunca, bir donanmayla Akdeniz hâkimiyetini elde etmeyi düşündü. Vezir-i âzam Pîrî Mehmed Paşayı bu işe memur ederek dedesi Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yapılan ve babası tarafından genişletilen Tersâneyi 1515’te daha da büyüterek üstleri kapalı kızaklar inşâ ettirdi. Bu tersânede Kânûnî Sultan Süleyman Han 1527’de göz tâbir edilen kapalı kızakları iki yüze çıkararak, tersâne ihtiyaçları için lüzumlu ambar ve mahzenleri inşâ etmek sûretiyle, Haliç’te mükemmel bir imkân vücûda getirdi.<br />
<br />
Gemi inşâsının Avrupa tekniklerine uygun olarak yapılması maksadıyla, Baron de Tott’un tavsiyesi üzerine Haliç’te Karaoğlu semtinde mühendislik eğitimi veren bir okul açıldı (1776). Avrupa’dan gemi inşaat mühendisleri getirildi.<br />
<br />
1789 yılında Sultan Mahmûd Han tarafından Haliç Tersânesi tekrar genişletildi. Gemi boylarının büyümesi dolayısıyla kızaklarda tâmirat zor olduğundan kuru havuz yapma yönüne gidildi. Haliç Tersânesinin Azapkapı yönünde bir kuru havuz inşâ edildi. Daha sonra 1825 yılında boyu 85,34 m, genişliği 19,20 m ve çektiği su 7,31 m3 olan gemileri alabilecek ikinci bir taş havuz inşâ edilmiştir. 1857 yılında üçüncü havuza başlanmış fakat Sultan Abdülmecîd Hanın 1860’ta vefâtı üzerine inşaat durmuş, daha sonra Sultan Abdülazîz Han zamânında tekrar başlanmış 1869’da tamamlanmıştır. Bu taş havuz 115,82 m uzunluğunda, 21,94 m genişliğinde, 8,53 m3 su çeken gemileri havuzlamaya elverişli büyüklüktedir.<br />
<br />
Sultan Mahmûd Han zamânında inşâ edilen taş havuz, 1874 yılında Sultan Abdülazîz Han tarafından büyütülmüş, böylece bu havuz 153,92 m boyunda, 19,20 m genişliğinde, 7,31 m3 su çeken gemileri havuzlamaya müsâit bir hâle gelmiştir. Tanzimat devrinde tersânenin Hasköy kısmına Vâlide Kızağı, Taşkızak ve Ağaçkızak inşâ edilmiştir ki, Taşkızak’ın inşaatı 1840’ta bitirilmiştir.<br />
<br />
Haliç Tersânesinde bu havuzlar hâlen kullanılmakta olup, sâdece kapakları değiştirilmiştir. Ecdattan kalan bu eserler tamâmen Türk mühendis ve işçisinin emeğiyle yapılmıştır. Bugün özel teknikler kullanılarak yapılan havuz inşaatları düşünüldüğünde eskilerin, o günkü imkânlarla nasıl yapılabildiği hâlen tam olarak bilinmemektedir. O günlerden kalan bu taş havuzlardan başkaca hiçbir taş havuzumuz (Kuru havuz) yoktur. Pendik Tersânesinde 1969 senesinde büyük bir kuru havuz inşaatına başlanmışsa da sâdece hafriyatı yapılıp bırakılmıştır.<br />
<br />
Öte yandan Yavuz Sultan Selim Han zamânında sınırlar Mısır’a kadar ulaşınca harekât ve lojistik destek kolaylıkları sağlamak maksadıyla Süveyş ve Mısır kaptanlığı adıyla bağımsız bir kaptanlık kurdular. Bu donanma 1532 yılında 80 parça olarak Mısır Beylerbeyi Süleyman Paşa zamânında kurulmuştu. Gemi ihtiyaçlarını karşılamak için de Süveyş Tersânesi tesis edilmişti. Bu donanmayla Hint ve Umman denizlerinde faaliyet gösteren Portekizlilerle mücâdele edildiği gibi, Hindistan taraflarındaki İslâm ülkelerine de yardım yapılmıştır.<br />
<br />
Osmanlılar Macaristan’ı fethettikten sonra, Tuna Nehri üzerindeki Rusçuk şehrinde tersâne yaptılar. Burada hafif nehir gemileri yapılır ve onarılırdı. Ayrıca kışın gemiler, bu tersânede kışlarlardı. Yerleri bakımından önemli olan bu tersânelerin yanında Basra ve çevresini korumak için Birecik (Urfa)te küçük bir tersâne kuruldu. Hafif gemilerin yapıldığı bu tersânede 18. yüzyıl sonlarında Fırat’ta çalışmak için hafif bir filo (ince donanma) donatılmıştı. Büyük harp gemisi inşaasına müsâit Gemlik Tersânesiyse 19. yüzyıl sonuna kadar faaliyetini sürdürmüştür.<br />
<br />
Diğer bir Osmanlı tersânesi de İzmit Tersânesidir. Eski şekli bilinmeyen bu tersânenin muhâfaza duvarları 1838 yılında Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından yapılmıştır. Bu tersânenin kapasitesi hakkında bir fikir edinilmesi için muhtelif senelerde inşâ edilmiş bâzı gemilerin vasıfları aşağıda verilmiştir.<br />
<br />
Feyziye Kalyonu: 1836’da inşâ edilmiştir. Geminin boyu 60,35 m, genişliği 16,76 m ve çektiği su 7,01 m3tür.<br />
<br />
Feyzi Rahman Firkateyni: (Firkateyn: Üç direkli, hem güvertesinde, hem ambarında otuzdan yetmişe kadar topu olan 1500 kadar mürettebatlı, yalnız yelkenle yürüyen ve yelken donanımı tam, ağır harp gemisi) 1828 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 39,32 m, genişliği 10,67 m ve çektiği su 4,57 m3tür.<br />
<br />
Hüdâvendigâr Firkateyni: 1860 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 52,42 m, genişliği 31,1 m ve çekdiği su 6,40 m3tür.<br />
<br />
Peyki Ticâret Gemisi: 1840 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 36,58 m, genişliği 8,53 m, çekdiği su 1,83 m3tür.<br />
<br />
Şadiye Kalyonu: 1857 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 97,54 m, genişliği 17,68 m, çektiği su 8,38 m3 olup, makine beygir kuvveti 650’dir.<br />
<br />
Bugün Türkiye’de gemi inşâ edebilecek kapasitede; Pendik Tersânesi, Camialtı Tersânesi, Gölcük Tersânesi, Taşkızak Tersânesi mevcuttur. Camialtı Tersânesiyle Taşkızak Tersânesi Osmanlılar zamânından kalma tersâneler olup, tezgah kapasiteleri yönünden geliştirilmiştir. Gölcük Tersânesi Komutanlığının kuruluşu 1926 senesine rastlar. Yavuz’un havuzlanması maksadıyla başlatılan onarım tesisleri 1942 senesinde makine fabrikası, döküm fabrikası ve tekne fabrikalarının inşaasıyla tersâne hâline dönmüştür. Tersânenin asıl gelişmesi 1947 senesinden sonra NATO yardımları çerçevesinde olmuştur. Bugün Gölcük Tersânesinde denizaltı, muhrip, fırkateyn, çıkarma araçları 30.000 dwt’luk sivil gemiler yapılabilmektedir. İstanbul Tuzla’daki Pendik Tersânesi Türkiye’nin en büyük tersânesi olup, 1980 senesinde tam faaliyete geçmiştir. Büyük tersâneler yanında küçük tâmir atelyeleri de faaliyetlerini sürdürmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TERSÂNE</span></span><br />
<br />
Alm. Werft (f), Marinearsenal (n), Fr. Arsenal (m), İng. Dockyard, maritime arsenal. Gemi inşâ ve bakımının yapılması için gerekli teknik, lojistik imkânlara sâhip olan ve birçok fabrikanın bulunduğu geniş bir iş merkezine verilen isim. Tersânelerin ilk akla gelen imkânları meyilli kızak yapılar, kuru veya yüzer havuz, kaldırma kapasitesi tonlarca olan büyük vinçler, presler, giyotinler, makina tezgâhları, kaynak makinaları ve kalifiye teknik personeldir. Gemi inşâ ve bakım işlerinin aksamadan yürütülmesi için ayrıca malzeme akışını sağlayan lojistik imkânlar da tersânelerde büyük görevler icrâ eder. Bugünkü tersânelerde, inşâ edilecek gemilerin plânlarını tasarladıktan sonra çizen resimhâneyle iş sırasını ve yapılış şeklini târif eden plânlama kısmı da vardır.<br />
<br />
Tersâneler, daha çok askerî maksatlarla kurulmuş olmakla birlikte hem gemilerin inşâsı için faaliyetlerini sürdürmüşler hem de arıza yapan gemilerin sistemlerinin tâmir işleriyle uğraşmışlardır. Dünyânın en büyük tersâneleri ABD’de bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı Boston, Newyork, Philadelphia, Norfolk, Charleston, San Fransisco, Long Beach ve Pearl Harbor askerî tersâneleridir. General Dynamics, General Motors ve daha birçok büyük firmanın özel gemi inşâ sahaları vardır. İngiltere’de büyük tersâneler Portsmonth ve Plymouth’ta; Fransa’nın büyük tersâneleri Cherbaurg, Brest ve Toulon’da bulunmaktadır. Avrupa’daki birçok devletin kendi tersâneleri mevcuttur.<br />
<br />
Birinci ve İkinci Dünyâ harplerinde Alman gemi sanâyii çok ileri gitmişti. Bu savaşlar sonunda bu yüksek teknoloji ABD ve Sovyet Rusya’ya taşındı. Rusya savaştan sonra Doğu Almanya ve Polonya’daki tersânelerden söktüğü tezgâh, vinç ve diğer techizatı Leningrad, Nikoloyev, Kherson, Archangel, Sivastopol, Odessa ve Vladivostok tersânelerine taşı(Zeker) sistemlerini yeniledi.<br />
<br />
Gemilerin açık denizlerde bakımının yapılabilmesi için İkinci Dünyâ Harbinden sonra yüzer havuzlar inşâ edilmiştir. Yüzer havuzların özelliği bir gemi gibi açık denizlerde hareket etmesi veya çekilmesidir. Havuz sarnıçlarına su alarak dalışa geçer, onarım görecek gemi havuz içine girerek havuzun tekrar yükselmesiyle karinası su üstüne çıkmış olur. Tersânelerin lojistik görevlerini icrâ eden büyük cephâne, akaryakıt, yiyecek gibi malzeme taşıyan seyyar yüzer birlikler de mevcuttur.<br />
<br />
Tersânelerimiz: Türkler Anadolu’ya ayak bastıktan sonra denize açılabilmek için tersâneler kurarak kendi gemilerini kendileri yapmışlardır. Türkiye Selçukluları Alanya’da Alâiye Tersânesini kurmuşlardır. Aydıncık Tersânesi, Çanakkale havâlisinde yerleşmiş olan KarasiBeyliği tarafından, Sinop Tersânesi, Candaroğulları Beyliği tarafından kurulmuştur. Orhan Gâzinin emrinde çalışan Karesi asıllı Karamürsel Alp, Karamürsel kasabasında Bizans topraklarında çok gizli olarak tekneler inşâ etmiştir (Bkz. Karamürsel Alp). Karamürsel Beyin tekne tipleri bugün dahi kullanılmaktadır.<br />
<br />
Osmanlılarda ilk düzenli tersâne Sultan Yıldırım Bâyezîd Han zamânında Gelibolu’da yapıldı. 1390 senesinde Saruca Paşa tarafından kurulan tersânede büyük gemiler yapılmaya başlandı. Donanma da buraya taşınınca Bizans’ın Akdeniz’le ilgisi kesilmiş oldu.<br />
<br />
Gelibolu’dan sonra ikinci büyük tersâne İstanbul’da yapıldı. Fâtih Sultan Mehmed Han, Haliç’te Aynalıkavak semtinde küçük bir tersâne kurdurdu. Haliç Tersânesi adını alan bu tersâne, 1497 yılında Sultan İkinci Bâyezîd Han tarafından genişletildi. Kemâl, Burak ve Pîrî Reis tarafından idâre edilen donanmanın gemilerinin bir çoğu burada inşâ edilmiştir. Mısır ve Suriye’yi fetheden Yavuz Sultan Selim Han, Papa Onuncu Leon’un kendi aleyhine bir ittifak hazırladığını duyunca, bir donanmayla Akdeniz hâkimiyetini elde etmeyi düşündü. Vezir-i âzam Pîrî Mehmed Paşayı bu işe memur ederek dedesi Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yapılan ve babası tarafından genişletilen Tersâneyi 1515’te daha da büyüterek üstleri kapalı kızaklar inşâ ettirdi. Bu tersânede Kânûnî Sultan Süleyman Han 1527’de göz tâbir edilen kapalı kızakları iki yüze çıkararak, tersâne ihtiyaçları için lüzumlu ambar ve mahzenleri inşâ etmek sûretiyle, Haliç’te mükemmel bir imkân vücûda getirdi.<br />
<br />
Gemi inşâsının Avrupa tekniklerine uygun olarak yapılması maksadıyla, Baron de Tott’un tavsiyesi üzerine Haliç’te Karaoğlu semtinde mühendislik eğitimi veren bir okul açıldı (1776). Avrupa’dan gemi inşaat mühendisleri getirildi.<br />
<br />
1789 yılında Sultan Mahmûd Han tarafından Haliç Tersânesi tekrar genişletildi. Gemi boylarının büyümesi dolayısıyla kızaklarda tâmirat zor olduğundan kuru havuz yapma yönüne gidildi. Haliç Tersânesinin Azapkapı yönünde bir kuru havuz inşâ edildi. Daha sonra 1825 yılında boyu 85,34 m, genişliği 19,20 m ve çektiği su 7,31 m3 olan gemileri alabilecek ikinci bir taş havuz inşâ edilmiştir. 1857 yılında üçüncü havuza başlanmış fakat Sultan Abdülmecîd Hanın 1860’ta vefâtı üzerine inşaat durmuş, daha sonra Sultan Abdülazîz Han zamânında tekrar başlanmış 1869’da tamamlanmıştır. Bu taş havuz 115,82 m uzunluğunda, 21,94 m genişliğinde, 8,53 m3 su çeken gemileri havuzlamaya elverişli büyüklüktedir.<br />
<br />
Sultan Mahmûd Han zamânında inşâ edilen taş havuz, 1874 yılında Sultan Abdülazîz Han tarafından büyütülmüş, böylece bu havuz 153,92 m boyunda, 19,20 m genişliğinde, 7,31 m3 su çeken gemileri havuzlamaya müsâit bir hâle gelmiştir. Tanzimat devrinde tersânenin Hasköy kısmına Vâlide Kızağı, Taşkızak ve Ağaçkızak inşâ edilmiştir ki, Taşkızak’ın inşaatı 1840’ta bitirilmiştir.<br />
<br />
Haliç Tersânesinde bu havuzlar hâlen kullanılmakta olup, sâdece kapakları değiştirilmiştir. Ecdattan kalan bu eserler tamâmen Türk mühendis ve işçisinin emeğiyle yapılmıştır. Bugün özel teknikler kullanılarak yapılan havuz inşaatları düşünüldüğünde eskilerin, o günkü imkânlarla nasıl yapılabildiği hâlen tam olarak bilinmemektedir. O günlerden kalan bu taş havuzlardan başkaca hiçbir taş havuzumuz (Kuru havuz) yoktur. Pendik Tersânesinde 1969 senesinde büyük bir kuru havuz inşaatına başlanmışsa da sâdece hafriyatı yapılıp bırakılmıştır.<br />
<br />
Öte yandan Yavuz Sultan Selim Han zamânında sınırlar Mısır’a kadar ulaşınca harekât ve lojistik destek kolaylıkları sağlamak maksadıyla Süveyş ve Mısır kaptanlığı adıyla bağımsız bir kaptanlık kurdular. Bu donanma 1532 yılında 80 parça olarak Mısır Beylerbeyi Süleyman Paşa zamânında kurulmuştu. Gemi ihtiyaçlarını karşılamak için de Süveyş Tersânesi tesis edilmişti. Bu donanmayla Hint ve Umman denizlerinde faaliyet gösteren Portekizlilerle mücâdele edildiği gibi, Hindistan taraflarındaki İslâm ülkelerine de yardım yapılmıştır.<br />
<br />
Osmanlılar Macaristan’ı fethettikten sonra, Tuna Nehri üzerindeki Rusçuk şehrinde tersâne yaptılar. Burada hafif nehir gemileri yapılır ve onarılırdı. Ayrıca kışın gemiler, bu tersânede kışlarlardı. Yerleri bakımından önemli olan bu tersânelerin yanında Basra ve çevresini korumak için Birecik (Urfa)te küçük bir tersâne kuruldu. Hafif gemilerin yapıldığı bu tersânede 18. yüzyıl sonlarında Fırat’ta çalışmak için hafif bir filo (ince donanma) donatılmıştı. Büyük harp gemisi inşaasına müsâit Gemlik Tersânesiyse 19. yüzyıl sonuna kadar faaliyetini sürdürmüştür.<br />
<br />
Diğer bir Osmanlı tersânesi de İzmit Tersânesidir. Eski şekli bilinmeyen bu tersânenin muhâfaza duvarları 1838 yılında Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından yapılmıştır. Bu tersânenin kapasitesi hakkında bir fikir edinilmesi için muhtelif senelerde inşâ edilmiş bâzı gemilerin vasıfları aşağıda verilmiştir.<br />
<br />
Feyziye Kalyonu: 1836’da inşâ edilmiştir. Geminin boyu 60,35 m, genişliği 16,76 m ve çektiği su 7,01 m3tür.<br />
<br />
Feyzi Rahman Firkateyni: (Firkateyn: Üç direkli, hem güvertesinde, hem ambarında otuzdan yetmişe kadar topu olan 1500 kadar mürettebatlı, yalnız yelkenle yürüyen ve yelken donanımı tam, ağır harp gemisi) 1828 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 39,32 m, genişliği 10,67 m ve çektiği su 4,57 m3tür.<br />
<br />
Hüdâvendigâr Firkateyni: 1860 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 52,42 m, genişliği 31,1 m ve çekdiği su 6,40 m3tür.<br />
<br />
Peyki Ticâret Gemisi: 1840 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 36,58 m, genişliği 8,53 m, çekdiği su 1,83 m3tür.<br />
<br />
Şadiye Kalyonu: 1857 yılında inşâ edilmiştir. Boyu 97,54 m, genişliği 17,68 m, çektiği su 8,38 m3 olup, makine beygir kuvveti 650’dir.<br />
<br />
Bugün Türkiye’de gemi inşâ edebilecek kapasitede; Pendik Tersânesi, Camialtı Tersânesi, Gölcük Tersânesi, Taşkızak Tersânesi mevcuttur. Camialtı Tersânesiyle Taşkızak Tersânesi Osmanlılar zamânından kalma tersâneler olup, tezgah kapasiteleri yönünden geliştirilmiştir. Gölcük Tersânesi Komutanlığının kuruluşu 1926 senesine rastlar. Yavuz’un havuzlanması maksadıyla başlatılan onarım tesisleri 1942 senesinde makine fabrikası, döküm fabrikası ve tekne fabrikalarının inşaasıyla tersâne hâline dönmüştür. Tersânenin asıl gelişmesi 1947 senesinden sonra NATO yardımları çerçevesinde olmuştur. Bugün Gölcük Tersânesinde denizaltı, muhrip, fırkateyn, çıkarma araçları 30.000 dwt’luk sivil gemiler yapılabilmektedir. İstanbul Tuzla’daki Pendik Tersânesi Türkiye’nin en büyük tersânesi olup, 1980 senesinde tam faaliyete geçmiştir. Büyük tersâneler yanında küçük tâmir atelyeleri de faaliyetlerini sürdürmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak</span></span><br />
<br />
Rehber Ansiklopedisi</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>