• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Raşit Tunca Board
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Raşit Tunca Board > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 27
Son Üye» Son Üye Fahriye
Toplam Konular» Toplam Konular 6,642
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 7,570

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



RAMAZAN-I ŞERİFTE ŞU 4 HASLETİ ÇOK YAPIN
RAMAZAN-I ŞERİFTE ŞU 4 HASLETİ ÇOK YAPIN

’’Ramazan'da bu 4 hasleti çok yapın, ikisiyle RABBİNİZİ razı edeceksiniz, ikisi de zaruri ihtiyacınız, ALLAH’tan mutlaka isteyeceksiniz.
✍️Hadis-i Şerif

1- KELİME-İ ŞEHADET GETİRMEK

▪ Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluh."
———————————————————————————
2-İSTİĞFAR ETMEK

▪ Estağfirullah
İstiğfar çok okuyun, Çok af isteyin, Affolmamış kalmayın!
———————————————————————————
3-CENNETİ ÇOK İSTEMEK

▪ Allahumme inni es'elukel cenneh
▪ ya da Allahümme edhılnil cenneh
———————————————————————————
4-CEHENNEMDEN ÇOK SIĞINMAK

▪ Allahumme inni euzü bike minennar

———————————————————————————
TOPLANMIŞ HALİ

"Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluh. Estağfirullah. Allahumme inni es elükel cenneh, ve euzu bike min en-nar"
Rabbim cümlemizi amele muvaffak eylesin
Read More Read More / Comment Comment
Salavat-ı Fatih - Salavat-ı Fatih'in Arapçası Türkçe Manası Fazilet ve Sırları
Salavat-ı Fatih - Salavat-ı Fatih'in Arapçası Türkçe Manası Fazilet ve Sırları

Salavatı Fatih (Arapça: صلاة الفاتح; Açılış Duası), seçkin gnostik ve âlim Ebu’l-Makarim Şeyh Muhammed Şemseddin ibn Ebi’l-Hasan el-Bekri tarafından aktarılmıştır. Kendisi, yüce doğruluk(Sıddıkiyye) makamını miras aldığı ve mistik ilahi ilimlerde ustalığın en yüce mertebelerine ulaştığı Ebu Bekir es-Sıddık’ın soyundan gelmektedir. Allah tarafından kendisine bir kağıt parçası üzerinde vahyedildiği söylenir. Ticaniyye Sufi tarikatının kurucusu Şeyh Ahmed Ticanî’ye de atfedilir. Dua, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca Ticaniyye bağlısı tarafından günlük virdlerinin bir parçası olarak okunmaktadır.


Salavatı Fatih Duasının Arapçası

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ ❁ الْفَاتِحِ لِمَا أُغْلِقَ ❁ وَالْخَاتِمِ لِمَا سَبَقَ ❁ نَاصِرِ الْحَقِّ بِالْحَقِّ ❁ وَالْهَادِي إِلَىٰ صِرَاطِكَ الْمُسْتَقِيمِ ❁ وَعَلَىٰ آلِهِ حَقَّ قَدْرِهِ وَمِقْدَارِهِ الْعَظِيمِ ❁

Ey Allah’ım, kapanmış olanın açıcısı, öncekinin mührü, Hakk’ın Hakk’la yardımcısı ve Senin dosdoğru yolunun rehberi olan efendimiz Muhammed’e salât eyle. Allah’ım, onun büyüklüğü ve yüce mertebesine uygun olarak Ailesi üzerine dualar gönder.

Fatih Salavatı, Ahmed Ticani Hazretleri tarafından Hazreti Resulullah'a sorulmuş bir salavattır. Bu yazıda, Fatih Salavatı'nın Arapça duası, Türkçe manası ve faziletleri detaylı bir şekilde incelenecektir. Salavatın manevi dereceleri ve etkileri üzerine bilgiler sunulacaktır.

Fatih Salavatı

Fatih Salavatı, Kutbül Aktab Ahmed Ticani Hazretleri tarafından Hazreti Resulullah'a sorulan ve faziletleri bildirilen bir salavattır. Bu makalede, Fatih Salavatı'nın Arapça duası, Türkçe manası ve faziletleri ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır.

Fatih Salavatı'nın Faziletleri

Hazreti Resulullah, Fatih Salavatı'nın faziletlerini şu şekilde bildirmiştir: "Bir kimse Salavat-ı Fatihi bir defa okusa, zamanın başından bu salavatı getirenin okumuş olduğu zamana dek insanlardan, cinlerden ve meleklerden getirilmiş olan salavata eşit sevaba nail olur. Günahları da affolur. " Gece uyumadan önce on bir defa okuyan kişi, güzel rüyalar görür. Bu salavatı 40 gün boyunca 40 kere okuyan kişi, bağımlılıklardan kurtulur ve işleri açılır. Bir kimse Salavat-ı Fatihi bin kere okursa, Allah'ın rahmeti, barışı ve bereketi üzerine düşer. Küs olduğu biri varsa, barışır. Günlük olarak ezberden kırk kere okuyan kişi, %100 başarı ve mutluluğa erişir. Sorunları varsa, Allah'ın izniyle çözülür.

Salavat-ı Fatih'in Dereceleri

Salavat-ı Fatih'in üç derecesi vardır: dış derece, iç derece ve son derece olan "gizli ışık". Bu dereceler, kişinin manevi yolculuğunda ilerlemesine yardımcı olur.

Salavat-ı Fatih Arapça Duası

"Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedinil fatihi lima uğlika vel hatimi li ma sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratikel müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve ashabihi hakka kadrihi ve mikdarihil aziym"

Salavat-ı Fatih Türkçe Manası

Allah'ım! Kapalı kapıları açan, geçmişe son veren, hakka hakikat ile dayanak olan, mahluku senin doğru yoluna ileten, Efendimiz Muhammed'e (Sav), O'nun aline ve ashabına O'nun yüce kadri kıymetince, salat eyle, selam eyle ve O'nu mübarek kıl.

Fatih Salavatı'nın Fazilet ve Sırları

Fatih Salavatı'nın yüz yirmi bin salavatı şerifenin gücünde olduğu, mana alemi ile Peygamberimiz (s. a. v.) tarafından bildirilmiştir.

    Bu salavatı şerife okuyanı cehennemden korur.
    Kırk gün boyunca okuyan kişinin tövbesi kabul olur ve günahları affolur.
    Cuma gecesi bin kere okuyan, Efendimiz (S.A. V) ile rüyada görüşür.
    Geçmiş tarihte, zamanın Kutbu Muhammed-el Bekri (K. S) Hazretlerine ait bu salavat, çok güçlü bir salavattır. Resulullah (S.A. V)'ın mana aleminde beyanı ile ömründe bir defa dahi bu salavatı okuyan kişi cehenneme girmez. Bu salavatı bir kere okumak, altı kere Kur'an-ı Kerim'in hatmine denktir.
    Fatih Salavatı'nı kırk gün süreyle okuyan kişiye Allah'u Teâlâ günahlardan tövbe nasip eder. Kim bu salavatı Perşembe, Cuma veya Pazartesi gecesi bin defa okursa, Resulullah (S.A. V) efendimiz ile uyanık halde buluşur. Ancak, bu dört rekat namaz kılıp okunmalıdır. Bu namazın birinci rekatında üç defa Kadir Suresi, ikinci rekatında üç defa Zelzele Suresi, üçüncü rekatında üç kere Kafirun, dördüncü rekatında da üçer mu'avvizeteyn (Felak ve Nas sureleri) okunur.

Muhammed el-Bekrî (Kuddise Sirruhû) ya ait olan bu salât öyle büyük bir salâttır ki Rasûlüllâh
(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) in mana alemindeki beyanı veçhile
***ömründe 1 kere dahi bu salâtı okuyan kişi cehenneme girmez. (Cehenneme girmesi mukadder olana nasip edilmez.)
Mağrib sâdâtından bazısının nakline göre bu salât Allâh-u Te’âlâ tarafından bir sahife ile bu zata indirilmiştir.
***Bu salâtın 1 defa okunması 6 kere Kur’ân-ı Kerîm’in hatmine denktir.
***Bir rivayet 10 bin salavat okumaya denktir.
***bir rivayet 600 bin salât okumaya muâdildir
***Bu salata 40 gün devam edene Allâh-u Te’âlâ bütün günahlardan tevbe nasib eder.
***Her kim bu salavatı perşembe veya cuma ya da pazartesi gecesi 1000 defa okursa Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ile uyanık halde buluşur.Ancak bu, dört rekat namazın ardından okunmalı, bu namazın birinci rekatında üç kere Kadr Sûresi, ikinci rekatında üç kere Zelzele Sûresi, Üçüncü rekatında üç kere Kâfirûn Sûresi, dördüncü rekatında da üçer kere mu’avvizeteyn (Felak ve Nâs sûreleri) kıraat edilmelidir ve bu salâtın tilâveti esnasında ûd yakılmalıdır. İsteyen bunu deneyebilir.
***Ahmed Dalılân (Rahimehullâh) ın beyanına göre; bu salata günde 100 kere devam edene manevî perdeler açılır (kalp gözü açılır)
***Allâh-u Te’âlâ’dan başka kimsenin bilemeyeceği kadar nurlar saçılır.
Bu salâtın sahibi olan büyük kutub demiştir ki:
***”Ömründe 1 kere bu salâtı okuyan cehenneme girerse Allah’ın huzurunda beni yakalasın.” Bu sözün sahibi olan zat Abdülkadir-i Geylânî (Kuddise Sirruhû) dan sonra: “Benim bu ayağım doğuda ve batıda bulunan bütün velilerin boynu üzerindedir” diyebilmiş ikinci zattır. Bir kere kendisi Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) in kabrini ziyaret ederken Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ona şifahen: “Allah seni ve zürriyetini mübarek kılsın.” diye hıtab etmiştir. Şa’rânî, Şihâb ve Münâvî gibi bir çok âlim bu zatı en mübalağalı ifadelerle methetmiş-lerdir. (es-Sâvî, el-Esrâru’r-Rabbâniyye, sh:45; Yûsuf-u Nebhânî, Efdalü ‘s-salevât, Salât no:50, sh:89-96)

Salâvat-ı Fatih, eski zamanda Kutbül Aktab Ahmed Ticani Hazretleri, yakaza halinde bu Salâvatın faziletini Hazreti Resûlullah’a sorar.
***”Bir kimse Salâvat-ı Fatih'i 1 defa okursa zamanın başından Salâvat getirenin okuduğu zamana kadar ins ü cinin ve meleklerinin getirdiği (bütün zikir,tesbih,dua) ve salavata denk sevap kazanır. Günahları da bağışlanır.” buyurmuşlardır.
***Gece yatmadan önce 11 defa okunursa çok güzel rüyalar görür.
***Bu Salâvat-ı Şerifi 40 gün 40 defa okuyan bağlılıktan kurtulur.
***İşleri açılır.
***Bu Salâvat-ı Şerifi 1000 kez okuyanın üzerine Allah’ın rahmeti barış ve bereketi iner.
***Küs olduğu kim varsa barışır.
***Günlük ezberden 40 defa okunursa, % 100 başarı ve mutluluk getirir, maksadına kavuşturur. Allah’ın izniyle sorunları çözülür.
***Salavat-ı Fatih Kilitli kapıları açar ve üç derecesi vardır. Dış derecesi, iç derecesi, son derecesi (gizli ışık) Salavatı Fatih Şerife’nin Arapça ve Türkçe anlamını okuyalım.
Hazreti Şeyh Yusuf Bin İsmail :
***40 gün 1.000 ( Bin ) KERE ” Ya LATİF ” Esmaül Hüsna Zikredip Ardından 100 Kere Okunduğunda Günahların Afolunacağı Rivayet Olunur.
***120 bin Salâvat-ı Şerife gücünde olduğu manâ aleminde Peygamber Efendimiz Sâllallahu Aleyhi Vesellem tarafından bildirilmiştir.
***Cuma gecesi bin defa okuyan Efendimiz Sâllallahu Aleyhi Vesellem ile görüşür.
***Bu Salâvatı Şerife aslında Kur’an’ı Kerim'de bir sır olarak saklanmıştır. Allah’ın en büyük sırrı olduğu söylenir.
***Bu Salâvat-ı Şerîf, harikalar ve mucizelerle doludur.
***Bu Salâvat-ı Şerîf hakkında eksik bilgi verilmiş.İnsanların çoğu bu gerçekten mahrum kalmıştır.Öğrenmesi engellenmiştir.
***400 hac değerindedir.”
sonra şöyle devam etti kim
***bu Salâvat-ı Şerifi okuyup dua ederse 1 kez, o şimdiye kadar bütün cinlerin, insanlar ve melekler tarafından okunan bütün zikir, tesbih ve duaları okumuş gibi ecre nail olur.
***600 bin nimet, zamanın başlangıcından itibaren.
***Hz.Seyyid Ahmed Hilam (r.a) ve Gavsa-ı Azam Bağdat Şeyh Abdul Kadir Geylani (r.a) en favori salavatıdır ve bu Salâvat-ı Şerifin bir ışık olduğunu söylemiştir.
Hazreti Şeyh Yusuf Bin İsmail :
***Merhametli olur.
Hazreti Ebu Mukarreb inançla günlük 40 kez, özellikle erkek toplumun okuması gerektiğini söylemiştir.
Hazreti Şeyh Muhammed Bakari günlük inançla ezberde okunması gerektiğini söylemiştir.
***Bu Salâvat-ı Şerîf okuyana, refah ve kısmet getirir ve tüm karmaşık sorunlarını çözer.
Bu Salâvat yüce Allah’ın gözünde çok büyük önem taşımaktadır.
***Okuyanın üzerine barış, bereket ve Allah’ın rahmeti ve esenliği onun üzerine olur.
***70.000 Delailül Hayrat okumaya denktir.
***yoksulluğu ve açlığı ortadan kalkar.
***sabah-akşam 10 defa okursa Allah’ın yardımını alır.
***Cuma günü ikindiden sonra 100 defa okursa tüm sıkıntılarından ve dertlerinden kurtlur.Bu Salâvata ezber gerekir. Çok büyük bir zikirdir.
***Cuma günü okunmasında çok fayda vardır.
***Bütün savaşlara katılmış mücahidlerin faziletini kazanır.
İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ (33/Ahzab 56.ayet)
Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî’ye (Peygamber’e) salat ederler. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler), siz (de) O’na salat edin ! Ve (O’na) teslim olarak salat edin !

Pek çok şuyuh ve gnostik düzenli olarak Salavatı Fatih okumanın faydalarını anlatmıştır. Aynı zamanda El-Ezher’in önde gelen âlimlerinden olan büyük gnostik Şeyh Ahmed el-Savi (ö. 1241 H/1825 M), dini ilimleri ve ruhani yolu kendisinden aldığı Şeyh Ahmed ed-Derdîr’in (ö. 1204 H/1786 M) litaratürüne yazdığı şerhte şu ifadelere yer vermiştir

Faydalarından biri de şudur: Kim onu ömründe bir kere okursa cehennem ateşine girmez…

Bazıları bu duanın tek bir okunuşunun 10.000 – ve bazıları 600.000 – başka duaya eşit olduğunu söylemiştir.

Bu duayı 40 gün boyunca aralıksız okuyan kişinin Allah’ın tüm günahları için tövbesini kabul edeceği de söylenir.

Bu duayı Perşembe, Cuma veya Pazartesi gecesi 1000 defa okuyan kişi Peygamber Efendimiz (s. a.v.) ile birlikte haşrolunur. Bu duanın okunmasına 4 rekât namaz kıldıktan sonra başlanmalıdır; birinci rekâtta Kadir Suresi, ikinci rekâtta Zelzele Suresi, üçüncü rekâtta Kâfirun Suresi ve dördüncü rekâtta iki sığınma suresi (Felak ve Nas Sureleri) okunur. Bu duayı okuduktan sonra bir miktar zakkum ağacı kokusu (Oudh) yakılmalıdır. Dilerseniz bunu deneyin.

Salavatı Fatih’in faydaları Seyyid Ahmed Dahlan (ö. 1304 H. / 1886 M.) tarafından da dualar derlemesinde belirtilmiştir. O şöyle demiştir:

Bu dua, üstadım, mükemmel kutup ve peygamberlik soyundan gelen asil üstat Şeyh Abdülkadir el-Cilani’ye atfedilmiştir. Yola yeni başlayanlar için olduğu kadar yolun ortasında ve sonunda olanlar için de faydalıdır. Gnostiklerin çoğu onun sırlarını ve akılları şaşırtan mucizelerini not etmişlerdir.

Her kim bunu her gün 100 defa devamlı olarak okursa, kendisinden birçok perdeler kalkar ve sadece Allah’ın bildiği ölçüde nurlara ve ihtiyaçlarının giderilmesine nail olur.

Mübarek şehir Medine’den Şeyh Habib Muhammed el-Haddar (ö. 1418 H./1997 M.) şöyle demiştir:

Perşembe akşamları 100 defa Salavatı Fatih okuyan kişi rüyasında Peygamber Efendimizi görür ve bu denenmiş ve test edilmiştir, Allah’a hamdolsun! Her gün 100 defa okuyan ve üzerinde sebat eden kimseden birçok perdeler kalkar, ilahi nurlar alır, dilekleri yerine gelir ve ilmi sadece Allah’a kalır.

Bir sorunun veya engelin üstesinden gelmeniz gerekiyorsa, her gece yatsıdan sonra abdest alın ve iki rekât namaz kılın, ardından Allah’tan açıklık isteyin ve 10 kez Salatul Fatiha okuyun. Açılışlar elde edene kadar buna devam edin ve sebat edin.

Seyyidi Habib Ömer bin Hafız, Rebiülevvel ayı boyunca 10.000 defa Salavatı Fatih okunmasını tavsiye eder.
Kaynaklar

The Muhammadan Litanies: Prayers upon the Prophet Muhammad ﷺ for Invocation and Reflection — From the works of Shaykh Yusuf al-Nabahani. Translation and Notes by Abdul Aziz Suraqah.


Ekstra Bilgiler

Bu salavatın sahibi olan büyük yazar Muhammed el-Bekri Hazretleri demiştir ki, "Ömründe bir defa bu salavatı okuyan cehenneme girerse, Allah huzurunda beni tutsun. " Yukarıdaki sözün sahibi olan zat, Abdülkadir Geylani Hazretlerinden sonra "Benim bu ayağım doğu ve batıda bulunan bütün velilerin boynu üzerinedir. " diyebilen ikinci bir zattır. Bir defa kendisi Resulullah'ın (S.A. V) kabrini ziyaret ederken, Resulullah (S.A. V) ona, "Allah seni ve zürriyetini mübarek kılsın" diye hitap etmiştir. Şa'rani, Şihab ve Münavi gibi birçok alim bu zatı en mübalağalı ifadelerle övmüşlerdir.

Sonuç olarak, Fatih Salavatı, Kur'an-ı Kerim içinde bir sır olarak saklanmış ve Allah'ın en büyük sırrı olduğu söylenmiştir. Bu Fatih Salavatı, harika ve mucizelerle doludur ve manevi yolculukta büyük bir öneme sahiptir.
Read More Read More / Comment Comment
Nübüvvet Mührü
“Ensardan çokça şaka yapan birisi vardı. Bu sahabî, cemaatı güldürdüğü bir hengâmede, Rasûlüllah elindeki bir değnekle onu dürttü. Onun da birazcık canı incindi. Bu durum karşısında adam Rasûlüllah’a kısas talebinde bulundu. Rasûlüllah da hemen ona kısas için izin verdi. Daha sonra adam: 'Senin üzerinde elbise var, halbuki benim üzerimde yoktu.' diye itiraz edince, Rasûlüllah (s.a.s.) da entarisini yukarıya kaldırdı. Bunun üzerine adam hemen atılarak Rasûlüllah (s.a.s.)’ı sırtından, bilhassa Nübüvvet mührünü öpmeye başladı ve şöyle dedi: 'Ey Allah’ın Rasulü! Aslında benim istediğim bu idi.'”
Read More Read More / Comment Comment
Peygamber Efendimiz'in Peygamberlik (Nübüvvet) Mührü Hakkında Bilgi
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında

Hazreti Muhammed’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği arasında bulunan ve nübüvvetini alâmetlerinden biri olan BEN. Yani Peygamberlik mührü ve nişanesi anlamına gelmektedir. Rasûl-i Ekrem’in nübüvvetinin delili olduğu gibi, O’nun son peygamber olduğunu da ifade etmektedir.

[D.İ.A. Nübüvvet Mührü]

Hâkim’in Vehb ibni Münebbih’den naklettiği bir rivayette; Allah (Celle Celâluhû) hiçbir peygamber göndermemiş olsun ki, onun sağ elinde peygamberlik BEN’i olmasın. Ancak bizim peygamberimiz bunun istisnasıdır. O’nun peygamberlik BEN’i, kürek kemikleri arasındadır. Bu durum Peygamberimize sorulduğunda cevaben: “Kürek kemiklerim arasındaki bu ben benden önceki peygamberlerin beni gibidir. Şu kadar var ki benden sonra ne bir nebi ne de rasûl gelmeyecektir.” buyurmuşlardır.

[Hâkim, El-Müstedrek, 3/461 no:4159, Darul Ma’rife, Beyrut.]


Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührünün doğuştan mı, daha sonra mı meydana geldiği gibi soruların cevabını Ebû Kâsım Es-Süheyli ve İbni Hacer; “Bu BEN’in doğuştan olmayıp sonradan melekler tarafından “şakku’s-sadr” veya “şerhu’s-sadr“ ismi verilen, hazreti peygamberin göğsünün yarılıp kalbinin çıkarılması ve temizlendikten sonra tekrar yerine konulması ile birlikte kürek kemikleri arasına nübüvvet mührünü vurmuşlardır.” şeklinde cevap verirler ve isbat etmek için de Ebû Zerr el-Ğıffâri’nin rivâyetini naklederler; “Ebu Zerr, Rasûlüllâh’a (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) “peygamber olarak görevlendirildiğinizde bunu nasıl bilip emin oldunuz” diye sormuş, Hazreti peygamberimiz: “Mekke vadisinde bir yerde iken kendisine iki meleğin geldiğini aralarında geçen konuşma ile onu seçtiklerini ve akabinde sıra ile 1,10,100 ve 1000 adamla tartılıp hepsinden ağır geldiğini, sonra kalbinin yarılarak temizlendiğini anlatmış ve nihayetinde şu ifade ile işlemin bittiğini söylemiştir;” ‘Melek iki kürek kemiğim arasına mühür vurdu.’

[Sühelyi er-Ravdu’l-ünüf 2.cild 168, ibni Hacer Fethul bari 6.cil 22.bab Hatimün-nübüvve.]

Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührü doğuştan olmadığı gibi vefat edince mührün kaldırıldığına dair Beyhâki’nin naklettiği bir rivâyet vardır. Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiklerine ölüp ölmediği hususunda ashabı şüpheye kapılmış ve bazıları “o ölmüştür” diğer kısmı ise “hayır ölmemiştir” derken, o sırada Esma binti Ümeys elini Rasûlüllâh’ın kürek kemikleri arasına koydu. Mührün kaldırıldığını fark edince “Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat etmiştir, zira kürek kemikleri arasındaki mühür kaldırılmıştır” dedi. Bu şekilde hazreti peygamberin vefatı bilinmiştir.

[Beyhâki Delâiünnübüvve 7.cild sayfa 219 Daru’l Kütüb’l-ilmiyye.]

Said ibni Yezid anlatıyor; “Peygamberimizin arkasında durdum, kürek kemikleri arasındaki mührüne baktım, o, keklik yumurtası büyüklüğünde idi.”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:15]

Cabir ibni Semure anlatıyor; “Ben Rasûlüllâh efendimizin kürek kemikleri arasındaki mührünü gördüm. O güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı bir yumru (gudde) idi.”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:16]

Rumeyse (Radiyallâhu Anhâ) rivâyet ediyor; “Ben Rasûlüllâh’ın o kadar yakınında idim ki, isteseydim kürek kemikleri arasındaki mührünü öperdim”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:17]

Hz. Ali'nin Çizdiği Nübüvvet Mührü Rivayeti ve Mahiyeti

İslam geleneğinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sırtındaki nübüvvet mührü, hem fiziksel bir mucize hem de manevi bir koruma ve şefaat vesilesi olarak görülmüştür. Sahih hadis kaynaklarında mührün fiziksel tasviri yapılırken, halk dindarlığında ve tasavvufi kültürde bu mührün bir kağıda aktarılması ve taşınmasıyla ilgili özel bir rivayet zinciri oluşmuştur.

1. Bahsi Geçen Rivayetin İçeriği

Sizin de belirttiğiniz anlatı, genellikle "Mühr-ü Şerif’in Faziletleri" başlığı altında şu şekilde nakledilir:
"Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Ali’ye (r.a.) hitaben: 'Ya Ali! Sırtımdaki nübüvvet mührüne bak ve onun bir benzerini (resmini/şeklini) bir kağıda çiz' buyurmuştur. Hz. Ali de emredildiği üzere mührü bir kağıda nakşetmiştir. Peygamberimiz bunun üzerine şöyle buyurmuştur: 'Her kim bu mühre hürmetle ve abdestli olarak bakarsa, ona şefaatim vacip olur. Bu mührü kâfirlere (veya kadrini bilmeyenlere) göstermeyin; zira onlar bunun kıymetini bilmezler ve hürmetsizlik ederlerse helak olurlar.'"

2. Rivayetin Kaynakları

Bu anlatı, akademik anlamda "Sahih" kabul edilen hadis külliyatlarında (Buhari, Müslim, Tirmizi) yer almaz. Ancak şu tür kaynaklarda ve geleneklerde sıkça görülür:

    Envarü’l-Aşıkin: Yazıcıoğlu Ahmed Bican tarafından kaleme alınan bu meşhur eserde, Peygamber Efendimiz’in hayatı ve özellikleri anlatılırken bu tür menkıbevi detaylara yer verilir.
    Mühr-ü Şerif Levhaları: Camilerde veya evlerde asılı olan, ortasında mührün şekli, etrafında ise dört halifenin ve aşere-i mübeşşerenin isimlerinin yazılı olduğu levhaların giriş kısmında bu rivayet bir ön söz gibi sunulur.
    Halk Kitapları (Kara Davud vb.): Delâilü'l-Hayrât şerhlerinde ve halk arasında çok okunan dini hikaye kitaplarında bu olay, müminlerin mühr-ü şerife olan bağlılığını artırmak amacıyla anlatılır.

3. "Kafirlere Göstermeyin" Uyarısının Hikmeti

Bu rivayette geçen "kafirlere göstermeyin" ifadesi, İslam hukukundaki "hürmet ve tazim" ilkesiyle açıklanır. Kutsal sembollerin, ona inanmayan ve alay etme potansiyeli olan kişilerin eline geçmesi, hem o sembole saygısızlık edilmesine sebep olur hem de (rivayete göre) o kişinin manevi sorumluluğunu artırır. Bu uyarı, mührün sadece müminler arasında bir sır ve bereket vesilesi olarak saklanması gerektiğini vurgular.

4. Şefaatim Vacip Olur Müjdesi

İslam inancında şefaat, Allah'ın izniyle gerçekleşir. Ancak bu tür rivayetlerde geçen "şefaatim vacip olur" ifadesi, Peygamber Efendimiz'e duyulan derin sevginin (muhabbetin) bir karşılığıdır. Bir mümin, Peygamberlik nişanı olan o mühre bakarak Efendimiz’i hatırlar, salavat getirir ve onun yoluna bağlılığını tazelerse, bu manevi halin onu şefaate layık kılacağı müjdelenmektedir.

5. Sahih Kaynaklarla Mukayese

Sahih hadislerde (Tirmizi'nin Şemail-i Şerif'i gibi) mührün kağıda çizilen bir resim değil, bedende bulunan fiziksel bir işaret olduğu anlatılır:

    Fiziksel Durumu: Güvercin yumurtası büyüklüğünde, etli ve kabarık bir doku.
    Yazı Meselesi: Bazı alimler üzerinde

Nübüvvet Mühründe Ne Yazıyor:

"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah
tevecceh haysu şi'te feinneke mansurun, Tebahce (veya Tebahbe) ya Muhammed Ente haysurun (Hayrun) " yazılıydı,

Mührü Şerif

Orta yazısı

"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah";

Üst yazısı

"Teveccehu Haysu Şi'te Feinneke Men surun”

Alta gelen yazısı

"Tebahce ya Muhammed Ente haysurun”


"Nübüvvet Mührü" (Peygamberlik Mührü)  İçerdiği metin ve anlamı aşağıda detaylı olarak verilmiştir:


1. Tam Metin (Arapça Yazılışı):

اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ، تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ حَيْسُرٌ.

veya

لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ


2. Latince (Türkçe) Harflerle Okunuşu:

"Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh. Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûr. Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."

veya

Lâ ilâhe illallâh Muhammedur Rasûlullâh. Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûrun. Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.


(Not: "Tebahce" genellikle "Tebahhe" (تَبَحَّ) olarak okunur. "Haysurun" ise "Haysur" (حَيْسُر) olarak geçer.)

3. Anlamı (Türkçe Meali):

"Allah birdir, O'nun ortağı yoktur. Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. (Ey Muhammed!) Nereye yönelirsen yönel,(Nereye gidersen git) çünkü sen yardım göreceksin / muzaffer olacaksın. (Ey Muhammed!) Müjdele! Sen hayırlısın, üstünsün."

Bölümlere Göre Açıklama:

A) Kelime-i Tevhid & Şehadet (Merkez/Ana Metin):

    Arapçası: اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

    Okunuşu: "Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh."

    Anlamı: İslam'ın temel inancı olan tevhid (Allah'ın birliği) ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) O'nun kulu ve elçisi olduğu hakikati.

B) Üst Kısım (Teşvik ve Müjde):

    Arapçası: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ

    Okunuşu: "Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûr."

    Anlamı: Hz. Peygamber'e hitaben, "Nereye (hangi işe, hangy savaşa) yönelirsen yönel, sen mutlaka yardım olunursun / zafere ulaşırsın" anlamında bir güven ve moral veren ilahî bir sözdür. Bu ifade, özellikle Hudeybiye Antlaşması veya sonraki fetihlerle ilişkilendirilir.

C) Alt Kısım (Hitap ve Övgü):

    Arapçası: تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ حَيْسُرٌ

    Okunuşu: "Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."

    Anlamı: "Tebahhe", "müjdele, sevin" anlamına gelir. "Haysur" ise, "hayırlı, üstün, iyi, güzel" gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bu bölüm, "Ey Muhammed! Sen müjdele (veya müjdelen), çünkü sen hayırlısın, üstünsün" şeklinde anlaşılır. Burada Hz. Peygamber'e doğrudan bir hitap ve onun üstün makamını ifade eden bir övgü vardır.

1. Genel Metin (Giriş Kısmı)

Bu kısım mührün genel mahiyetini ve tevhid inancını özetler.

Arapçası Latinize Okunuşu Manası (Anlamı)

اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ Allahü vahdehü lâ şerîke leh Allah tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur.
مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ Muhammeden abdühü ve rasûlüh Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.

2. Mühr-i Şerif'in Bölümleri

Mührün görsel tasarımında yer alan hiyerarşik sıralama şu şekildedir:

Orta Yazısı (Kelime-i Tevhid)

Mührün kalbi ve merkezinde yer alan ifadedir.

    Arapça: لَا إِلٰهَ إِلَّا الله مُحَمَّدٌ رَسُولُ الله

    Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh Muhammedur rasûlullâh.

    Anlamı: Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir.

Üst Yazısı (Müjde ve Yardım)

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) verilen ilahi desteği ifade eder.

    Arapça: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ

    Okunuşu: Tevecceh haysu şi’te feinneke mansûr(un).

    Anlamı: Nereye dönersen dön (nereye gidersen git), sen mutlaka Allah tarafından yardım olunmuşsun (muzaffersin).

 Alt Yazısı (Övgü ve Şeref)

Peygamberlik makamının yüceliğini vurgular.

    Arapça: تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ

    Okunuşu: Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.

    Anlamı: Sevin ve neşelen ey Muhammed! Sen (insanlığın/yaratılmışların) en hayırlısısın.

    Küçük Bir Not: Metinde geçen "haysurun" ifadesi, eski el yazması metinlerin okunmasındaki farklılıklardan dolayı "hayrun" (خير - hayırlı) kelimesinin bir türevi veya yerel bir söylenişi olabilir. Genel kabul gören mana "en hayırlı" olduğun yönündedir.

İmam Tirmizi gibi otoriter kaynaklar, mührün üzerinde bir yazı olmadığını, bunun et parçası üzerinde tüylerden oluşan, güvercin yumurtası büyüklüğünde bir kabartı olduğunu vurgular. Yazıdan bahseden rivayetler genellikle daha çok tasavvufi ve şemail ağırlıklı eserlerde yer alır.

2. Hadis Kaynaklarında Nübüvvet Mührü

Peygamber Efendimiz’i yakından gören sahabe efendilerimiz, bu mührü farklı benzetmelerle tarif etmişlerdir.
Câbir b. Semüre (r.a.) Rivayeti:
"Ben Resûlullah’ın kürek kemikleri arasındaki mührü gördüm. O, güvercin yumurtası büyüklüğünde, vücut renginde bir yumru idi." (Müslim, Fedâil 91-92; Tirmizî, Şemâil, s. 20)
Sâib b. Yezîd (r.a.) Rivayeti:
"Teyzem beni Resûlullah’a götürdü... Arkasında durdum ve iki omzu arasındaki mührü gördüm. O, gerdek çadırının düğmeleri (veya keklik yumurtası) gibiydi." (Buhârî, Menâkıb 22; Müslim, Fedâil 93)
Ebû Zeyd b. Ahtab (r.a.) Anlatıyor:
Resûlullah bana: "Yaklaş ve sırtıma dokun" dedi. Elimi sırtına soktum, mührü hissettim. Ona mührün neye benzediği sorulunca: "Birbirine bitişik birkaç tüy gibiydi" demiştir. (Tirmizî, Şemâil, s. 21)

3. Tarihi Önemi: Bahira ve Selmân-ı Fârisî

Nübüvvet Mührü, Efendimiz'in peygamberliğinin delili olarak iki tarihi olayda kilit rol oynamıştır:

    Rahip Bahira Hadisesi: Efendimiz henüz çocukken amcası Ebû Tâlib ile Şam kervanındayken, Rahip Bahira onun sırtındaki bu mührü görmüş ve: "Bu, alemlerin Rabbinin elçisidir, kitaplarda vasfı anlatılan son peygamberdir" demiştir.
    Selmân-ı Fârisî’nin Müslüman Oluşu: Selmân-ı Fârisî, eski din kitaplarından öğrendiği üç alameti Efendimiz'de aramıştır: Sadaka yememesi, hediyeyi kabul etmesi ve sırtındaki peygamberlik mührü. Efendimiz, Selmân’ın bu merakını anlayınca sırtındaki ridayı hafifçe indirmiş, Selmân mührü görünce ağlayarak ona iman etmiştir.

4. Mührün Şekli ve Fiziksel Tasviri

Rivayetlerin toplamından çıkan sonuçlara göre mührün özellikleri şöyledir:

    Yeri: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam iki omuz hizasındadır.
    Rengi: Kendi ten rengine yakın veya hafif kırmızımsı.
    Şekli: Kabarık, etli, bazen üzerinde tüylerin bulunduğu bir ben/nişane.
    Büyüklüğü: Güvercin veya keklik yumurtası büyüklüğünde bir kabartı.

1. Rivayetin İçeriği:

Söz konusu rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali'ye sırtındaki nübüvvet mührünün aynısını çizdirmiş, bu kopyaları ashaba dağıtmış ve "Bunu kâfirlere göstermeyin, yoksa şefaatim vacip olur" demiştir.

2. Kaynak Araştırması:

Bu rivayeti Kütüb-i Sitte (6 sahih hadis koleksiyonu) ve diğer ana hadis kaynaklarında bulamadım. Rivayet, daha çok şu kaynaklarda geçmektedir:

    "Hilyetü'l-Evliya" - Ebu Nuaym el-İsfahani (ö. 430/1038)
    "el-Künâ ve'l-Esmâ" - Hatib el-Bağdadi (ö. 463/1071) gibi tabakat ve menakıb kitaplarında zayıf veya münker isnatlarla nakledilmiştir
    "Şemail" türü bazı eserlerde halk arasında yaygınlaşmıştır

3. Hadis Âlimlerinin Değerlendirmesi:

    İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1201): "el-Mevdûât" (Uydurma Hadisler) adlı eserinde bu rivayeti uydurma (mevdu) olarak nitelendirmiştir.
    Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî: "Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe ve'l-Mevdûa" adlı eserinde bu rivayeti zayıf ve uydurma olarak değerlendirmiş, isnadında problemler olduğunu belirtmiştir.
    Sehâvî ve diğer muhaddisler: Bu tür rivayetlerin İsrailiyat türünden olduğunu ve sahih olmadığını ifade etmişlerdir.


Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği arasında bulunan Mühr-ü Nübüvvet, O’nun peygamberliğinin bedensel nişanelerinden biridir. İslam geleneğinde, özellikle Şemail-i Şerif kitaplarında bu mührün vasıfları ve ona duyulan muhabbetin bereketine dair pek çok rivayet yer alır.

İşte bu kutlu nişanın özellikleri ve faziletlerine dair derlediğim bilgiler:

1. Mühr-ü Nübüvvet’in Şekli ve Tasviri

Sahih kaynaklarda (Tirmizi, Müslim, Buhari) mührün şekli hakkında çeşitli tasvirler mevcuttur. Genel kabul gören tariflere göre:

    Konumu: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam kalp hizasındadır.

    Görünümü: Kabarık, kırmızımsı, bir güvercin yumurtası büyüklüğünde veya bir yumru şeklindedir. Üzerinde bazen benler veya tüyler bulunduğu rivayet edilir.

    Üzerindeki Yazı: Bazı rivayetlerde mührün üzerinde "Allâhu vahdehû lâ şerîke leh" (Allah tektir, ortağı yoktur) veya "Teveccüh haysü şi’te feinneke mansûr" (Nereye dönersen dön, sen yardım olunmuşsun/muzaffersin) yazdığı belirtilir.

2. Bakmanın ve Taşımanın Faziletleri

1-Sabah ve akşam abdestli olarak bakılır. Kişinin işi rast gider.
2-Eve çerçeve yapıp asılır. Büyü, Cin ve Şeytandan korunur.
3-Yatmadan önce abdestli olarak bakarsa güzel rüya görür.
4-Bolluk ve Bereket
5-Yeni bir aya ve yeni yıla girerken abdestli olarak bakılır.(Hicri Takvime göre)
6-Kişi Ev sahibi olur. Tablo olarak uzun süre evde asılı kalırsa
7-Yolculuğa çıkmadan önce bakılır.Rahat ve huzurlu geçer.
8-Hasta kişi abdestli olarak mühre baksın
9-Cuma Günü 80 Kere Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder
10-Cuma Günü Sabah namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik  de ibadet yazar
11-Cuma Günü ikindi namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik  de ibadet yazar
"Allahü vahdehü la şerike leh Muhammeden abduhü ve rasulullah tevecceh haysu şi'te feinneke mansur "
günde 33 veya 313 defa bu zikri çek. Nübüvvet Mührüne abdestli bak Allah'ın korumasına girersin. Buna inan eğer sen imanlıysan buna inanırsın. Hastalık, talihsizlik ve şansızlık tan korunursun. Büyük Güç, Bereket, Mutluluk ve iyi haberler alacaksın. Sabah güneş doğarken Akşamda abdestli olarak mühre bir kaç dakika bak.

İslam alimleri ve arifler, bu mührün bir örneğine bakmanın veya onu üzerinde taşımanın (hilye-i şeriflerde olduğu gibi) manevi bir kalkan olduğuna dair şu rivayetleri nakletmişlerdir:

    Ateşten Korunma: "Kim bu mühre abdestli olarak sabah baktığında akşama kadar, akşam baktığında sabaha kadar güvende olur." Bazı rivayetlerde, bu mühre ömürde bir kez bakmanın bile kişinin cehennem ateşinden korunmasına vesile olacağı zikredilir.

    Afet ve Hastalıklardan Muhafaza: Mühr-ü Şerif'in resmini üzerinde taşıyanın; vebadan, ani ölümden, hırsızlıktan ve düşman şerrinden korunacağı ifade edilir.

    Bolluk ve Bereket: Mührü yanında bulunduranın rızkının artacağı ve evine bereket geleceği, ulema tarafından tecrübe edilmiş bir "havas" (özel ilim) bilgisi olarak aktarılır.

    Şefaat Ümidi: Ona muhabbetle bakmak, Resulullah'ın (S.A.V.) sünnetine ve şahsına duyulan sevginin bir tezahürü kabul edildiği için manevi bir huzur kaynağıdır.

3. Önemli Bir Not: İtikat ve Edeb

Mühr-ü Nübüvvet'in resmine veya yazılı sembolüne gösterilen bu ilgi, aslında bizzat Peygamber Efendimiz’e duyulan sevginin bir yansımasıdır. Alimler şu noktaların altını çizer:

    Asıl olan sevgidir: Bu görseller sihirli birer nesne değil, berekete vesile olan vesilelerdir.

    Abdestsiz dokunmamak: Üzerinde ayet veya Esma-ül Hüsna yazılı olan nüshaları abdestsiz tutmamaya gayret edilmelidir.

    "Mühr-ü Şerif’e bakmak, O’nun (S.A.V.) cemalini göremeyen müminler için bir teselli ve gönül aydınlığıdır."

Mühr-ü Şerif Tablosu (Kısa Özet)
Durum Fazileti Hakkındaki Rivayet
Bakmak Gönül aydınlığı, emniyet ve korkulardan emin olma.
Okumak "Mansûr" (yardım olunmuş) sırrına mazhar olma ümidi.
Taşımak Kaza, bela, nazar ve hastalıklara karşı manevi koruma.

Ukkaşe (r.a.) ve Kısas Kıssası

Anlattığımız bu etkileyici hadise, İslam literatüründe "Ukkaşe (r.a.) ve Kısas Kıssası" olarak bilinir. Bu rivayet, Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kul hakkına verdiği önemi ve ashabının O’na olan derin aşkını gösteren en duygusal sahnelerden biridir.

İstediğiniz şekilde, Türkçemize uygun harflerle hikayeyi ve kaynaklarını aşağıda bulabilirsiniz.
Ukkaşe Hazretleri ve Nübüvvet Mührü

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), vefatına yakın bir zamanda ashabını mescidde toplayarak onlara hitap etti ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Kimin sırtına vurmuşsam işte sırtım, gelsin vursun. Kimin malını almışsam işte malım, gelsin alsın. Kimin izzet ve şerefine dokunmuşsam işte şerefim, gelsin hakkını alsın..."

Mescidde derin bir sessizlik hakimken, Ukkaşe bin Mihsan (r.a.) ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ya Resulullah! Hatırlarsanız bir gazve dönüşünde develerimiz yan yana gelmişti. Siz devenizi hızlandırmak için kırbacınızı salladınız, ancak kırbaç benim sırtıma isabet etti. Eğer bugün helallik istemeseydiniz bunu asla söylemezdim ama şimdi kısas istiyorum."

Sahabe-i Kiram büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içindeydi. Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi isimler öne atılarak "Kısası bize yap!" dedilerse de Efendimiz buna izin vermedi. Kırbaç getirtildi. Ukkaşe (r.a.) son bir istekte bulundu: "Ya Resulullah, o gün benim sırtım çıplaktı. Kısasın tam olması için sizin de sırtınızı açmanız gerekir."

Peygamber Efendimiz hiç tereddüt etmeden mübarek gömleğini sıyırdı. O anda iki kürek kemiği arasındaki Nübüvvet Mührü parladı. Ukkaşe (r.a.), elindeki kırbacı bir kenara fırlatarak hıçkırıklarla o mührü öpmeye başladı ve şöyle haykırdı: "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah! Benim maksadım kısas değildi. Ölmeden önce senin o mübarek vücuduna ve Peygamberlik mührüne dokunabilmek, onu öpebilmekti. Cehennem ateşinden bu vesileyle korunmayı diledim!"

Efendimiz (S.A.V.) gülümseyerek: "Cennet ehlinden birini görmek isteyen bu adama baksın" buyurarak Ukkaşe’yi müjdeledi.
Rivayetin Kaynakları

Bu kıssa, hadis ve siyer kitaplarında detaylı veya özet olarak yer almaktadır:

    Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: Bu olay en geniş haliyle burada nakledilir.

    Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ: Evliya tabakatı ve siyer anlatımlarında bu rivayete yer verir.

    İbnü’l-Cevzî, el-Vefâ bi-Ahvâli’l-Mustafâ: Peygamber Efendimizin hayatı ve son anlarını anlatan bu eserde mevcuttur.

    Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl: Bazı ayetlerin iniş sebepleriyle ilişkilendirilerek anlatılır.

    Küçük Bir Not: Hadis alimlerinin bir kısmı (Zehbi ve Heysemi gibi), bu rivayetin senedindeki bazı raviler nedeniyle metnin "zayıf" olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu kıssa, Peygamber sevgisini pekiştirdiği ve ahlaki bir ders verdiği için asırlardır vaazlarda ve siyer kitaplarında baş tacı edilmiştir.

RiVAYET 2

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir savaşta devesinin veya atının üzerindedir. Elindeki kamçısı istemeyerek bir sahabelerinin sırtına gelir ve onu yaralar. Yıllar sonra, Peygamber Efendimiz vefatından önce ashaptan helallik isterken, o sahabeler kalkar ve: "Ya Resulallah, sen bana kamçınla vurdun. Ben de kısas istiyorum" der. Hz. Peygamber (s.a.v.) "Buyur, kamçı al ve aynı şekilde vur" der. Bunun üzerine sahabeler: "Ama benim sırtım o zaman çıplaktı (elbisesizdi)" der. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de sırtındaki ridasını (elbiseyi) açar. O sahabeler, sırtındaki Nübüvvet Mührü'nü görünce koşup ona sarılır ve mühürü öpmeye başlar ve der ki: "Benim asıl maksadım ve dileğim buydu ya Resulallah! O mübarek mührü görmek istemiştim."

Mührün Elimize Ulaşan Varsayılan Şekli Budur

Bu bir Calligrapyh Tasarımdır

Orjinali Allahu alem kimlerin elinde...



.jpg   Calligraphy Nübüvvet Mührü Çalışması V090220261956-N1.jpg (Dosya Boyutu: 331.49 KB / İndirme Sayısı: 15)

Read More Read More / Comment Comment
Peygamber Efendimiz'in Peygamberlik (Nübüvvet) Mührü Hakkında Bilgi
Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in Sırtındaki Nübüvvet (Peygamberlik) Mührü Hakkında

Hazreti Muhammed’in (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği arasında bulunan ve nübüvvetini alâmetlerinden biri olan BEN. Yani Peygamberlik mührü ve nişanesi anlamına gelmektedir. Rasûl-i Ekrem’in nübüvvetinin delili olduğu gibi, O’nun son peygamber olduğunu da ifade etmektedir.

[D.İ.A. Nübüvvet Mührü]

Hâkim’in Vehb ibni Münebbih’den naklettiği bir rivayette; Allah (Celle Celâluhû) hiçbir peygamber göndermemiş olsun ki, onun sağ elinde peygamberlik BEN’i olmasın. Ancak bizim peygamberimiz bunun istisnasıdır. O’nun peygamberlik BEN’i, kürek kemikleri arasındadır. Bu durum Peygamberimize sorulduğunda cevaben: “Kürek kemiklerim arasındaki bu ben benden önceki peygamberlerin beni gibidir. Şu kadar var ki benden sonra ne bir nebi ne de rasûl gelmeyecektir.” buyurmuşlardır.

[Hâkim, El-Müstedrek, 3/461 no:4159, Darul Ma’rife, Beyrut.]


Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührünün doğuştan mı, daha sonra mı meydana geldiği gibi soruların cevabını Ebû Kâsım Es-Süheyli ve İbni Hacer; “Bu BEN’in doğuştan olmayıp sonradan melekler tarafından “şakku’s-sadr” veya “şerhu’s-sadr“ ismi verilen, hazreti peygamberin göğsünün yarılıp kalbinin çıkarılması ve temizlendikten sonra tekrar yerine konulması ile birlikte kürek kemikleri arasına nübüvvet mührünü vurmuşlardır.” şeklinde cevap verirler ve isbat etmek için de Ebû Zerr el-Ğıffâri’nin rivâyetini naklederler; “Ebu Zerr, Rasûlüllâh’a (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) “peygamber olarak görevlendirildiğinizde bunu nasıl bilip emin oldunuz” diye sormuş, Hazreti peygamberimiz: “Mekke vadisinde bir yerde iken kendisine iki meleğin geldiğini aralarında geçen konuşma ile onu seçtiklerini ve akabinde sıra ile 1,10,100 ve 1000 adamla tartılıp hepsinden ağır geldiğini, sonra kalbinin yarılarak temizlendiğini anlatmış ve nihayetinde şu ifade ile işlemin bittiğini söylemiştir;” ‘Melek iki kürek kemiğim arasına mühür vurdu.’

[Sühelyi er-Ravdu’l-ünüf 2.cild 168, ibni Hacer Fethul bari 6.cil 22.bab Hatimün-nübüvve.]

Hazreti peygamberimizin nübüvvet mührü doğuştan olmadığı gibi vefat edince mührün kaldırıldığına dair Beyhâki’nin naklettiği bir rivâyet vardır. Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat ettiklerine ölüp ölmediği hususunda ashabı şüpheye kapılmış ve bazıları “o ölmüştür” diğer kısmı ise “hayır ölmemiştir” derken, o sırada Esma binti Ümeys elini Rasûlüllâh’ın kürek kemikleri arasına koydu. Mührün kaldırıldığını fark edince “Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) vefat etmiştir, zira kürek kemikleri arasındaki mühür kaldırılmıştır” dedi. Bu şekilde hazreti peygamberin vefatı bilinmiştir.

[Beyhâki Delâiünnübüvve 7.cild sayfa 219 Daru’l Kütüb’l-ilmiyye.]

Said ibni Yezid anlatıyor; “Peygamberimizin arkasında durdum, kürek kemikleri arasındaki mührüne baktım, o, keklik yumurtası büyüklüğünde idi.”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:15]

Cabir ibni Semure anlatıyor; “Ben Rasûlüllâh efendimizin kürek kemikleri arasındaki mührünü gördüm. O güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızı bir yumru (gudde) idi.”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:16]

Rumeyse (Radiyallâhu Anhâ) rivâyet ediyor; “Ben Rasûlüllâh’ın o kadar yakınında idim ki, isteseydim kürek kemikleri arasındaki mührünü öperdim”

[Tirmizî, Şemâil 2.bab hadis no:17]

Hz. Ali'nin Çizdiği Nübüvvet Mührü Rivayeti ve Mahiyeti

İslam geleneğinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sırtındaki nübüvvet mührü, hem fiziksel bir mucize hem de manevi bir koruma ve şefaat vesilesi olarak görülmüştür. Sahih hadis kaynaklarında mührün fiziksel tasviri yapılırken, halk dindarlığında ve tasavvufi kültürde bu mührün bir kağıda aktarılması ve taşınmasıyla ilgili özel bir rivayet zinciri oluşmuştur.

1. Bahsi Geçen Rivayetin İçeriği

Sizin de belirttiğiniz anlatı, genellikle "Mühr-ü Şerif’in Faziletleri" başlığı altında şu şekilde nakledilir:
"Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Ali’ye (r.a.) hitaben: 'Ya Ali! Sırtımdaki nübüvvet mührüne bak ve onun bir benzerini (resmini/şeklini) bir kağıda çiz' buyurmuştur. Hz. Ali de emredildiği üzere mührü bir kağıda nakşetmiştir. Peygamberimiz bunun üzerine şöyle buyurmuştur: 'Her kim bu mühre hürmetle ve abdestli olarak bakarsa, ona şefaatim vacip olur. Bu mührü kâfirlere (veya kadrini bilmeyenlere) göstermeyin; zira onlar bunun kıymetini bilmezler ve hürmetsizlik ederlerse helak olurlar.'"

2. Rivayetin Kaynakları

Bu anlatı, akademik anlamda "Sahih" kabul edilen hadis külliyatlarında (Buhari, Müslim, Tirmizi) yer almaz. Ancak şu tür kaynaklarda ve geleneklerde sıkça görülür:

    Envarü’l-Aşıkin: Yazıcıoğlu Ahmed Bican tarafından kaleme alınan bu meşhur eserde, Peygamber Efendimiz’in hayatı ve özellikleri anlatılırken bu tür menkıbevi detaylara yer verilir.
    Mühr-ü Şerif Levhaları: Camilerde veya evlerde asılı olan, ortasında mührün şekli, etrafında ise dört halifenin ve aşere-i mübeşşerenin isimlerinin yazılı olduğu levhaların giriş kısmında bu rivayet bir ön söz gibi sunulur.
    Halk Kitapları (Kara Davud vb.): Delâilü'l-Hayrât şerhlerinde ve halk arasında çok okunan dini hikaye kitaplarında bu olay, müminlerin mühr-ü şerife olan bağlılığını artırmak amacıyla anlatılır.

3. "Kafirlere Göstermeyin" Uyarısının Hikmeti

Bu rivayette geçen "kafirlere göstermeyin" ifadesi, İslam hukukundaki "hürmet ve tazim" ilkesiyle açıklanır. Kutsal sembollerin, ona inanmayan ve alay etme potansiyeli olan kişilerin eline geçmesi, hem o sembole saygısızlık edilmesine sebep olur hem de (rivayete göre) o kişinin manevi sorumluluğunu artırır. Bu uyarı, mührün sadece müminler arasında bir sır ve bereket vesilesi olarak saklanması gerektiğini vurgular.

4. Şefaatim Vacip Olur Müjdesi

İslam inancında şefaat, Allah'ın izniyle gerçekleşir. Ancak bu tür rivayetlerde geçen "şefaatim vacip olur" ifadesi, Peygamber Efendimiz'e duyulan derin sevginin (muhabbetin) bir karşılığıdır. Bir mümin, Peygamberlik nişanı olan o mühre bakarak Efendimiz’i hatırlar, salavat getirir ve onun yoluna bağlılığını tazelerse, bu manevi halin onu şefaate layık kılacağı müjdelenmektedir.

5. Sahih Kaynaklarla Mukayese

Sahih hadislerde (Tirmizi'nin Şemail-i Şerif'i gibi) mührün kağıda çizilen bir resim değil, bedende bulunan fiziksel bir işaret olduğu anlatılır:

    Fiziksel Durumu: Güvercin yumurtası büyüklüğünde, etli ve kabarık bir doku.
    Yazı Meselesi: Bazı alimler üzerinde

Nübüvvet Mühründe Ne Yazıyor:

"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah
tevecceh haysu şi'te feinneke mansurun, Tebahce (veya Tebahbe) ya Muhammed Ente haysurun (Hayrun) " yazılıydı,

Mührü Şerif

Orta yazısı

"La ilahe illallah Muhammaddurresulullah";

Üst yazısı

"Teveccehu Haysu Şi'te Feinneke Men surun”

Alta gelen yazısı

"Tebahce ya Muhammed Ente haysurun”


"Nübüvvet Mührü" (Peygamberlik Mührü)  İçerdiği metin ve anlamı aşağıda detaylı olarak verilmiştir:


1. Tam Metin (Arapça Yazılışı):

اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ، تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ حَيْسُرٌ.

veya

لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ


2. Latince (Türkçe) Harflerle Okunuşu:

"Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh. Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûr. Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."

veya

Lâ ilâhe illallâh Muhammedur Rasûlullâh. Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûrun. Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.


(Not: "Tebahce" genellikle "Tebahhe" (تَبَحَّ) olarak okunur. "Haysurun" ise "Haysur" (حَيْسُر) olarak geçer.)

3. Anlamı (Türkçe Meali):

"Allah birdir, O'nun ortağı yoktur. Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. (Ey Muhammed!) Nereye yönelirsen yönel,(Nereye gidersen git) çünkü sen yardım göreceksin / muzaffer olacaksın. (Ey Muhammed!) Müjdele! Sen hayırlısın, üstünsün."

Bölümlere Göre Açıklama:

A) Kelime-i Tevhid & Şehadet (Merkez/Ana Metin):

    Arapçası: اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

    Okunuşu: "Allâhu vahdehû lâ şerîke leh. Muhammedun abduhû ve resûluh."

    Anlamı: İslam'ın temel inancı olan tevhid (Allah'ın birliği) ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) O'nun kulu ve elçisi olduğu hakikati.

B) Üst Kısım (Teşvik ve Müjde):

    Arapçası: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ

    Okunuşu: "Tevecceh haysu şi'te fe inneke mensûr."

    Anlamı: Hz. Peygamber'e hitaben, "Nereye (hangi işe, hangy savaşa) yönelirsen yönel, sen mutlaka yardım olunursun / zafere ulaşırsın" anlamında bir güven ve moral veren ilahî bir sözdür. Bu ifade, özellikle Hudeybiye Antlaşması veya sonraki fetihlerle ilişkilendirilir.

C) Alt Kısım (Hitap ve Övgü):

    Arapçası: تَبَحَّ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ حَيْسُرٌ

    Okunuşu: "Tebahhe yâ Muhammedu ente haysur."

    Anlamı: "Tebahhe", "müjdele, sevin" anlamına gelir. "Haysur" ise, "hayırlı, üstün, iyi, güzel" gibi anlamlara gelen bir kelimedir. Bu bölüm, "Ey Muhammed! Sen müjdele (veya müjdelen), çünkü sen hayırlısın, üstünsün" şeklinde anlaşılır. Burada Hz. Peygamber'e doğrudan bir hitap ve onun üstün makamını ifade eden bir övgü vardır.

1. Genel Metin (Giriş Kısmı)

Bu kısım mührün genel mahiyetini ve tevhid inancını özetler.

Arapçası Latinize Okunuşu Manası (Anlamı)

اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ Allahü vahdehü lâ şerîke leh Allah tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur.
مُحَمَّدٌ عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ Muhammeden abdühü ve rasûlüh Muhammed O'nun kulu ve elçisidir.

2. Mühr-i Şerif'in Bölümleri

Mührün görsel tasarımında yer alan hiyerarşik sıralama şu şekildedir:

Orta Yazısı (Kelime-i Tevhid)

Mührün kalbi ve merkezinde yer alan ifadedir.

    Arapça: لَا إِلٰهَ إِلَّا الله مُحَمَّدٌ رَسُولُ الله

    Okunuşu: Lâ ilâhe illallâh Muhammedur rasûlullâh.

    Anlamı: Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir.

Üst Yazısı (Müjde ve Yardım)

Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) verilen ilahi desteği ifade eder.

    Arapça: تَوَجَّهْ حَيْثُ شِئْتَ فَإِنَّكَ مَنْصُورٌ

    Okunuşu: Tevecceh haysu şi’te feinneke mansûr(un).

    Anlamı: Nereye dönersen dön (nereye gidersen git), sen mutlaka Allah tarafından yardım olunmuşsun (muzaffersin).

 Alt Yazısı (Övgü ve Şeref)

Peygamberlik makamının yüceliğini vurgular.

    Arapça: تَبَهَّجْ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ خَيْرٌ

    Okunuşu: Tebahce yâ Muhammed ente hayrun.

    Anlamı: Sevin ve neşelen ey Muhammed! Sen (insanlığın/yaratılmışların) en hayırlısısın.

    Küçük Bir Not: Metinde geçen "haysurun" ifadesi, eski el yazması metinlerin okunmasındaki farklılıklardan dolayı "hayrun" (خير - hayırlı) kelimesinin bir türevi veya yerel bir söylenişi olabilir. Genel kabul gören mana "en hayırlı" olduğun yönündedir.

İmam Tirmizi gibi otoriter kaynaklar, mührün üzerinde bir yazı olmadığını, bunun et parçası üzerinde tüylerden oluşan, güvercin yumurtası büyüklüğünde bir kabartı olduğunu vurgular. Yazıdan bahseden rivayetler genellikle daha çok tasavvufi ve şemail ağırlıklı eserlerde yer alır.

2. Hadis Kaynaklarında Nübüvvet Mührü

Peygamber Efendimiz’i yakından gören sahabe efendilerimiz, bu mührü farklı benzetmelerle tarif etmişlerdir.
Câbir b. Semüre (r.a.) Rivayeti:
"Ben Resûlullah’ın kürek kemikleri arasındaki mührü gördüm. O, güvercin yumurtası büyüklüğünde, vücut renginde bir yumru idi." (Müslim, Fedâil 91-92; Tirmizî, Şemâil, s. 20)
Sâib b. Yezîd (r.a.) Rivayeti:
"Teyzem beni Resûlullah’a götürdü... Arkasında durdum ve iki omzu arasındaki mührü gördüm. O, gerdek çadırının düğmeleri (veya keklik yumurtası) gibiydi." (Buhârî, Menâkıb 22; Müslim, Fedâil 93)
Ebû Zeyd b. Ahtab (r.a.) Anlatıyor:
Resûlullah bana: "Yaklaş ve sırtıma dokun" dedi. Elimi sırtına soktum, mührü hissettim. Ona mührün neye benzediği sorulunca: "Birbirine bitişik birkaç tüy gibiydi" demiştir. (Tirmizî, Şemâil, s. 21)

3. Tarihi Önemi: Bahira ve Selmân-ı Fârisî

Nübüvvet Mührü, Efendimiz'in peygamberliğinin delili olarak iki tarihi olayda kilit rol oynamıştır:

    Rahip Bahira Hadisesi: Efendimiz henüz çocukken amcası Ebû Tâlib ile Şam kervanındayken, Rahip Bahira onun sırtındaki bu mührü görmüş ve: "Bu, alemlerin Rabbinin elçisidir, kitaplarda vasfı anlatılan son peygamberdir" demiştir.
    Selmân-ı Fârisî’nin Müslüman Oluşu: Selmân-ı Fârisî, eski din kitaplarından öğrendiği üç alameti Efendimiz'de aramıştır: Sadaka yememesi, hediyeyi kabul etmesi ve sırtındaki peygamberlik mührü. Efendimiz, Selmân’ın bu merakını anlayınca sırtındaki ridayı hafifçe indirmiş, Selmân mührü görünce ağlayarak ona iman etmiştir.

4. Mührün Şekli ve Fiziksel Tasviri

Rivayetlerin toplamından çıkan sonuçlara göre mührün özellikleri şöyledir:

    Yeri: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam iki omuz hizasındadır.
    Rengi: Kendi ten rengine yakın veya hafif kırmızımsı.
    Şekli: Kabarık, etli, bazen üzerinde tüylerin bulunduğu bir ben/nişane.
    Büyüklüğü: Güvercin veya keklik yumurtası büyüklüğünde bir kabartı.

1. Rivayetin İçeriği:

Söz konusu rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali'ye sırtındaki nübüvvet mührünün aynısını çizdirmiş, bu kopyaları ashaba dağıtmış ve "Bunu kâfirlere göstermeyin, yoksa şefaatim vacip olur" demiştir.

2. Kaynak Araştırması:

Bu rivayeti Kütüb-i Sitte (6 sahih hadis koleksiyonu) ve diğer ana hadis kaynaklarında bulamadım. Rivayet, daha çok şu kaynaklarda geçmektedir:

    "Hilyetü'l-Evliya" - Ebu Nuaym el-İsfahani (ö. 430/1038)
    "el-Künâ ve'l-Esmâ" - Hatib el-Bağdadi (ö. 463/1071) gibi tabakat ve menakıb kitaplarında zayıf veya münker isnatlarla nakledilmiştir
    "Şemail" türü bazı eserlerde halk arasında yaygınlaşmıştır

3. Hadis Âlimlerinin Değerlendirmesi:

    İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1201): "el-Mevdûât" (Uydurma Hadisler) adlı eserinde bu rivayeti uydurma (mevdu) olarak nitelendirmiştir.
    Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî: "Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe ve'l-Mevdûa" adlı eserinde bu rivayeti zayıf ve uydurma olarak değerlendirmiş, isnadında problemler olduğunu belirtmiştir.
    Sehâvî ve diğer muhaddisler: Bu tür rivayetlerin İsrailiyat türünden olduğunu ve sahih olmadığını ifade etmişlerdir.


Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) iki kürek kemiği arasında bulunan Mühr-ü Nübüvvet, O’nun peygamberliğinin bedensel nişanelerinden biridir. İslam geleneğinde, özellikle Şemail-i Şerif kitaplarında bu mührün vasıfları ve ona duyulan muhabbetin bereketine dair pek çok rivayet yer alır.

İşte bu kutlu nişanın özellikleri ve faziletlerine dair derlediğim bilgiler:

1. Mühr-ü Nübüvvet’in Şekli ve Tasviri

Sahih kaynaklarda (Tirmizi, Müslim, Buhari) mührün şekli hakkında çeşitli tasvirler mevcuttur. Genel kabul gören tariflere göre:

    Konumu: Sol kürek kemiğine daha yakın, tam kalp hizasındadır.

    Görünümü: Kabarık, kırmızımsı, bir güvercin yumurtası büyüklüğünde veya bir yumru şeklindedir. Üzerinde bazen benler veya tüyler bulunduğu rivayet edilir.

    Üzerindeki Yazı: Bazı rivayetlerde mührün üzerinde "Allâhu vahdehû lâ şerîke leh" (Allah tektir, ortağı yoktur) veya "Teveccüh haysü şi’te feinneke mansûr" (Nereye dönersen dön, sen yardım olunmuşsun/muzaffersin) yazdığı belirtilir.

2. Bakmanın ve Taşımanın Faziletleri

1-Sabah ve akşam abdestli olarak bakılır. Kişinin işi rast gider.
2-Eve çerçeve yapıp asılır. Büyü, Cin ve Şeytandan korunur.
3-Yatmadan önce abdestli olarak bakarsa güzel rüya görür.
4-Bolluk ve Bereket
5-Yeni bir aya ve yeni yıla girerken abdestli olarak bakılır.(Hicri Takvime göre)
6-Kişi Ev sahibi olur. Tablo olarak uzun süre evde asılı kalırsa
7-Yolculuğa çıkmadan önce bakılır.Rahat ve huzurlu geçer.
8-Hasta kişi abdestli olarak mühre baksın
9-Cuma Günü 80 Kere Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder
10-Cuma Günü Sabah namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik  de ibadet yazar
11-Cuma Günü ikindi namazindan hemen sonra ayaga kalkmadan Bak ve  Oku, Seksen senelik günahi olsa Allah affeder. 1 senelik  de ibadet yazar
"Allahü vahdehü la şerike leh Muhammeden abduhü ve rasulullah tevecceh haysu şi'te feinneke mansur "
günde 33 veya 313 defa bu zikri çek. Nübüvvet Mührüne abdestli bak Allah'ın korumasına girersin. Buna inan eğer sen imanlıysan buna inanırsın. Hastalık, talihsizlik ve şansızlık tan korunursun. Büyük Güç, Bereket, Mutluluk ve iyi haberler alacaksın. Sabah güneş doğarken Akşamda abdestli olarak mühre bir kaç dakika bak.

İslam alimleri ve arifler, bu mührün bir örneğine bakmanın veya onu üzerinde taşımanın (hilye-i şeriflerde olduğu gibi) manevi bir kalkan olduğuna dair şu rivayetleri nakletmişlerdir:

    Ateşten Korunma: "Kim bu mühre abdestli olarak sabah baktığında akşama kadar, akşam baktığında sabaha kadar güvende olur." Bazı rivayetlerde, bu mühre ömürde bir kez bakmanın bile kişinin cehennem ateşinden korunmasına vesile olacağı zikredilir.

    Afet ve Hastalıklardan Muhafaza: Mühr-ü Şerif'in resmini üzerinde taşıyanın; vebadan, ani ölümden, hırsızlıktan ve düşman şerrinden korunacağı ifade edilir.

    Bolluk ve Bereket: Mührü yanında bulunduranın rızkının artacağı ve evine bereket geleceği, ulema tarafından tecrübe edilmiş bir "havas" (özel ilim) bilgisi olarak aktarılır.

    Şefaat Ümidi: Ona muhabbetle bakmak, Resulullah'ın (S.A.V.) sünnetine ve şahsına duyulan sevginin bir tezahürü kabul edildiği için manevi bir huzur kaynağıdır.

3. Önemli Bir Not: İtikat ve Edeb

Mühr-ü Nübüvvet'in resmine veya yazılı sembolüne gösterilen bu ilgi, aslında bizzat Peygamber Efendimiz’e duyulan sevginin bir yansımasıdır. Alimler şu noktaların altını çizer:

    Asıl olan sevgidir: Bu görseller sihirli birer nesne değil, berekete vesile olan vesilelerdir.

    Abdestsiz dokunmamak: Üzerinde ayet veya Esma-ül Hüsna yazılı olan nüshaları abdestsiz tutmamaya gayret edilmelidir.

    "Mühr-ü Şerif’e bakmak, O’nun (S.A.V.) cemalini göremeyen müminler için bir teselli ve gönül aydınlığıdır."

Mühr-ü Şerif Tablosu (Kısa Özet)
Durum Fazileti Hakkındaki Rivayet
Bakmak Gönül aydınlığı, emniyet ve korkulardan emin olma.
Okumak "Mansûr" (yardım olunmuş) sırrına mazhar olma ümidi.
Taşımak Kaza, bela, nazar ve hastalıklara karşı manevi koruma.

Ukkaşe (r.a.) ve Kısas Kıssası

Anlattığımız bu etkileyici hadise, İslam literatüründe "Ukkaşe (r.a.) ve Kısas Kıssası" olarak bilinir. Bu rivayet, Peygamber Efendimiz’in (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) kul hakkına verdiği önemi ve ashabının O’na olan derin aşkını gösteren en duygusal sahnelerden biridir.

İstediğiniz şekilde, Türkçemize uygun harflerle hikayeyi ve kaynaklarını aşağıda bulabilirsiniz.
Ukkaşe Hazretleri ve Nübüvvet Mührü

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), vefatına yakın bir zamanda ashabını mescidde toplayarak onlara hitap etti ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Kimin sırtına vurmuşsam işte sırtım, gelsin vursun. Kimin malını almışsam işte malım, gelsin alsın. Kimin izzet ve şerefine dokunmuşsam işte şerefim, gelsin hakkını alsın..."

Mescidde derin bir sessizlik hakimken, Ukkaşe bin Mihsan (r.a.) ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Ya Resulullah! Hatırlarsanız bir gazve dönüşünde develerimiz yan yana gelmişti. Siz devenizi hızlandırmak için kırbacınızı salladınız, ancak kırbaç benim sırtıma isabet etti. Eğer bugün helallik istemeseydiniz bunu asla söylemezdim ama şimdi kısas istiyorum."

Sahabe-i Kiram büyük bir üzüntü ve şaşkınlık içindeydi. Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi isimler öne atılarak "Kısası bize yap!" dedilerse de Efendimiz buna izin vermedi. Kırbaç getirtildi. Ukkaşe (r.a.) son bir istekte bulundu: "Ya Resulullah, o gün benim sırtım çıplaktı. Kısasın tam olması için sizin de sırtınızı açmanız gerekir."

Peygamber Efendimiz hiç tereddüt etmeden mübarek gömleğini sıyırdı. O anda iki kürek kemiği arasındaki Nübüvvet Mührü parladı. Ukkaşe (r.a.), elindeki kırbacı bir kenara fırlatarak hıçkırıklarla o mührü öpmeye başladı ve şöyle haykırdı: "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah! Benim maksadım kısas değildi. Ölmeden önce senin o mübarek vücuduna ve Peygamberlik mührüne dokunabilmek, onu öpebilmekti. Cehennem ateşinden bu vesileyle korunmayı diledim!"

Efendimiz (S.A.V.) gülümseyerek: "Cennet ehlinden birini görmek isteyen bu adama baksın" buyurarak Ukkaşe’yi müjdeledi.
Rivayetin Kaynakları

Bu kıssa, hadis ve siyer kitaplarında detaylı veya özet olarak yer almaktadır:

    Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr: Bu olay en geniş haliyle burada nakledilir.

    Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ: Evliya tabakatı ve siyer anlatımlarında bu rivayete yer verir.

    İbnü’l-Cevzî, el-Vefâ bi-Ahvâli’l-Mustafâ: Peygamber Efendimizin hayatı ve son anlarını anlatan bu eserde mevcuttur.

    Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzûl: Bazı ayetlerin iniş sebepleriyle ilişkilendirilerek anlatılır.

    Küçük Bir Not: Hadis alimlerinin bir kısmı (Zehbi ve Heysemi gibi), bu rivayetin senedindeki bazı raviler nedeniyle metnin "zayıf" olduğunu belirtmişlerdir. Ancak bu kıssa, Peygamber sevgisini pekiştirdiği ve ahlaki bir ders verdiği için asırlardır vaazlarda ve siyer kitaplarında baş tacı edilmiştir.

RiVAYET 2

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir savaşta devesinin veya atının üzerindedir. Elindeki kamçısı istemeyerek bir sahabelerinin sırtına gelir ve onu yaralar. Yıllar sonra, Peygamber Efendimiz vefatından önce ashaptan helallik isterken, o sahabeler kalkar ve: "Ya Resulallah, sen bana kamçınla vurdun. Ben de kısas istiyorum" der. Hz. Peygamber (s.a.v.) "Buyur, kamçı al ve aynı şekilde vur" der. Bunun üzerine sahabeler: "Ama benim sırtım o zaman çıplaktı (elbisesizdi)" der. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de sırtındaki ridasını (elbiseyi) açar. O sahabeler, sırtındaki Nübüvvet Mührü'nü görünce koşup ona sarılır ve mühürü öpmeye başlar ve der ki: "Benim asıl maksadım ve dileğim buydu ya Resulallah! O mübarek mührü görmek istemiştim."

Mührün Elimize Ulaşan Varsayılan Şekli Budur

Bu bir Calligrapyh Tasarımdır

Orjinali Allahu alem kimlerin elinde...



.jpg   Calligraphy Nübüvvet Mührü Çalışması V090220261956-N1.jpg (Dosya Boyutu: 331.49 KB / İndirme Sayısı: 22)
Read More Read More / Comment Comment
Hz. Peygambere büyü yapıldı mı?
Hz. Peygambere büyü yapıldı mı?

Cevap
Değerli kardeşimiz,
Kur'an-ı Kerim'in en son iki suresine “Muavvizeteyn sureleri” denir. Bu iki surenin iniş sebebi olarak hadis ve tefsir kitaplarında şu rivayete yer verilir:
Bir Yahudi bir saç teline on bir düğüm atıp Hz. Peygambere sihir yaptı, bir kuyuya gömdü. Hz. Peygamber sihirden dolayı hasta olunca, bu iki sure nâzil oldu. Hz. Cebrail sihrin yerini O’na haber verdi. Hz. Peygamber bazı sahabileri gönderdi, onlar da sihir yapılan saçı getirdi. Hz. Peygamber bu iki sureyi o saç üzerine okudu. Onun her bir ayeti okuyuşunda bir düğüm çözülüyordu ve biraz daha rahatladığını hissediyordu. (İbn Kesir, Tefsîru'l-Kur'ani'l-Azîm, IV, 574)
Mutezile mensupları ve günümüzde onlara meyledenler bu rivayetin sıkıntılı olduğunu söylerler. Bunu sahih kabul etme durumunda اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!" (Furkan, 25/8) diyen kimselere haklılık kazandırılacağına, vahye şüphe verileceğine dikkat çekerler. Ayrıca, ilahi teminat altında olan Peygamberin masumiyetine halel geleceğini söylerler.
Bu meselede şu noktalara dikkat çekmek isteriz:
- Keyfiyetini tam bilmesek de büyü diye başkalarını etkileyici gizemli bir sır vardır.
- Felak ve Nas gibi bazı sureler ve Ayetü’l-Kürsi gibi bazı ayetler, büyüye karşı bir zırh ve kalkan misali koruyucu özellikler taşırlar.
- Peygamber (asm) için sıcaktan soğuktan etkilenmek caiz olduğu gibi, büyüden etkilenmek de caizdir.
- Peygamberin masumiyeti Uhud'da yaralanmaktan zarar görmediği gibi, bundan da zarar görmemiştir.
- Bir süre büyünün tesiri altında kalmasından dolayı vahye şüphe gelmez, zira devamında büyü etkisiz hale getirilmiştir.
- Kâfirlerin Hz. Peygamber (asm) hakkında “büyülenmiş bir adam” demelerinden murat bu olay değildir. Çünkü onlar bununla Peygamberin sihir vasıtasıyla -haşa- mecnun olduğunu kastetmekte idiler.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
Read More Read More / Comment Comment
Hızlı secde etmek namazı bozar mı?
Hızlı secde etmek namazı bozar mı?

Soru Detayı
- Namazı hızlı kılıyorum daha yavaş ve sakin kılmaya çalışıyorum. Namazda 2 secde arası otururken tam doğrulmamak namazı bozar mı?
- Namazda rükudan sonra tam doğrulmamak namazı bozar mı? Sehiv secdesi gerektirir mi?
- Çoğu namazda çeşitli vesveseler geliyor, tek secde mi yaptın, rükuda “sübhane rabbiyel azim” demeyi unutun mu gibi bu gibi vesveselere karşı ne yapmam lazım?
- Namazda nereleri terk edersek tekrar kılmamız gerekir, neleri unutursak veya yapmasak sehiv secdesi gerekir?
- Nereleri yapmazsak namaza zarar vermez?
- Bu konu hakkında sahih bir namaz nasıl olmalı eksiklik durumunda ne yapılmalı?
- Hızlı namaz kıldığım durumlarda (2 secde arası kalkıp hemen secde etmek, Rükudan kalkınca tam doğrulmadan “Semi allahu limen hamideh” hızlı söyleyip secdeye gitmek) gibi durumlarda namazlar bozuluyor ise geçmişteki tüm namazları tekrar mı kılmam gerekir?

Cevap
Değerli kardeşimiz,
Namazı tadil-i erkana uygun kılmak vaciptir.
Tadil-i erkana riayet için namazın her rüknü sükunet içinde, acele etmeden ve biri diğerinden ayırt edilecek biçimde yerine getirilmeli; mesela rükuya varıldığında tam anlamıyla rüku yapılırken, rükudan doğrulduktan sonra da vücut dimdik hale gelmeli, en az bir defa “sübhanallah” diyecek kadar ayakta durup hareketsiz kalmalı, iki secde arasında da bu ölçüye uyulmalıdır.
Bununla birlikte, tadili erkanı yerine getirme hususunda gevşeklik gösterilmesi -dinen yanlış olsa da- namazın kaza edilmesi gerekmez, kılınan namazlar geçerlidir.
Bu nedenle tadil-i erkanı tamamen terk etmek doğru olmaz, ancak tam yapamamak da namazı bozmaz, kılınan namaz geçerlidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
Read More Read More / Comment Comment
Bir şey Allah rızası için yapılmadığında neden değersizdir?
Soru Detayı
- Her şeyin sadece Allah rızası için yapıldığında değerli olmasının sebeplerini anlatabilir misiniz?
Cevap
Değerli kardeşimiz,
Allah, “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56) buyurmaktadır. Yani yaradılışın gayesi insanın yaratıcısını tanıyıp Ona ibadet etmesidir.
Müfessirlere göre ibadet, insanın yaptıklarına Allah’ın razı olmasıdır. Ubudiyet ise, Allah’ın yaptıklarına insanın razı olmasıdır. Yanı tevekkül ve teslimiyetle karşılamasıdır.
Allah rızasının olmadığı hiçbir işin değeri yoktur. Üstelik insanı değersiz yapar. Ayrıca Allah’ın gazabına sebep olur.
Müminde esas olan, Allah için sevmek, Allah için buğzetmek ve Allah için hüküm vermek düsturuna sahip olmaktır. Yanı sevmesi de nefret etmesi de hüküm vermesi de Allah rızasına dayanmalıdır. Aksi takdirde adalet gerçekleşemez, toplumda fitne ve huzursuzluk meydana gelir. Onun için söz ve davranışlarımızda, ibadetlerimizde Allah rızası esas alınmalıdır.
İnsan bazen, Allah’ın rızasına karşı, nefsin veya başka insanların rızasına göre hareket edebilir. İradesini dünyevi maslahatlar için yanlışa kullanabilir. Bunlar, her ne kadar zahiren kazanmış gibi görünse de netice itibarıyla kaybederler. Bu konuda Allah Resulü aleyhisselatü vesselam insanı şöyle uyarıyor:
"Kim insanların rızasına karşı (insanlar gücense bile) Allah’ın rızasını gözetirse, insanlardan gelen sıkıntılara karşı Allah onu korur. Kim de Allah’ın rızasına karşı insanların rızasını gözetirse, Allah, o insanları ona musallat eder. -onların insafına bırakır-. (Tirmizi, Zühd, 64)
Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda şu açıklamayı yapar:
“Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir.” (bk. Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a)
Sonuç olarak diyebiliriz ki, her işte Allah’ın rızası gözetilmelidir. Allah’ın rızası ise ancak ihlas ile kazanılır. İhlas ise yapılan bir işin Allah rızası doğrultusunda yapılmasıdır. Onun rızası dışında yapılan hiçbir amelin değeri yoktur. İnsanı Allah’tan uzaklaştırır. Sonuçta her iki dünyada da kaybedenlerden olur.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
Read More Read More / Comment Comment
Allah'ın cennetliklere vereceği en büyük nimet nedir?
Soru Detayı
- Allah Teala'nın kuluna verdiği en büyük nimet rüyetullah mıdır?
- Bundan büyük nimet var mıdır veya olabilir mi, olamaz mı?
Cevap
Değerli kardeşimiz,
Allah cennet ahalisine “Ey Cennet halkı!” diye nida eder. Onlar: “Buyurun ey Rabbimiz!” derler.
Allah: “(Size verdiğim bu nimetlerden dolayı) razı oldunuz mu?” diye sorar. Onlar: “Ey Rabbimiz! Hiç kimseye vermediğin nimetleri bize verdin, daha ne isteriz ki!..” derler.
Allah: “Size bundan (verdiğim bütün cennet nimetlerinden) daha üstün bir şey vermemi ister misiniz?” diye buyurur. Onlar: “Ey Rabbimiz! Bize verdiğin bu nimetlerden daha üstün nedir?” diye sorunca, Allah: “Rızamı sizinle beraber kılacağım / Sizden artık hep razı olacağım ve bir daha ebediyen size küsmeyeceğim.” diye buyurur. (Buhari, Rikak, 51; Müslim, Cennet,9; Tirmizi, Cnnet, 18)
Bu sahih hadisten anlaşılıyor ki, en büyük nimet Allah’ın hoşnutluğuna, rızasına mazhar olmaktır.
Öyle zannediyoruz ki, cennetliklere verilecek nimetlerin mertebelerini aşağıdan yukarıya doğru;
- İnsanın cismani tarafına hitap eden maddi nimetleri,
- Ruh, akıl, kalb gibi ruhani tarafına hitap eden manevi nimetleri,
- hem cismani hem ruhanî tarafına hitap eden -rüyetullah- nimeti ,
- Ve hem cismani hem ruhani yönünü sevinçlere boğan Allah’ın rızası ve asla gücenmemesinin garantisi,
şeklinde sıralama yanlış olmaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (730) Sayfa: « Önceki 1 … 10 11 12 13 14 … 730 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Bölümlerimiz 1:

  • Cuma Selamı
  • Yasin Hatim
  • Dini Bölüm
  • Kültürel Bölüm
  • Raşidi Tarikatı

Bölümlerimiz 2:

  • Tasavvuf Bölümü
  • Raşid Tunca
  • PNG Resimler
  • JPG Resimler
  • GiF Resimler

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Raşit Tunca Board
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-25-2026, 05:59 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS