<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Raşit Tunca Board - Dinler Tarihi]]></title>
		<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/</link>
		<description><![CDATA[Raşit Tunca Board - https://xn--rait-65a.tunca.at]]></description>
		<pubDate>Sat, 11 Apr 2026 15:02:59 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Reenkarnasyon ve Karma : Ruhun Yeniden Doğuşu İnancı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=32700</link>
			<pubDate>Fri, 15 Nov 2024 21:55:01 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=32700</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=176137" target="_blank" title="">Reenkarnasyon ve karma-4.jpg</a> (Dosya Boyutu: 235.38 KB / İndirme Sayısı: 121)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon: Ruhun Yeniden Doğuşu İnancı</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon veya ruh göçü olarak da bilinen bu inanç, bir canlının ölümünden sonra ruhunun yok olmadığı, aksine farklı bir bedende yeniden doğduğunu savunur. Bu döngünün karma yasasıyla bağlantılı olduğu düşünülür ve kişinin bu hayattaki eylemlerinin bir sonraki hayatını şekillendirdiği inancı yaygındır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Kökenleri ve Yaygınlığı</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon inancı, özellikle Asya kökenli dinlerde ve felsefelerde yaygın olarak görülür. Özellikle Hinduizm, Budizm, Jainizm ve bazı yerli Amerikan inanç sistemlerinde temel bir inançtır. Bu dinlerde karma yasası ile birlikte ele alınır ve kişinin yaşadığı hayatların toplamının nihai kurtuluşu veya yeniden doğuş döngüsünden çıkmayı belirlediği düşünülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Temel İlkeleri</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhun Ölümsüzlüğü:</span></span> Reenkarnasyon inancının temelini ruhun ölümsüz olduğu ve bedenin sadece geçici bir kabuk olduğu düşüncesi oluşturur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasası:</span></span> Bu yasa, kişinin yaptığı eylemlerin sonuçlarının er ya da geç karşılığını bulacağını ve bu sonuçların kişinin bir sonraki hayatını belirleyeceğini savunur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yeniden Doğuş:</span></span> Ruh, ölümden sonra yeni bir bedende yeniden doğar. Bu beden, bir insan, hayvan veya başka bir varlık olabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nirvana veya Moksha:</span></span> Bu terimler, yeniden doğuş döngüsünden kurtulma ve nihai bir aydınlanmaya ulaşma durumunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Farklı Kültürlerdeki Yorumları</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Hinduizm:</span></span> Hinduizm'de reenkarnasyon, karma yasasıyla birlikte ele alınır ve varoluşun temel döngüsü olarak kabul edilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Budizm:</span></span> Budizm'de de reenkarnasyon önemli bir kavramdır. Buda, varoluşun acı olduğunu ve bu acıdan kurtulmanın yolunun aydınlanma olduğunu öğretmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jainizm:</span></span> Jainizm'de de reenkasyon, karma yasasıyla birlikte ele alınır ve ruhun saflaşma süreci olarak görülür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kelt Mitolojisi:</span></span> Kelt mitolojisinde de ruhun yeniden doğuşu inancı bulunur. Örneğin, bazı efsanelerde kahramanların ruhlarının ağaçlarda veya hayvanlarda yeniden doğduğu anlatılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon ve Bilim</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon, bilimsel olarak kanıtlanmış bir olgu değildir. Ancak bazı parapsikolojik araştırmalar, geçmiş hayat deneyimleri iddialarını inceleyerek bu konuya ilgi duymuştur. Bununla birlikte, bu araştırmaların sonuçları bilim dünyası tarafından genel olarak kabul görmemektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon ve Dinler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam:</span></span> İslam dininde reenkarnasyon inancı kabul edilmez. İslam'a göre, ölümden sonra kıyamet kopacak ve insanlar yaptıklarına göre hesaba çekilecektir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hristiyanlık:</span></span> Hristiyanlığın büyük çoğunluğu reenkarnasyonu kabul etmez. Ancak bazı Hristiyan grupları, özellikle de bazı mistik ekoller, reenkarnasyona benzer bazı inançlara sahip olabilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, reenkarnasyon, insanlık tarihi boyunca birçok kültürde yer almış karmaşık ve ilgi çekici bir inançtır. Bu inanç, ölümden sonraki hayat, karma ve varoluşun anlamı gibi derin sorulara cevap arama çabası içindeki insan zihninin bir yansıması olarak görülebilir. Ancak, reenkarnasyonun bilimsel bir temeli olup olmadığı ve farklı dinlerdeki yeri hala tartışmalı konulardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Not:</span></span> Bu makale, reenkarnasyon konusuna genel bir bakış sunmaktadır. Daha detaylı bilgi için ilgili kaynakları inceleyebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasası: Eylemlerinizin Sonuçları</span></span><br />
<br />
Karma yasası, kısaca bir kişinin yaptığı her eylemin bir sonucu olacağı ve bu sonuçların kişinin gelecekteki deneyimlerini şekillendireceği inancına dayanır. Bu yasa, özellikle Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi Doğu felsefelerinde önemli bir yer tutar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Nasıl İşler?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylem ve Sonuç:</span></span> Her eylem, ister fiziksel ister zihinsel olsun, evrende bir titreşim yaratır ve bu titreşim, benzer titreşimleri çekerek sonuçlara yol açar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nedensellik:</span></span> Karma, basitçe bir neden-sonuç ilişkisidir. İyi niyetli ve yapıcı eylemler, olumlu sonuçlar doğururken; kötü niyetli ve yıkıcı eylemler, olumsuz sonuçlara yol açar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonla İlişkisi:</span></span> Karma yasası, reenkarnasyon inancıyla sık sık birlikte ele alınır. Bu inanışa göre, bir kişinin yaptığı eylemlerin sonuçları, o kişinin bir sonraki hayatında deneyimleyeceği olayları belirler.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Denge:</span></span> Karma, evrensel bir dengeyi koruma amacı taşır. Yani, bir kişi ne kadar iyi veya kötü eylem yaparsa, o kadar iyi veya kötü sonuçlarla karşılaşır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasasının Önemi</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Gelişim:</span></span> Karma yasası, insanların iyi davranışlar sergilemelerine ve kötü davranışlardan kaçınmalarına teşvik eder. Çünkü yapılan her eylemin bir karşılığı olacağı bilinci, ahlaki bir yaşam sürmeye yönlendirir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sorumluluk Bilinci:</span></span> Karma, insanların kendi hayatlarından sorumlu oldukları bilincini aşılar. Yani, bir kişinin yaşadığı olumsuzluklar, kendi geçmiş eylemlerinin bir sonucu olarak görülür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kabulleniş:</span></span> Karma, insanların hayatlarındaki olayları daha iyi anlamalarına ve kabullenmelerine yardımcı olur. Çünkü her şeyin bir nedeni olduğu düşüncesi, olumsuz durumlarla başa çıkmayı kolaylaştırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Gelişim:</span></span> Karma, insanların kendilerini sürekli olarak geliştirmelerine ve daha iyi bir insan olmaya çalışmalarına teşvik eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasası ve Günümüz</span></span><br />
<br />
Karma yasası, günümüzde de birçok insan tarafından kabul edilen bir felsefedir. Özellikle kişisel gelişim ve spiritüel alanlarda sıklıkla kullanılır. Ancak, karma yasasının bilimsel olarak kanıtlanması mümkün değildir. Bu nedenle, daha çok bir inanç sistemi olarak kabul edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma yasasıyla ilgili sıkça sorulan sorular:</span></span><br />
<br />
    Karma sadece insanlara mı uygulanır? Hayır, karma yasası tüm canlıları ve hatta cansız varlıkları kapsar.<br />
    Karma, kadercilik midir? Karma, kadercilikten farklıdır. Karma, kişinin kendi eylemlerinin sonuçlarını belirlediğini söylerken, kadercilik, her şeyin önceden belirlenmiş olduğunu savunur.<br />
    Kötü şeyler yaşayan insanlar neden kötü şeyler yapmıştır? Karma, her zaman bu hayatta karşılık bulmayabilir. Bazı karma etkileri, birden fazla hayata yayılabilir. Ayrıca, bir kişinin yaşadığı olumsuzluklar, sadece kendi geçmiş eylemlerinin sonucu olmayabilir, aynı zamanda çevresel faktörler de etkili olabilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, karma yasası, insan yaşamının anlamını açıklamaya çalışan ve ahlaki bir yaşam sürmeye teşvik eden derin bir felsefedir. Bu yasa, bireylere kendi hayatlarından sorumlu oldukları bilincini aşılar ve kişisel gelişimlerine katkı sağlar.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Reenkarnasyon Arasındaki İlişki</span></span><br />
<br />
Karma ve reenkarnasyon kavramları, özellikle Doğu felsefeleri ve dinlerinde sıklıkla birlikte anılan ve birbirini tamamlayan iki önemli konseptir. Bu iki kavram arasındaki ilişki, insan yaşamının anlamı, ölümden sonraki hayat ve evrensel adalet gibi derin sorulara yanıt arama çabası içindeki insan zihninin bir yansımasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Nedir?</span></span><br />
<br />
Karma, kısaca bir kişinin yaptığı her eylemin bir sonucu olacağı ve bu sonuçların kişinin gelecekteki deneyimlerini şekillendireceği inancına dayanır. İyi niyetli ve yapıcı eylemler, olumlu sonuçlar doğururken; kötü niyetli ve yıkıcı eylemler, olumsuz sonuçlara yol açar. Bu nedenle karma, bir tür kozmik neden-sonuç ilişkisidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon ise, bir canlının ölümünden sonra ruhunun yok olmadığı, aksine farklı bir bedende yeniden doğduğunu savunur. Bu döngü, karma yasasıyla yakından ilişkilidir. Kişinin bu hayattaki eylemleri, bir sonraki hayatında deneyimleyeceği olayları belirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Reenkarnasyonun Birlikteliği</span></span><br />
<br />
    Eylemlerin Sonuçları: Karma yasasına göre yapılan her eylemin bir karşılığı vardır. Bu karşılık, kişinin aynı yaşamında veya sonraki yaşamlarında ortaya çıkabilir. Reenkarnasyon, bu karşılığın bir sonraki yaşamda ortaya çıkma olasılığını sunar.<br />
    Ruhun Gelişimi: Reenkarnasyon inancına göre, ruh, her yeniden doğuşta yeni deneyimler kazanır ve böylece gelişir. Karma ise bu gelişimi yönlendirir. İyi eylemler, ruhun yükselmesine ve daha iyi bir hayata doğru ilerlemesine yardımcı olurken, kötü eylemler, ruhun gerilemesine neden olur.<br />
    Döngüsellik: Karma ve reenkarnasyon, bir döngüsel varoluşu ifade eder. Kişi, yaptığı eylemlerin sonuçlarını deneyimleyerek sürekli olarak öğrenir ve gelişir. Bu döngü, nihai bir aydınlanmaya veya kurtuluşa ulaşmak için devam eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Anlatım</span></span><br />
<br />
    İyi Bir Eylem: Bir kişi, fakir birine yardım ederse, bu iyi eylem onun karmik hesabına iyilik olarak yazılır. Bu iyiliğin karşılığı, gelecekteki bir yaşamında daha iyi bir durumda doğması veya zor bir durumda yardım görmesi şeklinde olabilir.<br />
    Kötü Bir Eylem: Bir kişi, başka birine zarar verirse, bu kötü eylem onun karmik hesabına kötülük olarak yazılır. Bu kötülüğün karşılığı, gelecekteki bir yaşamında benzer bir acı çekmesi veya zorluklarla karşılaşması şeklinde olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle</span></span><br />
<br />
Karma ve reenkarnasyon, birbirini tamamlayan iki kavramdır. Karma, eylemlerin sonuçları ve ahlaki sorumluluk üzerine odaklanırken, reenkarnasyon, ruhun ölümsüzlüğü ve döngüsel varoluş üzerine odaklanır. Bu iki kavram birlikte, insan yaşamının anlamını, evrensel adaleti ve kişisel gelişimi açıklamaya çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Farklı Dinlerdeki Yorumları</span></span><br />
<br />
Karma kavramı, özellikle Doğu felsefeleri ve dinlerinde sıkça karşımıza çıkan ve bir kişinin eylemlerinin sonuçlarını ifade eden bir kavramdır. Bu kavram, farklı dinler ve kültürlerde farklı şekillerde yorumlanmış ve anlaşılmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hinduizm'de Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Temel İnanç:</span></span> Hinduizm'de karma, reenkarnasyon ile birlikte ele alınır. Bir kişinin yaptığı her eylem, bir sonraki hayatında yaşayacağı deneyimleri belirler. İyi eylemler, daha iyi bir hayata, kötü eylemler ise daha zor bir hayata yol açar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Dharma:</span></span> Hinduizm'de karma, dharma (ahlaki görev) kavramıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Dharma'ya uygun yaşamak, iyi karma biriktirmek anlamına gelir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Moksha:</span></span> Hinduizm'in nihai amacı olan moksha (kurtuluş), karma döngüsünden kurtulmak ve Brahman (evrensel ruh) ile birleşmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Budizm'de Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylem ve Sonuç:</span></span> Budizm'de de karma, eylemlerin sonuçları üzerine odaklanır. Ancak, Budizm'de karma daha çok zihinsel eylemlerle ilişkilidir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dört Asil Gerçek:</span></span> Budizm'in dört asil gerçeği (acı, acının kökeni, acının sonu ve acıdan kurtuluş yolu) karma ile yakından ilgilidir. Acının kökeni, kişinin geçmiş yaşamlarından gelen karmadır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nirvana:</span></span> Budizm'in nihai amacı olan nirvana, karma döngüsünden kurtulma ve aydınlanmaya ulaşmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jainizm'de Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jiva ve Karma:</span></span> Jainizm'de karma, jiva (ruh) ile ilişkilidir. Jiva, yaptığı eylemlerle karma toplar ve bu karma, jivanın yeniden doğuşunu belirler.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahimsa:</span></span> Jainizm'de ahimsa (şiddetsizlik) en önemli erdemdir. Ahimsa uygulamak, karmayı azaltmanın en iyi yoludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diğer Dinlerde Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sikhizm:</span></span> Sikhizm'de karma, Hinduizm ve Budizm'deki anlamlarına benzer şekilde kullanılır. Ancak Sikhizm, karmayı daha çok kişisel gelişim ve Tanrı ile birleşme sürecinde bir araç olarak görür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Taoizm:</span></span> Taoizm'de karma, doğanın döngüselliği ve denge kavramıyla ilişkilendirilir. İyi ve kötü eylemlerin bir denge içinde olması gerektiği vurgulanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Konfüçyüsçülük:</span></span> Konfüçyüsçülükte karma, doğrudan bahsedilmese de, benzer bir kavram olan "tianming" (göksel kader) bulunur. Bu kavram, insanların eylemlerinin sonuçlarını ve kaderini etkilediği düşüncesini ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Batı Felsefesi ve Karma</span></span><br />
<br />
Batı felsefesi ve psikolojide de karmaya benzer kavramlar bulunmaktadır. Örneğin, Sigmund Freud'un id ve süperego kavramları, karmaya benzer şekilde insan davranışlarını açıklamaya çalışır. Ayrıca, Jung'un kolektiv bilinçaltı kavramı da karma ile bazı benzerlikler gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Modern Dünyada Anlayışı</span></span><br />
<br />
Günümüzde karma, daha çok kişisel gelişim ve spiritüel alanlarda kullanılmaktadır. Karma, insanların kendi hayatlarından sorumlu oldukları ve yaptıkları her eylemin bir sonucu olacağı bilincini aşılar. Ancak, karma kavramı bilimsel olarak kanıtlanamadığı için daha çok bir inanç sistemi olarak kabul edilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, karma kavramı, farklı din ve kültürlerde farklı şekillerde yorumlanmış olsa da, temelde insan eylemlerinin sonuçları ve ahlaki sorumluluk üzerine odaklanan evrensel bir ilkedir. Karma, insanların hayatlarına anlam katmak, kişisel gelişimlerine katkıda bulunmak ve daha iyi bir dünya yaratmak için bir ilham kaynağı olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Bilimsel Açıdan İncelenmesi</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon, yani ruhun yeniden doğuşu inancı, yüzyıllardır birçok kültürde ve dinde önemli bir yer tutmuştur. Ancak bilimsel yöntemlerle doğrudan kanıtlanması oldukça zordur. Bunun temel nedenleri şunlardır:<br />
<br />
    Tanımlama Sorunu: Ruhun ne olduğu, nasıl ölçüleceği ve nasıl tanımlanacağı konusunda bilim dünyasında henüz tam bir uzlaşı yoktur. Bu durum, reenkarnasyonun bilimsel olarak incelenmesini zorlaştırır.<br />
    Kanıtlanabilirlik: Reenkarnasyon gibi metafizik bir kavramı, deneysel yöntemlerle doğrudan kanıtlamak zordur. Bilimsel yöntemler, gözlemlenebilir ve tekrarlanabilir olgulara dayanır.<br />
    Subjektif Deneyimler: Reenkarnasyon deneyimleri genellikle kişisel ve özneldir. Geçmiş hayat hatıraları gibi iddialar, bilimsel olarak objektif bir şekilde değerlendirilmesi zor olan deneyimlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilimsel Yaklaşımlar</span></span><br />
<br />
Bilim insanları, reenkarnasyon gibi konuları incelerken genellikle aşağıdaki gibi yaklaşımlar kullanırlar:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Parapsikoloji:</span></span> Parapsikoloji, paranormal olayları inceleyen bir bilim dalıdır. Reenkarnasyon da bu dalın ilgi alanına girer. Ancak parapsikolojinin bilimsel statüsü hala tartışmalıdır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Psikoloji:</span></span> Psikologlar, reenkarnasyon deneyimlerini psikolojik açıdan incelerler. Geçmiş hayat hatıraları, hipnoz, regresyon terapisi gibi yöntemlerle araştırılır. Ancak bu deneyimlerin gerçek mi yoksa hayali mi olduğu konusunda kesin bir sonuç elde etmek zordur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nörobilim:</span></span> Beynin hafıza, bilinç ve kişilik gibi işlevlerini inceleyen nörobilimciler, reenkarnasyon deneyimlerinin beyindeki mekanizmalarla nasıl açıklanabileceğini araştırırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon İddialarına İlişkin Eleştiriler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafıza Yanılsamaları:</span></span> Geçmiş hayat hatıraları, yanlış hatırlama, rüyalar veya hayallerle karıştırılabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kültürel Etkiler:</span></span> Çocuklukta duyulan hikayeler veya okunan kitaplar, geçmiş hayat hatıralarını etkileyebilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Öneriler:</span></span> Hipnoz veya regresyon terapisi sırasında verilen öneriler, kişinin kendi zihninde geçmiş hayat senaryoları oluşturmasına neden olabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Psikolojik Savunma Mekanizmaları:</span></span> Bazı insanlar, yaşadıkları zorlukları açıklamak veya anlamlandırmak için geçmiş hayat senaryoları yaratabilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Şu anda reenkarnasyonun bilimsel olarak kesin bir şekilde kanıtlandığı söylenemez. Ancak bu konu, bilim insanlarının ve araştırmacıların ilgisini çekmeye devam etmektedir. Gelecekteki teknolojik gelişmeler ve yeni bilimsel keşifler, reenkarnasyon gibi konular hakkında daha derinlemesine araştırmalar yapılmasına olanak sağlayabilir.<br />
<br />
Özetle, reenkarnasyon, bilimsel olarak kanıtlanması zor bir konudur. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle kişisel deneyimlere ve subjektif verilere dayanmaktadır. Bilimsel yöntemlerle elde edilen kesin sonuçlar elde etmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz, aşağıdaki kaynakları inceleyebilirsiniz:<br />
<br />
    Parapsikoloji literatürü<br />
    Psikoloji dergileri<br />
    Nörobilim araştırmaları<br />
<br />
Özellikle merak ettiğiniz bir yönü var mı? Örneğin, geçmiş hayat regresyonu, çocukların geçmiş hayat hatıraları veya reenkarnasyonun farklı kültürlerdeki yorumları gibi konularda daha detaylı bilgi verebilirim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Kişisel Gelişim: Birliktelik ve Etkiler</span></span><br />
<br />
Karma, eylemlerimizin sonuçlarını ve bu sonuçların gelecekteki deneyimlerimizi nasıl şekillendireceğini ifade eden bir kavramdır. Kişisel gelişim ise, bireyin potansiyelini en üst düzeye çıkararak daha mutlu, daha sağlıklı ve daha tatmin edici bir yaşam sürme çabasıdır. Bu iki kavram, birbirini tamamlayan ve destekleyen bir ilişkiye sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Kişisel Gelişimin Birlikteliği Neden Önemlidir?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sorumluluk Bilinci:</span></span> Karma, bireye kendi hayatından sorumlu olduğunu hatırlatır. Yapılan her eylemin bir karşılığı olacağı bilinci, kişiyi daha bilinçli ve sorumlu davranmaya teşvik eder.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kendini Tanıma:</span></span> Karma, kişinin geçmiş eylemlerinin sonuçlarını inceleyerek kendini daha iyi anlamasına yardımcı olur. Bu sayede kişi, güçlü ve zayıf yönlerini belirleyerek gelişim alanlarını tespit edebilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dönüşüm:</span></span> Karma, sürekli bir değişim ve dönüşüm sürecini ifade eder. Kişi, yaptığı her eylemle kendi kaderini şekillendirir. Bu da kişisel gelişim için güçlü bir motivasyon kaynağıdır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Empati ve Merhamet:</span></span> Karma, tüm canlıların birbirine bağlı olduğunu ve yapılan her eylemin diğerlerini etkilediğini hatırlatır. Bu anlayış, empati ve merhamet duygularını geliştirir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İçsel Barış:</span></span> Karma, kişinin geçmişteki hatalarını kabullenmesine ve geleceğe daha umutla bakmasına yardımcı olur. Bu da içsel bir barış ve huzur sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma, Kişisel Gelişimi Nasıl Destekler?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hedef Belirleme:</span></span> Karma, kişinin geçmiş deneyimlerinden ders çıkararak gelecekteki hedeflerini belirlemesine yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Olumlu Düşünce:</span></span> Karma, olumlu düşüncelerin olumlu sonuçlar doğurduğu inancını güçlendirir. Bu da kişinin motivasyonunu artırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabır ve İrade: </span></span>Karma, her şeyin zamanla gerçekleşeceği inancını verir. Bu da kişiye sabır ve azim kazandırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Affetme:</span></span> Karma, affetmenin önemini vurgular. Affetmek, kişinin içsel yükünden kurtulmasına ve kişisel gelişimine katkıda bulunur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükran:</span></span> Karma, sahip olunanlara şükretmenin önemini hatırlatır. Şükran duygusu, mutluluk ve tatmin duygularını artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Gelişimde Karmayı Uygulamak İçin İpuçları:</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farkındalık:</span></span> Günlük yaşamda yapılan eylemlerin farkında olmak ve bu eylemlerin sonuçlarını düşünmek.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Olumlu Affirmasyonlar:</span></span> Kendine olumlu mesajlar vererek düşünce kalıplarını değiştirmek.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meditasyon:</span></span> Zihni sakinleştirmek ve içsel sesini dinlemek için düzenli olarak meditasyon yapmak.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükran Günlüğü:</span></span> Her gün şükredilen şeyleri yazmak.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Empati Geliştirmek:</span></span> Başkalarının duygularını anlamaya çalışmak ve onlara karşı daha anlayışlı olmak.<br />
<br />
Sonuç olarak, karma ve kişisel gelişim, birbirini tamamlayan iki kavramdır. Karma, kişiye kendi hayatından sorumlu olduğunu hatırlatırken, kişisel gelişim ise bu sorumluluğu kullanarak daha iyi bir yaşam inşa etme fırsatı sunar. Karmayı hayatımıza entegre ederek daha mutlu, daha sağlıklı ve daha anlamlı bir yaşam sürebiliriz.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Autor</span></span><br />
<br />
Google Gemini ve Raşit Tunca</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=176137" target="_blank" title="">Reenkarnasyon ve karma-4.jpg</a> (Dosya Boyutu: 235.38 KB / İndirme Sayısı: 121)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon: Ruhun Yeniden Doğuşu İnancı</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon veya ruh göçü olarak da bilinen bu inanç, bir canlının ölümünden sonra ruhunun yok olmadığı, aksine farklı bir bedende yeniden doğduğunu savunur. Bu döngünün karma yasasıyla bağlantılı olduğu düşünülür ve kişinin bu hayattaki eylemlerinin bir sonraki hayatını şekillendirdiği inancı yaygındır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Kökenleri ve Yaygınlığı</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon inancı, özellikle Asya kökenli dinlerde ve felsefelerde yaygın olarak görülür. Özellikle Hinduizm, Budizm, Jainizm ve bazı yerli Amerikan inanç sistemlerinde temel bir inançtır. Bu dinlerde karma yasası ile birlikte ele alınır ve kişinin yaşadığı hayatların toplamının nihai kurtuluşu veya yeniden doğuş döngüsünden çıkmayı belirlediği düşünülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Temel İlkeleri</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhun Ölümsüzlüğü:</span></span> Reenkarnasyon inancının temelini ruhun ölümsüz olduğu ve bedenin sadece geçici bir kabuk olduğu düşüncesi oluşturur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasası:</span></span> Bu yasa, kişinin yaptığı eylemlerin sonuçlarının er ya da geç karşılığını bulacağını ve bu sonuçların kişinin bir sonraki hayatını belirleyeceğini savunur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yeniden Doğuş:</span></span> Ruh, ölümden sonra yeni bir bedende yeniden doğar. Bu beden, bir insan, hayvan veya başka bir varlık olabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nirvana veya Moksha:</span></span> Bu terimler, yeniden doğuş döngüsünden kurtulma ve nihai bir aydınlanmaya ulaşma durumunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Farklı Kültürlerdeki Yorumları</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Hinduizm:</span></span> Hinduizm'de reenkarnasyon, karma yasasıyla birlikte ele alınır ve varoluşun temel döngüsü olarak kabul edilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Budizm:</span></span> Budizm'de de reenkarnasyon önemli bir kavramdır. Buda, varoluşun acı olduğunu ve bu acıdan kurtulmanın yolunun aydınlanma olduğunu öğretmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jainizm:</span></span> Jainizm'de de reenkasyon, karma yasasıyla birlikte ele alınır ve ruhun saflaşma süreci olarak görülür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kelt Mitolojisi:</span></span> Kelt mitolojisinde de ruhun yeniden doğuşu inancı bulunur. Örneğin, bazı efsanelerde kahramanların ruhlarının ağaçlarda veya hayvanlarda yeniden doğduğu anlatılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon ve Bilim</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon, bilimsel olarak kanıtlanmış bir olgu değildir. Ancak bazı parapsikolojik araştırmalar, geçmiş hayat deneyimleri iddialarını inceleyerek bu konuya ilgi duymuştur. Bununla birlikte, bu araştırmaların sonuçları bilim dünyası tarafından genel olarak kabul görmemektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon ve Dinler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam:</span></span> İslam dininde reenkarnasyon inancı kabul edilmez. İslam'a göre, ölümden sonra kıyamet kopacak ve insanlar yaptıklarına göre hesaba çekilecektir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hristiyanlık:</span></span> Hristiyanlığın büyük çoğunluğu reenkarnasyonu kabul etmez. Ancak bazı Hristiyan grupları, özellikle de bazı mistik ekoller, reenkarnasyona benzer bazı inançlara sahip olabilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, reenkarnasyon, insanlık tarihi boyunca birçok kültürde yer almış karmaşık ve ilgi çekici bir inançtır. Bu inanç, ölümden sonraki hayat, karma ve varoluşun anlamı gibi derin sorulara cevap arama çabası içindeki insan zihninin bir yansıması olarak görülebilir. Ancak, reenkarnasyonun bilimsel bir temeli olup olmadığı ve farklı dinlerdeki yeri hala tartışmalı konulardır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Not:</span></span> Bu makale, reenkarnasyon konusuna genel bir bakış sunmaktadır. Daha detaylı bilgi için ilgili kaynakları inceleyebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasası: Eylemlerinizin Sonuçları</span></span><br />
<br />
Karma yasası, kısaca bir kişinin yaptığı her eylemin bir sonucu olacağı ve bu sonuçların kişinin gelecekteki deneyimlerini şekillendireceği inancına dayanır. Bu yasa, özellikle Hinduizm, Budizm ve Jainizm gibi Doğu felsefelerinde önemli bir yer tutar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Nasıl İşler?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylem ve Sonuç:</span></span> Her eylem, ister fiziksel ister zihinsel olsun, evrende bir titreşim yaratır ve bu titreşim, benzer titreşimleri çekerek sonuçlara yol açar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nedensellik:</span></span> Karma, basitçe bir neden-sonuç ilişkisidir. İyi niyetli ve yapıcı eylemler, olumlu sonuçlar doğururken; kötü niyetli ve yıkıcı eylemler, olumsuz sonuçlara yol açar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonla İlişkisi:</span></span> Karma yasası, reenkarnasyon inancıyla sık sık birlikte ele alınır. Bu inanışa göre, bir kişinin yaptığı eylemlerin sonuçları, o kişinin bir sonraki hayatında deneyimleyeceği olayları belirler.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Denge:</span></span> Karma, evrensel bir dengeyi koruma amacı taşır. Yani, bir kişi ne kadar iyi veya kötü eylem yaparsa, o kadar iyi veya kötü sonuçlarla karşılaşır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasasının Önemi</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Gelişim:</span></span> Karma yasası, insanların iyi davranışlar sergilemelerine ve kötü davranışlardan kaçınmalarına teşvik eder. Çünkü yapılan her eylemin bir karşılığı olacağı bilinci, ahlaki bir yaşam sürmeye yönlendirir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sorumluluk Bilinci:</span></span> Karma, insanların kendi hayatlarından sorumlu oldukları bilincini aşılar. Yani, bir kişinin yaşadığı olumsuzluklar, kendi geçmiş eylemlerinin bir sonucu olarak görülür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kabulleniş:</span></span> Karma, insanların hayatlarındaki olayları daha iyi anlamalarına ve kabullenmelerine yardımcı olur. Çünkü her şeyin bir nedeni olduğu düşüncesi, olumsuz durumlarla başa çıkmayı kolaylaştırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Gelişim:</span></span> Karma, insanların kendilerini sürekli olarak geliştirmelerine ve daha iyi bir insan olmaya çalışmalarına teşvik eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Yasası ve Günümüz</span></span><br />
<br />
Karma yasası, günümüzde de birçok insan tarafından kabul edilen bir felsefedir. Özellikle kişisel gelişim ve spiritüel alanlarda sıklıkla kullanılır. Ancak, karma yasasının bilimsel olarak kanıtlanması mümkün değildir. Bu nedenle, daha çok bir inanç sistemi olarak kabul edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma yasasıyla ilgili sıkça sorulan sorular:</span></span><br />
<br />
    Karma sadece insanlara mı uygulanır? Hayır, karma yasası tüm canlıları ve hatta cansız varlıkları kapsar.<br />
    Karma, kadercilik midir? Karma, kadercilikten farklıdır. Karma, kişinin kendi eylemlerinin sonuçlarını belirlediğini söylerken, kadercilik, her şeyin önceden belirlenmiş olduğunu savunur.<br />
    Kötü şeyler yaşayan insanlar neden kötü şeyler yapmıştır? Karma, her zaman bu hayatta karşılık bulmayabilir. Bazı karma etkileri, birden fazla hayata yayılabilir. Ayrıca, bir kişinin yaşadığı olumsuzluklar, sadece kendi geçmiş eylemlerinin sonucu olmayabilir, aynı zamanda çevresel faktörler de etkili olabilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, karma yasası, insan yaşamının anlamını açıklamaya çalışan ve ahlaki bir yaşam sürmeye teşvik eden derin bir felsefedir. Bu yasa, bireylere kendi hayatlarından sorumlu oldukları bilincini aşılar ve kişisel gelişimlerine katkı sağlar.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Reenkarnasyon Arasındaki İlişki</span></span><br />
<br />
Karma ve reenkarnasyon kavramları, özellikle Doğu felsefeleri ve dinlerinde sıklıkla birlikte anılan ve birbirini tamamlayan iki önemli konseptir. Bu iki kavram arasındaki ilişki, insan yaşamının anlamı, ölümden sonraki hayat ve evrensel adalet gibi derin sorulara yanıt arama çabası içindeki insan zihninin bir yansımasıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma Nedir?</span></span><br />
<br />
Karma, kısaca bir kişinin yaptığı her eylemin bir sonucu olacağı ve bu sonuçların kişinin gelecekteki deneyimlerini şekillendireceği inancına dayanır. İyi niyetli ve yapıcı eylemler, olumlu sonuçlar doğururken; kötü niyetli ve yıkıcı eylemler, olumsuz sonuçlara yol açar. Bu nedenle karma, bir tür kozmik neden-sonuç ilişkisidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon Nedir?</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon ise, bir canlının ölümünden sonra ruhunun yok olmadığı, aksine farklı bir bedende yeniden doğduğunu savunur. Bu döngü, karma yasasıyla yakından ilişkilidir. Kişinin bu hayattaki eylemleri, bir sonraki hayatında deneyimleyeceği olayları belirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Reenkarnasyonun Birlikteliği</span></span><br />
<br />
    Eylemlerin Sonuçları: Karma yasasına göre yapılan her eylemin bir karşılığı vardır. Bu karşılık, kişinin aynı yaşamında veya sonraki yaşamlarında ortaya çıkabilir. Reenkarnasyon, bu karşılığın bir sonraki yaşamda ortaya çıkma olasılığını sunar.<br />
    Ruhun Gelişimi: Reenkarnasyon inancına göre, ruh, her yeniden doğuşta yeni deneyimler kazanır ve böylece gelişir. Karma ise bu gelişimi yönlendirir. İyi eylemler, ruhun yükselmesine ve daha iyi bir hayata doğru ilerlemesine yardımcı olurken, kötü eylemler, ruhun gerilemesine neden olur.<br />
    Döngüsellik: Karma ve reenkarnasyon, bir döngüsel varoluşu ifade eder. Kişi, yaptığı eylemlerin sonuçlarını deneyimleyerek sürekli olarak öğrenir ve gelişir. Bu döngü, nihai bir aydınlanmaya veya kurtuluşa ulaşmak için devam eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Anlatım</span></span><br />
<br />
    İyi Bir Eylem: Bir kişi, fakir birine yardım ederse, bu iyi eylem onun karmik hesabına iyilik olarak yazılır. Bu iyiliğin karşılığı, gelecekteki bir yaşamında daha iyi bir durumda doğması veya zor bir durumda yardım görmesi şeklinde olabilir.<br />
    Kötü Bir Eylem: Bir kişi, başka birine zarar verirse, bu kötü eylem onun karmik hesabına kötülük olarak yazılır. Bu kötülüğün karşılığı, gelecekteki bir yaşamında benzer bir acı çekmesi veya zorluklarla karşılaşması şeklinde olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle</span></span><br />
<br />
Karma ve reenkarnasyon, birbirini tamamlayan iki kavramdır. Karma, eylemlerin sonuçları ve ahlaki sorumluluk üzerine odaklanırken, reenkarnasyon, ruhun ölümsüzlüğü ve döngüsel varoluş üzerine odaklanır. Bu iki kavram birlikte, insan yaşamının anlamını, evrensel adaleti ve kişisel gelişimi açıklamaya çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Farklı Dinlerdeki Yorumları</span></span><br />
<br />
Karma kavramı, özellikle Doğu felsefeleri ve dinlerinde sıkça karşımıza çıkan ve bir kişinin eylemlerinin sonuçlarını ifade eden bir kavramdır. Bu kavram, farklı dinler ve kültürlerde farklı şekillerde yorumlanmış ve anlaşılmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hinduizm'de Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Temel İnanç:</span></span> Hinduizm'de karma, reenkarnasyon ile birlikte ele alınır. Bir kişinin yaptığı her eylem, bir sonraki hayatında yaşayacağı deneyimleri belirler. İyi eylemler, daha iyi bir hayata, kötü eylemler ise daha zor bir hayata yol açar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Dharma:</span></span> Hinduizm'de karma, dharma (ahlaki görev) kavramıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Dharma'ya uygun yaşamak, iyi karma biriktirmek anlamına gelir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Moksha:</span></span> Hinduizm'in nihai amacı olan moksha (kurtuluş), karma döngüsünden kurtulmak ve Brahman (evrensel ruh) ile birleşmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Budizm'de Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eylem ve Sonuç:</span></span> Budizm'de de karma, eylemlerin sonuçları üzerine odaklanır. Ancak, Budizm'de karma daha çok zihinsel eylemlerle ilişkilidir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dört Asil Gerçek:</span></span> Budizm'in dört asil gerçeği (acı, acının kökeni, acının sonu ve acıdan kurtuluş yolu) karma ile yakından ilgilidir. Acının kökeni, kişinin geçmiş yaşamlarından gelen karmadır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nirvana:</span></span> Budizm'in nihai amacı olan nirvana, karma döngüsünden kurtulma ve aydınlanmaya ulaşmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jainizm'de Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Jiva ve Karma:</span></span> Jainizm'de karma, jiva (ruh) ile ilişkilidir. Jiva, yaptığı eylemlerle karma toplar ve bu karma, jivanın yeniden doğuşunu belirler.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahimsa:</span></span> Jainizm'de ahimsa (şiddetsizlik) en önemli erdemdir. Ahimsa uygulamak, karmayı azaltmanın en iyi yoludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diğer Dinlerde Karma</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sikhizm:</span></span> Sikhizm'de karma, Hinduizm ve Budizm'deki anlamlarına benzer şekilde kullanılır. Ancak Sikhizm, karmayı daha çok kişisel gelişim ve Tanrı ile birleşme sürecinde bir araç olarak görür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Taoizm:</span></span> Taoizm'de karma, doğanın döngüselliği ve denge kavramıyla ilişkilendirilir. İyi ve kötü eylemlerin bir denge içinde olması gerektiği vurgulanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Konfüçyüsçülük:</span></span> Konfüçyüsçülükte karma, doğrudan bahsedilmese de, benzer bir kavram olan "tianming" (göksel kader) bulunur. Bu kavram, insanların eylemlerinin sonuçlarını ve kaderini etkilediği düşüncesini ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Batı Felsefesi ve Karma</span></span><br />
<br />
Batı felsefesi ve psikolojide de karmaya benzer kavramlar bulunmaktadır. Örneğin, Sigmund Freud'un id ve süperego kavramları, karmaya benzer şekilde insan davranışlarını açıklamaya çalışır. Ayrıca, Jung'un kolektiv bilinçaltı kavramı da karma ile bazı benzerlikler gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Modern Dünyada Anlayışı</span></span><br />
<br />
Günümüzde karma, daha çok kişisel gelişim ve spiritüel alanlarda kullanılmaktadır. Karma, insanların kendi hayatlarından sorumlu oldukları ve yaptıkları her eylemin bir sonucu olacağı bilincini aşılar. Ancak, karma kavramı bilimsel olarak kanıtlanamadığı için daha çok bir inanç sistemi olarak kabul edilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, karma kavramı, farklı din ve kültürlerde farklı şekillerde yorumlanmış olsa da, temelde insan eylemlerinin sonuçları ve ahlaki sorumluluk üzerine odaklanan evrensel bir ilkedir. Karma, insanların hayatlarına anlam katmak, kişisel gelişimlerine katkıda bulunmak ve daha iyi bir dünya yaratmak için bir ilham kaynağı olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyonun Bilimsel Açıdan İncelenmesi</span></span><br />
<br />
Reenkarnasyon, yani ruhun yeniden doğuşu inancı, yüzyıllardır birçok kültürde ve dinde önemli bir yer tutmuştur. Ancak bilimsel yöntemlerle doğrudan kanıtlanması oldukça zordur. Bunun temel nedenleri şunlardır:<br />
<br />
    Tanımlama Sorunu: Ruhun ne olduğu, nasıl ölçüleceği ve nasıl tanımlanacağı konusunda bilim dünyasında henüz tam bir uzlaşı yoktur. Bu durum, reenkarnasyonun bilimsel olarak incelenmesini zorlaştırır.<br />
    Kanıtlanabilirlik: Reenkarnasyon gibi metafizik bir kavramı, deneysel yöntemlerle doğrudan kanıtlamak zordur. Bilimsel yöntemler, gözlemlenebilir ve tekrarlanabilir olgulara dayanır.<br />
    Subjektif Deneyimler: Reenkarnasyon deneyimleri genellikle kişisel ve özneldir. Geçmiş hayat hatıraları gibi iddialar, bilimsel olarak objektif bir şekilde değerlendirilmesi zor olan deneyimlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilimsel Yaklaşımlar</span></span><br />
<br />
Bilim insanları, reenkarnasyon gibi konuları incelerken genellikle aşağıdaki gibi yaklaşımlar kullanırlar:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Parapsikoloji:</span></span> Parapsikoloji, paranormal olayları inceleyen bir bilim dalıdır. Reenkarnasyon da bu dalın ilgi alanına girer. Ancak parapsikolojinin bilimsel statüsü hala tartışmalıdır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Psikoloji:</span></span> Psikologlar, reenkarnasyon deneyimlerini psikolojik açıdan incelerler. Geçmiş hayat hatıraları, hipnoz, regresyon terapisi gibi yöntemlerle araştırılır. Ancak bu deneyimlerin gerçek mi yoksa hayali mi olduğu konusunda kesin bir sonuç elde etmek zordur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nörobilim:</span></span> Beynin hafıza, bilinç ve kişilik gibi işlevlerini inceleyen nörobilimciler, reenkarnasyon deneyimlerinin beyindeki mekanizmalarla nasıl açıklanabileceğini araştırırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Reenkarnasyon İddialarına İlişkin Eleştiriler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafıza Yanılsamaları:</span></span> Geçmiş hayat hatıraları, yanlış hatırlama, rüyalar veya hayallerle karıştırılabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kültürel Etkiler:</span></span> Çocuklukta duyulan hikayeler veya okunan kitaplar, geçmiş hayat hatıralarını etkileyebilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Öneriler:</span></span> Hipnoz veya regresyon terapisi sırasında verilen öneriler, kişinin kendi zihninde geçmiş hayat senaryoları oluşturmasına neden olabilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Psikolojik Savunma Mekanizmaları:</span></span> Bazı insanlar, yaşadıkları zorlukları açıklamak veya anlamlandırmak için geçmiş hayat senaryoları yaratabilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Şu anda reenkarnasyonun bilimsel olarak kesin bir şekilde kanıtlandığı söylenemez. Ancak bu konu, bilim insanlarının ve araştırmacıların ilgisini çekmeye devam etmektedir. Gelecekteki teknolojik gelişmeler ve yeni bilimsel keşifler, reenkarnasyon gibi konular hakkında daha derinlemesine araştırmalar yapılmasına olanak sağlayabilir.<br />
<br />
Özetle, reenkarnasyon, bilimsel olarak kanıtlanması zor bir konudur. Bu konuda yapılan çalışmalar genellikle kişisel deneyimlere ve subjektif verilere dayanmaktadır. Bilimsel yöntemlerle elde edilen kesin sonuçlar elde etmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz, aşağıdaki kaynakları inceleyebilirsiniz:<br />
<br />
    Parapsikoloji literatürü<br />
    Psikoloji dergileri<br />
    Nörobilim araştırmaları<br />
<br />
Özellikle merak ettiğiniz bir yönü var mı? Örneğin, geçmiş hayat regresyonu, çocukların geçmiş hayat hatıraları veya reenkarnasyonun farklı kültürlerdeki yorumları gibi konularda daha detaylı bilgi verebilirim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Kişisel Gelişim: Birliktelik ve Etkiler</span></span><br />
<br />
Karma, eylemlerimizin sonuçlarını ve bu sonuçların gelecekteki deneyimlerimizi nasıl şekillendireceğini ifade eden bir kavramdır. Kişisel gelişim ise, bireyin potansiyelini en üst düzeye çıkararak daha mutlu, daha sağlıklı ve daha tatmin edici bir yaşam sürme çabasıdır. Bu iki kavram, birbirini tamamlayan ve destekleyen bir ilişkiye sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma ve Kişisel Gelişimin Birlikteliği Neden Önemlidir?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sorumluluk Bilinci:</span></span> Karma, bireye kendi hayatından sorumlu olduğunu hatırlatır. Yapılan her eylemin bir karşılığı olacağı bilinci, kişiyi daha bilinçli ve sorumlu davranmaya teşvik eder.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kendini Tanıma:</span></span> Karma, kişinin geçmiş eylemlerinin sonuçlarını inceleyerek kendini daha iyi anlamasına yardımcı olur. Bu sayede kişi, güçlü ve zayıf yönlerini belirleyerek gelişim alanlarını tespit edebilir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dönüşüm:</span></span> Karma, sürekli bir değişim ve dönüşüm sürecini ifade eder. Kişi, yaptığı her eylemle kendi kaderini şekillendirir. Bu da kişisel gelişim için güçlü bir motivasyon kaynağıdır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Empati ve Merhamet:</span></span> Karma, tüm canlıların birbirine bağlı olduğunu ve yapılan her eylemin diğerlerini etkilediğini hatırlatır. Bu anlayış, empati ve merhamet duygularını geliştirir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İçsel Barış:</span></span> Karma, kişinin geçmişteki hatalarını kabullenmesine ve geleceğe daha umutla bakmasına yardımcı olur. Bu da içsel bir barış ve huzur sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karma, Kişisel Gelişimi Nasıl Destekler?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hedef Belirleme:</span></span> Karma, kişinin geçmiş deneyimlerinden ders çıkararak gelecekteki hedeflerini belirlemesine yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Olumlu Düşünce:</span></span> Karma, olumlu düşüncelerin olumlu sonuçlar doğurduğu inancını güçlendirir. Bu da kişinin motivasyonunu artırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sabır ve İrade: </span></span>Karma, her şeyin zamanla gerçekleşeceği inancını verir. Bu da kişiye sabır ve azim kazandırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Affetme:</span></span> Karma, affetmenin önemini vurgular. Affetmek, kişinin içsel yükünden kurtulmasına ve kişisel gelişimine katkıda bulunur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükran:</span></span> Karma, sahip olunanlara şükretmenin önemini hatırlatır. Şükran duygusu, mutluluk ve tatmin duygularını artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Gelişimde Karmayı Uygulamak İçin İpuçları:</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farkındalık:</span></span> Günlük yaşamda yapılan eylemlerin farkında olmak ve bu eylemlerin sonuçlarını düşünmek.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Olumlu Affirmasyonlar:</span></span> Kendine olumlu mesajlar vererek düşünce kalıplarını değiştirmek.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meditasyon:</span></span> Zihni sakinleştirmek ve içsel sesini dinlemek için düzenli olarak meditasyon yapmak.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükran Günlüğü:</span></span> Her gün şükredilen şeyleri yazmak.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Empati Geliştirmek:</span></span> Başkalarının duygularını anlamaya çalışmak ve onlara karşı daha anlayışlı olmak.<br />
<br />
Sonuç olarak, karma ve kişisel gelişim, birbirini tamamlayan iki kavramdır. Karma, kişiye kendi hayatından sorumlu olduğunu hatırlatırken, kişisel gelişim ise bu sorumluluğu kullanarak daha iyi bir yaşam inşa etme fırsatı sunar. Karmayı hayatımıza entegre ederek daha mutlu, daha sağlıklı ve daha anlamlı bir yaşam sürebiliriz.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Autor</span></span><br />
<br />
Google Gemini ve Raşit Tunca</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=32634</link>
			<pubDate>Thu, 14 Nov 2024 16:56:18 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=32634</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=175861" target="_blank" title="">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri-1.jpg</a> (Dosya Boyutu: 338.84 KB / İndirme Sayısı: 150)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri</span></span><br />
<br />
Dinler, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık konularından biridir. Dünyanın farklı köşelerinde, farklı kültürlerde ve farklı zamanlarda ortaya çıkmış olan dinler, ortak bazı noktalara sahip olmalarının yanı sıra birbirlerinden de önemli ölçüde farklılık gösterirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumunda Etkili Olan Faktörler</span></span><br />
<br />
    Kozmolojik Açıklamalar: İnsanların evren, doğa ve yaşam hakkındaki merakı, dinlerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Gök gürültüsü, yıldırım, hastalık gibi doğal olayların açıklanması için mitolojik ve dini açıklamalar geliştirilmiştir.<br />
    Toplumsal İhtiyaçlar: Dinler, toplumlara bir aidiyet duygusu vererek sosyal bağları güçlendirmiştir. Aynı zamanda ahlaki değerler ve kurallar sunarak toplumsal düzeni sağlamaya katkıda bulunmuştur.<br />
    Psikolojik İhtiyaçlar: İnsanların ölüm, yalnızlık, anlam arayışı gibi temel psikolojik ihtiyaçlarına cevap arayışı da dinlerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.<br />
    Siyasi ve Ekonomik Faktörler: Tarih boyunca dinler, siyasi güçlerin elinde bir araç olarak kullanılmıştır. Dinler, toplumları birleştirerek veya bölerek siyasi amaçlara hizmet etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Gelişimi</span></span><br />
<br />
Dinler, ortaya çıktıkları coğrafi ve tarihsel koşullara göre farklı şekillerde gelişmişlerdir. Bu gelişim sürecinde;<br />
<br />
    Yeni İnançların Ortaya Çıkması: Mevcut dinlerin içinde veya dışında yeni inanç sistemleri ortaya çıkmıştır.<br />
    Eski İnançların Değişmesi: Zamanla toplumların değişmesiyle birlikte dinler de değişime uğramıştır.<br />
    Farklı Dinler Arasındaki Etkileşim: Dinler, coğrafi yakınlık, ticaret ve göç gibi faktörlerle birbirlerini etkilemişlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Birbirleriyle Bağlantıları</span></span><br />
<br />
Dinler arasında birçok ortak nokta bulunmasının yanı sıra önemli farklılıklar da vardır. Bu ortaklıklar ve farklılıklar, dinlerin birbirleriyle olan ilişkilerini belirler.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Noktalar:</span></span><br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> Çoğu dinin kutsal metinleri vardır. Bu metinler, dinin temel inançlarını, ahlaki değerlerini ve tarihini içerir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı ibadetler (dua, tören vb.) bulunmaktadır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerler:</span></span> Tüm dinlerde sevgi, saygı, dürüstlük gibi ortak ahlaki değerler vardır.<br />
    Farklılıklar:<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkında farklı inanışlar vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Kitaplar:</span></span> Her dinin kendine özgü kutsal kitapları vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet Şekilleri:</span></span> Farklı dinlerde ibadet şekilleri farklılık gösterir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerlerin Vurguları:</span></span> Farklı dinlerde farklı ahlaki değerler ön plana çıkarılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arasındaki Etkileşim</span></span><br />
<br />
Dinler arasındaki etkileşim, tarih boyunca farklı şekillerde gerçekleşmiştir. Bu etkileşimler, genellikle;<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Barışçıl Diyalog:</span></span> Farklı din mensupları arasındaki karşılıklı saygı ve anlayış çerçevesinde gerçekleşen diyaloglar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Evlilikler:</span></span> Farklı dinlere mensup insanların evlenmesi sonucu yeni inanç sistemlerinin ortaya çıkması.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sömürgecilik ve Misyonerlik:</span></span> Tarih boyunca güçlü devletler, dinlerini yaymak için sömürgecilik ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuşlardır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Çatışmalar:</span></span> Tarih boyunca din adına birçok savaş ve çatışma yaşanmıştır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dinler insanlık tarihi kadar eski ve karmaşık bir konudur. Dinlerin oluşumu, gelişimi ve birbirleriyle olan ilişkileri, tarihsel, kültürel, sosyal ve psikolojik birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkmıştır. Dinler arasındaki farklılıklar kadar ortak noktalar da bulunmaktadır. Bu nedenle, dinlere karşı hoşgörülü ve saygılı olmak, farklı kültürleri anlamak ve dünya barışına katkıda bulunmak için önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinler: Farklılıklar ve Ortak Noktalar</span></span><br />
<br />
Karşılaştırmalı dinler; dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı zamanlarda ortaya çıkmış ve gelişmiş olan dinlerin inanç sistemleri, ritüelleri, ahlaki değerleri ve tarihsel süreçleri gibi çeşitli yönlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini konu alan bir bilim dalıdır. Bu disiplin, dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını ortaya koyarak, insanlık tarihi ve kültürü hakkında daha kapsamlı bir anlayış sunmayı amaçlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemi</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklılıkların Anlaşılması:</span></span> Dünyada farklı dinlere mensup insanların birlikte yaşadığı bir gerçektir. Karşılaştırmalı dinler, farklı inanç sistemlerini daha iyi anlamayı ve aralarındaki farklılıkları tolere etmeyi sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Değerlerin Belirlenmesi:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı temel değerler (sevgi, saygı, adalet gibi) vardır. Bu ortak değerlerin belirlenmesi, farklı dinler arasında diyalog ve işbirliği kurulmasına katkı sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Tarihsel Gelişimi:</span></span> Dinlerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl geliştiği ve birbirlerini nasıl etkilediği gibi sorulara cevap arayarak, insanlık tarihinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önyargıların Kırılması:</span></span> Dinler hakkında yaygın olan önyargıları ve yanlış bilgileri ortadan kaldırarak, daha objektif bir bakış açısı sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin İnceleme Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> İncil, Kur'an, Tevrat gibi kutsal metinlerin içeriği, dili ve tarihsel arka planları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkındaki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Dua, oruç, hac gibi ibadetlerin anlamları ve uygulamaları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlak ve Etik:</span></span> Farklı dinlerin ahlaki değerleri ve etik ilkeleri karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kozmoloji:</span></span> Evren, dünya ve insanın yaratılışı hakkındaki inançlar incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eshatoloji:</span></span> Ahiret, kıyamet, cennet ve cehennem gibi konular üzerindeki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal Yapı:</span></span> Dinlerin toplumsal yapı üzerindeki etkileri incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerde Kullanılan Yöntemler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel Yöntem:</span></span> Dinlerin ortaya çıkışı, gelişimi ve tarihsel süreç içindeki etkileşimleri incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Filolojik Yöntem:</span></span> Kutsal metinlerin dili ve grameri incelenerek metinlerin anlamı ve tarihsel bağlamı ortaya çıkarılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antropolojik Yöntem:</span></span> Dinlerin kültürel ve sosyal boyutları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Yöntem:</span></span> Dinlerin temel kavramları ve felsefi boyutları incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbrahimi Dinler:</span></span> Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın ortak noktaları ve farklılıkları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğu Dinleri:</span></span> Budizm, Hinduizm, Taoizm gibi Doğu dinlerinin inanç sistemleri ve uygulamaları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yerli Dinler:</span></span> Dünyanın farklı bölgelerindeki yerli halkların inanç sistemleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Yararları</span></span><br />
<br />
    Dinler arası diyalog ve hoşgörünün artması<br />
    Kültürel zenginliğin farkına varılması<br />
    Önyargıların azalması<br />
    İnsan doğasının daha iyi anlaşılması<br />
<br />
Sonuç olarak, karşılaştırmalı dinler, farklı dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını bilimsel bir yöntemle inceleyerek, dinler arası anlayışı artırmayı ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaçlar. Bu disiplin, insanlığın ortak değerlerini ortaya çıkararak, farklı kültürler arasında köprüler kurulmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesi: Derinlemesine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, dinin rasyonel bir şekilde incelenmesini hedefleyen felsefenin bir dalıdır. Tanrı'nın varlığı, dinin doğası, inanç ile bilgi arasındaki ilişki, dini inançların ahlaki sonuçları gibi temel soruları ele alır.<br />
Din Felsefesinin Temel Soruları<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığı:</span></span> Tanrı var mıdır? Eğer varsa, özellikleri nelerdir? Tanrı'nın varlığı nasıl kanıtlanabilir veya çürütülebilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Doğası:</span></span> Din nedir? Din, diğer dünya görüşlerinden nasıl ayrılır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki nedir? İnanç irrasyonel midir yoksa rasyonel bir temeli var mıdır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük Problemi:</span></span> Eğer her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve iyiliksever bir Tanrı varsa, dünyadaki acı ve kötülük nasıl açıklanabilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Toplumdaki Rolü:</span></span> Din toplumda ne gibi bir işlev görür? Moral, siyaset ve kültür üzerindeki etkileri nelerdir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğa Tanrısı:</span></span> Doğayı inceleyerek Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışan bir yaklaşım.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Bilimi:</span></span> Dinleri empirik ve tarihsel olarak inceleyen bir bilim dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etik:</span></span> Dini inançlardan kaynaklanan ahlaki soruları inceleyen felsefe dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Teoloji:</span></span> Dinlerin temel kavramlarını ve iddialarını felsefi olarak analiz eden bir alan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden Din Felsefesi Önemlidir?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kritik Düşünme:</span></span> Din felsefesi, eleştirel düşünme becerilerini geliştirir ve argümanları analiz etme yeteneği kazandırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerarası Diyalog:</span></span> Farklı dinleri daha iyi anlamaya ve dinler arası diyaloğa katkıda bulunmaya yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Dünya Görüşü:</span></span> Kendi dünya görüşünü sorgulamak ve derinleştirmek için bir fırsat sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Karşılaştığı Zorluklar</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Tanımı:</span></span> Dinin ne olduğu konusunda genel bir kabul gören bir tanım yoktur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığının Kanıtı:</span></span> Tanrı'nın varlığını kesin olarak kanıtlamak zordur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi İlişkisi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki karmaşık ve tartışmalı bir konudur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Çeşitliliği:</span></span> Dünyada çok sayıda din olduğu için karşılaştırmalar ve genellemeler yapmak zordur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlığın en temel sorularından bazılarını ele alan derin ve karmaşık bir alandır. Bu alan, hem bireysel olarak kendi inançlarımızı sorgulamak hem de farklı dinlere mensup insanlarla daha iyi anlaşmak için önemli bir araçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişki: Tarihi, Felsefi ve Güncel Bir Bakış</span></span><br />
<br />
Din ve bilim, insanlığın en temel sorularına cevap arama çabası içinde olan iki önemli alan olmuştur. Bu iki alan arasındaki ilişki, tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanmış ve tartışılmıştır.<br />
Tarihsel Süreçte Din ve Bilim İlişkisi<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Antik Çağ:</span></span> Antik Yunan ve Roma gibi uygarlıklarda din ve felsefe iç içe geçmişti. Doğal olaylar, dinsel inançlarla açıklanmaya çalışılırdı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ:</span></span> Orta Çağ'da ise din, bilimsel düşüncenin önünde engel olarak görülmüştür. Kilise, bilimsel keşifleri sınırlandırmış ve kendi görüşlerini dayatmaya çalışmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem:</span></span> Rönesans ve Aydınlanma ile birlikte bilimsel düşünce yükselişe geçmiştir. Din ve bilim arasındaki çatışma daha belirgin hale gelmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüz: </span></span>Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki daha karmaşık bir hal almıştır. Bazı insanlar din ve bilimin tamamen ayrı alanlar olduğunu düşünürken, bazıları ise aralarında bir uyum olduğunu savunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki Farklı Görüşler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çatışma Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirleriyle çelişen iki alan olarak görülür. Bilimsel bulgular, dinsel inançları çürütür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bağımsızlık Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirinden bağımsız alanlardır. Bilim maddi dünyayla, din ise manevi dünyayla ilgilenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyum Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirini tamamlayan iki alan olarak görülür. Bilim, evrenin nasıl işlediğini açıklar, din ise hayatın anlamını verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişkinin Nedenleri</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Sorulara Cevap Arama:</span></span> Din, hayatın anlamı, ahlak ve varoluş gibi sorulara cevap ararken, bilim doğal dünyanın nasıl işlediği sorusuna odaklanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Metotlara Sahip Olma:</span></span> Din, inanç ve vahiy gibi yöntemlere dayanırken, bilim gözlem, deney ve mantığa dayanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel ve Kültürel Faktörler:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, tarihsel süreç içinde ve farklı kültürlerde farklı şekillerde gelişmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde Din ve Bilim</span></span><br />
<br />
Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki, daha önceki dönemlere göre daha karmaşık ve çok boyutludur. Bilimsel gelişmeler, dinsel inançları sorgulayan yeni sorular ortaya çıkarmıştır. Ancak, birçok insan için din ve bilim, hayatın farklı yönlerini anlamaya yardımcı olan tamamlayıcı unsurlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Noktalar</span></span><br />
<br />
    Din ve bilim, mutlaka birbirine zıt olmak zorunda değildir.<br />
    Bilimsel bulgular, dinsel inançları destekleyebileceği gibi çürütebileceği gibi, tamamen farklı alanlara ait olabilirler.<br />
    Din ve bilim arasındaki ilişki, bireysel inançlara, kültürel faktörlere ve tarihsel bağlamlara göre değişebilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, din ve bilim arasındaki ilişki, karmaşık ve sürekli değişen bir konudur. Bu konuda kesin ve evrensel geçerliliği olan bir cevap vermek zordur. Ancak, din ve bilim arasındaki diyalog, insanlığın daha iyi bir geleceğe ulaşmasına katkı sağlayabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Din Filozofları ve Düşünceleri</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlık tarihi boyunca birçok düşünürün ilgisini çekmiş ve zengin bir felsefi miras bırakmıştır. İşte din felsefesine önemli katkılarda bulunmuş bazı filozoflar ve düşünceleri:<br />
Antik Dönem<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sokrates:</span></span> Sokrates, evrenin ve insanın doğası hakkında sorular sorarak felsefi düşüncenin temelini atmıştır. İyi yaşam ve erdemli olmak üzerine yaptığı tartışmalar, din felsefesine de ilham vermiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Platon:</span></span> İdealar dünyası ve mağara alegorisi ile tanınan Platon, evrenin düzenini ve insanın yerini sorgulamıştır. Tanrı kavramı ve adalet üzerine yaptığı çalışmalar din felsefesinde önemli bir yer tutar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aristoteles:</span></span> Doğayı ve evreni gözlemleyerek felsefe yapan Aristoteles, ilk neden ve hareketsiz hareketçi gibi kavramlarla Tanrı'nın varlığını açıklamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Augustinus:</span></span> Hristiyanlığın felsefi temellerini atan Augustinus, Tanrı, insan ve günah kavramları üzerine derinlemesine düşünmüştür. İçsel dönüşüm ve ilahi aşk gibi konular üzerinde durmuştur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Thomas Aquinas:</span></span> Aristoteles'in felsefesini Hristiyanlık ile birleştirmeye çalışan Aquinas, doğal teoloji ve beş kanıt ile Tanrı'nın varlığını ispatlamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">René Descartes:</span></span> "Düşünüyorum, öyleyse varım" sözüyle tanınan Descartes, şüphecilik ve rasyonalizm üzerine yaptığı çalışmalarla din felsefesine yeni bir boyut katmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Immanuel Kant:</span></span> Ahlak felsefesi ve bilgi kuramı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Kant, din ve ahlak arasındaki ilişkiyi incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Friedrich Nietzsche:</span></span> Tanrı'nın ölü olduğu iddiasıyla büyük tartışmalara yol açan Nietzsche, geleneksel din anlayışını radikal bir şekilde sorgulamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çağdaş Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ludwig Wittgenstein:</span></span> Dil oyunları ve dilsel analiz üzerine yaptığı çalışmalarla din dilini incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Martin Heidegger:</span></span> Varlık ve zaman üzerine yaptığı derinlemesine analizlerle din felsefesine yeni bir bakış açısı getirmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Alvin Plantinga:</span></span> Tanrı'nın varlığına dair yeni kanıtlar sunmaya çalışan önemli bir çağdaş filozoftur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Konular</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın varlığı:</span></span> Tanrı'nın var olup olmadığı, nasıl kanıtlanabileceği ve özellikleri gibi sorular<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> İnanç ve bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki, inançların rasyonel temellere dayanıp dayanmadığı<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük problemi:</span></span> Eğer Tanrı varsa neden dünyada acı ve kötülük var?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve ahlak:</span></span> Din ve ahlak arasındaki ilişki, dinin ahlaki değerlere nasıl katkıda bulunduğu<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve bilim:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, çatışma mı yoksa uyum mu?<br />
<br />
Bu sadece birkaç örnek olmakla birlikte, din felsefesi tarihinde birçok önemli düşünür ve fikir bulunmaktadır. Din felsefesi, insanın en temel sorularına cevap aramaya devam eden dinamik ve canlı bir alandır.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki başlıkları inceleyebilirsiniz:<br />
<br />
    Dinler Tarihi<br />
    Karşılaştırmalı Dinler<br />
    Din Felsefesi<br />
    Din Sosyolojisi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu metin, dinlerin karmaşık yapısını genel bir çerçevede sunmaktadır. Her dinin kendine özgü özellikleri ve tarihsel süreçleri vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli:</span></span> Dinler hakkında yapılan bilimsel çalışmalar, genellikle tarafsız ve objektif bir yaklaşım benimser. Ancak, dinsel inançlar kişisel bir konudur ve herkesin kendi yorumları olabilir.<br />
<br />
Bu metin, herhangi bir dini aşağılamak veya yüceltmek amacı taşımamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Autor</span></span><br />
<br />
Google Gemini ve Raşit Tunca<br />
<br />
14.11.2024</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><!-- start: attachment_icon -->
<img src="https://xn--rait-65a.tunca.at/images/attachtypes/image.png" title="JPG Image" border="0" alt=".jpg" />
<!-- end: attachment_icon -->&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=175861" target="_blank" title="">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri-1.jpg</a> (Dosya Boyutu: 338.84 KB / İndirme Sayısı: 150)
<!-- end: postbit_attachments_attachment --><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumu, Gelişimi ve Birbirleriyle İlişkileri</span></span><br />
<br />
Dinler, insanlık tarihinin en eski ve en karmaşık konularından biridir. Dünyanın farklı köşelerinde, farklı kültürlerde ve farklı zamanlarda ortaya çıkmış olan dinler, ortak bazı noktalara sahip olmalarının yanı sıra birbirlerinden de önemli ölçüde farklılık gösterirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Oluşumunda Etkili Olan Faktörler</span></span><br />
<br />
    Kozmolojik Açıklamalar: İnsanların evren, doğa ve yaşam hakkındaki merakı, dinlerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Gök gürültüsü, yıldırım, hastalık gibi doğal olayların açıklanması için mitolojik ve dini açıklamalar geliştirilmiştir.<br />
    Toplumsal İhtiyaçlar: Dinler, toplumlara bir aidiyet duygusu vererek sosyal bağları güçlendirmiştir. Aynı zamanda ahlaki değerler ve kurallar sunarak toplumsal düzeni sağlamaya katkıda bulunmuştur.<br />
    Psikolojik İhtiyaçlar: İnsanların ölüm, yalnızlık, anlam arayışı gibi temel psikolojik ihtiyaçlarına cevap arayışı da dinlerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.<br />
    Siyasi ve Ekonomik Faktörler: Tarih boyunca dinler, siyasi güçlerin elinde bir araç olarak kullanılmıştır. Dinler, toplumları birleştirerek veya bölerek siyasi amaçlara hizmet etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Gelişimi</span></span><br />
<br />
Dinler, ortaya çıktıkları coğrafi ve tarihsel koşullara göre farklı şekillerde gelişmişlerdir. Bu gelişim sürecinde;<br />
<br />
    Yeni İnançların Ortaya Çıkması: Mevcut dinlerin içinde veya dışında yeni inanç sistemleri ortaya çıkmıştır.<br />
    Eski İnançların Değişmesi: Zamanla toplumların değişmesiyle birlikte dinler de değişime uğramıştır.<br />
    Farklı Dinler Arasındaki Etkileşim: Dinler, coğrafi yakınlık, ticaret ve göç gibi faktörlerle birbirlerini etkilemişlerdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Birbirleriyle Bağlantıları</span></span><br />
<br />
Dinler arasında birçok ortak nokta bulunmasının yanı sıra önemli farklılıklar da vardır. Bu ortaklıklar ve farklılıklar, dinlerin birbirleriyle olan ilişkilerini belirler.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Noktalar:</span></span><br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> Çoğu dinin kutsal metinleri vardır. Bu metinler, dinin temel inançlarını, ahlaki değerlerini ve tarihini içerir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı ibadetler (dua, tören vb.) bulunmaktadır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerler:</span></span> Tüm dinlerde sevgi, saygı, dürüstlük gibi ortak ahlaki değerler vardır.<br />
    Farklılıklar:<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkında farklı inanışlar vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Kitaplar:</span></span> Her dinin kendine özgü kutsal kitapları vardır.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet Şekilleri:</span></span> Farklı dinlerde ibadet şekilleri farklılık gösterir.<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlaki Değerlerin Vurguları:</span></span> Farklı dinlerde farklı ahlaki değerler ön plana çıkarılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arasındaki Etkileşim</span></span><br />
<br />
Dinler arasındaki etkileşim, tarih boyunca farklı şekillerde gerçekleşmiştir. Bu etkileşimler, genellikle;<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Barışçıl Diyalog:</span></span> Farklı din mensupları arasındaki karşılıklı saygı ve anlayış çerçevesinde gerçekleşen diyaloglar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Evlilikler:</span></span> Farklı dinlere mensup insanların evlenmesi sonucu yeni inanç sistemlerinin ortaya çıkması.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sömürgecilik ve Misyonerlik:</span></span> Tarih boyunca güçlü devletler, dinlerini yaymak için sömürgecilik ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuşlardır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinler Arası Çatışmalar:</span></span> Tarih boyunca din adına birçok savaş ve çatışma yaşanmıştır.<br />
<br />
Sonuç olarak, dinler insanlık tarihi kadar eski ve karmaşık bir konudur. Dinlerin oluşumu, gelişimi ve birbirleriyle olan ilişkileri, tarihsel, kültürel, sosyal ve psikolojik birçok faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkmıştır. Dinler arasındaki farklılıklar kadar ortak noktalar da bulunmaktadır. Bu nedenle, dinlere karşı hoşgörülü ve saygılı olmak, farklı kültürleri anlamak ve dünya barışına katkıda bulunmak için önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinler: Farklılıklar ve Ortak Noktalar</span></span><br />
<br />
Karşılaştırmalı dinler; dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı zamanlarda ortaya çıkmış ve gelişmiş olan dinlerin inanç sistemleri, ritüelleri, ahlaki değerleri ve tarihsel süreçleri gibi çeşitli yönlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesini konu alan bir bilim dalıdır. Bu disiplin, dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını ortaya koyarak, insanlık tarihi ve kültürü hakkında daha kapsamlı bir anlayış sunmayı amaçlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemi</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklılıkların Anlaşılması:</span></span> Dünyada farklı dinlere mensup insanların birlikte yaşadığı bir gerçektir. Karşılaştırmalı dinler, farklı inanç sistemlerini daha iyi anlamayı ve aralarındaki farklılıkları tolere etmeyi sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ortak Değerlerin Belirlenmesi:</span></span> Tüm dinlerde ortak olan bazı temel değerler (sevgi, saygı, adalet gibi) vardır. Bu ortak değerlerin belirlenmesi, farklı dinler arasında diyalog ve işbirliği kurulmasına katkı sağlar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Tarihsel Gelişimi:</span></span> Dinlerin nasıl ortaya çıktığı, nasıl geliştiği ve birbirlerini nasıl etkilediği gibi sorulara cevap arayarak, insanlık tarihinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önyargıların Kırılması:</span></span> Dinler hakkında yaygın olan önyargıları ve yanlış bilgileri ortadan kaldırarak, daha objektif bir bakış açısı sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin İnceleme Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kutsal Metinler:</span></span> İncil, Kur'an, Tevrat gibi kutsal metinlerin içeriği, dili ve tarihsel arka planları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı Anlayışı:</span></span> Farklı dinlerde tanrı veya tanrılar hakkındaki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetler:</span></span> Dua, oruç, hac gibi ibadetlerin anlamları ve uygulamaları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlak ve Etik:</span></span> Farklı dinlerin ahlaki değerleri ve etik ilkeleri karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kozmoloji:</span></span> Evren, dünya ve insanın yaratılışı hakkındaki inançlar incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Eshatoloji:</span></span> Ahiret, kıyamet, cennet ve cehennem gibi konular üzerindeki inançlar karşılaştırılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sosyal Yapı:</span></span> Dinlerin toplumsal yapı üzerindeki etkileri incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerde Kullanılan Yöntemler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel Yöntem:</span></span> Dinlerin ortaya çıkışı, gelişimi ve tarihsel süreç içindeki etkileşimleri incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Filolojik Yöntem:</span></span> Kutsal metinlerin dili ve grameri incelenerek metinlerin anlamı ve tarihsel bağlamı ortaya çıkarılır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Antropolojik Yöntem:</span></span> Dinlerin kültürel ve sosyal boyutları incelenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Yöntem:</span></span> Dinlerin temel kavramları ve felsefi boyutları incelenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbrahimi Dinler:</span></span> Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ın ortak noktaları ve farklılıkları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğu Dinleri:</span></span> Budizm, Hinduizm, Taoizm gibi Doğu dinlerinin inanç sistemleri ve uygulamaları<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yerli Dinler:</span></span> Dünyanın farklı bölgelerindeki yerli halkların inanç sistemleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karşılaştırmalı Dinlerin Yararları</span></span><br />
<br />
    Dinler arası diyalog ve hoşgörünün artması<br />
    Kültürel zenginliğin farkına varılması<br />
    Önyargıların azalması<br />
    İnsan doğasının daha iyi anlaşılması<br />
<br />
Sonuç olarak, karşılaştırmalı dinler, farklı dinlerin ortak noktalarını ve farklılıklarını bilimsel bir yöntemle inceleyerek, dinler arası anlayışı artırmayı ve dünya barışına katkıda bulunmayı amaçlar. Bu disiplin, insanlığın ortak değerlerini ortaya çıkararak, farklı kültürler arasında köprüler kurulmasına yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesi: Derinlemesine Bir İnceleme</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, dinin rasyonel bir şekilde incelenmesini hedefleyen felsefenin bir dalıdır. Tanrı'nın varlığı, dinin doğası, inanç ile bilgi arasındaki ilişki, dini inançların ahlaki sonuçları gibi temel soruları ele alır.<br />
Din Felsefesinin Temel Soruları<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığı:</span></span> Tanrı var mıdır? Eğer varsa, özellikleri nelerdir? Tanrı'nın varlığı nasıl kanıtlanabilir veya çürütülebilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Doğası:</span></span> Din nedir? Din, diğer dünya görüşlerinden nasıl ayrılır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki nedir? İnanç irrasyonel midir yoksa rasyonel bir temeli var mıdır?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük Problemi:</span></span> Eğer her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve iyiliksever bir Tanrı varsa, dünyadaki acı ve kötülük nasıl açıklanabilir?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Toplumdaki Rolü:</span></span> Din toplumda ne gibi bir işlev görür? Moral, siyaset ve kültür üzerindeki etkileri nelerdir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Önemli Alanları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğa Tanrısı:</span></span> Doğayı inceleyerek Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışan bir yaklaşım.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Bilimi:</span></span> Dinleri empirik ve tarihsel olarak inceleyen bir bilim dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etik:</span></span> Dini inançlardan kaynaklanan ahlaki soruları inceleyen felsefe dalı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Felsefi Teoloji:</span></span> Dinlerin temel kavramlarını ve iddialarını felsefi olarak analiz eden bir alan.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Neden Din Felsefesi Önemlidir?</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kritik Düşünme:</span></span> Din felsefesi, eleştirel düşünme becerilerini geliştirir ve argümanları analiz etme yeteneği kazandırır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerarası Diyalog:</span></span> Farklı dinleri daha iyi anlamaya ve dinler arası diyaloğa katkıda bulunmaya yardımcı olur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kişisel Dünya Görüşü:</span></span> Kendi dünya görüşünü sorgulamak ve derinleştirmek için bir fırsat sunar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din Felsefesinin Karşılaştığı Zorluklar</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinin Tanımı:</span></span> Dinin ne olduğu konusunda genel bir kabul gören bir tanım yoktur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın Varlığının Kanıtı:</span></span> Tanrı'nın varlığını kesin olarak kanıtlamak zordur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnanç ve Bilgi İlişkisi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki karmaşık ve tartışmalı bir konudur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dinlerin Çeşitliliği:</span></span> Dünyada çok sayıda din olduğu için karşılaştırmalar ve genellemeler yapmak zordur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlığın en temel sorularından bazılarını ele alan derin ve karmaşık bir alandır. Bu alan, hem bireysel olarak kendi inançlarımızı sorgulamak hem de farklı dinlere mensup insanlarla daha iyi anlaşmak için önemli bir araçtır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişki: Tarihi, Felsefi ve Güncel Bir Bakış</span></span><br />
<br />
Din ve bilim, insanlığın en temel sorularına cevap arama çabası içinde olan iki önemli alan olmuştur. Bu iki alan arasındaki ilişki, tarih boyunca farklı şekillerde yorumlanmış ve tartışılmıştır.<br />
Tarihsel Süreçte Din ve Bilim İlişkisi<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Antik Çağ:</span></span> Antik Yunan ve Roma gibi uygarlıklarda din ve felsefe iç içe geçmişti. Doğal olaylar, dinsel inançlarla açıklanmaya çalışılırdı.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ:</span></span> Orta Çağ'da ise din, bilimsel düşüncenin önünde engel olarak görülmüştür. Kilise, bilimsel keşifleri sınırlandırmış ve kendi görüşlerini dayatmaya çalışmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem:</span></span> Rönesans ve Aydınlanma ile birlikte bilimsel düşünce yükselişe geçmiştir. Din ve bilim arasındaki çatışma daha belirgin hale gelmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüz: </span></span>Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki daha karmaşık bir hal almıştır. Bazı insanlar din ve bilimin tamamen ayrı alanlar olduğunu düşünürken, bazıları ise aralarında bir uyum olduğunu savunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki Farklı Görüşler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çatışma Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirleriyle çelişen iki alan olarak görülür. Bilimsel bulgular, dinsel inançları çürütür.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bağımsızlık Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirinden bağımsız alanlardır. Bilim maddi dünyayla, din ise manevi dünyayla ilgilenir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyum Görüşü:</span></span> Din ve bilim birbirini tamamlayan iki alan olarak görülür. Bilim, evrenin nasıl işlediğini açıklar, din ise hayatın anlamını verir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve Bilim Arasındaki İlişkinin Nedenleri</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Sorulara Cevap Arama:</span></span> Din, hayatın anlamı, ahlak ve varoluş gibi sorulara cevap ararken, bilim doğal dünyanın nasıl işlediği sorusuna odaklanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Farklı Metotlara Sahip Olma:</span></span> Din, inanç ve vahiy gibi yöntemlere dayanırken, bilim gözlem, deney ve mantığa dayanır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihsel ve Kültürel Faktörler:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, tarihsel süreç içinde ve farklı kültürlerde farklı şekillerde gelişmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günümüzde Din ve Bilim</span></span><br />
<br />
Günümüzde din ve bilim arasındaki ilişki, daha önceki dönemlere göre daha karmaşık ve çok boyutludur. Bilimsel gelişmeler, dinsel inançları sorgulayan yeni sorular ortaya çıkarmıştır. Ancak, birçok insan için din ve bilim, hayatın farklı yönlerini anlamaya yardımcı olan tamamlayıcı unsurlardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Noktalar</span></span><br />
<br />
    Din ve bilim, mutlaka birbirine zıt olmak zorunda değildir.<br />
    Bilimsel bulgular, dinsel inançları destekleyebileceği gibi çürütebileceği gibi, tamamen farklı alanlara ait olabilirler.<br />
    Din ve bilim arasındaki ilişki, bireysel inançlara, kültürel faktörlere ve tarihsel bağlamlara göre değişebilir.<br />
<br />
Sonuç olarak, din ve bilim arasındaki ilişki, karmaşık ve sürekli değişen bir konudur. Bu konuda kesin ve evrensel geçerliliği olan bir cevap vermek zordur. Ancak, din ve bilim arasındaki diyalog, insanlığın daha iyi bir geleceğe ulaşmasına katkı sağlayabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Din Filozofları ve Düşünceleri</span></span><br />
<br />
Din felsefesi, insanlık tarihi boyunca birçok düşünürün ilgisini çekmiş ve zengin bir felsefi miras bırakmıştır. İşte din felsefesine önemli katkılarda bulunmuş bazı filozoflar ve düşünceleri:<br />
Antik Dönem<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sokrates:</span></span> Sokrates, evrenin ve insanın doğası hakkında sorular sorarak felsefi düşüncenin temelini atmıştır. İyi yaşam ve erdemli olmak üzerine yaptığı tartışmalar, din felsefesine de ilham vermiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Platon:</span></span> İdealar dünyası ve mağara alegorisi ile tanınan Platon, evrenin düzenini ve insanın yerini sorgulamıştır. Tanrı kavramı ve adalet üzerine yaptığı çalışmalar din felsefesinde önemli bir yer tutar.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aristoteles:</span></span> Doğayı ve evreni gözlemleyerek felsefe yapan Aristoteles, ilk neden ve hareketsiz hareketçi gibi kavramlarla Tanrı'nın varlığını açıklamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orta Çağ</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Augustinus:</span></span> Hristiyanlığın felsefi temellerini atan Augustinus, Tanrı, insan ve günah kavramları üzerine derinlemesine düşünmüştür. İçsel dönüşüm ve ilahi aşk gibi konular üzerinde durmuştur.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Thomas Aquinas:</span></span> Aristoteles'in felsefesini Hristiyanlık ile birleştirmeye çalışan Aquinas, doğal teoloji ve beş kanıt ile Tanrı'nın varlığını ispatlamaya çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Modern Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">René Descartes:</span></span> "Düşünüyorum, öyleyse varım" sözüyle tanınan Descartes, şüphecilik ve rasyonalizm üzerine yaptığı çalışmalarla din felsefesine yeni bir boyut katmıştır.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Immanuel Kant:</span></span> Ahlak felsefesi ve bilgi kuramı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Kant, din ve ahlak arasındaki ilişkiyi incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Friedrich Nietzsche:</span></span> Tanrı'nın ölü olduğu iddiasıyla büyük tartışmalara yol açan Nietzsche, geleneksel din anlayışını radikal bir şekilde sorgulamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çağdaş Dönem</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ludwig Wittgenstein:</span></span> Dil oyunları ve dilsel analiz üzerine yaptığı çalışmalarla din dilini incelemiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Martin Heidegger:</span></span> Varlık ve zaman üzerine yaptığı derinlemesine analizlerle din felsefesine yeni bir bakış açısı getirmiştir.<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Alvin Plantinga:</span></span> Tanrı'nın varlığına dair yeni kanıtlar sunmaya çalışan önemli bir çağdaş filozoftur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Konular</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tanrı'nın varlığı:</span></span> Tanrı'nın var olup olmadığı, nasıl kanıtlanabileceği ve özellikleri gibi sorular<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> İnanç ve bilgi:</span></span> İnanç ile bilgi arasındaki ilişki, inançların rasyonel temellere dayanıp dayanmadığı<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülük problemi:</span></span> Eğer Tanrı varsa neden dünyada acı ve kötülük var?<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve ahlak:</span></span> Din ve ahlak arasındaki ilişki, dinin ahlaki değerlere nasıl katkıda bulunduğu<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din ve bilim:</span></span> Din ve bilim arasındaki ilişki, çatışma mı yoksa uyum mu?<br />
<br />
Bu sadece birkaç örnek olmakla birlikte, din felsefesi tarihinde birçok önemli düşünür ve fikir bulunmaktadır. Din felsefesi, insanın en temel sorularına cevap aramaya devam eden dinamik ve canlı bir alandır.<br />
<br />
Bu konuyla ilgili daha detaylı bilgi almak için aşağıdaki başlıkları inceleyebilirsiniz:<br />
<br />
    Dinler Tarihi<br />
    Karşılaştırmalı Dinler<br />
    Din Felsefesi<br />
    Din Sosyolojisi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu metin, dinlerin karmaşık yapısını genel bir çerçevede sunmaktadır. Her dinin kendine özgü özellikleri ve tarihsel süreçleri vardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli:</span></span> Dinler hakkında yapılan bilimsel çalışmalar, genellikle tarafsız ve objektif bir yaklaşım benimser. Ancak, dinsel inançlar kişisel bir konudur ve herkesin kendi yorumları olabilir.<br />
<br />
Bu metin, herhangi bir dini aşağılamak veya yüceltmek amacı taşımamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Autor</span></span><br />
<br />
Google Gemini ve Raşit Tunca<br />
<br />
14.11.2024</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Talmud Nedir?]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=25382</link>
			<pubDate>Mon, 08 Jan 2024 16:42:29 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=25382</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Talmud Nedir?</span></span><br />
<br />
Talmud (İbranice: תלמוד), Yahudi medeni kanunu, tören kuralları ve efsanelerini kapsayan dinî metinlerdir. İbranice lamad (öğrenmek) kökünden gelir. Mişna ve Gemara bölümlerinden müteşekkildir. Talmud'un iki versiyonu vardır: 3. ila 5. yüzyıla ait olduğu kabul edilen[1] ancak daha eski dokümanları da içeren Babil Talmudu ve daha eski olan Filistin ve Yeruşalayim (Kudüs) Talmudu.[2]<br />
<br />
Yahudilikte önceleri Sözlü Tevrat olan Tora Şebealpe daha sonraları Mişna ismiyle yazılı hale getirilmiştir. Mişna temel olarak Musevi Ceza hukuku olarak tanımlanabilir daha sonraları Hahamlarca Mişna'nın daha derinlemesine açıklamaları yapılmış ve buna Gemara adı verilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mişna</span></span><br />
<br />
Sözlü kanunlar ilk defa olarak Rabi Yehuda HaNasi tarafından derlenmiş ve Mişna (משנה) adı verilmiştir. Mişna, İbranice tekrarlayarak belleme anlamındaki Şana kelimesinden gelir. İbranice olarak kaleme alınmıştır.<br />
<br />
Mişna 6 Bölümden oluşmaktadır, bunlara İbranice sedarim (tekili seder סדר) denir. Bu altı bölümden her biri kendi aralarında 7 ila 12 alt bölüme ayrılır bu her alt bölüme de İbranice masehtot (tekili masehet מסכת) denmektedir. Mişna’da Toplam 63 altbölüm bulunmaktadır. Bunlar:<br />
<br />
    Birinci Bölüm: Zeraim ("Tohumlar"). 11 alt bölümden oluşur. Tarımla ilgili kanunlar ve Kohen, Levi, Fakir ve Hastaların payları ile ilgili bölüm.<br />
    İkinci Bölüm: Moed ("Kutsal Günler"). 12 alt bölümden oluşur. Yahudi Takvimi, Bayramlar ve bunlarla ilgili hükümler.<br />
    Üçüncü Bölüm: Naşim ("Kadınlar"). 7 alt bölümden oluşur. Evlenme, boşanma, kadın erkek ilişkileri ve Nazirlik ile ilgili hükümler.<br />
    Dördüncü Bölüm: Nezikin ("Zararlar"). 10 alt bölümden oluşur. Yahudi Ceza ve Medeni Hukuku ve Mahkemeler üzerinedir.<br />
    Beşinci Bölüm: Kodşim ("Kutsal Şeyler"). 11 alt bölümden oluşur. Tapınak’daki kurban törenleri ve yenmesi yasak ve mübah olan yiyecekler hakkındadır.<br />
    Altıncı Bölüm: Taharot ("Temizlik, Arılık"). 12 alt bölümden oluşur. Arınma ritüellerini ve kanunlarını hakkındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Biçim ve Üslubu</span></span><br />
<br />
Mişna biçimi genellikle iki din bilgesinin soru cevabı biçimindedir. Soru sorana makşan, cevaplayana ise tartzan denir. Bu fikir alışverişi de Gemara’nın yapıtaşlarını oluşturur<br />
<br />
Mişna metni yaklaşık MÖ 100 ile MS 200 yıllarında yaşamış hahamların deyişlerini içermektedir. Bu hahamlara Tanaim, “öğretmenler” denir. Bu gruba Rabi Şimon Ben Zakay, Rabi Şimon Bar Yohay, Rabi Akiva ve Rabi Yehuda HaNasi gibi büyükler hahamlar dahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gemara</span></span><br />
<br />
Bundan yaklaşık 300 yıl kadar sonra Babil’de ve İsrail’de Büyük Hahamlar Komitesi toplanmış ve Mişna’nın analizini yapmışlardır. Bu analize Gemara (גמרא) adı verilir ki Tamamlama anlamına gelir. Talmud Aramice olarak kaleme alınmıştır.<br />
<br />
Gemara metnini oluşturan Hahamlara Amoraim, “açıklayıcılar ya da “yorumcular” denir. Bu gruba Rav Aşi, Rav Yohanan dahildir.<br />
<br />
Gemara, Mişna’nın 63 alt bölümünden sadece 37 tanesinin analizini yapmıştır bunlar:<br />
<br />
    Birinci Kısım: Zeraim ("Tohumlar"). 1 alt bölümden oluşur.<br />
        Berahot<br />
    İkinci Kısım: Moed ("Kutsal Günler"). 11 alt bölümden oluşur.<br />
        Şabat<br />
        Eruvin<br />
        Pesahim<br />
        Şekalim<br />
        Yoma<br />
        Suka<br />
        Beitsa<br />
        Roşaşana<br />
        Taanit<br />
        Megilla<br />
        Moed Katan<br />
    Üçüncü Bölüm: Naşim ("Kadınlar"). 7 alt bölümden oluşur.<br />
        Hagiga<br />
        Yevamot<br />
        Ketubot<br />
        Nedarim<br />
        Nazir<br />
        Sota<br />
        Gitin<br />
    Dördüncü Bölüm: Nezikin ("Zararlar"). 8 alt bölümden oluşur.<br />
        Kiduşin<br />
        Bava Kama<br />
        Bava Metsia<br />
        Bava Basra<br />
        Sanhedrin<br />
        Makat<br />
        Şevuot<br />
        Avoda Zara<br />
    Beşinci Bölüm: Kodşim ("Kutsal Şeyler"). 9 alt bölümden oluşur.<br />
        Horayot<br />
        Zevahim<br />
        Menahot<br />
        Hulin<br />
        Behorot<br />
        Erhin<br />
        Temura<br />
        Keritut<br />
        Melia<br />
    Altıncı Bölüm: Taharot ("Temizlik, Arılık"). 1 alt bölümden oluşur.<br />
<br />
        Nida<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Agada</span></span><br />
<br />
Talmud’un içinde yer alan detaylı ve anlaşılması zor açıklamaları ve analizleri daha eğlenceli hale getirmek havayı hafifletmek için, hikâyeler, fıkralar, vecize ve efsanelerle daha çekici hale getirmek için yazılmıştır yaklaşık Talmud’un %30’unu meydana getirir.<br />
<br />
Bu hikâyeler Yahudi halkı için hayati önem taşımaktadır çünkü Yahudi kanunu Tevrat’taki bir cümleyi okuyup onu sözcüğü sözcüğüne hiçbir zaman uygulamamıştır.<br />
<br />
Örneğin Tevrat’ta geçen göze göz, dişe diş sözü "Eğer biri seni kör ettiyse, sen de gidip onu kör etmelisin" şeklinde anlaşılmaz ve Yahudi kanununda böyle uygulanmaz. Yahudi kanununa göre: Toplumda iki kör kişinin ortaya çıkmasının kime ne yararı olacaktı? bu yüzden bu söz her zaman iki düzeyde anlaşılır:<br />
<br />
    Adaletin orantılı olması gerektiği (bir göz için bir hayat değil)<br />
    Bir gözün değerine karşılık bir gözün değeri, yani maddi hasarlar için.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kudüs Talmudu ve Babil Talmudu</span></span><br />
<br />
Sadece bir Mişna olmasına rağmen iki farklı Gemara bulunmaktadır Yeruşalmi ve Bavli dolayısıyla bu her iki Gemara farklı iki Talmud oluştururlar.<br />
<br />
O yıllarda Yahudi nüfusun büyük bir bölümü Roma İmparatorluğu’nun sınırları dışında Babil’de yaşıyordu, Babil'deki hahamların tartışmalarından derlenmiş olan Gemara'dan oluşan Talmud'a Talmud Bavli veya Babil Talmudu denildi. İsrail toprağında ise ayrı tartışmalar yer aldı, bunlardan oluşturulan Gemara'dan oluşan Talmuda ise Talmud Yeruşalmi ya da Kudüs Talmudu denildi. (Gerçekte Kudüs Talmudu Kudüs'te değil, Sanhedrin’in bulunduğu Tiberya’da yazılmıştı ancak Sanhedrin’in bulunduğu yere saygı ifadesi olarak Kudüs Talmudu ifadesi tercih edilmiştir).<br />
<br />
Kudüs Talmudu, Babil Talmudu'ndan çok daha kısa, anlaşılması çok daha karmaşıktı çünkü düzenlenmesi aceleye gelmişti. O yıllarda İsrael’deki durum, Yahudiler için çok daha istikrarlı olan Babil’deki ortamdan çok daha kötüydü. Bu sebeple Yahudi Haham okulları olan yeşivalarda çalışmalar Babil Talmudu ile yürütülür.<br />
Talmud Yeruşalmi (Kudüs Talmudu)<br />
<br />
İsrailli Akademisyenlerin yaklaşık Mişna’yı 200 sene analiz etmeleri neticesinde ortaya çıkmıştır. Rav Muna ve Rav Yossi tarafından birlikte kaleme alınmıştır<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Talmud Bavli (Babil Talmudu)</span></span><br />
<br />
Kudüs Talmudun’dan yaklaşık 100 yıl kadar sonra Babilli Musevi Akademisyenlerin Mişna’yı analizleri sonucu kaleme alınmış Kudüs Talmud’undan çok daha kapsamlı bir derlemedir. Rav Aşi ve Ravina, 550'li yıllarda Babil Yahudi Topluluğunun önde gelen iki lideriydi. Rav Aşi 427 yılında öldüğünde Talmud’un ilk versyonunu yazmıştı, onun ölümünden sonra Ravina onun çalıştırmaları daha da geliştirdi.. Bu çalışma Savoraim ya da Rabbanan Savoraei tarafından (Talmud Sonrası Hahahmlardan), devam ettirildi. Yaklaşık 250 sene kadar süren son çalışmalarla 700 yılına doğru son şeklini aldı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babil Talmud’u</span></span>n modern basımı Mişna’nın tamamını ve 37 Alt bölümünün Gemara’sını içerir. 5894 sayfa 2.5 milyon kelimeden fazla kelime içerir.<br />
<br />
Talmud’un Çift sayfa olarak yazılır ve bu sağlı sollu sayfalara Daf adı verilir A ve B dafları bulunur ve “Altbölüm daf a/b” formatında ifade edilir (Şabat 20/b)<br />
<br />
Babil Talmud’unun ilk yorumları Raşi (Rabi Şlomo Yitsaki, 1040-1105) tarafından yapılmıştır. Yorumlar çok ayrıntılı bir biçimde tüm Talmud’u kapsar, neredeyse bütün kelimeler açıklanır. Yorumlar Tosafot ("Ekler") olarak bilinir ve Dafların daha kolay anlaşılmasını sağlar<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Konular</span></span><br />
<br />
Talmud’u okumak çok sayıda argümanı okumak anlamına gelir. Her sayfada hahamlar sürekli tartışır. Bu tür bir tartışmaya (amacı gerçeğin özüne ulaşmak olan) pilput denir. Bu sözcük yeşiva dünyasının dışında ise olumsuz bir çağrışıma sahiptir çünkü bu tartışmaları okuyan eğitimsiz kişinin gözünde hahamlar sadece kılı kırk yarmaktadır.<br />
<br />
Hahamların gündelik yaşamda hiçbir uygulaması olmayacak konular üzerinde bile tartışmasının nedeni gerçeğe soyut bir şekilde ulaşmak, prensibi ortaya çıkarmaya çalışmaktı. Bu hahamlar gerçeğin ne olduğunu anlamak ve doğru olanı yapmakla ilgileniyordu.<br />
<br />
Önemli bir başka nokta ise hahamların hiçbir zaman büyük konular hakkında tartışmadıklarıdır. Domuz yemek ya da yememek, Şabat günü ateş yakılabilir mi yakılamaz mı gibi konularda bir tartışma bulmak mümkün değildir. Bu konularda tam bir anlaşma söz konusudur. Sadece küçük ayrıntılar tartışma konusudur.<br />
<br />
Bugünkü Talmud’un çevre metni Rişonim’i, yani ilkler'i de içerir: Şulhan Aruh olarak bilinen Yahudi kanunun 16. yüzyıldaki yazarı Rabbi Yosef Karo’dan önce gelen haham otorileri. Rişonimler'in en önde gelenleri arasında Raşi, öğrencileri ve soyundan gelenler, Tosafos’un baş yazarları olan Maimonides ve Nahmanides de yer alır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Talmudun kullanımı</span></span><br />
<br />
Talmud Yeşiva adı verilen haham yetiştiren okullarda, okutulur. Bu okullarda öğrencilere gereken Arapça ve Aramice dilleri öğretildikten sonra sınıfça grup halinde bir imam eşliğinde her bir alt bölüm üzerinde uzun ve hararetli tartışmalar yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Talmud Nedir?</span></span><br />
<br />
Talmud (İbranice: תלמוד), Yahudi medeni kanunu, tören kuralları ve efsanelerini kapsayan dinî metinlerdir. İbranice lamad (öğrenmek) kökünden gelir. Mişna ve Gemara bölümlerinden müteşekkildir. Talmud'un iki versiyonu vardır: 3. ila 5. yüzyıla ait olduğu kabul edilen[1] ancak daha eski dokümanları da içeren Babil Talmudu ve daha eski olan Filistin ve Yeruşalayim (Kudüs) Talmudu.[2]<br />
<br />
Yahudilikte önceleri Sözlü Tevrat olan Tora Şebealpe daha sonraları Mişna ismiyle yazılı hale getirilmiştir. Mişna temel olarak Musevi Ceza hukuku olarak tanımlanabilir daha sonraları Hahamlarca Mişna'nın daha derinlemesine açıklamaları yapılmış ve buna Gemara adı verilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mişna</span></span><br />
<br />
Sözlü kanunlar ilk defa olarak Rabi Yehuda HaNasi tarafından derlenmiş ve Mişna (משנה) adı verilmiştir. Mişna, İbranice tekrarlayarak belleme anlamındaki Şana kelimesinden gelir. İbranice olarak kaleme alınmıştır.<br />
<br />
Mişna 6 Bölümden oluşmaktadır, bunlara İbranice sedarim (tekili seder סדר) denir. Bu altı bölümden her biri kendi aralarında 7 ila 12 alt bölüme ayrılır bu her alt bölüme de İbranice masehtot (tekili masehet מסכת) denmektedir. Mişna’da Toplam 63 altbölüm bulunmaktadır. Bunlar:<br />
<br />
    Birinci Bölüm: Zeraim ("Tohumlar"). 11 alt bölümden oluşur. Tarımla ilgili kanunlar ve Kohen, Levi, Fakir ve Hastaların payları ile ilgili bölüm.<br />
    İkinci Bölüm: Moed ("Kutsal Günler"). 12 alt bölümden oluşur. Yahudi Takvimi, Bayramlar ve bunlarla ilgili hükümler.<br />
    Üçüncü Bölüm: Naşim ("Kadınlar"). 7 alt bölümden oluşur. Evlenme, boşanma, kadın erkek ilişkileri ve Nazirlik ile ilgili hükümler.<br />
    Dördüncü Bölüm: Nezikin ("Zararlar"). 10 alt bölümden oluşur. Yahudi Ceza ve Medeni Hukuku ve Mahkemeler üzerinedir.<br />
    Beşinci Bölüm: Kodşim ("Kutsal Şeyler"). 11 alt bölümden oluşur. Tapınak’daki kurban törenleri ve yenmesi yasak ve mübah olan yiyecekler hakkındadır.<br />
    Altıncı Bölüm: Taharot ("Temizlik, Arılık"). 12 alt bölümden oluşur. Arınma ritüellerini ve kanunlarını hakkındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Biçim ve Üslubu</span></span><br />
<br />
Mişna biçimi genellikle iki din bilgesinin soru cevabı biçimindedir. Soru sorana makşan, cevaplayana ise tartzan denir. Bu fikir alışverişi de Gemara’nın yapıtaşlarını oluşturur<br />
<br />
Mişna metni yaklaşık MÖ 100 ile MS 200 yıllarında yaşamış hahamların deyişlerini içermektedir. Bu hahamlara Tanaim, “öğretmenler” denir. Bu gruba Rabi Şimon Ben Zakay, Rabi Şimon Bar Yohay, Rabi Akiva ve Rabi Yehuda HaNasi gibi büyükler hahamlar dahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gemara</span></span><br />
<br />
Bundan yaklaşık 300 yıl kadar sonra Babil’de ve İsrail’de Büyük Hahamlar Komitesi toplanmış ve Mişna’nın analizini yapmışlardır. Bu analize Gemara (גמרא) adı verilir ki Tamamlama anlamına gelir. Talmud Aramice olarak kaleme alınmıştır.<br />
<br />
Gemara metnini oluşturan Hahamlara Amoraim, “açıklayıcılar ya da “yorumcular” denir. Bu gruba Rav Aşi, Rav Yohanan dahildir.<br />
<br />
Gemara, Mişna’nın 63 alt bölümünden sadece 37 tanesinin analizini yapmıştır bunlar:<br />
<br />
    Birinci Kısım: Zeraim ("Tohumlar"). 1 alt bölümden oluşur.<br />
        Berahot<br />
    İkinci Kısım: Moed ("Kutsal Günler"). 11 alt bölümden oluşur.<br />
        Şabat<br />
        Eruvin<br />
        Pesahim<br />
        Şekalim<br />
        Yoma<br />
        Suka<br />
        Beitsa<br />
        Roşaşana<br />
        Taanit<br />
        Megilla<br />
        Moed Katan<br />
    Üçüncü Bölüm: Naşim ("Kadınlar"). 7 alt bölümden oluşur.<br />
        Hagiga<br />
        Yevamot<br />
        Ketubot<br />
        Nedarim<br />
        Nazir<br />
        Sota<br />
        Gitin<br />
    Dördüncü Bölüm: Nezikin ("Zararlar"). 8 alt bölümden oluşur.<br />
        Kiduşin<br />
        Bava Kama<br />
        Bava Metsia<br />
        Bava Basra<br />
        Sanhedrin<br />
        Makat<br />
        Şevuot<br />
        Avoda Zara<br />
    Beşinci Bölüm: Kodşim ("Kutsal Şeyler"). 9 alt bölümden oluşur.<br />
        Horayot<br />
        Zevahim<br />
        Menahot<br />
        Hulin<br />
        Behorot<br />
        Erhin<br />
        Temura<br />
        Keritut<br />
        Melia<br />
    Altıncı Bölüm: Taharot ("Temizlik, Arılık"). 1 alt bölümden oluşur.<br />
<br />
        Nida<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Agada</span></span><br />
<br />
Talmud’un içinde yer alan detaylı ve anlaşılması zor açıklamaları ve analizleri daha eğlenceli hale getirmek havayı hafifletmek için, hikâyeler, fıkralar, vecize ve efsanelerle daha çekici hale getirmek için yazılmıştır yaklaşık Talmud’un %30’unu meydana getirir.<br />
<br />
Bu hikâyeler Yahudi halkı için hayati önem taşımaktadır çünkü Yahudi kanunu Tevrat’taki bir cümleyi okuyup onu sözcüğü sözcüğüne hiçbir zaman uygulamamıştır.<br />
<br />
Örneğin Tevrat’ta geçen göze göz, dişe diş sözü "Eğer biri seni kör ettiyse, sen de gidip onu kör etmelisin" şeklinde anlaşılmaz ve Yahudi kanununda böyle uygulanmaz. Yahudi kanununa göre: Toplumda iki kör kişinin ortaya çıkmasının kime ne yararı olacaktı? bu yüzden bu söz her zaman iki düzeyde anlaşılır:<br />
<br />
    Adaletin orantılı olması gerektiği (bir göz için bir hayat değil)<br />
    Bir gözün değerine karşılık bir gözün değeri, yani maddi hasarlar için.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kudüs Talmudu ve Babil Talmudu</span></span><br />
<br />
Sadece bir Mişna olmasına rağmen iki farklı Gemara bulunmaktadır Yeruşalmi ve Bavli dolayısıyla bu her iki Gemara farklı iki Talmud oluştururlar.<br />
<br />
O yıllarda Yahudi nüfusun büyük bir bölümü Roma İmparatorluğu’nun sınırları dışında Babil’de yaşıyordu, Babil'deki hahamların tartışmalarından derlenmiş olan Gemara'dan oluşan Talmud'a Talmud Bavli veya Babil Talmudu denildi. İsrail toprağında ise ayrı tartışmalar yer aldı, bunlardan oluşturulan Gemara'dan oluşan Talmuda ise Talmud Yeruşalmi ya da Kudüs Talmudu denildi. (Gerçekte Kudüs Talmudu Kudüs'te değil, Sanhedrin’in bulunduğu Tiberya’da yazılmıştı ancak Sanhedrin’in bulunduğu yere saygı ifadesi olarak Kudüs Talmudu ifadesi tercih edilmiştir).<br />
<br />
Kudüs Talmudu, Babil Talmudu'ndan çok daha kısa, anlaşılması çok daha karmaşıktı çünkü düzenlenmesi aceleye gelmişti. O yıllarda İsrael’deki durum, Yahudiler için çok daha istikrarlı olan Babil’deki ortamdan çok daha kötüydü. Bu sebeple Yahudi Haham okulları olan yeşivalarda çalışmalar Babil Talmudu ile yürütülür.<br />
Talmud Yeruşalmi (Kudüs Talmudu)<br />
<br />
İsrailli Akademisyenlerin yaklaşık Mişna’yı 200 sene analiz etmeleri neticesinde ortaya çıkmıştır. Rav Muna ve Rav Yossi tarafından birlikte kaleme alınmıştır<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Talmud Bavli (Babil Talmudu)</span></span><br />
<br />
Kudüs Talmudun’dan yaklaşık 100 yıl kadar sonra Babilli Musevi Akademisyenlerin Mişna’yı analizleri sonucu kaleme alınmış Kudüs Talmud’undan çok daha kapsamlı bir derlemedir. Rav Aşi ve Ravina, 550'li yıllarda Babil Yahudi Topluluğunun önde gelen iki lideriydi. Rav Aşi 427 yılında öldüğünde Talmud’un ilk versyonunu yazmıştı, onun ölümünden sonra Ravina onun çalıştırmaları daha da geliştirdi.. Bu çalışma Savoraim ya da Rabbanan Savoraei tarafından (Talmud Sonrası Hahahmlardan), devam ettirildi. Yaklaşık 250 sene kadar süren son çalışmalarla 700 yılına doğru son şeklini aldı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babil Talmud’u</span></span>n modern basımı Mişna’nın tamamını ve 37 Alt bölümünün Gemara’sını içerir. 5894 sayfa 2.5 milyon kelimeden fazla kelime içerir.<br />
<br />
Talmud’un Çift sayfa olarak yazılır ve bu sağlı sollu sayfalara Daf adı verilir A ve B dafları bulunur ve “Altbölüm daf a/b” formatında ifade edilir (Şabat 20/b)<br />
<br />
Babil Talmud’unun ilk yorumları Raşi (Rabi Şlomo Yitsaki, 1040-1105) tarafından yapılmıştır. Yorumlar çok ayrıntılı bir biçimde tüm Talmud’u kapsar, neredeyse bütün kelimeler açıklanır. Yorumlar Tosafot ("Ekler") olarak bilinir ve Dafların daha kolay anlaşılmasını sağlar<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Konular</span></span><br />
<br />
Talmud’u okumak çok sayıda argümanı okumak anlamına gelir. Her sayfada hahamlar sürekli tartışır. Bu tür bir tartışmaya (amacı gerçeğin özüne ulaşmak olan) pilput denir. Bu sözcük yeşiva dünyasının dışında ise olumsuz bir çağrışıma sahiptir çünkü bu tartışmaları okuyan eğitimsiz kişinin gözünde hahamlar sadece kılı kırk yarmaktadır.<br />
<br />
Hahamların gündelik yaşamda hiçbir uygulaması olmayacak konular üzerinde bile tartışmasının nedeni gerçeğe soyut bir şekilde ulaşmak, prensibi ortaya çıkarmaya çalışmaktı. Bu hahamlar gerçeğin ne olduğunu anlamak ve doğru olanı yapmakla ilgileniyordu.<br />
<br />
Önemli bir başka nokta ise hahamların hiçbir zaman büyük konular hakkında tartışmadıklarıdır. Domuz yemek ya da yememek, Şabat günü ateş yakılabilir mi yakılamaz mı gibi konularda bir tartışma bulmak mümkün değildir. Bu konularda tam bir anlaşma söz konusudur. Sadece küçük ayrıntılar tartışma konusudur.<br />
<br />
Bugünkü Talmud’un çevre metni Rişonim’i, yani ilkler'i de içerir: Şulhan Aruh olarak bilinen Yahudi kanunun 16. yüzyıldaki yazarı Rabbi Yosef Karo’dan önce gelen haham otorileri. Rişonimler'in en önde gelenleri arasında Raşi, öğrencileri ve soyundan gelenler, Tosafos’un baş yazarları olan Maimonides ve Nahmanides de yer alır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Talmudun kullanımı</span></span><br />
<br />
Talmud Yeşiva adı verilen haham yetiştiren okullarda, okutulur. Bu okullarda öğrencilere gereken Arapça ve Aramice dilleri öğretildikten sonra sınıfça grup halinde bir imam eşliğinde her bir alt bölüm üzerinde uzun ve hararetli tartışmalar yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[8 Aralık Hz. Meryem'in Doğum Günü veya Meryem'in Hamile Kalması - Mariä Empfängnis]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=24765</link>
			<pubDate>Fri, 08 Dec 2023 07:01:12 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=24765</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8 Aralık Hz. Meryem'in Doğum Günü veya "Meryem'in Hamile Kalması" - Mariä Empfängnis</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meryem'in günahsızlığı - immaculata</span></span><br />
<br />
Meryem'in günahsızlığı, Meryem'in "İlk Günah"'tan azade olarak Dünya'ya gelmiş olduğu şeklindeki Katolik Kilisesi dogmalarından biridir. Hristiyanlık inancına göre bütün insanlar ilk günah ile birlikte doğar ve bu günahtan arınmak için vaftiz edilirler. Ancak İsa'yı doğuran Meryem diğer insanlar gibi değil, ilk günahtan azade olarak doğmuş, bu yüzden de vaftiz edilmesine gerek kalmamıştır.[1] Bu inanç, Katolik Meryemolojisi'nin dört ana dogmasından biridir. Diğer üç dogma ise Meryem'in ebedî bekâreti, Tanrı'nın annesi olması ve Meryem'in göğe kabulüdür. Meryem'in sık sık saf ve günahsız olduğunu anlatmak için özellikle sanatsal ve kültürel bağlamda Latincede immaculata denilir.[2]<br />
<br />
Meryem'in günahsızlığı, Meryem'in ebedî bekâreti veya Meryem'in bakire doğum yapması ile karıştırılmamalıdır. Meryem'in günahsızlığı daha doğarken ilk günah ile birlikte doğmadığına ilişkin tamamen ayrı bir konudur ve Meryem'in annesi Azize Anna ile ilişkilidir. Doktrin Geç Antik Çağ'ın sonlarına doğru geniş şekilde yayılmış olmasına karşın Papa IX. Pius tarafından 8 Aralık 1854'te Ineffabilis Deus olarak bilinen bir papalık fetvasıyla resmî olarak ilan edilmiştir. Roma Katolik Kilisesi dışında resmî bir doktrin değilse de bâzı bağımsız kiliseler tarafından da kabul edilmiştir. Katolik Dünyası'nda 8 Aralık tarihi "Meryem Ana'nın Günahsızlığı Bayramı" olarak kutlanır. Avusturya, İtalya, İsviçre'nin katolik ağırlığı olan kantonlarında resmî tatildir.[3][4][5]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meryem’in günahsızlığı hakkındaki tartışmalar</span></span><br />
<br />
Clairvauxlu Bernard, Büyük Albertus, Bonaventura ya da Thomas Aquinas, Meryem Ana’nın ilk günahın lekesini taşıması konusunda çekinceleri olmasının sebebi, bu durumun Meryem Ana’yı tüm insanlığın bir istisnası yapması ve tüm canlılar gibi Mesih’in kurtarışına ihtiyacına sahip olmaması anlamına geleceği içindir. Öte yandan Duns Scotus, Meryem Ana’nın günahtan korunmuş olması inancının, bir ontolojik gerçeklik yerine, bir gizem olarak ele alınması gerektiğini savunmuştur.[6]<br />
<br />
II. Vatikan Konsili'nde Meryem’in günahsız yaratılışı dogması açıklığa kavuşturulmuştur. II. Vatikan’ın dogmatik yasası Lumen Gentium (1964), Meryem Ana’yı “Oğul’unun işleri değerlendirildiğinde, eksiksiz bir biçimde kurtulmuştur” ve “ilk günahın lekesinden tamamen özgür, Kutsal Ruh’un yoğurulmasıyla, [O] yeni bir yaratık olmuştur” sözleriyle belirtmiştir (Lumen Gentium, Böl. 8, 53-54).<br />
Çeşitli Hristiyan mezheplerinin bakış açıları<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğu Ortodoks Kilisesi</span></span><br />
<br />
Doğu Kilisesi Augustinus’un İlk Günah'a ilişkin fikirlerini hiçbir zaman kabul etmemiştir ve dolayısıyla daha sonra Roma Katolik Kilise’sinde yaşanan gelişmelere dahil olmamışlardır, bunlardan birisi de Meryem'in günahsızlığıdır. Yine de Ortodokslar Meryem Ana’nın Mesih’i rahmine kabul edecek kadar saf olduğu inancını paylaşmaktadırlar (On the Orthodox Faith, III, 2).[7]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Lutheryanlık</span></span><br />
<br />
Martin Luther Meryem’e büyük bir adanma göstermiştir, bu adanmasında O’nu günahsız ve kutsal görmesi de vardır.[8] Bu nedenle Lutheryanlar Meryem’e büyük hürmet gösterirler ancak günahsız yaratılışı dogması Lutheryanizm içerisinde yer almaz.<br />
Anglikan toplulukları<br />
<br />
Anglikanlar doktrin ile ilgili fikir uyuşmazlığına sahip olsalar da Anglo-Katolikler Meryem'in günahsızlığını tercihe dayalı uhrevi bir inanç tercihi olarak korurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Protestanlık</span></span><br />
<br />
Çoğu Evanjelik Protestanlar dogmaya ilişkin Kutsal Kitap’ta yeterli temel olmadığı sebebiyle dogmayı reddederler.<br />
<br />
Başlangıçta, 12. yüzyılda Canterbury'li Anselm tarafından tanıtılan tatil, "Tanrı'nın En Kutsal Annesinin Anne tarafından Hamile Kalma Günü" olarak kutlanıyordu. Festival, 1477'de Roma piskoposluğunda , yalnızca Papa IV. Sixtus döneminde kitlesel bir tören olarak başlatıldı ve 8 Aralık'ta planlandı. Ancak bayramın 8 Aralık'ta tüm Katolik Kilisesi'nde "Meryem'in Doğuşu" adı altında kutlanması 1708 yılına kadar sürecekti.<br />
<br />
Avusturya'da 8 Aralık tatilinin Otuz Yıl Savaşları zamanlarına kadar uzanan yüzyıllarca süren bir geleneği vardır. Nazi döneminde 8 Aralık tatili kaldırıldı. Savaşın sona ermesinin ardından yüzbinlerce Avusturyalının desteklediği referandum, tatilin yeniden başlatılmasına yol açtı. 1955'te Ulusal Konsey, Avusturya'nın yeniden kazandığı özgürlüğüne bir teşekkür olarak 8 Aralık'ın yeniden resmi tatil olarak kutlanmasına karar verdi. <br />
<br />
O tarihten bu yana, 8 Aralık Avusturya'da yeniden resmi tatil olarak kutlanıyor ve bu nedenle çalışılmıyor. Diğer resmi tatil günlerinde olduğu gibi 8 Aralık'ta da mağazaların kapalı kalması gerekiyordu. Ekonomik kayıplar ve tatilin Noel'e denk gelmesi nedeniyle 1995 yılında mağaza açılış kanununda değişiklik yapıldı. O tarihten bu yana mağazalar 8 Aralık'ta "Mariä Conception" gününde de açıldı ve bu, Noel yaklaşırken en yoğun alışveriş günlerinden biri olmasını sağladı. Son yıllarda mağazaların 8 Aralık'ta açık tutulmasına izin verilmesi defalarca tartışmalara neden oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bölgesel Gelenekler</span></span><br />
<br />
"Meryem'in Hamile Kalması", inanç beyanı nedeniyle Katolik Kilisesi'nde bir tören olarak özel bir anlam taşır. Papa her yıl bu bayramı Spagna Meydanı'nda Meryem Ana'ya dua ederek kutlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">8 Aralık Hz. Meryem'in Doğum Günü veya "Meryem'in Hamile Kalması" - Mariä Empfängnis</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meryem'in günahsızlığı - immaculata</span></span><br />
<br />
Meryem'in günahsızlığı, Meryem'in "İlk Günah"'tan azade olarak Dünya'ya gelmiş olduğu şeklindeki Katolik Kilisesi dogmalarından biridir. Hristiyanlık inancına göre bütün insanlar ilk günah ile birlikte doğar ve bu günahtan arınmak için vaftiz edilirler. Ancak İsa'yı doğuran Meryem diğer insanlar gibi değil, ilk günahtan azade olarak doğmuş, bu yüzden de vaftiz edilmesine gerek kalmamıştır.[1] Bu inanç, Katolik Meryemolojisi'nin dört ana dogmasından biridir. Diğer üç dogma ise Meryem'in ebedî bekâreti, Tanrı'nın annesi olması ve Meryem'in göğe kabulüdür. Meryem'in sık sık saf ve günahsız olduğunu anlatmak için özellikle sanatsal ve kültürel bağlamda Latincede immaculata denilir.[2]<br />
<br />
Meryem'in günahsızlığı, Meryem'in ebedî bekâreti veya Meryem'in bakire doğum yapması ile karıştırılmamalıdır. Meryem'in günahsızlığı daha doğarken ilk günah ile birlikte doğmadığına ilişkin tamamen ayrı bir konudur ve Meryem'in annesi Azize Anna ile ilişkilidir. Doktrin Geç Antik Çağ'ın sonlarına doğru geniş şekilde yayılmış olmasına karşın Papa IX. Pius tarafından 8 Aralık 1854'te Ineffabilis Deus olarak bilinen bir papalık fetvasıyla resmî olarak ilan edilmiştir. Roma Katolik Kilisesi dışında resmî bir doktrin değilse de bâzı bağımsız kiliseler tarafından da kabul edilmiştir. Katolik Dünyası'nda 8 Aralık tarihi "Meryem Ana'nın Günahsızlığı Bayramı" olarak kutlanır. Avusturya, İtalya, İsviçre'nin katolik ağırlığı olan kantonlarında resmî tatildir.[3][4][5]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Meryem’in günahsızlığı hakkındaki tartışmalar</span></span><br />
<br />
Clairvauxlu Bernard, Büyük Albertus, Bonaventura ya da Thomas Aquinas, Meryem Ana’nın ilk günahın lekesini taşıması konusunda çekinceleri olmasının sebebi, bu durumun Meryem Ana’yı tüm insanlığın bir istisnası yapması ve tüm canlılar gibi Mesih’in kurtarışına ihtiyacına sahip olmaması anlamına geleceği içindir. Öte yandan Duns Scotus, Meryem Ana’nın günahtan korunmuş olması inancının, bir ontolojik gerçeklik yerine, bir gizem olarak ele alınması gerektiğini savunmuştur.[6]<br />
<br />
II. Vatikan Konsili'nde Meryem’in günahsız yaratılışı dogması açıklığa kavuşturulmuştur. II. Vatikan’ın dogmatik yasası Lumen Gentium (1964), Meryem Ana’yı “Oğul’unun işleri değerlendirildiğinde, eksiksiz bir biçimde kurtulmuştur” ve “ilk günahın lekesinden tamamen özgür, Kutsal Ruh’un yoğurulmasıyla, [O] yeni bir yaratık olmuştur” sözleriyle belirtmiştir (Lumen Gentium, Böl. 8, 53-54).<br />
Çeşitli Hristiyan mezheplerinin bakış açıları<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğu Ortodoks Kilisesi</span></span><br />
<br />
Doğu Kilisesi Augustinus’un İlk Günah'a ilişkin fikirlerini hiçbir zaman kabul etmemiştir ve dolayısıyla daha sonra Roma Katolik Kilise’sinde yaşanan gelişmelere dahil olmamışlardır, bunlardan birisi de Meryem'in günahsızlığıdır. Yine de Ortodokslar Meryem Ana’nın Mesih’i rahmine kabul edecek kadar saf olduğu inancını paylaşmaktadırlar (On the Orthodox Faith, III, 2).[7]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Lutheryanlık</span></span><br />
<br />
Martin Luther Meryem’e büyük bir adanma göstermiştir, bu adanmasında O’nu günahsız ve kutsal görmesi de vardır.[8] Bu nedenle Lutheryanlar Meryem’e büyük hürmet gösterirler ancak günahsız yaratılışı dogması Lutheryanizm içerisinde yer almaz.<br />
Anglikan toplulukları<br />
<br />
Anglikanlar doktrin ile ilgili fikir uyuşmazlığına sahip olsalar da Anglo-Katolikler Meryem'in günahsızlığını tercihe dayalı uhrevi bir inanç tercihi olarak korurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Protestanlık</span></span><br />
<br />
Çoğu Evanjelik Protestanlar dogmaya ilişkin Kutsal Kitap’ta yeterli temel olmadığı sebebiyle dogmayı reddederler.<br />
<br />
Başlangıçta, 12. yüzyılda Canterbury'li Anselm tarafından tanıtılan tatil, "Tanrı'nın En Kutsal Annesinin Anne tarafından Hamile Kalma Günü" olarak kutlanıyordu. Festival, 1477'de Roma piskoposluğunda , yalnızca Papa IV. Sixtus döneminde kitlesel bir tören olarak başlatıldı ve 8 Aralık'ta planlandı. Ancak bayramın 8 Aralık'ta tüm Katolik Kilisesi'nde "Meryem'in Doğuşu" adı altında kutlanması 1708 yılına kadar sürecekti.<br />
<br />
Avusturya'da 8 Aralık tatilinin Otuz Yıl Savaşları zamanlarına kadar uzanan yüzyıllarca süren bir geleneği vardır. Nazi döneminde 8 Aralık tatili kaldırıldı. Savaşın sona ermesinin ardından yüzbinlerce Avusturyalının desteklediği referandum, tatilin yeniden başlatılmasına yol açtı. 1955'te Ulusal Konsey, Avusturya'nın yeniden kazandığı özgürlüğüne bir teşekkür olarak 8 Aralık'ın yeniden resmi tatil olarak kutlanmasına karar verdi. <br />
<br />
O tarihten bu yana, 8 Aralık Avusturya'da yeniden resmi tatil olarak kutlanıyor ve bu nedenle çalışılmıyor. Diğer resmi tatil günlerinde olduğu gibi 8 Aralık'ta da mağazaların kapalı kalması gerekiyordu. Ekonomik kayıplar ve tatilin Noel'e denk gelmesi nedeniyle 1995 yılında mağaza açılış kanununda değişiklik yapıldı. O tarihten bu yana mağazalar 8 Aralık'ta "Mariä Conception" gününde de açıldı ve bu, Noel yaklaşırken en yoğun alışveriş günlerinden biri olmasını sağladı. Son yıllarda mağazaların 8 Aralık'ta açık tutulmasına izin verilmesi defalarca tartışmalara neden oldu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bölgesel Gelenekler</span></span><br />
<br />
"Meryem'in Hamile Kalması", inanç beyanı nedeniyle Katolik Kilisesi'nde bir tören olarak özel bir anlam taşır. Papa her yıl bu bayramı Spagna Meydanı'nda Meryem Ana'ya dua ederek kutlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şükran Günü (İngilizce: Thanksgiving Day veya sadece Thanksgiving)]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=24764</link>
			<pubDate>Fri, 08 Dec 2023 06:47:51 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=24764</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükran Günü (İngilizce: Thanksgiving Day veya sadece Thanksgiving)</span></span><br />
<br />
Şükran Günü (İngilizce: Thanksgiving Day veya sadece Thanksgiving), ABD ve Kanada'da hasada ve geçmiş yılın tüm nimetlerine şükretmek için kutlanan bir ulusal bayramdır.[1] İki ülke arasındaki enlem farkının getirdiği farklı hasat takvimi nedeniyle, Şükran Günü, Kanada'da Ekim ayının ikinci pazartesi günü, ABD'de ise Kasım ayının dördüncü perşembesinde kutlanır.<br />
<br />
Bayramın kökeni, Plymouth'taki ilk İngiliz kolonicilerin (Pilgrimler), Wampanoag(en) Kızılderilileri ile ortak düzenlediklerine inanılan bir hasat yemeği olsa da, günümüzde, Kızılderili unsurlardan ayrışarak, yalnız aile ve Tanrı'ya adanan bir hal almıştır.[kaynak belirtilmeli] Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kutlamalar, mitoloji ve sembolizm açısından zengindir. Hindi, bu günün geleneksel yemeğidir.<br />
Mutfak<br />
<br />
Şükran Günü'nde farklı yemekler pişirilmekde ve tüketilmekdedir. En popüler Şükran günü giyecek ve içeceklerine hindi fritözü, tofindi, gravy, alkolsüz elma şarabı, orman fındığı, kızılcık sosu, patates püresi, yam, mısır, menudo, yeşil fasulye güveci, elmalı turta, balkabağı turtası, tatlı patatesli turta ve diğerleri dahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihçe</span></span><br />
<br />
Bayramın, çeşitli kökenleri vardır. Bir rivayete göre, günümüzde Yeni İngiltere coğrafi bölgesi olarak bilinen ABD'nin en kuzeydoğu köşeninin o dönemdeki yerlisi Wampanoag(en) kabilesi, 1621'de Plymouth'da Amerika kıtasına ilk ayak basan İngiliz yerleşimcilerin (Pilgrimler), bölge coğrafyasına henüz alışamadıklarını gözlemlemiş ve toprağı Avrupa'dan alışkın oldukları mahsullere boyverecek şekilde verimli kılamamaları nedeniyle açlıkla mücadele ettiklerini görmüştür. Kabile, yeni yerleşimcilerin durumuna acımış ve yardımseverlik ve misafirperverlikle kendi av ve mahsullerini paylaşmıştır. İki toplumun barışçıl bir şekilde bir araya gelmesinden ortaya çıkan bu kutlama, gelecekteki Şükran Günü kutlamalarına ilham ve model olmuştur.<br />
<br />
Farklı bir rivayete göre bu bayram, Pilgrimlerin Kasım 1621'de topluca kümes hayvanı avlanmaya gitmesi ve büyük bir talihle 50 kişilik gruplarına bir hafta yetecek kadar çok hayvan yakalamasıyla başlamıştır. Hikâyede bu hayvanların hindi olduğu öne sürülse de, gerçekte, avlanması daha kolay olan kaz ve ördek olması ihtimali daha yüksektir. Her durumda, bu bereketli olayı takiben yaklaşık 90 kişilik bir Wampanoag yerli grubu, o dönem henüz birkaç binadan oluşan Plymouth kampına gelmiştir. İngiliz yerleşimciler önce bu beklenmedik ziyaretten tedirgin olsalar da, gruplar kısa sürede kaynaşmış ve Kızılderililerin yanlarında hediye olarak getirdikleri geyik etiyle beraber, birkaç gün süren ortak bir şölen düzenlenmiştir.[1] Açık alanda düzensiz bir şekilde gerçekleşen bu şölende, geyik ve kümes hayvanlarının yanı sıra, muhtemelen deniz ürünleri, sebze ve bira tüketilmiştir. Dil engeli nedeniyle çat-pat anlaşabilen gruplar, aralarında oyunlar ve yarışmalar düzenlemiş, silahlar patlatmışlardır. Verimli bir hasat ve ortak nimetler kutlaması olarak ortaya çıkan bu şölen, Şükran Günü olarak gelenekselleşmiştir.<br />
<br />
Bu olay, aynı zamanda iki taraf arasında Kral Philip Savaşı'na(en:King Philip's War) kadar sürecek bir barışın temellerini atmıştır. 1675-1678 yılları arasında gerçekleşen ve Casco Koyu Atlaşması ile son bulan bu savaşta, yüzlerce kolonici ve binlerce Kızılderili hayatını kaybetmiştir.[1]<br />
<br />
Plymouth'a yerleşen ilk kolonicilerin üçte birinden fazlası İngiltere'deki Prutan Kilisesi'nin radikal bir koluna mensuplardı. Anavatanlarındaki dinî baskı ve zulümlerden kaçarak önce Hollanda'ya, sonra da Amerika'ya gelmişlerdi. Seyahatlerinin dinî boyutu nedeniyle bu ilk yerleşimcilere sonradan (1800'lerde) Pilgrim (hacı) veya Pilgrim Fathers (Hacı Atalar) denmeye başlandı. Plymouth'un ilk Valisi William Bradford'a(en) ait bir belgede Hollanda'dan gelen yerleşimcilerden "Aziz" diye bahsedilir.[2]<br />
<br />
1863’de Başkan Abraham Lincoln Şükran Günü’nün ulusal bayram olmasını önerir, ancak bu öneri, 1941’de Kongre’de karara bağlanır ve her yılın Kasım ayının son perşembesi Şükran Günü olarak ulusal bayram ilan edilir.<br />
<br />
Şükran Günü, Kızılderililer arasında ise Yas Günü olarak kutlanmaktadır.[3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zerdüştlükte</span></span><br />
<br />
Şükran günü geleneği dünyanın en eski tek tanrılı dinlerinden biri kabul edilen Zerdüştlükte de kendisine yer bulmaktadır. Jashan adı altında bilinen bu gün takvimde özel olarak belirlenmemiştir. Yakın zamanda meydana gelen olaylar üzerine de gerçekleştirilebilen küçük festival özelliği taşırlar. Bazı Jashanlarda mobedlerin (Zerdüşt rahipler) katılımı gereklidir.[4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükran Günü (İngilizce: Thanksgiving Day veya sadece Thanksgiving)</span></span><br />
<br />
Şükran Günü (İngilizce: Thanksgiving Day veya sadece Thanksgiving), ABD ve Kanada'da hasada ve geçmiş yılın tüm nimetlerine şükretmek için kutlanan bir ulusal bayramdır.[1] İki ülke arasındaki enlem farkının getirdiği farklı hasat takvimi nedeniyle, Şükran Günü, Kanada'da Ekim ayının ikinci pazartesi günü, ABD'de ise Kasım ayının dördüncü perşembesinde kutlanır.<br />
<br />
Bayramın kökeni, Plymouth'taki ilk İngiliz kolonicilerin (Pilgrimler), Wampanoag(en) Kızılderilileri ile ortak düzenlediklerine inanılan bir hasat yemeği olsa da, günümüzde, Kızılderili unsurlardan ayrışarak, yalnız aile ve Tanrı'ya adanan bir hal almıştır.[kaynak belirtilmeli] Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kutlamalar, mitoloji ve sembolizm açısından zengindir. Hindi, bu günün geleneksel yemeğidir.<br />
Mutfak<br />
<br />
Şükran Günü'nde farklı yemekler pişirilmekde ve tüketilmekdedir. En popüler Şükran günü giyecek ve içeceklerine hindi fritözü, tofindi, gravy, alkolsüz elma şarabı, orman fındığı, kızılcık sosu, patates püresi, yam, mısır, menudo, yeşil fasulye güveci, elmalı turta, balkabağı turtası, tatlı patatesli turta ve diğerleri dahildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarihçe</span></span><br />
<br />
Bayramın, çeşitli kökenleri vardır. Bir rivayete göre, günümüzde Yeni İngiltere coğrafi bölgesi olarak bilinen ABD'nin en kuzeydoğu köşeninin o dönemdeki yerlisi Wampanoag(en) kabilesi, 1621'de Plymouth'da Amerika kıtasına ilk ayak basan İngiliz yerleşimcilerin (Pilgrimler), bölge coğrafyasına henüz alışamadıklarını gözlemlemiş ve toprağı Avrupa'dan alışkın oldukları mahsullere boyverecek şekilde verimli kılamamaları nedeniyle açlıkla mücadele ettiklerini görmüştür. Kabile, yeni yerleşimcilerin durumuna acımış ve yardımseverlik ve misafirperverlikle kendi av ve mahsullerini paylaşmıştır. İki toplumun barışçıl bir şekilde bir araya gelmesinden ortaya çıkan bu kutlama, gelecekteki Şükran Günü kutlamalarına ilham ve model olmuştur.<br />
<br />
Farklı bir rivayete göre bu bayram, Pilgrimlerin Kasım 1621'de topluca kümes hayvanı avlanmaya gitmesi ve büyük bir talihle 50 kişilik gruplarına bir hafta yetecek kadar çok hayvan yakalamasıyla başlamıştır. Hikâyede bu hayvanların hindi olduğu öne sürülse de, gerçekte, avlanması daha kolay olan kaz ve ördek olması ihtimali daha yüksektir. Her durumda, bu bereketli olayı takiben yaklaşık 90 kişilik bir Wampanoag yerli grubu, o dönem henüz birkaç binadan oluşan Plymouth kampına gelmiştir. İngiliz yerleşimciler önce bu beklenmedik ziyaretten tedirgin olsalar da, gruplar kısa sürede kaynaşmış ve Kızılderililerin yanlarında hediye olarak getirdikleri geyik etiyle beraber, birkaç gün süren ortak bir şölen düzenlenmiştir.[1] Açık alanda düzensiz bir şekilde gerçekleşen bu şölende, geyik ve kümes hayvanlarının yanı sıra, muhtemelen deniz ürünleri, sebze ve bira tüketilmiştir. Dil engeli nedeniyle çat-pat anlaşabilen gruplar, aralarında oyunlar ve yarışmalar düzenlemiş, silahlar patlatmışlardır. Verimli bir hasat ve ortak nimetler kutlaması olarak ortaya çıkan bu şölen, Şükran Günü olarak gelenekselleşmiştir.<br />
<br />
Bu olay, aynı zamanda iki taraf arasında Kral Philip Savaşı'na(en:King Philip's War) kadar sürecek bir barışın temellerini atmıştır. 1675-1678 yılları arasında gerçekleşen ve Casco Koyu Atlaşması ile son bulan bu savaşta, yüzlerce kolonici ve binlerce Kızılderili hayatını kaybetmiştir.[1]<br />
<br />
Plymouth'a yerleşen ilk kolonicilerin üçte birinden fazlası İngiltere'deki Prutan Kilisesi'nin radikal bir koluna mensuplardı. Anavatanlarındaki dinî baskı ve zulümlerden kaçarak önce Hollanda'ya, sonra da Amerika'ya gelmişlerdi. Seyahatlerinin dinî boyutu nedeniyle bu ilk yerleşimcilere sonradan (1800'lerde) Pilgrim (hacı) veya Pilgrim Fathers (Hacı Atalar) denmeye başlandı. Plymouth'un ilk Valisi William Bradford'a(en) ait bir belgede Hollanda'dan gelen yerleşimcilerden "Aziz" diye bahsedilir.[2]<br />
<br />
1863’de Başkan Abraham Lincoln Şükran Günü’nün ulusal bayram olmasını önerir, ancak bu öneri, 1941’de Kongre’de karara bağlanır ve her yılın Kasım ayının son perşembesi Şükran Günü olarak ulusal bayram ilan edilir.<br />
<br />
Şükran Günü, Kızılderililer arasında ise Yas Günü olarak kutlanmaktadır.[3]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zerdüştlükte</span></span><br />
<br />
Şükran günü geleneği dünyanın en eski tek tanrılı dinlerinden biri kabul edilen Zerdüştlükte de kendisine yer bulmaktadır. Jashan adı altında bilinen bu gün takvimde özel olarak belirlenmemiştir. Yakın zamanda meydana gelen olaylar üzerine de gerçekleştirilebilen küçük festival özelliği taşırlar. Bazı Jashanlarda mobedlerin (Zerdüşt rahipler) katılımı gereklidir.[4]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kısa islam Tarihi]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=19849</link>
			<pubDate>Sat, 18 Feb 2023 16:38:11 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=19849</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kısa ve Öz islam Tarihi</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cahiliye Dönemi</span></span><br />
<br />
İslam dininin peygamber tarafından açıklandığı ve bundan hemen önceki zamandaki Arabistan‘a ve genel olarak bu döneme klasik İslam kaynaklarında Cahiliye dönemi denir. Bununla birlikte bu daha ziyade İslamî klasik kaynaklarca tercih edilen bir dönemdir ve çağdaş din bilimleri araştırmalarında bu dönemden bahsedilmekle birlikte İslam tarihi içerisinde bu isimle zikredilmez.<br />
<br />
İslam’a göre Cahiliye dönemi tam İsa‘ya gelen İncil’in tahrif edildikten sonra, Muhammed’in peygamberliğine kadarki zamana denir. İsimdeki cahiliye tabiri, salt okur-yazarlık veya bilgisizlik anlamında değil de daha geniş ve genel olarak, hakikatin bilgisinden uzak olmak manasını taşımaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz.Muhammed Dönemi</span></span><br />
<br />
Çağdaş din bilimlerinde İslam tarihi sıklıkla bu dönem ile başlar. Muhammed’in peygamberliğinden Abbasilerin sonunu getiren 1258’deki Moğol istilasına kadar süren döneme sıklıkla Klasik Dönem denir ve Asr-ı Saadet bu Klasik Dönemin ilk kısmını oluşturur.<br />
<br />
İslam dininin kabul ettiği son peygamberin peygamberlik görevini alışından ölümüne kadar ki döneme klasik İslam kaynaklarında Asr-ı Saadet yani “saadet zamanı” adı verilir. Asr-ı Saadet kendi içinde iki ana bölümde incelenir bunlar: Mekke dönemi ve Medine dönemidir. Mekke dönemi daha çok dinin doğuşu, ilk Müslüman topluluk, ahlâki ve dini değerlerin Müslüman topluluk tarafından benimsenişi, var olan dini inanç ile İslam’ın çatışması ve direnişleri içerir. Bu dönem Hicretle beraber sona erer. Medine döneminde ise, İslam devletin ve toplumun kuruluşu ile daha siyasi ve toplumsal bir dönem olup, çeşitli savaşlara ve hem siyasal otorite hem de toplumsal refah anlamında yükseliş arz eden bir zaman dilimidir. Bu dönemde bütün Arap Yarımadası Müslümanların idaresine girmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört Halife Dönemi</span></span><br />
<br />
Dört Büyük Halife ya da Hulefa-i Raşidin (Raşid Halifeler veya Dört Büyük Halife) (Arapça: الخلفاء الراشدون‎) Muhammed‘in vefatının ardından seçimle görev yapmış halifelerdir. Urducada Sünni referanslarla dört arkadaş (Arapça: چار یار‎, çar yar) olarak ifade edilmektedir.<br />
<br />
Hilafet sırasıyla:<br />
<br />
    Ebu Bekir,<br />
    Ömer bin Hattab,<br />
    Osman bin Affan<br />
    Ali bin Ebu Talib<br />
<br />
Bazı kaynaklar buna sadece 6 ay gibi bir süre görev yapan Hasan bin Ali‘yi de dahil ederler.<br />
<br />
Şiî kaynaklarına göre hilafet Ali bin Ebu Talib‘le başlar ve ardından imamlar gelir.<br />
<br />
Halifelerin en büyüğü Ebu Bekir, İslam peygamberi Muhammed‘in en iyi dostudur.[kaynak belirtilmeli] Bu yüzden ilk halife Ebu Bekir seçilmiştir.[kaynak belirtilmeli] Ebu Bekir’in tam adı Ebu Bekir Bin Ebu Kuhafe’dir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz.EBUBEKİR</span></span><br />
<br />
Abdullah bin Ebi Kuhafe bin Kaab et-Teymi el-Kureyşi, Ebu Bekir Sıddık (Arapça: عبد الله بن أبي قحافة عثمان بن كعب التيمي القرشي أبو بكر الصديق‎) veya kısa adıyla Ebu Bekir (573 – 23 Ağustos 634), İslam Peygamberi Muhammed sonrası Müslüman toplumda 632-634 arası liderlik ve yöneticilik yapması ve bu sebeple Muhammed’in halefi olması kendisine ilk halife unvanını kazandırmıştır. Müslümanlıktan önceki ismi Abdülkâbe’dir.[1] Müslüman olduktan sonra Muhammed, Ebu Bekir’e Abdullah ismini vermiştir. Sünni inanışına göre Muhammed’in en iyi dostudur. En yaygın kullanılan lakaplarından olan es-Sıddîk (sadık, bağlı, doğrulayıcı) sebebiyle sık sık Ebu Bekir es-Sıddîk olarak anılır. Sıddîk lakabının Mirac rivayetiyle ilgili olarak kendisiyle tartışan Mekkelilere “Eğer olayı bildiren peygamberse doğru bildirmiştir.” şeklinde cevap vermesinden sonra kendisine verildiğine inanılır.[1]<br />
<br />
Muhammed’in, Ebu Bekir’in kızı Aişe ile hicret öncesinde Mekke‘de evlenmesinden dolayı kayınpederidir. Halifeliği sırasında Kuran‘ımushaf haline getirtmiştir. Sünni inanışına göre İslâm‘a giren hür erkeklerin, Raşit Halifelerin (Dört Halife) ve Aşere-i Mübeşşere‘nin ilkidir. Şiî inanışına göre İslam’ı ilk kabul eden Ali‘dir.ebusdas<br />
<br />
 <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz.ÖMER</span></span><br />
<br />
Ömer bin Hattab, (581–644) (Arapça: عمر ابن الخطاب) İslam Devleti‘nin Ebu Bekir‘den sonraki hükümdarı (634–644). Sünni inancına göre dört Raşit Halife’nin (Hulefa-i Raşidin) ikincisidir. Şiâ halifeliğini tanımaz. Sahabe ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Zaman zamanSünni Müslümanlar Ömer bin Hattab’ı “Ömer-el Faruk” (عمر الفاروق) diye anarlar. Cesareti ve adaleti ile tanınmışdır.<br />
<br />
Ömer, Mekke‘de Beni Adi kabilesinde doğdu. Babası Hattab bin Hufeyl, annesi Fatıma bin Haşam Beni Mahzum kabilesindendi. Ailesi orta sınıfa mensuptu. Babası tüccardı ve kabilesinde zekâsıyla meşhurdu, çok tanrıcıydı (putperest idi). Ömer çocukluğundan itibaren deve çobanlığı yapmaya başladı. Ömer: “Babam çok acımasızdı. Develeri güderken dinlenmek için işi bıraktığımda beni döverdi.” demiştir.[1] Ömer küçük yaşta okuma yazma öğrendi. İslam öncesi dönemde okur yazarlık nadiren vardı. Arap edebiyatı veşiirle ilgilendi. Ömer ergenlik döneminde ata binme, dövüş sporları ve güreş öğrendi. Uzun boyu ve fiziksel üstünlüğü ile iyi bir güreşçiydi.[2] Ayrıca iyi bir hatip olduğundan babasının yanında kabileler arası anlaşmazlıklarda hakemlik yaptı. Tüccarlık yaparkenRoma ve Pers şehirlerine gitti ve buradaki düşünürlerle tanışma imkanı bulmuş oldu.213<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HZ.OSMAN</span></span><br />
<br />
Osman bin Affân veya Osman ibn Affân, (Arapça: عثمان بن عفان) (d. 580 – ö. 17 Haziran 656) Dört Büyük Halife‘den üçüncüsü olansahabi ayrıca cennetle müjdelelen on sahabeden biridir. 644 yılından 656‘daki öldürülmesine kadar, 12 yıl boyunca, halifelikyapmıştır; Dört Büyük Halife‘den en uzun süre halifelik yapan odur.[1] Şiâ‘da halifeliği kabul edilmeyen sahabedendir; zîrâ Şiî inancınagöre hüküm sürmesi gereken ilk halife Ali‘dir. Ümeyyeoğullarından olan Osman’ın künyesi İslam peygamberi Muhammed’in kızı Rukiyye’den olan oğluna nispetle Ebû Abdullahtır. Bunun dışında Ebu Leyla olarak anıldığı da olurdu.[2]<br />
<br />
Aynı zamanda İslam peygamberi Muhammed‘in de damadı olmuştur. Muhammed’in önce Rukiyye isimli kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Rukiyye’nin vefat etmesiyle Muhammed’in bir başka kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Ümmü Gülsüm de kendisinden önce vefat etmiştir. Peygamberin iki kez damadı olması, iki kızıyla evlenmiş olması hasebiyle Zi’n-Nureyn yani “iki nur sahibi” olarak da anılır.[3]<br />
<br />
Ebu Bekir‘in yakın arkadaşlarından olan Osman İslam’a inanan ilk kişilerdendir. Bedir dışındaki savaşlara katıldı. 644’de halife oldu.Sebe taraftarları evini kuşattı; oruçluyken, Kuran okurken öldürüldü (656). Cenazesini Zübeyr kaldırdı, Bâkî mezarlığına gömüldü. Osman zengindi, vahiy kâtibiydi. Kuran‘ı çoğaltmıştır. Lâkabı Nâşîr-ûl Kuran’dı. 146 hadis rivâyet etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HZ.ALİ</span></span><br />
<br />
Ali bin Ebû Talib (Arapça: علي بن أﺑﻲ طالب‎; doğum: 599, Mekke – ölüm: 661, Kûfe)[2][3], İslâm Devleti‘ni 656-661 yılları arasında yönetmiştir. İslam Peygamberi Muhammed‘in hem damadı hem de amcası Ebu Talib‘in oğlu olan Ali, İslam peygamberinin davetini kabul eden ilk erkektir.[4][5] Sünni Islam‘a göre Ali, dört halifenin sonuncusu, Şii Islam‘a göre ise imamların ilki ve İslam Peygamberinin hak varisidir. Şii ve Sünni İslam arasındaki farklılaşmanın esas nedeni Ali ve İslam Peygamberi’nin vasisi hakkındaki bu görüş farklılığından ileri gelmektedir.[6]<br />
<br />
Ebu Talib ve Fatıma bint Esed‘in çocukları olan Ali, Kabe‘de doğan tek insan olup,[6] İslam Peygamberi’nin himayesinde büyümüştür.[6] Muhammed’e vahiy geldiğinde ise, onun davetini kabul eden ilk erkek olan Ali, hayatını İslam’a adamıştır.[2][7][8][9]Peygamberin emri üzerine hicret gecesi onun yatağına yatan ve emanetleri sahiplerine ileten Ali, kısa bir süre içinde peygamberin ardından Medine‘ye gitmiş, burada İslam Peygamberi’nin kızı Fatıma ile Allah’ın emri üzerine[6] evlenmiştir. Medine döneminde başlayan ilk küçük çaplı savaşlardan başlayarak neredeyse katılmadığı hiçbir savaş olmaması hasebiyle, savaşçılığı ve cesareti ile bilinen Ali, üçüncü halife Osman bin Affan‘ın öldürülmesinin ardından halk tarafından halifeliğe getirilmiştir.[10][11]<br />
<br />
İslam medeniyetinde, Ali bilhassa ilmi, cesareti, imanı, dürüstlüğü, adanmışlığı, sadıklığı, cömertliği ve şefkati ile bilinip anılmakta olup, Sufi gelenekler için en önemli mistik figürdür. Özellikle, tefsir, fıkıh ve dini düşünce alanındaki üstünlüğü kabul görür.[12]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abbasiler dönemi</span></span><br />
<br />
Abbâsîler’in başkenti Bağdattı. Abbâsîler 5 asırdan fazla halifeliği ellerinde tuttular. Abbâsîler siyasi alandan çok kültür ve medeniyet alanında gelişme gösterdiler. Zamanla siyasi hakimiyetleri zayıfladı ve Abbâsîler devletinin sınırları içinde yeni devletler ortaya çıkmaya başladı. Bu durumda Abbasi hükümdarının islam dünyasındaki siyasi hakimiyeti giderek sembolik bir hal almaya başladı.<br />
<br />
Halifelik 1258‘de Moğolların Abbâsî Devletini yıkmasından sonra Mısır‘daki Memlük Devletinde devam etti. Abbâsîler Dönemi’nin sonu aynı zamanda İslam tarihinde sıklıkla kullanılan Klasik Dönem tanımının kapsadığı zamanın da sonuna denk gelir. Bu dönemin sonundan kolonyalizmin yükseldiği 19. yüzyıla kadar süren döneme Orta Çağ Dönemiterimi tercih edilir. Bazı tarihçiler bu dönemi 19. yüzyıl yerine Osmanlı Devleti’nin sürdürdüğü hilafetin kaldırılışına kadar uzatır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EMEVİLER</span></span><br />
<br />
lk fitne döneminin ardından Ali bin Ebu Talib‘in Hariciler tarafından öldürülmesi sonucunda, Hasan bin Ali‘nin hilafeti bazı şartlarla Muaviye bin Ebu Süfyan‘a bırakmasıyla başlayan Emeviler dönemi 90 yıl kadar devam etti. Emevilerin başkenti Şam‘dı. Bu dönemde Halifelik babadan oğula geçerek saltanat haline geldi. Emeviler zamanında İslam devletinin sınırları Atlas Okyanusundan Orta Asya içlerine kadar genişledi. Emevi iktidarı Abbasilerin iş başına gelmesiyle son buldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEMLÜKLER</span></span><br />
<br />
Memlûkler (Arapça: مملوك mamlūk, çoğ: مماليك mamālīk), İslam dünyasındaki hükümdara bağlı köle sınıf kökenli askerler. Memlûkler bir nevi profesyonel asker olarak İslam toplumuna girmişler ve zamanla güçlenerek iktidarı ele geçirebilecek bir konuma dahi gelen oligarşik bir topluluk olmuşlardır.[1]<br />
<br />
Memlûk sözcüğü Arapça “me-le-ke” fiil kökünden türetilmiş, çoğulu “memlûkun” veya “memâlik” olup, “efendisinin buyruğu altındaki köle” anlamına gelmektedir. Genelde memlûk sözcüğü 9. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İslam dünyasında faaliyet göstermiş beyaz köle kökenli askerleri tanımlamak için kullanılmıştır. Bu bağlamda memlûk sözcüğü: “çeşitli hükümdar veya devlet idarecilerinin muhafız birliklerinde görev yapan, hususî, içtimaî ve hukukî konumu olan asker” anlamına gelir.[2]<br />
<br />
Memlûkler’in çoğu başta Kuman-Kıpçaklar olmak üzere Türk halklarından oluşuyordu. Ayrıca Çerkes ve Gürcü kökenli memlûkler de bulunmaktaydı.[3][4] Bunların dışında balkan kökenli (Sırp, Yunan ve Güney Slavları) memlûkler olduğu da bilinmektedir.[5][6] Beyaz tenli olmayanların Memlûk olma şansı yoktu. Habeş, Batı Afrikalı, Hint ve diğer benzerleri, Memlûk hiyerarşisine ancak hadımlık (haremağalık) yoluyla girmişlerdir. Bunlar da Memlûk toplumunun bir kısmını oluşturmuşlardır.[7] Eyyubi zamanında Mısır’daki memlûklerin çoğunu oluşturanlar Kıpçaklar idi.[8]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SELÇUKLULAR DÖNEMİ</span></span><br />
<br />
Büyük Selçuklu Devleti ya da Büyük Selçuklu İmparatorluğu[9] (Farsça: امپراطوری سلجوقیان), bir Türk devleti. Zamanla yayıldığı bölgelerdeki Farsi kültürü benimsemiştir.[10] [11]<br />
<br />
Göçmen Türklerde bozkırdaki ırmakları geçiş büyük önem arzediyordu. Oğuzname’de salı keşfeden kişi boyun önemli bir atası sayılmaktadır. Hanedanın atası olan Selçuk Bey tarafından temeli atılan bu devlet Bağdat’ı kendine başkent yaparak Abbâsî halifesinin koruyucusu konumuna erişti. 1092 yılında Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın ölümünden sonra bölünmeye uğradı. Bu devletin yıkılmasından sonra Selçuk Bey’in soyundan gelenler tarafından kurulan diğer devletler:Kirman Selçuklu Devleti, Horasan Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti, Suriye Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti’dir. 1040-1157 yılları arasında hüküm süren Büyük Selçuklular, en güçlü oldukları dönemde Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Anadolu’nun büyük kısmına egemen olmuş bir Türk devletidir. Kapladıkları alan doğuda Balkaş ve Issık Gölleri, Tarım Havzası; batıda Ege ve Akdeniz sahilleri, kuzeyde Aral Gölü, Hazar Denizi, Kafkasya, Karadeniz; güneyde Arabistan dahil Umman Denizi’ne kadar ulaşıyordu (10.000.000 km2).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OSMANLI DÖNEMİ</span></span><br />
<br />
1517‘de Yavuz Sultan Selim‘in Mısır Seferiyle halifelik Osmanlı Devletine geçti. Mukaddes emanetler İstanbul’a getirildi. Osmanlı Devleti’nin yükselişiyle beraber, İslam tarihinde farklı bir dönem başladı. Bu dönemde müslümanlarViyana önlerine kadar ilerledi. Her ne kadar Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinde olduğu dönemde başka İslam devletleri bulunsa da, Osmanlı Devleti yükseliş ve hatta gerileme döneminde bile daima önemli bir konuma sahip oldu, dünyanın değişik yerlerinde yaşayan müslümanlar çoğu zaman düşmanlarına karşı Osmanlı Devletinden yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti başka ülkelerdeki müslümanlara yardım etmek amacıyla Endülüs‘ün Müslümanların elinden çıkmasından sonra buradaki Müslüman ve Yahudileri Kuzey Afrika‘ya ve Osmanlı topraklarına taşıdı. Fas‘taPortekizliler‘le savaştı. Yine Portekizliler’e karşı Endonezya Adalarındaki Müslümanlara yardım etmek amacıyla Portekizliler’le Hint Okyanusu‘nda savaştı.<br />
<br />
Avrupalıların her alanda güçlenmesiyle beraber, 19. asırın sonları ve 20. asrın başlarında Müslümanların yaşadığı coğrafyanın büyük bir bölümü batılı devletler tarafından sömürge haline getirildi. I. Dünya Savaşının hemen öncesinde dünyada sadece üç bağımsız islam devleti vardı. Osmanlı Devleti İran ve Afganistan. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı‘nı kaybedince başkent İstanbul ve Anadolu‘nun bazı yerleri işgal edildi. Kurtuluş Savaşı‘ndan sonra İtilaf devletleri Türk topraklarından çıkarıldı. Türkiye‘de Cumhuriyet ilan edildi.<br />
<br />
400 yıldan fazla Türklerin elinde kalan halifelik 3 Mart 1924‘te çıkarılan bir kanunla kaldırıldı. Son halife ve Osmanlı Hanedanının bütün üyeleri sürgüne gönderildi. Son HalifeAbdülmecit 1944‘te Paris‘te sürgünde iken vefat etti. Cenazesi ölümünden uzun bir zaman sonra Medine‘de toprağa verildi.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2.DÜNYA SAVAŞI</span></span><br />
<br />
II. Dünya Savaşı’ndan sonra İslam ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. 20. asrın ikinci yarısında, bağımsızlığını kazanan İslam ülkeleri kendi aralarında işbirliğini arttırmak amacıyla, İslam Konferansı Örgütünü kurdular. Günümüzde bağımsız İslam ülkelerinin sayısı 50’yi geçmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaynak Ve  Dipnotlar </span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kısa ve Öz islam Tarihi</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cahiliye Dönemi</span></span><br />
<br />
İslam dininin peygamber tarafından açıklandığı ve bundan hemen önceki zamandaki Arabistan‘a ve genel olarak bu döneme klasik İslam kaynaklarında Cahiliye dönemi denir. Bununla birlikte bu daha ziyade İslamî klasik kaynaklarca tercih edilen bir dönemdir ve çağdaş din bilimleri araştırmalarında bu dönemden bahsedilmekle birlikte İslam tarihi içerisinde bu isimle zikredilmez.<br />
<br />
İslam’a göre Cahiliye dönemi tam İsa‘ya gelen İncil’in tahrif edildikten sonra, Muhammed’in peygamberliğine kadarki zamana denir. İsimdeki cahiliye tabiri, salt okur-yazarlık veya bilgisizlik anlamında değil de daha geniş ve genel olarak, hakikatin bilgisinden uzak olmak manasını taşımaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz.Muhammed Dönemi</span></span><br />
<br />
Çağdaş din bilimlerinde İslam tarihi sıklıkla bu dönem ile başlar. Muhammed’in peygamberliğinden Abbasilerin sonunu getiren 1258’deki Moğol istilasına kadar süren döneme sıklıkla Klasik Dönem denir ve Asr-ı Saadet bu Klasik Dönemin ilk kısmını oluşturur.<br />
<br />
İslam dininin kabul ettiği son peygamberin peygamberlik görevini alışından ölümüne kadar ki döneme klasik İslam kaynaklarında Asr-ı Saadet yani “saadet zamanı” adı verilir. Asr-ı Saadet kendi içinde iki ana bölümde incelenir bunlar: Mekke dönemi ve Medine dönemidir. Mekke dönemi daha çok dinin doğuşu, ilk Müslüman topluluk, ahlâki ve dini değerlerin Müslüman topluluk tarafından benimsenişi, var olan dini inanç ile İslam’ın çatışması ve direnişleri içerir. Bu dönem Hicretle beraber sona erer. Medine döneminde ise, İslam devletin ve toplumun kuruluşu ile daha siyasi ve toplumsal bir dönem olup, çeşitli savaşlara ve hem siyasal otorite hem de toplumsal refah anlamında yükseliş arz eden bir zaman dilimidir. Bu dönemde bütün Arap Yarımadası Müslümanların idaresine girmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört Halife Dönemi</span></span><br />
<br />
Dört Büyük Halife ya da Hulefa-i Raşidin (Raşid Halifeler veya Dört Büyük Halife) (Arapça: الخلفاء الراشدون‎) Muhammed‘in vefatının ardından seçimle görev yapmış halifelerdir. Urducada Sünni referanslarla dört arkadaş (Arapça: چار یار‎, çar yar) olarak ifade edilmektedir.<br />
<br />
Hilafet sırasıyla:<br />
<br />
    Ebu Bekir,<br />
    Ömer bin Hattab,<br />
    Osman bin Affan<br />
    Ali bin Ebu Talib<br />
<br />
Bazı kaynaklar buna sadece 6 ay gibi bir süre görev yapan Hasan bin Ali‘yi de dahil ederler.<br />
<br />
Şiî kaynaklarına göre hilafet Ali bin Ebu Talib‘le başlar ve ardından imamlar gelir.<br />
<br />
Halifelerin en büyüğü Ebu Bekir, İslam peygamberi Muhammed‘in en iyi dostudur.[kaynak belirtilmeli] Bu yüzden ilk halife Ebu Bekir seçilmiştir.[kaynak belirtilmeli] Ebu Bekir’in tam adı Ebu Bekir Bin Ebu Kuhafe’dir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz.EBUBEKİR</span></span><br />
<br />
Abdullah bin Ebi Kuhafe bin Kaab et-Teymi el-Kureyşi, Ebu Bekir Sıddık (Arapça: عبد الله بن أبي قحافة عثمان بن كعب التيمي القرشي أبو بكر الصديق‎) veya kısa adıyla Ebu Bekir (573 – 23 Ağustos 634), İslam Peygamberi Muhammed sonrası Müslüman toplumda 632-634 arası liderlik ve yöneticilik yapması ve bu sebeple Muhammed’in halefi olması kendisine ilk halife unvanını kazandırmıştır. Müslümanlıktan önceki ismi Abdülkâbe’dir.[1] Müslüman olduktan sonra Muhammed, Ebu Bekir’e Abdullah ismini vermiştir. Sünni inanışına göre Muhammed’in en iyi dostudur. En yaygın kullanılan lakaplarından olan es-Sıddîk (sadık, bağlı, doğrulayıcı) sebebiyle sık sık Ebu Bekir es-Sıddîk olarak anılır. Sıddîk lakabının Mirac rivayetiyle ilgili olarak kendisiyle tartışan Mekkelilere “Eğer olayı bildiren peygamberse doğru bildirmiştir.” şeklinde cevap vermesinden sonra kendisine verildiğine inanılır.[1]<br />
<br />
Muhammed’in, Ebu Bekir’in kızı Aişe ile hicret öncesinde Mekke‘de evlenmesinden dolayı kayınpederidir. Halifeliği sırasında Kuran‘ımushaf haline getirtmiştir. Sünni inanışına göre İslâm‘a giren hür erkeklerin, Raşit Halifelerin (Dört Halife) ve Aşere-i Mübeşşere‘nin ilkidir. Şiî inanışına göre İslam’ı ilk kabul eden Ali‘dir.ebusdas<br />
<br />
 <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz.ÖMER</span></span><br />
<br />
Ömer bin Hattab, (581–644) (Arapça: عمر ابن الخطاب) İslam Devleti‘nin Ebu Bekir‘den sonraki hükümdarı (634–644). Sünni inancına göre dört Raşit Halife’nin (Hulefa-i Raşidin) ikincisidir. Şiâ halifeliğini tanımaz. Sahabe ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Zaman zamanSünni Müslümanlar Ömer bin Hattab’ı “Ömer-el Faruk” (عمر الفاروق) diye anarlar. Cesareti ve adaleti ile tanınmışdır.<br />
<br />
Ömer, Mekke‘de Beni Adi kabilesinde doğdu. Babası Hattab bin Hufeyl, annesi Fatıma bin Haşam Beni Mahzum kabilesindendi. Ailesi orta sınıfa mensuptu. Babası tüccardı ve kabilesinde zekâsıyla meşhurdu, çok tanrıcıydı (putperest idi). Ömer çocukluğundan itibaren deve çobanlığı yapmaya başladı. Ömer: “Babam çok acımasızdı. Develeri güderken dinlenmek için işi bıraktığımda beni döverdi.” demiştir.[1] Ömer küçük yaşta okuma yazma öğrendi. İslam öncesi dönemde okur yazarlık nadiren vardı. Arap edebiyatı veşiirle ilgilendi. Ömer ergenlik döneminde ata binme, dövüş sporları ve güreş öğrendi. Uzun boyu ve fiziksel üstünlüğü ile iyi bir güreşçiydi.[2] Ayrıca iyi bir hatip olduğundan babasının yanında kabileler arası anlaşmazlıklarda hakemlik yaptı. Tüccarlık yaparkenRoma ve Pers şehirlerine gitti ve buradaki düşünürlerle tanışma imkanı bulmuş oldu.213<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HZ.OSMAN</span></span><br />
<br />
Osman bin Affân veya Osman ibn Affân, (Arapça: عثمان بن عفان) (d. 580 – ö. 17 Haziran 656) Dört Büyük Halife‘den üçüncüsü olansahabi ayrıca cennetle müjdelelen on sahabeden biridir. 644 yılından 656‘daki öldürülmesine kadar, 12 yıl boyunca, halifelikyapmıştır; Dört Büyük Halife‘den en uzun süre halifelik yapan odur.[1] Şiâ‘da halifeliği kabul edilmeyen sahabedendir; zîrâ Şiî inancınagöre hüküm sürmesi gereken ilk halife Ali‘dir. Ümeyyeoğullarından olan Osman’ın künyesi İslam peygamberi Muhammed’in kızı Rukiyye’den olan oğluna nispetle Ebû Abdullahtır. Bunun dışında Ebu Leyla olarak anıldığı da olurdu.[2]<br />
<br />
Aynı zamanda İslam peygamberi Muhammed‘in de damadı olmuştur. Muhammed’in önce Rukiyye isimli kızıyla evlenmiştir. Daha sonra Rukiyye’nin vefat etmesiyle Muhammed’in bir başka kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmiştir. Ümmü Gülsüm de kendisinden önce vefat etmiştir. Peygamberin iki kez damadı olması, iki kızıyla evlenmiş olması hasebiyle Zi’n-Nureyn yani “iki nur sahibi” olarak da anılır.[3]<br />
<br />
Ebu Bekir‘in yakın arkadaşlarından olan Osman İslam’a inanan ilk kişilerdendir. Bedir dışındaki savaşlara katıldı. 644’de halife oldu.Sebe taraftarları evini kuşattı; oruçluyken, Kuran okurken öldürüldü (656). Cenazesini Zübeyr kaldırdı, Bâkî mezarlığına gömüldü. Osman zengindi, vahiy kâtibiydi. Kuran‘ı çoğaltmıştır. Lâkabı Nâşîr-ûl Kuran’dı. 146 hadis rivâyet etmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HZ.ALİ</span></span><br />
<br />
Ali bin Ebû Talib (Arapça: علي بن أﺑﻲ طالب‎; doğum: 599, Mekke – ölüm: 661, Kûfe)[2][3], İslâm Devleti‘ni 656-661 yılları arasında yönetmiştir. İslam Peygamberi Muhammed‘in hem damadı hem de amcası Ebu Talib‘in oğlu olan Ali, İslam peygamberinin davetini kabul eden ilk erkektir.[4][5] Sünni Islam‘a göre Ali, dört halifenin sonuncusu, Şii Islam‘a göre ise imamların ilki ve İslam Peygamberinin hak varisidir. Şii ve Sünni İslam arasındaki farklılaşmanın esas nedeni Ali ve İslam Peygamberi’nin vasisi hakkındaki bu görüş farklılığından ileri gelmektedir.[6]<br />
<br />
Ebu Talib ve Fatıma bint Esed‘in çocukları olan Ali, Kabe‘de doğan tek insan olup,[6] İslam Peygamberi’nin himayesinde büyümüştür.[6] Muhammed’e vahiy geldiğinde ise, onun davetini kabul eden ilk erkek olan Ali, hayatını İslam’a adamıştır.[2][7][8][9]Peygamberin emri üzerine hicret gecesi onun yatağına yatan ve emanetleri sahiplerine ileten Ali, kısa bir süre içinde peygamberin ardından Medine‘ye gitmiş, burada İslam Peygamberi’nin kızı Fatıma ile Allah’ın emri üzerine[6] evlenmiştir. Medine döneminde başlayan ilk küçük çaplı savaşlardan başlayarak neredeyse katılmadığı hiçbir savaş olmaması hasebiyle, savaşçılığı ve cesareti ile bilinen Ali, üçüncü halife Osman bin Affan‘ın öldürülmesinin ardından halk tarafından halifeliğe getirilmiştir.[10][11]<br />
<br />
İslam medeniyetinde, Ali bilhassa ilmi, cesareti, imanı, dürüstlüğü, adanmışlığı, sadıklığı, cömertliği ve şefkati ile bilinip anılmakta olup, Sufi gelenekler için en önemli mistik figürdür. Özellikle, tefsir, fıkıh ve dini düşünce alanındaki üstünlüğü kabul görür.[12]<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abbasiler dönemi</span></span><br />
<br />
Abbâsîler’in başkenti Bağdattı. Abbâsîler 5 asırdan fazla halifeliği ellerinde tuttular. Abbâsîler siyasi alandan çok kültür ve medeniyet alanında gelişme gösterdiler. Zamanla siyasi hakimiyetleri zayıfladı ve Abbâsîler devletinin sınırları içinde yeni devletler ortaya çıkmaya başladı. Bu durumda Abbasi hükümdarının islam dünyasındaki siyasi hakimiyeti giderek sembolik bir hal almaya başladı.<br />
<br />
Halifelik 1258‘de Moğolların Abbâsî Devletini yıkmasından sonra Mısır‘daki Memlük Devletinde devam etti. Abbâsîler Dönemi’nin sonu aynı zamanda İslam tarihinde sıklıkla kullanılan Klasik Dönem tanımının kapsadığı zamanın da sonuna denk gelir. Bu dönemin sonundan kolonyalizmin yükseldiği 19. yüzyıla kadar süren döneme Orta Çağ Dönemiterimi tercih edilir. Bazı tarihçiler bu dönemi 19. yüzyıl yerine Osmanlı Devleti’nin sürdürdüğü hilafetin kaldırılışına kadar uzatır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EMEVİLER</span></span><br />
<br />
lk fitne döneminin ardından Ali bin Ebu Talib‘in Hariciler tarafından öldürülmesi sonucunda, Hasan bin Ali‘nin hilafeti bazı şartlarla Muaviye bin Ebu Süfyan‘a bırakmasıyla başlayan Emeviler dönemi 90 yıl kadar devam etti. Emevilerin başkenti Şam‘dı. Bu dönemde Halifelik babadan oğula geçerek saltanat haline geldi. Emeviler zamanında İslam devletinin sınırları Atlas Okyanusundan Orta Asya içlerine kadar genişledi. Emevi iktidarı Abbasilerin iş başına gelmesiyle son buldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MEMLÜKLER</span></span><br />
<br />
Memlûkler (Arapça: مملوك mamlūk, çoğ: مماليك mamālīk), İslam dünyasındaki hükümdara bağlı köle sınıf kökenli askerler. Memlûkler bir nevi profesyonel asker olarak İslam toplumuna girmişler ve zamanla güçlenerek iktidarı ele geçirebilecek bir konuma dahi gelen oligarşik bir topluluk olmuşlardır.[1]<br />
<br />
Memlûk sözcüğü Arapça “me-le-ke” fiil kökünden türetilmiş, çoğulu “memlûkun” veya “memâlik” olup, “efendisinin buyruğu altındaki köle” anlamına gelmektedir. Genelde memlûk sözcüğü 9. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İslam dünyasında faaliyet göstermiş beyaz köle kökenli askerleri tanımlamak için kullanılmıştır. Bu bağlamda memlûk sözcüğü: “çeşitli hükümdar veya devlet idarecilerinin muhafız birliklerinde görev yapan, hususî, içtimaî ve hukukî konumu olan asker” anlamına gelir.[2]<br />
<br />
Memlûkler’in çoğu başta Kuman-Kıpçaklar olmak üzere Türk halklarından oluşuyordu. Ayrıca Çerkes ve Gürcü kökenli memlûkler de bulunmaktaydı.[3][4] Bunların dışında balkan kökenli (Sırp, Yunan ve Güney Slavları) memlûkler olduğu da bilinmektedir.[5][6] Beyaz tenli olmayanların Memlûk olma şansı yoktu. Habeş, Batı Afrikalı, Hint ve diğer benzerleri, Memlûk hiyerarşisine ancak hadımlık (haremağalık) yoluyla girmişlerdir. Bunlar da Memlûk toplumunun bir kısmını oluşturmuşlardır.[7] Eyyubi zamanında Mısır’daki memlûklerin çoğunu oluşturanlar Kıpçaklar idi.[8]<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SELÇUKLULAR DÖNEMİ</span></span><br />
<br />
Büyük Selçuklu Devleti ya da Büyük Selçuklu İmparatorluğu[9] (Farsça: امپراطوری سلجوقیان), bir Türk devleti. Zamanla yayıldığı bölgelerdeki Farsi kültürü benimsemiştir.[10] [11]<br />
<br />
Göçmen Türklerde bozkırdaki ırmakları geçiş büyük önem arzediyordu. Oğuzname’de salı keşfeden kişi boyun önemli bir atası sayılmaktadır. Hanedanın atası olan Selçuk Bey tarafından temeli atılan bu devlet Bağdat’ı kendine başkent yaparak Abbâsî halifesinin koruyucusu konumuna erişti. 1092 yılında Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın ölümünden sonra bölünmeye uğradı. Bu devletin yıkılmasından sonra Selçuk Bey’in soyundan gelenler tarafından kurulan diğer devletler:Kirman Selçuklu Devleti, Horasan Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti, Suriye Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti’dir. 1040-1157 yılları arasında hüküm süren Büyük Selçuklular, en güçlü oldukları dönemde Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Anadolu’nun büyük kısmına egemen olmuş bir Türk devletidir. Kapladıkları alan doğuda Balkaş ve Issık Gölleri, Tarım Havzası; batıda Ege ve Akdeniz sahilleri, kuzeyde Aral Gölü, Hazar Denizi, Kafkasya, Karadeniz; güneyde Arabistan dahil Umman Denizi’ne kadar ulaşıyordu (10.000.000 km2).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OSMANLI DÖNEMİ</span></span><br />
<br />
1517‘de Yavuz Sultan Selim‘in Mısır Seferiyle halifelik Osmanlı Devletine geçti. Mukaddes emanetler İstanbul’a getirildi. Osmanlı Devleti’nin yükselişiyle beraber, İslam tarihinde farklı bir dönem başladı. Bu dönemde müslümanlarViyana önlerine kadar ilerledi. Her ne kadar Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinde olduğu dönemde başka İslam devletleri bulunsa da, Osmanlı Devleti yükseliş ve hatta gerileme döneminde bile daima önemli bir konuma sahip oldu, dünyanın değişik yerlerinde yaşayan müslümanlar çoğu zaman düşmanlarına karşı Osmanlı Devletinden yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti başka ülkelerdeki müslümanlara yardım etmek amacıyla Endülüs‘ün Müslümanların elinden çıkmasından sonra buradaki Müslüman ve Yahudileri Kuzey Afrika‘ya ve Osmanlı topraklarına taşıdı. Fas‘taPortekizliler‘le savaştı. Yine Portekizliler’e karşı Endonezya Adalarındaki Müslümanlara yardım etmek amacıyla Portekizliler’le Hint Okyanusu‘nda savaştı.<br />
<br />
Avrupalıların her alanda güçlenmesiyle beraber, 19. asırın sonları ve 20. asrın başlarında Müslümanların yaşadığı coğrafyanın büyük bir bölümü batılı devletler tarafından sömürge haline getirildi. I. Dünya Savaşının hemen öncesinde dünyada sadece üç bağımsız islam devleti vardı. Osmanlı Devleti İran ve Afganistan. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı‘nı kaybedince başkent İstanbul ve Anadolu‘nun bazı yerleri işgal edildi. Kurtuluş Savaşı‘ndan sonra İtilaf devletleri Türk topraklarından çıkarıldı. Türkiye‘de Cumhuriyet ilan edildi.<br />
<br />
400 yıldan fazla Türklerin elinde kalan halifelik 3 Mart 1924‘te çıkarılan bir kanunla kaldırıldı. Son halife ve Osmanlı Hanedanının bütün üyeleri sürgüne gönderildi. Son HalifeAbdülmecit 1944‘te Paris‘te sürgünde iken vefat etti. Cenazesi ölümünden uzun bir zaman sonra Medine‘de toprağa verildi.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">2.DÜNYA SAVAŞI</span></span><br />
<br />
II. Dünya Savaşı’ndan sonra İslam ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. 20. asrın ikinci yarısında, bağımsızlığını kazanan İslam ülkeleri kendi aralarında işbirliğini arttırmak amacıyla, İslam Konferansı Örgütünü kurdular. Günümüzde bağımsız İslam ülkelerinin sayısı 50’yi geçmiş bulunmaktadır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaynak Ve  Dipnotlar </span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hinduizm Hindu Tanrıları]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17514</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 07:04:55 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17514</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hinduizm Hindu Tanrıları</span></span><br />
<br />
Hinduzim sonsuzdur. Başlangıcı da yoktur. Sürekli dönüşüm ve değişim halindedir. Tek bir kaynaktan doğmamış, zaman içinde büyüyerek, gelişerek günümüze ulaşmıştır. Hikayeleri, masalları, tarihi karakterleri, doğal afetleri, savaşları ve barışları… Her şeyi içine alarak büyümüş ve büyümüştür.<br />
<br />
Zamanla bazı tanrılar popüler olur. Bazıları unutulur ama yok olmaz. İnsanların ona ihtiyaç duyacağı zamanı bekler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAÇ HİNT TANRISI VAR?</span></span><br />
<br />
En çok merak edilen sorulardan bir tanesi. Hinduların kaç tane tanrısı var? Zaman zaman önce bir öğrenci gurusuna sormuş: <br />
<br />
Hinduzim’de asıl olan tekliktir, birliktir.<br />
<br />
Heykeli dikilmiş, t – shirtlere resimleri basılmış binlerce tanrı görünse de Hinduzim’in özünde tek bir tanrı vardır. O da kadir’i mutlak, başlangıçsız ve sonsuz olandır. Yaratım gücü ve yaratılışın ta kendisidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİNDUİZM’DE 3 ANA TANRI</span></span><br />
<br />
Hinduzimde bilmemiz gereken 3 temel Tanrı vardır.Bu üçlemeye “Trimuti” de derler.<br />
<br />
    Brahma Yaratıcı Tanrı<br />
<br />
    Vishnu Koruyucu Tanrı<br />
<br />
    Shiva  Yıkıcı  Tanrı<br />
<br />
Hinduizimde bu tanrıların eşleride önemlidir. Bilinir ve sevilirler.<br />
<br />
    Sarasvati Brahma’nın eşi<br />
<br />
    Lakşimi Vişnu’nun eşi<br />
<br />
    Parvati Şiva’nın eşi<br />
<br />
Bu yazımızda Hindistan’a gittiğinizde günlük hayatta karşılaşacağınız tanrıları okuyacaksınız.  Her bir tanrıyı üç ana başlıkta inceleyeceğiz. Hint tanrılarının hikayeleri, Hint tanrılarının sembolize ettikleri fikirler ve Hint tanrılarına günlük hayattaki yaklaşımlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BRAHMA</span></span><br />
<br />
Brahma Hinduizm’in yaratıcı tanrısıdır. Hindu Tanrılarından Şiva ve Vişnu ile birlikte Trimurti’yi yani Hindu tanrı üçlemesini oluşturur.<br />
<br />
    Brahma, yaratım sürecine “Om” (Aum) sözüyle (sesiyle) başlamıştır ve bu ses insanda, tanrılarda, dünyada her zaman yankılanmaktadır.<br />
<br />
Brahma yüce bir tanrıdır zamandan ve mekandan münezzehtir. O zamanın da efendisidir. Vedalara göre Brahma’nın bir günü 4320 milyon İnsan gününe eşittir. Eşi, öğrenmenin bilgeliğin sanatın tanrısı olan Saraswatidir. Ne ilginçtir ki Hindistan’da yaratıcı tanrıya, Brahma’ya, tapınım hiç popüler değildir. Tüm Hindistan’da sadece Phuskar’da ona adanmış bir tapınak vardır. Yani Hindistan’a gidip yaratıcı tanrıya ait bir figür görmeden dönerseniz sakın şaşırmayın bu sizin suçunuz değil.<br />
<br />
Daha iyi anlaşılması için küçük bir parantez açıyorum. Hindistan’da başlangıcın bir önemi yoktur çünkü asıl amacın içinde buluduğun doğum – ölüm zincirinden yani Samsara’dan kurtulmaktır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİNDUZİM’DE ZAMAN KAVRAMI</span></span><br />
<br />
Hinduların zaman anlayışları çember şeklindedir. Semavi dinlerdeki gibi (Tanrı dünyayı yarattı, tanrı dünyayı yokketti!) dümdüz bir çizgi halinde ilerlemez. Bundan dolayı kimin ne zaman ne için evreni yaratığının bir önemi yoktur bir Hintli için. Onun amacı bu kısır döngüden bir an önce kurtulup özgürlüğe (Mokşa’ya) erişmektir. Brahma tapınımın özgürleşme yolunda hiç bir faydası olmaz. <br />
<br />
HİNT TANRISI BRAHMA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ<br />
<br />
Brahma dört ayrı tarafa bakan dört yüzlü, dört kollu ve kırmızı elbiselerle bir lotus çiceğin içinde otururken tasvir edilir. Kuzey Hindistan’da genellikle Beyaz sakallı olarak olarak karşımıza çıkar. Brahma diğer Hindu tanrılarıdan aksine silah taşımaz. Brahma bilginin ve yaratımın sembolüdür.<br />
<br />
Dört elinden birinde kutsal vedaları temsil eden bir kitap, ikinci elinde ellerinde evrenin kaynağını simgeleyen su kabı üçüncü elinde Brahma’ya ait hikayelerde karışımıza çıkan lotus çiçeğini tutar ve  dördüncü elinde ise “Aksamálá” denilen zamanın akışını simgeleyen tespih vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA BRAHMA</span></span><br />
<br />
Yukarıdaki satırlarda bahsettiğim gibi Hindistan’da Brahma’ya adanmış sadece bir tane tapınak vardır. Günlük hayatta Brahma’ya ait bir figür bulmak pek olası değildir insanların evinde iş yerlerinde tapınaklarda farklı Hindu tanrıları vardır fakat Brahma yoktur. Brahma’ya adanmış sadece iki tane festival var. Bunlar Kartik Purnima, Srivari Brahmotsavam. Bu festivallerde Diwali ve Holi festivali gibi büyük değillerdir. Brahma’nın bir ait tapınağın olmamasını tabii Hindular anlattığım şekilde betimlemezler durumu daha güzel bir hikaye ile açıklarlar:<br />
<br />
Brahma, Vajranabh  adlı bir şeytan ile savaşır ve onu yener. Sonrasında ise bir canlıyı öldürdüğü için temizlenmesi gerekir ve yajna  adlı bir ibadet yapmalıdır. Bunun için bir kadın ile birlikte olması gerekmektedir ve Saraswati orada değildir. Oda cevrede bulunan Gujratlı güzel bir kızı seçer ve onunla birlikte olur. Saraswati geri döndüğünde bunu öğrenir ve çok sinirlenir. Brahma’yı lanetler ona bundan böyle dünyanın hiç bir yerinde tapılmayacak yalnızca Phuskar’da bir küçük tapınağı olacaktır. Hatta bununla kalmayıp Brahman’nın tapınağını gören bir tepeye de denetlemek için kendi tapınağını yaptırır. İşte o günden beri Brahma’ya Hindular tapmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİŞNU</span></span><br />
<br />
Vişnu, üç büyük Hint tanrıları arasında koruyucu tanrıdır. Var olan düzeni sürdürme görevini üstlenir. Dünya’ya farklı farklı biçimlerde (Avatarlar) gelerek dünyayı kötülüklerden korumuş ve düzeni idame ettirmiştir. Yani Vişnu, toplumun düzeni bozulduğunda, şeytan krallar ortaya çıktığında dünyanın dengesi bozulduğunda ortaya çıkar ve düzeni korur.<br />
<br />
Vişnu’nun müritleri onun defalarca dünyaya geldiğine inanırlar fakat 10 reenkarnasyonu özellikle dikkat çeker. Bunlar:  Matsya, Kurna, Varaha, Narasimha, Vamana, Parashurama, Rama, Krishna, Buddha, Kalki.<br />
<br />
Saydığım ilk dokuz avatar dünyaya gelmiş ve düzeni tekrar getirmiştir fakat onuncu avatar Kalki henüz dünyaya gelmemiştir. Dünyadaki mevcut dönemin bitmesi ile beyaz bir at ile gelecek tüm kötülükleri yok edeceği ve ve nizamı tekrardan sağlayacağı söylenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİŞNU’NUN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Hint Tanrılarınından Lord Vişnu mavi renklidir. Genellikle dört ya da daha fazla kollu olarak tasvir edilir.<br />
<br />
    Sağ alt elinde çark silahı – Evrensel döngüyü yaratılış ve yok ediş sürecini temsil eder Vişnu bu sürecin tam ortasındadır.<br />
<br />
    Sol alt elinde Nilüfer çiçeği.<br />
<br />
    Sol yukarıdaki elinde deniz kabuğu – Şiva’nın davulundaki gibi AUM sesini sembolize eder.<br />
<br />
    Sağ yukarıdaki elinde gürz -otorite ve güç- tutuyor olarak görebilirsiniz.<br />
<br />
Tabii bu figürlerin her birinin bir hikayesi olduğunu unutmayalım.  Genellikle sarı renkli bir pantolon giyer.<br />
<br />
Vişnu’nun hemen arkasından 5 kafalı bir yılana yaslanırkenki tasvirini görmenizde mümkündür. Bu yılanın adı Shesha’dır.  Shesha’nın evrenin tüm gezegenlerini sırtında taşıdığı ve bunu yaparken Lord Vişnu’ya onu övecek şarklılar söyleyerek dua eder. Ek olarak  “genellikle” dememin sebebi ise kesin ve net bir kurallar çerçevesinde bu  idoller oluşturulmuyor birbirinden farklı iki Vişnu heykeli görebilmeniz mümkün.<br />
<br />
Binek hayvanı yarı insan yarı kartal ve tüm kuşların efendisi olan Garuna’dır. Genellikle omuzlarında Vişnu’yu taşırken resmedilir. Dharma’yı (Düzeni) korumak için Vişnu’nun çeşitli avatarlarına yardım eder. Son olarak Karısı sonraki satırlarda bahsedeceğimiz zenginlik tanrısı Lakşimi’dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAMAYANA, RAMA, MAHABRATA, KRİSHNA, NARASİMHA…</span></span><br />
<br />
Vişnu diğer hint tanrıları gibi farklı isimlerle duyabilirsiniz: Vasudeva, Lord Vishnu, Narayan…  Şiva gibi binlerce farklı ismi vardır. Vişnu’yu sadece Vişnu olarak ararsanız bulacağınız tapınak ve idol sayısı gerçekte olduğunun yarısı kadar bile kalmayacaktır. Çünkü Vişnu Ramayana destanında ki Rama’dır, Mahabrata destanındaki Krishna’dır. Holi festivalinin efsanesindeki Narasimha. Hatta ISKCON (Uluslararası Krishna Bilinci Derneği) Krishna Vişnu’nun yeniden bedenlenişidir. Günlük hayatta farklı formları ile karşılaşabilirsiniz her birinin hikayesi farklıdır. Her biri için farklı tanrılar diyebiliriz ayrı tapınakları ayrı takipçileri vardır. Fakat aynı zamanda Vişnu’nun yeniden bedenlenişi olduğunu aklınızda tutun. Vişnu’nun toplumdaki etkisi ve doğru yola yönlendirmesi diğer tanrılara çok daha aktif rol almıştır. İyiliğin, güzelliğin doğru insan olmanın yollarını insanlığa her avatarında öğretmeye çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞİVA</span></span><br />
<br />
Büyük Hint tanrıları üçlüsünün bir üyesi olan Şiva “kutlu” anlamına gelir.Yok edici bir tanrı olarak bilinmesine rağmen büyük bir yaratıcı gününde somut halidir.<br />
<br />
    Şiva’nın yıkıcılığı kesinlikle negatif bir anlamda değildir. Yıkım olmalıdır ki yeni bir başlangıç yapılabilsin.<br />
<br />
Daha detaylı açıklamak gerekirse zaman anlayışının bir döngü halinde olduğunu söylemiştik bundan dolayı yıkım bir son değildir. Yıkım yeni bir başlangıçtır. Bu şekliyle Şiva  zıtların birlikteliğini temsil eder diyebiliriz. Karakterinin karmaşıklığını 1008 isminede yansımıştır.  İsimleri arasında Mahadeva’dan ( En yüce tanrı) , Kaala ( Ölüm) e kadar bir çok ismi kendinde barındırır.<br />
<br />
Şiva doğumu ise mistiktir ve kendinden var olmuştur. Hikayeye göre Vişnu ve Brahma kimin daha üstün bir tanrı olacağı hakkında tartışırken bir anda tam ortalarından erkeklik organi şeklinde devasa bir ateş sütunu yükselir. Vishnu bir domuza dönüşerek köklerini aramaya gider Brahma’da bir kaza dönüşerek gök yüzünü araştırır. Tam o sırada sutunda bir yarık açılır ve içinden Şiva çıkar. İkiside Şiva’nın gücünü tanır ve Hindu Tanrıları arasındaki yerini belirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞİVA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Şiva mavi renklidir ve heybetli bir tanrıdır. Şiva’nın 2 gözü arasında üçüncü bir gözü vardır. Alnımızda bulunan çakranın tam üstündedir.  2 gözü güneşi ve ayı temsil eder. Herhangi bir şeyi yok edeceği zaman 3. gözünü açar ve kötü olan herşeyi yok etme gücü olur. Bazen 4 kollu bazen ise 2 kollu olarak tasvir edilir. Boynunda her zaman bir yılan dolamıştır.  Şiva’nın iki adet silahı vardır biri trident Şiva’nın üçlü mızrağı, üç çatalı kozmozun üç ilkesini temsil eder: Durağanlık, saflık ve enerji. Ayrıca cehaleti de yok ettiğine inanılır.<br />
<br />
Şiva’nın diğer silahı ise yaydır tridente göre daha az görülür tek oku ile şeytanların yönettiği 3 kaleyi yok ettiği hikayeyi imgelemek için kullanılır. Genellikle Şiva’nın figürlerinde küçük bir davulda bulunur, yaradılışı ve yok oluşun sesi olan AUM sesine atıfta bulunur. Elinde veya boynunda bir tesbih bulunur bunlar ise Şiva’nın göz yaşlarından oluştuğuna inanılan Rudraksha boncuklarıdır. Inanlar tarafından dua boncuğu olarakda kullanılır. Şiva’yı genellikle yoga pozisyonunda otururken görürsünüz bu meditasonu ve dinginliğini simgeler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nataraja (Dansın Efendisi)</span></span><br />
<br />
Şiva ile hemen aşağıda gördüğünüz resimdeki haliyle de karşılaşabilirsiniz. Şiva’nın gazabının ne kadar heybetli olduğunu bu imgede görürüz. 1001 isminden biri olan Nataraja  (dansın efendisi) bu imge için adanmıştır .  Çember ateşten bir haleyi simgeler ve bu ateşten halenin içerisinde çılgıncasına dans ederek çevresindekileri yok eder. <br />
<br />
Bu dansın hikayesi kısaca şöyledir: Şiva Brahma’nın kafalarından bir tanesini kendisine saygısızlık yaptığı için kesimiştir. Bunun üzerine Daksha ( Brahma’nın oğlu) ona karşı bir düşmanlığı vardır. Tüm Hint tanrılarının çağırıldığı bir seramoniye sadece Şiva davet edilmemiştir. Bunu gören Şiva’nın eşi Sati bu saygısızlığa tahamül edemez ve kendini ateşe atar. Bunu hisseden Şiva hemen seramoninin yapıldığı yere gider öfkesini kontrol edemez ve ölümcül dansına başlar. Dünyayı yok etmeye başlayan Şiva Vişnu tarafından durdurulur. Fakat Karısı Sati ölmüştür fakat bir süre sonra Parvati olarak dünyaya gelmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA ŞİVA</span></span><br />
<br />
  Brahma’nın aksine Şiva’yı günlük hayatta çok fazla yerde görürsünüz. Neredeyse tüm tapınaklarda Şiva’ya adanmış küçükte olsa bir sembol bulmak mümkündür.  Şiva’ya adanmış bir çok festival bulunmaktadır.  Maha Shivaratri, Karthik Poornima, Arudra Darshanam festivallerden bazılarıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SARASVATİ</span></span><br />
<br />
Sarasvati yukarıda bahsettiğimiz üç büyük Hint tanrılarından Brahma’nın eşidir. Bundan dolayı Sarasvati’ye “Brahmi” de denir.<br />
<br />
    Bilgelik, müzik, sanat ve eğitim tanrısıdır. Sanskrit dilinin mucidi olarak kabul edilmektedir. İsminin anlamı Sara “ esas öz “ demektir “Sva” ise benlik demektir.<br />
<br />
Ayrıca Sarasvati’nin kelime anlamı daha eski metinlerde “bol su içerisinde” olarakta bir çevirisi ile karşılanmak mümkündür . Bunun sebebi Hinduizm’in eski dönemlerinde nehir tanrısı olarakta görülmesidir. Bu özelliiğinden dolayı arındırıcı besleyici özü ile ön plana çıkar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SARASVATİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRİFİSİ</span></span><br />
<br />
Sarasvati genellikle beyaz bir lotus çiçeğinin içerisinde bembeyaz kıyafetleriyle oturan çok güzel bir kadın olarak tasvir edilir.  Lotus çiçeği yerine beyaz bir kuğya binerken görülebilir. 4 elle tasvir edilir ve her bir elinde sembolik olarak anlamı olan şeyler tutmaktadır bunlar: pustaka ( kitap), mālā (tespih), su kasesi, Müzik aleti (Vina).<br />
<br />
    Puskata, kitap öğrenmenin bilginin kaynağı  olan vedaları sembolize ediyor.<br />
<br />
    Mala yani tespih içsel ve ruhsal yolculuğu temsil ediyor.<br />
<br />
    Su kasesi doğruyu yanlıştan temizi kirliden ayıran saflaştırıcı gücü temsil eder.<br />
<br />
    Son olarak elindeki müzik enstrümanı, Vina, Sarasvati ile özdeşleşmiştir, tüm yaratcılığı sanatı ve bilimi temsil eder ve Sarasvati’nin Vina’yı tutuşu ise bilginin yayılmasının uyumu yaratacağını gösterir.<br />
<br />
Binek hayvanı ise kuğdur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA SARASVATİ</span></span><br />
<br />
Sarasvati’yi öğrenim gören bireylerin olduğu evlerde okullarda yada sanat studyolarında ,yani sanat ve eğitimin olduğu her yerde görebilirisiniz. Hint okullarında bir idolu  bulunmaktadır ve genellikle sabahları öğrenciler Saraswati’ye dua ederek derslere başlarlar. Bir örnek olarak Hintli bir ailenin evinde kalırken  evdeki çocuk her seferinde ders çalışmadan önce tütsü ile Sarasvati’yi kutsar ve hatta bir idolunu önüne koyar ve ders çalışır. Ayrıca Saraswati figürünü bazı budist tapınaklardada rastlayabilirsiniz. 2 adet önemli festival ona adanmıştır bunlar: Vasant Panchami ve Navratri festivalinin 7. Günü ona adanmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARVATİ</span></span><br />
<br />
Parvati, Saravati ve Lakşimi ile Hindu tanrıça üçlemesi olan Tridevi yi oluştururlar.<br />
<br />
    Doğum, sevgi, bereket ve  evlilik ile alakalı konularla özdeşleşmir bir tanrıdır. Hinduizmin ana tanrıçası bile diyebiliriz.<br />
<br />
Parvati dağların Kralı olan Himavan’ın kızıdır. Isminin anlamıda Sanskritçede  “Dağların Kızı”dır. Parvati Hindu tanrılarından Şiva’nın eşidir ve bazıları tarafından “Sati” ( Şiva’nın ilk kendini ateşe atan eşi) yeniden bedenlenmiş hali olduğuna inanılır.Bu hareketi Şiva’ya olan sadaketinden ve bağlılığından dolayıdır ki kendisi evlilik ve bağlılık ile özdeşleşmiştir.  Parvati Hint tanrılarından olan Lord Ganeja’nın ve Kartikeya annesidir. Özellikle  aşağıdaki satırlardada bahsedeceğim Ganeja Hinduizimde en “popüler” tanrılardan birisidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARVATİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Parvati’yi kırmızı sarisinin içerisinde güzel alımlı bir kadın olarak tasvir edilir. Eğer Şiva’nın yani eşinin yanındaysa 2  kollu olarak fakat tek başına ise dört sekiz hatta on kollu olarakta tasvir edilebilir. Ellerinde deniz kabugu, ok, kılıç, nilüfer çiceği, mızrak, savaş baltası, topuz  gibi nesneler tutar.Her bir nesne yüzden fazla olan reenkarnasyonları ile ilişkilidir. Yeniden bedenlenmelerinden bazıları Kali, Durga, Mahakali, Tara öfkeli  hallerine örnek olabilir. Her birine ayrı bir tanrıça olarak tapılır.Cocukları ile birlikte çok fazla idolde görülür. Şiva ve çocukları ile bir aile portresi şeklindede resmedilir. Binek hayvanı bir inek kaplan yada aslan olabilir.<br />
<br />
Kısaca Parvati’yi cesaretin özgürlüğün ailenin bir sembolu olarak görebiliriz. Bir insan olarak dünyaya gelmiş ve tanrılar katına yükselmiştir ve farklı reenkarnasyonları ile insanlığa hizmet etmiş insanlığı şeytanlardan koruyan yüce bir tanrıçada olmuş aynı zamanda Annapurna hikayesindeki gibi insanlığın zor zamanlarında onları besleyen kucak acan bir tanrı olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA PARVATİ </span></span><br />
<br />
Parvati günlük hayatta Şiva kadar olmasada çok önemli bir yere sahiptir. Panchayatana puja denilen bir törendeki dört ana tanrıdan birisidir. Şiva Vişnu Surya Parvati ve dua eden kişinin seçtiği kendini adadığı beşinci bir tanrıya dua edilir. Bu durum onu önemli tanrıların arasında bulunduğunun işaretidir. Parvati aile ile ilişkilendirildiği için evlerde genelde bir idolu bulunur. Genelde Şiva ile birlikte evin tapınak köşesine konur. Parvati’yi başka formlarda da görmeniz mükündür.Özellikle Kali ve Durga  Parvati’nin yeniden bedenlenmeleridir. Hindistan’nın geniş bir kısmında Parvati yerine Kali ve Durga’ya adanmış tapınaklar vardır. Parvati adına kutlanan festivaller Navaratri, Bathukamma, Durga Puja, Gauri Puja, Atla Tadde, Vijayadashami, Divali, Teej,Thiruvathira,Gowri Habba’dir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAKŞİMİ</span></span><br />
<br />
Hindu tanrıları arasında Lakşimi kendine en özel yerlerden birini edinmiştir.<br />
<br />
    O maddi ve manevi zenginliğin talihin ve refahın tanrısıdır.<br />
<br />
Lakşimi kelimesin kökü Sanskritçede  lakṣ (लक्ष्) veya lakṣa (लक्ष) yani  bilmek, anlamak, amaç anlamlarına gelmektedir.Diğer bir kelime kökü olan “lakṣaṇa”  sanslı fırsat anlamındadır. Eşi Vişnu’dur. Vişnu her yeni bedende dünyaya indiğinde Lakşimi’de Vişnu’nun eşi olarak dünyada bedenlenmiştir ve insanlara yardım etmiştir. ( Bu durumu yin yang gibi düşünebilirsiniz Hinduzimde Shaktism adlı bir gelenek vardır dişil ve eril olmak üzere iki enerji birbirini tamamler ve mükemmeliği oluşturur bu durumu tüm tanrı ve eşlerinde görebilirsiniz.) Vişnu Rama olarak insanlığa hizmet ettiğinde Laksimi Sita olarak Vişnu  Krişna olarak dünyaya indiğinde Ratha olarak, Vişnu Parashurama olduğunda Lakşimi Dharini, olarak dünyaya gelmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAKŞİMİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Lakşimi bir lotus çiceğinin üstüne oturan güzel bir kadın olarak tasvir edilir. Eşi Vişnu ile resmedilmediği zamanlarda genellikle dört kolludur. Dört eli Hinduizminde iyi olduğu düşünülen insanlığın 4 amacını temsil eder bunlar:<br />
<br />
    Moksha ( Aydınlanma özgürlük)<br />
<br />
    Kama ( duygusal olarak tatmin)<br />
<br />
    Artha ( Zenginlik ve hayatın anlamı)<br />
<br />
    Dharma (Erdem)’dir.<br />
<br />
Lakşimi’yi genellikle bir lotus çiceğinde otururken görürüz ve zenginliğin ve bereketin sembolu olarak ellerinden birinden ya altın paralar yada bal dökülür. Bunu sadece maddesel bir zenginlik olarak değil manevi zenginliğinde kaynağı olarak yorumlamalıyız. Yine zenginliğin bir sembolü olarak bir hemen arkasında veya önünde iki  / dört fil ile resmedilir. Ellerinden en az birinde bir lotus ciceği bulunur Hinduizmde kutsal bir çiçektir. Anlamı ise: Lotus çiçeğinin hem kirli sularda hemde temiz sularda yetişir. Nerede yetişirse yetişsin lotus sadece ve sadece kendisi olduğu için mekandan çevresinden münezzeh bir şekilde çok güzeldir. Insanında aynı bir Lotus çiçeği gibi çevresinden bağımsız olarak güzel ve doğru olmasını öğütlenmektedir.<br />
<br />
Binek hayvanı beyaz baykuş yada fil’dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA LAKŞİMİ</span></span><br />
<br />
Lakşimi Hint tanrıları arasında insanların günlük hayatında faydalı bir tanrıdır. Zenginlik herkesin istediği arzuladığı birşeydir.Bundan dolayı tüm dükkanlarda iş yerlerinde bereket ve bolluk getirmesi için Lakşimi idolu bulunur. Güne başlarken ona adaklar sunulur ve bereket beklenir. Lakşimi’yi Ratha Sita olarakta görebilirsiniz ama diğer tanrıların aksine yeniden bedenlenmelerinden çok kendisi popüler bir tanrıdır. Ayrıca Diwali bayramında Lakşimi’ye dua edilir. Diwali’nin ikinci ve üçüncü günü ellerinde şeker kamışı çubukları tutan insanları sokaklarda görürsünüz. Bunun sebebi Divali’nin üçüncü akşamı evlerinde yapacakları puja( dua) da Lakşimi’ye sunabilmek onun binek hayvanı olan fil şeker kamışına bayılır ve bu sunu ile onun gönlü alınmış olur. Evde yapılan duadan sonra herkes vakit kaybetmeden iş yerlerine gider ve orada da Lakşimi’ye dua edilir ve işlerini kazançlarını kutsaması istenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DURGA</span></span><br />
<br />
Durga ( ulaşılmaz, yenilmez ) adıyla bilinen Hindu savaş tanrısıdır.<br />
<br />
    Görünüşü ve karakteri tam bir savaşçı ve yok edici olsada bir çok yönüyle merhametli bir tanrıdır düşmanları masumlar değil Evrenin düzenini bozmaya çalışan şeytanlar veya insanlardır.<br />
<br />
Parvati’nin yeniden bedenlenmiş halidir. Fakat Durga’ya ayrıca tapılır ve tapınaklar yapılır. Hatta yazın gittiğimiz 20 günlük seyahatlerde Bikaner’de bulunan Fare tapınağı Durga’ya adanmıştır onu her seferinde şok içerisinde ziyaret ederiz.<br />
<br />
Peki bu yıkıcı güç nereden çıkmıştır tabiki bununda arkasında bir hikaye vardır. Manishasura adlı bir şeytan yıllar boyunca Brahma için bir ağacin altında oruç tutar ve onun adına dua eder. Duaları ve yakarışları öylesine yücelmiştir ki Brahma’ya kadar ulaşır. Bu uzun ve kusursuz dua karşısında Brahma kuluna bir ödül vermek ister ve ona sorar benden ne dilersin diye. Manishasura da ölümsüz olmayı diler. Bu isteği Brahma tarafından kabul edilmez. Oda yalnızca bir kadın eliyle öldürülmek istediğini söyler ve Brahma bu isteğini kabul eder.  Bu kutsamayı alan Manishasura tanrılara saldırır.Tanrılar onu alt edemezler Indra bir kadın Hindu Tanrıçası  olarak karşı saldırıya geçer fakat oda yenilmiştir. En sonunda Hindu tanrılarından Brahma Vişnu ve Şiva bir araya gelir ve ilahi enerjilerini yoğunlaştırarak Tanrıça Durga’yı dişi yıkıcı bir güç olarak yaratırlar.Hindu tanrıları Durga’ya özel silahlar verirler ve bir aslana bindirdiler. Uzun bir savaşın ardından mızrağı ile şeytanı alt etmiştır. Mahishasura bir kadın tarafından öldürülmüştür. İşte bu zamandan beri Durga dünya’ya hizmet etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DURGA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Güzel ve kırmızı bir sari giymiş bir kadın olarak tasvir edilir. Sarisinin kırmızı olması Parvat’nin yeniden bedenlenmiş hali olması ile ilişkilidir. Bir kaplan’a ( bazen aslanda olabilir) binmiştir. Kendisine üç büyük hindu tanrıları tarafından bahşedilen kaplandır. Durga’nın büyük bir yıkıcı güce sahip olduğunu ve üç büyük hindu tanrısı tarafından yaratıldığını söylemiştik. Ikonlarda her bir tanrının özelliğini silahını Durga’nın elinde görmemiz mümkün. Bunlar: Şiva’nın tridenti, Indra’nınn yıldırım silahı,Vişnu nun diski bir elinde ise Brahma’ya ait olan lotus çiçeği bulunur.Bunların dışında diğer ellerinde kalkan, gürz, deniz kabuğu, ok, yay tutmaktadır. Adına düzenlenen festivaller: Durga Puja, Durga Ashtami, Navratri, Vijayadashami.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA DURGA </span></span><br />
<br />
Durga daha önceki saydığımız tanrılar kadar popüler olmasada bu Durga ile defaatle karşılacaksınız. Insanlar güç dilemek ve başarı kazanmak için ona dua ederler. Eski dönemlerde Rajaların ( lokal kralların) en önemli tanrılarından biri durumundaydı. Çünkü savaş tanrısıdır.Bir savaştan önce Durga’nın duasını almak bir savaşta en çok ihtiyaç duyulacak şeydir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GANEŞA</span></span><br />
<br />
Ganeşa, Fil kafalı Hint tanrısı, Hinduizim’deki en çok saygı  duyulan en tanınmış tanrı figürlerinden biridir. Ganesha, Ganapataye,Ganapati yada Lord Ganeş olarakta bilinir.Hatta o kadar pupülerdir ki Hinduizm’in “AUM” u  yani başlangıcı derler.  Eğer ki Hindu olmak isterseniz ilk ondan kutsama almanız gerekmektedir.<br />
<br />
    Lord Ganeşa başlangıçların ve iyi şansın tanrısıdır. Kişinin hayatında yaşayacağı olayları kontrol  edebilir çünkü o Ganapati’dir yani “gana” ların (yarı ilahi ve ilahi olmayan varlıkların) efendisidir.<br />
<br />
  Bundan dolayı insanlar dileklerini ona iletebilirler.Hindular bir işe başlarken “Şri Ganeşa Nama”  derler yani “Ganeşa’nın adıyla” . Hinduların tüm hayatına etki eden bu Hindu tanrısı Pravati’nin ve Şiva’nın ilk oğullarıdır. Yaratılışı için bir kaç farklı hikaye vardır. Fakat en popülerini sizlerle paylaşayım:<br />
<br />
Parvati bir gün eşi Şiva uzaklardayken çamur ile çok güzel şirin bir çocuk heykeli yapıyor. Sonrasında heykele tüm sevgisi ile hayat veriyor. Tüm bu kirli işlerden sonra banyo yapmak ister fakat onu koruyacak kimse yoktur.  Oda küçük Ganeşa’ya evin hemen dışında durmasını ve kim olursa olsun içeri almamasını söyler. Küçük Ganeşa görevini yerine getirmek için hevesle yerini alır.Bir süre sonra karşıdan mavi güçlü heybetli bir adam ( Şiva) görünür ve içeri girmek ister. Ganeşa ise annesine verdiği sözü yerine getirmek için içeri girmesine izin vermez ve Şiva onun kafasını uçurur. Gürülüyü duyan Parvati dışarı çıkar ve gördüğü manzara karşısında çok üzülmüştür. Bunu gören Şiva hemen ormana koşar ilk gördüğü canlının kafasını keser ve çocuğuna takar ve ikiside Ganeşa’yı kutsarlar. O zamandan beri Lord Ganeşa fil kafalı bir Hint tanrısıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GANEŞA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Ganeşa, göbekli fil kafalı ve 4 kollu olarak tasvir edilir. Ayrıca tasvirlerinde hemen yanında küçük bir farede resmedilir. Bu farenin ego ve cehaleti temsil eder bilginin ve irfanın temsilcisi Ganeşa’nın karşısında hem çok küçüktür hemde bazı resimlerde Ganeşa fareye binerken tasvir edilir burada ego nun kendi kontrolunde olması gerektiğine bir atıfta bulunur. Ganeşa’nın büyük kulakları insanların düm dualarını duyabildiğinin bir simgesidir. Kafasının büyüklüğü ise bilgi ve irfanı temsil eder. Ayrıca dikkati bakarsanız bir dişinin kırık olduğunu görürsünüz. Bunun sebebi Mahabrata Destanını yazarken kalemi bozulur oda yazmaya ara veremediği için  bir dişini kırar ve yazmaya devam eder. Bundan dolayı bir dişi kırıktır. Alnının ortasındaki Trishula, Ganeşa’nın zamanın efendisi olduğunu ifade eder.  Oturuşunun ve hortumunun şekli AUM hecesinin Hintçe’deki yazılışını temsil eder. Ellerinde balta, lotus çiceği,deniz kabuğu, disk, ip, ve bir tabak dolusu tatlı topları tutar (neden kocaman bir göbeği olduğu anlaşılabilir) .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA GANEŞA </span></span><br />
<br />
Ganeşa Hindu Tanrıları arasında gündelik hayatta en çok karşılacağınız tanrıdır. İnsanlarla iç içedir. Her yerde heykelleri resimleri bulunur. Taksiye / Rikşa’ya bindiğinizde dikiz aynasının hemen altında, evlerin iş yerlerinin kapıların girişinde içinde yada herhangi bir sokakta Ganeşa’ya ait bir idol resim ve heykel bulunur. O başlangıçların tanrısıdır engelleri kaldırandır. Açıkçasını çok sempatik bir görüntüsüde vardır bundan dolayı insanların onunla çok daha yakın bir bağ kurması ve tüm dileklerini ondan istemeleri şaşırtıcı değildir.Başlangıçların tanrısı olduğunu söylemiştik bunu günlük hayatta görmek mümkündür. Örneğin evlendiğinizde ilk ona gider dua edersiniz yada bir araba aldınız yada ev aldınız ilk olarak onun adına adakta bulunursunuz ve onun bir idolu ile eviniz arabanızı kutsarsınız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BRAHMA</span></span><br />
<br />
  Tüm evrenin yaratıcısıdır.Sadece dünyadaki canlıların değil, tanrıların da yaratıcısıdır.<br />
<br />
  Brahma; dört yüzlü, dört kollu ve kırmızı elbiselerle tasvir edilir. Aslında beş başı vardır, ama saygısız konuştuğu için Tanrı Shiva üçüncü gözüyle bir kafasını yakmıştır. Diğer Hindu tanrılarından farklı olarak silah taşımaz. Ellerinde bir asa veya kaşık, bir tesbih, su testisi ve Veda kitabı bulunur. Bazen bir eli lütuf verir veya 'korkma' işareti yapar gibi gösterilir. Onun dört yüzü dört yönü gösterir, ak sakallı olarak tasvir edilmesinin sebebi; sonsuz olan varlığını simgelemek içindir. Elindeki 'aksamala' denilen tesbih zamanı simgeler, su ise evrenin kaynağıdır. Karısı bilim tanrıçası Sarasvati'dir. Binek hayvanı kuğu veya kazdır. Yaşadığı yer Brahmavinda adlı cennettir. Sularda doğduğu için ona Narayana denilir. Brahma'ya verilen bazı isimler: Pracapati (Yaratıkların efendisi), Çaturmukha(Dört Yüzlü), Ashtakarna(Sekiz Kulaklı), Pitamaha (Büyükbaba), Lokeşa (Dünyanın efendisi), Dhatri (Destekleyen), Vidhatri (Destekleyen), Sanat (Eski), Vidhi (Yaratıcı), Vedhas, Druhina, Srashtri...<br />
<br />
Hint mitolojisinde koruyucu tanrı.On avatarı vardır.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  VİSHNU</span></span><br />
<br />
  Vishnu evrenin koruyucusudur.Dünya ne zaman dara düşse Vishnu farklı biçimlerde gelip kurtarır.Mavi renkli, dört ya da daha fazla kollu, ellerinde deniz kabuğu, çark silahı, gürz ve nilüfer çiçeği tutuyor olarak tasvir edilir.<br />
<br />
  Çark; evrensel düşünceyi, yaratıcı ve yok edici gücü simgeler. Deniz kabuğu; varlığın temeli ile ilintilidir, deniz kabuğunun çıkardığı 'AUM' sesi yaradılışın ilkel sesini temsil eder.Gürz; güç ve otorite sembolüdür.Nilüfer çiçeği; sularla olan bağı simgeler.<br />
<br />
  Binek hayvanı yarı insan yarı kuş olan Garuda'dır. Karısı şans tanrıçası Lakshmi'dir. Göksel yatağı Şesha (Ananta) isimli yılandır. Sularla olan bağından dolayı ona da Narayana denilir. Bin adı vardır. En karakteristik özelliği Vedalarda bahsedilen üç uzun adımıdır. Bu yüzden ona Urugaya(Geniş Yürüyen) veya Urukrama( Geniş Adımlayan) denilir. Bu adımlarla evreni dolaştığı söylenir.Bu üç adım güneşin farklı konumlarını simgeler.Bunlar; doğuş, en yüksek nokta ve batıştır.<br />
<br />
  Vishnu'nun bir rivayete göre 22, bir başka rivayete göre ise 10 avatarı (bedenlenmesi) vardır:<br />
<br />
1-Matsya:Alt tarafı balık üst tarafı insan şeklindedir.<br />
<br />
2-Kurma:Alt tarafı kaplumbağa,üst tarafı insan biçimindedir.<br />
<br />
3-Varaha:Bazen domuz olarak,bazen de dört kollu bir insan bedeninde domuz başlı olarak resmedilir.<br />
<br />
4-Narasimha:Arslan başlı,dört kollu insan biçimindedir.<br />
<br />
5-Vamana:Bir elinde su kabı,diğerinde şemsiye tutan bir cücedir.Vishnu bu bedenlenme ile artık insan soyuna geçmiştir.<br />
<br />
6-Paraşurama:Elinde balta tutan bir insan şeklindedir.Bu yüzden bu avatara Baltalı Rama denir.<br />
<br />
7-Rama:Ramayana destanının kahramanıdır.<br />
<br />
8-Krishna:Vishnu'nun en önemli bedenlenmesidir. Mahabharata destanının kahramanıdır.<br />
<br />
9-Buddha:Buddha taraftarlarının gücünü kırmak için oluşturulmuş yapay bir bedenlenmedir.<br />
<br />
10-Kalki:Henüz bedenlenmemiştir.Kaliyuga zamanı ortaya çıkacaktır.Ahlak çöktüğü,yeryüzü karanlığa gömüldüğü zaman beyaz bir at üzerinde gelerek,insanlığı kurtarıp dini yeniden kuracaktır.Altın bir çağ başlatıp cennete geri dönecektir.                                                    <br />
<br />
Bir şeyi yok etmek istediği zaman üçüncü gözünü açar ve yok eder.Aşk Tanrısı Kama ile Brahma'yı üçüncü gözüyle yakmıştır.<br />
<br />
                 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SHİVA</span></span><br />
<br />
  Yıkıcı ve yok edici tanrıdır.İki kaşı arasında üçüncü gözü vardır.Bir şeyi yok edeceği zaman üçüncü gözünü açıp yok eder.İki, bazen de dört kolludur.Bir elinde üç uçlu mızrağı Trişula'yı tutar.Diğer ellerinde balta, geyik ve Damaru denilen davulu tutar.Başının üstünde hilal taşır.Boynunda ve kollarında yılanlar vardır.Kafataslarından yapılmış bir kolye takar.Kaplan derisinde elbise giyer.<br />
<br />
  Okyanusun çalkalanması sırasında oluşan zehri içtiği için boğazında mavilik vardır. Bu nedenle ona Nilakantha (Mavi Boyulu) denir. Yok edici tanrı olarak zamanla özdeşleştirildiğinden Kala (Zaman) adı verilir. Karısı Parvati, oğulları Ganeşa (Bilgelik Tanrısı) ve Skanda (Savaş Tanrısı)dır. Karısının diğer adları; Durga, Uma, Gauri, Bhavani, Devi vs.dir. Binek hayvanı Nandi/Nandu adlı öküzdür. Shiva'nın sembolü Linga'dır. Hizmetçilerine Pramatha denir. Shiva'nın yarı erkek yarı dişi biçimine Ardhanari denir.<br />
<br />
Shivan'ın yarı dişi yarı erkek formu.<br />
<br />
    Shiva karısı Parvati'ye aşk dolu sözler söyleyen Kama(Aşk Tanrısı)'yı küle çevirmiştir.Ayrıca saygısız konuşan Brahman'ın da beşinci yüzünü yakmıştır.<br />
<br />
    Shiva'nın adlarından bazıları: Rudra, Mahakala (Büyük Zaman), İşvara (Yüce efendi), Mahadeva (Büyük Tanrı), Mahayogi (Büyük çileci), Hara (Zapt eden), Girişa (Dağın efendisi), Paşupati (Hayvanların efendisi), Şankara (Uğurlu), Triyambaka (Üç gözlü), Ugra (Hiddetli), Bhuteşvara (Hayaletlerin şefi)....<br />
<br />
Bilgelik ve zenginlik tanrısıdır.Mahabharata'yı kırık dişiyle kaleme almıştır.<br />
<br />
           <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   GANEŞA</span></span><br />
<br />
  Tanrı Shiva ile Parvati' nin oğludur. Ganaların başıdır, bu yüzden Ganapati olarak da bilinir.Bilgi ve hikmetin tanrısı, engellerin kaldırıcısı ve Dharma'nın koruyucusudur. Başarının, eğitimin, bilginin ve zenginliğin tanrısıdır. Kötülüğün, engellerin, kibrin ve bencilliğin yok edicisidir. Bir işe başlamadan önce onun adı söylenir."Şri Ganeşa Nama: Ganeşa'nın adıyla." Ganeşa'nın iki büyük gücü vardır: Kundalini yani,ateşin yanıcı gücü ve ateş yılanı, diğeri Vallabha;yani sevginin gücüdür.<br />
<br />
  Kısa, şişman, göbekli, dört kollu, fil başlı bir yaratık olarak resmedilir. Tek dişi vardır. Mitolojiye göre dünyanın en uzun destanı Mahabharata'yı, tek dişini kalem gibi kullanarak yazmıştır. Ellerinde deniz kabuğu, disk, sopa, nilüfer çiçeği, ip, balta ve bir tabak dolusu tatlı topları tutar. Her zaman yanında bir fare vardır. Üzerine bindiği fare cehaleti ve egoyu simgeler. Fil başıyla ilgili birçok efsane vardır;<br />
<br />
  Bir rivayete göre; Annesi Parvati oğlunun güzelliğiyle çok övünmektedir. Şani'den oğluna bakmasını ister. Fakat Şani'nin ne kadar güçlü bakışlara sahip olduğunu unutmuştur. Şani çocuğa bakar bakmaz kafası yanıp kül olur. Tanrı Brahma, Parvati'ye üzülmemesini, hemen bir baş bulup yerine koyarsa oğlunun yaşayacağını söyler. Bunun üzerine Parvati bir fil başı bulur.<br />
<br />
  Diğer bir rivayet ise; ermişler, işlerinin kolay gitmesi için Shiva'dan bir tanrı yaratmasını isterler.O da Ganeşa'yı yaratır.Fakat karısı Ganeşa'yı kıskanır ve onu fil başlı, göbekli bir yaratığa dönüştürür.                                                      <br />
<br />
Ramayana destanının kahramanı.Savaşta Himalayalara uçup şifalı otlar getirmiştir.<br />
<br />
                 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> HANUMAN  </span></span>  <br />
<br />
  Meşhur Hindu tanrılarından biridir. Vücudu insan şeklinde, uzun kuyruklu, maymun başlı olarak tasvir edilir.Bazen de beş başlı, on kolludur.Bir çok yeteneği vardır; uçabilir ve bir dağ kadar büyüyüp, kedi kadar küçülebilir.<br />
<br />
    Ramayana destanında çok önemli bir yere sahiptir.Rama'nın dostu ve en güvenilir hizmetkarıdır. Destanda Rama'nın karısı Sita ile görüşerek elçilik görevi yapmıştır. Ayrıca destanda gerçekleşen savaşta Himalayalar'a uçup oradan şifalı otlar getirmiş ve yaralıları kurtarmıştır. Aynı zamanda bir dil bilgisi uzmanıdır. Özellikle köylerde çok tapınılan bir tanrıdır. Ona Pavana (Rüzgarın oğlu) ve Marutpura(Marut'u oğlu) denir.<br />
<br />
Şimşekli yağmurlu fırtına tanrısı<br />
<br />
      <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  İNDRA</span></span><br />
<br />
    Hint mitolojisinin en eski ve en büyük tanrısıdır. Hintlilerin en önemli dini kaynakları olan Vedalardan Rigveda ilahilerinin dörtte biri ona sunulmuştur. Başka hiçbir tanrıya bu kadar ilahi sunulmamıştır. 1028 ilahiden oluşan Rigveda'nın 250 ilahisi ona sunulmuştur.<br />
<br />
    İndra;şimşekli yağmurlu fırtına tanrısıdır. Her zaman kuraklık ve karanlıkla mücadele eder. Ayrıca Ari ulusunun savaşçı tanrısıdır. Elinde yere doğru çarptığı vacra (şimşek) vardır. Bu silahı sanatçı Tanrı Tvashtri yapmıştır. Ellerinde ok, yay, ankuşa denilen bir kanca, deniz kabuğu ve ağ tutar. Tüm vücudunda bin göz vardır. Bu yüzden ona Sahasrasha (Bin gözlü) denilir. Binek hayvanı dört hortumlu beyaz bir fil olan Airavata veya beyaz bir at olan Uççaişravas'tır. Karısı İndrani'dir ve oğlu Cayanta'dır.<br />
<br />
    İndra'nın Vritra (kuraklık) ile savaşı oldukça meşhurdur:<br />
<br />
Vritra adındaki yılan dünyanın yedi nehrini yutar ve onları büyük dağında hapseder. İndra şimşeğini kullanarak suları tutmakta olan Vritra'yı yok edip dağları delerek, suları serbest bırakır.<br />
<br />
Evlerin koruyucusu ve kurban yağlarının yiyicisidir.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  AGNİ</span></span><br />
<br />
    Dyaus (Gökyüzü) ve Prithivi (Yeryüzü) 'nin oğlu Agni; Ateş Tanrısıdır. Rigveda'da adına sunulmuş 200 ilahi vardır. Üç bacaklı, iki veya yedi kollu, kırmızı gözlü, alev saçlı, kızıl sakallı, sivri çeneli, altın dişli bir adam olarak betimlenir. Ellerinde mızrak, yelpaze, kap, kaşık, ateş çubuğu gibi şeyler taşır.<br />
<br />
    İnsanlar ve tanrılar için ara bulucu, insanların evlerinin koruyucusu ve davranışlarının gözleyicisidir. Sahip olduğu yedi ateşten dil ile kurban yağlarını yalayıp yutar. Günde üç kez beslenir. Odun ve yağ onun yemeği, erimiş yağ içeceğidir.Aynı zamanda diğer tanrıların da beslendiği ağızdır.<br />
<br />
  Gökte güneş, havada parlaklık ve yerde ateş olmak üzere üç görünümü vardır. Her sabah yeniden doğar, bu yüzen en genç tanrı olarak adlandırılır. Karısı Svaha'dır. Binek hayvanı koçtur. Parlak, kırmızı ve siyah atların çektiği bir arabası vardır. Tanrı İndra ile çok yakındır ve ikiz kardeş olarak düşünülür.                                                             <br />
<br />
Soma sarhoş eden bir bitkidir,fakat tanrılaştırılmıştır.<br />
<br />
                   <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SOMA</span></span><br />
<br />
  Soma aslında, süt gibi suyu olan, bir bitkinin öz suyudur.Fakat tanrılaştırılmıştır.Sarhoşluk hissi veren bu bitkinin hem tanrılar hem de Brahmanlar tarafından içildiği söylenir.En çok İndra içer.<br />
<br />
  Soma'nın sarhoş etme gücü,onun ölümsüz bir yaşam sağlayan kutsal bir içki olarak düşünülmesine neden olur. Bu yüzden ona Amrita (Ölümsüzlük İçkisi) denir.<br />
<br />
  Soma; bakır renkli, ellerinde keskin ve korkunç silahlar tutan, bir yayı ve bin oku olan bir tanrıdır.Aynı zamanda ay tanrısı Chandra olarak da bilinir.Rigveda'da adına sunulmuş 120 ilahi vardır.Bir çift atla çekilen göksel bir arabası vardır.Binek hayvanı ise bir kartaldır.Rishi Dasa'nın yirmi yedi kızıyla evlidir.Bunlar aslında yirmi yedi yıldızın kişileştirilmesidir.                                                        <br />
<br />
Karanlığı,hastalığı ve kuruntuları uzaklaştırır.<br />
<br />
                           <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SURYA</span></span><br />
<br />
  Güneş tanrısıdır.Aditi ve Dyaus'un oğludur.Dört kolu vardır.Ellerinde disk, deniz kabuğu ve nilüfer çiçeği tutar.Bir eliyle korkma işareti yapar. Surya'ya 10 kadar ilahi sunulmuştur. O, her şeyi ve her yeri gözetip koruyandır. Karanlığı, hastalığı, kuruntuyu ve kötü düşleri uzaklaştırır. Tanrıların göksel din adamıdır.<br />
<br />
    Etaşa denilen tek bir at veya Haritah denilen yedi hızlı at tarafından çekilen bir arabası vardır. Arabacısı ise Aruna'dır. Vivasvati veya Bhasvati denilen ülkede yaşar. Birçok karısı vardır; Savarna, Svati, Mahavirya vs..                                                                <br />
<br />
Mevsimsel doğa olaylarını ve suları kontrol eder.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VARUNA</span></span><br />
<br />
  Okyanus tanrısı ve suların efendisidir. Ayrıca doğa yasalarının ve mevsimlerin düzenleyicisidir. Onun emriyle gece ay ve yıldızlar parlar, gündüz ise kaybolurlar. Nehirleri akıtan ve okyanusları suyla dolduran da odur. Mitra ile bir tanrı ikilisi oluştururlar.<br />
<br />
    İki veya dört kolludur. Ellerinden birinde günahkar insanları çekip götürdüğü bir ip vardır. Bu ipe Nagapaşa, Pulakanga veya Vişvacit denir.<br />
<br />
    Dünyayı ve ahlak kanunlarını korur, gözetir. Bin gözlüdür. İnsanları gözlediği gözü güneştir. Her türlü hileyi parlayan ayağıyla ezer. Karısı Varuni'dir. Binek hayvanı timsah, yunus ve köpek balığı karışımı bir hayvan olan Makara'dır. Varuna'nın simgesi balıktır.                                                                 <br />
<br />
Diğer hava tanrıları olan Marutlarla birlikte görülür.<br />
<br />
                 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> VAYU</span></span><br />
<br />
<br />
    Rüzgar tanrısıdır. Diğer bir adı Vayu-Vata'dır. Kırmızı, mor veya pembe atların çektiği bir arabası vardır. Elinde beyaz bayrak taşır.<br />
<br />
  Vayu,insanlara zenginlik,çocuk ve ün kazandırır.Düşünce kadar hızlıdır ve bin gözlüdür.Genellikle Marutlarla (Hava Tanrıları) birlikte görülür. İndra ile yakın dosttur. Kuzeybatıda oturur ve o bölgenin yöneticisidir. Binek hayvanı ceylandır. Ramayana destanında ünlü maymun Hanuman'ın babasıdır.                                                           <br />
<br />
Diğer adı Tvasthri'dir.Tanrıların uçan araçlarını ve silahlarını o yapar.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİŞVAKARMA</span></span><br />
<br />
  Kutsal mimari tanrısıdır. Adı 'her şeyi yaratan' anlamına gelir. <br />
<br />
  Beyaz renkli ve dört kolludur. Ellerinde su kabı, kitap, ilmik ve mimarlık aleti yada sopa tutar. Tahtı ve tacı vardır.<br />
<br />
  O bir aziz, din adamı ve Ata'dır.Mekanik ve mimari bilimlerin babasıdır.Bilgi ve enerji doludur.Tanrılara adlarını o vermiştir.Tanrıların silahlarını ve arabalarını yapan tanrıdır. Ona Tvasthri de denir.Ayrıca Ramayana destanındaki Rava'nın Lanka şehrini ve Krishna'nın Dvaraka şehrini de o inşa etmiştir. Maymun Nala'yı yaratarak Hindistan ile Seylan arasındaki Ramasetu köprüsünü yaptırmıştır.<br />
<br />
Bir elinde kurbanlarını sürüp götüreceği bir ip tutar.<br />
<br />
               <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> YAMA</span></span><br />
<br />
  Ölüm tanrısıdır. Adına sunulmuş üç ilahi vardır. Bir elinde gürz taşır, diğer elinde kurbanlarını götüreceği bir ip tutar. Yanında aç gözlü iki köpek bulunur. Diğer elçileri Baykuş Uluka ve Güvercin Kapota'dır. Bazen de siyah bir sığıra biner.<br />
<br />
  İnsanların ilki ve ilk kez ölen kişi olarak düşünülür. Ona uzun ömür ve tanrılara ulaşmak için yakarılır.Babası Vivasvat, annesi Saranyu'dur. İkiz kardeşleri Yami ve Yamuna'dır.Yama'nın birçok karısı vadır.Yamapura adlı kentteki sarayında yaşar.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hinduizm Hindu Tanrıları</span></span><br />
<br />
Hinduzim sonsuzdur. Başlangıcı da yoktur. Sürekli dönüşüm ve değişim halindedir. Tek bir kaynaktan doğmamış, zaman içinde büyüyerek, gelişerek günümüze ulaşmıştır. Hikayeleri, masalları, tarihi karakterleri, doğal afetleri, savaşları ve barışları… Her şeyi içine alarak büyümüş ve büyümüştür.<br />
<br />
Zamanla bazı tanrılar popüler olur. Bazıları unutulur ama yok olmaz. İnsanların ona ihtiyaç duyacağı zamanı bekler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAÇ HİNT TANRISI VAR?</span></span><br />
<br />
En çok merak edilen sorulardan bir tanesi. Hinduların kaç tane tanrısı var? Zaman zaman önce bir öğrenci gurusuna sormuş: <br />
<br />
Hinduzim’de asıl olan tekliktir, birliktir.<br />
<br />
Heykeli dikilmiş, t – shirtlere resimleri basılmış binlerce tanrı görünse de Hinduzim’in özünde tek bir tanrı vardır. O da kadir’i mutlak, başlangıçsız ve sonsuz olandır. Yaratım gücü ve yaratılışın ta kendisidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİNDUİZM’DE 3 ANA TANRI</span></span><br />
<br />
Hinduzimde bilmemiz gereken 3 temel Tanrı vardır.Bu üçlemeye “Trimuti” de derler.<br />
<br />
    Brahma Yaratıcı Tanrı<br />
<br />
    Vishnu Koruyucu Tanrı<br />
<br />
    Shiva  Yıkıcı  Tanrı<br />
<br />
Hinduizimde bu tanrıların eşleride önemlidir. Bilinir ve sevilirler.<br />
<br />
    Sarasvati Brahma’nın eşi<br />
<br />
    Lakşimi Vişnu’nun eşi<br />
<br />
    Parvati Şiva’nın eşi<br />
<br />
Bu yazımızda Hindistan’a gittiğinizde günlük hayatta karşılaşacağınız tanrıları okuyacaksınız.  Her bir tanrıyı üç ana başlıkta inceleyeceğiz. Hint tanrılarının hikayeleri, Hint tanrılarının sembolize ettikleri fikirler ve Hint tanrılarına günlük hayattaki yaklaşımlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BRAHMA</span></span><br />
<br />
Brahma Hinduizm’in yaratıcı tanrısıdır. Hindu Tanrılarından Şiva ve Vişnu ile birlikte Trimurti’yi yani Hindu tanrı üçlemesini oluşturur.<br />
<br />
    Brahma, yaratım sürecine “Om” (Aum) sözüyle (sesiyle) başlamıştır ve bu ses insanda, tanrılarda, dünyada her zaman yankılanmaktadır.<br />
<br />
Brahma yüce bir tanrıdır zamandan ve mekandan münezzehtir. O zamanın da efendisidir. Vedalara göre Brahma’nın bir günü 4320 milyon İnsan gününe eşittir. Eşi, öğrenmenin bilgeliğin sanatın tanrısı olan Saraswatidir. Ne ilginçtir ki Hindistan’da yaratıcı tanrıya, Brahma’ya, tapınım hiç popüler değildir. Tüm Hindistan’da sadece Phuskar’da ona adanmış bir tapınak vardır. Yani Hindistan’a gidip yaratıcı tanrıya ait bir figür görmeden dönerseniz sakın şaşırmayın bu sizin suçunuz değil.<br />
<br />
Daha iyi anlaşılması için küçük bir parantez açıyorum. Hindistan’da başlangıcın bir önemi yoktur çünkü asıl amacın içinde buluduğun doğum – ölüm zincirinden yani Samsara’dan kurtulmaktır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİNDUZİM’DE ZAMAN KAVRAMI</span></span><br />
<br />
Hinduların zaman anlayışları çember şeklindedir. Semavi dinlerdeki gibi (Tanrı dünyayı yarattı, tanrı dünyayı yokketti!) dümdüz bir çizgi halinde ilerlemez. Bundan dolayı kimin ne zaman ne için evreni yaratığının bir önemi yoktur bir Hintli için. Onun amacı bu kısır döngüden bir an önce kurtulup özgürlüğe (Mokşa’ya) erişmektir. Brahma tapınımın özgürleşme yolunda hiç bir faydası olmaz. <br />
<br />
HİNT TANRISI BRAHMA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ<br />
<br />
Brahma dört ayrı tarafa bakan dört yüzlü, dört kollu ve kırmızı elbiselerle bir lotus çiceğin içinde otururken tasvir edilir. Kuzey Hindistan’da genellikle Beyaz sakallı olarak olarak karşımıza çıkar. Brahma diğer Hindu tanrılarıdan aksine silah taşımaz. Brahma bilginin ve yaratımın sembolüdür.<br />
<br />
Dört elinden birinde kutsal vedaları temsil eden bir kitap, ikinci elinde ellerinde evrenin kaynağını simgeleyen su kabı üçüncü elinde Brahma’ya ait hikayelerde karışımıza çıkan lotus çiçeğini tutar ve  dördüncü elinde ise “Aksamálá” denilen zamanın akışını simgeleyen tespih vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA BRAHMA</span></span><br />
<br />
Yukarıdaki satırlarda bahsettiğim gibi Hindistan’da Brahma’ya adanmış sadece bir tane tapınak vardır. Günlük hayatta Brahma’ya ait bir figür bulmak pek olası değildir insanların evinde iş yerlerinde tapınaklarda farklı Hindu tanrıları vardır fakat Brahma yoktur. Brahma’ya adanmış sadece iki tane festival var. Bunlar Kartik Purnima, Srivari Brahmotsavam. Bu festivallerde Diwali ve Holi festivali gibi büyük değillerdir. Brahma’nın bir ait tapınağın olmamasını tabii Hindular anlattığım şekilde betimlemezler durumu daha güzel bir hikaye ile açıklarlar:<br />
<br />
Brahma, Vajranabh  adlı bir şeytan ile savaşır ve onu yener. Sonrasında ise bir canlıyı öldürdüğü için temizlenmesi gerekir ve yajna  adlı bir ibadet yapmalıdır. Bunun için bir kadın ile birlikte olması gerekmektedir ve Saraswati orada değildir. Oda cevrede bulunan Gujratlı güzel bir kızı seçer ve onunla birlikte olur. Saraswati geri döndüğünde bunu öğrenir ve çok sinirlenir. Brahma’yı lanetler ona bundan böyle dünyanın hiç bir yerinde tapılmayacak yalnızca Phuskar’da bir küçük tapınağı olacaktır. Hatta bununla kalmayıp Brahman’nın tapınağını gören bir tepeye de denetlemek için kendi tapınağını yaptırır. İşte o günden beri Brahma’ya Hindular tapmazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİŞNU</span></span><br />
<br />
Vişnu, üç büyük Hint tanrıları arasında koruyucu tanrıdır. Var olan düzeni sürdürme görevini üstlenir. Dünya’ya farklı farklı biçimlerde (Avatarlar) gelerek dünyayı kötülüklerden korumuş ve düzeni idame ettirmiştir. Yani Vişnu, toplumun düzeni bozulduğunda, şeytan krallar ortaya çıktığında dünyanın dengesi bozulduğunda ortaya çıkar ve düzeni korur.<br />
<br />
Vişnu’nun müritleri onun defalarca dünyaya geldiğine inanırlar fakat 10 reenkarnasyonu özellikle dikkat çeker. Bunlar:  Matsya, Kurna, Varaha, Narasimha, Vamana, Parashurama, Rama, Krishna, Buddha, Kalki.<br />
<br />
Saydığım ilk dokuz avatar dünyaya gelmiş ve düzeni tekrar getirmiştir fakat onuncu avatar Kalki henüz dünyaya gelmemiştir. Dünyadaki mevcut dönemin bitmesi ile beyaz bir at ile gelecek tüm kötülükleri yok edeceği ve ve nizamı tekrardan sağlayacağı söylenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİŞNU’NUN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Hint Tanrılarınından Lord Vişnu mavi renklidir. Genellikle dört ya da daha fazla kollu olarak tasvir edilir.<br />
<br />
    Sağ alt elinde çark silahı – Evrensel döngüyü yaratılış ve yok ediş sürecini temsil eder Vişnu bu sürecin tam ortasındadır.<br />
<br />
    Sol alt elinde Nilüfer çiçeği.<br />
<br />
    Sol yukarıdaki elinde deniz kabuğu – Şiva’nın davulundaki gibi AUM sesini sembolize eder.<br />
<br />
    Sağ yukarıdaki elinde gürz -otorite ve güç- tutuyor olarak görebilirsiniz.<br />
<br />
Tabii bu figürlerin her birinin bir hikayesi olduğunu unutmayalım.  Genellikle sarı renkli bir pantolon giyer.<br />
<br />
Vişnu’nun hemen arkasından 5 kafalı bir yılana yaslanırkenki tasvirini görmenizde mümkündür. Bu yılanın adı Shesha’dır.  Shesha’nın evrenin tüm gezegenlerini sırtında taşıdığı ve bunu yaparken Lord Vişnu’ya onu övecek şarklılar söyleyerek dua eder. Ek olarak  “genellikle” dememin sebebi ise kesin ve net bir kurallar çerçevesinde bu  idoller oluşturulmuyor birbirinden farklı iki Vişnu heykeli görebilmeniz mümkün.<br />
<br />
Binek hayvanı yarı insan yarı kartal ve tüm kuşların efendisi olan Garuna’dır. Genellikle omuzlarında Vişnu’yu taşırken resmedilir. Dharma’yı (Düzeni) korumak için Vişnu’nun çeşitli avatarlarına yardım eder. Son olarak Karısı sonraki satırlarda bahsedeceğimiz zenginlik tanrısı Lakşimi’dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAMAYANA, RAMA, MAHABRATA, KRİSHNA, NARASİMHA…</span></span><br />
<br />
Vişnu diğer hint tanrıları gibi farklı isimlerle duyabilirsiniz: Vasudeva, Lord Vishnu, Narayan…  Şiva gibi binlerce farklı ismi vardır. Vişnu’yu sadece Vişnu olarak ararsanız bulacağınız tapınak ve idol sayısı gerçekte olduğunun yarısı kadar bile kalmayacaktır. Çünkü Vişnu Ramayana destanında ki Rama’dır, Mahabrata destanındaki Krishna’dır. Holi festivalinin efsanesindeki Narasimha. Hatta ISKCON (Uluslararası Krishna Bilinci Derneği) Krishna Vişnu’nun yeniden bedenlenişidir. Günlük hayatta farklı formları ile karşılaşabilirsiniz her birinin hikayesi farklıdır. Her biri için farklı tanrılar diyebiliriz ayrı tapınakları ayrı takipçileri vardır. Fakat aynı zamanda Vişnu’nun yeniden bedenlenişi olduğunu aklınızda tutun. Vişnu’nun toplumdaki etkisi ve doğru yola yönlendirmesi diğer tanrılara çok daha aktif rol almıştır. İyiliğin, güzelliğin doğru insan olmanın yollarını insanlığa her avatarında öğretmeye çalışmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞİVA</span></span><br />
<br />
Büyük Hint tanrıları üçlüsünün bir üyesi olan Şiva “kutlu” anlamına gelir.Yok edici bir tanrı olarak bilinmesine rağmen büyük bir yaratıcı gününde somut halidir.<br />
<br />
    Şiva’nın yıkıcılığı kesinlikle negatif bir anlamda değildir. Yıkım olmalıdır ki yeni bir başlangıç yapılabilsin.<br />
<br />
Daha detaylı açıklamak gerekirse zaman anlayışının bir döngü halinde olduğunu söylemiştik bundan dolayı yıkım bir son değildir. Yıkım yeni bir başlangıçtır. Bu şekliyle Şiva  zıtların birlikteliğini temsil eder diyebiliriz. Karakterinin karmaşıklığını 1008 isminede yansımıştır.  İsimleri arasında Mahadeva’dan ( En yüce tanrı) , Kaala ( Ölüm) e kadar bir çok ismi kendinde barındırır.<br />
<br />
Şiva doğumu ise mistiktir ve kendinden var olmuştur. Hikayeye göre Vişnu ve Brahma kimin daha üstün bir tanrı olacağı hakkında tartışırken bir anda tam ortalarından erkeklik organi şeklinde devasa bir ateş sütunu yükselir. Vishnu bir domuza dönüşerek köklerini aramaya gider Brahma’da bir kaza dönüşerek gök yüzünü araştırır. Tam o sırada sutunda bir yarık açılır ve içinden Şiva çıkar. İkiside Şiva’nın gücünü tanır ve Hindu Tanrıları arasındaki yerini belirler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞİVA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Şiva mavi renklidir ve heybetli bir tanrıdır. Şiva’nın 2 gözü arasında üçüncü bir gözü vardır. Alnımızda bulunan çakranın tam üstündedir.  2 gözü güneşi ve ayı temsil eder. Herhangi bir şeyi yok edeceği zaman 3. gözünü açar ve kötü olan herşeyi yok etme gücü olur. Bazen 4 kollu bazen ise 2 kollu olarak tasvir edilir. Boynunda her zaman bir yılan dolamıştır.  Şiva’nın iki adet silahı vardır biri trident Şiva’nın üçlü mızrağı, üç çatalı kozmozun üç ilkesini temsil eder: Durağanlık, saflık ve enerji. Ayrıca cehaleti de yok ettiğine inanılır.<br />
<br />
Şiva’nın diğer silahı ise yaydır tridente göre daha az görülür tek oku ile şeytanların yönettiği 3 kaleyi yok ettiği hikayeyi imgelemek için kullanılır. Genellikle Şiva’nın figürlerinde küçük bir davulda bulunur, yaradılışı ve yok oluşun sesi olan AUM sesine atıfta bulunur. Elinde veya boynunda bir tesbih bulunur bunlar ise Şiva’nın göz yaşlarından oluştuğuna inanılan Rudraksha boncuklarıdır. Inanlar tarafından dua boncuğu olarakda kullanılır. Şiva’yı genellikle yoga pozisyonunda otururken görürsünüz bu meditasonu ve dinginliğini simgeler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nataraja (Dansın Efendisi)</span></span><br />
<br />
Şiva ile hemen aşağıda gördüğünüz resimdeki haliyle de karşılaşabilirsiniz. Şiva’nın gazabının ne kadar heybetli olduğunu bu imgede görürüz. 1001 isminden biri olan Nataraja  (dansın efendisi) bu imge için adanmıştır .  Çember ateşten bir haleyi simgeler ve bu ateşten halenin içerisinde çılgıncasına dans ederek çevresindekileri yok eder. <br />
<br />
Bu dansın hikayesi kısaca şöyledir: Şiva Brahma’nın kafalarından bir tanesini kendisine saygısızlık yaptığı için kesimiştir. Bunun üzerine Daksha ( Brahma’nın oğlu) ona karşı bir düşmanlığı vardır. Tüm Hint tanrılarının çağırıldığı bir seramoniye sadece Şiva davet edilmemiştir. Bunu gören Şiva’nın eşi Sati bu saygısızlığa tahamül edemez ve kendini ateşe atar. Bunu hisseden Şiva hemen seramoninin yapıldığı yere gider öfkesini kontrol edemez ve ölümcül dansına başlar. Dünyayı yok etmeye başlayan Şiva Vişnu tarafından durdurulur. Fakat Karısı Sati ölmüştür fakat bir süre sonra Parvati olarak dünyaya gelmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA ŞİVA</span></span><br />
<br />
  Brahma’nın aksine Şiva’yı günlük hayatta çok fazla yerde görürsünüz. Neredeyse tüm tapınaklarda Şiva’ya adanmış küçükte olsa bir sembol bulmak mümkündür.  Şiva’ya adanmış bir çok festival bulunmaktadır.  Maha Shivaratri, Karthik Poornima, Arudra Darshanam festivallerden bazılarıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SARASVATİ</span></span><br />
<br />
Sarasvati yukarıda bahsettiğimiz üç büyük Hint tanrılarından Brahma’nın eşidir. Bundan dolayı Sarasvati’ye “Brahmi” de denir.<br />
<br />
    Bilgelik, müzik, sanat ve eğitim tanrısıdır. Sanskrit dilinin mucidi olarak kabul edilmektedir. İsminin anlamı Sara “ esas öz “ demektir “Sva” ise benlik demektir.<br />
<br />
Ayrıca Sarasvati’nin kelime anlamı daha eski metinlerde “bol su içerisinde” olarakta bir çevirisi ile karşılanmak mümkündür . Bunun sebebi Hinduizm’in eski dönemlerinde nehir tanrısı olarakta görülmesidir. Bu özelliiğinden dolayı arındırıcı besleyici özü ile ön plana çıkar. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SARASVATİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRİFİSİ</span></span><br />
<br />
Sarasvati genellikle beyaz bir lotus çiçeğinin içerisinde bembeyaz kıyafetleriyle oturan çok güzel bir kadın olarak tasvir edilir.  Lotus çiçeği yerine beyaz bir kuğya binerken görülebilir. 4 elle tasvir edilir ve her bir elinde sembolik olarak anlamı olan şeyler tutmaktadır bunlar: pustaka ( kitap), mālā (tespih), su kasesi, Müzik aleti (Vina).<br />
<br />
    Puskata, kitap öğrenmenin bilginin kaynağı  olan vedaları sembolize ediyor.<br />
<br />
    Mala yani tespih içsel ve ruhsal yolculuğu temsil ediyor.<br />
<br />
    Su kasesi doğruyu yanlıştan temizi kirliden ayıran saflaştırıcı gücü temsil eder.<br />
<br />
    Son olarak elindeki müzik enstrümanı, Vina, Sarasvati ile özdeşleşmiştir, tüm yaratcılığı sanatı ve bilimi temsil eder ve Sarasvati’nin Vina’yı tutuşu ise bilginin yayılmasının uyumu yaratacağını gösterir.<br />
<br />
Binek hayvanı ise kuğdur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA SARASVATİ</span></span><br />
<br />
Sarasvati’yi öğrenim gören bireylerin olduğu evlerde okullarda yada sanat studyolarında ,yani sanat ve eğitimin olduğu her yerde görebilirisiniz. Hint okullarında bir idolu  bulunmaktadır ve genellikle sabahları öğrenciler Saraswati’ye dua ederek derslere başlarlar. Bir örnek olarak Hintli bir ailenin evinde kalırken  evdeki çocuk her seferinde ders çalışmadan önce tütsü ile Sarasvati’yi kutsar ve hatta bir idolunu önüne koyar ve ders çalışır. Ayrıca Saraswati figürünü bazı budist tapınaklardada rastlayabilirsiniz. 2 adet önemli festival ona adanmıştır bunlar: Vasant Panchami ve Navratri festivalinin 7. Günü ona adanmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARVATİ</span></span><br />
<br />
Parvati, Saravati ve Lakşimi ile Hindu tanrıça üçlemesi olan Tridevi yi oluştururlar.<br />
<br />
    Doğum, sevgi, bereket ve  evlilik ile alakalı konularla özdeşleşmir bir tanrıdır. Hinduizmin ana tanrıçası bile diyebiliriz.<br />
<br />
Parvati dağların Kralı olan Himavan’ın kızıdır. Isminin anlamıda Sanskritçede  “Dağların Kızı”dır. Parvati Hindu tanrılarından Şiva’nın eşidir ve bazıları tarafından “Sati” ( Şiva’nın ilk kendini ateşe atan eşi) yeniden bedenlenmiş hali olduğuna inanılır.Bu hareketi Şiva’ya olan sadaketinden ve bağlılığından dolayıdır ki kendisi evlilik ve bağlılık ile özdeşleşmiştir.  Parvati Hint tanrılarından olan Lord Ganeja’nın ve Kartikeya annesidir. Özellikle  aşağıdaki satırlardada bahsedeceğim Ganeja Hinduizimde en “popüler” tanrılardan birisidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARVATİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Parvati’yi kırmızı sarisinin içerisinde güzel alımlı bir kadın olarak tasvir edilir. Eğer Şiva’nın yani eşinin yanındaysa 2  kollu olarak fakat tek başına ise dört sekiz hatta on kollu olarakta tasvir edilebilir. Ellerinde deniz kabugu, ok, kılıç, nilüfer çiceği, mızrak, savaş baltası, topuz  gibi nesneler tutar.Her bir nesne yüzden fazla olan reenkarnasyonları ile ilişkilidir. Yeniden bedenlenmelerinden bazıları Kali, Durga, Mahakali, Tara öfkeli  hallerine örnek olabilir. Her birine ayrı bir tanrıça olarak tapılır.Cocukları ile birlikte çok fazla idolde görülür. Şiva ve çocukları ile bir aile portresi şeklindede resmedilir. Binek hayvanı bir inek kaplan yada aslan olabilir.<br />
<br />
Kısaca Parvati’yi cesaretin özgürlüğün ailenin bir sembolu olarak görebiliriz. Bir insan olarak dünyaya gelmiş ve tanrılar katına yükselmiştir ve farklı reenkarnasyonları ile insanlığa hizmet etmiş insanlığı şeytanlardan koruyan yüce bir tanrıçada olmuş aynı zamanda Annapurna hikayesindeki gibi insanlığın zor zamanlarında onları besleyen kucak acan bir tanrı olmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA PARVATİ </span></span><br />
<br />
Parvati günlük hayatta Şiva kadar olmasada çok önemli bir yere sahiptir. Panchayatana puja denilen bir törendeki dört ana tanrıdan birisidir. Şiva Vişnu Surya Parvati ve dua eden kişinin seçtiği kendini adadığı beşinci bir tanrıya dua edilir. Bu durum onu önemli tanrıların arasında bulunduğunun işaretidir. Parvati aile ile ilişkilendirildiği için evlerde genelde bir idolu bulunur. Genelde Şiva ile birlikte evin tapınak köşesine konur. Parvati’yi başka formlarda da görmeniz mükündür.Özellikle Kali ve Durga  Parvati’nin yeniden bedenlenmeleridir. Hindistan’nın geniş bir kısmında Parvati yerine Kali ve Durga’ya adanmış tapınaklar vardır. Parvati adına kutlanan festivaller Navaratri, Bathukamma, Durga Puja, Gauri Puja, Atla Tadde, Vijayadashami, Divali, Teej,Thiruvathira,Gowri Habba’dir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAKŞİMİ</span></span><br />
<br />
Hindu tanrıları arasında Lakşimi kendine en özel yerlerden birini edinmiştir.<br />
<br />
    O maddi ve manevi zenginliğin talihin ve refahın tanrısıdır.<br />
<br />
Lakşimi kelimesin kökü Sanskritçede  lakṣ (लक्ष्) veya lakṣa (लक्ष) yani  bilmek, anlamak, amaç anlamlarına gelmektedir.Diğer bir kelime kökü olan “lakṣaṇa”  sanslı fırsat anlamındadır. Eşi Vişnu’dur. Vişnu her yeni bedende dünyaya indiğinde Lakşimi’de Vişnu’nun eşi olarak dünyada bedenlenmiştir ve insanlara yardım etmiştir. ( Bu durumu yin yang gibi düşünebilirsiniz Hinduzimde Shaktism adlı bir gelenek vardır dişil ve eril olmak üzere iki enerji birbirini tamamler ve mükemmeliği oluşturur bu durumu tüm tanrı ve eşlerinde görebilirsiniz.) Vişnu Rama olarak insanlığa hizmet ettiğinde Laksimi Sita olarak Vişnu  Krişna olarak dünyaya indiğinde Ratha olarak, Vişnu Parashurama olduğunda Lakşimi Dharini, olarak dünyaya gelmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAKŞİMİ’NİN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Lakşimi bir lotus çiceğinin üstüne oturan güzel bir kadın olarak tasvir edilir. Eşi Vişnu ile resmedilmediği zamanlarda genellikle dört kolludur. Dört eli Hinduizminde iyi olduğu düşünülen insanlığın 4 amacını temsil eder bunlar:<br />
<br />
    Moksha ( Aydınlanma özgürlük)<br />
<br />
    Kama ( duygusal olarak tatmin)<br />
<br />
    Artha ( Zenginlik ve hayatın anlamı)<br />
<br />
    Dharma (Erdem)’dir.<br />
<br />
Lakşimi’yi genellikle bir lotus çiceğinde otururken görürüz ve zenginliğin ve bereketin sembolu olarak ellerinden birinden ya altın paralar yada bal dökülür. Bunu sadece maddesel bir zenginlik olarak değil manevi zenginliğinde kaynağı olarak yorumlamalıyız. Yine zenginliğin bir sembolü olarak bir hemen arkasında veya önünde iki  / dört fil ile resmedilir. Ellerinden en az birinde bir lotus ciceği bulunur Hinduizmde kutsal bir çiçektir. Anlamı ise: Lotus çiçeğinin hem kirli sularda hemde temiz sularda yetişir. Nerede yetişirse yetişsin lotus sadece ve sadece kendisi olduğu için mekandan çevresinden münezzeh bir şekilde çok güzeldir. Insanında aynı bir Lotus çiçeği gibi çevresinden bağımsız olarak güzel ve doğru olmasını öğütlenmektedir.<br />
<br />
Binek hayvanı beyaz baykuş yada fil’dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA LAKŞİMİ</span></span><br />
<br />
Lakşimi Hint tanrıları arasında insanların günlük hayatında faydalı bir tanrıdır. Zenginlik herkesin istediği arzuladığı birşeydir.Bundan dolayı tüm dükkanlarda iş yerlerinde bereket ve bolluk getirmesi için Lakşimi idolu bulunur. Güne başlarken ona adaklar sunulur ve bereket beklenir. Lakşimi’yi Ratha Sita olarakta görebilirsiniz ama diğer tanrıların aksine yeniden bedenlenmelerinden çok kendisi popüler bir tanrıdır. Ayrıca Diwali bayramında Lakşimi’ye dua edilir. Diwali’nin ikinci ve üçüncü günü ellerinde şeker kamışı çubukları tutan insanları sokaklarda görürsünüz. Bunun sebebi Divali’nin üçüncü akşamı evlerinde yapacakları puja( dua) da Lakşimi’ye sunabilmek onun binek hayvanı olan fil şeker kamışına bayılır ve bu sunu ile onun gönlü alınmış olur. Evde yapılan duadan sonra herkes vakit kaybetmeden iş yerlerine gider ve orada da Lakşimi’ye dua edilir ve işlerini kazançlarını kutsaması istenir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DURGA</span></span><br />
<br />
Durga ( ulaşılmaz, yenilmez ) adıyla bilinen Hindu savaş tanrısıdır.<br />
<br />
    Görünüşü ve karakteri tam bir savaşçı ve yok edici olsada bir çok yönüyle merhametli bir tanrıdır düşmanları masumlar değil Evrenin düzenini bozmaya çalışan şeytanlar veya insanlardır.<br />
<br />
Parvati’nin yeniden bedenlenmiş halidir. Fakat Durga’ya ayrıca tapılır ve tapınaklar yapılır. Hatta yazın gittiğimiz 20 günlük seyahatlerde Bikaner’de bulunan Fare tapınağı Durga’ya adanmıştır onu her seferinde şok içerisinde ziyaret ederiz.<br />
<br />
Peki bu yıkıcı güç nereden çıkmıştır tabiki bununda arkasında bir hikaye vardır. Manishasura adlı bir şeytan yıllar boyunca Brahma için bir ağacin altında oruç tutar ve onun adına dua eder. Duaları ve yakarışları öylesine yücelmiştir ki Brahma’ya kadar ulaşır. Bu uzun ve kusursuz dua karşısında Brahma kuluna bir ödül vermek ister ve ona sorar benden ne dilersin diye. Manishasura da ölümsüz olmayı diler. Bu isteği Brahma tarafından kabul edilmez. Oda yalnızca bir kadın eliyle öldürülmek istediğini söyler ve Brahma bu isteğini kabul eder.  Bu kutsamayı alan Manishasura tanrılara saldırır.Tanrılar onu alt edemezler Indra bir kadın Hindu Tanrıçası  olarak karşı saldırıya geçer fakat oda yenilmiştir. En sonunda Hindu tanrılarından Brahma Vişnu ve Şiva bir araya gelir ve ilahi enerjilerini yoğunlaştırarak Tanrıça Durga’yı dişi yıkıcı bir güç olarak yaratırlar.Hindu tanrıları Durga’ya özel silahlar verirler ve bir aslana bindirdiler. Uzun bir savaşın ardından mızrağı ile şeytanı alt etmiştır. Mahishasura bir kadın tarafından öldürülmüştür. İşte bu zamandan beri Durga dünya’ya hizmet etmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DURGA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Güzel ve kırmızı bir sari giymiş bir kadın olarak tasvir edilir. Sarisinin kırmızı olması Parvat’nin yeniden bedenlenmiş hali olması ile ilişkilidir. Bir kaplan’a ( bazen aslanda olabilir) binmiştir. Kendisine üç büyük hindu tanrıları tarafından bahşedilen kaplandır. Durga’nın büyük bir yıkıcı güce sahip olduğunu ve üç büyük hindu tanrısı tarafından yaratıldığını söylemiştik. Ikonlarda her bir tanrının özelliğini silahını Durga’nın elinde görmemiz mümkün. Bunlar: Şiva’nın tridenti, Indra’nınn yıldırım silahı,Vişnu nun diski bir elinde ise Brahma’ya ait olan lotus çiçeği bulunur.Bunların dışında diğer ellerinde kalkan, gürz, deniz kabuğu, ok, yay tutmaktadır. Adına düzenlenen festivaller: Durga Puja, Durga Ashtami, Navratri, Vijayadashami.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA DURGA </span></span><br />
<br />
Durga daha önceki saydığımız tanrılar kadar popüler olmasada bu Durga ile defaatle karşılacaksınız. Insanlar güç dilemek ve başarı kazanmak için ona dua ederler. Eski dönemlerde Rajaların ( lokal kralların) en önemli tanrılarından biri durumundaydı. Çünkü savaş tanrısıdır.Bir savaştan önce Durga’nın duasını almak bir savaşta en çok ihtiyaç duyulacak şeydir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GANEŞA</span></span><br />
<br />
Ganeşa, Fil kafalı Hint tanrısı, Hinduizim’deki en çok saygı  duyulan en tanınmış tanrı figürlerinden biridir. Ganesha, Ganapataye,Ganapati yada Lord Ganeş olarakta bilinir.Hatta o kadar pupülerdir ki Hinduizm’in “AUM” u  yani başlangıcı derler.  Eğer ki Hindu olmak isterseniz ilk ondan kutsama almanız gerekmektedir.<br />
<br />
    Lord Ganeşa başlangıçların ve iyi şansın tanrısıdır. Kişinin hayatında yaşayacağı olayları kontrol  edebilir çünkü o Ganapati’dir yani “gana” ların (yarı ilahi ve ilahi olmayan varlıkların) efendisidir.<br />
<br />
  Bundan dolayı insanlar dileklerini ona iletebilirler.Hindular bir işe başlarken “Şri Ganeşa Nama”  derler yani “Ganeşa’nın adıyla” . Hinduların tüm hayatına etki eden bu Hindu tanrısı Pravati’nin ve Şiva’nın ilk oğullarıdır. Yaratılışı için bir kaç farklı hikaye vardır. Fakat en popülerini sizlerle paylaşayım:<br />
<br />
Parvati bir gün eşi Şiva uzaklardayken çamur ile çok güzel şirin bir çocuk heykeli yapıyor. Sonrasında heykele tüm sevgisi ile hayat veriyor. Tüm bu kirli işlerden sonra banyo yapmak ister fakat onu koruyacak kimse yoktur.  Oda küçük Ganeşa’ya evin hemen dışında durmasını ve kim olursa olsun içeri almamasını söyler. Küçük Ganeşa görevini yerine getirmek için hevesle yerini alır.Bir süre sonra karşıdan mavi güçlü heybetli bir adam ( Şiva) görünür ve içeri girmek ister. Ganeşa ise annesine verdiği sözü yerine getirmek için içeri girmesine izin vermez ve Şiva onun kafasını uçurur. Gürülüyü duyan Parvati dışarı çıkar ve gördüğü manzara karşısında çok üzülmüştür. Bunu gören Şiva hemen ormana koşar ilk gördüğü canlının kafasını keser ve çocuğuna takar ve ikiside Ganeşa’yı kutsarlar. O zamandan beri Lord Ganeşa fil kafalı bir Hint tanrısıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GANEŞA’NIN SEMBOLİZMİ VE İKONOGRAFİSİ</span></span><br />
<br />
Ganeşa, göbekli fil kafalı ve 4 kollu olarak tasvir edilir. Ayrıca tasvirlerinde hemen yanında küçük bir farede resmedilir. Bu farenin ego ve cehaleti temsil eder bilginin ve irfanın temsilcisi Ganeşa’nın karşısında hem çok küçüktür hemde bazı resimlerde Ganeşa fareye binerken tasvir edilir burada ego nun kendi kontrolunde olması gerektiğine bir atıfta bulunur. Ganeşa’nın büyük kulakları insanların düm dualarını duyabildiğinin bir simgesidir. Kafasının büyüklüğü ise bilgi ve irfanı temsil eder. Ayrıca dikkati bakarsanız bir dişinin kırık olduğunu görürsünüz. Bunun sebebi Mahabrata Destanını yazarken kalemi bozulur oda yazmaya ara veremediği için  bir dişini kırar ve yazmaya devam eder. Bundan dolayı bir dişi kırıktır. Alnının ortasındaki Trishula, Ganeşa’nın zamanın efendisi olduğunu ifade eder.  Oturuşunun ve hortumunun şekli AUM hecesinin Hintçe’deki yazılışını temsil eder. Ellerinde balta, lotus çiceği,deniz kabuğu, disk, ip, ve bir tabak dolusu tatlı topları tutar (neden kocaman bir göbeği olduğu anlaşılabilir) .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK HAYATTA GANEŞA </span></span><br />
<br />
Ganeşa Hindu Tanrıları arasında gündelik hayatta en çok karşılacağınız tanrıdır. İnsanlarla iç içedir. Her yerde heykelleri resimleri bulunur. Taksiye / Rikşa’ya bindiğinizde dikiz aynasının hemen altında, evlerin iş yerlerinin kapıların girişinde içinde yada herhangi bir sokakta Ganeşa’ya ait bir idol resim ve heykel bulunur. O başlangıçların tanrısıdır engelleri kaldırandır. Açıkçasını çok sempatik bir görüntüsüde vardır bundan dolayı insanların onunla çok daha yakın bir bağ kurması ve tüm dileklerini ondan istemeleri şaşırtıcı değildir.Başlangıçların tanrısı olduğunu söylemiştik bunu günlük hayatta görmek mümkündür. Örneğin evlendiğinizde ilk ona gider dua edersiniz yada bir araba aldınız yada ev aldınız ilk olarak onun adına adakta bulunursunuz ve onun bir idolu ile eviniz arabanızı kutsarsınız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BRAHMA</span></span><br />
<br />
  Tüm evrenin yaratıcısıdır.Sadece dünyadaki canlıların değil, tanrıların da yaratıcısıdır.<br />
<br />
  Brahma; dört yüzlü, dört kollu ve kırmızı elbiselerle tasvir edilir. Aslında beş başı vardır, ama saygısız konuştuğu için Tanrı Shiva üçüncü gözüyle bir kafasını yakmıştır. Diğer Hindu tanrılarından farklı olarak silah taşımaz. Ellerinde bir asa veya kaşık, bir tesbih, su testisi ve Veda kitabı bulunur. Bazen bir eli lütuf verir veya 'korkma' işareti yapar gibi gösterilir. Onun dört yüzü dört yönü gösterir, ak sakallı olarak tasvir edilmesinin sebebi; sonsuz olan varlığını simgelemek içindir. Elindeki 'aksamala' denilen tesbih zamanı simgeler, su ise evrenin kaynağıdır. Karısı bilim tanrıçası Sarasvati'dir. Binek hayvanı kuğu veya kazdır. Yaşadığı yer Brahmavinda adlı cennettir. Sularda doğduğu için ona Narayana denilir. Brahma'ya verilen bazı isimler: Pracapati (Yaratıkların efendisi), Çaturmukha(Dört Yüzlü), Ashtakarna(Sekiz Kulaklı), Pitamaha (Büyükbaba), Lokeşa (Dünyanın efendisi), Dhatri (Destekleyen), Vidhatri (Destekleyen), Sanat (Eski), Vidhi (Yaratıcı), Vedhas, Druhina, Srashtri...<br />
<br />
Hint mitolojisinde koruyucu tanrı.On avatarı vardır.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  VİSHNU</span></span><br />
<br />
  Vishnu evrenin koruyucusudur.Dünya ne zaman dara düşse Vishnu farklı biçimlerde gelip kurtarır.Mavi renkli, dört ya da daha fazla kollu, ellerinde deniz kabuğu, çark silahı, gürz ve nilüfer çiçeği tutuyor olarak tasvir edilir.<br />
<br />
  Çark; evrensel düşünceyi, yaratıcı ve yok edici gücü simgeler. Deniz kabuğu; varlığın temeli ile ilintilidir, deniz kabuğunun çıkardığı 'AUM' sesi yaradılışın ilkel sesini temsil eder.Gürz; güç ve otorite sembolüdür.Nilüfer çiçeği; sularla olan bağı simgeler.<br />
<br />
  Binek hayvanı yarı insan yarı kuş olan Garuda'dır. Karısı şans tanrıçası Lakshmi'dir. Göksel yatağı Şesha (Ananta) isimli yılandır. Sularla olan bağından dolayı ona da Narayana denilir. Bin adı vardır. En karakteristik özelliği Vedalarda bahsedilen üç uzun adımıdır. Bu yüzden ona Urugaya(Geniş Yürüyen) veya Urukrama( Geniş Adımlayan) denilir. Bu adımlarla evreni dolaştığı söylenir.Bu üç adım güneşin farklı konumlarını simgeler.Bunlar; doğuş, en yüksek nokta ve batıştır.<br />
<br />
  Vishnu'nun bir rivayete göre 22, bir başka rivayete göre ise 10 avatarı (bedenlenmesi) vardır:<br />
<br />
1-Matsya:Alt tarafı balık üst tarafı insan şeklindedir.<br />
<br />
2-Kurma:Alt tarafı kaplumbağa,üst tarafı insan biçimindedir.<br />
<br />
3-Varaha:Bazen domuz olarak,bazen de dört kollu bir insan bedeninde domuz başlı olarak resmedilir.<br />
<br />
4-Narasimha:Arslan başlı,dört kollu insan biçimindedir.<br />
<br />
5-Vamana:Bir elinde su kabı,diğerinde şemsiye tutan bir cücedir.Vishnu bu bedenlenme ile artık insan soyuna geçmiştir.<br />
<br />
6-Paraşurama:Elinde balta tutan bir insan şeklindedir.Bu yüzden bu avatara Baltalı Rama denir.<br />
<br />
7-Rama:Ramayana destanının kahramanıdır.<br />
<br />
8-Krishna:Vishnu'nun en önemli bedenlenmesidir. Mahabharata destanının kahramanıdır.<br />
<br />
9-Buddha:Buddha taraftarlarının gücünü kırmak için oluşturulmuş yapay bir bedenlenmedir.<br />
<br />
10-Kalki:Henüz bedenlenmemiştir.Kaliyuga zamanı ortaya çıkacaktır.Ahlak çöktüğü,yeryüzü karanlığa gömüldüğü zaman beyaz bir at üzerinde gelerek,insanlığı kurtarıp dini yeniden kuracaktır.Altın bir çağ başlatıp cennete geri dönecektir.                                                    <br />
<br />
Bir şeyi yok etmek istediği zaman üçüncü gözünü açar ve yok eder.Aşk Tanrısı Kama ile Brahma'yı üçüncü gözüyle yakmıştır.<br />
<br />
                 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SHİVA</span></span><br />
<br />
  Yıkıcı ve yok edici tanrıdır.İki kaşı arasında üçüncü gözü vardır.Bir şeyi yok edeceği zaman üçüncü gözünü açıp yok eder.İki, bazen de dört kolludur.Bir elinde üç uçlu mızrağı Trişula'yı tutar.Diğer ellerinde balta, geyik ve Damaru denilen davulu tutar.Başının üstünde hilal taşır.Boynunda ve kollarında yılanlar vardır.Kafataslarından yapılmış bir kolye takar.Kaplan derisinde elbise giyer.<br />
<br />
  Okyanusun çalkalanması sırasında oluşan zehri içtiği için boğazında mavilik vardır. Bu nedenle ona Nilakantha (Mavi Boyulu) denir. Yok edici tanrı olarak zamanla özdeşleştirildiğinden Kala (Zaman) adı verilir. Karısı Parvati, oğulları Ganeşa (Bilgelik Tanrısı) ve Skanda (Savaş Tanrısı)dır. Karısının diğer adları; Durga, Uma, Gauri, Bhavani, Devi vs.dir. Binek hayvanı Nandi/Nandu adlı öküzdür. Shiva'nın sembolü Linga'dır. Hizmetçilerine Pramatha denir. Shiva'nın yarı erkek yarı dişi biçimine Ardhanari denir.<br />
<br />
Shivan'ın yarı dişi yarı erkek formu.<br />
<br />
    Shiva karısı Parvati'ye aşk dolu sözler söyleyen Kama(Aşk Tanrısı)'yı küle çevirmiştir.Ayrıca saygısız konuşan Brahman'ın da beşinci yüzünü yakmıştır.<br />
<br />
    Shiva'nın adlarından bazıları: Rudra, Mahakala (Büyük Zaman), İşvara (Yüce efendi), Mahadeva (Büyük Tanrı), Mahayogi (Büyük çileci), Hara (Zapt eden), Girişa (Dağın efendisi), Paşupati (Hayvanların efendisi), Şankara (Uğurlu), Triyambaka (Üç gözlü), Ugra (Hiddetli), Bhuteşvara (Hayaletlerin şefi)....<br />
<br />
Bilgelik ve zenginlik tanrısıdır.Mahabharata'yı kırık dişiyle kaleme almıştır.<br />
<br />
           <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">   GANEŞA</span></span><br />
<br />
  Tanrı Shiva ile Parvati' nin oğludur. Ganaların başıdır, bu yüzden Ganapati olarak da bilinir.Bilgi ve hikmetin tanrısı, engellerin kaldırıcısı ve Dharma'nın koruyucusudur. Başarının, eğitimin, bilginin ve zenginliğin tanrısıdır. Kötülüğün, engellerin, kibrin ve bencilliğin yok edicisidir. Bir işe başlamadan önce onun adı söylenir."Şri Ganeşa Nama: Ganeşa'nın adıyla." Ganeşa'nın iki büyük gücü vardır: Kundalini yani,ateşin yanıcı gücü ve ateş yılanı, diğeri Vallabha;yani sevginin gücüdür.<br />
<br />
  Kısa, şişman, göbekli, dört kollu, fil başlı bir yaratık olarak resmedilir. Tek dişi vardır. Mitolojiye göre dünyanın en uzun destanı Mahabharata'yı, tek dişini kalem gibi kullanarak yazmıştır. Ellerinde deniz kabuğu, disk, sopa, nilüfer çiçeği, ip, balta ve bir tabak dolusu tatlı topları tutar. Her zaman yanında bir fare vardır. Üzerine bindiği fare cehaleti ve egoyu simgeler. Fil başıyla ilgili birçok efsane vardır;<br />
<br />
  Bir rivayete göre; Annesi Parvati oğlunun güzelliğiyle çok övünmektedir. Şani'den oğluna bakmasını ister. Fakat Şani'nin ne kadar güçlü bakışlara sahip olduğunu unutmuştur. Şani çocuğa bakar bakmaz kafası yanıp kül olur. Tanrı Brahma, Parvati'ye üzülmemesini, hemen bir baş bulup yerine koyarsa oğlunun yaşayacağını söyler. Bunun üzerine Parvati bir fil başı bulur.<br />
<br />
  Diğer bir rivayet ise; ermişler, işlerinin kolay gitmesi için Shiva'dan bir tanrı yaratmasını isterler.O da Ganeşa'yı yaratır.Fakat karısı Ganeşa'yı kıskanır ve onu fil başlı, göbekli bir yaratığa dönüştürür.                                                      <br />
<br />
Ramayana destanının kahramanı.Savaşta Himalayalara uçup şifalı otlar getirmiştir.<br />
<br />
                 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> HANUMAN  </span></span>  <br />
<br />
  Meşhur Hindu tanrılarından biridir. Vücudu insan şeklinde, uzun kuyruklu, maymun başlı olarak tasvir edilir.Bazen de beş başlı, on kolludur.Bir çok yeteneği vardır; uçabilir ve bir dağ kadar büyüyüp, kedi kadar küçülebilir.<br />
<br />
    Ramayana destanında çok önemli bir yere sahiptir.Rama'nın dostu ve en güvenilir hizmetkarıdır. Destanda Rama'nın karısı Sita ile görüşerek elçilik görevi yapmıştır. Ayrıca destanda gerçekleşen savaşta Himalayalar'a uçup oradan şifalı otlar getirmiş ve yaralıları kurtarmıştır. Aynı zamanda bir dil bilgisi uzmanıdır. Özellikle köylerde çok tapınılan bir tanrıdır. Ona Pavana (Rüzgarın oğlu) ve Marutpura(Marut'u oğlu) denir.<br />
<br />
Şimşekli yağmurlu fırtına tanrısı<br />
<br />
      <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  İNDRA</span></span><br />
<br />
    Hint mitolojisinin en eski ve en büyük tanrısıdır. Hintlilerin en önemli dini kaynakları olan Vedalardan Rigveda ilahilerinin dörtte biri ona sunulmuştur. Başka hiçbir tanrıya bu kadar ilahi sunulmamıştır. 1028 ilahiden oluşan Rigveda'nın 250 ilahisi ona sunulmuştur.<br />
<br />
    İndra;şimşekli yağmurlu fırtına tanrısıdır. Her zaman kuraklık ve karanlıkla mücadele eder. Ayrıca Ari ulusunun savaşçı tanrısıdır. Elinde yere doğru çarptığı vacra (şimşek) vardır. Bu silahı sanatçı Tanrı Tvashtri yapmıştır. Ellerinde ok, yay, ankuşa denilen bir kanca, deniz kabuğu ve ağ tutar. Tüm vücudunda bin göz vardır. Bu yüzden ona Sahasrasha (Bin gözlü) denilir. Binek hayvanı dört hortumlu beyaz bir fil olan Airavata veya beyaz bir at olan Uççaişravas'tır. Karısı İndrani'dir ve oğlu Cayanta'dır.<br />
<br />
    İndra'nın Vritra (kuraklık) ile savaşı oldukça meşhurdur:<br />
<br />
Vritra adındaki yılan dünyanın yedi nehrini yutar ve onları büyük dağında hapseder. İndra şimşeğini kullanarak suları tutmakta olan Vritra'yı yok edip dağları delerek, suları serbest bırakır.<br />
<br />
Evlerin koruyucusu ve kurban yağlarının yiyicisidir.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">  AGNİ</span></span><br />
<br />
    Dyaus (Gökyüzü) ve Prithivi (Yeryüzü) 'nin oğlu Agni; Ateş Tanrısıdır. Rigveda'da adına sunulmuş 200 ilahi vardır. Üç bacaklı, iki veya yedi kollu, kırmızı gözlü, alev saçlı, kızıl sakallı, sivri çeneli, altın dişli bir adam olarak betimlenir. Ellerinde mızrak, yelpaze, kap, kaşık, ateş çubuğu gibi şeyler taşır.<br />
<br />
    İnsanlar ve tanrılar için ara bulucu, insanların evlerinin koruyucusu ve davranışlarının gözleyicisidir. Sahip olduğu yedi ateşten dil ile kurban yağlarını yalayıp yutar. Günde üç kez beslenir. Odun ve yağ onun yemeği, erimiş yağ içeceğidir.Aynı zamanda diğer tanrıların da beslendiği ağızdır.<br />
<br />
  Gökte güneş, havada parlaklık ve yerde ateş olmak üzere üç görünümü vardır. Her sabah yeniden doğar, bu yüzen en genç tanrı olarak adlandırılır. Karısı Svaha'dır. Binek hayvanı koçtur. Parlak, kırmızı ve siyah atların çektiği bir arabası vardır. Tanrı İndra ile çok yakındır ve ikiz kardeş olarak düşünülür.                                                             <br />
<br />
Soma sarhoş eden bir bitkidir,fakat tanrılaştırılmıştır.<br />
<br />
                   <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SOMA</span></span><br />
<br />
  Soma aslında, süt gibi suyu olan, bir bitkinin öz suyudur.Fakat tanrılaştırılmıştır.Sarhoşluk hissi veren bu bitkinin hem tanrılar hem de Brahmanlar tarafından içildiği söylenir.En çok İndra içer.<br />
<br />
  Soma'nın sarhoş etme gücü,onun ölümsüz bir yaşam sağlayan kutsal bir içki olarak düşünülmesine neden olur. Bu yüzden ona Amrita (Ölümsüzlük İçkisi) denir.<br />
<br />
  Soma; bakır renkli, ellerinde keskin ve korkunç silahlar tutan, bir yayı ve bin oku olan bir tanrıdır.Aynı zamanda ay tanrısı Chandra olarak da bilinir.Rigveda'da adına sunulmuş 120 ilahi vardır.Bir çift atla çekilen göksel bir arabası vardır.Binek hayvanı ise bir kartaldır.Rishi Dasa'nın yirmi yedi kızıyla evlidir.Bunlar aslında yirmi yedi yıldızın kişileştirilmesidir.                                                        <br />
<br />
Karanlığı,hastalığı ve kuruntuları uzaklaştırır.<br />
<br />
                           <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> SURYA</span></span><br />
<br />
  Güneş tanrısıdır.Aditi ve Dyaus'un oğludur.Dört kolu vardır.Ellerinde disk, deniz kabuğu ve nilüfer çiçeği tutar.Bir eliyle korkma işareti yapar. Surya'ya 10 kadar ilahi sunulmuştur. O, her şeyi ve her yeri gözetip koruyandır. Karanlığı, hastalığı, kuruntuyu ve kötü düşleri uzaklaştırır. Tanrıların göksel din adamıdır.<br />
<br />
    Etaşa denilen tek bir at veya Haritah denilen yedi hızlı at tarafından çekilen bir arabası vardır. Arabacısı ise Aruna'dır. Vivasvati veya Bhasvati denilen ülkede yaşar. Birçok karısı vardır; Savarna, Svati, Mahavirya vs..                                                                <br />
<br />
Mevsimsel doğa olaylarını ve suları kontrol eder.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VARUNA</span></span><br />
<br />
  Okyanus tanrısı ve suların efendisidir. Ayrıca doğa yasalarının ve mevsimlerin düzenleyicisidir. Onun emriyle gece ay ve yıldızlar parlar, gündüz ise kaybolurlar. Nehirleri akıtan ve okyanusları suyla dolduran da odur. Mitra ile bir tanrı ikilisi oluştururlar.<br />
<br />
    İki veya dört kolludur. Ellerinden birinde günahkar insanları çekip götürdüğü bir ip vardır. Bu ipe Nagapaşa, Pulakanga veya Vişvacit denir.<br />
<br />
    Dünyayı ve ahlak kanunlarını korur, gözetir. Bin gözlüdür. İnsanları gözlediği gözü güneştir. Her türlü hileyi parlayan ayağıyla ezer. Karısı Varuni'dir. Binek hayvanı timsah, yunus ve köpek balığı karışımı bir hayvan olan Makara'dır. Varuna'nın simgesi balıktır.                                                                 <br />
<br />
Diğer hava tanrıları olan Marutlarla birlikte görülür.<br />
<br />
                 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> VAYU</span></span><br />
<br />
<br />
    Rüzgar tanrısıdır. Diğer bir adı Vayu-Vata'dır. Kırmızı, mor veya pembe atların çektiği bir arabası vardır. Elinde beyaz bayrak taşır.<br />
<br />
  Vayu,insanlara zenginlik,çocuk ve ün kazandırır.Düşünce kadar hızlıdır ve bin gözlüdür.Genellikle Marutlarla (Hava Tanrıları) birlikte görülür. İndra ile yakın dosttur. Kuzeybatıda oturur ve o bölgenin yöneticisidir. Binek hayvanı ceylandır. Ramayana destanında ünlü maymun Hanuman'ın babasıdır.                                                           <br />
<br />
Diğer adı Tvasthri'dir.Tanrıların uçan araçlarını ve silahlarını o yapar.<br />
<br />
                <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİŞVAKARMA</span></span><br />
<br />
  Kutsal mimari tanrısıdır. Adı 'her şeyi yaratan' anlamına gelir. <br />
<br />
  Beyaz renkli ve dört kolludur. Ellerinde su kabı, kitap, ilmik ve mimarlık aleti yada sopa tutar. Tahtı ve tacı vardır.<br />
<br />
  O bir aziz, din adamı ve Ata'dır.Mekanik ve mimari bilimlerin babasıdır.Bilgi ve enerji doludur.Tanrılara adlarını o vermiştir.Tanrıların silahlarını ve arabalarını yapan tanrıdır. Ona Tvasthri de denir.Ayrıca Ramayana destanındaki Rava'nın Lanka şehrini ve Krishna'nın Dvaraka şehrini de o inşa etmiştir. Maymun Nala'yı yaratarak Hindistan ile Seylan arasındaki Ramasetu köprüsünü yaptırmıştır.<br />
<br />
Bir elinde kurbanlarını sürüp götüreceği bir ip tutar.<br />
<br />
               <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> YAMA</span></span><br />
<br />
  Ölüm tanrısıdır. Adına sunulmuş üç ilahi vardır. Bir elinde gürz taşır, diğer elinde kurbanlarını götüreceği bir ip tutar. Yanında aç gözlü iki köpek bulunur. Diğer elçileri Baykuş Uluka ve Güvercin Kapota'dır. Bazen de siyah bir sığıra biner.<br />
<br />
  İnsanların ilki ve ilk kez ölen kişi olarak düşünülür. Ona uzun ömür ve tanrılara ulaşmak için yakarılır.Babası Vivasvat, annesi Saranyu'dur. İkiz kardeşleri Yami ve Yamuna'dır.Yama'nın birçok karısı vadır.Yamapura adlı kentteki sarayında yaşar.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramayana Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17513</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 06:15:50 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17513</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramayana Destanı</span></span><br />
<br />
Ozan Valmiki tarafından yazılan Ramayana destanı, 24.000 beyit ve yedi bölümden oluşmaktadır. Destan, üç büyük Hindu tanrısından biri olan Vişnu'nun yeniden doğumlarından bahseder ve Prens Rama'nın başından geçenleri anlatır.<br />
<br />
Ramayana, Yunan destanları ile benzerlikler göstermektedir. İlyada gibi kaçırılan bir kraliçenin kurtarılmasını; Odysseia gibi, bir kahramanın uzun bir gezi boyunca yaşadığı maceraları anlatır. Odysseus'un Troya'dan İthaka'ya yolculuğundaki gibi Rama da kuzeyden güneye Hindistan'da seyahat eder ve sonunda Seylan'a ulaşır. Ramayana'daki tanrılar da Yunan ve Sümer tanrıları gibi dünyaya iner ve kahramanlarla ilişki kurarlar, onlara yol gösterirler; fakat onların davranışlarını belirlemezler.<br />
Destanın Bölümleri<br />
<br />
    Bala Kanda (Çocukluk)<br />
    Ayodhya Kanda (Ayodhya şehri)<br />
    Aranya Kanda (Orman)<br />
    Kişkindha Kanda (Kişkindha)<br />
    Sundara Kanda (Güzel)<br />
    Yuddha Kanda (Savaş)<br />
    Uttara Kanda (Son)<br />
<br />
Destan, uzak geçmişe açılan bir pencereden eski Hindu kültürü, dini, toplumsal ve siyasal yaşamları hakkında pek çok bilgiler verir.<br />
<br />
Hala yaşayan bir gelenek olan Ramayana birçokları için yaşayan dinsel inancın bir parçasıdır. Hintli çocuklar, birçok Batılı çocuğun masallarla büyütülmesine benzer bir biçimde, destandan alınmış öykülerle büyütülür. Ramayana'nın tamamı ya da bir parçası, dinsel festivallerde törenlerin bir parçası olarak dramatize edilir, kitapların ve filmlerin konusu olmuştur.<br />
<br />
Rama, güç ve erdemi; Sita, sadakati; Lakşmana, kardeş sevgisini; Rawana ise kötülüğü temsil eder. Ramayana'da Dharma, kahramanların davranışlarında önemli bir ölçü teşkil etmektedir.<br />
1. Bölüm<br />
<br />
Çok eski zamanlarda büyük bir kral olan Dasa-Ratha, Kosala krallığını başkent Ayodhya'dan yönetiyordu. Pek çok meziyetleri ile çok uzaklardan bile tanınmış ve halkı tarafından sevilen kral Dasa-Ratha'nın tek eksiği ölümünden sonra krallığı yönetecek bir oğul idi.<br />
<br />
Tanrılara adaklarda bulunmasına rağmen kralın tüm duaları boşa çıkmıştı. Sonunda rahiplerine tanrılar için bir at adamalarını söyledi. Rahipler kıvrak, zarif, güçlü ve muhteşem bir atı bir yıl için serbest bıraktılar. At geri döndüğünde, Kral Dasa-Ratha'nın dört oğlan babası olacağını söylediler.<br />
<br />
Bu sırada yukarıdaki tanrılar, Brahma'ya; Rakşasa kralı hain Ravana'yı şikayet ediyorlardı. Brahma, onları "Ravana'nın kendi halkından ve yeryüzünün altında ve üstünde yaşayan her yaratıktan korunmak için bana geldiği ve bu armağanı ona verdiğim doğru. Bununla beraber oldukça ne insanlardan ne de hayvanlardan korunma istedi; çünkü onlardan kötülük gelmeyeceğini düşünüyordu. Bu nedenle hayvanlar ve insanlar tarafından öldürülecek. Sabırlı olun ve görün." diyerek yanıtladı.<br />
<br />
Brahma'nın konuşmasının üzerinden tanrılar Vişnu'ya; "Sadece sen bize yardım edebilirsin. Kosala krallığına in ve Kral Dasa-Ratha'nın dört çocuğu olarak dünyaya gelmeyi kabul et. Ravana'yı insan olup yalnız sen yok edebilirsin." dediler<br />
<br />
Bunu yapacağını söyleyen Vişnu şöyle devam etti: "Tanrıça-karım Lakşmi de bana eşlik edecek ve dünyadaki ölümlü karım olacak."<br />
<br />
Kral Dasa-Ratha'nın üç karısı dört oğul doğurdular. Önce Rama, sonra Bharata, daha sonra Lakşmana ve son olarak Satrughna doğdu. Oğulları on altı yaşına geldiğinde bilginlerden birisi Kral Dasa-Ratha'nın huzuruna gelerek ondan Ravana ve Rakşasalarla savaşmak için oğlu Rama'nın yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi. "Tanrılar Ravana'ya karşı güçsüzler, ancak insanların en iyisi onu yok edebilir ve o adam Rama'dır." diyen bilge adama, Rama ve Lakşmana babalarının duasını alarak eşlik etti.<br />
<br />
Bilge adam Rama'ya Kral Canaka tarafından yapılan adak törenine birlikte gelmesini söyledi. Bu büyük kral, Toprak Ana ile evli ve dünyadaki hayatın yok edicisi tanrı Şiva'nın çok önceleri atalarına verdiği muhteşem bir yaya sahipti. Yukarıdaki tanrıların, Rakşasaların, dünyadaki kralların ve prenslerin hiçbiri bu yayı germeyi başaramamıştı. Bilge adam, yayı germesini Rama'dan ister. Kim bu savaş yayını gerebilirse, kralın kızı Sita'yı kazanacaktır.<br />
<br />
Canaka'nın güçlü yayını kralın en güçlü savaşçıları, silahı sekiz tekerlekli demir bir savaş arabasında yavaş yavaş ancak getirebildiler. Rama büyük yayı havaya kaldırdı, onu gerdi ve o halde tuttu. Daha sonra okçu konumu aldı ve ipi çekmesinin ardından bir gök gürlemesiyle yay ikiye ayrıldı.<br />
<br />
Rama ve Sita kutsal evlilik yemini için ayakta beklerken Kral Canaka dedi ki: "Sita bu andan sonra senin sadık karın olacak. Senin erdemini, mutluluğunu ve acını paylaşacak. Üzüntüde ve sevinçte ona arka çık. Yaşam seni nereye sürüklerse gölge gibi peşinden gelecek ve yaşamda olduğu gibi ölümde de seninle olacak."<br />
2. Bölüm<br />
<br />
Tahtını, dört oğlu arasında kendisinin ve Ayodhya halkının en sevdiği Rama'ya vereceğini düşünen Kral Dasa-Ratha, ülke önderleri kurulunu toplantıya çağırdı ve Rama'nın kral olacağını söyledi. Rama ideal bir erkek örneğiydi, sadık, bağlı, yumuşak, tüm savaş ve barış sanatlarını bilen ve herkese karşı merhametli.<br />
<br />
Her tarafından toplanan kalabalıklarla Ayodhya kenti Rama'nın tahta çıkışını kutlamaya hazırlandı. Kral Dasa-Ratha Rama'yı tahta oturttu ve çeşitli öğütlerde bulundu.<br />
<br />
Kral Dasa-Ratha'nın kararına Bharata'nın annesi bir anne sevinciyle seyrederken, nedimesi; "Bu senin en üzüntülü günün olması gerekirken neden bu kadar mutlusun?" diye sordu. "Rama, Bharata'nın erdem ve yiğitliğinden ürktüğü için erkek kardeşinin üzerine bir kurt gibi atlayacak ve onu parçalayacak ve Rama'nın annesi ve karısı, sana ve Bharata'nın karısına köleymiş gibi davranacak."<br />
<br />
Nedimenin sözcükleri bir yılanın zehri gibi Bharata'nın annesinin yüreğine sızdı, yas tutmaya ayrılan odaya girdi ve oranın soğuk zeminine uzanıp ağladı. Yaşlı kral onu, kökünden kesilmiş yeni filizlenen bir asma gibi yerde yatarken buldu.<br />
<br />
Karısı, kraldan yıllar önce Rakşasalar onu acılı bir biçimde yaraladıklarında ona baktığını ve hayatını kurtardığını hatırlattı. Şükran borcu olarak, verdiği iki ödül sözünü şimdi yerine getirmesini istedi. Birincisi Rama'nın yerine Bharata'nın tahta çıkmasına izin vermesi, ikincisi ise Rama' nın on dört yıl boyunca vahşi ormanlarda bir münzevi olarak yaşamasını sağlaması.<br />
<br />
"Dürüstlüğü ve erdemliliğiyle tanınan siz, eğer bana verdiğiniz sözden dönerseniz, dünya hayatınızı kurtaran sevgili karınıza ne kadar az değer verdiğinizi görecek. Dünya, benim kırık bir kalpten ölmeme neden olduğunu bilecek. Bharata için krallık, Rama için sürgün diliyorum. Başka hiçbir şeyi kabul etmem."<br />
<br />
Ertesi sabah, taç giyme gününde Rama, babasına gittiğinde Bharata'nın annesini kralın yanında otururken buldu.<br />
<br />
Bharata'nın annesi yıllar önce kralın ona söz verdiğini ve Kral Dasa-Ratha kutsal sözünden vazgeçemeyeceğini söyler. "Eğer dürüst ve sadık bir oğulsan, Dharma'ya bağlı olmalısın. Eğer babanın onurunu kurtarmak istiyorsan, hemen burayı terk et ve gelecek on dört yıl boyunca vahşi ormanlarda bir münzevi olarak yaşa."<br />
<br />
Bu sözleri büyük bir gönül rahatlığıyla kabul eden Rama. "Umarım benim yolculuğum senin kalbine huzur getirir baba" diye yanıtladı. Genç ve sadık Lakşmana karşı çıkmasına rağmen Rama "Kuşkusuz bu sefer orman benim kaderimin bir parçası. İyi bir oğuldan beklendiği gibi babama itaat ederek onurumla yaşayacağım. Dharma yolu budur" diyerek yanıt verdi.<br />
<br />
Sita ise Rama ile birlikte sürgüne gideceğini söyledi. "Sensiz ben bir hiçim. Senin sürgünün benim de sürgünüm olacak"<br />
<br />
"Ben de sana eşlik edeceğim." dedi Lakşmana. Rama, Lakşmana ve Sita sürgüne birlikte gittiler. Rama'nın yolculuğunun beşinci gününün akşamı ihtiyar kralın kalbi kederinin yükünü kaldıramadı ve kral öldü ve kraliyet askerleri Bharata'yı çağırmak üzere gönderildi.<br />
3. Bölüm<br />
<br />
Satrughna'nın eşlik ettiği Bharata, yedinci gün Ayodhya kentine vardı ve hemen annesini görmeye gitti. Annesi, Rama'nın ayrılmasıyla ilgili gerçeği anlattı. Bharata ise "Eğer Rama seni sevmiyor olsaydı, seni annelikten reddederdim. Senin haince planlarına karşı babamın krallığını yönetmeyeceğim. Kaderin hem bu yaşamda ve hem de gelecek yaşamda sana üzüntü getirecek. Bu korkunç iş nedeniyle sürülmeyi, asılmayı ya da yakılmayı hak ediyorsun." diyerek yanıt verdi.<br />
<br />
Bharata tahtı reddetti ve Rama'yı bulmak için büyük ormana doğru yolculuğa çıktı. Yolculuk sırasında Bharata, bir bilgeye rast geldi. Bu bilge, Bharata'ya; "Kader insanı yabancı ve önceden kestirilemeyen yollara sürükler. Rama'nın sürgünü nedeniyle anneni kınama. Onun sürgünü insanların ve tanrıların iyiliğinedir. Sabırlı ol ve Dharma'ya sadık kal!" diyerek öğüt verdi.<br />
<br />
Bharata ve arkadaşları Rama'yı bulduklarında Rama, Bharata ve Satrughna'yı kucakladı. Bharata'ya, neden orman evimde aradığını sorduğunda Bharata gözyaşları içinde kral olan babalarının öldüğünü söyledi. Rama'dan, birlikte Ayodhya'ya dönmesini ve Kral Dasa-Ratha'nın en büyük oğlu olarak Kosala krallığını yönetmesini istemesine karşın Rama bunu kabul etmedi.<br />
<br />
"Bharata, yapmamı ne kadar istesen de seninle Ayodhya'ya dönemem çünkü babamın ve kralın buyruğuna karşı gelemem, ölmüş olsa bile ona verdiğim sözü bozamam. Dharma yolu budur." diye yanıtladı.<br />
<br />
Bunun üzerine Bharata, Rama'dan altın sandaletlerini istedi. "Onları, senin yokluğunda Ayodhya tahtına koyacağım. Bana cesaret verecekler ve senin için krallığımızı koruyacaklar. Bundan sonraki on dört yılı münzevi olarak geçireceğim, krallık sarayında yaşayacağım, ama senin gibi giyinip yiyeceğim. Eğer bu sürenin sonunda dönmezsen, cenaze ateşi yakıp alevlerinde ölmeye kararlıyım."<br />
<br />
Rama, Sita ile Lakşmana, önceleri yol iz olmayan ormanda dolaşmaları sırasında vahşi ormanları kendine ev edinmiş münzevilerden güçlü ve bilge birisine rastladıklarında bilge dedi ki: "Rama, sen kahraman birisin ancak bu ormanda bile savaş silahlarına ihtiyacın olur." Ardından ona Vişnu'nun yayını, Brahma'nın parlayan okunu, İndra'nın sivri uçlu oklarla dolu büyük okluğu ve son olarak da, cilalanmış altın bir sandığın içerisinde altın kabzalı bir kılıcı verdi.<br />
<br />
"Onları sürekli yanında taşı." diye devam etti bilge, "Çünkü onlara sık sık ihtiyacın olacak. Bu barış dolu ormanda, gece boyu ava çıkmış kötü yürekli Rakşasalara rastlayacaksınız. Dualarımızı engelleyen ve kutsal mekanlarımızı kirleten bu yaratıklara karşı bizi ancak siz savunabilirsiniz."<br />
<br />
Rama, Sita ve Lakşmana, münzevileri, geceleri avlanan Rakşasaların saldırılarına karşı koruyarak on yıl boyunca ormanda yaşadılar.<br />
<br />
Rakşasaların kralı Ravana'nın kız kardeşi, orman evine rastlayıp Rama'yı görüp ona aşık olana kadar her şey yolunda gitmişti. Rama'ya kim olduğunu sorduğunda Rama, ormanda kalışının nedenini açıkladı. Ardından genç kıza kendisi hakkında sorular yöneltti.<br />
<br />
O da şöyle yanıtladı: "Lanka kralı Ravana benim erkek kardeşlerimden biridir. Çoğunlukla bu ormanda erkek kardeşlerimle birlikte dolaşırız, fakat sana olan aşkımdan onları kendi işleri peşinde bıraktım. İnsan olan karını bir yana bırak; o sana benim kadar değerli bir eş olamaz! Rakşasalar insan etiyle beslenirler. Hiç güç harcamadan karını ve erkek kardeşini öldürebilirim."<br />
<br />
Rama; "Kocan olarak evli bir adamı istemezsin" diye yanıtladı. "Bunun yerine erkek kardeşim Lakşmana'yı dikkate almalısın."<br />
<br />
Ravana'nın kız kardeşi Lakşmana'ya yaklaştığında, Lakşmana güldü "Kuşkusuz benimle tatmin olamazsın. Ben Rama'nın kölesiyim. Soylu bir kandan olman nedeniyle bir kölenin karısı olmak istemezsin değil mi?"<br />
<br />
Bu sözler üzerine; aşkına karşılık bulamayan, onuru kırılan genç kız, Sita'nın üzerine saldırdı. Hızla kılıcını çeken Lakşmana savunmaya fırsat vermeden genç kadının burnunu ve kulaklarını kesti. Kız kardeşlerinin kanlı yüzünü gördüklerinde intikam için, 14 Rakşasalık bir grup gönderdiler. Rama, oklarıyla tümünü öldürdü. Kızgınlıktan kuduran kardeşler, daha sonra her biri Rama'nın cesâreti kadar zâlim olan 14.000 Rakşasalık bir güç topladılar.<br />
<br />
Yüreğinde korku izi olmadan dimdik duran Rama, Ravana'nın erkek kardeşlerinden biri olan önderlerini canlı bırakarak on dört bin cinin tümünü öldürdü.<br />
4. Bölüm<br />
<br />
Ravana, erkek kardeşinin öldüğünü ve tüm ordusunun yok edildiğini duyunca Sita'yı ele geçirerek Rama'yı mahvetmeye karar verdi. Danışmanı Mariça karşı çıkmasına rağmen Ravana; "Rama sadece bir insan ve tüm insanlar Rakşasalar için kolay bir avdırlar. Ya bana yardım edersin, ya da hayatını tehlikeye atarsın. Benim krallığımda korkaklara yer yok!" diye yanıtladı.<br />
<br />
Bunun üzerine Mariça Sita'yı kandırarak ele geçirmek için bir plan hazırladı. Kendisini, safirden boynuzları ve çiçek yaprakları gibi yumuşak derisi olan, altın ve gümüşten çok güzel bir ceylana dönüştürdü. Sita, güzel yaratığı gördüğünde büyülendi ve Rama'dan ceylanı kovalayıp ve ele geçirmesini istedi.<br />
<br />
"Dikkatli ol Rama!" diye uyardı Lakşmana. "Hiçbir gerçek ceylan bu kadar güzel olmaz. Bu yaratık kılık değiştirmiş bir Rakşasa olmalı!" Rama yanıtladı, "Eğer bu yaratık gerçek bir Rakşasa ise, o bizi tehdit etmeden önce onu öldürmek zorundayım."<br />
<br />
Mariça, uzun ve yorucu bir takiple Rama'yı ormanın derinliklerine çekti. En sonunda yay menziline girdiğinde; Rama, bir okla hayvanı öldürdü. Mariça, ölü bir halde yatarken kendi haline döndü. Ravana'ya, son bir yardım çabasıyla sesini Rama'nın sesine dönüştürdü ve bağırdı: "Lakşmana! Yardım et! Yardımdan yoksun, bu ormanda ölüyorum!"<br />
<br />
Rama, bu sözleri korku ve yaklaşan felaket duygusu içinde duydu ve hemen eve doğru yola koyuldu.<br />
<br />
Sita'nın; "Lakşmana, yardım etmek için hemen gitmelisin." demesine rağmen Lakşmana; "Bu, zekice bir Rakşasa hilesi olmalı." diyerek karşı çıktı. Sita ise, kızgın bir şekilde; "Sen, insan kılığındaki kötü bir canavar olmalısın. Yüreğin bir taş kadar kadar sert. Eğer ihtiyaç duyup seni yardıma çağırdığında gitmeyeceksen, Rama'yı iddia ettiğin kadar seviyor olamazsın."<br />
<br />
"Tamam Sita. Dilediğin gibi yapacağım. Akıllı bir hile aklını karıştırdı. Dilerim ormanın koruyucu ruhları ben yokken seni korur ve dilerim Rama'yı kısa zamanda yanında görürüm!"<br />
<br />
Yakınlarında gizlice onları dinleyen Ravana, kendini kutsal bir münzeviye dönüştürerek, bir elinde asa diğer elinde dilenci kasesiyle Sita'ya göründü.ve şöyle dedi: "Neden tehlikeli hayvanların dolaştığı ve korkunç Rakşasalarm kuytu ormanda avlandıkları bu ıssız ormanda yaşıyorsun? Ben göründüğüm gibi dindar bir münzevi değilim. Ben Ravana'yım, Lanka'nın ve korkusuz Rakşasaların kralı."<br />
<br />
Sita, öfkeyle reddetti; ancak sözleri Ravana'yı yıldırmadı. Yeniden canavar şeklini alıp, bir eliyle Sita'nın saçlarını, diğer eliyle bedenini yakaladı ve gökyüzünü aşarak onu uzak krallığına götürdü. Bir hayat belirtisi görmek için aşağıdaki araziyi gözleriyle tarayan Sita, bir dağın doruğunda oturan bir grup maymunlara gizlice mücevherlerini peçesini attı.<br />
<br />
Rama, Lakşmana ile eve ulaşınca en büyük korkusunun gerekleştiğini gördü. Ormanları, dağlan, ovaları aradılar, ama başaramadılar. Bu sırasında ağır yaraladıkları bir Rakşasa onlara Büyük Maymun Kral Sugriva ve arkadaşlarından yardım isterlerse Sita'yı bulabileceklerini söyledi. Onlar da şekil değiştirebilirler ve bütün cinlerin nerede bulunacaklarını bilirlerdi.<br />
<br />
Bunun üzerine Rama, maymunların kralı Sugriva'yı arayıp buldu. Maymun kral Sugriva, Sita'nın altın peçesini ve mücevherlerini Rama'ya uzattı. Rama, Kral'dan Sita'yı bulmak için yardım istedi.<br />
<br />
Maymun kral: "Dünyanın her tarafından maymunları çağırırım. En çok rüzgarın oğlu Hanuman'ın yeteneğine güveniyorum. Göklere sıçrayıp dünyadaki her yere ulaşacak kadar güçlüdür; onun gücü, cesareti ve aklı kadar büyüktür."<br />
<br />
Maymunlar, dört gruba ayrıldılar ve Sita'yı aramak için dünyayı taradılar. Ravana'nın, üç yüz mil genişliğindeki okyanusun öte yakasındaki bir ada olan Lanka'da yaşadığını öğrendiler. Hanuman, olağanüstü gücünü kullanarak bu büyük su kütlesinin üzerinden atladı.<br />
<br />
Daha sonra, kendini kediye dönüştürdü ve göze çarpmayan biçimiyle altın duvarlı kente girdi, kent sokaklarında gizlice dolaştı. Sita'yı ormanın derinliklerinde buldu; bir grup dişi Rakşasa onu bekliyordu. Hanuman bir ağacın yapraklı dallarının arasına saklandı ve sessizce bekledi. Ravana'nın Sita'ya yaklaşıp, onu kabul etmesi karşılığında iktidar, zenginlik ve rahatlık vaat edişini izledi.<br />
<br />
Ravana ayrılır ayrılmaz Sita, Hanuman'ın saklandığı ağacın altına sığındı. Sita ilk önce Hanuman'ın başka bir şekle bürünmüş bir Rakşasa olduğunu sandı. Ancak ona Rama'nın mühür yüzüğünü verince, Hanuman'a Rama ile ilgili sorular sordu.<br />
<br />
Hanuman, geri döndüğünde Rama da Sita'nın hala hayatta olduğunu öğrenince canlandı. Büyük bir grup maymunla güneye, büyük denize doğru yola çıktılar.<br />
5. Bölüm<br />
<br />
Hanuman, denizden geri dönmeden önce Lanka kentinin büyük bir bölümünü yakmıştı. Ravana, bunun öcünü nasıl alacaklarını tartışmak için önderleri topladı. Rakşasalann en güçlü savaşçısı olan Kumbha-karna, her zamanki uykusundan uyandı ve şöyle dedi: "Ravana, Sita'yı kaçırmak çok saçma bir davranıştı ve toprağımıza gereksiz bir çekişme getirdi. Ama seni desteklemeye devam edeceğim. Çünkü benim kardeşim ve kralımsım."<br />
<br />
Ravana'nın en genç erkek kardeşi Vibhişana ise daha sert eleştirerek Rama'nın haklı bir nedeni olduğunu, Ravana'nın ise haksız olduğunu söyledi. "Hakkı yanına alan bir savaşçının iki misli silahı vardır. Sana Sita'yı Rama'ya geri' vermeni ve bu çirkin davranışım temizlemeni öneririm. Bizi kesinlikle yok edecek bir savaşı böylece engelleyebiliriz."<br />
<br />
Ravana öfkeyle karşı çıktı."Eğer kardeşim olmasaydın bu söylediklerin için seni öldürürdüm. Benim kanımdan olduğun için derhal krallığımı terk etmeni emrediyorum. Rama'ya katıl, zaten kalbin onunla beraber!"<br />
<br />
Vibhişana: "Tehlikeyi göremiyorsun ve kendilerine yontarak tatlı sözlerle seni yanlış yönlendirenlere uyduğunda uğrayacağın büyük kıyımı fark edemiyorsun." diyerek Ravana'yı terk etti ve denizin üzerinden uçup önemli bir danışman olarak Rama'ya ve maymunlara katıldı. Rama, yardımına karşılık olarak Ravana'yı öldürünce Lanka'nın krallığını ona vereceğini vaat etti. Maymunlar kaya ve ağaçları toplayıp denize yerleştirdiler ve bu büyük mesafede bir köprü oluşturdular. Ravana'nın düşmanları köprüyü geçti ve savaş başladı.<br />
<br />
Çarpışma hem gündüz hem gece sürdü; çünkü geceleri Rakşasalann saldırganlıkları artıyordu. İki tarafın gücü birbirine denkti. Ravana galibiyetten öyle emindi ki, erkek kardeşi büyük savaşçı Kumbha-karna'nın savaşın büyük bir bölümünde uyumasına izin verdi; Ravana, arabasının içinde savaş alanında savaşarak Rama, Hanuman'ın sırtına çıkıp Ravana'nın savaş arabasını parçaladı, Rakşasa'nın tacını ikiye böldü ve bir okla onu ağır şekilde yaraladı.<br />
<br />
Ancak Rama, Ravana'yı öldürmedi ve şöyle dedi: "Savaşamayacak kadar zayıfsın; Lanka' ya dön ve dinlen. Gücünü yeniden topladığında ikimiz yeniden savaşırız. O zaman sana gerçekten ne kadar güçlü olduğumu göstereceğim."<br />
<br />
Ravana, her zamanki gibi derin bir uykuda olan erkek kardeşi Kumbha-karna'yı yardıma çağırma zamanının geldiğine karar verdi. Kumbha-karna bir seferde on aya yakın uyur ve yalnızca tıka basa yemek yemek için kalkardı. Bu nedenle Rakşasalar bu büyük yaratığa, önce bir yiyecek dağı hazırladılar:<br />
<br />
Onu uyandırmaya çalıştılar, on bin Rakşasa hep bir ağızdan bağırdılar, bin davul çaldılar, bedenine büyük tahta sopalarla vurdular; ama Kumbha-karna hala uyanmıyordu. Sonra kulaklarını ısırdılar, üzerine kazanlarca su boşalttılar, bin fili üzerine saldılar, mızrak ve topuzlarla onu yaraladılar. Sonunda Kumbha-karna uyandı.<br />
<br />
Devasa Rakşasa altın savaş giysisini giyip maymunlara doğru ilerlediğinde maymunlar, bu hareket eden dağdan panik içinde kaçtılar; çünkü Kumbha-karna yakaladığı her şeyi yiyip yutuyordu. Rama, Hanuman ve maymunlar, bir dağın tepesinden büyük kayalar ve ağaçlar fırlatmalarına rağmen, silahları dev Rakşasa' nın metal giysisine çarpıp parçalanıyordu. Bu arada Kumbha-karna güçlü mızrağının her darbesinde yüzlerce maymun öldürüyor ve bir seferde yirmi ya da otuz maymunu yiyordu; güçlü ağzından kan ve yağ damlıyordu.<br />
<br />
En iyi maymun önderini yaraladıktan sonra Lakşmana ile karşılaştığında Kumbha-karna; "Seninle savaşmaya niyetim yok, Rama ile ölümüne savaşacağım." dedi.<br />
<br />
Rama, Kumbha-karna ile savaşırken öldürücü ateşli oklar yolladı. Devin iki kolunu attığı iki okla kopardı. İki bacağını da keskin uçlu iki disk fırlatarak kopardı. En sonunda İndra'nın müthiş okunu devin boynuna yolladı. Ok giysisini parçalayıp omuzlarından başını ayırdı.<br />
<br />
Bu büyük karşılaşmayı göklerden izlerken, daha önceden Rama'ya sivri uçlu oklarla dolu torbasını veren tanrıların kralı İndra; "Şimdi de ona göklerde yapılmış bir altın savaş giysisi, bana ait ve benim sürücümün kullandığı atların çektiği altın savaş arabamı vereceğim." dedi.<br />
<br />
Ravana'nın oklarından bazılarının kızgın alev saçan yivleri vardı ve tıslayan zehirli yılanlara dönüşüyordu. Bunların karşısında Rama, Vişnu'nun yayını oklarını kullanıyordu. Çünkü bu oklar kuşlara dönüşüyor ve Ravana' nın oklarındaki yılanları yiyorlardı. İndra'nın güçlü oklarıyla Rama, Ravana'nın on başını teker teker kesti, ama her başı kestiğinde yerine yeni biri geliyordu. En sonunda Rama, Brahma'nın parlayan okunu çekti, Ravana'nın kalbini parçalayıp onu öldürdü.<br />
<br />
Vibhişana, Ravana'nın ölüm yasını tutarken, Rama ona şöyle dedi: "Ravana dünyanın en büyük savaşçılarından ve kahramanlarından biriydi. Tanrıların kralı İndra bile ona karşı duramadı. Böyle savaşçılar savaşırken ölürse onların yası tutulmamalı. Çünkü onlar onurlarıyla ölmüşlerdir ve hiçbirimiz ölümden kaçamayız"<br />
<br />
Sita'ya geldiğinde Rama şöyle dedi: "Sen kocasından başka bir adamla yaşamış olan bir kadının lekesini taşıyorsun. Ravana sana baktı ve sana dokundu. Kiminle istersen onunla yaşayabilirsin ama benimle yaşayamazsın."<br />
<br />
Sita; "Onursuzluğun gölgesi, masum bir kadının üzerine düşerse; hak ettiği onuru yeniden kazanmanın tek yolu, yanarak ölmektir. Lakşmana, eğer beni seviyorsan, bana bir cenaze ateşi hazırla ve onu yak. Adıma sürülen bu lekeyle yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim." dedi. Alevlerin önünde dururken Sita: "Eğer düşünce ve davranışta sadık ve dürüst olmuşsam ve eğer Dharma'ya hayatım boyunca bağlılığımla lekesiz yaşayabilmişsem, bu ateş benim adımı savunsun." Ateşe girdi ve gözden kayboldu.<br />
<br />
Tanrılar, altın arabalarıyla göklerden indiler ve Brahma şöyle dedi: "Rama, daima yaşayacak olan büyük tanrı Vişnu'nun dünyadaki görünüşüdür. Artık Ravana'yı öldürdüğüne göre ilahi biçimine girip göklere geri dönebilirsin. Çünkü insan biçimine girmeni gerektiren görevini yerine getirdin." Alevler aralandı ve ateş tanrısı Agni sadık Sita ile birlikte göründü. Alevler ona dokunmamıştı.<br />
<br />
Böylece Rama, Lakşmana ve Sita, on dört yıldan sonra Ayodhya'ya döndüler. Rama ve Sita, Ayodhya'nın kral ve kraliçesi oldular ve krallıkları Kosala'yı on bin yıl yönettiler.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramayana Destanı</span></span><br />
<br />
Ozan Valmiki tarafından yazılan Ramayana destanı, 24.000 beyit ve yedi bölümden oluşmaktadır. Destan, üç büyük Hindu tanrısından biri olan Vişnu'nun yeniden doğumlarından bahseder ve Prens Rama'nın başından geçenleri anlatır.<br />
<br />
Ramayana, Yunan destanları ile benzerlikler göstermektedir. İlyada gibi kaçırılan bir kraliçenin kurtarılmasını; Odysseia gibi, bir kahramanın uzun bir gezi boyunca yaşadığı maceraları anlatır. Odysseus'un Troya'dan İthaka'ya yolculuğundaki gibi Rama da kuzeyden güneye Hindistan'da seyahat eder ve sonunda Seylan'a ulaşır. Ramayana'daki tanrılar da Yunan ve Sümer tanrıları gibi dünyaya iner ve kahramanlarla ilişki kurarlar, onlara yol gösterirler; fakat onların davranışlarını belirlemezler.<br />
Destanın Bölümleri<br />
<br />
    Bala Kanda (Çocukluk)<br />
    Ayodhya Kanda (Ayodhya şehri)<br />
    Aranya Kanda (Orman)<br />
    Kişkindha Kanda (Kişkindha)<br />
    Sundara Kanda (Güzel)<br />
    Yuddha Kanda (Savaş)<br />
    Uttara Kanda (Son)<br />
<br />
Destan, uzak geçmişe açılan bir pencereden eski Hindu kültürü, dini, toplumsal ve siyasal yaşamları hakkında pek çok bilgiler verir.<br />
<br />
Hala yaşayan bir gelenek olan Ramayana birçokları için yaşayan dinsel inancın bir parçasıdır. Hintli çocuklar, birçok Batılı çocuğun masallarla büyütülmesine benzer bir biçimde, destandan alınmış öykülerle büyütülür. Ramayana'nın tamamı ya da bir parçası, dinsel festivallerde törenlerin bir parçası olarak dramatize edilir, kitapların ve filmlerin konusu olmuştur.<br />
<br />
Rama, güç ve erdemi; Sita, sadakati; Lakşmana, kardeş sevgisini; Rawana ise kötülüğü temsil eder. Ramayana'da Dharma, kahramanların davranışlarında önemli bir ölçü teşkil etmektedir.<br />
1. Bölüm<br />
<br />
Çok eski zamanlarda büyük bir kral olan Dasa-Ratha, Kosala krallığını başkent Ayodhya'dan yönetiyordu. Pek çok meziyetleri ile çok uzaklardan bile tanınmış ve halkı tarafından sevilen kral Dasa-Ratha'nın tek eksiği ölümünden sonra krallığı yönetecek bir oğul idi.<br />
<br />
Tanrılara adaklarda bulunmasına rağmen kralın tüm duaları boşa çıkmıştı. Sonunda rahiplerine tanrılar için bir at adamalarını söyledi. Rahipler kıvrak, zarif, güçlü ve muhteşem bir atı bir yıl için serbest bıraktılar. At geri döndüğünde, Kral Dasa-Ratha'nın dört oğlan babası olacağını söylediler.<br />
<br />
Bu sırada yukarıdaki tanrılar, Brahma'ya; Rakşasa kralı hain Ravana'yı şikayet ediyorlardı. Brahma, onları "Ravana'nın kendi halkından ve yeryüzünün altında ve üstünde yaşayan her yaratıktan korunmak için bana geldiği ve bu armağanı ona verdiğim doğru. Bununla beraber oldukça ne insanlardan ne de hayvanlardan korunma istedi; çünkü onlardan kötülük gelmeyeceğini düşünüyordu. Bu nedenle hayvanlar ve insanlar tarafından öldürülecek. Sabırlı olun ve görün." diyerek yanıtladı.<br />
<br />
Brahma'nın konuşmasının üzerinden tanrılar Vişnu'ya; "Sadece sen bize yardım edebilirsin. Kosala krallığına in ve Kral Dasa-Ratha'nın dört çocuğu olarak dünyaya gelmeyi kabul et. Ravana'yı insan olup yalnız sen yok edebilirsin." dediler<br />
<br />
Bunu yapacağını söyleyen Vişnu şöyle devam etti: "Tanrıça-karım Lakşmi de bana eşlik edecek ve dünyadaki ölümlü karım olacak."<br />
<br />
Kral Dasa-Ratha'nın üç karısı dört oğul doğurdular. Önce Rama, sonra Bharata, daha sonra Lakşmana ve son olarak Satrughna doğdu. Oğulları on altı yaşına geldiğinde bilginlerden birisi Kral Dasa-Ratha'nın huzuruna gelerek ondan Ravana ve Rakşasalarla savaşmak için oğlu Rama'nın yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi. "Tanrılar Ravana'ya karşı güçsüzler, ancak insanların en iyisi onu yok edebilir ve o adam Rama'dır." diyen bilge adama, Rama ve Lakşmana babalarının duasını alarak eşlik etti.<br />
<br />
Bilge adam Rama'ya Kral Canaka tarafından yapılan adak törenine birlikte gelmesini söyledi. Bu büyük kral, Toprak Ana ile evli ve dünyadaki hayatın yok edicisi tanrı Şiva'nın çok önceleri atalarına verdiği muhteşem bir yaya sahipti. Yukarıdaki tanrıların, Rakşasaların, dünyadaki kralların ve prenslerin hiçbiri bu yayı germeyi başaramamıştı. Bilge adam, yayı germesini Rama'dan ister. Kim bu savaş yayını gerebilirse, kralın kızı Sita'yı kazanacaktır.<br />
<br />
Canaka'nın güçlü yayını kralın en güçlü savaşçıları, silahı sekiz tekerlekli demir bir savaş arabasında yavaş yavaş ancak getirebildiler. Rama büyük yayı havaya kaldırdı, onu gerdi ve o halde tuttu. Daha sonra okçu konumu aldı ve ipi çekmesinin ardından bir gök gürlemesiyle yay ikiye ayrıldı.<br />
<br />
Rama ve Sita kutsal evlilik yemini için ayakta beklerken Kral Canaka dedi ki: "Sita bu andan sonra senin sadık karın olacak. Senin erdemini, mutluluğunu ve acını paylaşacak. Üzüntüde ve sevinçte ona arka çık. Yaşam seni nereye sürüklerse gölge gibi peşinden gelecek ve yaşamda olduğu gibi ölümde de seninle olacak."<br />
2. Bölüm<br />
<br />
Tahtını, dört oğlu arasında kendisinin ve Ayodhya halkının en sevdiği Rama'ya vereceğini düşünen Kral Dasa-Ratha, ülke önderleri kurulunu toplantıya çağırdı ve Rama'nın kral olacağını söyledi. Rama ideal bir erkek örneğiydi, sadık, bağlı, yumuşak, tüm savaş ve barış sanatlarını bilen ve herkese karşı merhametli.<br />
<br />
Her tarafından toplanan kalabalıklarla Ayodhya kenti Rama'nın tahta çıkışını kutlamaya hazırlandı. Kral Dasa-Ratha Rama'yı tahta oturttu ve çeşitli öğütlerde bulundu.<br />
<br />
Kral Dasa-Ratha'nın kararına Bharata'nın annesi bir anne sevinciyle seyrederken, nedimesi; "Bu senin en üzüntülü günün olması gerekirken neden bu kadar mutlusun?" diye sordu. "Rama, Bharata'nın erdem ve yiğitliğinden ürktüğü için erkek kardeşinin üzerine bir kurt gibi atlayacak ve onu parçalayacak ve Rama'nın annesi ve karısı, sana ve Bharata'nın karısına köleymiş gibi davranacak."<br />
<br />
Nedimenin sözcükleri bir yılanın zehri gibi Bharata'nın annesinin yüreğine sızdı, yas tutmaya ayrılan odaya girdi ve oranın soğuk zeminine uzanıp ağladı. Yaşlı kral onu, kökünden kesilmiş yeni filizlenen bir asma gibi yerde yatarken buldu.<br />
<br />
Karısı, kraldan yıllar önce Rakşasalar onu acılı bir biçimde yaraladıklarında ona baktığını ve hayatını kurtardığını hatırlattı. Şükran borcu olarak, verdiği iki ödül sözünü şimdi yerine getirmesini istedi. Birincisi Rama'nın yerine Bharata'nın tahta çıkmasına izin vermesi, ikincisi ise Rama' nın on dört yıl boyunca vahşi ormanlarda bir münzevi olarak yaşamasını sağlaması.<br />
<br />
"Dürüstlüğü ve erdemliliğiyle tanınan siz, eğer bana verdiğiniz sözden dönerseniz, dünya hayatınızı kurtaran sevgili karınıza ne kadar az değer verdiğinizi görecek. Dünya, benim kırık bir kalpten ölmeme neden olduğunu bilecek. Bharata için krallık, Rama için sürgün diliyorum. Başka hiçbir şeyi kabul etmem."<br />
<br />
Ertesi sabah, taç giyme gününde Rama, babasına gittiğinde Bharata'nın annesini kralın yanında otururken buldu.<br />
<br />
Bharata'nın annesi yıllar önce kralın ona söz verdiğini ve Kral Dasa-Ratha kutsal sözünden vazgeçemeyeceğini söyler. "Eğer dürüst ve sadık bir oğulsan, Dharma'ya bağlı olmalısın. Eğer babanın onurunu kurtarmak istiyorsan, hemen burayı terk et ve gelecek on dört yıl boyunca vahşi ormanlarda bir münzevi olarak yaşa."<br />
<br />
Bu sözleri büyük bir gönül rahatlığıyla kabul eden Rama. "Umarım benim yolculuğum senin kalbine huzur getirir baba" diye yanıtladı. Genç ve sadık Lakşmana karşı çıkmasına rağmen Rama "Kuşkusuz bu sefer orman benim kaderimin bir parçası. İyi bir oğuldan beklendiği gibi babama itaat ederek onurumla yaşayacağım. Dharma yolu budur" diyerek yanıt verdi.<br />
<br />
Sita ise Rama ile birlikte sürgüne gideceğini söyledi. "Sensiz ben bir hiçim. Senin sürgünün benim de sürgünüm olacak"<br />
<br />
"Ben de sana eşlik edeceğim." dedi Lakşmana. Rama, Lakşmana ve Sita sürgüne birlikte gittiler. Rama'nın yolculuğunun beşinci gününün akşamı ihtiyar kralın kalbi kederinin yükünü kaldıramadı ve kral öldü ve kraliyet askerleri Bharata'yı çağırmak üzere gönderildi.<br />
3. Bölüm<br />
<br />
Satrughna'nın eşlik ettiği Bharata, yedinci gün Ayodhya kentine vardı ve hemen annesini görmeye gitti. Annesi, Rama'nın ayrılmasıyla ilgili gerçeği anlattı. Bharata ise "Eğer Rama seni sevmiyor olsaydı, seni annelikten reddederdim. Senin haince planlarına karşı babamın krallığını yönetmeyeceğim. Kaderin hem bu yaşamda ve hem de gelecek yaşamda sana üzüntü getirecek. Bu korkunç iş nedeniyle sürülmeyi, asılmayı ya da yakılmayı hak ediyorsun." diyerek yanıt verdi.<br />
<br />
Bharata tahtı reddetti ve Rama'yı bulmak için büyük ormana doğru yolculuğa çıktı. Yolculuk sırasında Bharata, bir bilgeye rast geldi. Bu bilge, Bharata'ya; "Kader insanı yabancı ve önceden kestirilemeyen yollara sürükler. Rama'nın sürgünü nedeniyle anneni kınama. Onun sürgünü insanların ve tanrıların iyiliğinedir. Sabırlı ol ve Dharma'ya sadık kal!" diyerek öğüt verdi.<br />
<br />
Bharata ve arkadaşları Rama'yı bulduklarında Rama, Bharata ve Satrughna'yı kucakladı. Bharata'ya, neden orman evimde aradığını sorduğunda Bharata gözyaşları içinde kral olan babalarının öldüğünü söyledi. Rama'dan, birlikte Ayodhya'ya dönmesini ve Kral Dasa-Ratha'nın en büyük oğlu olarak Kosala krallığını yönetmesini istemesine karşın Rama bunu kabul etmedi.<br />
<br />
"Bharata, yapmamı ne kadar istesen de seninle Ayodhya'ya dönemem çünkü babamın ve kralın buyruğuna karşı gelemem, ölmüş olsa bile ona verdiğim sözü bozamam. Dharma yolu budur." diye yanıtladı.<br />
<br />
Bunun üzerine Bharata, Rama'dan altın sandaletlerini istedi. "Onları, senin yokluğunda Ayodhya tahtına koyacağım. Bana cesaret verecekler ve senin için krallığımızı koruyacaklar. Bundan sonraki on dört yılı münzevi olarak geçireceğim, krallık sarayında yaşayacağım, ama senin gibi giyinip yiyeceğim. Eğer bu sürenin sonunda dönmezsen, cenaze ateşi yakıp alevlerinde ölmeye kararlıyım."<br />
<br />
Rama, Sita ile Lakşmana, önceleri yol iz olmayan ormanda dolaşmaları sırasında vahşi ormanları kendine ev edinmiş münzevilerden güçlü ve bilge birisine rastladıklarında bilge dedi ki: "Rama, sen kahraman birisin ancak bu ormanda bile savaş silahlarına ihtiyacın olur." Ardından ona Vişnu'nun yayını, Brahma'nın parlayan okunu, İndra'nın sivri uçlu oklarla dolu büyük okluğu ve son olarak da, cilalanmış altın bir sandığın içerisinde altın kabzalı bir kılıcı verdi.<br />
<br />
"Onları sürekli yanında taşı." diye devam etti bilge, "Çünkü onlara sık sık ihtiyacın olacak. Bu barış dolu ormanda, gece boyu ava çıkmış kötü yürekli Rakşasalara rastlayacaksınız. Dualarımızı engelleyen ve kutsal mekanlarımızı kirleten bu yaratıklara karşı bizi ancak siz savunabilirsiniz."<br />
<br />
Rama, Sita ve Lakşmana, münzevileri, geceleri avlanan Rakşasaların saldırılarına karşı koruyarak on yıl boyunca ormanda yaşadılar.<br />
<br />
Rakşasaların kralı Ravana'nın kız kardeşi, orman evine rastlayıp Rama'yı görüp ona aşık olana kadar her şey yolunda gitmişti. Rama'ya kim olduğunu sorduğunda Rama, ormanda kalışının nedenini açıkladı. Ardından genç kıza kendisi hakkında sorular yöneltti.<br />
<br />
O da şöyle yanıtladı: "Lanka kralı Ravana benim erkek kardeşlerimden biridir. Çoğunlukla bu ormanda erkek kardeşlerimle birlikte dolaşırız, fakat sana olan aşkımdan onları kendi işleri peşinde bıraktım. İnsan olan karını bir yana bırak; o sana benim kadar değerli bir eş olamaz! Rakşasalar insan etiyle beslenirler. Hiç güç harcamadan karını ve erkek kardeşini öldürebilirim."<br />
<br />
Rama; "Kocan olarak evli bir adamı istemezsin" diye yanıtladı. "Bunun yerine erkek kardeşim Lakşmana'yı dikkate almalısın."<br />
<br />
Ravana'nın kız kardeşi Lakşmana'ya yaklaştığında, Lakşmana güldü "Kuşkusuz benimle tatmin olamazsın. Ben Rama'nın kölesiyim. Soylu bir kandan olman nedeniyle bir kölenin karısı olmak istemezsin değil mi?"<br />
<br />
Bu sözler üzerine; aşkına karşılık bulamayan, onuru kırılan genç kız, Sita'nın üzerine saldırdı. Hızla kılıcını çeken Lakşmana savunmaya fırsat vermeden genç kadının burnunu ve kulaklarını kesti. Kız kardeşlerinin kanlı yüzünü gördüklerinde intikam için, 14 Rakşasalık bir grup gönderdiler. Rama, oklarıyla tümünü öldürdü. Kızgınlıktan kuduran kardeşler, daha sonra her biri Rama'nın cesâreti kadar zâlim olan 14.000 Rakşasalık bir güç topladılar.<br />
<br />
Yüreğinde korku izi olmadan dimdik duran Rama, Ravana'nın erkek kardeşlerinden biri olan önderlerini canlı bırakarak on dört bin cinin tümünü öldürdü.<br />
4. Bölüm<br />
<br />
Ravana, erkek kardeşinin öldüğünü ve tüm ordusunun yok edildiğini duyunca Sita'yı ele geçirerek Rama'yı mahvetmeye karar verdi. Danışmanı Mariça karşı çıkmasına rağmen Ravana; "Rama sadece bir insan ve tüm insanlar Rakşasalar için kolay bir avdırlar. Ya bana yardım edersin, ya da hayatını tehlikeye atarsın. Benim krallığımda korkaklara yer yok!" diye yanıtladı.<br />
<br />
Bunun üzerine Mariça Sita'yı kandırarak ele geçirmek için bir plan hazırladı. Kendisini, safirden boynuzları ve çiçek yaprakları gibi yumuşak derisi olan, altın ve gümüşten çok güzel bir ceylana dönüştürdü. Sita, güzel yaratığı gördüğünde büyülendi ve Rama'dan ceylanı kovalayıp ve ele geçirmesini istedi.<br />
<br />
"Dikkatli ol Rama!" diye uyardı Lakşmana. "Hiçbir gerçek ceylan bu kadar güzel olmaz. Bu yaratık kılık değiştirmiş bir Rakşasa olmalı!" Rama yanıtladı, "Eğer bu yaratık gerçek bir Rakşasa ise, o bizi tehdit etmeden önce onu öldürmek zorundayım."<br />
<br />
Mariça, uzun ve yorucu bir takiple Rama'yı ormanın derinliklerine çekti. En sonunda yay menziline girdiğinde; Rama, bir okla hayvanı öldürdü. Mariça, ölü bir halde yatarken kendi haline döndü. Ravana'ya, son bir yardım çabasıyla sesini Rama'nın sesine dönüştürdü ve bağırdı: "Lakşmana! Yardım et! Yardımdan yoksun, bu ormanda ölüyorum!"<br />
<br />
Rama, bu sözleri korku ve yaklaşan felaket duygusu içinde duydu ve hemen eve doğru yola koyuldu.<br />
<br />
Sita'nın; "Lakşmana, yardım etmek için hemen gitmelisin." demesine rağmen Lakşmana; "Bu, zekice bir Rakşasa hilesi olmalı." diyerek karşı çıktı. Sita ise, kızgın bir şekilde; "Sen, insan kılığındaki kötü bir canavar olmalısın. Yüreğin bir taş kadar kadar sert. Eğer ihtiyaç duyup seni yardıma çağırdığında gitmeyeceksen, Rama'yı iddia ettiğin kadar seviyor olamazsın."<br />
<br />
"Tamam Sita. Dilediğin gibi yapacağım. Akıllı bir hile aklını karıştırdı. Dilerim ormanın koruyucu ruhları ben yokken seni korur ve dilerim Rama'yı kısa zamanda yanında görürüm!"<br />
<br />
Yakınlarında gizlice onları dinleyen Ravana, kendini kutsal bir münzeviye dönüştürerek, bir elinde asa diğer elinde dilenci kasesiyle Sita'ya göründü.ve şöyle dedi: "Neden tehlikeli hayvanların dolaştığı ve korkunç Rakşasalarm kuytu ormanda avlandıkları bu ıssız ormanda yaşıyorsun? Ben göründüğüm gibi dindar bir münzevi değilim. Ben Ravana'yım, Lanka'nın ve korkusuz Rakşasaların kralı."<br />
<br />
Sita, öfkeyle reddetti; ancak sözleri Ravana'yı yıldırmadı. Yeniden canavar şeklini alıp, bir eliyle Sita'nın saçlarını, diğer eliyle bedenini yakaladı ve gökyüzünü aşarak onu uzak krallığına götürdü. Bir hayat belirtisi görmek için aşağıdaki araziyi gözleriyle tarayan Sita, bir dağın doruğunda oturan bir grup maymunlara gizlice mücevherlerini peçesini attı.<br />
<br />
Rama, Lakşmana ile eve ulaşınca en büyük korkusunun gerekleştiğini gördü. Ormanları, dağlan, ovaları aradılar, ama başaramadılar. Bu sırasında ağır yaraladıkları bir Rakşasa onlara Büyük Maymun Kral Sugriva ve arkadaşlarından yardım isterlerse Sita'yı bulabileceklerini söyledi. Onlar da şekil değiştirebilirler ve bütün cinlerin nerede bulunacaklarını bilirlerdi.<br />
<br />
Bunun üzerine Rama, maymunların kralı Sugriva'yı arayıp buldu. Maymun kral Sugriva, Sita'nın altın peçesini ve mücevherlerini Rama'ya uzattı. Rama, Kral'dan Sita'yı bulmak için yardım istedi.<br />
<br />
Maymun kral: "Dünyanın her tarafından maymunları çağırırım. En çok rüzgarın oğlu Hanuman'ın yeteneğine güveniyorum. Göklere sıçrayıp dünyadaki her yere ulaşacak kadar güçlüdür; onun gücü, cesareti ve aklı kadar büyüktür."<br />
<br />
Maymunlar, dört gruba ayrıldılar ve Sita'yı aramak için dünyayı taradılar. Ravana'nın, üç yüz mil genişliğindeki okyanusun öte yakasındaki bir ada olan Lanka'da yaşadığını öğrendiler. Hanuman, olağanüstü gücünü kullanarak bu büyük su kütlesinin üzerinden atladı.<br />
<br />
Daha sonra, kendini kediye dönüştürdü ve göze çarpmayan biçimiyle altın duvarlı kente girdi, kent sokaklarında gizlice dolaştı. Sita'yı ormanın derinliklerinde buldu; bir grup dişi Rakşasa onu bekliyordu. Hanuman bir ağacın yapraklı dallarının arasına saklandı ve sessizce bekledi. Ravana'nın Sita'ya yaklaşıp, onu kabul etmesi karşılığında iktidar, zenginlik ve rahatlık vaat edişini izledi.<br />
<br />
Ravana ayrılır ayrılmaz Sita, Hanuman'ın saklandığı ağacın altına sığındı. Sita ilk önce Hanuman'ın başka bir şekle bürünmüş bir Rakşasa olduğunu sandı. Ancak ona Rama'nın mühür yüzüğünü verince, Hanuman'a Rama ile ilgili sorular sordu.<br />
<br />
Hanuman, geri döndüğünde Rama da Sita'nın hala hayatta olduğunu öğrenince canlandı. Büyük bir grup maymunla güneye, büyük denize doğru yola çıktılar.<br />
5. Bölüm<br />
<br />
Hanuman, denizden geri dönmeden önce Lanka kentinin büyük bir bölümünü yakmıştı. Ravana, bunun öcünü nasıl alacaklarını tartışmak için önderleri topladı. Rakşasalann en güçlü savaşçısı olan Kumbha-karna, her zamanki uykusundan uyandı ve şöyle dedi: "Ravana, Sita'yı kaçırmak çok saçma bir davranıştı ve toprağımıza gereksiz bir çekişme getirdi. Ama seni desteklemeye devam edeceğim. Çünkü benim kardeşim ve kralımsım."<br />
<br />
Ravana'nın en genç erkek kardeşi Vibhişana ise daha sert eleştirerek Rama'nın haklı bir nedeni olduğunu, Ravana'nın ise haksız olduğunu söyledi. "Hakkı yanına alan bir savaşçının iki misli silahı vardır. Sana Sita'yı Rama'ya geri' vermeni ve bu çirkin davranışım temizlemeni öneririm. Bizi kesinlikle yok edecek bir savaşı böylece engelleyebiliriz."<br />
<br />
Ravana öfkeyle karşı çıktı."Eğer kardeşim olmasaydın bu söylediklerin için seni öldürürdüm. Benim kanımdan olduğun için derhal krallığımı terk etmeni emrediyorum. Rama'ya katıl, zaten kalbin onunla beraber!"<br />
<br />
Vibhişana: "Tehlikeyi göremiyorsun ve kendilerine yontarak tatlı sözlerle seni yanlış yönlendirenlere uyduğunda uğrayacağın büyük kıyımı fark edemiyorsun." diyerek Ravana'yı terk etti ve denizin üzerinden uçup önemli bir danışman olarak Rama'ya ve maymunlara katıldı. Rama, yardımına karşılık olarak Ravana'yı öldürünce Lanka'nın krallığını ona vereceğini vaat etti. Maymunlar kaya ve ağaçları toplayıp denize yerleştirdiler ve bu büyük mesafede bir köprü oluşturdular. Ravana'nın düşmanları köprüyü geçti ve savaş başladı.<br />
<br />
Çarpışma hem gündüz hem gece sürdü; çünkü geceleri Rakşasalann saldırganlıkları artıyordu. İki tarafın gücü birbirine denkti. Ravana galibiyetten öyle emindi ki, erkek kardeşi büyük savaşçı Kumbha-karna'nın savaşın büyük bir bölümünde uyumasına izin verdi; Ravana, arabasının içinde savaş alanında savaşarak Rama, Hanuman'ın sırtına çıkıp Ravana'nın savaş arabasını parçaladı, Rakşasa'nın tacını ikiye böldü ve bir okla onu ağır şekilde yaraladı.<br />
<br />
Ancak Rama, Ravana'yı öldürmedi ve şöyle dedi: "Savaşamayacak kadar zayıfsın; Lanka' ya dön ve dinlen. Gücünü yeniden topladığında ikimiz yeniden savaşırız. O zaman sana gerçekten ne kadar güçlü olduğumu göstereceğim."<br />
<br />
Ravana, her zamanki gibi derin bir uykuda olan erkek kardeşi Kumbha-karna'yı yardıma çağırma zamanının geldiğine karar verdi. Kumbha-karna bir seferde on aya yakın uyur ve yalnızca tıka basa yemek yemek için kalkardı. Bu nedenle Rakşasalar bu büyük yaratığa, önce bir yiyecek dağı hazırladılar:<br />
<br />
Onu uyandırmaya çalıştılar, on bin Rakşasa hep bir ağızdan bağırdılar, bin davul çaldılar, bedenine büyük tahta sopalarla vurdular; ama Kumbha-karna hala uyanmıyordu. Sonra kulaklarını ısırdılar, üzerine kazanlarca su boşalttılar, bin fili üzerine saldılar, mızrak ve topuzlarla onu yaraladılar. Sonunda Kumbha-karna uyandı.<br />
<br />
Devasa Rakşasa altın savaş giysisini giyip maymunlara doğru ilerlediğinde maymunlar, bu hareket eden dağdan panik içinde kaçtılar; çünkü Kumbha-karna yakaladığı her şeyi yiyip yutuyordu. Rama, Hanuman ve maymunlar, bir dağın tepesinden büyük kayalar ve ağaçlar fırlatmalarına rağmen, silahları dev Rakşasa' nın metal giysisine çarpıp parçalanıyordu. Bu arada Kumbha-karna güçlü mızrağının her darbesinde yüzlerce maymun öldürüyor ve bir seferde yirmi ya da otuz maymunu yiyordu; güçlü ağzından kan ve yağ damlıyordu.<br />
<br />
En iyi maymun önderini yaraladıktan sonra Lakşmana ile karşılaştığında Kumbha-karna; "Seninle savaşmaya niyetim yok, Rama ile ölümüne savaşacağım." dedi.<br />
<br />
Rama, Kumbha-karna ile savaşırken öldürücü ateşli oklar yolladı. Devin iki kolunu attığı iki okla kopardı. İki bacağını da keskin uçlu iki disk fırlatarak kopardı. En sonunda İndra'nın müthiş okunu devin boynuna yolladı. Ok giysisini parçalayıp omuzlarından başını ayırdı.<br />
<br />
Bu büyük karşılaşmayı göklerden izlerken, daha önceden Rama'ya sivri uçlu oklarla dolu torbasını veren tanrıların kralı İndra; "Şimdi de ona göklerde yapılmış bir altın savaş giysisi, bana ait ve benim sürücümün kullandığı atların çektiği altın savaş arabamı vereceğim." dedi.<br />
<br />
Ravana'nın oklarından bazılarının kızgın alev saçan yivleri vardı ve tıslayan zehirli yılanlara dönüşüyordu. Bunların karşısında Rama, Vişnu'nun yayını oklarını kullanıyordu. Çünkü bu oklar kuşlara dönüşüyor ve Ravana' nın oklarındaki yılanları yiyorlardı. İndra'nın güçlü oklarıyla Rama, Ravana'nın on başını teker teker kesti, ama her başı kestiğinde yerine yeni biri geliyordu. En sonunda Rama, Brahma'nın parlayan okunu çekti, Ravana'nın kalbini parçalayıp onu öldürdü.<br />
<br />
Vibhişana, Ravana'nın ölüm yasını tutarken, Rama ona şöyle dedi: "Ravana dünyanın en büyük savaşçılarından ve kahramanlarından biriydi. Tanrıların kralı İndra bile ona karşı duramadı. Böyle savaşçılar savaşırken ölürse onların yası tutulmamalı. Çünkü onlar onurlarıyla ölmüşlerdir ve hiçbirimiz ölümden kaçamayız"<br />
<br />
Sita'ya geldiğinde Rama şöyle dedi: "Sen kocasından başka bir adamla yaşamış olan bir kadının lekesini taşıyorsun. Ravana sana baktı ve sana dokundu. Kiminle istersen onunla yaşayabilirsin ama benimle yaşayamazsın."<br />
<br />
Sita; "Onursuzluğun gölgesi, masum bir kadının üzerine düşerse; hak ettiği onuru yeniden kazanmanın tek yolu, yanarak ölmektir. Lakşmana, eğer beni seviyorsan, bana bir cenaze ateşi hazırla ve onu yak. Adıma sürülen bu lekeyle yaşamaktansa ölmeyi yeğlerim." dedi. Alevlerin önünde dururken Sita: "Eğer düşünce ve davranışta sadık ve dürüst olmuşsam ve eğer Dharma'ya hayatım boyunca bağlılığımla lekesiz yaşayabilmişsem, bu ateş benim adımı savunsun." Ateşe girdi ve gözden kayboldu.<br />
<br />
Tanrılar, altın arabalarıyla göklerden indiler ve Brahma şöyle dedi: "Rama, daima yaşayacak olan büyük tanrı Vişnu'nun dünyadaki görünüşüdür. Artık Ravana'yı öldürdüğüne göre ilahi biçimine girip göklere geri dönebilirsin. Çünkü insan biçimine girmeni gerektiren görevini yerine getirdin." Alevler aralandı ve ateş tanrısı Agni sadık Sita ile birlikte göründü. Alevler ona dokunmamıştı.<br />
<br />
Böylece Rama, Lakşmana ve Sita, on dört yıldan sonra Ayodhya'ya döndüler. Rama ve Sita, Ayodhya'nın kral ve kraliçesi oldular ve krallıkları Kosala'yı on bin yıl yönettiler.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Oğuz Kağan Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17512</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 06:13:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17512</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oğuz Kağan Destanı</span></span><br />
<br />
Nuh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in büyük oğlu Türk, doğuda yerleşmişti. Bunun ülkesine Türkistan denildi. Türklerin ilk atası olan Türk’ün oğullarından büyüğü Kara-Han, Karı-Sayram şehrini başşehir edinmişti. Yaylakları, İpanç şehri yakınlarındaki Or-Tag ile Kür-Tag, kışlakları da Porsuk şehri yanındaki Kara-Kum idi. Kara-Hanın kardeşleri; Or-Han, Kür-Han ve Küz-Han adlarını taşıyorlardı. Kara-Han, hârika olarak doğan oğluna bir yaşında iken ad koyacağı sırada, bu çocuk; “Ben sarayda doğduğumdan, adım Oğuz olsun.” deyince, herkes şaşırmıştı. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan Oğuz, putperest annesinin sütünü sâdece bir defâ emdi. Babası, Oğuz’u, kardeşinin kızı ile evlendirmek isteyince o, hak dîne girmeyi reddeden amcasının kızları ile evlenmedi.<br />
<br />
Oğuz, gençliğinde; yılkıları (at sürüsü) ve insanları yiyen, çok korkulan, azgın bir canavarı öldürerek büyük şöhret kazandı. Oğuz’un, teklif edilen kızlar ile evlenmeyiş sebebini öğrenen babası Kara-Han ile amcaları, onun gizli ve kendi dinlerine uymayan bir din taşıdığını anlayarak, bir av sırasında öldürmeyi plânladılar. Suikastı anlayınca, baba ve amcasını öldürdü. Avlanırken Gök-Işık içinde beliren Gök-Kızı ile evlendi. Gök-Kızından üçüz oğlu olup; Gün-Han, Ay-Han, Yıldız-Han, bir rivayete göre de Gün-Alp, Ay-Alp, Yıldız-Alp adlarını verdi. Başka bir gün yine avlanırken, göl içindeki küçük bir adada, dünyâ güzeli Göl-Kızını gördü. Bununla da evlenen Oğuz, Göl-Kızından doğan üçüz oğullarına Gök-Han, Dağ-Han, Deniz-Han, başka bir rivâyete göre de Gök-Alp, Dağ-Alp, Deniz-Alp adlarını verdi. Sonra, Oğuz Han bütün halkını toplayarak, ulu bir toy (ziyâfet) verdi. Kırk yerde ağır sofralar kurdurdu. Toydan sonra Oğuz Han, beğler ile halka yarlıg (ferman) çıkararak, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ben sizlere oldum kağan. Alalım yay hem de kalkan. Tamga olsun bize boyan. Gökbörü olsun oran. Demir çıdalar olsun orman. Avlakta yürüsün kulan. İşte deniz, işte muran, gün olsun tuğ, gök korıkan.”<br />
<br />
Bundan sonra Oğuz Han, dünyânın dört yönüne yarlıg yazdı. Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle deniyordu:<br />
<br />
“Ben, Türklerin kağanıyım; dünyânın dört bucağının da hâkimi olsam gerekir. Sizlerden itâatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, el olursa, hediyelerini kabul eder, kendisini dost sayarım. Her kim de baş eğmezse, ona gazab eder, üzerine ordu çekip, baskın yapar, hemen astırıp, yok ederim!”.<br />
<br />
Bu sırada sağdaki Çin Kağanı, kıymetli hediyelerle elçisini gönderip, itâatini saygı ile arz etti; onunla dost oldu. Soldaki Urum Kağan, itâatlerini bildirmediğinden ordusunu çekip, onların üzerine yürüyen Oğuz Han, kırk gün sonra Muzdağ (Buzdağı) eteğine gelince otağına güneyden bir ışık girdi ve içinden, gök tüylü, gök yeleli iri bir erkek böri (kurt) çıktı. Bu Gök-Böri konuşarak, Oğuz Han’a; “Ben senin orduna kılavuz olarak önde yürüyeceğim.” dedi ve böyle yaptı.<br />
<br />
Muzdağdan sonra Gök-Börinin kılavuzluğunda batıya yürüyen ordusunun başındaki Oğuz Han, İtil-Müren (Volga Nehri) boyundaki Karadağ önünde yapılan savaşta, kalabalık ordulu Urum-Kağanı yendi, kaçırttı. Urum-Kağanın kardeşi olup, Oğuz’a itâat eden ve saklandığı kaleleri teslim eyleyen Urum-Beğin oğluna, itâatle teslim olması üzerine, Türkçe saklayan, koruyan manâsında “Saklar” (Eslar/Slav) adı verildi. Zaferden sonra, Uluğ-Ordu Beğ adlı birisi, ulu ağaçlardan yaptığı kayıklarla, orduyu İtil’den öteye-batıya, geçirdiğinden, Oğuz Han onu mükâfâtlandırarak, İtil’in batısındaki ülkeleri ona bağışladı ve kendisine oğyuk-ağaç mânâsında Kıpçak-Beğ adını verdi.<br />
<br />
İtil Nehri kuzeyinden karanlıklar ülkesinde yaşayan Kıl-Barak ya da İt-Barak kavmini de itâat altına alan Oğuz Han, anayurdu korumak için, Uygun uruğunu vazifelendirmiştir. Anayurttan, Afgan ve Hind üzerine sefere çıkan Oğuz Han, yolda her zaman bindiği ala aygırı kaçıp, tepeleri dâimî karlı Muzdağın karları içine gitti. Buna çok üzülen Oğuz, ordusundaki cesur, soğuğa dayanıklı bir beğin, dokuz gün içinde gidip bu atı karlar içinde tutup, getirmesine çok sevindi. Onu mükafâtlandırarak Tanrıdağlar bölgesinin karlı yaylaklarını ona bağışlayıp; “Sen, buradaki beğlere baş ol ve senin adın hep Karluk olsun.” dedi.<br />
<br />
Afgan ve Hind ellerini fethetti. Sonra, İran üzerine Horasan’a yürüdü. Yolda, duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ve kapısı demirden ulu bir konak gördüler. Bunun kilitli kapısını açmak, çok zor olduğundan, Oğuz Kağan pek becerikli, hünerli bir kişi olan askerlerinden Tömürdü-Kağul adlı birisine, Kal-Aç diyerek, buranın kapısını açmasını buyurdu. Seferde yağmalar ve savaşlarda alınan ganimetlerini taşımak için ağaç araba yapan usta askeri çok beğenen Oğuz Han, ona yüklü arabanın yürürken çıkardığı“Kang-Kang” sesine göre Kanglı adını verdi.<br />
<br />
Oğuz Han, Dağıstan’daki Tarku ve Derbend bölgelerini fethederek oradan Şirvan, Aran, Mugan ve Gürcistan ülkeleri üzerine gelip buraları da feth eyledi. Yaz sıcağında, ordusuyla Sabalan ve Arar dağlarındaki Alatağ (Ağrı Dağı) yaylaklarında ordusu ile yayladı. Her iki dağa da Türkçe adlar verildi. Oğuz Hanın, bu çevrede fethettiği ülkeye Türkçe Azar-Baygan adı verildi.<br />
<br />
Oğuz Han, Alatağ yaylasında iken Gürcistan, Irak, Anadolu ve Suriye ülkelerine elçiler gönderip, itâat etmelerini bildirdi. Kış gelince Mugan Çölünü geçerek, ordusu ile orada ve Kür ile Aras nehirleri arasındaki Aran (Karabağ) kışlağında kışladı. Baharda Gürcüler itâat ettilerse de sonradan caydılar. Oğuz Han, kendi oğullarını, iki yüzer kişi ile bu küçük kavmin üzerine gönderdi ve buradan ordusuna erzak tedârik ettirdi.<br />
<br />
Alatağ’dan ordusu ile sefere çıkan Oğuz Han, Anadolu ve Irak üzerine yürüdü. Buraların uluları gelerek, savaşmadan itâat ettiler. Kış bastırınca, Oğuz Han, ordusu ile Dicle Nehri boyunda kışladı. İlkbaharda Şam üzerine yürüdü. Bütün Raka ve Şam ülkesi itâat ettiyse de üç yüz altmış kale kapılı Antakya şehri direnince, bir yıl süren kuşatmadan sonra, burası da zaptedildi. Oğuz Han, Antakya’da tahta geçti. Yanındaki doksan bin askerini bu şehre yerleştirip, kışladı. Askerlerin çoluk çocuğunu da bu ulu şehirde barındırdı. Bu şehirden Altı oğlunu (Filistin ve Mısır ülkeleri) Tekfur’un üzerine öncü olarak gönderdi. Eğer itâat etmezse ordusu ile kendisinin de geleceğini bildirdi. İki gün ve iki gece süren savaşta yenilen Tekfur, yakalanarak Antakya’da Oğuz Hana gönderildi. Oğuz Han itâatini arz eden Tekfur’u haraca bağlayıp yeniden kendi ülkesine hâkim tâyin etti. Yunan ve Frenk ülkesinin durumunu Tekfur’dan öğrenen Oğuz Han, üç oğlunu Yunan, üç oğlunu da Frenk ülkelerini itâat ettirmeğe gönderdi. Tekfur da kendi elçisi ile bu iki ülkeye tez elden şu haberi yolladı: “Bu Oğuzlar, çok büyük kudret ve kuvvet sâhibidirler. Güneşin doğduğu yerden buralara kadar bütün ülkeleri ellerine geçirmişlerdir. Onlara hiç kimse dayanamaz. Siz de kendi isteğinizle, yıllık vergi vererek, onlara itâat ediniz. Karşı çıkıp da halkınız kırılmasın.” Sonunda, Frenk ve Yunan ülkeleri itâat edip, haraca bağlandılar. Üç yıl Antakya’da kışlayan Oğuz Han, Bağdat İsfahan yolu ile İran’a gelip, Demevan Dağından, Horasan-Herat (Afgan) yolu ile ülkesine dönmeğe karar verdi.<br />
<br />
Oğuz Han Amuderya’yı (Ceyhun) geçerek, Ilak ülkesindeki Semerkand bölgesine vardı. Buhara sınırındaki Yalbulağaz mevkiine geldi. Anayurduna erişti. Elli yılda dünyâyı feth eden ulu cihangiri, Kanglı ve Uygurlar, dokuz günlük yoldan gelerek karşıladılar. Kürtak Yaylağına gelen Oğuz Han burada, bin evi doyuracak koyun ile dokuz yüz kısrak kestirerek, ulu bir toy verdi. Oğuz Hanın yanında soylu, yaşlı, uzun tecrübeli ve ak saçlı bir Düşüme (vezir) vardı, adı Uluğ-Türk idi. Bu vezir, bir gün rüyâda gördü ki, bir Altın Yay doğudan batıya doğru gidiyor. Uyanıp, rüyâyı, Oğuz Hanın ve neslinin cihan hâkimiyetine tâbir etti. Bunun üzerine Oğuz, oğullarını çağırıp, avlanmalarını istedi. Büyükler doğuya, küçükler batıya doğru ava çıktılar. Gün, Ay, Yıldız yolda bir Altın-Yay; Gök, Dağ, Deniz de yolları üzerinde üç Gümüş-Ok bularak dönüp babalarına getirdiler. Buna çok sevinen Oğuz Han, okların herbirini küçük oğullarının birisine verdi: “Ok, yaya tabidir, onu atarken de öyle olunuz” dedi. Sonra dönüp, Altın-Yay’ı üçe bölerek, her parçasını büyük oğullarından birisine verdi: Bunlara, Boz-Oklar dedi. Sonra, büyük kurultay toplayarak, yanına kırk kulaç boyunda bir direk diktirip, üzerine bir altın tavuk koydu ve dibine bir Akkoyun bağladı; soluna da kırk kulaçlık direk diktirip, üzerine bir Gümüş-Tavuk koydurdu ve dibine bir Karakoyun bağladı. Oğullarından Bozokları, sağ (doğu) yanına, üç-okları da sol (batı) yanına oturtarak, kırk gün, kırk gece yiyip içtiler. Ulu toy yaptılar. Sonra Oğuz Han ülkesini altı oğlu arasında bölüştürdü ve rûhunu teslim etti.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oğuz Kağan Destanı</span></span><br />
<br />
Nuh aleyhisselâmın oğlu Yâfes’in büyük oğlu Türk, doğuda yerleşmişti. Bunun ülkesine Türkistan denildi. Türklerin ilk atası olan Türk’ün oğullarından büyüğü Kara-Han, Karı-Sayram şehrini başşehir edinmişti. Yaylakları, İpanç şehri yakınlarındaki Or-Tag ile Kür-Tag, kışlakları da Porsuk şehri yanındaki Kara-Kum idi. Kara-Hanın kardeşleri; Or-Han, Kür-Han ve Küz-Han adlarını taşıyorlardı. Kara-Han, hârika olarak doğan oğluna bir yaşında iken ad koyacağı sırada, bu çocuk; “Ben sarayda doğduğumdan, adım Oğuz olsun.” deyince, herkes şaşırmıştı. Allah’ın varlığına ve birliğine inanan Oğuz, putperest annesinin sütünü sâdece bir defâ emdi. Babası, Oğuz’u, kardeşinin kızı ile evlendirmek isteyince o, hak dîne girmeyi reddeden amcasının kızları ile evlenmedi.<br />
<br />
Oğuz, gençliğinde; yılkıları (at sürüsü) ve insanları yiyen, çok korkulan, azgın bir canavarı öldürerek büyük şöhret kazandı. Oğuz’un, teklif edilen kızlar ile evlenmeyiş sebebini öğrenen babası Kara-Han ile amcaları, onun gizli ve kendi dinlerine uymayan bir din taşıdığını anlayarak, bir av sırasında öldürmeyi plânladılar. Suikastı anlayınca, baba ve amcasını öldürdü. Avlanırken Gök-Işık içinde beliren Gök-Kızı ile evlendi. Gök-Kızından üçüz oğlu olup; Gün-Han, Ay-Han, Yıldız-Han, bir rivayete göre de Gün-Alp, Ay-Alp, Yıldız-Alp adlarını verdi. Başka bir gün yine avlanırken, göl içindeki küçük bir adada, dünyâ güzeli Göl-Kızını gördü. Bununla da evlenen Oğuz, Göl-Kızından doğan üçüz oğullarına Gök-Han, Dağ-Han, Deniz-Han, başka bir rivâyete göre de Gök-Alp, Dağ-Alp, Deniz-Alp adlarını verdi. Sonra, Oğuz Han bütün halkını toplayarak, ulu bir toy (ziyâfet) verdi. Kırk yerde ağır sofralar kurdurdu. Toydan sonra Oğuz Han, beğler ile halka yarlıg (ferman) çıkararak, şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Ben sizlere oldum kağan. Alalım yay hem de kalkan. Tamga olsun bize boyan. Gökbörü olsun oran. Demir çıdalar olsun orman. Avlakta yürüsün kulan. İşte deniz, işte muran, gün olsun tuğ, gök korıkan.”<br />
<br />
Bundan sonra Oğuz Han, dünyânın dört yönüne yarlıg yazdı. Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle deniyordu:<br />
<br />
“Ben, Türklerin kağanıyım; dünyânın dört bucağının da hâkimi olsam gerekir. Sizlerden itâatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, el olursa, hediyelerini kabul eder, kendisini dost sayarım. Her kim de baş eğmezse, ona gazab eder, üzerine ordu çekip, baskın yapar, hemen astırıp, yok ederim!”.<br />
<br />
Bu sırada sağdaki Çin Kağanı, kıymetli hediyelerle elçisini gönderip, itâatini saygı ile arz etti; onunla dost oldu. Soldaki Urum Kağan, itâatlerini bildirmediğinden ordusunu çekip, onların üzerine yürüyen Oğuz Han, kırk gün sonra Muzdağ (Buzdağı) eteğine gelince otağına güneyden bir ışık girdi ve içinden, gök tüylü, gök yeleli iri bir erkek böri (kurt) çıktı. Bu Gök-Böri konuşarak, Oğuz Han’a; “Ben senin orduna kılavuz olarak önde yürüyeceğim.” dedi ve böyle yaptı.<br />
<br />
Muzdağdan sonra Gök-Börinin kılavuzluğunda batıya yürüyen ordusunun başındaki Oğuz Han, İtil-Müren (Volga Nehri) boyundaki Karadağ önünde yapılan savaşta, kalabalık ordulu Urum-Kağanı yendi, kaçırttı. Urum-Kağanın kardeşi olup, Oğuz’a itâat eden ve saklandığı kaleleri teslim eyleyen Urum-Beğin oğluna, itâatle teslim olması üzerine, Türkçe saklayan, koruyan manâsında “Saklar” (Eslar/Slav) adı verildi. Zaferden sonra, Uluğ-Ordu Beğ adlı birisi, ulu ağaçlardan yaptığı kayıklarla, orduyu İtil’den öteye-batıya, geçirdiğinden, Oğuz Han onu mükâfâtlandırarak, İtil’in batısındaki ülkeleri ona bağışladı ve kendisine oğyuk-ağaç mânâsında Kıpçak-Beğ adını verdi.<br />
<br />
İtil Nehri kuzeyinden karanlıklar ülkesinde yaşayan Kıl-Barak ya da İt-Barak kavmini de itâat altına alan Oğuz Han, anayurdu korumak için, Uygun uruğunu vazifelendirmiştir. Anayurttan, Afgan ve Hind üzerine sefere çıkan Oğuz Han, yolda her zaman bindiği ala aygırı kaçıp, tepeleri dâimî karlı Muzdağın karları içine gitti. Buna çok üzülen Oğuz, ordusundaki cesur, soğuğa dayanıklı bir beğin, dokuz gün içinde gidip bu atı karlar içinde tutup, getirmesine çok sevindi. Onu mükafâtlandırarak Tanrıdağlar bölgesinin karlı yaylaklarını ona bağışlayıp; “Sen, buradaki beğlere baş ol ve senin adın hep Karluk olsun.” dedi.<br />
<br />
Afgan ve Hind ellerini fethetti. Sonra, İran üzerine Horasan’a yürüdü. Yolda, duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ve kapısı demirden ulu bir konak gördüler. Bunun kilitli kapısını açmak, çok zor olduğundan, Oğuz Kağan pek becerikli, hünerli bir kişi olan askerlerinden Tömürdü-Kağul adlı birisine, Kal-Aç diyerek, buranın kapısını açmasını buyurdu. Seferde yağmalar ve savaşlarda alınan ganimetlerini taşımak için ağaç araba yapan usta askeri çok beğenen Oğuz Han, ona yüklü arabanın yürürken çıkardığı“Kang-Kang” sesine göre Kanglı adını verdi.<br />
<br />
Oğuz Han, Dağıstan’daki Tarku ve Derbend bölgelerini fethederek oradan Şirvan, Aran, Mugan ve Gürcistan ülkeleri üzerine gelip buraları da feth eyledi. Yaz sıcağında, ordusuyla Sabalan ve Arar dağlarındaki Alatağ (Ağrı Dağı) yaylaklarında ordusu ile yayladı. Her iki dağa da Türkçe adlar verildi. Oğuz Hanın, bu çevrede fethettiği ülkeye Türkçe Azar-Baygan adı verildi.<br />
<br />
Oğuz Han, Alatağ yaylasında iken Gürcistan, Irak, Anadolu ve Suriye ülkelerine elçiler gönderip, itâat etmelerini bildirdi. Kış gelince Mugan Çölünü geçerek, ordusu ile orada ve Kür ile Aras nehirleri arasındaki Aran (Karabağ) kışlağında kışladı. Baharda Gürcüler itâat ettilerse de sonradan caydılar. Oğuz Han, kendi oğullarını, iki yüzer kişi ile bu küçük kavmin üzerine gönderdi ve buradan ordusuna erzak tedârik ettirdi.<br />
<br />
Alatağ’dan ordusu ile sefere çıkan Oğuz Han, Anadolu ve Irak üzerine yürüdü. Buraların uluları gelerek, savaşmadan itâat ettiler. Kış bastırınca, Oğuz Han, ordusu ile Dicle Nehri boyunda kışladı. İlkbaharda Şam üzerine yürüdü. Bütün Raka ve Şam ülkesi itâat ettiyse de üç yüz altmış kale kapılı Antakya şehri direnince, bir yıl süren kuşatmadan sonra, burası da zaptedildi. Oğuz Han, Antakya’da tahta geçti. Yanındaki doksan bin askerini bu şehre yerleştirip, kışladı. Askerlerin çoluk çocuğunu da bu ulu şehirde barındırdı. Bu şehirden Altı oğlunu (Filistin ve Mısır ülkeleri) Tekfur’un üzerine öncü olarak gönderdi. Eğer itâat etmezse ordusu ile kendisinin de geleceğini bildirdi. İki gün ve iki gece süren savaşta yenilen Tekfur, yakalanarak Antakya’da Oğuz Hana gönderildi. Oğuz Han itâatini arz eden Tekfur’u haraca bağlayıp yeniden kendi ülkesine hâkim tâyin etti. Yunan ve Frenk ülkesinin durumunu Tekfur’dan öğrenen Oğuz Han, üç oğlunu Yunan, üç oğlunu da Frenk ülkelerini itâat ettirmeğe gönderdi. Tekfur da kendi elçisi ile bu iki ülkeye tez elden şu haberi yolladı: “Bu Oğuzlar, çok büyük kudret ve kuvvet sâhibidirler. Güneşin doğduğu yerden buralara kadar bütün ülkeleri ellerine geçirmişlerdir. Onlara hiç kimse dayanamaz. Siz de kendi isteğinizle, yıllık vergi vererek, onlara itâat ediniz. Karşı çıkıp da halkınız kırılmasın.” Sonunda, Frenk ve Yunan ülkeleri itâat edip, haraca bağlandılar. Üç yıl Antakya’da kışlayan Oğuz Han, Bağdat İsfahan yolu ile İran’a gelip, Demevan Dağından, Horasan-Herat (Afgan) yolu ile ülkesine dönmeğe karar verdi.<br />
<br />
Oğuz Han Amuderya’yı (Ceyhun) geçerek, Ilak ülkesindeki Semerkand bölgesine vardı. Buhara sınırındaki Yalbulağaz mevkiine geldi. Anayurduna erişti. Elli yılda dünyâyı feth eden ulu cihangiri, Kanglı ve Uygurlar, dokuz günlük yoldan gelerek karşıladılar. Kürtak Yaylağına gelen Oğuz Han burada, bin evi doyuracak koyun ile dokuz yüz kısrak kestirerek, ulu bir toy verdi. Oğuz Hanın yanında soylu, yaşlı, uzun tecrübeli ve ak saçlı bir Düşüme (vezir) vardı, adı Uluğ-Türk idi. Bu vezir, bir gün rüyâda gördü ki, bir Altın Yay doğudan batıya doğru gidiyor. Uyanıp, rüyâyı, Oğuz Hanın ve neslinin cihan hâkimiyetine tâbir etti. Bunun üzerine Oğuz, oğullarını çağırıp, avlanmalarını istedi. Büyükler doğuya, küçükler batıya doğru ava çıktılar. Gün, Ay, Yıldız yolda bir Altın-Yay; Gök, Dağ, Deniz de yolları üzerinde üç Gümüş-Ok bularak dönüp babalarına getirdiler. Buna çok sevinen Oğuz Han, okların herbirini küçük oğullarının birisine verdi: “Ok, yaya tabidir, onu atarken de öyle olunuz” dedi. Sonra dönüp, Altın-Yay’ı üçe bölerek, her parçasını büyük oğullarından birisine verdi: Bunlara, Boz-Oklar dedi. Sonra, büyük kurultay toplayarak, yanına kırk kulaç boyunda bir direk diktirip, üzerine bir altın tavuk koydu ve dibine bir Akkoyun bağladı; soluna da kırk kulaçlık direk diktirip, üzerine bir Gümüş-Tavuk koydurdu ve dibine bir Karakoyun bağladı. Oğullarından Bozokları, sağ (doğu) yanına, üç-okları da sol (batı) yanına oturtarak, kırk gün, kırk gece yiyip içtiler. Ulu toy yaptılar. Sonra Oğuz Han ülkesini altı oğlu arasında bölüştürdü ve rûhunu teslim etti.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Odysseia Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17511</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 06:12:54 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17511</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Odysseia Destanı</span></span><br />
<br />
Eski Yunan'da, şair Homeros'un yazdığı varsayılan iki büyük destandan biridir. Destana adını veren kahraman Odysseus'un bir başka adı da Ulysses'tir. Homeros'un öbür destanı bildiğimiz gibi İlyada'dır. Gerek İlyada, gerek Odysseia,Yunanlılar'la Truvalı'lar arasındaki savaş üstüne Yunanlıların anlattığı bir dizi efsaneden oluşur.<br />
<br />
Bu savaşta Yunan orduları Truva kentini on yıllık bir kuşatmadan sonra ele geçirerek yerle bir ettiler. Homeros İlyada'da, kuşatmanın onuncu yılında olup bitenleri anlatır oysa Odysseia'nın öyküsü daha sonra, uzun savaşın bitiminde tüm Yunanlı kahramanlar evlerine dönerken başlar. Bu türden birçok dönüş öyküsü yazıldıysa da Homeros, Odysseus'un aşılması güç engeller ve serüvenler dolu öyküsünü çok güzel bir şiir diliyle kaleme aldığı için Odysseia zamanımıza kadar gelebilmiştir.<br />
<br />
Odysseus'u, Yunanistan Yarımadası'nın batı kıyısı açıklarındaki İthake Adası'ndaki evinde karısı Penelope ile oğlu Telemakhos beklemektedir. O dönemde Anadolu'nun kuzeybatısındaki Truva kentinden küçük bir gemiyle yelken açıp kara görünceye kadar yol almak olsa olsa iki ya da üç hafta sürerdi. Ne var ki, bu yolculuk Odysseus'un on yılını aldı. Odysseia aslında onun evine dönmesini geciktiren olayların öyküsüdür. Homeros öyküyü, yolculuğun başlangıcında değil, sona oldukça yakın bir anda, su perisi Kalypso'nun Odysseus'u birkaç yıl alıkoyduğu ada da başlatır.<br />
<br />
Destan, tanrıların gökyüzündeki toplantılarında Odysseus'un artık Kalypso'nun yanından ayrılarak evine dönmesine karar vermeleriyle başlar. Eski Yunan efsanelerinde tanrılar hep insanların yaşantılarına karışır ve bazen pek de adaletli sayılmayacak kararlar verirlerdi. Tanrıların bazıları Odysseus'tan yanayken, bazıları da ondan nefret ediyor ve ona kötülük etmek istiyordu. Baş düşmanıysa deniz tanrısı Poseidon'du. Odysseus'un gemisinin sürekli olarak kazaya uğraması ve rotasını şaşırması hep bu yüzdendir. Tanrılar Odysseus'u eve dönmesine izin vermeyi kararlaştırdıkları zaman bile, Poseidon'un ona duyduğu öfke sürmektedir.<br />
<br />
Öte yandan, Odysseus'tan yana olan Savaş Tanrıçası Athena, Odysseus'un oğlu Telemakhos'a öğüt vermek için toplantıdan sonra doğru İthake'ye gider. Telemakhos ile Penelope birtakım sorunlarla yüz yüzedir. Odysseus'un evine yerleşen komşu ülkenin ileri gelenleri Penelope'ye artık kocası öldüğüne göre aralarından birini kendisine koca seçmesi için bakı yapmaktadır. Penelope, ancak Odysseus'un yaşlı babası için dokuduğu kefeni bitirdikten sonra karar vereceğini söyleyerek onları oyalar. Gündüzleri dokuduğu kumaşları geceleri sökerek zaman kazanmaya çalışır. Kılık değiştirip kendisini Odysseus'un eski bir arkadaşı olarak tanıtan Athena'nın gelişi Penelope'yi büyük ölçüde rahatlatır. Athena Telemakhos'a, babasını araması için yola çıkmasını salık verir. Athena'nın da onunla birlikte çıktığı bu yolculuk, Penelophe'nin kararını daha da geciktirmesini sağlar. Penelope ile evlenmek isteyenler çok öfkelenerek, döndüğü zaman Telemakhos'u öldürmeyi planlarlar.<br />
<br />
Yunanistan'ı baştan başa dolaşan Telemakhos, sonunda Truva Savaşı'nın çıkmasına neden olan Helen'in kocası Sparta Kralı Menelaos'tan Odysseus'un bir ada da Kalypso'nun yanında olduğunu öğrenir. Oysa tam bu sırada tanrılar Kalypso'nun Odysseus'u özgür bırakmasına karar vermişlerdir. Odysseus Kalypso'nun yardımıyla bir sal yapıp denize açılır, ama Poseidon'un nefreti bir kez daha felaketine neden olur. Deniz tanrısı, bir fırtınayla salı batırır. Odysseus boğulmaktan kurtulur ve yüzerek bir adaya çıkar. Adanın kralı olan Alkinoos'un kızı Nausikaa Odysseus'u bulur ve ona yardım eder. Bu arada ona gönlünü kaptıran ve orada kalması için yalvaran Nausikaa, Odysseus'u alıp babasının sarayına götürür. Odysseus, Kral Alkinoos'a ve bütün saraylara bu adaya ayak basıncaya kadar başından geçenleri anlatır.<br />
Odysseus'un Serüvenleri<br />
<br />
Odysseus, Truva Savaşı'ndan sonra İthake'ye dönmek için gemisine binip yola çıktığını, ama çok geçmeden sert bir fırtına yüzünden Lotophagoi (Lotus Yiyenler) ülkesine sürüklendiğini anlatır. Bazı denizciler orada Lotus'un meyvesini yedikleri için yolculuğun amacını unutur, arkadaşlarını bile tanımazlar. Odysseus onları zorla gemilere bindirip yeniden yola çıkarır. Derken dev soyundan, tepegöz yaratıklar olan Kikloplar'ın yaşadığı bir adaya çıkarlar. Orada, Polyphemos adlı dev Odysseus'un altı arkadaşını öldürerek yer, ama dev uyurken Odysseus bir sopayla onun gözünü kör ederek kaçmayı başarır.<br />
<br />
Polyphemos'un elinden canlarını kıl payı kurtardıktan sonra rüzgarlar tanrısının adasına varırlar; tanrı onlara, dönüş yolculuklarını engelleyebilecek bütün rüzgarların içinde hapis tutulduğu bir torba verir. On gün sonra tam İthake'ye yaklaşırken, meraklarını yenemeyen tayfalar Odysseus uykudayken, içinde ne olduğunu görmek için torbayı açınca, ne kadar rüzgar varsa dışarı çıkar ve korkunç bir fırtına kopar. Gemiler İthake'den çok uzaklara sürüklenir. Çok geçmeden de Laistrygon adlı dev yamyamların yaşadığı bir ülkeye varırlar. Yamyamların saldırısına uğrayan gemicilerden yalnızca Odysseus'un gemisindekiler canını kurtarabilir. Kalan bu tek gemideki denizciler, acı ve umutsuzluk içinde, tanrıça Kirke'nin yaşadığı adaya varırlar. Büyücü olan Kirke, sarayında düzenlediği şölene çağırdığı denizcilerin çoğunu domuza dönüştürür. Ne var ki, Odysseus Tanrı Hermes'in verdiği sihirli bir otun yardımıyla onların imdadına yetişir. Kirke de büyüyü bozmaya razı olur. Odysseus ile arkadaşları bir yıl Kirke'nin sarayında kalırlar. Ama sonunda İthake'ye dönme istekleri ağır basar ve yeniden denize açılırlar. Ancak önce İthake'ye değil, bilge kahin Teiresias'ın ruhuna akıl danışmak için ölüler ülkesine yola çıkarlar. Teriesias, Odysseus'u yolculuk sırasında karşısına çıkacak tehlikelere karşı uyarır, bunlarla başa çıkabilmesi için öğütler verir.<br />
<br />
Gerçekten de serüvenler birbirini kovalar, ama Odysseus hepsinden de sağ çıkmayı başarır. Şarkılarıyla erkekleri sarhoş edip ölüme sürükleyen güzel sesli Sirenler'in tehlikeli büyüsünden kurtulduktan sonra bir yanda canavar Skylla'nın, öte yanda Kharybdis anaforun bulunduğu boğazı da sağ salim geçer. Sicilya kıyılarına çıktıklarında Odysseus arkadaşlarını koyun ve sığır sürülerine dokunmamaları için uyarırsa da, onlar bu uyarıya kulak asmaz. Ne var ki, kesip yedikleri koyunlar gerçek ve Işık Tanrısı Apollon'un malıdır ve Apollon onları tam adadan ayrılırken korkunç bir fırtınayla cezalandırır. Gemi bir yıldırımla paramparça olur, tayfaların tümü boğulur. Tek başına kurutulan Odysseus dokuz gün denizle boğuştuktan sonra bu günkü Malta Adası olduğu sanılan, Kalypso'nun yaşadığı adada karaya çıkar.<br />
Eve Dönüş<br />
<br />
Bu acılı öyküden Kral Alkinoos öyle duygulanır ki, yurduna geri dönebilmesi için Odysseus'a hem bir gemi, hem de tayfa verir. Bu kez Odysseus sağ salim İthake'ye varır. Derin bir uykudayken dost denizciler onu yavaşça kumun üzerine yatırırlar. Uyanınca Athena ona Penelope ile evlenmekten isteyenlerden söz eder ve Telemakhos'u öldürmeyi planladıklarını anlatır. Tanınmasın diye Odysseus'u dilenci kılığına sokar ve ona yardım etmesi için gizlice Telemakhos'u getirir. Yalnızca Telemakhos ve sadık bir uşak Odysseus kim olduğunu bilmektedir. Odysseus ne yapacaklarını planlarken hep birlikte uşağın kulübesine sığınırlar. Penelope'yle evlenmek isteyenler, Odysseus'u dilenci sanarak kendi sarayında aşağılarlar.<br />
<br />
Penelope sonunda, her kim Odysseus'un büyük yayını germeyi başarırsa onunla evlenebileceğini söyler. Herkes dener, ama bu işi kolayca başaran hala dilenci kılığındaki Odysseus olur. Üzerindeki yırtık pırtık giysileri atınca kim olduğu ortaya çıkan Odysseus, Telemakhos'un yardımıyla, Penelope ile evlenmek isteyenleri birer birer öldürür. Penelope'nin bile tanımakta güçlük çektiği Odysseus'un çilesi son bulur, karısına ve evine kavuşur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Odysseia Destanı</span></span><br />
<br />
Eski Yunan'da, şair Homeros'un yazdığı varsayılan iki büyük destandan biridir. Destana adını veren kahraman Odysseus'un bir başka adı da Ulysses'tir. Homeros'un öbür destanı bildiğimiz gibi İlyada'dır. Gerek İlyada, gerek Odysseia,Yunanlılar'la Truvalı'lar arasındaki savaş üstüne Yunanlıların anlattığı bir dizi efsaneden oluşur.<br />
<br />
Bu savaşta Yunan orduları Truva kentini on yıllık bir kuşatmadan sonra ele geçirerek yerle bir ettiler. Homeros İlyada'da, kuşatmanın onuncu yılında olup bitenleri anlatır oysa Odysseia'nın öyküsü daha sonra, uzun savaşın bitiminde tüm Yunanlı kahramanlar evlerine dönerken başlar. Bu türden birçok dönüş öyküsü yazıldıysa da Homeros, Odysseus'un aşılması güç engeller ve serüvenler dolu öyküsünü çok güzel bir şiir diliyle kaleme aldığı için Odysseia zamanımıza kadar gelebilmiştir.<br />
<br />
Odysseus'u, Yunanistan Yarımadası'nın batı kıyısı açıklarındaki İthake Adası'ndaki evinde karısı Penelope ile oğlu Telemakhos beklemektedir. O dönemde Anadolu'nun kuzeybatısındaki Truva kentinden küçük bir gemiyle yelken açıp kara görünceye kadar yol almak olsa olsa iki ya da üç hafta sürerdi. Ne var ki, bu yolculuk Odysseus'un on yılını aldı. Odysseia aslında onun evine dönmesini geciktiren olayların öyküsüdür. Homeros öyküyü, yolculuğun başlangıcında değil, sona oldukça yakın bir anda, su perisi Kalypso'nun Odysseus'u birkaç yıl alıkoyduğu ada da başlatır.<br />
<br />
Destan, tanrıların gökyüzündeki toplantılarında Odysseus'un artık Kalypso'nun yanından ayrılarak evine dönmesine karar vermeleriyle başlar. Eski Yunan efsanelerinde tanrılar hep insanların yaşantılarına karışır ve bazen pek de adaletli sayılmayacak kararlar verirlerdi. Tanrıların bazıları Odysseus'tan yanayken, bazıları da ondan nefret ediyor ve ona kötülük etmek istiyordu. Baş düşmanıysa deniz tanrısı Poseidon'du. Odysseus'un gemisinin sürekli olarak kazaya uğraması ve rotasını şaşırması hep bu yüzdendir. Tanrılar Odysseus'u eve dönmesine izin vermeyi kararlaştırdıkları zaman bile, Poseidon'un ona duyduğu öfke sürmektedir.<br />
<br />
Öte yandan, Odysseus'tan yana olan Savaş Tanrıçası Athena, Odysseus'un oğlu Telemakhos'a öğüt vermek için toplantıdan sonra doğru İthake'ye gider. Telemakhos ile Penelope birtakım sorunlarla yüz yüzedir. Odysseus'un evine yerleşen komşu ülkenin ileri gelenleri Penelope'ye artık kocası öldüğüne göre aralarından birini kendisine koca seçmesi için bakı yapmaktadır. Penelope, ancak Odysseus'un yaşlı babası için dokuduğu kefeni bitirdikten sonra karar vereceğini söyleyerek onları oyalar. Gündüzleri dokuduğu kumaşları geceleri sökerek zaman kazanmaya çalışır. Kılık değiştirip kendisini Odysseus'un eski bir arkadaşı olarak tanıtan Athena'nın gelişi Penelope'yi büyük ölçüde rahatlatır. Athena Telemakhos'a, babasını araması için yola çıkmasını salık verir. Athena'nın da onunla birlikte çıktığı bu yolculuk, Penelophe'nin kararını daha da geciktirmesini sağlar. Penelope ile evlenmek isteyenler çok öfkelenerek, döndüğü zaman Telemakhos'u öldürmeyi planlarlar.<br />
<br />
Yunanistan'ı baştan başa dolaşan Telemakhos, sonunda Truva Savaşı'nın çıkmasına neden olan Helen'in kocası Sparta Kralı Menelaos'tan Odysseus'un bir ada da Kalypso'nun yanında olduğunu öğrenir. Oysa tam bu sırada tanrılar Kalypso'nun Odysseus'u özgür bırakmasına karar vermişlerdir. Odysseus Kalypso'nun yardımıyla bir sal yapıp denize açılır, ama Poseidon'un nefreti bir kez daha felaketine neden olur. Deniz tanrısı, bir fırtınayla salı batırır. Odysseus boğulmaktan kurtulur ve yüzerek bir adaya çıkar. Adanın kralı olan Alkinoos'un kızı Nausikaa Odysseus'u bulur ve ona yardım eder. Bu arada ona gönlünü kaptıran ve orada kalması için yalvaran Nausikaa, Odysseus'u alıp babasının sarayına götürür. Odysseus, Kral Alkinoos'a ve bütün saraylara bu adaya ayak basıncaya kadar başından geçenleri anlatır.<br />
Odysseus'un Serüvenleri<br />
<br />
Odysseus, Truva Savaşı'ndan sonra İthake'ye dönmek için gemisine binip yola çıktığını, ama çok geçmeden sert bir fırtına yüzünden Lotophagoi (Lotus Yiyenler) ülkesine sürüklendiğini anlatır. Bazı denizciler orada Lotus'un meyvesini yedikleri için yolculuğun amacını unutur, arkadaşlarını bile tanımazlar. Odysseus onları zorla gemilere bindirip yeniden yola çıkarır. Derken dev soyundan, tepegöz yaratıklar olan Kikloplar'ın yaşadığı bir adaya çıkarlar. Orada, Polyphemos adlı dev Odysseus'un altı arkadaşını öldürerek yer, ama dev uyurken Odysseus bir sopayla onun gözünü kör ederek kaçmayı başarır.<br />
<br />
Polyphemos'un elinden canlarını kıl payı kurtardıktan sonra rüzgarlar tanrısının adasına varırlar; tanrı onlara, dönüş yolculuklarını engelleyebilecek bütün rüzgarların içinde hapis tutulduğu bir torba verir. On gün sonra tam İthake'ye yaklaşırken, meraklarını yenemeyen tayfalar Odysseus uykudayken, içinde ne olduğunu görmek için torbayı açınca, ne kadar rüzgar varsa dışarı çıkar ve korkunç bir fırtına kopar. Gemiler İthake'den çok uzaklara sürüklenir. Çok geçmeden de Laistrygon adlı dev yamyamların yaşadığı bir ülkeye varırlar. Yamyamların saldırısına uğrayan gemicilerden yalnızca Odysseus'un gemisindekiler canını kurtarabilir. Kalan bu tek gemideki denizciler, acı ve umutsuzluk içinde, tanrıça Kirke'nin yaşadığı adaya varırlar. Büyücü olan Kirke, sarayında düzenlediği şölene çağırdığı denizcilerin çoğunu domuza dönüştürür. Ne var ki, Odysseus Tanrı Hermes'in verdiği sihirli bir otun yardımıyla onların imdadına yetişir. Kirke de büyüyü bozmaya razı olur. Odysseus ile arkadaşları bir yıl Kirke'nin sarayında kalırlar. Ama sonunda İthake'ye dönme istekleri ağır basar ve yeniden denize açılırlar. Ancak önce İthake'ye değil, bilge kahin Teiresias'ın ruhuna akıl danışmak için ölüler ülkesine yola çıkarlar. Teriesias, Odysseus'u yolculuk sırasında karşısına çıkacak tehlikelere karşı uyarır, bunlarla başa çıkabilmesi için öğütler verir.<br />
<br />
Gerçekten de serüvenler birbirini kovalar, ama Odysseus hepsinden de sağ çıkmayı başarır. Şarkılarıyla erkekleri sarhoş edip ölüme sürükleyen güzel sesli Sirenler'in tehlikeli büyüsünden kurtulduktan sonra bir yanda canavar Skylla'nın, öte yanda Kharybdis anaforun bulunduğu boğazı da sağ salim geçer. Sicilya kıyılarına çıktıklarında Odysseus arkadaşlarını koyun ve sığır sürülerine dokunmamaları için uyarırsa da, onlar bu uyarıya kulak asmaz. Ne var ki, kesip yedikleri koyunlar gerçek ve Işık Tanrısı Apollon'un malıdır ve Apollon onları tam adadan ayrılırken korkunç bir fırtınayla cezalandırır. Gemi bir yıldırımla paramparça olur, tayfaların tümü boğulur. Tek başına kurutulan Odysseus dokuz gün denizle boğuştuktan sonra bu günkü Malta Adası olduğu sanılan, Kalypso'nun yaşadığı adada karaya çıkar.<br />
Eve Dönüş<br />
<br />
Bu acılı öyküden Kral Alkinoos öyle duygulanır ki, yurduna geri dönebilmesi için Odysseus'a hem bir gemi, hem de tayfa verir. Bu kez Odysseus sağ salim İthake'ye varır. Derin bir uykudayken dost denizciler onu yavaşça kumun üzerine yatırırlar. Uyanınca Athena ona Penelope ile evlenmekten isteyenlerden söz eder ve Telemakhos'u öldürmeyi planladıklarını anlatır. Tanınmasın diye Odysseus'u dilenci kılığına sokar ve ona yardım etmesi için gizlice Telemakhos'u getirir. Yalnızca Telemakhos ve sadık bir uşak Odysseus kim olduğunu bilmektedir. Odysseus ne yapacaklarını planlarken hep birlikte uşağın kulübesine sığınırlar. Penelope'yle evlenmek isteyenler, Odysseus'u dilenci sanarak kendi sarayında aşağılarlar.<br />
<br />
Penelope sonunda, her kim Odysseus'un büyük yayını germeyi başarırsa onunla evlenebileceğini söyler. Herkes dener, ama bu işi kolayca başaran hala dilenci kılığındaki Odysseus olur. Üzerindeki yırtık pırtık giysileri atınca kim olduğu ortaya çıkan Odysseus, Telemakhos'un yardımıyla, Penelope ile evlenmek isteyenleri birer birer öldürür. Penelope'nin bile tanımakta güçlük çektiği Odysseus'un çilesi son bulur, karısına ve evine kavuşur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Manas Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17510</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 06:11:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17510</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manas Destanı</span></span><br />
<br />
Manas Destanı, Türk boylarından biri olan Kırgızların milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden ve en uzunu olan destan, adını, destandaki kahramanlar alır.<br />
<br />
Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff Manas Destanı'yla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan'ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869'da yaptı. Radloff'un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11.454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısının 16.000 mısra civarında olduğu belirtiliyor. Bununla olan maceraları destanca epeyce yer tutar.<br />
<br />
Destan, Radloff'a göre 12.452 mısra olup, savaş hengameleri sırasında aşk maceraları, eğlenceler, düğünler, Şamanizm'in etkisi altındaki inançlar, gelenekler, kahinlerin rolleri göze çarpar.<br />
<br />
Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın 11-12. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan Destanı'nın İslâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi İslâmiyet'i yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında İslâmiyet öncesi Türk kültür, inanç ve kabulle 600.000 beyit ile dünyanın en uzun destanıdır.<br />
<br />
Manas, Kırgız kahramanlarındandır. Manas'ın babası Cakıp Han'dır. Annesinin adı Çığrıcı'dır. Cakıp Han evlendikten on dört sene sonra Manas doğmuştur. Doğumu üzerine civardan gelen elçiler, onun bir kahraman olacağını hemen anlamışlardı.<br />
<br />
On yaşına gelince tam bir kahraman oldu. Düşmanlarının üzerine saldırarak perişan etti. Atlarına at erişemiyor, zırhına ok işlemiyordu.<br />
<br />
Cakıp Han, oğlunun atılganlıklarını, kahramanlıklarını görünce, onu korumak, onunla arkadaşlık etmek üzere, Bakay adında bir kişiyi onun yanına koymuştur.<br />
<br />
Manas'ın savaştığı düşmanları arasında en kuvvetlisi Gökçe rinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 400.000 mısra olan Manas destanı, Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliğindedir. [1]<br />
<br />
Bu muhteşem Türk Destanı'nın tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanı'nın 9. yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyıları'nda devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim insanları da vardır.<br />
<br />
Manas'ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız beyinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.<br />
<br />
Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanı'nda Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.<br />
<br />
Manas Destanı'nın bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.<br />
<br />
Manas Destanı'na ilk defa, Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus asıllı Franel rastlamıştır. Daha sonra Çokan Velihanof, 1856'da destanı dinlemiş; fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885'te yayınlamıştır.<br />
<br />
Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas'ın oğlu Semetay, Manas'ın torunu Seytek, Colay ve Töştük'ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş'çıdan derlendiği sanılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Destanın Bölümlerine Göre Özeti</span></span><br />
<br />
1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han, Alma Ata ırmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han'ın hiç çocuğu yoktur. Birgün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister, onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izniyle bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor, adına "Manas" der.<br />
<br />
Manas dile gelir, babasına: "Ben, İslâm yolunu açacağım, inanmayanların malını yağmalayacağım." deyince Çakıp Han, çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas'ın söylediklerini Ona nakleder, bu söz üzerine Baka: "Pek güzel söz" der: "Hemen atlanalım, Çin'e akın edelim, Pekin yolunu bozalım!" Dediği gibi yaptılar.<br />
<br />
Çakıp Han'ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı, Hân oldu. Kâşgar'dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Turfandaki Çinlileri sürdü, Aksu'ya attı.<br />
<br />
2) Kalmuk Han'ın oğlu Almambet'in Müslüman oluşu, Er Kökçe'ye sığınışı, Er Kökçe'den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:<br />
<br />
Yerin yer suyun su olduğu çağda. Altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han'ın oğlu Amambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi Müslüman beylerinden Er Kökçe'ye sığındı. Er Kökçe'nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu'ya, Almambet'e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey'in arası bozuldu.<br />
<br />
Almambet kalkıp Manas'ın Bey evine geldi.<br />
<br />
Manas da Almambet'i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas, Almambet'i çok sevdi.<br />
<br />
3) Manas ile Er Kökçe'nin savaşmasını anlatır:<br />
<br />
Manas'ın çerileri Er Kökçe'nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han, oğlu Manas'ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey'in, Manas'a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas'a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas'ı zehirler Manas ölür. Manas'ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas'ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas'ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas'ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.<br />
<br />
4) Kökütey Han'ın yas törenini anlatır:<br />
<br />
Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han'ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar, sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.<br />
<br />
5) Göz Kaman'ı anlatır:<br />
<br />
Çakıp Han'ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan'a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan'da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.<br />
<br />
Manas, hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas'ın annesi ile karısı da Göz Kaman'dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman'ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas'ı döverler.<br />
<br />
Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz'ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas'a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet'i gönderir. Almambet'in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır, dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas'ı, kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas'ı, karısı Kanıkey kurtarır. Mekke'den erenler gelir, Kanıkey'e yardım ederler. Manas iyi olur olmaz Mekke'ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar.<br />
<br />
6) Semetey'in doğumunu anlatır.<br />
<br />
Manas artık ihtiyarlamıştır.<br />
<br />
Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.<br />
<br />
Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.<br />
<br />
Ve Manas ölür.<br />
<br />
Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.<br />
<br />
Çakıp Han Kanıkey'e haber göndererek Manas'ın kırk yiğidinden biri olan Abeke'ye Onu beğenmezse Köbeş'e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey'in doğumu yakındır:<br />
<br />
— Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke'nin suratına ne de Köbeş'in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.<br />
<br />
Kanıkey'in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey'in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han'ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz. Sonunda Temir Hanın ülkesine varır, Bey Evine ulaşır.<br />
<br />
Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın, nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür, uzun uzun dualar eder; Temir Han'ın torununa Semetey adını verir.<br />
<br />
Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:<br />
<br />
—Baka'ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tenbih eder.<br />
<br />
Semetey, baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey'in, annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını sanarak korkar. Bu yüzden Semetey'i zehirlemeğe karar verir. Kararını uygulayacağı sırada durumu öğrenen Semetey hem Cakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş'i öldürür.<br />
<br />
7) Semetey'in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:<br />
<br />
Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta kalan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:<br />
<br />
— Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!<br />
<br />
Bu sözden sonra sefere çıkar.<br />
<br />
Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:<br />
<br />
— Bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışına ulaştı. Biz, bu Semetey'in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz, ihtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar hâlimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.<br />
<br />
Semetey'in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.<br />
<br />
Semetey, babasından kalma kırk yiğidin ardından yetişip onlara tatlı söz söyledi, alttan alıp yalvardı.<br />
<br />
Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.<br />
<br />
Bu arada, Acubey ile Almambet'in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir.<br />
<br />
Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.<br />
<br />
Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey'e hizmet etmeğe başlarlar. Birgün gelir, Semetey, Kançura ile Külçura'ya, Akın Han'm kızı Ay Çürek'i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han'ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar, Ay Çürek'i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek'in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey dîye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek'in kaçırılışını kendisine yediremez. O da karşılık olarak Semetey'in sürülerini yağmalar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey'e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.<br />
<br />
Ümetey'le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir düş görür. Düşünü karısı Ay Çürek'e anlatır. Ay Çürek düşü yorumlayıp:<br />
<br />
— Sen bu sefere çıkma, der. Çıkarsan başına bir felâket gelecek.<br />
<br />
Fakat Semetey inatçıdır. Boş sözlere kulak asacak türden değildir. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:<br />
<br />
— Düş dediğin şey saçmalıktır!., diye karşılık verdi.<br />
<br />
Böyle demesine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babasının ruhuna en iyi kısraklarından birini kurban eder. Arkasından Er Kıyas'ın ülkesine akın başlar.<br />
<br />
Akının en kızışmış zamanında Almambet'in oğlu Kançura, Semetey'e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas'a götürür. Semetey'e ihanet etmeyen Külçura'yı da köle olarak kullanırlar.<br />
<br />
Bu sırada Ay Çürek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas, çocuğu yaşatmak istemez. Öldürtmeğe çalışır. Oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası korkutur:<br />
<br />
— Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın Han'a şikâyet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım, der.<br />
<br />
Er Kıyas korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlât edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir, Ay Çürek'in oğluna Seytek adını verir.<br />
<br />
Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura'yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet'in oğlu Kançura, Seytek'in baba yurduna Bey olmuştur. Üstelik Seytek'in babaannesi Kanıkey'e koyun güttürüp çobanlık yaptırmış, işkence etmiştir.<br />
<br />
Durumu görüp öğrenen Külçura, Kançura'yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise Taşkent'ten Talasa kadar yayılan geniş ülkeleri yönetimi altına alıp oraların Hanı olur. [2]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlgili Kaynak ve Kitaplar</span></span><br />
<br />
[1] Manas. Translated by Walter May. Rarity, Bişkek, 2004. ISBN 9967-424-17-6<br />
[2] Levin, Theodore. Where the Rivers and Mountains Sing. The Spirit of Manas. Bloomington: Indiana University Press, 2006<br />
[3] Manas 1000. Theses of the international scientific symposium devoted to the 'Manas' epos Millenial Anniversary. Bishkek, 1995.<br />
[4] S. Mussajew. The Epos Manas. Bishkek, 1994<br />
[5] Traditions of Heroic and Epic Poetry (2 vols.), under the general editorship of A.T.Hatto, The Modern Humanities Research Association, London, 1980.<br />
[6] The Memorial Feast for Kokotoy-Khan, A.T. Hatto, 1977, Oxford University Press<br />
[7] The Manas of Wilhelm Radloff, A.T. Hatto, 1990, Otto Harrassowitz<br />
<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manas Destanı</span></span><br />
<br />
Manas Destanı, Türk boylarından biri olan Kırgızların milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden ve en uzunu olan destan, adını, destandaki kahramanlar alır.<br />
<br />
Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff Manas Destanı'yla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan'ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869'da yaptı. Radloff'un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11.454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısının 16.000 mısra civarında olduğu belirtiliyor. Bununla olan maceraları destanca epeyce yer tutar.<br />
<br />
Destan, Radloff'a göre 12.452 mısra olup, savaş hengameleri sırasında aşk maceraları, eğlenceler, düğünler, Şamanizm'in etkisi altındaki inançlar, gelenekler, kahinlerin rolleri göze çarpar.<br />
<br />
Kırgız Türkleri arasında doğan Manas destanı Kazak-Kırgız Türk kültür dâiresi içinde bugün de bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bu destanın 11-12. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas da, Oğuz Kağan Destanı'nın İslâmî rivayetindeki ve Satuk Buğra Han gibi İslâmiyet'i yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında İslâmiyet öncesi Türk kültür, inanç ve kabulle 600.000 beyit ile dünyanın en uzun destanıdır.<br />
<br />
Manas, Kırgız kahramanlarındandır. Manas'ın babası Cakıp Han'dır. Annesinin adı Çığrıcı'dır. Cakıp Han evlendikten on dört sene sonra Manas doğmuştur. Doğumu üzerine civardan gelen elçiler, onun bir kahraman olacağını hemen anlamışlardı.<br />
<br />
On yaşına gelince tam bir kahraman oldu. Düşmanlarının üzerine saldırarak perişan etti. Atlarına at erişemiyor, zırhına ok işlemiyordu.<br />
<br />
Cakıp Han, oğlunun atılganlıklarını, kahramanlıklarını görünce, onu korumak, onunla arkadaşlık etmek üzere, Bakay adında bir kişiyi onun yanına koymuştur.<br />
<br />
Manas'ın savaştığı düşmanları arasında en kuvvetlisi Gökçe rinin tamamını görmek mümkündür. Bazı varyantları 400.000 mısra olan Manas destanı, Türk-Bozkır medeniyetinin Kazak -Kırgız dâiresinin kültür belgeseli niteliğindedir. [1]<br />
<br />
Bu muhteşem Türk Destanı'nın tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanı'nın 9. yüzyılda, Kırgızların Yenisey Kıyıları'nda devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim insanları da vardır.<br />
<br />
Manas'ın, tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin, belki de bir Kırgız beyinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.<br />
<br />
Manas Destanı, Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanı'nda Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini, törelerini, inanışlarını, görüşlerini, başka milletlerle olan ilişkilerini, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.<br />
<br />
Manas Destanı'nın bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.<br />
<br />
Manas Destanı'na ilk defa, Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus asıllı Franel rastlamıştır. Daha sonra Çokan Velihanof, 1856'da destanı dinlemiş; fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885'te yayınlamıştır.<br />
<br />
Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas'ın oğlu Semetay, Manas'ın torunu Seytek, Colay ve Töştük'ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş'çıdan derlendiği sanılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Destanın Bölümlerine Göre Özeti</span></span><br />
<br />
1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han, Alma Ata ırmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han'ın hiç çocuğu yoktur. Birgün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister, onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izniyle bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor, adına "Manas" der.<br />
<br />
Manas dile gelir, babasına: "Ben, İslâm yolunu açacağım, inanmayanların malını yağmalayacağım." deyince Çakıp Han, çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas'ın söylediklerini Ona nakleder, bu söz üzerine Baka: "Pek güzel söz" der: "Hemen atlanalım, Çin'e akın edelim, Pekin yolunu bozalım!" Dediği gibi yaptılar.<br />
<br />
Çakıp Han'ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı, Hân oldu. Kâşgar'dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Turfandaki Çinlileri sürdü, Aksu'ya attı.<br />
<br />
2) Kalmuk Han'ın oğlu Almambet'in Müslüman oluşu, Er Kökçe'ye sığınışı, Er Kökçe'den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:<br />
<br />
Yerin yer suyun su olduğu çağda. Altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han'ın oğlu Amambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi Müslüman beylerinden Er Kökçe'ye sığındı. Er Kökçe'nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu'ya, Almambet'e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey'in arası bozuldu.<br />
<br />
Almambet kalkıp Manas'ın Bey evine geldi.<br />
<br />
Manas da Almambet'i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas, Almambet'i çok sevdi.<br />
<br />
3) Manas ile Er Kökçe'nin savaşmasını anlatır:<br />
<br />
Manas'ın çerileri Er Kökçe'nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han, oğlu Manas'ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey'in, Manas'a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas'a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas'ı zehirler Manas ölür. Manas'ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas'ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas'ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas'ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.<br />
<br />
4) Kökütey Han'ın yas törenini anlatır:<br />
<br />
Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han'ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar, sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.<br />
<br />
5) Göz Kaman'ı anlatır:<br />
<br />
Çakıp Han'ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan'a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan'da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.<br />
<br />
Manas, hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas'ın annesi ile karısı da Göz Kaman'dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman'ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas'ı döverler.<br />
<br />
Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz'ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas'a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet'i gönderir. Almambet'in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır, dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas'ı, kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas'ı, karısı Kanıkey kurtarır. Mekke'den erenler gelir, Kanıkey'e yardım ederler. Manas iyi olur olmaz Mekke'ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar.<br />
<br />
6) Semetey'in doğumunu anlatır.<br />
<br />
Manas artık ihtiyarlamıştır.<br />
<br />
Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.<br />
<br />
Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.<br />
<br />
Ve Manas ölür.<br />
<br />
Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.<br />
<br />
Çakıp Han Kanıkey'e haber göndererek Manas'ın kırk yiğidinden biri olan Abeke'ye Onu beğenmezse Köbeş'e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey'in doğumu yakındır:<br />
<br />
— Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke'nin suratına ne de Köbeş'in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.<br />
<br />
Kanıkey'in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey'in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han'ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz. Sonunda Temir Hanın ülkesine varır, Bey Evine ulaşır.<br />
<br />
Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın, nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür, uzun uzun dualar eder; Temir Han'ın torununa Semetey adını verir.<br />
<br />
Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:<br />
<br />
—Baka'ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tenbih eder.<br />
<br />
Semetey, baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey'in, annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını sanarak korkar. Bu yüzden Semetey'i zehirlemeğe karar verir. Kararını uygulayacağı sırada durumu öğrenen Semetey hem Cakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş'i öldürür.<br />
<br />
7) Semetey'in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:<br />
<br />
Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta kalan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:<br />
<br />
— Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!<br />
<br />
Bu sözden sonra sefere çıkar.<br />
<br />
Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:<br />
<br />
— Bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışına ulaştı. Biz, bu Semetey'in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz, ihtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar hâlimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.<br />
<br />
Semetey'in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.<br />
<br />
Semetey, babasından kalma kırk yiğidin ardından yetişip onlara tatlı söz söyledi, alttan alıp yalvardı.<br />
<br />
Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.<br />
<br />
Bu arada, Acubey ile Almambet'in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir.<br />
<br />
Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.<br />
<br />
Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey'e hizmet etmeğe başlarlar. Birgün gelir, Semetey, Kançura ile Külçura'ya, Akın Han'm kızı Ay Çürek'i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han'ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar, Ay Çürek'i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek'in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey dîye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek'in kaçırılışını kendisine yediremez. O da karşılık olarak Semetey'in sürülerini yağmalar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey'e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.<br />
<br />
Ümetey'le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir düş görür. Düşünü karısı Ay Çürek'e anlatır. Ay Çürek düşü yorumlayıp:<br />
<br />
— Sen bu sefere çıkma, der. Çıkarsan başına bir felâket gelecek.<br />
<br />
Fakat Semetey inatçıdır. Boş sözlere kulak asacak türden değildir. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:<br />
<br />
— Düş dediğin şey saçmalıktır!., diye karşılık verdi.<br />
<br />
Böyle demesine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babasının ruhuna en iyi kısraklarından birini kurban eder. Arkasından Er Kıyas'ın ülkesine akın başlar.<br />
<br />
Akının en kızışmış zamanında Almambet'in oğlu Kançura, Semetey'e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas'a götürür. Semetey'e ihanet etmeyen Külçura'yı da köle olarak kullanırlar.<br />
<br />
Bu sırada Ay Çürek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas, çocuğu yaşatmak istemez. Öldürtmeğe çalışır. Oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası korkutur:<br />
<br />
— Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın Han'a şikâyet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım, der.<br />
<br />
Er Kıyas korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlât edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir, Ay Çürek'in oğluna Seytek adını verir.<br />
<br />
Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura'yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet'in oğlu Kançura, Seytek'in baba yurduna Bey olmuştur. Üstelik Seytek'in babaannesi Kanıkey'e koyun güttürüp çobanlık yaptırmış, işkence etmiştir.<br />
<br />
Durumu görüp öğrenen Külçura, Kançura'yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise Taşkent'ten Talasa kadar yayılan geniş ülkeleri yönetimi altına alıp oraların Hanı olur. [2]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlgili Kaynak ve Kitaplar</span></span><br />
<br />
[1] Manas. Translated by Walter May. Rarity, Bişkek, 2004. ISBN 9967-424-17-6<br />
[2] Levin, Theodore. Where the Rivers and Mountains Sing. The Spirit of Manas. Bloomington: Indiana University Press, 2006<br />
[3] Manas 1000. Theses of the international scientific symposium devoted to the 'Manas' epos Millenial Anniversary. Bishkek, 1995.<br />
[4] S. Mussajew. The Epos Manas. Bishkek, 1994<br />
[5] Traditions of Heroic and Epic Poetry (2 vols.), under the general editorship of A.T.Hatto, The Modern Humanities Research Association, London, 1980.<br />
[6] The Memorial Feast for Kokotoy-Khan, A.T. Hatto, 1977, Oxford University Press<br />
[7] The Manas of Wilhelm Radloff, A.T. Hatto, 1990, Otto Harrassowitz<br />
<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mahabharata Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17509</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 06:10:15 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17509</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mahabharata Destanı</span></span><br />
<br />
"Bugünümüz, dünün düşünceleridir. Şimdiki düşüncelerimiz, yarınımızı inşa edecektir. Yaşamımızı düşüncelerimiz yaratır." (Dhammapada)<br />
<br />
"Mahabharata, çok büyük ve karmaşıktır; fakat 18 yüzyıl öncesini çok net olarak açıklamaktadır." (Reader's Digest, "Mysteries of the Unexplained")<br />
<br />
"Bu öyküyü kuru bir çubuğa anlatsaydın, yapraklanır ve köklenirdi." (Henry Michaux)<br />
<br />
Hindistan'ın ulusal destanı Mahabharata (महाभारतम्), aslında bir şiirdir ama çok büyük ve karmaşık bir şiir külliyatı olarak düşünülebilir. Sözcük sayısı "Mesnevi'den çok daha ötededir; ama büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından yazılmamıştır.<br />
<br />
Sanskritçe yazılmış olan Mahabharata, şimdiye kadar yazılan en uzun şiirdir. "Stanza" denen 100.000 kıtadan oluşur; yani İncil'in 16 misli, Ansiklopedi Britannica'nın tamamı kadardır. Bazılarına göre M.Ö. 3-5. yüzyıl aralarında yazılmıştır, bazılarına göre M.S. 4. yüzyılda derlenmiş, bazılarına göre ise çok daha eskilerde 19-20.000 yıl önce yazılmıştır.<br />
<br />
Hintlilere göre, Mahabharata'da olmayan bir şey, hiçbir yerde yoktur. Batı dünyası, bu inanılmaz dev destanı ancak, 18. yüzyıldan sonra tanımıştır; o da destanın sadece küçük bir bölümü olan 1785'te Londra'da Charles Wilkins çevirisiyle yayınlanan "Bhagavad-Gita'dır. (Not: Bhagavad-Gita'nın tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.)<br />
<br />
19. yüzyılda doğubilimci Hippolyte Fauche, 200 kişilik bir ekiple tüm destanı Fransızca'ya çevirmeye başladı; fakat ömrü vefa etmedi. Sonuçta eksiksiz İngilizce çeviri, ancak 20. yüzyılın başında yine Hintliler tarafından Bombay'da gerçekleştirildi.<br />
<br />
Günümüzdeki en ilginç ve inanılmaz Mahabharata olayı; Jean Claude Carriere, Marie H. Estienne, Peter Brook ve arkadaşlarının 16 yıl çabaladıktan sonra 1985'te ilk kez Avignon'da sahneye koydukları "Mahabharata" adlı oyundur. Oyun, 9 saat sürüyor, bazen üç gecede, bazen bütün bir gün ya da bütün bir gecede oynanıp bitiriliyor, 16 ulusa mensup 25 oyuncu sahneye çıkıyordu. Carrier, üç yıl süren sahnelemenin sonucunda, farklı bir etkinin oluştuğunu vurguluyordu;<br />
<br />
"...bu etki dünyanın üzerine çöken bir tehdit miydi? Yoksa doğru eylemin gerçek anlamının inatçı araştırması mıydı? Alın yazısıyla oynanan ince ve kimi zaman acımasız bir oyun mu?..." (Can Yayınları/Mahabharata-1991)<br />
<br />
Aynı ekip, yorulmaksızın çalışarak, inanılmaz bir performans sonucunda oyunu, bir film ve bir de TV dizisi haline getirmeyi başardı. Ama biz Türkiye'de bunları göremedik; aklıevvel film ithalatçılarımızla, TV yöneticilerimiz hayatlarında duymadıkları evrensel bir kültürü elbette ki algılayamadılar. Onların düzeyini "Yalan Rüzgarı" ile "Şaban" belirlemekte; yani bilinçsiz servetle, bilinçli cehaletin buluştuğu nokta.<br />
Mahabbarata Destanı'nın Özeti<br />
<br />
Destan, iki prensten büyüğü olan Dhrtarashtra’nın kör olması nedeniyle, babası öldüğünde krallığın kardeşi Pandu’ya geçmesiyle başlar. Pandu daha sonra çileci keşiş olmak için krallıktan vazgeçince taht Dhrtarashtra’ya kalır. Pandu’nun oğullan olan Pandava kardeşler (Yudhishthira, Bhima, Arcuna, Nakula ve Sahadeva) kuzenleri Kauravalarla (Kuru’nun torunları; bu ad her iki aileye birden aittir, ama ayırt edebilmek amacıyla Dhrtarashtra’nm oğullan için kullanılmıştır) birlikte sarayda büyürler, ama Kauravalarla aralannda doğan düşmanlık ve kıskançlık yüzünden babalan ölünce krallıktan ayrılmak zorunda kalırlar. Sürgündeyken beş kardeş Draupadi ile ortaklaşa evlenir ve hep dost kalacakları kuzenleri Krişna’yla karşılaşırlar. Daha sonra geri dönerek bölünmüş krallıkta refah içinde birkaç yıl geçirirler, ama büyük kardeş Yudhishthira’nın Kauravaların en büyüğü Duryodhana’ya bir zar oyununda yenilmesi üzerine 12 yıl daha ormanda yaşamak zorunda kalırlar. İki aile arasındaki kavga Kunıkshetra (bugün Haryana eyaleti içinde, Delhi’nin kuzeyinde) bölgesindeki bir dizi savaşla sürer. Bütün Kauravalar yok edilir; galip gelen Pandavaların tarafında ise yalnızca beş kardeşle Krişna hayatta kalır. Bir avcının Krişna’yı geyik sanarak yanlışlıkla vurmasından sonra beş kardeş. Draupadi ve kendilerine katılan bir köpekle (kılık değiştirmiş Adalet Tannsı Dharma) birlikte İndra’nın Cenneti’ne doğru yola çıkarlar. Yolda birer birer ölürler, yalnızca Yudhishthira Cennet’in kapışma varır. İnançlarının ve bağlılığının sınandığı bir olaydan sonra Yudhishthira ebedi mutluluğu yaşamak üzere kardeşleri ve Draupadi’yle bir araya gelir.<br />
<br />
İki aile arasındaki mücadele yapıtın beşte birinden biraz fazlasını kapsar ve Bharata adıyla ayn bir şiir olarak da kabul edilir. Nala ile Damayanti’nin aşklan, kendini ölen kocasına adayarak Ölüm Tanrısı Yama’yı kocasını diriltmeye ikna eden Savitri’nin efsanesi, hac yerlerinin betimlemesi, birçok mitolojik ve efsanevi öykü de Bharata’taki olaylarla iç içe anlatılır.<br />
<br />
Mahabharata öncelikle bir dharma (davranış kuralları) metnidir: Bir kralın, bir savaşçının, felaket döneminde yaşayan bir kişinin ya da ruhgöçünden kurtulmaya (mokshadharma) çalışan birinin uyması gereken davranış kurallarım içerir. Destan, Veda kurban törenlerinden Hinduizmin mezhepçi, içedönük tapınmasına geçiş döneminde biçimlenmiştir. Bu yüzden şiirin değişik bölümleri, farklı ve bazen birbiriyle çelişen inanışları yansıtır. Narayarıiya (XIII. Kitap’ın bir bölümü), Bhagavadgita (VI. Kitap), Anugita (XIV. Kitap) ve sonradan eklenen Harivamşa, Vişnucu düşüncenin erken dönemine ilişkin önemli kaynaklardır. Burada Krişna Tanrı Vişnu ile özdeşleştirilmiş, ayrıca öteki avatar’lar (Tanrıların bedene bürünmesi) da betimlenmiştir.<br />
<br />
Mahabharata öyküsü, Güney ve Güneydoğu Asya’daki yerel dillerde yazılı ve sözlü olarak birçok kez yeniden işlenmiş ve her zaman halkın büyük ilgisini toplamıştır. Öyküde anlatılan çeşitli olaylar Kamboçya’daki, özellikle de Angkor Wat ve Angkor Thom’daki kabartmalarda, ayrıca Hint minyatür ressamlarınca betimlenmiştir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mahabharata Destanı</span></span><br />
<br />
"Bugünümüz, dünün düşünceleridir. Şimdiki düşüncelerimiz, yarınımızı inşa edecektir. Yaşamımızı düşüncelerimiz yaratır." (Dhammapada)<br />
<br />
"Mahabharata, çok büyük ve karmaşıktır; fakat 18 yüzyıl öncesini çok net olarak açıklamaktadır." (Reader's Digest, "Mysteries of the Unexplained")<br />
<br />
"Bu öyküyü kuru bir çubuğa anlatsaydın, yapraklanır ve köklenirdi." (Henry Michaux)<br />
<br />
Hindistan'ın ulusal destanı Mahabharata (महाभारतम्), aslında bir şiirdir ama çok büyük ve karmaşık bir şiir külliyatı olarak düşünülebilir. Sözcük sayısı "Mesnevi'den çok daha ötededir; ama büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından yazılmamıştır.<br />
<br />
Sanskritçe yazılmış olan Mahabharata, şimdiye kadar yazılan en uzun şiirdir. "Stanza" denen 100.000 kıtadan oluşur; yani İncil'in 16 misli, Ansiklopedi Britannica'nın tamamı kadardır. Bazılarına göre M.Ö. 3-5. yüzyıl aralarında yazılmıştır, bazılarına göre M.S. 4. yüzyılda derlenmiş, bazılarına göre ise çok daha eskilerde 19-20.000 yıl önce yazılmıştır.<br />
<br />
Hintlilere göre, Mahabharata'da olmayan bir şey, hiçbir yerde yoktur. Batı dünyası, bu inanılmaz dev destanı ancak, 18. yüzyıldan sonra tanımıştır; o da destanın sadece küçük bir bölümü olan 1785'te Londra'da Charles Wilkins çevirisiyle yayınlanan "Bhagavad-Gita'dır. (Not: Bhagavad-Gita'nın tamamını websitemizde okuyabilirsiniz.)<br />
<br />
19. yüzyılda doğubilimci Hippolyte Fauche, 200 kişilik bir ekiple tüm destanı Fransızca'ya çevirmeye başladı; fakat ömrü vefa etmedi. Sonuçta eksiksiz İngilizce çeviri, ancak 20. yüzyılın başında yine Hintliler tarafından Bombay'da gerçekleştirildi.<br />
<br />
Günümüzdeki en ilginç ve inanılmaz Mahabharata olayı; Jean Claude Carriere, Marie H. Estienne, Peter Brook ve arkadaşlarının 16 yıl çabaladıktan sonra 1985'te ilk kez Avignon'da sahneye koydukları "Mahabharata" adlı oyundur. Oyun, 9 saat sürüyor, bazen üç gecede, bazen bütün bir gün ya da bütün bir gecede oynanıp bitiriliyor, 16 ulusa mensup 25 oyuncu sahneye çıkıyordu. Carrier, üç yıl süren sahnelemenin sonucunda, farklı bir etkinin oluştuğunu vurguluyordu;<br />
<br />
"...bu etki dünyanın üzerine çöken bir tehdit miydi? Yoksa doğru eylemin gerçek anlamının inatçı araştırması mıydı? Alın yazısıyla oynanan ince ve kimi zaman acımasız bir oyun mu?..." (Can Yayınları/Mahabharata-1991)<br />
<br />
Aynı ekip, yorulmaksızın çalışarak, inanılmaz bir performans sonucunda oyunu, bir film ve bir de TV dizisi haline getirmeyi başardı. Ama biz Türkiye'de bunları göremedik; aklıevvel film ithalatçılarımızla, TV yöneticilerimiz hayatlarında duymadıkları evrensel bir kültürü elbette ki algılayamadılar. Onların düzeyini "Yalan Rüzgarı" ile "Şaban" belirlemekte; yani bilinçsiz servetle, bilinçli cehaletin buluştuğu nokta.<br />
Mahabbarata Destanı'nın Özeti<br />
<br />
Destan, iki prensten büyüğü olan Dhrtarashtra’nın kör olması nedeniyle, babası öldüğünde krallığın kardeşi Pandu’ya geçmesiyle başlar. Pandu daha sonra çileci keşiş olmak için krallıktan vazgeçince taht Dhrtarashtra’ya kalır. Pandu’nun oğullan olan Pandava kardeşler (Yudhishthira, Bhima, Arcuna, Nakula ve Sahadeva) kuzenleri Kauravalarla (Kuru’nun torunları; bu ad her iki aileye birden aittir, ama ayırt edebilmek amacıyla Dhrtarashtra’nm oğullan için kullanılmıştır) birlikte sarayda büyürler, ama Kauravalarla aralannda doğan düşmanlık ve kıskançlık yüzünden babalan ölünce krallıktan ayrılmak zorunda kalırlar. Sürgündeyken beş kardeş Draupadi ile ortaklaşa evlenir ve hep dost kalacakları kuzenleri Krişna’yla karşılaşırlar. Daha sonra geri dönerek bölünmüş krallıkta refah içinde birkaç yıl geçirirler, ama büyük kardeş Yudhishthira’nın Kauravaların en büyüğü Duryodhana’ya bir zar oyununda yenilmesi üzerine 12 yıl daha ormanda yaşamak zorunda kalırlar. İki aile arasındaki kavga Kunıkshetra (bugün Haryana eyaleti içinde, Delhi’nin kuzeyinde) bölgesindeki bir dizi savaşla sürer. Bütün Kauravalar yok edilir; galip gelen Pandavaların tarafında ise yalnızca beş kardeşle Krişna hayatta kalır. Bir avcının Krişna’yı geyik sanarak yanlışlıkla vurmasından sonra beş kardeş. Draupadi ve kendilerine katılan bir köpekle (kılık değiştirmiş Adalet Tannsı Dharma) birlikte İndra’nın Cenneti’ne doğru yola çıkarlar. Yolda birer birer ölürler, yalnızca Yudhishthira Cennet’in kapışma varır. İnançlarının ve bağlılığının sınandığı bir olaydan sonra Yudhishthira ebedi mutluluğu yaşamak üzere kardeşleri ve Draupadi’yle bir araya gelir.<br />
<br />
İki aile arasındaki mücadele yapıtın beşte birinden biraz fazlasını kapsar ve Bharata adıyla ayn bir şiir olarak da kabul edilir. Nala ile Damayanti’nin aşklan, kendini ölen kocasına adayarak Ölüm Tanrısı Yama’yı kocasını diriltmeye ikna eden Savitri’nin efsanesi, hac yerlerinin betimlemesi, birçok mitolojik ve efsanevi öykü de Bharata’taki olaylarla iç içe anlatılır.<br />
<br />
Mahabharata öncelikle bir dharma (davranış kuralları) metnidir: Bir kralın, bir savaşçının, felaket döneminde yaşayan bir kişinin ya da ruhgöçünden kurtulmaya (mokshadharma) çalışan birinin uyması gereken davranış kurallarım içerir. Destan, Veda kurban törenlerinden Hinduizmin mezhepçi, içedönük tapınmasına geçiş döneminde biçimlenmiştir. Bu yüzden şiirin değişik bölümleri, farklı ve bazen birbiriyle çelişen inanışları yansıtır. Narayarıiya (XIII. Kitap’ın bir bölümü), Bhagavadgita (VI. Kitap), Anugita (XIV. Kitap) ve sonradan eklenen Harivamşa, Vişnucu düşüncenin erken dönemine ilişkin önemli kaynaklardır. Burada Krişna Tanrı Vişnu ile özdeşleştirilmiş, ayrıca öteki avatar’lar (Tanrıların bedene bürünmesi) da betimlenmiştir.<br />
<br />
Mahabharata öyküsü, Güney ve Güneydoğu Asya’daki yerel dillerde yazılı ve sözlü olarak birçok kez yeniden işlenmiş ve her zaman halkın büyük ilgisini toplamıştır. Öyküde anlatılan çeşitli olaylar Kamboçya’daki, özellikle de Angkor Wat ve Angkor Thom’daki kabartmalarda, ayrıca Hint minyatür ressamlarınca betimlenmiştir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Köroğlu Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17508</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 06:09:02 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17508</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köroğlu Destanı</span></span><br />
<br />
Köroğlu Destanı, Türk, Altay, Anadolu ve Azeri efsanelerinde ve halk öykülerinde yer alan söylencesel kahramanın öyküsünün anlatıldığı doğal bir destandır.<br />
<br />
Destanın içeriği<br />
<br />
Başkahramanı, destana da adını veren Köroğlu'dur. Koroğlu veya Goroğlu olarak da söylenir. Köroğlu, Tüm Türk Dünyasının ortak motiflerinden biridir. Annesi Cembil Hatun ışıktan hamile kalır[1] ve diri diri gömülerek öldürülür. Köroğlu mezarda doğar, ölmüş anasını emerek büyür.[2] Ahmet Yesevi’nin toprak altına mezar kazıp orada yaşayarak çile çekmesi bu anlayışı çağrıştırmaktadır. Değişik ülkelerde uyarlanarak farklı versiyonları anlatılır. Körlük kavramı yalnız görmemeyi değil, görülmemeyi de içerir. Sevgilisinin ardından öbür dünyaya yolculuk yapar. Kahramanlar korunmak için görünmez olurlar. Hızır zaman zaman kör olarak betimlenir çünkü onun göze ihtiyacı yoktur. Körlük bilgeliği simgeler. Değişik yörelerde bazen farklı isimlerle anılan babası Alı Koca (İslamdan sonra Ali), körlük tanrısı Alığ Han’ın rasyonel (gerçekçi) bir versiyonudur.[3] Köroğlunun ismi de Ali’dir. Kor kelimesi ışık demek olduğu gibi yer altı, dağ, toprak gibi anlamları da vardır. Bütün bunlar bir arada değerlendirildiğinde Köroğlu ismi üç farklı manayı ifade eder.<br />
<br />
    Gözleri kör olan (gözelere ihtiyacı olmayan) kişinin oğlu.<br />
    Toprağın, dağın (mecazen mezarın yani ölümün) oğlu.<br />
    Korun yani ateşin (kutsal gücün, gökten gelen tanrısal güç) oğlu.<br />
<br />
Köroğlu kendisini defalarca kurda benzetir. Anadolu'da 16. yüzyılda yaşayan ve bu destan kahramanının adını alarak onunla özdeşleşen Köroğlu adlı halk ozanının şiirleri de kendisiyle bütünleşmiştir. Böylece Köroğlu ozanlık yeteneği ile de bütünleşmiştir.<br />
<br />
Köroğlu Destanı, kahramanı Ruşen Ali'nin ve babası Koca (Seyis) Yusuf'un Bolu Beyi ile olan mücadelelerini ele alır. Kahramanı 16 yüzyılda yaşamış halk ozanı Köroğlu'dur (Ruşen Ali). Bu destan Yaşar Kemal'in Üç Anadolu Efsanesi yapıtında yazına kazandırılmıştır. <br />
<br />
<br />
Hey hey efeler hey.<br />
Benden selam olsun Bolu Beyine<br />
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır<br />
At kişnemesinden gargı sesinden<br />
Dağlar seda verip seslenmelidir.<br />
<br />
Hey hey yine de hey.<br />
Düşman geldi tabur tabur dizildi<br />
Alnımıza kara yazı yazıldı<br />
Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu<br />
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.<br />
<br />
Hey hey efeler hey<br />
Köroğlu düşer mi yine şanından<br />
Çıkarır çoğunu er meydanından<br />
Kırat köpüğünden, düşman kanından<br />
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır<br />
<br />
Köroğlu<br />
<br />
Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf'a: "Çok hünerli ve değerli bir at bul." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali'ye verdiği talimatlarla tayları büyütür.<br />
<br />
Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu, Çamlıbel'e yerleşir, çevresine yiğitler toplar ve babasının intikamını alır.<br />
<br />
Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tespit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve değer taşırlar. Birgün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim.<br />
Memorat #2<br />
<br />
Bolu Beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde yaşayan aygırlardan olan taylar çok makbüldür, iyi cins at olur.<br />
<br />
Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şimdilik bir gösterişi yoktur. Hatta çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler.<br />
<br />
Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgar gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Ruşen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir baba yiğittir.<br />
<br />
Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona yapacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.<br />
Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür.<br />
<br />
Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni soyar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel'den geçen kervanlardan baç alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır.<br />
<br />
Birgün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlat edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı kaçırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu basar, yakar, yıkar. Bolu beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu beyi de Köroğlu'na karşı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu başka bir seferde Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.<br />
<br />
Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyleyerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır At da sır olmuştur. O Kır At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir.<br />
<br />
Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tüfeği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz, denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur ve yaralanarak ölür. Son beyleri de dağılırlar.<br />
<br />
Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikayesi sona erer.<br />
<br />
<br />
Köroğlu destanın ana kahramanı Ruşen Ali’dir. Ruşen Ali 16. YY’da yaşayan bir halk ozanı olan Köroğlu’dur. Ruşen Ali ve babası Koca Yusuf ile birlikte Bolu Beyi arasında geçen mücadeleler bu destana konu olmuştur. Bolu beyi, güvendiği seyislerden biri olan Koca Yusuf’a bir emir verir. Bu emir ise hünerli ve değerli olan bir at bulunmasıdır.<br />
<br />
Seyis Yusuf, uzun bir süre Bolu beyinin bu isteğine uygun bir at arar. Seyis Yusuf ise sonunda iki küçük tay satın alır. Bolu beyi de bu zayıf olan tayları görünce de çok kızar ve Koca Yusuf’un gözlerine de mil çekilmesini emreder. Gözleri kör olan ve işinden kovulmuş olan Yusuf, zayıf taylarla beraber evine döner ve Oğlu Ruşen Ali’ye de talimat vererek tayları büyütür.<br />
<br />
Babası kör olması sebebiyle Köroğlu takma adı verilen Ruşen Ali, babasının talimatlarıyla bu atları yetiştirir. İlerleyen zamanlarda Taylardan biri ise mükemmel bir at olur ve bu ata Kırat ismi verilir. Kırat isimli at da destan kahramanı Köroğlu gibi ünlenir. Koca Yusuf ise Bolu beyinden alacağı intikam ile gözlerini açacak ve sonrasında onu güçlü yapacak olan üç sihirli köpüğü de içmek üzere oğluyla beraber pınara gider.<br />
<br />
Fakat Köroğlu babasına getireceği köpükleri kendisi içer. Daha sonra ise şairlik, yiğitlik ve sonsuz bir güç kazanır. Babası ise oğlundan, ne olursa olsun kendi intikamını almasını söyler ve kısa bir süre içinde de ölür. Babasının ölümünden hemen sonra Ruşen Ali dağda kaçakçılığa başlar. Kısa sürede de Ruşen Ali’nin bu namı çevreye yayılır. Bu yolla büyük bir servet yapar. Daha sonrasında ise kendine Bolu’nun karşısında kale yaptırır.<br />
<br />
Bu kaleden de çeşitli yerlere seferler yapmıştır. Bu esnada da Bolu Beyi’nin kardeşi olan Döne Hatun’u da kaçırıp evlenir. Kısa zaman sonra da Bolu’yu yakıp yıkarak Bolu Beyi’nin evini de yağmalayıp babasının isteğini yerine getirmiştir. Ruşen Ali bu olaydan sonra da tüm hayatını çaresizlere ve fakirlere yardım elini uzatarak geçirmeye başlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Köroğlu Destanı<br />
Yöre: Bolu</span></span><br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Köroğlu Destanı</span></span><br />
<br />
Köroğlu Destanı, Türk, Altay, Anadolu ve Azeri efsanelerinde ve halk öykülerinde yer alan söylencesel kahramanın öyküsünün anlatıldığı doğal bir destandır.<br />
<br />
Destanın içeriği<br />
<br />
Başkahramanı, destana da adını veren Köroğlu'dur. Koroğlu veya Goroğlu olarak da söylenir. Köroğlu, Tüm Türk Dünyasının ortak motiflerinden biridir. Annesi Cembil Hatun ışıktan hamile kalır[1] ve diri diri gömülerek öldürülür. Köroğlu mezarda doğar, ölmüş anasını emerek büyür.[2] Ahmet Yesevi’nin toprak altına mezar kazıp orada yaşayarak çile çekmesi bu anlayışı çağrıştırmaktadır. Değişik ülkelerde uyarlanarak farklı versiyonları anlatılır. Körlük kavramı yalnız görmemeyi değil, görülmemeyi de içerir. Sevgilisinin ardından öbür dünyaya yolculuk yapar. Kahramanlar korunmak için görünmez olurlar. Hızır zaman zaman kör olarak betimlenir çünkü onun göze ihtiyacı yoktur. Körlük bilgeliği simgeler. Değişik yörelerde bazen farklı isimlerle anılan babası Alı Koca (İslamdan sonra Ali), körlük tanrısı Alığ Han’ın rasyonel (gerçekçi) bir versiyonudur.[3] Köroğlunun ismi de Ali’dir. Kor kelimesi ışık demek olduğu gibi yer altı, dağ, toprak gibi anlamları da vardır. Bütün bunlar bir arada değerlendirildiğinde Köroğlu ismi üç farklı manayı ifade eder.<br />
<br />
    Gözleri kör olan (gözelere ihtiyacı olmayan) kişinin oğlu.<br />
    Toprağın, dağın (mecazen mezarın yani ölümün) oğlu.<br />
    Korun yani ateşin (kutsal gücün, gökten gelen tanrısal güç) oğlu.<br />
<br />
Köroğlu kendisini defalarca kurda benzetir. Anadolu'da 16. yüzyılda yaşayan ve bu destan kahramanının adını alarak onunla özdeşleşen Köroğlu adlı halk ozanının şiirleri de kendisiyle bütünleşmiştir. Böylece Köroğlu ozanlık yeteneği ile de bütünleşmiştir.<br />
<br />
Köroğlu Destanı, kahramanı Ruşen Ali'nin ve babası Koca (Seyis) Yusuf'un Bolu Beyi ile olan mücadelelerini ele alır. Kahramanı 16 yüzyılda yaşamış halk ozanı Köroğlu'dur (Ruşen Ali). Bu destan Yaşar Kemal'in Üç Anadolu Efsanesi yapıtında yazına kazandırılmıştır. <br />
<br />
<br />
Hey hey efeler hey.<br />
Benden selam olsun Bolu Beyine<br />
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır<br />
At kişnemesinden gargı sesinden<br />
Dağlar seda verip seslenmelidir.<br />
<br />
Hey hey yine de hey.<br />
Düşman geldi tabur tabur dizildi<br />
Alnımıza kara yazı yazıldı<br />
Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu<br />
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.<br />
<br />
Hey hey efeler hey<br />
Köroğlu düşer mi yine şanından<br />
Çıkarır çoğunu er meydanından<br />
Kırat köpüğünden, düşman kanından<br />
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır<br />
<br />
Köroğlu<br />
<br />
Bolu beyi, güvendiği seyislerinden biri olan Yusuf'a: "Çok hünerli ve değerli bir at bul." emrini verir. Seyis Yusuf, uzun süre Bolu beyinin isteğine uygun bir at arar. Büyüdüklerinde istenen niteliklere sahip olacağına inandığı iki tay bulur ve bunları satın alır. Bolu beyi bu zayıf tayları görünce çok kızar ve seyis Yusuf'un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Yusuf, sıska taylarla birlikte evine döner. Oğlu Ruşen Ali'ye verdiği talimatlarla tayları büyütür.<br />
<br />
Babası kör olduğu için Köroğlu takma adıyla anılan Ruşen Ali, babasının isteğine göre atları yetiştirir. Taylardan biri olağanüstü bir at haline gelir ve Kırat adı verilir. Kırat da destan kahramanı Köroğlu kadar ünlenir. Seyis Yusuf, Bolu beyinden intikam almak için gözlerini açacak ve onu güçlü kılacak üç sihirli köpüğü içmek üzere oğlu ile birlikte pınara gider. Ancak, Köroğlu babasına getirmesi gereken bu köpükleri kendisi içer, yiğitlik, şâirlik ve sonsuz güç kazanır. Babası kaderine rıza gösterir ancak oğluna mutlaka intikamını almasını söyler. Köroğlu, Çamlıbel'e yerleşir, çevresine yiğitler toplar ve babasının intikamını alır.<br />
<br />
Hayatını yoksul ve çaresizlere yardım ederek geçirir. Halk inancına göre silâh icat edilince mertlik bozuldu demiş kırklara karışmıştır. Çeşitli dönemlere ve farklı siyâsî birlikler sahip Türk gurubları arasında tespit edilen Türk destanlarının kısaca tanıtımı ve özeti bu kadardır. Bu destan metinleri incelendiğinde hepsinde ilk Türk destanı Oğuz Kağan destanının izleri bulunduğu görülür. Bu destan parçaları Türk dünyasının ortak tarihî dönem hatıralarını aksettiren ilk edebî ürünler olarak da önem ve değer taşırlar. Birgün bu parçalardan hareketle Fin destanı Kalavala gibi değerli mükemmel bir Türk destanını yazılabilirse çeşitli kaynaklarda dağınık olarak bulunan malzeme daha anlamlı hale gelebilir kanaatindeyim.<br />
Memorat #2<br />
<br />
Bolu Beyi, at meraklısı bir beydir. Atçılıkta usta olan seyisi Yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. Yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. Bu tayı doğuran kısrak, Fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. Irmak ve göllerin dibinde yaşayan aygırlardan olan taylar çok makbüldür, iyi cins at olur.<br />
<br />
Yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. Yavrunun şimdilik bir gösterişi yoktur. Hatta çirkindir bile. Ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. Yusuf bunu biliyor. Sevinerek geri döner. Bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. Yusuf'un gözlerine mil çektirir. Tayı da ona verir, yanından kovar. Kör Yusuf köyüne döner. Olanı biteni oğluna anlatır. Bolu Beyi'nden öç alacağını söyler.<br />
<br />
Baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. Yıllar geçer tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. Rüzgar gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. Bu arada Kör Yusuf'un oğlu Ruşen Ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. O da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir baba yiğittir.<br />
<br />
Bir gece Yusuf, düşünde Hızır'ı görür. Hızır ona yapacağı işi söyler. Hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. Bingöl dağlarından gelecek üç sihirli köpüğü Aras ırmağında beklerler. Bu üç sihirli köpükle Yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.<br />
Bunu bilen oğlu Ruşen Ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. Yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. Kendi yerine oğlu öcünü alacak bir bahadır olacaktır. Bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. Bir süre sonra Yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür.<br />
<br />
Körün oğlu Ruşen Ali dağa çıkar. Gelen geçeni soyar. Ünü yayılmaya başlar. Kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlarlar. Artık Köroğlu olmuştur. Bolu şehrinin karşısında, Çamlıbel'de bir kale yaptırır. Küçük bir ordusu vardır. Çamlıbel'den geçen kervanlardan baç alır. Vermeyen kervanları soyar. Üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır.<br />
<br />
Birgün, güzelliğini duyduğu Üsküdar Kasapbaşı'sının oğlu Ayvaz'ı kaçırır, Çamlıbel'e getirir, evlat edinir. Başka bir gün, Bolu Beyi'nin bacısı Döne Hanım'ı kaçırır, evlenirler. Aradan yıllar geçer. Bolu'yu basar, yakar, yıkar. Bolu beyi'nden babasının öcünü alır. Bolu beyi de Köroğlu'na karşı düzenler kurar. Bir defasında Köroğlu'nu başka bir seferde Ayvaz'ı yakalatır. Zindana atar. Ama, Köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.<br />
<br />
Köroğlu, ara sıra Gürcistan, Çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. Yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. Bu arada küçük, fakat heyecanlı birçok olay da geçer. Sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz ve bir gün Köroğlu, beylerine dağılmalarını söyleyerek Kırklara karışır, kaybolur. Daha önceden Kır At da sır olmuştur. O Kır At ki, nice yıllar, olağanüstü bir güçle Köroğlu'na hizmet etmiştir.<br />
<br />
Başka bir söylentiye göre, bir Yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan beyler, birbirlerini öldürürler. Köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır. Yine bir başka söylentiye göre de, Köroğlu dağda rastladığı çobanda tüfeği görür. Sorar, ne olduğunu. Aldığı karşılığa inanmaz, denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur ve yaralanarak ölür. Son beyleri de dağılırlar.<br />
<br />
Yaşlı bir çınar gibi devrilen Köroğlu'nun hikayesi sona erer.<br />
<br />
<br />
Köroğlu destanın ana kahramanı Ruşen Ali’dir. Ruşen Ali 16. YY’da yaşayan bir halk ozanı olan Köroğlu’dur. Ruşen Ali ve babası Koca Yusuf ile birlikte Bolu Beyi arasında geçen mücadeleler bu destana konu olmuştur. Bolu beyi, güvendiği seyislerden biri olan Koca Yusuf’a bir emir verir. Bu emir ise hünerli ve değerli olan bir at bulunmasıdır.<br />
<br />
Seyis Yusuf, uzun bir süre Bolu beyinin bu isteğine uygun bir at arar. Seyis Yusuf ise sonunda iki küçük tay satın alır. Bolu beyi de bu zayıf olan tayları görünce de çok kızar ve Koca Yusuf’un gözlerine de mil çekilmesini emreder. Gözleri kör olan ve işinden kovulmuş olan Yusuf, zayıf taylarla beraber evine döner ve Oğlu Ruşen Ali’ye de talimat vererek tayları büyütür.<br />
<br />
Babası kör olması sebebiyle Köroğlu takma adı verilen Ruşen Ali, babasının talimatlarıyla bu atları yetiştirir. İlerleyen zamanlarda Taylardan biri ise mükemmel bir at olur ve bu ata Kırat ismi verilir. Kırat isimli at da destan kahramanı Köroğlu gibi ünlenir. Koca Yusuf ise Bolu beyinden alacağı intikam ile gözlerini açacak ve sonrasında onu güçlü yapacak olan üç sihirli köpüğü de içmek üzere oğluyla beraber pınara gider.<br />
<br />
Fakat Köroğlu babasına getireceği köpükleri kendisi içer. Daha sonra ise şairlik, yiğitlik ve sonsuz bir güç kazanır. Babası ise oğlundan, ne olursa olsun kendi intikamını almasını söyler ve kısa bir süre içinde de ölür. Babasının ölümünden hemen sonra Ruşen Ali dağda kaçakçılığa başlar. Kısa sürede de Ruşen Ali’nin bu namı çevreye yayılır. Bu yolla büyük bir servet yapar. Daha sonrasında ise kendine Bolu’nun karşısında kale yaptırır.<br />
<br />
Bu kaleden de çeşitli yerlere seferler yapmıştır. Bu esnada da Bolu Beyi’nin kardeşi olan Döne Hatun’u da kaçırıp evlenir. Kısa zaman sonra da Bolu’yu yakıp yıkarak Bolu Beyi’nin evini de yağmalayıp babasının isteğini yerine getirmiştir. Ruşen Ali bu olaydan sonra da tüm hayatını çaresizlere ve fakirlere yardım elini uzatarak geçirmeye başlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Köroğlu Destanı<br />
Yöre: Bolu</span></span><br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İlyada Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17507</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 06:07:46 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17507</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlyada Destanı</span></span><br />
<br />
Homeros’un Ilias, ya da İlyada adlı büyük destanı, Ilyon; yani Troya destanı adını taşıdığı halde, Troya savaşı efsanesinin ancak kısa bir bölümünü yansıtır:<br />
<br />
Akhilleus’un orduların yöneticisi Agamemnon’a karşı öfkesi ve savaştan çekilmesiyle başlar, Akhilleus’un savaşa dönmesi, Hektor’u öldürüp Troya şehrinin çevresinde sürüklemesi, sonra da ölüsünü babası Priamos’a geri vermesiyle biter.<br />
1. BÖLÜM (Sesleniş - Akhilleus’un Öfkesi)<br />
<br />
Ozan, Musalara seslenip konusunu belirtir: Akhilleus’un öfkesi, bu yüzden Akçalar arasında beliren veba salgını.<br />
<br />
Akhaların Troya ovasındaki gemi ordugahındayız. Tanrı Apollon’un rahibi Khryses gelir, Agamemnon’un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis’i geri ister. Agamemnon kızı vermediği için tanrı Apollon, Akha ordusuna veba salar.<br />
<br />
9 gün 9 gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas, kızı geri vermeyi emreder. Agamemnon, kızı vermeye razı olur; fakat onun yerine Akhilleus’un tutsağı Briseis’i alacaktır. Akhilleus’la Agamemnon, bu yüzden kavgaya tutuşurlar. Agamemnon Briseis’i alır; fakat Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Annesi deniz tanrıçası Thetis’ten öcünü almasını ister. Thetis, Olympos’a çıkıp Zeus’a yalvarır: Akhilleus savaştan uzak durdukça Akça'lar zaferi kazanamasınlar. Zeus, söz verir. Akçalardan yana olan karısı tanrıça Hera ile kavga ederler. Hephaistos, onları yatıştırır.<br />
2. BÖLÜM (Agamemnon’un Düşü - Toplantı - Gemilerin Sayımı)<br />
<br />
Zeus, Agamemnon’a yalancı bir düş gönderir: Troya’yı alabileceğini bildirir. Agamemnon, Akhaları toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin 9 yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musa’ya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım, Troyalılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.<br />
3. BÖLÜM (Antlar - Surların Üstündeki Sahne - Paris’le Menelaos’un Teke Tek Savaşı)<br />
<br />
İki ordu karşı karşıyadır: Paris, Menelaos’la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan Helena’yı alacaktır. Teklif kabul edilir. Priamos’u çağırmaya giderler.<br />
<br />
Sahne değişir: Priamos’la ihtiyarlar, heyeti surların üstünde dizilip tek tek savaşı gözetlerler. Helene gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar. Menelaos, Paris’i alt etmek üzereyken tanrıça Aphrodite araya girip Paris’i kaçırır. Helene’yi de kocasının yanına götürür. Helene’nin Aphrodite’ye, sonra da kocasına çıkışması.<br />
4. BÖLÜM (Yeminlerin Bozulması - Agamemnon’un Orduları Teftişi)<br />
<br />
Olympos’ta: Zeus, Hera ve Athena arasında çatışma. Hera, Lykia’lı Pindaros’un savaşmama andını bozmasını sağlar. Menelaos’un yaralanması. Gene silaha sarılan orduyu Agamemnon gözden geçirir. Savaş baslar: Akha yiğitlerinden Antilokhos, Aias ve Odysseus birçok Troya’lıyı öldürürler.<br />
5. BÖLÜM (Diomedes’in Kahramanlıkları)<br />
<br />
Bütün bölüm Akha yiğidi Diomedes’in kahramanlıklarına ayrılmıştır: Korkunç bir boğuşma baslar, tanrılardan Ares, Athena ve Aphrodite de savaşa karışırlar. Aineias’la Diomedes arasındaki savaş. Aphrodite’nin araya girip yaralanması. Diomedes savaş tanrı Ares’i yaralar.<br />
6. BÖLÜM (Hektor’la Andromakhe’nin Buluşması)<br />
<br />
Hektor şehre gelir, anası Hekabe’ye Athena tapınağına sunular koymasını söyler. Bu arada Diomedes Lykia’lı Glaukos’la çarpışırken, aralarında konukluk bağları olduğu anlaşılır, savaştan vazgeçip silahlarını değiş tokuş ederler. Bellerophontes efsanesinin anlatılması. Hektor bati surlarının önünde karisi Andromakhe ile küçük oğlu Astyanaks’a rastlar. Aralarındaki aile sahnesi.<br />
7. BÖLÜM (Hektor’la Aias Arasındaki Çarpışma ve Ölülerin Kaldırılması)<br />
<br />
Hektor, Akhaların en seçkin yiğitlerinden biri Telamon oğlu Aias’la teke tek savaşır. Basa bas gelip ayrılırlar. Ölüleri toplamak için savaşa ara verilir. Akhaların ordugahı bir sur ve bir hendekle çevirmeleri. Olympos’ta tanrılar arasındaki tartışma.<br />
8. BÖLÜM (Zeus’un Ida Dağından Savaşı Yönetmesi)<br />
<br />
Zeus, Troya savaşının yönetimini ele alır, bunun için de gelir Ida dağının doruğuna yerleşir. Üstünlük Troya’lılardadır, Akhalar hendeğe kadar çekilirler.<br />
9. BÖLÜM (Akhilleus’a Gönderilen Elçiler - Yiğidin Barakasındaki Tartışma)<br />
<br />
Akhalar toplantısında Akhilleus’un savaşa dönmesini sağlamak için ona elçiler gönderme kararı verilir. Aias’la Odysseus elçi seçilirler. Akhilleus onları iyi karşılar, ağırlar, ama savaşa dönmeme kararını bildirir. Lalası Phoiniks’in bütün yakarmaları boşa gider. Haberi alınca Akhalar arasındaki üzüntü.<br />
10. BÖLÜM (Odysseus’la Diomedes’in Keşfe Çıkmaları - Dolon)<br />
<br />
Gece toplanan kurultay: Akhaların en yaşlı önderi Nestor Troyalılar kampına gözcü gönderilmesini salık verir. Odysseus’la Diomedes görevlendirilirler. Yolda Troya’lıların gözcüsü Dolon’a rastlarlar, ağzından birçok bilgi aldıktan sonra onu öldürüp dönerler. Trakya’lıların cins atlarını kaçırırlar.<br />
11. BÖLÜM (Agamemnon’un Kahramanlıkları)<br />
<br />
Destanın yirmi altıncı gününde üçüncü büyük çatışma. Hektor’la Agamemnon’un karşılaşması, Agamemnon, Diomedes ve daha birçok Akha yiğidinin yaralanması. Akhalarda telaş. Nestor, Akhilleus’ un arkadaşı Patroklos’a dert yanar.<br />
12. BÖLÜM (Duvar Dibindeki Savaş)<br />
<br />
Troyalılar duvara saldırır. Kıyasıya çarpışma. Lykia’lıların duvarda delik açmaları. Korkunç boğuşma. Akhaların gemilere doğru kaçışması.<br />
13. BÖLÜM (Gemilerin Önündeki Savaş)<br />
<br />
Akhalardan yana olan tanrı Poseidon savası Semendirek adasından gözler. İki Aias’i Troya saldırısına karşı koymaya kışkırtır. Her iki tarafta da yararlık gösterenler olur, ama Troyalılar gemilere kadar sokulurlar.<br />
14. BÖLÜM (Zeus’un Aldatılması)<br />
<br />
Akhalarda şaşkınlık. Hera, Zeus’u bastan çıkarmak için bir düzen kurar. Tanrıça Aphrodite’den cinsel istek uyandıran memeliğini alır, süslenir püslenir ve Ida dağında Zeus’u bulup onunla sevişmesini başarır. Tanrı sevişmeden sonra uykuya dalar, o sırada Poseidon Akhaların yardımına koşar.<br />
15. BÖLÜM (Duvara İkinci Saldırış)<br />
<br />
Zeus uyanır, Hera’ya çıkışır. Poseidon uzaklaşır, Zeus Apollon tanrıyı Hektor’a gönderir. Hektor yine duvara saldırır. Akhalar yine gemilere kadar gerilerler. Durum Akhalar için çok kötüdür.<br />
16. BÖLÜM(Patroklos Destanı)<br />
<br />
Patroklos gelir, Akhilleus’a bu korkunç durumu bildirir, Akhilleus gitmeyecekse, kendi savaşa gidip dövüşmeye kararlıdır. Yiğitten silahlarını ister. Akhilleus arkadaşına silahlarını verir. Patroklos Akhilleus’un silahlarıyla karşılarına dikilince, Troyalılar önce bozguna uğrar, sonra Lykia'lı önder Sarpedon Patroklos’la dövüşür ve ölür. Bas tanrı Zeus’un kadere boyun eğerek oğlu Sarpedon’u feda etmesi. Sarpedon’un ölüsü çevresinde çarpışma. Patroklos Hektor’u bati kapılarına kadar kovalar. Apollon’un kışkırttığı Hektor Patroklos’u vurur. Patroklos’un ölümü.<br />
17. BÖLÜM (Menelaos’un Kahramanlığı)<br />
<br />
Akha yiğitleri Patroklos’un ölüsünü Hektor’un elinden kurtarmak için dövüşürler, ama Hektor ölüyü silahlarından soymayı başarır. Akhilleus’un ölümsüz atlarının ağlaması. Zeus Troyalı’lara zaferi müjdeler. Akhaların bozgunu. Patroklos’un ölüsü alınır ve kara haber Akhilleus’a götürülür.<br />
18. BÖLÜM (Akhilleus’a Yeni Silahlar Yapılması)<br />
<br />
Akhilleus’un korkunç yası. Deniz tanrıçası Thetis’i çağırıp yeni silahlar istemesi. Thetis’in demirci tanrı Hephaistos’a bas vurması. Silahlar destanı.<br />
19. BÖLÜM (Akhilleus’la Agamemnon Arasındaki Barışma)<br />
<br />
Thetis silahları oğluna götürür. Akhaların toplantısında Akhilleus’la Agamemnon barışırlar. Ordular silah kuşanır. Savaş hazırlıkları. Akhilleus için kara belirtiler: Hektor’u öldürdükten sonra kendi ölümü de yakındır.<br />
20. BÖLÜM (Tanrıların Savaşa Karışması)<br />
<br />
Olympos’ta tanrılar toplantısı: Zeus izin verir, her tanrı istediği gibi yardım edebilecektir savaşa. Tanrılar iki cepheye ayrılır: Hera, Athena, Poseidon, Hermes, Hephaistos Akhalardan yana, Ares, Apollon, Artemis, Leto ve Aphrodite Troya’lılardan yanadır. Akhilleus’un Aineias’la karsılaşması, Aineias’in savaş meydanından kaçırılması.<br />
21. BÖLÜM (Irmak Kıyılarında Savaş)<br />
<br />
Akhilleus kudurmuş gibidir, önüne gelen Troyalıyı insafsızca tepeleyip Troya ovasında akan Skamandros ve Simoeis ırmaklarına atar. Kanlarla kızıla boyanan ırmaklar kabardıkça kabarır. Irmak tanrı Skamandros öfkelenir, yatağından çıkıp Akhilleus’u kovalamaya baslar. Derken ateş tanrı Hephaistos ırmakların karşısına dikilip alevleriyle onları durdurur.<br />
<br />
Sahne Olympos’a yükselir: tanrılar arasında kavga dövüş. Akhilleus Troya’lıları püskürte püskürte Troya’nın surları önüne gelir. Troyalılar surların içine sığınırlar.<br />
22. BÖLÜM (Hektor’un Ölümü)<br />
<br />
Bir Hektor surların dışında kalır. Priamos’la Hekabe yalvarırlar içeriye girip korusun diye, yiğit anasına babasına aldırmaz. Hektor’un iç tartışması. Korkuya kapılması. tanrılar seyircidir. Sonunda Zeus kader tartısını kaldırır: Hektor’un ölüm kefesi ağır basar. Apollon bile onu korumaktan vazgeçer. Tanrıça Athena Troya’lı yiğit Deiphobos’un kılığına girip Hektor’u aldatır. Hektor Akhilleus’ un karşısına dikilir. Çarpışırlar. Hektor ölür. Akhilleus ölüsünü yedi kez Troya surlarının çevresinde sürükler. Troya surlarından seyredilen korkunç sahne. Andromakhe’nin bayılması.<br />
23. BÖLÜM (Patroklos’un Ölüsüne Düzenlenen Yarışmalar)<br />
<br />
Akhilleus’un ordugahında Patroklos’a yapılan ölü törenleri. Akhilleus’un yası. Patroklos’un yakılması. yarışmalar.<br />
24. BÖLÜM (Priamos’un Hektor’un Ölüsünü Geri Alması - Hektor’a Ağıtlar)<br />
<br />
Gece. Kral Priamos tanrı Hermes’in kılavuzluğunda Hektor’un ölüsünü geri almak için Akhilleus’un barakasına gelir. Priamos’la Akhilleus arasındaki konuşma. Akhilleus yumuşar: Hektor’un ölüsünü babasına geri verir. Priamos ölüyle Troya’ya döner. Hektor’a ağıtlar yakılır. Dokuz gün Hektor’un ateş yığını için odun taşınır. Onuncu günü yapılan cenaze töreniyle İlyada kapanır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlyada Destanı</span></span><br />
<br />
Homeros’un Ilias, ya da İlyada adlı büyük destanı, Ilyon; yani Troya destanı adını taşıdığı halde, Troya savaşı efsanesinin ancak kısa bir bölümünü yansıtır:<br />
<br />
Akhilleus’un orduların yöneticisi Agamemnon’a karşı öfkesi ve savaştan çekilmesiyle başlar, Akhilleus’un savaşa dönmesi, Hektor’u öldürüp Troya şehrinin çevresinde sürüklemesi, sonra da ölüsünü babası Priamos’a geri vermesiyle biter.<br />
1. BÖLÜM (Sesleniş - Akhilleus’un Öfkesi)<br />
<br />
Ozan, Musalara seslenip konusunu belirtir: Akhilleus’un öfkesi, bu yüzden Akçalar arasında beliren veba salgını.<br />
<br />
Akhaların Troya ovasındaki gemi ordugahındayız. Tanrı Apollon’un rahibi Khryses gelir, Agamemnon’un tutsak olarak alıkoyduğu kızı Khryseis’i geri ister. Agamemnon kızı vermediği için tanrı Apollon, Akha ordusuna veba salar.<br />
<br />
9 gün 9 gece ordu hastalıktan kırılır. Bilici Kalkhas, kızı geri vermeyi emreder. Agamemnon, kızı vermeye razı olur; fakat onun yerine Akhilleus’un tutsağı Briseis’i alacaktır. Akhilleus’la Agamemnon, bu yüzden kavgaya tutuşurlar. Agamemnon Briseis’i alır; fakat Akhilleus da barakasına çekilir: Savaşa artık katılmayacaktır. Annesi deniz tanrıçası Thetis’ten öcünü almasını ister. Thetis, Olympos’a çıkıp Zeus’a yalvarır: Akhilleus savaştan uzak durdukça Akça'lar zaferi kazanamasınlar. Zeus, söz verir. Akçalardan yana olan karısı tanrıça Hera ile kavga ederler. Hephaistos, onları yatıştırır.<br />
2. BÖLÜM (Agamemnon’un Düşü - Toplantı - Gemilerin Sayımı)<br />
<br />
Zeus, Agamemnon’a yalancı bir düş gönderir: Troya’yı alabileceğini bildirir. Agamemnon, Akhaları toplantıya çağırır, onları denemek ister: Herkesin 9 yıllık savaştan bıktığını, yurtlarına dönmek istediklerini anlar. Thetis olayı. Ordu savaş düzenine girer. Ozan bir daha Musa’ya seslenir ve Akha ordularının, komutanlarının ve şehirlerinin adlarını, gemilerinin sayısıyla saymaya koyulur. Aynı sayım, Troyalılar için de yapılır. Troya ordusu da safa dizilir.<br />
3. BÖLÜM (Antlar - Surların Üstündeki Sahne - Paris’le Menelaos’un Teke Tek Savaşı)<br />
<br />
İki ordu karşı karşıyadır: Paris, Menelaos’la teke tek savaşa girişmeyi teklif eder. Savaşı kazanan Helena’yı alacaktır. Teklif kabul edilir. Priamos’u çağırmaya giderler.<br />
<br />
Sahne değişir: Priamos’la ihtiyarlar, heyeti surların üstünde dizilip tek tek savaşı gözetlerler. Helene gelir, onlara Akha yiğitlerini tanıtır. Teke tek savaş başlar. Menelaos, Paris’i alt etmek üzereyken tanrıça Aphrodite araya girip Paris’i kaçırır. Helene’yi de kocasının yanına götürür. Helene’nin Aphrodite’ye, sonra da kocasına çıkışması.<br />
4. BÖLÜM (Yeminlerin Bozulması - Agamemnon’un Orduları Teftişi)<br />
<br />
Olympos’ta: Zeus, Hera ve Athena arasında çatışma. Hera, Lykia’lı Pindaros’un savaşmama andını bozmasını sağlar. Menelaos’un yaralanması. Gene silaha sarılan orduyu Agamemnon gözden geçirir. Savaş baslar: Akha yiğitlerinden Antilokhos, Aias ve Odysseus birçok Troya’lıyı öldürürler.<br />
5. BÖLÜM (Diomedes’in Kahramanlıkları)<br />
<br />
Bütün bölüm Akha yiğidi Diomedes’in kahramanlıklarına ayrılmıştır: Korkunç bir boğuşma baslar, tanrılardan Ares, Athena ve Aphrodite de savaşa karışırlar. Aineias’la Diomedes arasındaki savaş. Aphrodite’nin araya girip yaralanması. Diomedes savaş tanrı Ares’i yaralar.<br />
6. BÖLÜM (Hektor’la Andromakhe’nin Buluşması)<br />
<br />
Hektor şehre gelir, anası Hekabe’ye Athena tapınağına sunular koymasını söyler. Bu arada Diomedes Lykia’lı Glaukos’la çarpışırken, aralarında konukluk bağları olduğu anlaşılır, savaştan vazgeçip silahlarını değiş tokuş ederler. Bellerophontes efsanesinin anlatılması. Hektor bati surlarının önünde karisi Andromakhe ile küçük oğlu Astyanaks’a rastlar. Aralarındaki aile sahnesi.<br />
7. BÖLÜM (Hektor’la Aias Arasındaki Çarpışma ve Ölülerin Kaldırılması)<br />
<br />
Hektor, Akhaların en seçkin yiğitlerinden biri Telamon oğlu Aias’la teke tek savaşır. Basa bas gelip ayrılırlar. Ölüleri toplamak için savaşa ara verilir. Akhaların ordugahı bir sur ve bir hendekle çevirmeleri. Olympos’ta tanrılar arasındaki tartışma.<br />
8. BÖLÜM (Zeus’un Ida Dağından Savaşı Yönetmesi)<br />
<br />
Zeus, Troya savaşının yönetimini ele alır, bunun için de gelir Ida dağının doruğuna yerleşir. Üstünlük Troya’lılardadır, Akhalar hendeğe kadar çekilirler.<br />
9. BÖLÜM (Akhilleus’a Gönderilen Elçiler - Yiğidin Barakasındaki Tartışma)<br />
<br />
Akhalar toplantısında Akhilleus’un savaşa dönmesini sağlamak için ona elçiler gönderme kararı verilir. Aias’la Odysseus elçi seçilirler. Akhilleus onları iyi karşılar, ağırlar, ama savaşa dönmeme kararını bildirir. Lalası Phoiniks’in bütün yakarmaları boşa gider. Haberi alınca Akhalar arasındaki üzüntü.<br />
10. BÖLÜM (Odysseus’la Diomedes’in Keşfe Çıkmaları - Dolon)<br />
<br />
Gece toplanan kurultay: Akhaların en yaşlı önderi Nestor Troyalılar kampına gözcü gönderilmesini salık verir. Odysseus’la Diomedes görevlendirilirler. Yolda Troya’lıların gözcüsü Dolon’a rastlarlar, ağzından birçok bilgi aldıktan sonra onu öldürüp dönerler. Trakya’lıların cins atlarını kaçırırlar.<br />
11. BÖLÜM (Agamemnon’un Kahramanlıkları)<br />
<br />
Destanın yirmi altıncı gününde üçüncü büyük çatışma. Hektor’la Agamemnon’un karşılaşması, Agamemnon, Diomedes ve daha birçok Akha yiğidinin yaralanması. Akhalarda telaş. Nestor, Akhilleus’ un arkadaşı Patroklos’a dert yanar.<br />
12. BÖLÜM (Duvar Dibindeki Savaş)<br />
<br />
Troyalılar duvara saldırır. Kıyasıya çarpışma. Lykia’lıların duvarda delik açmaları. Korkunç boğuşma. Akhaların gemilere doğru kaçışması.<br />
13. BÖLÜM (Gemilerin Önündeki Savaş)<br />
<br />
Akhalardan yana olan tanrı Poseidon savası Semendirek adasından gözler. İki Aias’i Troya saldırısına karşı koymaya kışkırtır. Her iki tarafta da yararlık gösterenler olur, ama Troyalılar gemilere kadar sokulurlar.<br />
14. BÖLÜM (Zeus’un Aldatılması)<br />
<br />
Akhalarda şaşkınlık. Hera, Zeus’u bastan çıkarmak için bir düzen kurar. Tanrıça Aphrodite’den cinsel istek uyandıran memeliğini alır, süslenir püslenir ve Ida dağında Zeus’u bulup onunla sevişmesini başarır. Tanrı sevişmeden sonra uykuya dalar, o sırada Poseidon Akhaların yardımına koşar.<br />
15. BÖLÜM (Duvara İkinci Saldırış)<br />
<br />
Zeus uyanır, Hera’ya çıkışır. Poseidon uzaklaşır, Zeus Apollon tanrıyı Hektor’a gönderir. Hektor yine duvara saldırır. Akhalar yine gemilere kadar gerilerler. Durum Akhalar için çok kötüdür.<br />
16. BÖLÜM(Patroklos Destanı)<br />
<br />
Patroklos gelir, Akhilleus’a bu korkunç durumu bildirir, Akhilleus gitmeyecekse, kendi savaşa gidip dövüşmeye kararlıdır. Yiğitten silahlarını ister. Akhilleus arkadaşına silahlarını verir. Patroklos Akhilleus’un silahlarıyla karşılarına dikilince, Troyalılar önce bozguna uğrar, sonra Lykia'lı önder Sarpedon Patroklos’la dövüşür ve ölür. Bas tanrı Zeus’un kadere boyun eğerek oğlu Sarpedon’u feda etmesi. Sarpedon’un ölüsü çevresinde çarpışma. Patroklos Hektor’u bati kapılarına kadar kovalar. Apollon’un kışkırttığı Hektor Patroklos’u vurur. Patroklos’un ölümü.<br />
17. BÖLÜM (Menelaos’un Kahramanlığı)<br />
<br />
Akha yiğitleri Patroklos’un ölüsünü Hektor’un elinden kurtarmak için dövüşürler, ama Hektor ölüyü silahlarından soymayı başarır. Akhilleus’un ölümsüz atlarının ağlaması. Zeus Troyalı’lara zaferi müjdeler. Akhaların bozgunu. Patroklos’un ölüsü alınır ve kara haber Akhilleus’a götürülür.<br />
18. BÖLÜM (Akhilleus’a Yeni Silahlar Yapılması)<br />
<br />
Akhilleus’un korkunç yası. Deniz tanrıçası Thetis’i çağırıp yeni silahlar istemesi. Thetis’in demirci tanrı Hephaistos’a bas vurması. Silahlar destanı.<br />
19. BÖLÜM (Akhilleus’la Agamemnon Arasındaki Barışma)<br />
<br />
Thetis silahları oğluna götürür. Akhaların toplantısında Akhilleus’la Agamemnon barışırlar. Ordular silah kuşanır. Savaş hazırlıkları. Akhilleus için kara belirtiler: Hektor’u öldürdükten sonra kendi ölümü de yakındır.<br />
20. BÖLÜM (Tanrıların Savaşa Karışması)<br />
<br />
Olympos’ta tanrılar toplantısı: Zeus izin verir, her tanrı istediği gibi yardım edebilecektir savaşa. Tanrılar iki cepheye ayrılır: Hera, Athena, Poseidon, Hermes, Hephaistos Akhalardan yana, Ares, Apollon, Artemis, Leto ve Aphrodite Troya’lılardan yanadır. Akhilleus’un Aineias’la karsılaşması, Aineias’in savaş meydanından kaçırılması.<br />
21. BÖLÜM (Irmak Kıyılarında Savaş)<br />
<br />
Akhilleus kudurmuş gibidir, önüne gelen Troyalıyı insafsızca tepeleyip Troya ovasında akan Skamandros ve Simoeis ırmaklarına atar. Kanlarla kızıla boyanan ırmaklar kabardıkça kabarır. Irmak tanrı Skamandros öfkelenir, yatağından çıkıp Akhilleus’u kovalamaya baslar. Derken ateş tanrı Hephaistos ırmakların karşısına dikilip alevleriyle onları durdurur.<br />
<br />
Sahne Olympos’a yükselir: tanrılar arasında kavga dövüş. Akhilleus Troya’lıları püskürte püskürte Troya’nın surları önüne gelir. Troyalılar surların içine sığınırlar.<br />
22. BÖLÜM (Hektor’un Ölümü)<br />
<br />
Bir Hektor surların dışında kalır. Priamos’la Hekabe yalvarırlar içeriye girip korusun diye, yiğit anasına babasına aldırmaz. Hektor’un iç tartışması. Korkuya kapılması. tanrılar seyircidir. Sonunda Zeus kader tartısını kaldırır: Hektor’un ölüm kefesi ağır basar. Apollon bile onu korumaktan vazgeçer. Tanrıça Athena Troya’lı yiğit Deiphobos’un kılığına girip Hektor’u aldatır. Hektor Akhilleus’ un karşısına dikilir. Çarpışırlar. Hektor ölür. Akhilleus ölüsünü yedi kez Troya surlarının çevresinde sürükler. Troya surlarından seyredilen korkunç sahne. Andromakhe’nin bayılması.<br />
23. BÖLÜM (Patroklos’un Ölüsüne Düzenlenen Yarışmalar)<br />
<br />
Akhilleus’un ordugahında Patroklos’a yapılan ölü törenleri. Akhilleus’un yası. Patroklos’un yakılması. yarışmalar.<br />
24. BÖLÜM (Priamos’un Hektor’un Ölüsünü Geri Alması - Hektor’a Ağıtlar)<br />
<br />
Gece. Kral Priamos tanrı Hermes’in kılavuzluğunda Hektor’un ölüsünü geri almak için Akhilleus’un barakasına gelir. Priamos’la Akhilleus arasındaki konuşma. Akhilleus yumuşar: Hektor’un ölüsünü babasına geri verir. Priamos ölüyle Troya’ya döner. Hektor’a ağıtlar yakılır. Dokuz gün Hektor’un ateş yığını için odun taşınır. Onuncu günü yapılan cenaze töreniyle İlyada kapanır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gılgamış Destanı]]></title>
			<link>https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17506</link>
			<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 05:50:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://xn--rait-65a.tunca.at/member.php?action=profile&uid=8">Raşit Tunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://xn--rait-65a.tunca.at/showthread.php?tid=17506</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gılgamış Destanı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihçe</span></span><br />
<br />
Destana konu olan Kral Gılgamış, gerçekten yaşamış ve M.Ö. 3000 yıllarının ilk yarısında Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, Gılgamış'ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir.<br />
<br />
Gılgamış Destanı, Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Bunlardan günümüzde 11 tablet bulunabilmiştir. Ama bu tabletler eksik olduğu için destan metninin bütünü elde edilememiştir. Aslında 12. bir tablet de bulunmuştur ancak olayların sırasına uymamaktadır ve bu yüzden ayrı bir versiyon olduğu düşünülmektedir.<br />
<br />
1855’te Ninova’da yapılan kazılarda, Asur Kralı Asurbanipal’in M.Ö. 7. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş, daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuşsa da henüz tümü gün ışığına çıkarılmamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Destanın Özeti</span></span><br />
<br />
Tabletlerdeki metne göre destan, Gılgamış’ın özelliklerini övgüyle anlatarak başlar. Yarı insan, yarı tanrı olan Gılgamış; karada ve denizde olan biten her şeyi bilen başarılı bir yapı ustası ve yenilmez bir savaşçıdır. Destanının, öbür bölümlerinde Gılgamış’ın başından geçen serüvenler anlatılır. Derinlemesine hikaye türünün en olağan üstü biçimde anlatıldığı Gılgamış akılların tamamen özgür ve doğaçlama melekesini gözler önüne sermektedir.<br />
<br />
İlk serüven, Gılgamış ile Gök tanrısı Anu arasında geçer. Halkına acımasız davrandığı için Gılgamış’a öfkelenen Anu, onu öldürmek için vahşi bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. Enkidu ile Gılgamış arasındaki savaşta Gılgamış üstün gelir. Daha sonra Enkidu, Gılgamış’ın en yakın dostu ve yardımcısı olur.<br />
<br />
Bunun ardından gelen serüven Gılgamış ile aşk tanrıçası İştar arasında yaşanır. İştar, Gılgamış’a evlenme önerisinde bulunur. Gılgamış, bunu reddeder. Onuru kırılan İştar, Gılgamış’ı öldürmek için yeryüzüne bir boğa gönderir. Gılgamış, Enkidu’nun da yardımıyla boğayı öldürür. Enkidu rüyasında, boğayı öldürdüğü için tanrılar tarafından ölüme mahkum edildiğini görür.<br />
<br />
Destanın bundan sonraki bölümüyle ilgili tabletler bulunamamıştır. Fakat destanın devamının yer aldığı Gılgamış’ın Enkidu için yaktığı ağıtı, düzenlediği görkemli cenaze törenini, sonunda Enkidu’nun ölüler dünyasına göçtüğünü anlatan tabletler bulunabilmiştir.<br />
<br />
Enkidu’nun ölümünü Tufan öyküsü izler. Tufan, yeryüzünün sularla dolup taşmasının öyküsüdür. Gılgamış destanında Tufan’ı tanrıça İştar ve Bel’in başlattığı anlatılır. Gılgamış, Tufan’dan kurtularak sağ kaldığını öğrendiği Utnapiştim’i bulmak üzere yola çıkar. Utnapiştim ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir.<br />
<br />
Utnapiştim’i bulan Gılgamış, onun verdiği ölümsüzlük otuyla gençliğine yeniden dönecek ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Ama, destanının insanlar için en üzücü bölümü burada başlar. Çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana kaptırır ve Uruk’a eli boş döner. Bazı kaynaklar, Gılgamış’ın ölümsüzlük otunu halkıyla birlikte yemek istediğini belirtir. Destan, Gılgamış’ın ölüm karşısında yenilgisiyle biter.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gılgamış Destanı'nın Önemi</span></span><br />
<br />
Destzn, tarihte bilinen en eski medeniyetlerden olan Sümerlerin yaşayışları hakkında bilgi verir ve kendisi de ilk yazılı destan olma özelliğini taşır.<br />
<br />
Gılgamış Destanı'nın en önemli özelliklerinden biri de, anlattığı "Tufan" öyküsü, üç büyük dinin Kutsal Kitapları'da yer almasıdır. "Ölümsüzlük Otu" öyküsü, Türk-İslam dünyasının "Lokman Hekim" söylemine benzer.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gılgamış Destanı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Tablet (Türkçe)</span></span><br />
<br />
Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: Onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı. Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi.<br />
<br />
Kutsal E-anna'nın ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir urgan gibidir. Onun köşe burçlarını da gözden geçir! Onun eşini hiç kimse yapamaz. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp İştar'ın oturduğu E-anna tapınağına yaklaş! Sonradan gelen hiçbir kral onun eşini yapmadı. Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı incele. Acaba bunun tuğlaları pişmiş değil midir? Temeli yedi bilge kurmamış mıdır? [1]<br />
<br />
Ulu Tanrı, Gılgamış'ı en yetkin biçime soktu. Bütün tanrılar, ona en iyi erdemleri vermek için birbirleriyle yarış ettiler. Güneş Tanrısı, ona, erdemin en yükseğini, yeraltındaki tatlı su okyanusunun tanrısı Ea, bilgeliği bağışladı . Büyük tanrılar, Gılgamış'ı şu ölçüde yarattılar: Boyunun uzunluğu on bir endaze, göğsünün genişliği dokuz karış.[2] Adımlarının genişliği. Idi. Sakalı yanaklarından aşağı uzamıştı. Güzel bıyıkları vardı. Başındaki saçlar gürdü. Bedeni her bakımdan ölçülüydü. Onda üçte iki tanrılık, üçte bir insanlık vardı. Gövdesi pek iriydi. (Altı satır eksik.)<br />
<br />
Bütün ülkeleri dolaştıktan sonra Uruk kentine vardı. Uruk caddelerinde kurumundan kafasını dik tutuyordu. Caddelerde yabanıl bir boğa gibi böğürürdü. Eşsizdi. Silâhları kalkıktı. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmazdı. Dirliksizliği yüzünden Uruk halkı gittikçe eksildi. Gılgamış, oğlu babaya bırakmaz, gece gündüz kudurup sağa sola çatardı. Gılgamış ağılı bol Uruk'un ne biçim çobanıdır? Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral, oğlu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı?<br />
<br />
Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerin karıları, bundan ötürü tanrıların huzurunda ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp sızlanmalarını tanrılar dinlediler. Gökyüzünün tanrıları da, Uruk kentinin baştanrısı Anu'ya başvurarak şöyle dediler:<br />
<br />
"Sen, ipe gelmez, yabanıl, vahşi boğayı, Uruk halkını tedirgin etmek için mi yarattın? Eşsizdir. Silâhları kalkıktır. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmaz. Gılgamış, oğulu babaya bırakmaz Gece-gündüz kudurup sağa sola çatar. Gılgamış ağılı bol Uruk'un ne biçim çobanıdır?"<br />
<br />
Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral oğulu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı?<br />
<br />
Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerinin karıları bundan ötürü ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp, sızlanmalarını büyük Gök Tanrısı dinledi. [10] Büyük tanrıça Aruru çağırıldı:<br />
<br />
"Ey Aruru, sen büyük Anu'yu yarattın. Şimdi onun rakibini yarat! O istediği denli Gılgamış'a karşı dursun. Bu iki yiğidin birbirlerine karşı güçlerini ölçmelerinden Uruk şehri soluk alsın!"<br />
<br />
Tanrıça Aruru, bunu duyar duymaz Gök Tanrısının rakibini kalbinde yarattı. Aruru, ellerini yıkadı; bir parça çamur koparıp yazıya attı ve yazıda yiğit Enkidu'yu yarattı. Çamurdan yaratılan Enkidu, demir gibi sertti. Bütün gövdesi kıllarla kapkara olmuştu. Kadın gibi uzun saçları vardı. Saçının lüleleri tıpkı buğday başağı gibi filizlenmişti. O, insan ve kent yüzü görmemişti. Üzerinde, yazının hayvanları gibi bir giysi vardı. Bu durumda ceylanlarla ot yiyor, yabanıl hayvanlarla itişe kakışa suvata iniyor; suyun kalabalığıyla gönlü açılıyordu.<br />
<br />
Günün birinde suvatın karşı yakasında bir avcıya, bir tuzak kurana rasgeldi. Birinci, gün, ikinci gün ve üçüncü gün suvatın karşısında ona rastladı. Onu gören avcının yüzü dondu; hayvanlarıyla olduğu yerde saklandı; korkudan titremeye tutuldu; sesi soluğu kesildi, içini sıkıntı bastı; çehresini bulut kapladı; gönlünü gam, üzünç sardı; yüzü uzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzüne döndü. Avcı, konuşmak için ağzını açıp babasına dedi:<br />
<br />
"Baba, dağdan bir adam geldi. Bu yörenin en güçlüsüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür, hep dağda dolaşıyor. Her zaman yabanıl hayvanlarla ot yiyor. Ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden koparıp çıkardı. Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyor, kırdaki işime engel oluyor."<br />
<br />
Babası konuşmak için ağzını açıp avcıya dedi:<br />
<br />
"Biliyor musun oğlum, Gılgamış Uruk'ta oturuyor. Onu yenecek kimse yoktur. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Ona, krala yüzünü dön! Güçlü adam hakkında ona bilgi ver. O sana bir hayat kadını versin. Onu kıra götür. O kadın, bu adamı orada, güçlü bir adam gibi yensin. Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, o kadın giysisini atsın ve o da zevke dalsın. Kadını görür görmez, ona yaklaşacaktır: Fakat kırlarda onunla birlikte yürüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."<br />
<br />
Babasının öğüdü üzerine kalkıp, avcı yaya olarak Gılgamış'a gitti. Yolunu tuttu, Uruk'un ortasında durdu:<br />
<br />
"Gılgamış, beni dinle ve bana öğüt ver! Dağdan bir adam geldi. Bu, ülkenin en güçlü adamıdır. Gökten inen yoğun cevhere benzer; gücü büyüktür. Her zaman dağda dolaşıyor, hep yabanıl hayvanlarla ot yiyor, ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden çıkarıp kopardı. Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyordu. Kırdaki işime engel oluyordu!"<br />
<br />
Gılgamış, ona, avcıya dedi:<br />
<br />
"Ey avcı, git; yanında bir hayat kadını, bir hayat kadını görür! Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, kadın, giysisini atıp şehvetini kabartsın; kırlarda onunla büyüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."<br />
<br />
Avcı gidip yanına bir hayat kadını aldı. Bunlar, doğru gidecekleri yerin yolunu tuttular. 3. günde belli yere vardılar. Avcı ve hayat kadını, yerlerine oturdular. Birgün, iki gün suvatın karşısında beklediler. Hayvanlar gelip suvatta su içtiler. Su kalabalığı geldi ve yüreği rahatladı. Ne de olsa Enkidu, dağda yaşadığı için, ceylânlarla ot yiyor, su kalabalığıyla yüreği rahatlıyordu. Hayat kadını bunu, bu yabanıl adamı, kırda dolaşan bu cellat, herifi görür.<br />
<br />
"Hayat kadını! İşte budur. Göğsünü gevşet, kucağını zevkine aç, dalsın! Korkma!. Onun saldırısını karşıla. Bir kez seni görür görmez sana yaklaşacaktır. Üstünde yatması için giysini aç. O yabanıla kadınlık becerini göster: Kırlarda onunla büyüyen hayvanlar onu yadsıyacaklardır. Onun tutkusu senin üstünde zevke doyamayacaktır."<br />
<br />
Hayat kadını, göğsünü gevşetti. Kucağını açtı ve o, kadının zevkine daldı. Kadın korkmadı. Onun saldırısını karşıladı. Üstünde yatması için giysisini açtı. Yabanıl adama kadınlık becerisini gösterdi. Onun tutkusu kadının üstünde zevke doymadı. Enkidu, altı gün, yedi gece uyanık kalarak hayat kadınıyla Allah'ın emri oldu.<br />
<br />
............................. Enkidu'yu gören ceylânlar mertleyip kaçtılar. Artık kırın hayvanları onun yanından uzaklaştılar. Hayvanların ondan uzaklaştığı sırada, Enkidu, bedeni bağlanmış gibi ürperdi. Dizleri tutmadı. Enkidu zayıf düştü. Yürüyüşü eskisi gibi değildi. Sonra aklı başına geldi; işi anladı. Geri dönüp hayat kadınının dizlerine oturdu, onun yüzüne bakarak sözlerine kulak verdi. Hayat kadını ona, Enkidu'ya dedi:<br />
<br />
"Enkidu sen bilgesin, sen bir tanrı gibisin! Neden bu kalabalıkla kırda dolaşıyorsun? Gel, seni Uruk'a, Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa götüreyim. Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına."<br />
<br />
Hayat kadınının bu sözleri, Enkidu'nun hoşuna gitti; bilge gönlü, bir arkadaşa gereksinim duydu. Enkidu, ona, hayat kadınına dedi:<br />
<br />
"Gel hayat kadını, beni birlikte götür! Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa; Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına. Ben ona meydan okumak istiyorum. Yiğit gibi konuşmak istiyorum. Uruk'a gidince Uruk'un yazgısını değiştiririm. Kırda doğanın gücü yamandır!"<br />
<br />
"Gel, bırak gidelim. O, senin yüzünü görsün. Sana Gılgamış'ı göstereyim. Onun nerede olduğunu çok iyi biliyorum. Enkidu, Uruk'a gel. Süslü kemerler kullanan insanların yanına! Her gün orada bir bayram kutlanır. Neşe yaratan genç oğlanların, görülmeye değer genç kızların oldukları yere: Zevk onlardadır; tam neşe içindedirler."<br />
<br />
(Bir satır eksik.) "Enkidu, sana yaşamı seven, acıdan zevk alan Gılgamış'ı göstermek isterim. Onu gör, onun yüzüne bak: O, erkek güzelidir. Tam güçlüdür; senden güçlüdür. Gece gündüz dinlenmesi yoktur. Enkidu, kıskançlığını bırak! "<br />
<br />
Ona, Gılgamış'a, sevgiyi Şamaş gösterdi. Onun aklını düşüncesini Anu, Enlil ve Ea genişlettiler; sen o dağdan gelmezden önce, Gılgamış seni düşünde gördü; düşünü yorarak kalktı, anasına anlattı:<br />
<br />
"Aman ana, ben bu gece bir düş gördüm. Bütün gücümle adamların arasından geçip ileri gittim. Orada gökyüzünün yıldızları birdenbire yere döküldüler. Göktaşı gibi yukardan aşağı üstüme düştü. Onu kaldırmak istedim. Bana ağır geldi, kımıldatmak istedim, kımıldatamadım. Uruk halkı oraya toplandı. Erkekler onun ayaklarını öptüler ve ben, o bir karıymış gibi, üzerinde ondan zevk aldım. Orada kendi kendime zorladım. Onlar bana yardım ettiler. Onu kaldırdım ve sana getirdim."<br />
<br />
Her şeyi öğrenen Gılgamış'ın anası, Gılgamış'a anlattı:<br />
<br />
"Gılgamış, bu açık bir şeydir. Kırda sana benzer biri doğmuştur. Onu dağlar yetiştirmiştir. Senin onu görür görmez, bir karıymış gibi üzerinde ondan zevk aldığın adam, senden asla ayrılmayacaktır. Adamlar onun ayaklarını öpecektir. Sen onu kucaklayacaksın. Onu bana getireceksin! O, güçlü Enkidu'dur. Dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Senin, karı gibi, üstünde zevk aldığın o adam, senden hiç ayrılmayacaktır."<br />
<br />
Gılgamış uyumak için yattı ve başka bir düş gördü. Anasına anlattı:<br />
<br />
"Aman ana, başka bir düş gördüm. Karışık şeyler gördüm. Uruk'ta yolun ortasında bir balta yatıyordu. Bunun çevresine toplanmışlar; halk da oraya zorluyordu. Bu baltanın görünüşü şaşırtıcıydı. Ona baktığımda sevindim. Onu severek, bir karıymış gibi, onun üzerinde ondan zevk aldım ve yanıma koydum."<br />
<br />
Bilge, bütün bilimleri bilen Ninsun, oğluna dedi:<br />
<br />
"Gılgamış, senin o adamı görmenin, o bir karıymış gibi onun üzerinde ondan zevk almanın anlamı, onu sana denk tutacağımı gösterir. Bu, yine güçlü Enkidu'dur, dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer, gücü büyüktür!"<br />
<br />
Gılgamış bir daha anasına dedi:<br />
<br />
"Bu, bana büyük bir pay olarak düşsün! Bir arkadaş kazanmak isterim, bir yoldaş!"<br />
<br />
(Bir satır eksik.) Ve Gılgamış düşleri yordu.<br />
<br />
"Gel bakalım, yaş yerden kalk!"<br />
<br />
Hayat kadını böylece Enkidu'ya anlattı. Hayvanların su içtikleri yerde ikisi yalnız kalmışlardı.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gılgamış Destanı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihçe</span></span><br />
<br />
Destana konu olan Kral Gılgamış, gerçekten yaşamış ve M.Ö. 3000 yıllarının ilk yarısında Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, Gılgamış'ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir.<br />
<br />
Gılgamış Destanı, Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Bunlardan günümüzde 11 tablet bulunabilmiştir. Ama bu tabletler eksik olduğu için destan metninin bütünü elde edilememiştir. Aslında 12. bir tablet de bulunmuştur ancak olayların sırasına uymamaktadır ve bu yüzden ayrı bir versiyon olduğu düşünülmektedir.<br />
<br />
1855’te Ninova’da yapılan kazılarda, Asur Kralı Asurbanipal’in M.Ö. 7. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş, daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuşsa da henüz tümü gün ışığına çıkarılmamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Destanın Özeti</span></span><br />
<br />
Tabletlerdeki metne göre destan, Gılgamış’ın özelliklerini övgüyle anlatarak başlar. Yarı insan, yarı tanrı olan Gılgamış; karada ve denizde olan biten her şeyi bilen başarılı bir yapı ustası ve yenilmez bir savaşçıdır. Destanının, öbür bölümlerinde Gılgamış’ın başından geçen serüvenler anlatılır. Derinlemesine hikaye türünün en olağan üstü biçimde anlatıldığı Gılgamış akılların tamamen özgür ve doğaçlama melekesini gözler önüne sermektedir.<br />
<br />
İlk serüven, Gılgamış ile Gök tanrısı Anu arasında geçer. Halkına acımasız davrandığı için Gılgamış’a öfkelenen Anu, onu öldürmek için vahşi bir hayvan olan Enkidu’yu üzerine salar. Enkidu ile Gılgamış arasındaki savaşta Gılgamış üstün gelir. Daha sonra Enkidu, Gılgamış’ın en yakın dostu ve yardımcısı olur.<br />
<br />
Bunun ardından gelen serüven Gılgamış ile aşk tanrıçası İştar arasında yaşanır. İştar, Gılgamış’a evlenme önerisinde bulunur. Gılgamış, bunu reddeder. Onuru kırılan İştar, Gılgamış’ı öldürmek için yeryüzüne bir boğa gönderir. Gılgamış, Enkidu’nun da yardımıyla boğayı öldürür. Enkidu rüyasında, boğayı öldürdüğü için tanrılar tarafından ölüme mahkum edildiğini görür.<br />
<br />
Destanın bundan sonraki bölümüyle ilgili tabletler bulunamamıştır. Fakat destanın devamının yer aldığı Gılgamış’ın Enkidu için yaktığı ağıtı, düzenlediği görkemli cenaze törenini, sonunda Enkidu’nun ölüler dünyasına göçtüğünü anlatan tabletler bulunabilmiştir.<br />
<br />
Enkidu’nun ölümünü Tufan öyküsü izler. Tufan, yeryüzünün sularla dolup taşmasının öyküsüdür. Gılgamış destanında Tufan’ı tanrıça İştar ve Bel’in başlattığı anlatılır. Gılgamış, Tufan’dan kurtularak sağ kaldığını öğrendiği Utnapiştim’i bulmak üzere yola çıkar. Utnapiştim ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir.<br />
<br />
Utnapiştim’i bulan Gılgamış, onun verdiği ölümsüzlük otuyla gençliğine yeniden dönecek ve ölümsüzlüğe kavuşacaktır. Ama, destanının insanlar için en üzücü bölümü burada başlar. Çünkü Gılgamış ölümsüzlük otunu yemeye fırsat bulamadan onu bir yılana kaptırır ve Uruk’a eli boş döner. Bazı kaynaklar, Gılgamış’ın ölümsüzlük otunu halkıyla birlikte yemek istediğini belirtir. Destan, Gılgamış’ın ölüm karşısında yenilgisiyle biter.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gılgamış Destanı'nın Önemi</span></span><br />
<br />
Destzn, tarihte bilinen en eski medeniyetlerden olan Sümerlerin yaşayışları hakkında bilgi verir ve kendisi de ilk yazılı destan olma özelliğini taşır.<br />
<br />
Gılgamış Destanı'nın en önemli özelliklerinden biri de, anlattığı "Tufan" öyküsü, üç büyük dinin Kutsal Kitapları'da yer almasıdır. "Ölümsüzlük Otu" öyküsü, Türk-İslam dünyasının "Lokman Hekim" söylemine benzer.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gılgamış Destanı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Tablet (Türkçe)</span></span><br />
<br />
Yerin dibindeki suyun kaynağını görenin öyküsünü dinle, yurdum! Dünyada her şeyi bilen adamın adını ünlendireyim: Onun görmediği hiçbir şey yoktur. Dünyanın bütün bilgeliklerini bilip torunlarına bırakan bir adamdır. Gizleri görüp bunların perdesini yırtan bir adamdır. Tufandan önce olanın haberini getirdi. Uzun yoldan gelip yorgun düştü; ama gücünü yitirmedi. Bütün çektiklerini bir anıt taşına kazıdı. Uruk'un dört bir yanına duvar çektirdi.<br />
<br />
Kutsal E-anna'nın ve temiz hazinenin duvarına bak! O duvar, didilmiş yünden örülen bir urgan gibidir. Onun köşe burçlarını da gözden geçir! Onun eşini hiç kimse yapamaz. Ta öteden beri orada duran taş merdivenden yol alıp İştar'ın oturduğu E-anna tapınağına yaklaş! Sonradan gelen hiçbir kral onun eşini yapmadı. Uruk duvarının üstüne çık! İleri yürü! Temeli gözden geçir! Tuğla duvarı incele. Acaba bunun tuğlaları pişmiş değil midir? Temeli yedi bilge kurmamış mıdır? [1]<br />
<br />
Ulu Tanrı, Gılgamış'ı en yetkin biçime soktu. Bütün tanrılar, ona en iyi erdemleri vermek için birbirleriyle yarış ettiler. Güneş Tanrısı, ona, erdemin en yükseğini, yeraltındaki tatlı su okyanusunun tanrısı Ea, bilgeliği bağışladı . Büyük tanrılar, Gılgamış'ı şu ölçüde yarattılar: Boyunun uzunluğu on bir endaze, göğsünün genişliği dokuz karış.[2] Adımlarının genişliği. Idi. Sakalı yanaklarından aşağı uzamıştı. Güzel bıyıkları vardı. Başındaki saçlar gürdü. Bedeni her bakımdan ölçülüydü. Onda üçte iki tanrılık, üçte bir insanlık vardı. Gövdesi pek iriydi. (Altı satır eksik.)<br />
<br />
Bütün ülkeleri dolaştıktan sonra Uruk kentine vardı. Uruk caddelerinde kurumundan kafasını dik tutuyordu. Caddelerde yabanıl bir boğa gibi böğürürdü. Eşsizdi. Silâhları kalkıktı. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmazdı. Dirliksizliği yüzünden Uruk halkı gittikçe eksildi. Gılgamış, oğlu babaya bırakmaz, gece gündüz kudurup sağa sola çatardı. Gılgamış ağılı bol Uruk'un ne biçim çobanıdır? Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral, oğlu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı?<br />
<br />
Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerin karıları, bundan ötürü tanrıların huzurunda ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp sızlanmalarını tanrılar dinlediler. Gökyüzünün tanrıları da, Uruk kentinin baştanrısı Anu'ya başvurarak şöyle dediler:<br />
<br />
"Sen, ipe gelmez, yabanıl, vahşi boğayı, Uruk halkını tedirgin etmek için mi yarattın? Eşsizdir. Silâhları kalkıktır. İnsanlara dirlik vermemek için eli durmaz. Gılgamış, oğulu babaya bırakmaz Gece-gündüz kudurup sağa sola çatar. Gılgamış ağılı bol Uruk'un ne biçim çobanıdır?"<br />
<br />
Öylesine güçlü, üstün, bilgiç, bilge olan bir kral oğulu babaya, sevileni sevene, kocayı karıya hiç bırakır mı?<br />
<br />
Gılgamış'ın savaşçılarının kızları, erlerinin karıları bundan ötürü ağlayıp sızlandılar. Bunların ağlayıp, sızlanmalarını büyük Gök Tanrısı dinledi. [10] Büyük tanrıça Aruru çağırıldı:<br />
<br />
"Ey Aruru, sen büyük Anu'yu yarattın. Şimdi onun rakibini yarat! O istediği denli Gılgamış'a karşı dursun. Bu iki yiğidin birbirlerine karşı güçlerini ölçmelerinden Uruk şehri soluk alsın!"<br />
<br />
Tanrıça Aruru, bunu duyar duymaz Gök Tanrısının rakibini kalbinde yarattı. Aruru, ellerini yıkadı; bir parça çamur koparıp yazıya attı ve yazıda yiğit Enkidu'yu yarattı. Çamurdan yaratılan Enkidu, demir gibi sertti. Bütün gövdesi kıllarla kapkara olmuştu. Kadın gibi uzun saçları vardı. Saçının lüleleri tıpkı buğday başağı gibi filizlenmişti. O, insan ve kent yüzü görmemişti. Üzerinde, yazının hayvanları gibi bir giysi vardı. Bu durumda ceylanlarla ot yiyor, yabanıl hayvanlarla itişe kakışa suvata iniyor; suyun kalabalığıyla gönlü açılıyordu.<br />
<br />
Günün birinde suvatın karşı yakasında bir avcıya, bir tuzak kurana rasgeldi. Birinci, gün, ikinci gün ve üçüncü gün suvatın karşısında ona rastladı. Onu gören avcının yüzü dondu; hayvanlarıyla olduğu yerde saklandı; korkudan titremeye tutuldu; sesi soluğu kesildi, içini sıkıntı bastı; çehresini bulut kapladı; gönlünü gam, üzünç sardı; yüzü uzun yolculuk yapan bir yolcunun yüzüne döndü. Avcı, konuşmak için ağzını açıp babasına dedi:<br />
<br />
"Baba, dağdan bir adam geldi. Bu yörenin en güçlüsüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür, hep dağda dolaşıyor. Her zaman yabanıl hayvanlarla ot yiyor. Ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden koparıp çıkardı. Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyor, kırdaki işime engel oluyor."<br />
<br />
Babası konuşmak için ağzını açıp avcıya dedi:<br />
<br />
"Biliyor musun oğlum, Gılgamış Uruk'ta oturuyor. Onu yenecek kimse yoktur. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Ona, krala yüzünü dön! Güçlü adam hakkında ona bilgi ver. O sana bir hayat kadını versin. Onu kıra götür. O kadın, bu adamı orada, güçlü bir adam gibi yensin. Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, o kadın giysisini atsın ve o da zevke dalsın. Kadını görür görmez, ona yaklaşacaktır: Fakat kırlarda onunla birlikte yürüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."<br />
<br />
Babasının öğüdü üzerine kalkıp, avcı yaya olarak Gılgamış'a gitti. Yolunu tuttu, Uruk'un ortasında durdu:<br />
<br />
"Gılgamış, beni dinle ve bana öğüt ver! Dağdan bir adam geldi. Bu, ülkenin en güçlü adamıdır. Gökten inen yoğun cevhere benzer; gücü büyüktür. Her zaman dağda dolaşıyor, hep yabanıl hayvanlarla ot yiyor, ayağı suvatın karşı yakasından hiç eksilmiyor. Korkudan ona yaklaşamıyorum. Açtığım çukurları doldurdu. Gerdiğim ağları yerden çıkarıp kopardı. Kırın kalabalığını, avı elimden kaçırıyordu. Kırdaki işime engel oluyordu!"<br />
<br />
Gılgamış, ona, avcıya dedi:<br />
<br />
"Ey avcı, git; yanında bir hayat kadını, bir hayat kadını görür! Yabanıl hayvanlar suvata yaklaştıklarında, kadın, giysisini atıp şehvetini kabartsın; kırlarda onunla büyüyen hayvanlar, onu yadsıyacaklardır."<br />
<br />
Avcı gidip yanına bir hayat kadını aldı. Bunlar, doğru gidecekleri yerin yolunu tuttular. 3. günde belli yere vardılar. Avcı ve hayat kadını, yerlerine oturdular. Birgün, iki gün suvatın karşısında beklediler. Hayvanlar gelip suvatta su içtiler. Su kalabalığı geldi ve yüreği rahatladı. Ne de olsa Enkidu, dağda yaşadığı için, ceylânlarla ot yiyor, su kalabalığıyla yüreği rahatlıyordu. Hayat kadını bunu, bu yabanıl adamı, kırda dolaşan bu cellat, herifi görür.<br />
<br />
"Hayat kadını! İşte budur. Göğsünü gevşet, kucağını zevkine aç, dalsın! Korkma!. Onun saldırısını karşıla. Bir kez seni görür görmez sana yaklaşacaktır. Üstünde yatması için giysini aç. O yabanıla kadınlık becerini göster: Kırlarda onunla büyüyen hayvanlar onu yadsıyacaklardır. Onun tutkusu senin üstünde zevke doyamayacaktır."<br />
<br />
Hayat kadını, göğsünü gevşetti. Kucağını açtı ve o, kadının zevkine daldı. Kadın korkmadı. Onun saldırısını karşıladı. Üstünde yatması için giysisini açtı. Yabanıl adama kadınlık becerisini gösterdi. Onun tutkusu kadının üstünde zevke doymadı. Enkidu, altı gün, yedi gece uyanık kalarak hayat kadınıyla Allah'ın emri oldu.<br />
<br />
............................. Enkidu'yu gören ceylânlar mertleyip kaçtılar. Artık kırın hayvanları onun yanından uzaklaştılar. Hayvanların ondan uzaklaştığı sırada, Enkidu, bedeni bağlanmış gibi ürperdi. Dizleri tutmadı. Enkidu zayıf düştü. Yürüyüşü eskisi gibi değildi. Sonra aklı başına geldi; işi anladı. Geri dönüp hayat kadınının dizlerine oturdu, onun yüzüne bakarak sözlerine kulak verdi. Hayat kadını ona, Enkidu'ya dedi:<br />
<br />
"Enkidu sen bilgesin, sen bir tanrı gibisin! Neden bu kalabalıkla kırda dolaşıyorsun? Gel, seni Uruk'a, Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa götüreyim. Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına."<br />
<br />
Hayat kadınının bu sözleri, Enkidu'nun hoşuna gitti; bilge gönlü, bir arkadaşa gereksinim duydu. Enkidu, ona, hayat kadınına dedi:<br />
<br />
"Gel hayat kadını, beni birlikte götür! Anu'nun, İştar'ın evi olan görkemli tapınağa; Gılgamış'ın olduğu yere, gücü tam olan adamın, yabanıl boğa gibi insanlara zorbalık eden yiğidin yanına. Ben ona meydan okumak istiyorum. Yiğit gibi konuşmak istiyorum. Uruk'a gidince Uruk'un yazgısını değiştiririm. Kırda doğanın gücü yamandır!"<br />
<br />
"Gel, bırak gidelim. O, senin yüzünü görsün. Sana Gılgamış'ı göstereyim. Onun nerede olduğunu çok iyi biliyorum. Enkidu, Uruk'a gel. Süslü kemerler kullanan insanların yanına! Her gün orada bir bayram kutlanır. Neşe yaratan genç oğlanların, görülmeye değer genç kızların oldukları yere: Zevk onlardadır; tam neşe içindedirler."<br />
<br />
(Bir satır eksik.) "Enkidu, sana yaşamı seven, acıdan zevk alan Gılgamış'ı göstermek isterim. Onu gör, onun yüzüne bak: O, erkek güzelidir. Tam güçlüdür; senden güçlüdür. Gece gündüz dinlenmesi yoktur. Enkidu, kıskançlığını bırak! "<br />
<br />
Ona, Gılgamış'a, sevgiyi Şamaş gösterdi. Onun aklını düşüncesini Anu, Enlil ve Ea genişlettiler; sen o dağdan gelmezden önce, Gılgamış seni düşünde gördü; düşünü yorarak kalktı, anasına anlattı:<br />
<br />
"Aman ana, ben bu gece bir düş gördüm. Bütün gücümle adamların arasından geçip ileri gittim. Orada gökyüzünün yıldızları birdenbire yere döküldüler. Göktaşı gibi yukardan aşağı üstüme düştü. Onu kaldırmak istedim. Bana ağır geldi, kımıldatmak istedim, kımıldatamadım. Uruk halkı oraya toplandı. Erkekler onun ayaklarını öptüler ve ben, o bir karıymış gibi, üzerinde ondan zevk aldım. Orada kendi kendime zorladım. Onlar bana yardım ettiler. Onu kaldırdım ve sana getirdim."<br />
<br />
Her şeyi öğrenen Gılgamış'ın anası, Gılgamış'a anlattı:<br />
<br />
"Gılgamış, bu açık bir şeydir. Kırda sana benzer biri doğmuştur. Onu dağlar yetiştirmiştir. Senin onu görür görmez, bir karıymış gibi üzerinde ondan zevk aldığın adam, senden asla ayrılmayacaktır. Adamlar onun ayaklarını öpecektir. Sen onu kucaklayacaksın. Onu bana getireceksin! O, güçlü Enkidu'dur. Dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer. Gücü büyüktür. Senin, karı gibi, üstünde zevk aldığın o adam, senden hiç ayrılmayacaktır."<br />
<br />
Gılgamış uyumak için yattı ve başka bir düş gördü. Anasına anlattı:<br />
<br />
"Aman ana, başka bir düş gördüm. Karışık şeyler gördüm. Uruk'ta yolun ortasında bir balta yatıyordu. Bunun çevresine toplanmışlar; halk da oraya zorluyordu. Bu baltanın görünüşü şaşırtıcıydı. Ona baktığımda sevindim. Onu severek, bir karıymış gibi, onun üzerinde ondan zevk aldım ve yanıma koydum."<br />
<br />
Bilge, bütün bilimleri bilen Ninsun, oğluna dedi:<br />
<br />
"Gılgamış, senin o adamı görmenin, o bir karıymış gibi onun üzerinde ondan zevk almanın anlamı, onu sana denk tutacağımı gösterir. Bu, yine güçlü Enkidu'dur, dar zamanda arkadaşa yardım eden bir yoldaştır. Ülkede en güçlü odur. Güçlüdür. Gökten inen yoğun cevhere benzer, gücü büyüktür!"<br />
<br />
Gılgamış bir daha anasına dedi:<br />
<br />
"Bu, bana büyük bir pay olarak düşsün! Bir arkadaş kazanmak isterim, bir yoldaş!"<br />
<br />
(Bir satır eksik.) Ve Gılgamış düşleri yordu.<br />
<br />
"Gel bakalım, yaş yerden kalk!"<br />
<br />
Hayat kadını böylece Enkidu'ya anlattı. Hayvanların su içtikleri yerde ikisi yalnız kalmışlardı.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>