• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Raşit Tunca Board
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Raşit Tunca Board > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 27
Son Üye» Son Üye Fahriye
Toplam Konular» Toplam Konular 6,642
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 7,570

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



Sahur Nedir? Sahurla İlgili Hadisler
Sahur Nedir? Sahurla İlgili Hadisler

Sahur ne demektir? Sahur yemeğinin dindeki yeri nedir? Sahur yapmanın fazileti ve bereketi nedir? Sahur hakkında hadisler.

Sahur yemeği, oruç tutacak kişilerin imsak vaktinden önce gece yedikleri yemektir.

SAHUR YAPMAK

Ramazan ayıda mümkün olduğu kadar sahur yapmaya gayret etmeliyiz. Sahurların yüksek fazîlet ve kıymeti hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Bir yudum su ile dahî olsa sahur yapınız.” (Abdurrazzâk, Mu sannef, IV, 227/7599)

“Sahur yemeği yiyin, zîrâ sahurda bereket vardır.” (Buhârî, Savm, 20)

Hadis-i şerifte buyrulur:

“İftarı acele ediniz; sahûru geciktiriniz!..” (Taberânî, Mûcemu’l-Kebîr, 25, 163)

SAHURUN BEREKETİ

Hz. Enes’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurdu:

“Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)

İbni Ömer (r.a.) dedi ki, Resûlullah‘ın iki müezzini vardı: Bilâl ve İbni Ümmü Mektûm. Resûlullah şöyle buyurdu:

“Bilâl geceleyin erkence ezan okur. Siz İbni Ümmü Mektûm ezan okuyuncaya kadar yiyip içiniz.”

İbni Ömer, “Bu ikisinin arasındaki zaman, biri inip diğeri çıkıncaya kadar geçen vakitten ibaretti” demiştir. (Buhârî, Ezân 11, 13, Şehâdât 11, Savm 17)

Resûlullah, oruç tutarken sahura kalkmayı ve iftarda acele etmeyi tavsiye etmiştir. (Buhârî, Savm, 45; Müslim, Sıyâm, 48; Tirmizî, Savm, 17/708.)

“Gündüzün orucuna sahur yemeği ile gecenin ibadetine de öğle uykusu ile yardımcı olunuz!” (Hâkim, I, 588)

Ebûbekir (r.a.) şöyle buyurur:

“Ramazan’da (Teravih) namazından ayrılıp, hizmetçilerden ale’l-acele sahur yemeği getirmelerini isterdik, çünkü fecrin doğmasından korkardık.” (Muvatta’, es-Salâtü fî Ramadân, 7)

“….Sakîf temsilcilerine İslâm’ın farzları ve ahkâmı öğretildi. Hz. Peygamber, Ramazan’ın kalan kısmında oruç tutmalarını da onlara emretti. Bilâl-i Habeşi, onların sahur ve iftar yemeklerini yanlarına götürürdü.” ( Vâkıdî, III, 968.)

SAHUR İLE SABAH NAMAZI ARASI

Zeyd İbni Sâbit (r.a.) dedi ki:

Biz Resûlullah ile birlikte sahur yemeği yedik sonra da sabah namazını kıldık. Sahur yemeği ile sabah namazı arasında ne kadar zaman geçti? diye soruldu. “Elli âyet okuyacak kadar” cevabını verdi. (Buhârî, Savm 19; Müslim, Sıyâm 47)
SAHURDA İBADET

Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır:

“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)

Allâh Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)

Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh buyurdular:

“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)

“…Farzlar dışında en faziletli namaz, gece namazıdır.” (Müslim, Sıyâm, 203)

Yine Allah Resûlü buyururlar ki:

“Cebrâîl (a.s) geldi ve şöyle dedi: «…Hiç şüphe yok ki, mü’minin şerefi (değeri) teheccüd namazındadır…»” (Cem’u’l-Fevâid, I. 335)

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası
Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası

İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...

Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.

MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.

Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…

Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.

Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.

KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ

Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.

KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK

Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:

“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)

Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!

İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.

Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.

Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)

Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.

Kaynak:

Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...
Ramazan ayında neler yapılır? Ramazan’da yapılacak ibadetler nelerdir? Ramazan’da 30 güne, 30 altın tavsiye...
Ramazan’da yapılması tavsiye edilen ameller:
RAMAZAN’DA YAPILACAK 30 ŞEY
  1. Bütün Azalarına Oruç Tuttur
Oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnundaki merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Orucun Hak katında makbûl olması için mîdenin açlığına ilâveten dil, göz, kulak gibi diğer uzuvlara da oruç tutturulmalıdır.
  1. Muhtaçları Sevindir
Ramazan’da yoksul, yetim, kimsesiz, çaresiz, hasta ve muhtaçların gözetilmesi, yüreklerin böyle kimselere uzanması ve onlarla bir gönül beraberliği yaşanması Ramazan-ı Şerîf’in fazîletini yücelten en mühim müessirlerdendir. Zîrâ bu ibâdetler, yâni ehline verilen zekât ve sadaka gibi amel-i sâlihler, Cenâb-ı Hakk’ın afv ü mağfiretini coşturur. Feyiz ve bereketlere gark eder. Rahmet-i ilâhiyyenin kapılarını aralar. Azâbın yolunu kapatır. İnâyet-i ilâhiyye kapılarını açar.
  1. Sükûtunu Artır
Oruçlu iken ağza bir şey girmemesine dikkat edildiği gibi ağızdan çıkan her kelimeye de dikkat edilmelidir. Lisânımız rahmet dili olmalı ki kalplere saplanan bir diken olmasın. Gıybet sebebiyle de mânen insan eti yiyerek haramla iftar edilmemelidir. (Hucurât, 12)
  1. Tefekkürünü Artır
Allah Teâlâ kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür. Tefekkürde derinleşmek ve böylece rûhu inkişâf ettirmek, kulun en mühim mes’ûliyetlerinden biridir. Böylece ibâdetlerde huşûya, kalbin rikkat kazanmasına, muâmelâtta nezâkete ve ahlâkta kemâle erebilmek mümkün olacaktır.
  1. Zikrini Artır
Ramazan Ayında Rabbimizi zikretmeye daha çok önem verilmelidir. Âyet-i kerîmede buyrulur: “Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, sabah-akşam Rabbini an. Gâfillerden olma!” (el- A’râf, 205) Bu konuda Allâh Resûlü şöyle buyurur: “Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh Teâlâ’yı zikretmeyi sevmektir.” (Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 52)
  1. Beş Vakit Namazı Camide Kıl
Hz. Peygamber (s.a.s.) cemaatle namaz kılma husûsunda ileri sürülen hiçbir mâzereti kabûl etmemiş, Müslümanların hâllerini ve şartlarını ezâna göre ayarlamalarını istemiştir.
Nitekim Abdullâh bin Ümm-i Mektûm (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.s.) gelerek: “–Yâ Resûlallâh! Gözlerim görmüyor ve evim de câmiye uzak. Bir kılavuzum var, o da bana yardımcı olmuyor. Namazı evimde kılmama izin verir misiniz?” diye sordu. Efendimiz (s.a.s.): “–Ezânı duyuyor musun?” diye sordu ve “–Evet” cevâbını alınca: “–Senin için (cemaate gelmemen husûsunda) bir ruhsat bulamıyorum.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46/552)
  1. Teravih Namazı Kıl
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kim Ramazan’ın faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek terâvih namazını kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân 37; Müslim, Müsâfirîn 173, 174.)
Yine Peygamber (s.a.s.) Efendimiz buyurur: “Allâh Teâlâ Ramazan’da orucu farz kıldı, ben de (terâvîh) namazını sünnet kıldım.” (İbn-i Mâce, Salât, 173)
  1. İftar Ver
Ramazan’da bir oruçluyu iftar ettirmenin ecri büyüktür. İftarı verme hususunda Zeyd İbni Hâlid el-Cühenî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.” (Tirmizî, Savm 82)
  1. Umre Yap
İmkânı olanlar için Ramazan ayı içerisinde umre yapmak çok faziletlidir.
Nitekim Abdullah İbni Abbâs’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Ramazan ayında yapılan umre, tam bir hac sayılır, yahut  da benimle birlikte yapılmış bir haccın yerini tutar.” (Buhârî, Umre 4)
  1. İftariyelik Dağıt
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Kim bu ayda bir oruçluya iftar verirse, bu onun günahlarının bağışlanmasına, cehennem azâbından kurtulmasına ve kendi mükâfatından hiçbir şey eksilmeden bir oruç tutma sevâbına daha nâil olmasına vesîle olur.” Bunu işiten sahâbîler: “–Ey Allâh’ın Elçisi! Hepimiz bir oruçluyu doyuracak kadar yiyeceğe sahip değiliz.” dediler. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz bunun üzerine: “–Kim bir oruçluyu bir hurma ile veya içecek su ile veya tadımlık bir süt ile iftar ettirirse, Allah ona bu sevâbı verir.” buyurdu. (Ali el-Müttakî, VIII, 477/23714)
  1. Bir Yetim Sevindir
Resûlullah (s.a.s.), üç yetim yavrunun ihtiyaçlarını karşılayan kişinin, gecelerini ibadet, gündüzlerini oruçla geçiren ve her şeyini fedâ ederek gece-gündüz Allah yolunda koşan kişi gibi sevap kazanacağını beyan etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 6)
Yine şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teâlâ onu mutlakâ cennete koyar.” (Tirmizî, Birr, 14/1917) “Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap yazılır…” (Ahmed, V, 250)
  1. Sahurları İhmal Etme
Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Sahur yapınız, zira sahurda bolluk-bereket vardır.” (Buhârî, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45)
  1. Kur’an Hatmi Yap
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, bilhassa Ramazan ayında Kur’ân-ı Kerîm’e daha fazla ehemmiyet verirdi. Dostu Cebrâil (a.s.) ile bu ayda her gece Kur’ân-ı Kerîm’i mukàbele ederlerdi. Vefâtından önceki Ramazan’da ise bu mukàbeleyi iki kere yapmışlardı. (Bkz. Müslim, Fedâil 50.)
Resûlullah (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’i, Cebrâil’den (s.a.s.) sonra bâzı sahâbîleriyle de mukàbele ederdi. (Ahmed, I, 405)
  1. Duanı Artır
İbâdetlerin özü olan duâ, kulun benliğinden sıyrılarak Rabbine sığınmasıdır. Allâh ile kul arasında en mühim bir mânevî bağ durumundadır. Bu bağı koparanlar, Hak katındaki değerlerini de zâyi etmiş olurlar. Ramazan ayında bilhassa gecelerde ve oruçlu iken rabbimize yalvarmalı ve ona sığınmalıyız.
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur: “(Resûlüm!) De ki: Sizin (kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (el-Furkân, 77)
  1. İftar Davetine Git
Hz. Peygamber (s.a.s.): “Müslümanın Müslüman üzerinde altı hakkı vardır” buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: “Karşılaştığın zaman ona selâm ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman “elhamdülillah” derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun." (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)
  1. Teheccüd Kıl
Allah Teâlâ, teheccüd namazını Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e husûsî olarak farz kılmıştır. Bizler de Ramazan-ı Şerif içerisinde sahura kalktığımızda en az 2 rekat teheccüd namazı kılmaya gayret etmeliyiz. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur: “Gecenin bir kısmında da sâdece sana mahsus bir fazlalık olmak üzere Kur’ân ile teheccüd namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni Makâm-ı Mahmûda eriştirir.” (el-İsrâ 17/79)
Teheccüd namazı ile ilgili Resûlullâh (s.a.s.) buyurdular: “Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)
  1. İtikâfa Gir
İbni Ömer (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde i’tikâfa çekilirdi. (Buhârî, İ’tikâf 1, 6; Müslim, İ’tikâf 1-4.)
Hz. Ayşe’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) vefat edinceye kadar Ramazan’ın son on gününde itikâfa girmiştir. Vefatından sonra eşleri itikâfa girmeye devam ettiler. (Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5.)
  1. Küsleri Barıştır
Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in beyânına göre; pazartesi ve perşembe günleri kulların yaptıkları işler Allah Teâlâ’ya arz edilir. Din kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kişi hâricinde, Allâh’a şirk koşmayan her kulun günahları affedilir. Meleklere; “Şu iki kişinin af edilmesini birbirleriyle barışıncaya kadar erteleyin!” diye tembih edilir. (Müslim, Birr, 35-36; Ebû Dâvud, Edeb, 47)
İslâm kardeşliğini zedelemenin, Allâh’ın merhametinden mahrum bırakan ağır bir îman zaafı olduğu da âyet-i kerîmelerde şöyle ifâde buyrulur: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (el-Hucurât, 10) “…Siz (gerçek) mü’minler iseniz Allah’tan korkun, (mü’min kardeşleriniz ile) aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlü’ne itaat edin.” (el-Enfâl, 1)
  1. Her Güne Bir Sadaka Ver
Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.) gelerek: “-Yâ Resûlallâh! Hangi sadaka ecir bakımından daha büyüktür?” diye sordu. Allâh Resûlü (s.a.s.): “-Ramazan-ı Şerîf’de verilen sadaka…” (Tirmizî) buyurdular.
  1. İftar Açmakta Acele Et
İftar açarken acele etmek gerekir. Nitekim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Kullarımın bana en sevgili olanı, oruç açmakta acele davranandır.” (Tirmizî, Savm 13)
  1. Salat ü Selamı Artır
Ahirette Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’e yakın olmak için her daim salavat getirmelidir.  Ramazan-ı Şerif’te salavatlarımızı çoğaltabiliriz. Nitekim ayet-i kerîmede buyrulur: “Şüphesiz ki Allâh ve melekleri, Peygamber’e çokça salât ederler. Ey müminler! Siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!” (el-Ahzâb, 56)
Abdullah bin Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet günü insanların bana en yakın olanı, bana en çok salât ü selâm getirenidir.” (Tirmizî, Vitir, 21/484)
  1. İşlediğin Hayırla Sevin
Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sahip olduğu şeyleri sadaka olarak verme husûsunda hiçbir insana benzemezdi. O’nun sadaka verişi, fakîrlikten korkmazcasına bir verişti. Sadaka vermek, kendisi için en büyük bir hazdı. O’nun vermekten duyduğu sevinç, ihtiyacı olup da O’ndan alanın duyduğu sevinçten kat kat daha fazlaydı. Hayır işlemede insanların en cömerdiydi. Sağ eli bereket saçan bir rüzgâr gibiydi. Bir ihtiyaç sahibi, O’na derdinden söz açtığı zaman çok duygulanır, onu kendisine tercîh eder, bazen yemeğini, bazen de üzerindeki elbisesini verirdi.
  1. Son On Geceyi İhya Et
Aişe validemiz şöyle dedi: “Ramazan ayının son on günü gelince, Resûlullah geceleri ibadetle ihyâ eder, ailesini uyandırır, kulluğa soyunup paçaları sıvardı.” (Buhârî, Leyletü’l-kadr 5)
  1. Çocukları Oruca Alıştır
Ramazan’da çocuklarımızı oruca alıştırmakla ilgili bir gündemimiz de olmalı. Bu konuda insanımızın zaman içerisinde bulduğu uygulamalardan faydalanabiliriz. Mesela çocuklarımıza tekne orucu tutturabiliriz. Anadolu’da eskiden Ramazan ayında oruç tutan yaşlılar ve çocukların, zorlandıkları durumlarda mutfaklardaki büyük ekmek teknesinin arkasına geçerek yemek yiyip, oruçlarına kaldıkları yerden devam ederler, buna da “Tekne Orucu” derlerdi. Yine mesela çocukların oruçlarını satın alarak onları teşvik etmek ve sevindirmek de oruca ısınmalarına vesile olacaktır.
  1. Tevbeni Artır
Ramazan ayı af ve mağfiret ayıdır. Ramazân-ı Şerîf’i lâyıkıyla ihyâ edenler, sayısız nîmetlere nâil olurlar. Ona duyarsız kalanlar ise, dehşetli bir mahrûmiyete dûçâr olurlar.
Zîrâ hadîs-i şerîfte Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurur: “Cebrâîl Aleyhisselam bana göründü ve; «Ramazan’a erişip de günahları affedilmeyen kimse rahmetten uzak olsun!» dedi. Ben de «Âmîn!» dedim…” (Hâkim, IV, 170/7256; Tirmizî, Deavât, 100/3545) Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Ben, günde yüz kere istiğfâr ederim…” (Müslim, Zikir, 42) buyurmuşlardır.
  1. Bayramın, Başkasına Bayram Olsun
Gerçek bayram, geniş bir rahmet ve ğufrân iklîmi, sonsuz bir afva mazhar olan müslümanların derin bir îmân heyecanı içinde birbirleriyle kaynaştığı muhteşem hâtırâlarla dolu mübârek bir gün olmalıdır. Bayram, büyük-küçük, muzdarip-sıhhatli, zengin ve fakîrin müşterek bir sürûr günüdür. Onların hepsinin memnûn olması, bayramların gerçek mânâsının yaşanması ile mümkündür. Bu îtibarla bayram, yaradandan ötürü bütün mahlûkâta sevgi, şefkat, nezâket ve muâvenete vesîle olan bir gündür. Rabbimiz, dünyâ hayatını bizler için bir Ramazan-ı Şerîf eyleyip kıyâmet sabahını hakîkî bir bayram eylesin!
  1. Fitre Ver
Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî ibadete fitre denir. Ramazan ayı içinde fitreleri vermek gerekir.
Abdullah İbn Ömer’den (r.a.) şöyle dediği nakledilmiştir: “Hz. Peygamber fıtır sadakasını (fitreyi) köle, erkek, kadın, küçük ve büyüklere farz kılmış ve insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emretmiştir.” (Buhârî, Zekât, 76; Müslim, Zekât, 12 .)
  1. İnfakını Artır
İbni Abbâs (r.a.) şöyle dedi: “Rasûllullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan’da Cebrâil Aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil Aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah, Cebrâil Aleyhisselam ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhârî, Bedü’l-vahy 5, 6, Savm 7, Menâkıb 23, Bed’ul-halk 6, Fezâilü’l-Kur’ân 7, Edeb 39)
  1. Orucunu Zedeleme
Allah Resûlü (s.a.s.) bir gün: “–Oruç, oruçluya yakışmayan şeylerle (nefsânî arzularla) zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandır.” buyurdu. Ashâb-ı kiram: “–(Oruçlu) onu ne ile zedeler?” diye sorunca Resûl-i Ekrem (s.a.s.): “–Yalan ve gıybetle… (yani diliyle…)” cevabını verdiler. (Nesâî, Sıyâm, 43)
Yine Rasûlullah (s.a.s.) buyurur: “Oruç tutan kimse; yalan, dolan ve bu gibi şeylere başvurmamalıdır. (Zira) insanları (sadece) yemek ve içmekten alıkoyacak bir oruca Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Kitâbu’s-Savm; Tirmizî, Bâbu’s-Savm; Ebû Dâvûd, Savm, 236; İbn-i Mâce, 122)
  1. İhlasını Artır
İbâdetlerin kemâlini artıran; kalp temizliği, niyet berraklığı ve samîmiyettir. Nefsânî menfaat düşüncelerinin karıştığı, Hak rızâsından gayrı gâyelerin ortak edildiği ibâdetlerden bir hayır umulamaz.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur: “Nice oruç tutanlar vardır ki orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan, yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm, 21)

Kaynak:

Altınoluk Dergisi, Sayı: 399

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları
Ramazan ve Orucun Kazandırdıkları

Ramazan ve orucun insana ve topluma kazandırdıkları nelerdir? İşte Ramazan ve orucun 20 kazancı.
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı, ilâhi kazançların yanında mübarek bir aydır.
RAMAZAN VE ORUNCUN 20 KAZANCI
Bu mübarek ay bize neler kazandırdı? Bunu maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz: 
  1. Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan’dan önce sahurun, iftarın vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık saatinde yenmeye başladı. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.
  2. Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu, bizi onları yemek için engelleyecek hiçbir insan olmadığı halde, Allah’a olan saygımızdan, ezan okunmadan elimizi sofraya götüremedik.
  3. İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan ilâhî gücün sahibi Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar tekrar yaşadık.
  4. Oruç tutanlar için bir cennetin hazırlandığını ve bu cennete Reyyân adının verildiğini öğrendik. Kıyamet gününde sadece o kapıdan oruç tutanların gireceğini[1] duyunca, oruç ibadetinin sevabının Allah tarafından verileceği[2] müjdesini daha iyi anlamış olduk.
  5. Çoluk çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.
  6. Teravih namazına giderek, huşû içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği[3] müjdesini almış olduk.
  7. “Ramazan münasebetiyle kapalıyız” diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan’a saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan’da değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olduğunu düşündük. Ancak, İslam’ın, manevi hayatın doya doya yaşandığı bu mevsimde oruçtan, namazdan habersiz nesilleri gördükçe, Müslümanların gözünün içine baka baka oruç yiyenleri gördükçe gelecek nesiller için de bir hayli üzüldük.
  8. Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.[4] 
  9. Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde düşüşler olduğunu gerek haberlerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan olması için dua ettik.
  10. Kur’an ayı olan Ramazan ayında[5] Kur’an’ı daha iyi anlamaya, kavramaya ve hayatımıza uygulamaya çalıştık. Mukabele dinledik. Bazı Müslüman kardeşlerimiz mukabele okumanın yanında okuduğu Kur’an’ı anlamaya çalıştı. Kur’an’ın tercümesini de hatmetmeye çalıştı. Biz de onları örnek aldık. Bütün bunları duyduk bu sene yapamazsak gelecek sene yapmaya söz verdik.
  11. Ramazan ayı dışında, sinirlendiğimiz zaman bazen kötü sözler söylediğimiz olmuştur. Hâlbuki Ramazan ayında sakin olmamız tavsiye ediliyor. Orucu sadece mideye değil, gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız gerekiyor. Bu yüzden oruç, insanı kötü söz söylemekten alıkoyar. Birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olursa “Ben oruçluyum” denmesi gerektiğini[6] bu ayda öğrendik.
  12. Bazen dalgınlıkla oruçlu olduğumuzu unuttuk. Ama orucumuz bozuldu mu, bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık ve orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine[7] inandık.
  13. İftar vaktini beklerken ne kadar sevinçli oluyoruz değil mi? Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız suya hasret dudaklarımız suya kavuşsa diye... Aklımıza hemen Peygamber Efendimiz’in bir hadisi geliyor: “... Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir.”[8] Cenab-ı Allah bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatır inşallah...
  14. Oruçlu iken bir şey yiyip içmediğimiz için ağzımızda tuhaf bir koku oluşuyor. Ağzımız kokuyor. Fakat bu ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.[9] Bu durum Allah’ın oruçluya verdiği değeri göstermekte, ağzının kokusunu misk kokusundan daha hoş kabul etmektedir.
  15. Ramazan ayının bize kazandırdığı bir husus da, diğer aylarda şikâyetçi olduğumuz şeytanların bağlanması, bize vesvese verememesi, kötülük telkin edememesidir. Bunun yanında Ramazan ayında cennetin kapıları ardına kadar açılmakta ve cehennem kapıları da kapanmaktadır.[10] 
  16. Resulullah’ın tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden[11] istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehli Kitab’a muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.[12] 
  17. Sahurda ve iftarda gerine gerine yiyip de: “Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin...” türünde bir şükürde bulunmadık. Çünkü hakiki şükrün; fakire, yetime, kimsesize yediğinden yedirmekle, giydiğinden giydirmekle olduğunu kavradık.
  18. Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, teravih, vaaz, mukabele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapılabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan’da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.
  19. Evimizde ailemizle birlikte, iftar saatini bekledik. Bu arada dini yayın yapan televizyon programlarını izledik. Değerli hocalarımızın okuduğu Kur’an-ı Kerim, ilahileri ve kasideleri dinledik. İlim adamlarının sohbetlerini dinledik. Okunan ezan ile iftar duası ile oruçlarımızı açtık.
  20. Ramazan Bayramı vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah... Sonuç olarak Ramazan ayı bize burada sayılmayacak kadar kazançlar sağlamaktadır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Gözden kaçan bazı maddeler de buraya eklenebilir. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan’dan sonra da devam ettirmektedir. Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek gün, gece ve ayları değerlendirmesini bilelim. Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilip, hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara... Ne mutlu...
Dipnotlar:
1. Buhari, Savm 4, Bed’ül-Halk 9; Müslim, Sıyâm 166. 2. Buhari, Savm 9; Müslim, Sıyâm 164. 3. Buhari, Salâtü’t-Terâvih 1; Müslim, Salâtü’l-Misafirin ve Kasriha, 173. 4. Tirmizi, Savm 82 (807); İbn Mâce, Sıyâm 45. 5. Bakara 2/185. 6. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 7. Buhari, Savm 26, Eymân 15: Müslim, Sıyâm 171. 8. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 9. Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164. 10. Buhari, Savm 5, Bed’ül-Halk 11: Müslim, Sıyâm 2; Nesâî, Sıyâm 5. 11. Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45; Nesâî, Savm 18. 12. Tirmizi, Savm 17.


Kaynak:

Vehbi Akşit, Altınoluk Dergisi, Sayı: 365

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Ramazan’da Çocuklarla Neler Yapabilirsiniz?
Ramazan’da Çocuklarla Neler Yapabilirsiniz?

Ramazan ayıda çocuklarla neler yapılabilir? İşte anne-babalara Ramazan’da çocuklarıyla birlikte yapabilecekleri etkinlikler.
Çocukluk; hayatın ilk basamakları olarak tabiri caizse bir staj dönemidir. Hayatı tanımak, yavaş yavaş anlamaya çalışmak, hayatın içerisinde kendini ve çevresindekileri konumlandırmak, kendinden ve en yakınlarından başlayarak insanları, içinde yaşadığı toplumunu ve dünyayı görüp onlar hakkında fikir sahibi olmak ve insanlığın ortak kültürünün ve içinde yaşadığı kendi kültürünün kurallarını öğrenip ona uygun davranış kalıpları geliştirmeye başlamak hep bu dönemde gerçekleşen hayata hazırlık faaliyetleridir.
Hiç şüphesiz bütün bu -kısaca ifade etmek gerekirse- dünyayı ve kendini tanıma faaliyetlerinde çocuğun üzerinde en çok etkiye sahip olan; doğduğu andan itibaren yanında bulunan, ilk adımdan ilk kelimeye her hareketin ve değişimin şahidi, öğretmeni ve şekillendiricisi olan anne- babadır. Çocuk dünyayı uzunca bir süre onların davranışları, tepkileri, doğruları ve yanlışları ile öğrenir. Çocuğun anne-babasıyla ilişkisi onun diğer bireylere, nesnelere ve bütün bir hayata karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur.
Çocuk, doğal olarak yaşadığı kültürün özelliklerini ve yaşam biçimlerini anne-babasının tutumlarından algılamaya başlar. Bu nedenle çocuğun yaşamının daha son raki yıllarında yaşadığı topluma adapte olabilmiş, ruh sağlığı yerinde bir birey olabilmesi anne-babasının sergilediği tutum ve davranışlara geniş ölçüde bağlıdır.[1] Bu gerçeği teyit olarak da yapılan araştırmalarda anne-baba davranışlarıyla çocuğun ruh sağlığı ve uyumu arasında yadsınamaz ilişkiler olduğu belirtilmektedir.[2] Anne-babalarından olumsuz tepki alan çocukların ilerleyen hayatlarında planlama ve başa çıkma becerilerinden yoksun kaldıklarını, çocuklarının gereksinmelerine daha az duyarlı olduklarını ve çabucak öfkelenip tepkisel davrandıklarını gösteren çok sayıda araştırma vardır.[3]
Ramazan ayı ise hem içinde barındırdığı özellikler hem de bu özelliklerin hemen hemen bütün toplum tarafından benimsenip coşkuyla yaşanmaya çalışılması açısından oldukça önemli bir aydır. Ramazan’da yeme içme, yatma kalkma düzeninin değişmesi, misafirliklerin ve misafirlerin yoğunlaşması, camilerin daha sık ve uzun süreli ziyaret edilmesi çocuklarda merakla karışık bir heyecanı beraberinde getirmektedir.
RAMAZAN AYINDA ÇOCUKLARIMIZLA NELER YAPABİLİRİZ?
İşte bu merakla karışık heyecan çocuklara ahlaki değerler kazandırmak, içinde yaşadığı toplumun kültürünü anlatmak ve benimsetmek, din ve dini yaşayış hakkındaki algısını derinleştirmek anlamında anne-babalar için bulunmaz bir fırsat olmalı ve mutlaka bu kıymetli zaman dilimi değerlendirilmelidir. Ancak Ramazan’ı çocuk eğitimi anlamında değerlendirirken mutlaka dikkat edilmesi gereken bazı noktalara anne-babaların hassasiyet göstermesi netice alınabilmesi açısından önem arz etmektedir.
1. Ramazan Hazırlığı Yapalım
Ramazan denince genelde akla iftar, sahur, teravih gelmekte; Ramazan hazırlığı denince ise mutfak hazırlığı düşünülmektedir. Ancak Ramazan hazırlığı mutfak hazırlığının çok ötesinde bir ruh hazırlığıdır. Ramazan bize bir mesajla gelmektedir ve bu mesaj yeme içmenin ötesinde ruhi bir gelişim ve olgunlaşma mesajıdır. Dolayısıyla Ramazan gelmeden önce Ramazan’ın getirdiği mesajı alabilmek için kendimizi Ramazan’a hazırlamalı ve Ramazan’da kendimizi ruhi anlamda olumlu olarak değiştirmeye karar vermeliyiz. Ancak böylelikle çocuklarımıza Ramazan’ı ve getirdiği mesajları anlatabilir ve ailece Ramazan’a hazırlanabiliriz.
2. Evimizi Süsleyelim
Çocuklarımızın Ramazan henüz gelmeden heyecanını ve coşkusunu içlerinde hissetmeleri için; evimizi süsleyebilir, Ramazan’a kaç gün kaldığını gösteren ailece yaptığımız bir takvim hazırlayıp takip sorumluluğunu çocuklarımıza verebiliriz.
3. Söyleyerek Değil Yaşayarak Anlatalım
Çocuk­lar davranış kalıpları geliştirirken duyduklarından çok gördüklerini taklit ederler yani kendilerine söylenenden çok yapılanı uygularlar. Dolayısıyla Ramazan ile ilgili olarak en çok dikkat edilmesi gereken husus Ramazan’da kötü alışkanlıklarından mümkün olduğunca arınmış ve farklılaşmış bir birey olarak çocuklarımıza örneklik oluşturmamızdır. Ancak kendimiz yaptıktan sonra anlatacaklarımızın daha etkili olacağını unutmayalım.
4. Yaşlarına Göre Oruç Tutmalarını Teşvik Edelim
Ra­mazan’da orucun heyecanını yaşamalarını ve ilerleyen yaşlarında tutacakları oruç için kendilerini hazırlamaları amacıyla yaşlarına göre zamanı değişecek şekilde oruç tutmalarını güzel sözlerle ya da küçük hediyelerle teşvik edelim. Küçük yaştakiler birkaç saat ya da yarım gün; ergenliğe yaklaşan yaştakiler ise bünyelerinin kuvvetine ve isteklerine göre birkaç tam gün ya da daha fazla oruç tutabilirler.
5. Bizim Orucu Tuttuğumuz, Orucun da Bizi Tuttuğunu Görsünler
Ramazan içerisinde hem davranış hem de üslup açısından mümkün olduğunca dikkatli ve hassas olmamız orucun en önemli unsurlarından biridir. günümüzde yaygın kanaatin aksine orucun sadece yememe ve içmeme üzerinde değil bunların ötesinde el ve dil ile kimseyi kırmama ve incitmeme üzerinde de olduğunun bilincinde olarak bu bilinçle yıl içerisinde hiç olmadığımız kadar nezaketli ve hoşgörülü olmaya dikkat edersek çocuklarımız Ramazan’ın ve orucun en önemli mesajlarından bir tanesini hiç anlatmanıza gerek kalmadan görüp anlayacaklardır.
6. Hastaları ve Muhtaçları Ziyaret Edelim
Ço­cukla­rımızla beraber hasta ve muhtaçları ziyaret ederek sosyal yardımlaşmanın sadece sözde kalmaması gerektiğini göstermiş, çocuklarımıza insanları sevindirmenin hazzını tattırmış ve ellerindeki sağlık ve varlık nimetinin ne kadar büyük ve önemli olduğunu fark ettirmiş oluruz.
7. İftar ve Sahurları Ailece Yapalım
Çocuklarımız oruç tutmasalar dahi iftar ve sahur vakitlerinde hep beraber ailece sofraya oturmaya dikkat edelim. Uykudan fedakarlık etmeleri gerekse de sahur heyecanını yaşamalarına müsaade edin. İftar ve sahur vakitlerinde hep beraber sesli olarak dua etmeyi düzenli hale getirelim.
8. Camilere Götürelim
Ramazan heyecanının yaşandığı en önemli yerler hiç şüphesiz camilerdir. Ramazan boyunca mümkün oldukça çocuklarımızı vakit namazlarına ve özellikle teravih namazına götürelim ki Ramazan coşkusunu yaşayarak, görerek hissetsinler ve Ramazan küçük dünyalarında kalıcı izler bıraksın. Nitekim Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine şahitlik eden Halit Fahri Ozansoy, babasının kendisini çocukluğunda Sultanahmet Camisi’ne götürdüğü bir Kadir Gecesi’ni anlattıktan sonra, “Çocuklukta böyle geceler, din duygusunun, Allah ve peygamber duygusunun ruha derinlemesine işlediği gecelerdir. Babalar bunu bugün de düşünüyorlar mı? Ben, Kur’an’ın nâzil olduğu her Kadir Gecesi’nde o küçük yaşımın, o hayranlık ve iman dolu gecesini hatırlarım. Babam, bana bıraktığı bu kutsal hatıra ile mezarında daha rahat uyuyabilir.” diyor.
9. Çocuk İftarları Düzenleyelim ve İftar Davetlerinde Çocuklarımızı Ev Sahibi Yapalım
Oruçlulara iftar vermenin önemini ve sevabını çocuğumuza anlatarak, kendi akranlarını çağıracakları çocuk iftarları düzenleyelim ve çocuklarımızın daveti sahiplenerek misafirleri çağırmasını, sofrayı ve ikramları organize etmede sorumluluk almasını sağlayalım. Ayrıca evimizde dost ve akrabalarımıza verdiğimiz iftar davetlerinde çocuklarımıza ev sahibi sorumluluğu vererek onların daveti sahiplenmesini sağlayalım.
10. Yanlış Davranış ve Sözlerini Güzelce Düzetelim
Yanlış bir davranış yaptıklarında yada kötü bir söz söylediklerinde kırmadan, güzelce yaptığının/yaptıklarının yanlış olduğunu sebeplerini açıklayarak anlatalım. Etkili olabilmesi için de mutlak surette kendi davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat edelim.
11. Yardım Kutusu Hazırlayalım
Evinizde kartondan bir yardım kutusunu çocuklarımızla beraberce hazırlayalım ve çocuklarımızdan birine yardım kutusunun sorumluluğunu vererek Ramazan boyu hem aile fertlerinin hem de misafirlerin yardım kutusuna katkıda bulunmasını sağlayalım. Ramazan’ın sonunda yardım kutumuzu bir yardım kuruluşuna çocuklarımızla beraber götürelim.
12. Televizyon ve Bilgisayar Kullanmayı Azaltalım
Ramazan boyunca bizi pasif bırakacak tv izlemeyi ve bilgisayar kullanmayı mümkün olduğunca azaltmaya çalışalım. Ancak bunu yaparken mümkün oldukça tv ve bilgisayar izlemenin yerine koyduğumuz aktivitelerin çocuklarımızın eğleneceği ve keyif alacakları aktiviteler olmasına dikkat edelim ya da yapacağımız aktiviteleri onların sevecekleri ve sıkılmayacakları hale getirelim.
13. Dost ve Akrabalarımızla İlişkilerimizi Sıklaştıralım
Dinimizde önemli yeri olan sıla-ı rahim ve vefa kavramlarını çocuklarımızın hayatlarına sokabilmek için Ramazan’ı fırsat bilip dost ve akrabalarımızı mümkünse iftarlara davet edelim, mümkün değilse çocuklarımızla beraber arayıp hal ve hatırlarını sorarak gönüllerini almaya çalışalım.
14. Ramazan Panosu Hazırlayalım
Evimizin güzel bir köşesine Ramazan’la ilgili bilgilerin, hatıraların, güzel söz ve yazıların yer alabileceği günlük yenilenen bir Ramazan panosu hazırlayalım ve panodaki bilgilerin yenilenmesi sorumluluğunu çocuklarımız arasında paylaştıralım.
15. Kültürümüzün Güzelliklerini Yaşatmaya Çalışalım
Kültürümüzün ve tarihimizin güzelliklerini ailece öğrenip yaşatmaya çalışalım. Çocuklarımıza zimem defterini[4], diş kirasını[5], sadaka taşını[6] anlatıp onlarla bu güzel adetleri günümüze nasıl adapte edip yaşatabileceğimizi tartışalım.
16. Kaynak Kitaplarımızla Tanıştıralım
Çocukla­rımızın Ramazan dolayısıyla dinimize karşı artan merak duygusunu fırsat bilerek sordukları sorulara hemen cevap vermeyip beraberce kaynak kitaplara başvuralım ve onları böylelikle başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere dinimizin kaynak kitaplarıyla tanıştıralım.
17. Ramazan Albümü Hazırlayalım
Çocukları­mızla beraber yarınlara kalması için içinde Ramazan boyunca yaşadığımız dikkate değer hatıralarımızın, resimlerimizin, gezilerimizin, okuduklarımızın vs. yer alacağı bir Ramazan albümü hazırlayalım.
18. Ramazan’ın Etkisi Kalıcı Olsun
Ramazan sonunda Ramazan boyunca yaşadığımız olumlu değişimleri aile toplantısı yaparak değerlendirelim ve bunu sürdürmeye yönelik neler yapabileceğimizi çocuklarımızla konuşup neticede aldığımız kararlarla Ramazan kazancımızı yıl boyu devam ettirmeye çalışalım.
Dipnotlar:
  1. İlkay Kasatura “Eğitimin Çocuk Ruh Sağlığındaki Önemi”, Nöro-Psikiyatri Arşivi, Cilt 25, No: 3-4 (1988), s.165;
  2. Sevda Uluğtekin, “Çocuk Yetiştirme Yöntemleri Açısından Ana Baba Çocuk İlişkileri”, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Dergisi, 2, 1-3,Ankara,1984, s. 23;
  3. Abdullah Sürücü, “Anne-Baba Çocuk İletişimi”, Eğitime Yeni Bakışlar, Ali Murat Sünbül (Ed.), Ankara: Mikro Yayınları, 2003, s.204.
  4. Zimem Defteri: Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mahallelerdeki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri’ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra; “Bu borçları silin! Allah kabul etsin!” der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; Borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi... Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâp olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi.
  5. Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler... diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra “Kesenize bereket”, “Allah daha çok versin”, “Ziyade olsun” gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.
  6. Eski İstanbul’da yardımların en göze batmayanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanılarak yapılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu. İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan mebláğın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul’unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.

Kaynak:

Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 317

İslam ve İhsan
Read More Read More / Comment Comment
Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?
Bir Müslümanın Ramazan Günlüğü Nasıl Olmalıdır?

Bir Müslümanın Ramazan günlüğü nasıl olmalıdır? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Müslümanlar Ramazan-ı Şerif’in gelmesini 11 ay bekliyorlar. Hatta selef-i salihinden şöyle bir şey nakledilir: İlk dönem Müslümanları 6 ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi için, 6 ay da tuttukları orucun kabul olması için Cenab-ı Allah’a dua ve niyazda bulunurlarmış. Dolayısıyla bütün senenin merkezine Ramazan-ı Şerif’i yerleştirirlermiş.
Ramazan-ı Şerif Çok Özellikli Bir Ay
Ramazan-ı Şerif çok özellikli bir ay. Bu ayda Kur’an-ı Kerim nazil oluyor, artık dünya semasından yeryüzüne iniyor. Bu yönüyle de Ramazan-ı Şerif bir Kur’an ayıdır. Ramazan-ı Şerif’i Kur’an ile meşgul olarak geçirmek lazım. Mümkünse işi gücü müsait olan kardeşlerimizin Ramazan-ı Şerif’i cami merkezli, Kur’an merkezli bir hâle çevirmeleri gerekiyor. İşleri müsaitse Ramazan’da işi gücü bırakıp Kur’an’a yoğunlaşmaları, camiye yoğunlaşmaları ve orucu daha rahat tutabilecekleri bir ortam oluşturmaları kendilerine uygun olur.
İşi gücü müsait olmayanların da ona göre programlarını yapıp günün belli zamanlarını Kur’an-ı Kerim’e ayırmaları, gecenin sahurunda teheccüdü de ihmal etmeden geceleri ihya ederek bir Ramazan-ı Şerif programı oluşturmaları gerekir. Hakikaten Ramazan-ı Şerif’in ihyası çok önemli bir meseledir.
Ramazan, Kur'an Ayıdır
Ramazan’ın ihyası; “İftarı nerede geçireceğiz, iftarda ne yiyeceğiz, sahurda ne yiyeceğiz?” türünden malayani, dünyevi bir program olmamalı. “Kur’an-ı Kerim’den kaç yüz okuduk, Kur’an-ı Kerim’in manasına ne kadar nüfuz edebildik, Kur’an bana ne diyor, ne anlatıyor?” diyerek ve not alarak, “Ben bu ayetlerin bana söylediklerini ne kadar anlayabildim, anlayabildiklerimi ne kadar uygulayabiliyorum ve Kur’an benim üzerimde nasıl tecelli ediyor?” diye kendimizi bu Ramazan-ı Şerif’te tabiri caizse bir gözden geçirmeye almamız lazım gelir.
Zamanı Vakitlice Kullanmak Lazım
Bunun için de zamanımızı ona göre, vakitli bir şekilde kullanmamız gerekir. İşte sahurla oruca başlıyoruz, sahurdan sonra hemen sabah namazı geliyor. Belki sahurla sabah namazı arasındaki vakti Kur’an-ı Kerim okuyarak geçirmek lazım. İmkân varsa sabah namazını cemaatle camide kıldıktan sonra camide Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmak ve gün ağırdıktan sonra camiden eve gelmek… Yine vakti müsait olan kimseler, bugünün itibarıyla İstanbul için söylüyorum, saat 8.00–9.00 gibi eve geldiklerinde belki kaylule dediğimiz gündüz uykusunu yarım saat, bir saat uyuyarak geçirebilirler.
Tabii işi gücü olan kimseler elbette sabah mesai saatlerinde işlerine güçlerine gidecekler. Ramazan-ı Şerif bir tatil ayı değil; yani Ramazan-ı Şerif’te hayat durmuyor, hayat devam ediyor. Ama hayat devam ederken kalbî hayatımız Cenab-ı Allah’la daha ayrıcalıklı bir şekilde buluşmuş oluyor.
Ramazan'a Yakışan En Güzel Amellerden Biri 'İnfak'
İkindiden sonra açlıkla beraber artık Müslümanın takati kesilmeye başlıyor tabiri caizse. Hele de orta yaşı geçmiş, ihtiyarlığa doğru ilerlemişse… Bu dönemler fakir fukaranın, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini anlayabilmemizi sağlayabilecek; onların hâlleriyle hemhâl olabileceğimiz bir atmosferi de bizlere veriyor. Burada belki de yapılabilecek en güzel şeylerden bir tanesi, iftar sofralarını fakir fukarayla bereketlendirmek, fakir fukaranın iftar yapabilmesi için onlara elimizdeki imkânları aktarabilmektir. Çünkü Ramazan bir yönüyle de infak ayıdır. İnfakın olmadığı bir ay, Ramazan olsa dahi eksik olmuş bir ay olur.
Dolayısıyla Müslüman, bütün ibadetlerini Ramazan’da katlayarak artırmaya gayret eden bir çabanın içerisinde olmalı; günlük bir cüzden az olmamak üzere Kur’an-ı Kerim okumaya gayret etmeli. Yine Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın hadislerinden okumaya gayret etmeli. Bu anlamda Erkam Yayınevi’nden çıkan, hocalarımızın şerhli şekilde hazırladığı Riyazü’s-Salihin’den her gün bir bab okumayı, çoluk çocuğuyla beraber bir hadis müzakeresi yapmayı ihmal etmemeli.
Teravih Namazı ve Gecelerin İhyası Çok Önemli
Tabii Ramazan-ı Şerif’in gece ibadeti, gecelerinin ihyası teravih namazı ile oluyor. Burada da gücünün yettiğince hatimle teravih kılınan, kendisine en yakın olan bir camiyi seçmeli ve oraya düzenli olarak devam etmeli. Böylelikle zikir yoğunluğu olan, Kur’an-ı Kerim yoğunluğu olan, oruçla geçen; hakikaten senenin diğer aylarına da bizi taşıyabilecek bir enerji depolayarak Ramazan-ı Şerif’i ihya etme gayreti içerisinde olmalıyız.
Ahlâkını Güzelleştir
Ama unutmamak gerekiyor ki Ramazan sadece zahiren yemekten içmekten el çekmek değildir. İnsan Ramazan’da daha halim selim olmalı, daha durgun olmalı, daha Rabbani bir kıvama bürünmelidir. Şimdi bazıları, birtakım hastalıkların eşlik etmesiyle aç kaldıkça şekeri düşüyor, şekeri yükseliyor, asabileşiyor. Ama antrenmanlı olan bir Müslüman bu ayın bir asabiyet ayı, sinirlenme, kızma, bağırma çağırma ayı değil; aksine bir sabır ayı olduğunu görmeli.
Bu ayda Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, Ramazan münasebetiyle biri bize karşı kavga etmek için geldiğinde “Kardeşim, ben oruçluyum; kavga edemem.” deyip kenara çekilmemizi tavsiye etmiştir. Trafikte böyle örnekleri pek görmüyoruz; görmemek de tabii ayrı bir nasipsizlik meselesi. İnsan gördüklerinden de nasiplenmiş oluyor.
Trafikte de Sabır ve Güzel Ahlâk
Hâlbuki bakıyorsunuz bazen, özellikle de belki ilk günlerde alışma noktasında bir şey oluyor; ama benim çok dikkatimi çeken bir meseledir: Ramazan-ı Şerif’te bakıyorum, iftara yarım saat kala müthiş bir trafik var, ezanla beraber trafik birden kayboluyor. Ne oluyordu bu arabalar, nereye gidiyor, ne oluyor anlayabilmiş değilim. Herkes ulaşıyor yerine, herkes yerine bir şekilde ulaşıyor. Belki iki dakika, belki üç dakika geç de gidilebilir. Ama nihayetinde nasıl sen oruçluysan öbürü de oruçlu; o da evine bir an önce gitmek istiyor. “O evine gitsin, ben iki dakika sonra geç gideyim.” diyebilmeli insan.
Belki böyle yapmakla karşı tarafa iftar verme sevabını da elde etmiş olabilir. Yani sana yol verdim, sen 5 dakika önce evine gittin, ben 5 dakika sonra evime ulaştım; sen benden önce iftar yaptın ama bunu benim sana yol vermem sayesinde yaptın. Böylelikle karşı taraftaki kardeşimizin de iftar yapmasına vesile olmuş olabiliriz.
Hasılıkelam, Ramazan-ı Şerif’i ahlakımızda bir değişikliğe sebebiyet verecek şekilde yaşamamız lazım. Yani Ramazan müthiş bir zühd eğitimi, müthiş bir ahlak eğitimi… Cenab-ı Allah bizleri muvaffak eylesin diye dua ederiz. İşte önümüzdeki günler Ramazan-ı Şerif’e girmiş olacağız. Dolayısıyla Ramazan-ı Şerif hayatımıza bir yön vermeli, Ramazan-ı Şerif bizim hayatımızda muazzam bir değişikliği getirmeli. Hangi açıdan bu olmalı? En önemli yönü ahlaken Ramazan-ı Şerif’te bir kıvam kazanmaya gayret etmeliyiz.
Read More Read More / Comment Comment
“Ben neyim, sen nesin?”
“Ben neyim, sen nesin?”

Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?”
Nefis demiş: “Ben benim, Sen sensin.”
Azap vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “Ben benim, Sen sensin.” Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten yani benlik ve gururdan vazgeçmemiş.
Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş: “Ben neyim, sen nesin?”
Nefis demiş: “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir abdinim.”

(El-Havbevî, Dürretüt’l-Vâizîn, s. 11.)
Read More Read More / Comment Comment
Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?
Oruç ile ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?

I. Oruç İbadetinin Hikmet ve Faydası Nedir?
Allah’ın emir ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm bilginleri, bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. Allah’ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar, yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kaçınılmaz bir gerçektir. İslâmi öğretinin kendilerine yüklediği misyon gereği İslâm âlimleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri konusunda öteden beri kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale getirilmesine çalışmışlardır. Bu bağlamda kulların yapmakla yükümlü tutulduğu ibadetlerin sağladığı bazı faydalar ya da hikmetler tespit edilebildiği gibi, bu faydaların veya gerçekleştirilmek istenen amaçların tamamının tespit edilemediği de bir hakikattir.
Oruç ibadetinin temel hedefi insanları takvaya eriştirmektir. Bu bizzat Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ve takvaya erişmeniz için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı (…)” (Bakara: 2/183–184) şeklinde ifade edilmektedir.
İnsanı manevi bir eğitim sürecine taşıyan oruç, kulun, kısa sürede kalbi ve ruhu üzerinde birikmiş günah tortusundan sıyrılmasını sağlar. Böylece oruç, insanı “kad eflaha men zekkâhâ” ayetinin sırrına erdirir. Bu, nefsini kötülüklerden arındıranın, kurtuluşa erdiğinin bir ifadesidir. Nasıl ki sadaka ve zekât, inananları günahlardan temizler, onları arındırıp, yüceltirse (Tevbe: 9/103) bedenin zekâtı olan oruç da (İbn Mâce, Sıyâm, 44) insanı nefsinin hâkimiyeti altında ezilmekten kurtarır.
Oruç tutan kişi, nefsinin zincirlerini kırarak Allah’ın ipine sarılmış olur. Nefis insanı bencilleştirip yalnızlığa iterken, insan Allah’ın ipine sarılmakla sosyal bir varlık olduğunu iyiden iyiye hisseder. Oruç ayı olan Ramazan boyunca toplu hâlde yapılan ibadetler birlik duygusunu ruhlara işler. Zengin, fakirle aynı safta namaz kılar, aynı sofrada yemek yer, zekât, fitre ve fidyeler gelir dağılımındaki dengesizliğe adeta can suyu olur.
Oruç, nefsin isteklerine iradi olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de sabır eğitimine dönüşmektedir. Kişinin yaşam sürecinde başarılı bir periyoda sahip olabilmesi şüphesiz irade eğitiminden geçmektedir. İradesi zayıf insanlar hayatta başarılı olamadığı gibi, uhrevî açıdan da sonları iyi değildir. Çünkü ibadetler hemen hemen bütünüyle iradesi güçlü insanların ifa edebileceği bir konum ve nitelik arz etmektedirler. Bu noktada oruç, nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde etkili olmaktadır. Nitekim orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyazet ve mücahede yolu olarak benimsenmiş olması bu gerçeği ifade etmesi yönüyle dikkat çekicidir.
Oruç ibadetiyle kanaat, tekrar kapımızdan evlerimize girer. Açlık çeken insan yoksulun, muhtacın durumunu anlar ve kanaat etmenin önemini daha iyi kavrar. Artık israf edemez olur. Allah Resulü’nün “Kanaat bitmeyen bir hazinedir (Beyhakî, Zühd, 2/88)” sözü müminin kulaklarında yankılanır. Nimetin eskisinden daha çok kadrini bilen insan, Allah’a olan şükrünü artırır. Hırsın mahrumiyete, kanaatin rahmete vesile olduğunu anlar. Allah Resulü’nün “İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.” (İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 5/331) müjdesi hayatında tezahür etmeye başlar.
Oruç ibadeti, insana iftar ve sahur ile, kılınan teravih namazlarıyla, diğer ibadetlerle hayatı disipline etme imkanı tanır.
Oruç ayı olan Ramazan ayı kulun Rabbine iltica ederek, günahlarının bağışlanması için hayat yoluna yerleştirilmiş fırsat ve hazinelerle doludur. Kişi, Kur’an üzerinde daha fazla düşünme imkânı yakalar. Ramazanın getirdiği bereketle, günahların kalp ve beyin üzerinde örttüğü perdeyi kaldırmasıyla insan, bazı ayetleri daha derinden hisseder ve anlar.
Oruç bedenin zekâtı olarak, vücutta birikmiş zararlı unsurların defi için metabolizmaya büyük bir imkân sağlar. İnsanın, vücudunu diğer canlılardan daha farklı olarak madde ve mananın sırlı ve ahenkli bir birleşimi olarak görmeye başladığı bu ayda, vücutlar yenilenir, dimağlar parlar… Allah Resulü’nün “Sûmû tesıhhû” “oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” sözünü teyit edercesine bedenlerimiz sağlık bulur. (Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, VIII, 174; Münzirî, et-Tergîb, 2/206)
Ramazan orucu ümitsiz insanların bağışlanma ümitlerini yeşerttikleri bir zaman dilimidir. Oruç, ansızın gelecek sıkıntılara karşı insanlara dayanıklı olmayı öğreten bir öğretmendir. Çocuklarımıza keyifle dinlerini öğrenme ve yaşama fırsatı veren bir aydır Ramazan…
Allah Resulü, inanıp karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazanı değerlendirenlerin geçmiş günahlarının bağışlanacağını söylemiştir. (Nesâî, İman, 21) Aynı şekilde Allah Resulü, Sahabisi Ka’b b. Ucre’ye hitaben: “Ey Ka’b! Namaz kişinin Müslüman oluşuna delildir. Oruç ise sağlam bir kalkandır. Sadaka vermek, suyun, ateşi söndürdüğü gibi günahları silip süpürür. Ey Ka’b! Haramla beslenerek teşekkül eden et ve kemiklere ancak ateşte olmak yaraşır." (Tirmizî, Cum'a, 79) diye söylemiştir.
Orucun hikmetleri ile hükümlerini anlamak arasında sıkı bir bağ vardır. Orucun fıkhına taalluk eden kuralların bilinmesi orucumuzu Allah Resulü’nün bize hikmet olarak bıraktığı sünnetine uygun oruçlar tutmamıza imkân tanıyacaktır.
II. Oruç Hakkında Bazı Genel Bilgiler
1. Ramazan Orucu Kimlere Farzdır?
Akıllı, ergenlik çağına ulaşmış ve oruç tutmasına engel bir mazereti olmayan her Müslüman’ın Ramazan orucunu tutması farzdır.
2. Hangi Hallerde Ramazanda Oruç Tutulmayabilir?
İslâm dini, kişileri güçleri nispetinde sorumlu tutmuş, güçlerini aşan veya sıkıntıya yol açan durumlarda kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Aşağıdaki mazeretlere sahip kimselerin Ramazanda oruç tutmakla yükümlü olmayıp daha sonra kaza etmelerine veya yerine fidye vermelerine ruhsat tanınmıştır:
a) Yolculuk:
Yolculuk, Ramazan ayında oruç tutmamak için ruhsat olarak kabul edilmiştir. Yolculuk esnasında tutulmayan oruçlar, daha sonra kaza edilir. Kur’an’da “Ey inananlar! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allâh’a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa, o iyilik kendisinedir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha iyidir.” buyrulmaktadır (Bakara, 2/183-184).
Geceden oruca niyetlenip de, gündüz yolculuğa çıkan kimse, dilerse bu orucunu bozar, dilerse tamamlar. Geceden oruç tutmaya niyetlenip gündüz ise yolculuğa çıkmak zorunda olan kimse yolculukta zorluk çekerse orucunu bozabilir. Ancak orucunu tamamlaması daha uygundur. Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kedîd denilen yere varınca orucunu bozmuştur (Buharî, Savm, 34; Müslim, Sıyam, 15). Bu uygulama sefere çıkınca orucun bozulabileceğini göstermektedir.
b) Hastalık:
Oruç tuttuğu zaman, hastalığının artmasından veya uzamasından endişe edilen kimse ile, hastalığı sebebiyle oruç tutmakta zorlanan kişilerin Ramazan ayında oruç tutmayıp, iyileştikten sonra bunları kaza etmelerine izin verilmiştir. Yukarıda zikredilen ayet buna işaret etmektedir. Uzman bir hekim tarafından oruç tutması halinde hasta olacağı bildirilen kimse de hasta hükmündedir.
c) Hamilelik ve Çocuk Emzirme:
Oruç tutmaları kendilerine veya çocuklarına zarar vermesi halinde, hamile kadınlar oruçlarını tutmayabilirler. Emzikli kadınlar da, sütlerinin kesilmesi ve çocuklarının zarar görebileceği durumlarda oruç tutmayabilirler. Hz. Peygamber buna müsaade etmiştir (Nesâî, Sıyam, 50-51, 62; İbn Mace, Sıyam, 3).
d) Zor ve Meşakkatli İşlerde Çalışmak:
Oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar gelmesinden korkan kimse, orucunu tutmayabilir. Bu durumda olanlar, izinli olduğu günler veya uygun zamanlarda tutamadıkları oruçları kaza ederler.
Bir zorunluluk olarak, ağır işlerde çalışmak zorunda olan kişilerin oruçlu olarak çalıştıkları takdirde sağlıkları risk altında kalacaksa Ramazan ayında tutamadıkları oruçlarını uygun bir zamanda kaza ederler.
Kur’an bu durumu şu ayetlerle açıklar:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.” (Bakara, 2/183-185)
e) Yaşlılık:
Oruç tutamayacak kadar yaşlı olan kimseler, oruç yerine fidye verebilirler. Bakara suresinin 184. ayetinde, bu şekilde olup da oruca güç yetiremeyenlerin, oruç tutmayıp fidye vermeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. İyileşme umudu olmayan hastalar da aynı hükme tabidir.
3. Oruç Yerine Fidye Verilmesi
a. Fidye Ne Demektir?
Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.
Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadığı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira Ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.
b. Fidye Miktarı Ne Kadardır?
Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın belirlemiş olduğu 2024 yılı asgari fidye miktarı 130 liradır.
4. Oruca Niyet Ne Zaman Yapılır?
İbadetlerde niyet önemlidir. Asıl olan, lafzi niyetten çok, kalben niyet etmektir. Bu bakımdan oruca niyet etmek insanın oruç tutmanın bilincinde olması anlamına gelmektedir. Sahura kalkmak oruç için fiilî bir niyettir. Kişi sahura kalkmamış olsa bile sabah bu bilinç içinde ise niyetli sayılır.
Oruç için niyetin vakti, akşam namazı vaktinin girmesiyle birlikte başlar.
Ramazan, günü belirlenmiş adak ve nafile oruçlarda niyet, öğle namazına yaklaşık bir saat kalana kadar devam eder. Bunların dışındaki, kefaret, kaza, günü belirlenmemiş adak oruçlarında ise “imsak”ten önce niyet edilmesi gerekir.
5. Oruç Ne Zaman Başlar Ne Zaman Biter?
Kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma anlamlarına gelen imsâk, dini bir kavram olarak, “tan yerinin ağarmasından (fecr-i sadık), güneş batıncaya kadar yemeden, içmeden, cinsî münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak” demektir. (bk. Bakara 2/187).
Oruç yasaklarının başladığı fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmaya başlaması, imsak vaktidir. Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun başladığı vakittir. Oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktine ise iftar vakti denir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. Gündüz ve gecenin tam olarak teşekkül etmediği yerlerde, imsak ve iftar vakitleri, takdirle belirlenir.
6. Akşamleyin Yatmadan Önce Yemek Yeyip Oruç Tutmaya Niyet Eden Kişi Gece Uyandığında Henüz İmsak Vakti Girmeden Yemek Yeyip Su İçebilir mi?
"İmsak", sabah namazının giriş ve orucun başlayış vaktini ifade eder. Oruç tutacak kişinin bu andan itibaren yeme içmeye son vermesi gerekir. Bu itibarla, yatmadan önce yemek yeyip oruç tutmaya niyet eden kişi geceleyin uyandığında imsak vaktine kadar yeyip içebilir.
7. Sahurda Ezan Bitene Kadar Yemek Yenilebilir mi?
Sahur vakti yemek yiyen kişinin -ezan okunmuş olsun olmasın- imsak vaktinin girmesiyle birlikte yemeye ve içmeye son vermesi gerekir.
8. Bayram Günü Oruç Tutulabilir mi?
Ramazan bayramının ilk günüyle kurban bayramının dört gününde oruç tutmak dinen yasaklanmış olup (Buhari, Savm, 66-68), cumhura göre haram, Hanefîlere göre tahrimen mekruhtur.
Özetle, bu günlerde oruç tutmak günahtır.
9. Cuma Günü Oruç Tutulabilir mi?
Oruç tutulması mekruh olan Bayram günleri dışındaki günlerde oruç tutmak caizdir. Ancak sadece Cuma günleri nafile oruç tutmak tenzihen mekruh görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kimse cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cuma günü de oruç tutabilir.” buyurmuştur (Ebû Davud, Savm, 50). Buna göre, Cuma günü kazaya kalan veya adak gibi vacip bir oruç tutmakta sakınca bulunmamaktadır. Cuma günü nafile oruç tutmak isteyenlerin, bir gün önce veya sonrasında da oruç tutması uygun olur.
10. Üç Aylar Diye Adlandırılan (Recep, Şaban, Ramazan) Aylarının Aralıksız Olarak Oruçla Geçirilmesinin Bir Sakıncası Var mıdır?
Halk arasında bilindiği şekilde üç aylar orucu olmayıp ancak Recep ve Şaban aylarında; Hz. Peygamber'in diğer aylara oranla daha fazla nafile olarak oruç tuttuğu hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buhârî, Savm, 52, 53; Müslim, Sıyâm, 175, 179). Ramazan ayında oruç tutmak ise farzdır. Bunun dışında Pazartesi, Perşembe günleri ile Hicrî ayların 13, 14 ve 15'i gibi belirli günlerinde nafile oruç tuttuğu bilinmektedir (Tirmizî, Savm, 44; Ebû Dâvûd, 68). Ancak Recep ve Şaban aylarında Hz. Peygamber’in aralıksız oruç tuttuğuna dair sahih kaynaklarda herhangi bir rivayet bulunmamaktadır.
11. Kaza Oruçlarının Aralıksız Olarak Tutulması Şart mıdır?
Ramazan ayında tutulmayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur'an-ı Kerim'de, "İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar." buyrulmaktadır (Bakara, 2/184). Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar oruç tutulması mekruh olan günler dışında, peşi peşine veya ayrı günlerde tutulabilir. Ancak bu oruçların, bir an önce tutulması uygun olur.
12. Bozulan Nafile Orucun Kaza Edilmesi Gerekir mi?
Nafile oruç, Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi gerekir. Kaza orucu tutmakta olan kişinin de bu orucu bozması durumunda yine kaza gerekli olup kefaret gerekmez.
13. Şevval Orucunun Hükmü Nedir?
Ramazan ayından sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur.” (Müslim, Sıyam, 24; Tirmizî, Savm, 53) buyurarak Şevval ayında altı gün oruç tutmaya teşvik etmiştir. Bu oruç art arda tutulabileceği gibi, ara verilerek de tutulabilir.
14. Aşûre Orucunun Hükmü Nedir?
Muharrem ayının onuncu gününe, aşûre günü denmektedir. Rasûlullah (s.a.v.), “Aşûre günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım.” buyurarak (Tirmizî, Savm, 47), bu günde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.
Hz. Peygamber döneminde Yahûdîler sadece Muharrem ayının 10. gününde oruç tuttuklarından, onların davranışlarına benzememesi için öncesine veya sonuna bir gün ilave edilerek tutulması uygundur.
15. Ramazanı Karşılamak ve Uğurlamak İçin Oruç Tutmanın Hükmü Nedir?
Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dinî bir dayanağı yoktur. Ancak Hz. Peygamber Şaban ayında çokça ve Şevval ayında 6 gün oruç tutmuştur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak ise mekruhtur. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı âdet haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere denk gelmesi halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse âdeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.” buyurmuştur (Buharî, Savm: 14; Müslim, Sıyam: 21).
16. Mesleği Gereği Sürekli Olarak Yolculuk Yapan Kişi Oruç İbadetini Nasıl Yerine Getirebilir?
İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur'an-ı Kerim'de; "… Kim de hasta veya yolcu olursa, (oruç) tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." buyurulmaktadır (Bakara, 2/185). Devamlı olarak uzun yola giden kaptan ve sürücüler de yolcu hükmündedir. Şu kadar var ki, yolculuğu esnasında bir sıkıntı çekmeyenlerin oruç tutması daha faziletlidir.
17. Oruçlu İken Boy Abdesti Almak / Banyo Yapmak Orucu Bozar mı?
Ağız veya burundan su yutulmadıkça yıkanmakla veya gusül abdesti almakla oruç bozulmaz. Nitekim Hz. Aişe ile Ümmü Seleme validelerimiz Peygamberimiz (s.a.v.)'in Ramazanda imsaktan sonra boy abdesti almış olduğunu haber vermişlerdir. (Buhârî, Savm, 25). Buna göre geceden cünüp olarak imsak vaktine girmek oruca zarar vermediği gibi, oruçlu iken boy abdesti almak da orucu bozmaz.
18. İhtilam Olmak, Cünüp Olarak Sabahlamak Oruca Zarar Verir mi?
Oruçlu iken rüyada ihtilam olmak orucu bozmadığı gibi, gusletmeyi geciktirerek cünüp olarak sabahlamak da oruca bir zarar vermez. Ancak, zorunlu bir durum olmadıkça, hemen boy abdesti alınmalıdır.
19. Cünüp İken Sahur Yemeği Yenebilir mi, Oruca Niyet Edilebilir mi?
Cünüp olan kimsenin elini, ağzını yıkamadan yiyip içmesi uygun görülmemiştir. Ancak elini, ağzını yıkadıktan sonra, boy abdesti almadan sahur yemeği yemesinde bir sakınca yoktur.
III. Orucu Bozan-Bozmayan Şeyler
A. Bazı Genel Bilgiler
Oruçlu iken, yemek, içmek ve cinsi ilişki orucu bozar. Orucu bozan şeylerin bir kısmı sadece kazayı gerektirirken, diğer bir kısmı hem kaza, hem de kefareti gerektirir. Şimdi konu ile ilgili bazı alt başlıklarla ilgili meselelere değinelim:
1. Hangi Şeyler Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektirir?
Yolculuk, hastalık, ileri derecede yaşlılık gibi meşru bir mazerete dayalı olarak bozulan orucun, sadece kaza edilmesi gerekir. Ayrıca, kasıt olmaksızın yemek-içmek; beslenme amacı ve anlamı taşımayan, yenilip içilmesi mutat olmayan veya insan tabiatının meyletmediği şeylerin yenilip içilmesi orucu bozar ve sadece kazasını gerektirir.
Ramazanda bir mazeret olmaksızın tutulmayan oruçlar, gününe gün kaza edilir. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s), Ramazan ayında kaçırılan bir gün orucun sevabına yetişmek için kişinin bir sene boyunca oruç tutsa yine de bu sevaba nail olamayacağını söylemiştir. Bunun için Ramazan ayında özürsüz olarak orucu terk etmek, büyük bir günah olduğu gibi, hem Ramazan ayına hürmetsizlik hem de bütün Müslümanlara karşı bir saygısızlıktır.
Mazeretsiz olarak Ramazan orucunu tutmamak büyük günah olup ayrıca bundan dolayı tövbe ve istiğfarda bulunmak gerekir. Ramazan ayı günahların affı için bir fırsattır. Diğer günlerde tutulan oruç kıymet itibariyle Ramazanda tutulan orucun yerini tutamaz.
2. Oruç Kefareti Ne Demektir ve Nasıl Ödenir?
Ramazan orucunun, mazeretsiz olarak bozulması durumunda hem kefaret, hem de bozulan orucun kaza edilmesi gerekir.
Oruç kefareti iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.
Âdet halinde bulunan kadınlar, bu günlerinde kefaret oruçlarına ara verirler. Bu durumlarından çıkar çıkmaz ara vermeden kefaret orucuna devam ederek 60 günü tamamlarlar.
Şafii mezhebine göre mazaretsiz olarak Ramazan orucunun yeme-içme ile bozulması durumunda kefaret değil sadece kaza gerekir.
3. Unutarak Yemek, İçmek Orucu Bozar mı?
Unutarak yemek, içmek orucu bozmaz. Peygamber Efendimiz, "Bir kimse oruçlu olduğunu unutarak yer, içerse orucunu tamamlasın, bozmasın. Çünkü onu, Allâh yedirmiş, içirmiştir." buyurmuştur (Buhari, Savm, 26; Müslim, Sıyâm, 17). Unutarak yiyen içen kişi, oruçlu olduğunu hatırlarsa hemen ağzındakileri çıkarıp ağzını yıkar ve orucuna devam eder. Oruçlu olduğunu hatırladıktan sonra yeme-içmeye devam eden kişinin orucu bozulur.
4. Diş Fırçalamak Orucu Bozar mı?
Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.
5. Kusmakla Oruç Bozulur mu?
Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, “ağız dolusu” olması halinde, orucu bozar.
B. Sağlık Problemleri ve Oruç
Tıbbın gelişmesi ile günümüzde pek çok yeni muayene ve tedavi yöntemleri ortaya çıkmıştır. Bunların bir kısmı orucu bozmakta bir kısmı ise bozmamaktadır. Bu yöntemlerle ilgili belli başlı sorular ve cevapları şöyledir:
1. Astım Hastalarının Oksijen Spreyi Kullanmaları Orucu Bozar mı?
Akciğer hastalarının kullandıkları spreyden, bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağıza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarında emilerek yok olmaktadır. Bundan geriye bir miktarın kalıp tükrük ile mideye ulaştığı konusunda kesin bir bilgi de yoktur. Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Halbuki oruçlu, abdest alırken ağzına verdiği sudan geri kalan miktarın mideye ulaşması halinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis (Dârimî, Savm, 21) ve İslâm bilginlerinin icmaı vardır. Hz. Peygamber'in oruçlu iken misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır (Buharî, Savm, 27; Tirmîzî, Savm, 29). Diğer taraftan, "kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz" kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan söz konusu madde ile oruç bozulmaz.
Bu itibarla astımlı hastaların, rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz.
2. Göz Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, yukarıdaki bilgilerle birlikte değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.
3. Burun Damlası Kullanmak Orucu Bozar mı?
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da dini açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.
4. Kalp Hastalarının Dilaltı Hapı Kullanması Orucu Bozar mı?
Bazı kalp rahatsızlıklarında dilaltına konulan ilaç, doğrudan ağız dokusu tarafından emilip kana karışarak kalp krizini önlemektedir. Söz konusu ilaç ağız içinde emilip yok olduğundan mideye bir şey ulaşmamaktadır. Bu itibarla, dilaltı hapı kullanmak orucu bozmaz.
5. Her Gün Hap Kullanmak Zorunda Olan Hastaların Oruç Tutmaları Gerekir mi?
Hastalık, Ramazan'da oruç tutmamayı mubah kılan özürlerdendir. Bir kimsenin oruç tuttuğu takdirde hastalanacağı, hasta ise hastalığının artacağı tıbben veya tecrübe ile sabit olursa oruç tutmayabilir. İyi olunca da yalnız yediği günler sayısınca kaza etmesi gerekir. Ayet-i Kerimede "Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar." buyrulmuştur (Bakara, 2/184).
Ömrü boyunca bu durumda hasta olan kişiler ise, her gün için bir fidye verirler. Yoksul ve muhtaç kişilerin fidye vermeleri de gerekmez. Zira dinimizde hiç kimse gücünün üstünde bir sorumlulukla yükümlü tutulmamıştır.
6. Endoskopi, Kolonoskopi Yaptırmak, Makat veya Ferçten Ultrason Çektirmek Orucu Bozar mı?
Mideyi görüntülemek veya mideden parça almak için yaptırılan endoskopide, ağız yoluyla mideye tıbbî bir cihaz sarkıtılmakta ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonlardaki hastalığı teşhis etmek amacıyla, bağırsak içini görüntülemek veya parça almak için yapılan kolonoskopide, makattan bağırsaklara cihaz gönderilmekte ve işlem bittikten sonra çıkarılmaktadır. Kolonoskopide, hemen daima, endoskopide de genellikle, incelenecek alanın temizliğini sağlamak amacıyla cihaz içinden su verilmektedir.
Endoskopi veya kolonoskopi yaptırmak; makat veya ferçten ultrason çektirmek; yeme, içme anlamına gelmemekle birlikte, çoğunlukla cihaz içinden su verildiği için oruç bozulur. Ancak söz konusu işlemlerde cihazların kullanımı sırasında sindirim sistemine su, yağ ve benzeri gıda özelliği taşıyan bir madde girmemesi durumunda endoskopi, kolonoskopi yaptırmak, makat veya ferçten ultrason çektirmek orucu bozmaz.
7. İdrar Kanalının Görüntülenmesi, Kanala İlaç Akıtılması Orucu Bozar mı?
İdrar kanallarına giren cihazlar veya akıtılan ilaçlar orucu bozmaz.
8. Anestezi Yaptırmak Orucu Bozar mı?
Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi, orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur.
9. Kulak Damlası Kullanmak ve Kulak Yıkattırmak Orucu Bozar mı?
Kulak ile boğaz arasında da bir kanal bulunmaktadır. Ancak kulak zarı bu kanalı tıkadığından, su veya ilaç boğaza ulaşmaz. Bu nedenle kulağa damlatılan ilaç veya kulağın yıkattırılması orucu bozmaz. Kulak zarında delik bulunsa bile, kulağa damlatılan ilaç, kulak içerisinde emileceği için, ilaç ya hiç mideye ulaşmayacak ya da çok azı ulaşacaktır. Daha önce de belirtildiği gibi, bu miktar oruçta affedilmiştir. Ancak kulak zarının delik olması durumunda, kulak yıkattırılırken suyun mideye ulaşması mümkündür. Bu itibarla, orucu bozacak kadar suyun mideye ulaşması halinde oruç bozulur.
10. Fitil Kullanmak, Lavman Yaptırmak Orucu Bozar mı?
Makattan tedavi amaçlı kullanılan fitiller, her ne kadar sindirim sistemine dahil olmakta ise de sindirim ince bağırsaklarda tamamlandığı, fitillerde gıda verme özelliği bulunmadığı için orucu bozmaz. Aynı şekilde kadınların da tedavi amaçlı vajina/fercinden kullanılan fitiller de orucu bozmaz.
Lavman yaptırmak konusunda ise, iki durum söz konusudur; kalın bağırsaklarda su, glikoz ve bazı tuzlar emildiği için, gıda içeren sıvının bağırsaklara verilmesi veya orucu bozacak kadar su emilecek şekilde verilen suyun bağırsakta kalması durumunda oruç bozulur. Ancak, suyun bağırsaklara verilmesinden sonra bekletilmeyip bağırsakların hemen temizlenmesi durumunda, verilen su ile birlikte bağırsaklarda bulunan dışkının dışarıya çıkarıldığı ve bu esnada emilen su da, çok az olduğu için oruç bozulmaz.
11. İğne Yaptırmak, Hastaya Serum ve Kan Vermek Orucu Bozar mı?
İğnenin orucu bozup bozmayacağı, kullanılış amacına göre değerlendirilebilir. Ağrıyı dindirmek, tedavi etmek, vücudun direncini artırmak, gıda vermek gibi amaçlarla enjeksiyon yapılmaktadır. Gıda ve keyif verici olmayan enjeksiyonlar, yemek ve içmek anlamına gelmediklerinden orucu bozmazlar. Ancak gıda ve/veya keyif verici enjeksiyonlar orucu bozar. Hastaya serum veya kan verilmesi de, aynı hükme tabidir.
12.Diyaliz Uygulaması Orucu Bozar mı?
Böbrek yetmezliği hastalarına uygulanan diyaliz, periton diyalizi, hemodiyaliz olmak üzere iki çeşittir. Periton diyalizi, karın boşluğuna verilen özel bir solüsyon aracılığı ile hastanın kendi karın zarı kullanılarak kanın zararlı maddelerden arındırılması ve sıvı dengesinin sağlanması işlemidir. Hemodiyaliz ise, kanın vücut dışında bir makina yardımı ile temizlenip vücuda geri verilmesi işlemidir. Kan bir iğne aracılığı ile hastanın kolundan alınır. Hemodiyaliz makinası, diyalizör denen bir filtreden kanı sürekli geçirerek zararlı maddeleri ve fazla suyu filtre eder. Filtre edilen temiz kan ikinci bir iğne ile hastanın damarına geri verilir. Bu işlem yapılırken bazen, gıda içerikli sıvı verilmesi gerekmektedir. Buna göre hastaya herhangi bir sıvı maddesi verilmeden gerçekleştirilen hemodiyalizde oruç bozulmaz. Diğer diyaliz çeşitlerinde ise, vücuda gıda içerikli sıvı verildiği için oruç bozulur.
13. Anjiyo Yaptırmak Orucu Bozar mı?
Halk arasında anjiyo (anjiyografi) olarak bilinen operasyon, teşhise veya tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz.
14. Biyopsi Yaptırmak Orucu Bozar mı?
Tahlil amacıyla vücudun herhangi bir organından parça alınması (biyopsi), orucu bozmaz.
15. Kan Aldırmak Orucu Bozar mı?
Kan aldırmak orucu bozmaz. Nitekim Hz. Peygamber ihramlı iken ve oruçlu bulunduğu sırada kan aldırmıştır (Buharî, Tıb,11, Sayd, 11, Savm, 22). Ayrıca Hz. Peygamber: "Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.'' (Tirmizi, Savm, 24) buyurmuştur.
16. Oruçlu Kimse Akupunktur Yaptırabilir mi?
Akupunktur; vücutta belirli noktalara iğne batırmak suretiyle çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Akupunktur uygulanması halinde, vücudun beslenmesi, gıda alması söz konusu olmadığından, akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.
17. Merhem ve İlaçlı Bant Kullanmak Orucu Bozar mı?
Deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu yeme içme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz.
18. Oruçlu Kimsenin Dişlerini Tedavi Ettirmesi Orucu Bozar mı?
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması orucu bozar.
19. Susuz Olarak Hap Yutmak Orucu Bozar mı?
Oruçlu bir kimse gıda veya deva (ilaç) cinsinden bir şeyi ister su ile ister susuz olarak yer veya içerse orucu bozulur. Şafiî mezhebine göre; kendisine yalnız kaza gerekir. Hanefi mezhebine göre ise; hem kaza hem de kefaret lazım gelir. Ancak oruç bozmayı mübah kılacak ölçüde bir rahatsızlık sebebiyle ilaç almış ise, orucu bozulur ve kendisine yalnız kaza gerekir, kefaret gerekmez.
C. Özel Hâllerinde Kadınlar ve Oruç
1. Kadınlar Hayız ve Nifas Hallerinde Oruç Tutabilirler mi?
Kadınlar hayız ve nifas hallerinde, oruç tutmazlar (Buharî, Hayz, 1; Müslim, Hayz, 14, 15). Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler. Bu konuda müçtehitler görüş birliği içindedirler.
2. Oruçlu İken Hayız / Âdet Gören Kadın Ne Yapar?
Oruçlu iken hayız olan/âdet gören kadının orucu bozulmuş olduğundan yiyip içer. Şu kadar var ki, böyle bir kadın, yiyip içebileceği gibi edeben oruçlu gibi davranmaya devam eder.
3. İmsak Vaktinden Sonra Temizlenen, Yani Âdeti Sona Eren Bir Kadın Oruç Tutabilir mi?
İmsak vaktinden sonra temizlenen” yani âdeti sona eren bir kadın, o gün hiçbir şey yiyip içmemiş olsa bile, oruç tutmuş sayılmaz.
4. Bayanların Ramazanda Âdet Geciktirici İlaç Kullanmaları Caiz midir? Ayrıca Kullandığı İlaç Sebebiyle Âdeti Geciken Bir Bayanın Tuttuğu Oruçlar Geçerli midir?
Ay hali oruç tutmaya manidir. Bu halde iken tutulan oruç geçerli olmaz. İlaç sebebiyle de olsa, akıntı olmadıkça ay hali vuku bulmadığından tutulan oruç sahihtir. Ancak hayız kanı ile vücutta biriken zararlı maddeler dışarı atıldığından, vücudun sıhhati bakımından ay halini önlemek için ilaç kullanılması tavsiye edilmez.
(Bu metin Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığınca hazırlanmıştır)
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
Read More Read More / Comment Comment
Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler
Oruç Hakkında Her Müslümanın Bilmesi Gereken Bilgiler

Farz olan Ramazan orucundan başka, vacip, müstehap ve haram olan oruçlar da vardır.
Vacip olan oruç; Ramazan’da kasten bozulan orucun kefareti, zıhâr keffareti, hatâ ile adam öldürme keffareti, yemin keffareti, hacdaki hatâlardan doğacak keffaret, kaza edilen itikâf orucu, adak oruçları gibi oruçlardır.
Müstehap olan oruçlar; Muharrem Ayının dokuzuncu ve onuncu günleri orucu, her kameri ayın on üç, on dört ve on beşinci günleri orucu, her Pazartesi ve Perşembe günleri tutulan oruç, gibileridir. Bunlara nafile oruç da denir.
Haram olan oruçlar ise; Kurban Bayramı’nin dört günü ile, Ramazan Bayramı’nın ilk günü tutulan oruçlardır.
Ramazan orucu, belirli bir güne adanmış adak oruç ve nafile oruca akşamdan, kaba kuşluğa kadar niyet edilebilir. Orucun niyeti, içinden oruç tutmaya karar vermiş olmaktan ibarettir.
Kaza, gün belirtilmeyen adak ve keffaret oruçları için sahur bitmeden önce niyet etmek, yani içinden karar vermiş olmak gerekir.
Orucu Bozup Keffareti Gerektiren Şeyler:
1. Gıda ve ilaç türünden bir şeyi kasten yeme ve içme,
2.Kasten cinsel ilişkide bulunma ve bulunulma,
3.Kan aldırıp ya da gıybet edip, orucu bozuldu sanarak yiyip içmek suretiyle kasten orucunu bozma.
Orucu Bozulup Sadece Kaza Etmesi Gerekenler
1. Âdetli ve lohusa,
2. Oruç tutmakla hastalığı artan hasta,
3.Körpe çocuk emziren anne ya da süt anne,
4.Yolcu,
5.Oruca niyet etmeden yiyen kimse (Bir isyan olarak kasten yiyenlerin, niyet etmemiş
olsalar bile keffaret tutmaları gerektiği söylenmiştir). .
6.Öpme, okşama ve el ile (masturbasyon) boşalan,
7.Güneş batmadığı halde battı sanarak iftar eden,
8.Ve şafak söktüğü halde sökmediğini sanarak sahur yiyene keffaret gerekmez. Bunlar sadece kaza ile yetinir.
Şimdi sayacağımız şeylerden biri, kasten yapılmış olsa da, oruç bozulur; ancak keffaret gerekmez:
1. Sağ olan kadının önü ve arkası ile, erkeğin arkasından başka herhangi bir varlığa, ya da organa cima etme,
2. Yenilmesi arzu edilmeyen ve gıda özelliği taşımayan taş, demir ve çelik gibi şeyleri yutma,
3. Kendi isteği ile bilerek ağız dolusu kusma.
4. Burundan alınan sıvının boğaza ulaşması,
5. Hukne (lavman) kullanma (Arkadan aletle kalın barsağı temizleme),
6. Kulağa ilaç, yağ, v.b. bir şey akıtma,
7. Derin yaraya, karın boşluğuna işleyecek özellikte ilâç koyma.
8. Baştaki yarığa ilaç akıtma,
9. Unutarak yedikten sonra, orucu bozuldu sanıp kasten yeme,
10. Uyurken birisinin boğazına su döküp midesine gitmesi,
11. Uyurken cima edilme,
12. Ramazan’a niyet etmeden yeme,
13. Yanılarak yeme,
14. Zorla yedirilme.
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (730) Sayfa: « Önceki 1 … 9 10 11 12 13 … 730 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Bölümlerimiz 1:

  • Cuma Selamı
  • Yasin Hatim
  • Dini Bölüm
  • Kültürel Bölüm
  • Raşidi Tarikatı

Bölümlerimiz 2:

  • Tasavvuf Bölümü
  • Raşid Tunca
  • PNG Resimler
  • JPG Resimler
  • GiF Resimler

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Raşit Tunca Board
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-25-2026, 03:11 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS