• Portal Hakkalyakin Board Portal
  • Forum Hakkalyakin Board Forum
  • Search Search
  • Help Community >
    • Forum Statistics Forum Statistics
    • Forum Team Forum Team
  • Calendar Calendar
  • Members JAMPS Members
  • Support Support >
  • Linkler Linkler>
    • PIXIZ
    • EZGIF
    • PEXEL
    • PIXABAY
    • BLOGIF
    • FREEPIC
    • OIEDiTOR
    • FOTOBEAR
    • COOLTEXT
Raşit Tunca Board
ANASAYFA -- FORUMUMUZA ÜYE OL -- ÜYE GiRiSi YAP

Raşit Tunca Board > Portal >

MUHAMMED

Muhammed


BAYRAK

TC.Bayrak



Hoşgeldin, Ziyaretçi
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.

Kullanıcı Adı
  

Şifreniz
  





Forum İstatistikleri
Toplam Üyeler» Toplam Üyeler 27
Son Üye» Son Üye Fahriye
Toplam Konular» Toplam Konular 6,643
Toplam Yorumlar» Toplam Yorumlar 7,571

Detaylı İstatistikler Detaylı İstatistikler

DOWNLOADEN


“Downloaden Bölümümüzden BEDAVA Grafik Paketleri,E-Kitaplar ve Bedava Bilgisayar Programlarını Tek TIKLA BEDAVA indirebilirsiniz”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR


AYET

“Yeryüzüne muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır”
ENBİYA Suresi 105


FELSEFEMiZ

“ iSLAM OKUMAK YAZMAK YADA ÇiZMEK DEĞiLDiR, Yahutta O Hadis şöyle, Bu Ayette böyle diyor Diye Papağanlıkda Değildir. islam Kuranı ve sünneti HAYATINA TATBiK edip, Onunla Yaşayabilmekdir”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)


Raşit Tunca Sözü

“Yüzme bilmek Denizden çıkmana fayda vermez, taaki yüzme biliyorsan, denizedee düştüysen, ellerini, kollarını, ayaklarını çırpacaksın, ve birde tutuncak dal bulacak, tutunup çıkacaksın. ilimde böyledir, bir ilmi bilmek fayda etmez, taaki, onu hayatında tatbik edesiye, Dinde böyledir, din bilmek imanını kurtarmaz, taaki, ne zaman, bildiğin öğrendiğin dinini hayatında tatbik edip, yaşadın, o zaman belki kurtulursun.”
(Karoglan Raşit Tunca Sözü)

GÜZEL SÖZ

“ Bazen Hata Yapıvermek, Doğruyu bulmanın ilk Basamağıdır.
(Başağaçlı Raşit Tunca Sözü)



"TÜM DERDLERE DERMAN OLAN ALLAH"
"TÜM DERDLERE DERMAN OLAN ALLAH"

05.01.2012 Perşembe

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Rabbiniz ve geçmişteki atalarınızın Rabbi (buyurdu ki): 'Benim hakkımda gerçekten şüphe içinde iseniz, (şunu bilin ki) ben, benden önce hiçbir beşere ibadet etmemenizi emrettim.'"
"Ve dedi: 'Size gönderilen elçi, mutlaka bir delidir.'"
"Dedi: 'O, doğunun da batının da ve ikisinin arasında bulunan her şeyin de Rabbidir; eğer anlayabiliyorsanız.'"
(Sâd Suresi, 26, 27, 28)

Sadakallâhül azîm.

Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ sâhibi'r-rıdâ.
Allahümme salli alâ Mûsâ sâhibi'l-yedi'l-beydâ.
Allahümme salli alâ Îsâ sâhibi's-sofra.
Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ ve Ehli beytihi Mehdî aleyhisselâm sâhibi'z-zamân ve'l-mekân.

Yolculuğumuza başlıyoruz.

Bu yolculukta, peygamberlerin bizlere bıraktığı sünnetlerden, hikmetlerden ve hayatı anlamlandıran ölçülerden bahsedeceğiz. Peygamberler, yalnızca tebliğciler değil, aynı zamanda hayatın her alanına dair örnek davranışlar (sünnet) sergileyen rehberlerdir.

İlk olarak, basit gibi görünen fakat derin hikmetler taşıyan bir sünneti hatırlayalım: Yün eğirmek, giymek ve bundan elde edilen giysileri kullanmak. Bu, Hz. Şuayb (a.s.)'ın ümmetinde ve kızı Hz. Safura (r.anha) vasıtasıyla Hz. Mûsâ (a.s.)'ın hayatında da görülen bir uygulamadır. Bu sünnet, tevazu, kanaatkârlık ve tabiatla uyum içinde yaşamak gibi erdemleri hatırlatır. Mevsimlerin düzeni, Allah'ın (c.c.) koyduğu denge ve ölçü (mîzan) iledir. Bu ölçüyü gözetmek, sadece ticarette değil, hayatın her alanında adaleti sağlamak demektir.

Rabbimiz, Hz. Şuayb (a.s.) vasıtasıyla Medyen halkına şöyle buyurmuştur: "Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların haklarına tecavüz etmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." (A'râf Suresi, 85). Bu ilahi emir, sadece ticari bir kural değil, kâinattaki ilahi dengenin ve sosyal adaletin de bir gereğidir. Ölçüde ve tartıda hile yapmak, nihayetinde toplum düzenini bozar, bereketi kaldırır.

Buradan hareketle, bir tefekkür sorusu soralım: İnsan bedeni, bu muazzam kâinatın bir özeti, bir misali midir? İnsan vücudundaki organların sayıları, yerleri ve oranları, bize ne gibi hikmetler ve ilahi sanat mucizeleri gösterir? Bu soruyu, bir sonraki buluşmamıza kadar düşünelim.

Gelelim başka bir sünnete: Hz. Mûsâ (a.s.), Medyen'e yolculuğunda, yaprak yemiş, asâsı ile hayvanlara yaprak dökmüştür. Bu, tabiata saygı, eldekine kanaat etme ve Allah'ın rızkına şükür gibi davranışları bizlere öğretir.

Bir başka edep ve sünnet örneği ise, Hz. Mûsâ (a.s.) ile Hz. Safura (r.anha) arasında yaşanan bir hadiseden çıkarılabilir. Hz. Mûsâ (a.s.), kadınlara karşı edebi ve iffeti gereği, Hz. Safura (r.anha)'nın arkasından yürümek yerine, ona kendisini takip etmesini söylemiş, yönünü ona belli etmesi için taş atmasını istemiştir. Bu, peygamberlerin hayatındaki nezaket, edep ve iffetin eşsiz bir örneğidir. Erkek ve kadın arasındaki münasebetlerde ölçülü olmak, edebe riayet etmek, İslam'ın temel prensiplerindendir.

Misafire ikram etmek, sofra kurmak da peygamberlerin ortak sünnetlerindendir. Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Lût (a.s.), Hz. Şuayb (a.s.) ve Hz. Îsâ (a.s.)'ın hayatlarında bu sünnetin güzel örnekleri görülür. "Halil İbrahim sofrası" tabiri, bu cömertlik ve misafirperverlik geleneğinden gelir. Hz. Îsâ (a.s.)'ın marangozluk yapması ve yer sofrası kullanması da O'nun tevazu ve sade yaşantısının bir göstergesidir.

Yeme adabına dair bir sünnet de şudur: Yerde, sağ ayağı dikip sol ayağı yere yayarak veya benzer şekilde oturarak yemek yemek. Bu oturuş şeklinin, mideyi sıkıştırarak erken doyma hissi verdiği ve böylece israftan koruduğu söylenir. Yemeği, midenin üçte birini dolduracak şekilde yemek ise sağlık açısından önemli bir sünnettir.

Tüm bu sünnetler ve adab kuralları, hayatımıza bir düzen, denge ve hikmet getirir. Bunlar, sadece şekilden ibaret değil, her biri derin manalar taşıyan ilahi öğretilerdir.

Son olarak, ibadetlerimizdeki farzların yanı sıra "vacip" diye tabir edilen, dini açıdan güçlü bir şekilde emredilen hükümlere de dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatalım. Örneğin:

    Secdede alnın yanı sıra burnun da yere değmesi,

    Üç ve dört rekatlı namazlarda ilk oturuş (ka'de-i ûlâ),

    Her namaz oturuşunda Tahiyyât'ı okumak ve kelime-i şehadet getirmek,
    Hanefî mezhebine göre vacip hükmündedir. Farzları tamamlamak ve ibadetlerimizi sünnete uygun şekilde eda etmek için bu vaciplere de riayet etmek önemlidir.

Unutmayalım ki, dinimiz bir bütündür. Peygamberlerin hiçbirini diğerinden ayırmadan hepsine iman eder, onların getirdiği hakikatleri tasdik ederiz. Onların sünnetleri, asla geçmişte kalmış, terk edilmiş davranışlar değildir. Her biri, tazeliğini koruyan, bizleri hakikate ulaştıran birer rehberdir.

Asıl muhabbet, halkın değil, Hakk'ın sözünü üstün tutmaktır. Asıl kaygı, dünya malının değil, Hakk'tan ayrı düşmenin acısını duymaktır.

Dualarımız olsun ki; Rabbimiz, bizi sözlerin en güzeli olan Kelâm-ı Kadîm'e ve bütün peygamberlerin sünnetlerine sımsıkı sarılan, ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yerine getiren, dünyaya değil, ahirete yönelik amel işleyen kullarından eylesin. Tüm dertlerimize derman, tek sığınağımız kendisi olsun.

Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
"AZÎZ VE İNTİKAM SAHİBİ OLAN ALLAH"
"AZÎZ VE İNTİKAM SAHİBİ OLAN ALLAH"

13.01.2012 Cuma

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir." (Mâide Suresi, 40)

"Onların (peygamberlerin) izleri üzere, Meryem oğlu Îsâ'yı, kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayan, doğru yola ileten ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet rehberi ve öğüt olan İncil'i verdik." (Mâide Suresi, 46)

Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ sâhibi'r-rıdâ.
Allahümme salli alâ sâhibi't-tayri min tîn.
Allahümme salli alâ Îsâbni Meryem ve ümmi'l-enbiyâ Meryem.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Kur'ân Muhammedin Mustafâ.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-İncîl Îsâ.
Allahümme salli alâ sâhibi't-Tevrât Mûsâ.

Yolculuğumuza başlıyoruz. Cumanız mübarek olsun.

Öncelikle, Cuma namazının farziyeti ve eda şartları üzerinde düşünelim. Cuma namazı, şartları oluştuğu yerde her akıllı, hür, mukim (yolcu olmayan) erkek Müslümana farz-ı ayndır. Bu şartlar arasında; namazın cemaatle ve hutbe ile kılınması, kılınacak yerin umuma açık olması ve yetkili bir imam tarafından kıldırılması gibi hususlar yer alır. İmamet, İslam devlet düzeni içinde bir sorumluluk ve ehliyet işidir. Cemaat ise, mezheplerin içtihatlarına göre belirli bir sayıdadır. Bu detaylar, ibadetlerimizin şuurlu ve kurallarına uygun olarak yerine getirilmesi için önem arz eder.

Bugünkü tefekkürümüz, "Azîz" ve "Züntikam" (İntikam Sahibi) esmâ-i hüsnâsı etrafında şekilleniyor. Allah (c.c.) mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibidir. O'nun gazabı da rahmeti de hikmet iledir. Mâide Suresi'nin 40. ayeti, bu hakikati net bir şekilde beyan eder: Mülk O'nundur, azap ve mağfiret de yalnız O'nun elindedir.

Kur'ân-ı Kerîm, bize peygamberler zinciri ve onlara indirilen kitaplar arasındaki uyumu ve birbirini tasdiki öğretir. Hz. Mûsâ'ya Tevrat, Hz. Îsâ'ya İncil, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Kur'ân indirilmiştir. Her bir kitap, bir öncekini tasdik eder, onun hükmünü kendi zamanına taşır ve insanlığa hidayet rehberi olur. Son ve evrensel kitap olan Kur'ân-ı Kerîm ise, hepsini kuşatır, nihai hükmü koyar ve onları muhafaza altına alır. Mâide Suresi'nin 44. ve 47. ayetleri, kendilerine kitap verilenlerin, o kitapların hükmüyle hükmetmeleri gerektiğini, aksi takdirde zalim ve fasık olacaklarını bildirir. Bu, hakikate teslimiyetin ve ilahi emirlere uymanın önemini gösterir.

Bu bağlamda, vahiy ve peygamberlik müessesesi, yalnızca bir inanç konusu değil, aynı zamanda hayatı düzenleyen, bela ve musibetlere karşı tedbirler sunan bir yol göstericiliktir. Hz. Yûsuf (a.s.)'ın Mısır'da kıtlığa karşı aldığı tedbirler, Allah'ın vahyiyle olmuş ve bir milleti felaketten kurtarmıştır. Peygamberlerin sünnetleri, sadece ibadet şekilleri değil, hayatın her alanına dair hikmetli prensiplerdir. Bu sünnetlere ittiba etmek, birey ve toplum olarak hem dünyevî hem de uhrevî sıkıntılara karşı en sağlam tedbiri almaktır.

"Allah Azîz'dir, intikam sahibidir." Bu, O'nun adaletinin ve kudretinin bir tecellisidir. Hakikati inkâr eden, peygamberlere ve onların getirdiği mesaja savaş açan, zalim ve mütecaviz kimseler, tarih boyunca ilahi adaletin tecellisine şahit olmuşlardır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de helakı, bu adaletin açık bir örneğidir. Bu, müminlere bir teselli ve güven, zalimlere ise bir uyarıdır. Ancak şunu unutmamak gerekir: İslam, insanı geçmişinden temizler. Kim samimiyetle tövbe edip iman ederse, Allah'ın rahmeti ve mağfireti o kişiyi kuşatır.

Bu haftaki sünnetimize gelelim: Bazı peygamberlerin ve salih kulların, tevazu, zühd ve Allah'a yakınlık niyetiyle çıplak ayakla yürüdükleri rivayet edilir. Bu bir edep ve zühd halidir. Ancak, özellikle namaz gibi farz ibadetlerde mezheplerin belirlediği örtünme ve temizlik şartlarına riayet esastır. Örneğin Hanefî mezhebine göre namazda ayakların mest veya çorap ile örtülü olması caizdir. Bir sünneti yerine getirmek isterken, farzları ve diğer dinî hükümleri göz ardı etmemek gerekir. İbadetlerde esas olan, niyetin halisliği ve şeriat ölçülerine uygunluktur.

Cuma gününün ve 13 sayısının bazı kültürlerde farklı anlamlar yüklenmesi, biz Müslümanlar için asıl olanın, Allah'ın takdirine ve sünnetullah dediğimiz ilahi kanunlara iman etmek olduğunu hatırlatır. Her gün, her sayı Allah'ın yaratması ve takdiriyledir. Mümin, bâtıl inançlardan uzak, yalnızca Allah'a dayanır ve O'ndan yardım diler.

Dualarımız odur ki; Rabbimiz, Azîz ve Züntikam isimlerinin tecellilerinden muhafaza buyursun. Gazabından affına, kahırından lütfuna sığındırıp, bizi peygamberlerinin sünnetine sımsıkı sarılan, Kur'ân'la amel eden ve O'nun rızasını kazanmaya çalışan kullarından eylesin.

Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.

El-Fâtiha ve's-salavât.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
"İSRÂ VE MİRÂCIN SIRRI: YEDİ SAYISININ HİKMETİ"
"İSRÂ VE MİRÂCIN SIRRI: YEDİ SAYISININ HİKMETİ"

20.01.2012 Cuma

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Kulu Muhammed'i bir gece, kendisine birtakım âyetlerimizi göstermek için, Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrâ Suresi, 1)

Allahümme salli alâ sâhibi'l-mi'râc.
Allahümme salli alâ sâhibi't-tâc.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Haceri'l-Muallak.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Burâk.
Allahümme salli alâ Sıddîkı'l-Ekber.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Kıbleteyn.

Yolculuğumuza başlıyoruz. Bu yolculuk, İsrâ ve Mi'râc mucizesinin hikmet ve sırlarına doğru bir tefekkür yolculuğudur.

İnsanoğlunun tuttuğu yol, yaptığı iş, baktığı yer, duyduğu söz bazen istikametinden sapabilir, ters bir yöne gidebilir. Bu sapmaların düzeltilmesi için önce yönün, yani kalbin ve niyetin düzeltilmesi gerekir. İşte İsrâ ve Mi'râc, bu anlamda bir "düzeltme" ve "yükseltme" mucizesidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Hüzün Senesi" diye anılan, amcası Ebû Tâlib ile eşi Hz. Hatice (r.a.)'ın vefatı gibi büyük sıkıntıların ardından, Cenâb-ı Hakk'ın bir lütfu olarak önce Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, oradan da Sidretü'l-Müntehâ'ya yükseltilmiştir. Bu, O'nun ruhunun, sıkıntılardan arınıp ilahî huzura kabul edilişinin ve ümmetine getirdiği mesajın yüceliğinin bir işaretidir.

Bu mucizevi yolculuğun çizgisel seyri üzerinde tefekkür edildiğinde, derin bir hikmet göze çarpar. Mekke'den Kudüs'e olan yatay yolculuk (İsrâ) ve oradan semalara olan dikey yükseliş (Mi'râc), şekil olarak "7" rakamını hatırlatır. Arap rakamıyla "٧", Latin rakamıyla "7". Bu rakam, bir şeyi ters iken düzeltmenin, bir durumu ıslah etmenin de sembolüdür. Ters duran bir şeyi düzeltmek için yapılan hareket, adeta bu rakamın çizimi gibidir; bir dönüş ve yükselişi ifade eder.

Bu, bizim hayatımız için de bir örnektir. Bazen hayatımızda her şey ters gider, istikametimiz bozulur. İşte o zaman, Peygamber (s.a.v.)'in izinde, İsrâ ve Mi'râc'ın ruhuyla, önce yönümüzü (kıblemizi, niyetimizi) düzeltmeliyiz. Sonra da kalbimizi ve amellerimizi, dikey bir yükselişle Rabbimize doğru yöneltmeliyiz. Bu iki hareket, her tersliği düzeltecek bir ilahî formüldür.

Mi'râc, Hicret'ten bir buçuk yıl önce, Recep ayının 27. gecesinde vuku bulmuştur. Bu gece, sadece bir tarih değil, aynı zamanda insanlığın manevi kurtuluşu için yeni bir başlangıç, bir dönüm noktasıdır. Bu mucize, Peygamberimiz (s.a.v.)'e ve ümmetine, en zor anlarda dahi Allah'ın yardımının ve yükselişin mümkün olduğunu göstermiştir.

"Korku, kalp hastalıklarını giderir. Fakat sevgi, kalp hastalıkları ile birlikte küfrü de giderir." buyurulmuştur. İsrâ ve Mi'râc'ın temelinde de Allah'a olan sınırsız sevgi ve O'na kavuşma arzusu vardır. Bu sevgi, her türlü engeli aşar, her sıkıntıyı düzeltir.

Dualarımız o dur ki; Rabbimiz, hayatımızda ters giden her ne varsa, İsrâ ve Mi'râc'ın "yedi" sırrı hikmetiyle düzeltsin, istikametimizi salih ameller ve güzel ahlak üzere sabit kılsın. Bize, her işimizde bir "Mi'râc" edebilmeyi, yani maddî ve manevî bir yükselişi nasip etsin. Vefatımızda da, Habibi'nin (s.a.v.) şefaatine ve Livaü'l-Hamd sancağı altına nail eylesin.

Tâhâ Suresi'nin 61. ayet-i kerimesinde Rabbimiz buyuruyor ki: "Mûsâ onlara dedi ki: 'Yazıklar olsun size! Allah'a karşı yalan uydurmayın! Sonra (O) bir azap ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a karşı) yalan uyduran hüsrana uğramıştır.'"
Bu ikaz, her dönemde hakikati örtmeye, sihirli sözlerle, aldatıcı düzenlerle insanları yanıltmaya çalışanlara karşı bir uyarıdır. Hakikat, daima gâliptir. Batıl, ne kadar süslü ve güçlü görünürse görünsün, sonunda sönüp gidecektir.

Bu haftaki sünnetimize gelelim: Abdestte başın meshedilmesi farzdır. Mezhepler arasında bu farzın tatbik şekli farklılık arz eder. Örneğin Hanefî mezhebine göre başın dörtte birini meshetmek yeterlidir. Diğer mezheplerde ise farklı uygulamalar vardır. Bu farklılıklar, İslam'ın kolaylık dinî oluşunun ve herkesin haline uygun bir yol bulunduğunun göstergesidir. Her mümin, kendi mezhebine göre bu farzı yerine getirmelidir. Ancak, unutulan veya terk edilen bir sünnet varsa, onu öğrenmek ve hayata geçirmek büyük bir ecir sebebidir. İlmiyle amil olan alimlerden bu konuları öğrenmeye gayret edelim.

Sorumuza gelelim: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mi'râc'tan dönerken hangi yoldan inmiş ve nereye inmiştir? Bu soruyu, bir sonraki buluşmamıza kadar tefekkür edelim, kitaplarımıza müracaat edelim.

Rabbim, sevdiklerimizin, sevenlerimizin ve bütün müminlerin işlerini, Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ın İsrâ ve Mi'râc mucizesinin sırrı hürmetine yoluna koysun, düzeltsin ve yüceltsin.

Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
"ARAF SURESİ VE RA'D SURESİ 7-8. AYETLER IŞIĞINDA BİR MÜTALA"
"ARAF SURESİ VE RA'D SURESİ 7-8. AYETLER IŞIĞINDA BİR MÜTALA"

26.01.2012 Perşembe

Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Onlar dinlerini oyun ve eğlence edindiler. Dünya hayatı onları aldattı. İşte bugün de biz, onların, bu günlerine kavuşmayı unuttukları gibi unuturuz. Ayetlerimizi bile bile inkâr edip durmalarından ötürüdür bu." (A'râf Suresi, 51)

Sadakallâhül azîm.

Allahümme salli alâ men ârefe ve irfân saçtı, alâ er-Rufâî ve cemaati Rufâî, vesellim.

Bugünkü yolculuğumuza, yakın zamanda âhirete irtihal eden bütün mümin kardeşlerimize rahmet niyazıyla başlıyoruz. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.

Yolculuğumuza "A'râf" kelimesinin sırlarını açıklayarak başlayalım. "A'râf", yüksek yer, yükseltilmiş mevki, iki şey arasında bulunan berzah, bir nevi sınır anlamlarına gelir. Yüce Kitabımızda, cennet ile cehennem arasında, her ikisini de gören yüksek bir sınır (burçlar) olarak tasvir edilir. Orada bulunanlar, her iki topluluğa da seslenirler. Onlar, hem maddî hem de manevî anlamda yüksek bir makamı temsil ederler; bağlantısız, müstakil, fakat her iki âlemi de temaşa eden bir konumdadırlar.

Bu durum, coğrafî bir ada için de bir temsil olabilir. Bir ada, derin sularla çevrili olup onun içinden yükselir. Hem derinliği, hem de yükseltiyi aynı anda barındırır. Üzerinde farklı inançlar ve kökenler yaşar. Bu, insanın iç dünyası için de bir benzetme olabilir. İnsan nefsi, derin ve karanlık sularla (heva ve heves) çevrilidir; ancak ona rağmen yükselen bir "ada" (kalp ve ruh) vardır. İşte gerçek "ârif", bu adada, yani yüksek kalp makamında oturandır. İrfan ehli, bu yüksek mevkide, Hak ile bâtılın arasındaki farkı görerek, her ikisine de vakıf olarak, hikmetle nazar ederler.

"A'râf" ehli, irşatlarını, insanların hakikati bulma yolculuklarındaki farklı yönelimlerine göre gerçekleştirirler. Kimi, hakikati sağında, kimi solunda, kimi yukarısında arar. Hakikat ise, arayanın niyeti, samimiyeti ve istikameti kadar yakınındadır. Nihayetinde, hakikati arayan herkes, onu bulduğu yerde, aslında kendi iç yolculuğunun bir yansıması olarak bulur. Bu, Hakk'ın kullarına olan rahmetinin ve adaletinin bir tecellisidir.

Kur'ân-ı Kerîm'de, A'râf ehlinin, cennetlikler ve cehennemlikler arasında bir hitabı anlatılır. Onlara, "Umduğunuzu buldunuz mu?" diye sorarlar. Cennet ehli, Allah'ın rahmet vaadinin hak olduğunu, cehennem ehli ise azap vaadinin gerçekleştiğini ikrar eder. Bu sahne, herkesin kendi amel defterinin bir neticesiyle karşılaşacağı o büyük günün hakikatini hatırlatır.

Bir diğer önemli husus, "Recfe" kavramıdır. "Recfe", şiddetli sarsıntı, deprem, korku ve dehşet anlamlarına gelir. Geçmiş ümmetlerden Ad ve Semud kavimleri, peygamberlerini yalanlayıp azgınlaşınca, bu "recfe" ile, yani şiddetli bir sarsıntı ve ilahî gazap ile helak edilmişlerdir. Onlar, dünya hayatına dalıp ayetleri oyun ve eğlence edindiler. Kendilerini güvende hissetmek için sağlam dağlara evler oydular, fakat Allah'ın azabından hiçbir sığınak, hiçbir kale koruyamadı.

Bu kıssalar, bize şu hakikati bildirir: İnsan, maddî kaleler, sığınaklar inşa ederek ilahî hükümden ve sorumluluktan kaçamaz. Asıl korunak, iman ve takva kalesidir. "İman ettim" (Âmentü) demek, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, hayır ve şerrin O'ndan olduğuna ve Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ın Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna kalpten inanmaktır. Bu inanç, insanı her türlü manevî ve maddî "recfe"ye karşı en sağlam desteğe ulaştırır.

Gelelim bir güzel sünnet ve edep örneğine: Hz. Ebu Bekir es-Sıddık (r.a.) bir sabah namazına yetişmek ister. Camiden içeri girerken abdestinin bozulduğundan şüphelenir. Tam dışarı çıkacakken, kapıda asılı bir kap görür. İçinde bembeyaz, baldan tatlı bir su vardır. Üzerinde "Lâ ilâhe illallâh Muhammedün resûlullâh, Ebû Bekri's-Sıddîk" yazılı bir mendille örtülüdür. O su ile abdestini tazeler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namazdan sonra ona dönüp şöyle buyurur: "Sana müjdeler olsun ey Ebu Bekir! O suyu sana Cebrail getirdi, mendili Mikail tuttu, beni rükûa varmaktan sen gelinceye kadar İsrafil alıkoydu."

Bu hadis-i şeriften alınacak çok ince edep ve sünnet dersleri vardır: Abdest suyuna hürmet göstermek, onu israf etmemek, cemaate yetişmek için gayret etmek, namazda huşûyu ve cemaatin tamamlamasını gözetmek... İşte meleklerin dahi riayet ettiği bu inceliklere, biz kulların daha çok özen göstermesi gerekir.

Dualarımızın kabul, ibadetlerimizin makbul olması için, bu ince edeplere ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılalım. Gönlümüzü oyun, eğlence ve dünya aldatmacasından koruyalım. Hakiki bir "ârif" olma yolunda, kalbimizi ilim, irfan ve takva ile yükseltelim. Zira gerçek yükseklik, kalplerin Allah ile olan yakınlığındadır.

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi, Habibi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ın, pak âlinin, ashabının ve kıyamete kadar onların yolundan giden bütün müminlerin üzerine olsun. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun.

El-Fâtiha.

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan
Read More Read More / Comment Comment
GAYBÎ FETİHLER VE NEFİS TERBİYESİ
GAYBÎ FETİHLER VE NEFİS TERBİYESİ

04.02.2012 Cumartesi

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim

"Onlara Nuh'un haberini oku. Hani o kavmine şöyle demişti: 'Ey kavmim! Eğer benim aranızda durmam ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, bilin ki ben ancak Allah'a dayanıp güvendim...'" (Yunus Suresi, 71-73)

"Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Şüphesiz kıyamet vaktinin sarsıntısı çok büyük bir şeydir." (Hac Suresi, 1)

Allah’ım; güvenilir, metanet sahibi ve kuvvetli kıldığın Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.), onun temiz aline, ashabına ve hidayet önderleri olan halifelerine salat ve selam eyle. Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hacer annemize, zemzemin bereketiyle selam olsun.
Zamanın Mevsimleri ve İlahi İkazlar

Yolculuğumuz, baharın habercisi olan cemrelerin (gönül aydınlıklarının) kalplere düşmesiyle başlıyor. Kainattaki mevsimsel değişimler ve tabiat olayları, aslında bizlere ilahi birer mesajdır. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen "büyük sarsıntı" ayetleri, sadece fiziksel depremleri değil, insanlığın manevi uyanışını da temsil eder. Zaman ilerledikçe ve devirler değiştikçe, insanoğlu kendi iç dünyasındaki sarsıntılarla yüzleşmekte ve Rabbine dönmesi için ikaz edilmektedir.
Nefis Atını Dizginlemek

Tasavvuf yolunda nefis, üzerine binilecek vahşi bir ata benzetilir. At (nefis) henüz eğitilmemişken binicisini sarsar, üzerinden atmaya çalışır. Ancak kişi sabır ve kararlılıkla bu atı eğitmeye başladığında, yani "Mülhime" (ilham alan) nefis mertebesine ulaştığında, artık nefsin dizginlerini eline almış demektir.

Nefis atını dizginlemek şu aşamalardan geçer:

    Sabır: Nefis günaha meylettiğinde ona "dur" diyebilmek.

    Tevbe: Hata yapıldığında hemen pişmanlık duyup "Tevbe" bahrine sığınmak.

    İstikamet: Helal olanla yetinip harama bakmamayı bir karakter haline getirmek.

Nefis tamamen uysallaşıp "Mutmainne" (huzura ermiş) makamına eriştiğinde, kulun kalp gözü açılmaya başlar. "Fütuhat-ı Gaybiye" dediğimiz hikmet kapıları bu aşamada aralanır. Kişi, hadiselere sadece gözüyle değil, gönül nuruyla bakmaya başlar.
Sosyal Ahlak ve Adalet

Bir toplumda ahlak zayıfladığında, haya perdesi kalktığında ve haramlar sıradanlaştığında o toplum manevi bir yıkıma uğrar. Depremler ve musibetler, bazen insanoğlunun kendi eliyle bozduğu dengenin bir neticesidir. Eğer bizler hayatımızda adaleti hakim kılmazsak, komşumuza, ailemize ve doğaya karşı adil davranmazsak, beklediğimiz huzur ve kurtuluş gecikecektir.

Kurtuluşun yolu, hırslarımızı (soğan ve sarımsak gibi geçici hevesleri) bırakıp, Rabbimizin bize sunduğu manevi nimetlerle yetinmektir. Başkalarının hakkına göz dikmeden, iffet ve dürüstlük içinde yaşamak bizi büyük felaketlerden koruyacak en büyük kalkandır.
Hz. İbrahim’in (a.s.) Mirası ve Arınma

Hz. İbrahim’in hayatı, karanlıklardan aydınlığa çıkışın öyküsüdür. O, bir mağarada, dış dünyanın kirliliğinden korunarak büyümüş ve kalbi sadece Allah’ın nuruyla dolmuştur. Bu hikaye bizlere şunu öğretir: Ruhumuzu ve evlatlarımızı haramın, kötülüğün ve fitnenin "karanlıklarından" koruyup, onları halis bir niyetle yetiştirmeliyiz.

Bir evladın yetişmesinde ilk 15 günün ve saflığın önemi büyüktür. Manen "temiz bir toprakta" (salih bir aile ortamında) yetişen nesiller, yarının adaletini tesis edecek olanlardır. Kendi nefis atına sahip çıkan, harama el uzatmayan ve dürüstlüğü şiar edinen her mümin, aslında beklenen huzur dolu devrin bir neferidir.

Rabbim bizleri nefsine mağlup olanlardan değil, gönül fethine erenlerden eylesin. Bizleri sarsıntılardan, kıtlıktan ve ahlaki erozyondan muhafaza buyursun.

El-Fatiha maassalavat.

Başağaçlı Raşit Tunca (Kar©glan)
Read More Read More / Comment Comment
İMAN VE ZİKRİN HİKMETİ
İMAN VE ZİKRİN HİKMETİ

09.02.2012 Perşembe

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim

"Yeryüzünde gezip dolaşın... Bilin ki siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz." (Tevbe Suresi'nden mülhem)

Allah’ım; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdiğin tüm peygamberlerine salat ve selam eyle. Hz. Adem’den Hz. Nuh’a, Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. İsa’dan Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) kadar gelmiş geçmiş bütün nebilere ve onların izinden giden salih kullara selam olsun.
Sevgi ve Zikir

Kıymetli Müminler, İnsan neyi severse, kalbi onunla meşgul olur. Bir dünyalığı sevenin dili her an onu anar; malı seven kazancını, sanatı seven eserini zikreder. Hatta gökyüzündeki kuşlar bile kendi lisanlarıyla rızıklarını veren ve tohumu çatlatan Allah’ı zikrederler. Hz. Süleyman’ın Hüdhüd’ü bile toprağın altındaki taneye can veren Kudret’e yemin ederek söze başlar.

Eğer bir kuş kadar olamıyorsak, yaratanı unutup sadece yaratılana takılıp kalıyorsak, gönül hanemiz viran olmuş demektir. Süleyman Çelebi Mevlid-i Şerif’inde ne güzel buyurur: "Allah adın zikredelim evvela, vacip oldu cümle işte her kula..." Allah’ın adıyla başlanan her iş kolaylaşır, her düğüm çözülür. Bir kez aşk ile "Allah" diyenin gönlü sonbahar yaprakları gibi günahlarından arınır.
Namaz: Din ve Dünyanın Direği

Sevdiğini söyleyen kişi, sevdiğini anmaktan geri durur mu? Mümin için Allah’ı anmanın en yüce makamı namazdır. Namaz; hem zikirdir, hem tefekkürdür, hem de ruhun miracıdır. Nasıl ki kemikler bedeni ayakta tutuyorsa, namaz da dini ve maneviyatı ayakta tutar. Ancak ruhsuz bir beden nasıl yaşayamazsa, huşusuz ve zikirsiz bir namaz da eksik kalır. Asıl olan, kalbin her daim uyanık kalmasıdır.

Rabbimiz Enfal Suresi’nde kurtuluşun anahtarını "Allah’ı çokça zikretmek" olarak beyan buyurmuştur. Ashab-ı Kiram, Efendimiz’e (s.a.v.) amellerin en faziletlisini sorduğunda; "Ölürken bile dilinin Allah’ın zikriyle ıslak kalmasıdır" buyurmuşlardır. Gaflet içinde olanlar arasında Allah’ı ananlar, ölüler içindeki diriler gibidir.
Kainatın Nizamı ve Teslimiyet

Kainattaki her zerre, atomdan galaksilere kadar bir nizam içindedir. Her nefes alıp verişimizde aslında "Hû" diyerek O’nu zikrederiz. Aldığımız oksijen nasıl bedene hayat veriyorsa, zikrullah da ruha öyle hayat verir. İnsan zikirden ve şükürden kesildiği an, manen ölmüş demektir. Hak dostları, otururken, ayaktayken veya yatarken her anlarını bu şuurla geçirirler.
Fıtratı ve Kutsal Mirası Korumak

Peygamberler yurdu olan mukaddes topraklar, insanlığın ve imanın ortak mirasıdır. Hz. İbrahim’in (a.s.) yürüdüğü bu yollar, tevhid inancının yeryüzündeki mühürleridir. Bizlere düşen, bu manevi mirasa sahip çıkmak, fıtratı bozmaya çalışan her türlü yanlışa karşı hakkın ve hakikatin yanında durmaktır. Unutulmamalıdır ki; Allah’ın aziz kıldığını kimse zelil edemez. Zulüm ile abad olunmaz. Bizler peygamberlerin ve salihlerin yolunda, edep ve hikmetle yürümeye memuruz.
Tövbe ve Arınma

Eğer hatalarımız ve noksanlarımız varsa, kurtuluş kapısı olan tövbeye sığınmalıyız. Hakiki bir tövbe; pişmanlık duymak, yanlışa dönmemeye azmetmek, üzerimizdeki hakları iade etmek ve bedeni helal rızıkla besleyip ibadetle tazelemektir.

Rabbim bizleri zikirden, fikirden ve istikametten ayırmasın. Gönlümüzü kendi sevgisiyle, dilimizi zikriyle payidar eylesin.

El-Fatiha maassalavat.

Başağaçlı Raşit Tunca (Kar©glan)
Read More Read More / Comment Comment
ANDROMEDA VE HİKMET AYI (MÜDDEKKİR)
ANDROMEDA VE HİKMET AYI (MÜDDEKKİR)

17.02.2012 Cuma

Euzubillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim

"Andolsun biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Peki, öğüt alan (müddekkir) yok mu?" (Kamer Suresi, 17. Ayet)

Allah’ım; zikreden, tefekkür eden, seçilmiş ve tertemiz olan tüm peygamberlerine; Hz. Adem’den Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) kadar gelen bütün kutlu elçilere salat ve selam eyle. Hz. Hacer, Hz. Hatice, Hz. Ayşe ve Hz. Meryem annelerimizin makamlarını ali eyle.
Kainatın Derinliklerinden Gelen Nizam

Yolculuğumuz semanın derinliklerinden, Andromeda’nın temsil ettiği o büyük nizamdan başlıyor. Kainattaki her bir yıldız ve sistem, birbirine kopmaz bağlarla ve ilahi bir ölçüyle bağlıdır. Hz. Süleyman ve Hz. Davud dönemlerinden bu yana süregelen bu ilahi dengede, her varlığın bir yeri ve vazifesi vardır.

Cenab-ı Mevla’nın yeryüzünde peygamber göndermediği hiçbir millet yoktur. Brezilya’dan Meksika’ya, Afrika’dan Asya’ya kadar her coğrafya, aslında bir peygamber mirası ve hikmet ehlinin izlerini taşır. Yeryüzünde peygamber nefesi değmemiş hiçbir yer yoktur; ya bir nebi gönderilmiş ya da bir uyarıcı gelmiştir.
Hz. Lokman’ın Hikmeti

Hz. Lokman, dış görünüşüyle değil, kalbindeki hikmetle yücelmiş bir şahsiyettir. Kendisine bu ilmin sırrı sorulduğunda, şu hikmetli düsturları paylaşmıştır:

    Gözü haramdan sakınmak.

    Dili yalan ve gıybetten korumak.

    İhtirasları dizginlemek ve iffeti muhafaza etmek.

    Verilen söze sadık kalmak ve emanete hıyanet etmemek.

    Konuğa ikram etmek ve komşu hakkını gözetmek.

    Malayani (boş ve faydasız) işlerle uğraşmamak.

İşte bu ahlaki prensipler, bir insanı "Hikmet Sahibi" kılar. Bugün tıp dünyasından bilim dünyasına kadar herkesin bu kadim hikmete ihtiyacı vardır.
Fıtratı Korumak ve Genetik Müdahale Uyarısı

İnsan bedeni, kainatın küçük bir haritasıdır. Gökyüzündeki nizam nasıl hassas bir dengeye sahipse, insanın genetik yapısı (DNA) da öyle bir dengeye sahiptir. Bilim ve teknoloji adına insanın fıtratıyla, gıdaların genetiğiyle oynamak, sadece sağlığı bozmakla kalmaz; aynı zamanda yeryüzündeki huzuru ve dengeyi de sarsar.

Gıdaların genetiği bozulduğunda bedenlerin dengesi bozulur, hastalıklar artar ve insanın yaratılışındaki o temiz fıtrat zarar görür. Tıpkı Hz. Lokman’ın sağlığa dair uyarıları gibi, bizler de bugün yediğimize, içtiğimize ve genetik mirasımıza sahip çıkmalıyız. Fıtratı bozulan bir toplum, manevi felaketlere de kapı aralar.
Kurtuluş Yolu: Tövbe ve İstikamet

Allah katında hak din İslam’dır. Bizler selametle yaşamanın anahtarını Kur’an’da ve Sünnet-i Seniyye’de buluruz. Eğer bir meselede yolumuzu kaybedersek; önce Allah’ın kitabına, sonra Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetine, ardından ise Hulefa-i Raşidin’in (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali) ve hak dostlarının yoluna bakmalıyız.

Eğer hatalarımız varsa, kurtuluş samimi bir tövbededir. Hakiki bir tövbe şu altı esası gerektirir:

    Geçmiş günahlardan pişmanlık duymak.

    Günahı bir daha işlememeye azmetmek.

    Kazaya kalan farz ibadetleri yerine getirmek.

    Kul haklarını iade etmek ve helalleşmek.

    Harama bulaşmış benliği temizlemek.

    Bedeni ibadetin lezzetiyle yeniden inşa etmek.

Rabbim bizleri fıtratı bozanlardan değil, ıslah edenlerden eylesin. Bizleri Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ashabının yolundan, sadıkların kapısından ayırmasın.

El-Fatiha maassalavat.

Başağaçlı Raşit Tunca (Kar©glan)
Read More Read More / Comment Comment
29 ŞUBAT – ENFÂL SURESİNDEN İBRETLER
29 ŞUBAT – ENFÂL SURESİNDEN İBRETLER

25.02.2012 – Cumartesi

Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

“Öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmaz. Bilin ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”
(Enfâl Suresi, 25)

Sadakallâhu’l-azîm.

“Ey iman edenler! Eğer Allah’tan sakınırsanız, O size hakkı bâtıldan ayıracak bir ölçü verir, günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.”
(Enfâl Suresi, 29)

Sadakallâhu’l-azîm.

Allah’ım, Habîbin Muhammed Mustafa’ya, onun âline, ashabına ve bütün peygamberlerine salât ve selâm eyle.

Yolculuğa Başlarken

Kardeşlerim,

Bugün yolculuğumuza ibretle başlıyoruz.
Bu yolculuk, çocukluğumuzdan beri bildiğimiz basit bir fıkrayla başlasın:

Bir adam arkadaşına der ki:
“Bana pazardan bir at al; ne siyah olsun, ne beyaz, ne kırmızı… hiçbir bildik renk olmasın.”

Arkadaşı cevap verir:
“Atı aldım ama almaya pazartesi gelme, salı gelme, çarşamba gelme… haftanın hiçbir günü gelme; başka bir gün gel.”

Bu söz bize şunu anlatır:
İmkânsız istekler, insanı gerçeğe yaklaştırmaz.

Bir başka ibretli sözde de şöyle denir:
“Tren kazalarında en çok ölüm son vagonda oluyormuş.”
Buna çare olarak “O hâlde son vagonu kaldıralım” demek, gerçeği değiştirmez.

Ölümden ve Kıyametten Kaçış Yoktur

Ey insanlar,

Ölümün de, kıyametin de kaçışı yoktur.
İnsan, tedbir alır ama kaderi ortadan kaldıramaz.

Kur’an bize öğretir ki:
Dünya bir imtihan yurdudur.
Takdir edilen vakit geldiğinde, ne bir an ileri gider ne de geri kalır.

İnsanlık tarihi boyunca insanlar, bu sonla yüzleşmemek için kaçış yolları aramışlardır.
Oysa Rabbimiz buyurur:

“Her can ölümü tadacaktır.”

Takva ve Furkan

Enfâl Suresi 29. ayet bize büyük bir müjde verir:

Takva, yani Allah’tan sakınmak;
insana furkan, yani doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği kazandırır.

Takvasız ilim, insanı kurtarmaz.
Takvasız güç, fitneye dönüşür.
Takvasız akıl, insanı kibir ve inkâra sürükler.

Ama takva varsa:

Günahlar örtülür

Kalp berraklaşır

Hak ile batıl ayrılır

İnsan Bedeni ve İlahi Ölçü

Rabbimiz kâinatta da, insan bedeninde de ölçü ve denge koymuştur.

İnsanda zamanla ayrılan parçalar vardır:
Saç, tırnak gibi…
Bunlar bedene zarar vermeden ayrılır.

Bu bize şunu öğretir:
Allah, fazlalığı hikmetle ayırır, eksiltmeyi rahmete çevirir.

Aynı şekilde sünnet de, İbrahim aleyhisselâmdan beri bir fıtrat ve temizlik ölçüsüdür.
Eksiltme değil, berekettir.
Zarar değil, hikmettir.

Fitne ve İmtihan

Fitne sadece zulmedenleri yakmaz;
toplum sessiz kalırsa herkesi kuşatır.

Bu yüzden mümin:

Hakkı söyler

Batıla razı olmaz

Ama edebi, merhameti ve ölçüyü terk etmez

Vaaz; hakaretle değil, hikmetle yapılır.
Davet; kırarak değil, onararak olur.

Tevbe Kapısı Her Zaman Açıktır

Kardeşlerim,

Bir mümin günah işlediğinde, imanı yok olmaz.
Tevbe ederse, Allah onu affeder.

Ebu’d-Derdâ Hazretleri şöyle buyurur:

“Günah işleyen mümin, tevbe edince kardeşimizdir. Günahı sevemem ama kendisini severim.”

Tevbe eden kimse, günah işlememiş gibidir.
Yeter ki pişmanlık samimi olsun ve günaha dönülmesin.

İbretli Bir Hatırlatma

Hz. Ömer radıyallahu anh, İslam’dan önce hatalar işlemişti.
Ama İslam onu adaletin timsali yaptı.

Bu bize şunu öğretir:
İslam, insanı geçmişiyle değil; tevbesiyle değerlendirir.

Sonuç

Ey kardeşlerim,

Ölümden kaçış yoktur

Kıyametten kurtuluş yoktur

Ama takva ile kurtuluş vardır

Allah’tan sakınan, furkana erişir.
Furkana erişen, fitneden korunur.

Dua

Allah’ım,
Bizleri fitneden muhafaza eyle.
Kalplerimize takva, amellerimize ihlâs ver.
Hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak görmeyi nasip eyle.

Bizleri Peygamberimizin ahlâkından, Ehl-i Beyt’inin yolundan ayırma.

El-Fâtiha maassalavât…

Başağaçlı Raşit Tunca
Read More Read More / Comment Comment
ZEMZEM – MÂŞALLAH – İNŞALLAH – RIZA
ZEMZEM – MÂŞALLAH – İNŞALLAH – RIZA

03.03.2012 – Cumartesi

Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

“İnkâr edenler, keşke Müslüman olsaydık diyecekleri günler olacaktır.”
“Hiçbir ümmetin eceli öne alınmaz ve ertelenmez.”
(Hicr Suresi, 2. ve 5. Ayetler)

Sadakallâhu’l-azîm.

Allah’ım, Resûlullah Muhammed Mustafa’ya salât ve selâm eyle.
Allah’ım, hicranın tabibi olan Efendimize salât eyle.
Allah’ım, Zemzem’in sahibi Hz. İsmail’e,
Beytullah’ın mimarı Hz. İbrahim’e,
Kâbe’nin ve mukaddes beldelerin imamı olan Resûlullah’a salât eyle.

Zemzem ile Başlayan Yolculuk

Bugün yolculuğumuza derin bir kuyudan başlıyoruz.
Bu kuyu, yalnızca bir su kaynağı değil; teslimiyetin, sabrın ve rızanın sembolüdür.

Zemzem, Hacer validemizin çaresizlik içinde Safa ile Merve arasında koşarken Rabbine sığınmasının bir neticesidir.
Bir annenin, yavrusu için gösterdiği tevekkül ve gayret, Allah’ın rahmetiyle berekete dönüşmüştür.

Hz. İbrahim’in imtihanı da buradadır:
Evladını ve eşini Allah’a emanet edip dönmek…
Bu, akılla değil; imanla taşınabilecek bir yüktür.

İmtihanın Bereketi

Hz. İbrahim’in hayatı bize şunu öğretir:
Allah yolunda verilen hiçbir şey kaybolmaz.

Ateşe atıldığında ateş serinlik oldu

Çölde bırakılan evlat, Zemzem’e vesile oldu

Kurban emri, rahmete dönüştü

Bu, ihlâsın bereketidir.

Zemzem ve İnsan Fıtratı

Zemzem; temizdir, safdır ve bereketlidir.
İnsan bedeninde de buna işaret eden bir hikmet vardır:
Ağızda bulunan tükürük bezleri, sindirimin ve temizliğin ilk adımıdır.

Bu, bize şunu hatırlatır:
Allah, maddî ve manevî şifayı birlikte yaratmıştır.
Ancak her nimet, saygı ve şükürle anlam kazanır.

Nimet küçümsenirse bereketi gider,
Kıymeti bilinirse şifaya dönüşür.

Mâşallah – İnşallah – Besmele

Mümin, her işine besmele ile başlar.
Çünkü besmele; niyeti Allah’a bağlayan anahtardır.

Mâşallah: Nimeti Allah’tan bilmek

İnşallah: İşi Allah’a havale etmek

Rıza: Sonucu gönül huzuruyla kabul etmek

İşte iman ahlâkı budur.

Rıza ve Sünnet Dengesi

İslam, ölçü dinidir.
Aşırılık da ihmalkârlık da doğru değildir.

Peygamber Efendimizin sünneti;

Hayata düzen getirir

Nefsi dengeler

İnsanı yormadan olgunlaştırır

Bu bağlamda rida (üst giysi, cübbe) ile namaz kılmak sünnettir.
Ama asıl olan, kalbin edebi ve niyetin doğruluğudur.

Şeytana Karşı Korunma

İnsan hata yapabilir.
Peygamberler dışında hiç kimse masum değildir.

Bu yüzden müminin silahı şudur:

Besmele

Dua

Tevbe

Sünnete bağlılık

Kim Allah’ın adını anarak iş yaparsa,
Şeytan o işe ortak olamaz.

Sonuç ve İbret

Zemzem bize şunu öğretir:
Çaba + Tevekkül + Rıza = Bereket

İnsan, rızayı seçerse yolunu bulur.
Kibre saparsa yolunu kaybeder.

Rabbimiz buyurur:

“Onu biz indirdik ve onu biz koruyacağız.”

Kur’an korunmuştur.
Hak yol açıktır.
İnsan ise seçmekte serbesttir.

Dua

Rabbim bizlere;

Hacer validemizin sabrını

İbrahim aleyhisselâmın teslimiyetini

İsmail aleyhisselâmın sadakatini

Muhammed Mustafa’nın ahlâkını nasip eylesin.

Bizleri nimetini bilen, rızasını arayan kullarından eylesin.

El-Fâtiha maassalavât…

Başağaçlı Raşit Tunca
Read More Read More / Comment Comment
Toplam (730) Sayfa: « Önceki 1 … 12 13 14 15 16 … 730 Sonraki »
Sayfaya Git 

RAŞiT TUNCA

BAŞAĞAÇLI RAŞiT TUNCA
Raşit Tunca

FORUMUMUZDA
Dini Bilgiler...
Kültürel Bilgiler...
PNG&JPG&GiF Resimler...
Biyografiler...
Tasavvufi Vaaz Sohbetler...
Peygamberler Tarihi...
Siyeri Nebi
PSP&PSD Grafik

BOARD KISAYOLLARI

ALLAH

Allah



BAYRAK

TC.Bayrak



WEB-TUNCA


Radyo Karoglan


RADYOYA GiR


Foruma Misafir Olarak Gir




FORUMA GiR



Forumda Neler Var


Karoglan-Raşit Tunca - Dini - islami - Dini Resim - FIKIH - Kuran - Sünnet - Tasavvuf - BAYRAK - Milli - Eğlence - PNG - JPEG - GIF - WebButtons - Vaaz - Sohbet - Siyeri Nebi - Evliyalar - Güzel Sözler - Atatürk - Karoglan Hoca - Dini Bilgi - Radyo index - Sanal Dergi




GALATASARAY

G A L A T A S A R A Y


FENERBAHÇE


F E N E R B A H C E


BEŞiKTAŞ

B E Ş i K T A Ş


TRABZONSPOR

T R A B Z O N S P O R


MiLLi TAKIM

M i L L i T A K I M


ETKiNLiKLERiMiZ


“Peygamberimiz Buyurdular ki Birbirinize Temiz ağız ile Dua edin. Bizde Sayfamızı ziyaret edenlerin ve bu bölümü ziyaret edenlerin kendilerinin Ruhaniyetine, geçmişlerinin Ruhuna Yasin Okuyup hediye ediyoruz Tıkla, ya sende oku yada okunmuş Yasinlerden Nasibini Al”
(Raşit Tunca)


BÖLÜME GiR

MEVLANA'DAN

“ Kula Bela Gelmez Hak Yazmadıkca, Hak Bela Yazmaz Kul Azmadıkca, Hak intikamını, Kulunun Eliyle Alır da, Bilmiyenler Kul Yaptı Sanır."
(Hz. Mevlana)




Bölümlerimiz 1:

  • Cuma Selamı
  • Yasin Hatim
  • Dini Bölüm
  • Kültürel Bölüm
  • Raşidi Tarikatı

Bölümlerimiz 2:

  • Tasavvuf Bölümü
  • Raşid Tunca
  • PNG Resimler
  • JPG Resimler
  • GiF Resimler

Sosyal Medya Hesaplarımız

                   
                   
  • Raşit Tunca Board
  • Yukarı Git
  • Arşiv
  • RSS
  • impressum
  • Hakkımda
  • iletişim Adresimiz
Support yardım | RAŞiT HOCA | Tarih: 04-25-2026, 07:28 PM Türkçe Çeviri: MyBB, Yazılım: MyBB, © 2002-2026 MyBB Group. | Theme JAMPS